Ana Sayfa Blog Sayfa 6414

Hubyar Sultan Ocağı

Halk arasında Hubyar, Hubyar Sultan, Hubyar Devletlü, Hızır Hubyar, Hubyar Baba, Hubyar Derviş olarak adlandırılmaktadır.

Birleşik bir kelime olan Hûbyâr’ın iki anlamı vardır. Hû: Allah anlamındadır. Hûb: güzel, hoş, iyi demektir. Yâr: yârân, dost, sevgili, ahbab, mahbûb, muhibb ifade etmektedir. Hûbyâr ise birincisi dünyevi anlamda “Güzel Dost” demektir.Türkmence; Huday (Hudaay): Allah, Hüda. Hudayyolı (Hudayyoolı): Allah için kesilen kurban. Demektir ki eski Orta-Asya Türkçesinde ve lehçelerinde aynı anlamlara gelen benzer kelimeler vardır. İkincisi ise manevi anlamda “Allah’ın sevgilisi”, “Allah’ın Güzel Dostu” ya da “Hakk Ereni”ni, Allah yolunda başını (serini) kurban etmeye hazır, kamil insanı ifade eder ki; Alevilerde bu manada “Hubyar Sultan”ı telakki etmişlerdir.

Hünkâr Hâce Bektaş-ı Veli (1209/10-1271/3) ile çağdaş olan Hubyar Sultan’ın Türkistan’da evli olduğuna dair bir rivayete rastlamadık. Bu durum Alevilik’te tek eşlilik anlayışından kaynaklanmış olabilirliğindendir. Ortak ittifak Hubyar Sultan, Anadolu’ya gelip yerleştikten sonra evlendiğidir. Karamanoğlu Mehmet Bey (Ö.1277) yöreyi irşat amacıyla Yalıncak Sultan adlı bir zatı gönderir. Bu zatta bugünkü Sivas’ın Hafik İlçesinin Yalıncak Köyü’ne yerleşerek dergahını kurar. Hubyar Sultan’da Yalıncak Sultan (Ö. 1283 )’ın kızı Gönül Ana ile evlenir ve soyu bu hatundan devam ederek bugünlere gelir. Bu evliktende anlaşılacağı gibi Hubyar Sultan ile Karamanoğlu Mehmet Bey arasında sıkı bir siyasi ilişki mevcuttur. Varolan bu ilişki bölgedeki halk hareketlerinede yansımıştır.

Bugünkü Kazakistan’ın Türkistan bölgesinden Oğuz-Beydili boyu oymakları ile Anadolu (Rum)’a göçerek; Tokat bölgesine yerleşen Hubyar Sultan’da Hâce Ahmet Yesevi halifelerindendir. Hubyar Köyü’nde tarihsel olarak Beydili Sıraç topluluklarına ve Hubyar Dede Ocağı’na damgasını vuran Hubyar adında iki zat vardır. I.Hubyar Sultan 13.yüzyılda, II.Hubyar Abdal 16.yüzyılda yaşamıştır. İki Hubyar’ın yaşam öyküsü, rivayetleri, menkıbeleri, kerametleri, ozanların deyişleri birbirine karışmıştır. I. Hubyar Sultan’ın konar – göçer bir şekilde zaman zaman geldiği Ormanlık yöre kutsal kabul edilmektedir.Kendi adıyla anılan bugünkü Hubyar Köyü’nü kuran II.Hubyar Abdal ise Horasan’dan gelen Hubyar Sultan’ın torunlarındandır.

I.Hubyar Diye de bildiğimiz ve 13.yy da yaşayan Hubyar Sultan’ ın tam olarak ne zaman ve nerede öldüğü bilinmemektedir.

16.yy da yaşayan Hubyar ‘ ın ise eldeki belgelere göre 1573 lü yıllarda öldüğü düşünülmektedir. Hubyar Abdal diye de adlandırdığımız II.Hubyar ‘ ın Türbesi Tokat Almus Hubyar Köyündedir. Bu türbenin nezdinde her iki Hubyar bir kabul edilmiş ve dua ve kurbanlar buraya sunulmaktadır.

Hubyar Abdal 1527 yılında Tokat Bölgesinde yapılan Celali İsyanlarından Zünnünoğlu Halil ayaklanmasına katılmış hatta bu ayaklanmanın organizesini sağlamıştır. Bu isyanın kanlı bir şekilde bastırılmasından sonra Bugünkü Hubyar Köyü sınırları içerisinde bulunan Tekeli Dağı eteklerinde bulunan Gürgençukuru diye de bilinen Ormanlık alana yerleşmiş ve Hayatını bu bölgede tamamlamıştır.

Hubyar Abdal Hubyar Köyüne bir Tekke kurarak taliplerine ve gelip geçenlere aş imkanı sağlamıştır. Buraya kurduğu Dergahta yetişen Dedeleriyle Kızılbaş Beydili Sıraç Türkmenlerine hizmet etmiş onların birliğini ve dirliğini temin etmiştir.

Barışın anatomisi, demokrasinin biyolojisi, toplumun psikolojisi

Anatomi, Yunanca’da “çıkarmak” anlamına gelen “ana” ve “kesmek” anlamına gelen “tome” sözcüklerinden türetilmiştir. Canlıların yapısı ve düzeniyle ilgilenen bir bilimdir. Barışın da bir anatomisi olmalı. Barış, öyle durup dururken, bir eylem ve yaratım olmaksızın, kendiliğinden oluşacak bir durum değildir. Öncelikle geçmişi, yaşanmış olanı görmeyi, anlamayı ve yorumlamayı gerektirir. Bundan murat edilen, tarafların yaşanan acı gerçekteki sorumluluklarını kabul etmeleridir. Ancak barışı talep eden ile barışı ret edenin arasında, talep edenden yana pozitif ayrımcılık gerekir. Bir örnekle ifade etmeye çalışayım. Sendika yöneticiliği yaptığım yıllarda bir toplantıda “İşçi sendikası konfederasyonu” yöneticisi; “Ne barışı? Savaş yok ki barış olsun! Terörist saldırı ve bunun karşısında güvenlik güçlerinin vatan savunması var!” demişti. Bildiğiniz ve ne yazık ki tanık olduğunuz gibi bu resmi söylemle bu güne geldik ve yaklaşık 50 bin canımızı yitirdik. Yaşadığımız diğer acılar da cabası… Oysa askeri yetkililerin de ifade ettiği gibi “Düşük yoğunluklu” olsa da bir savaş vardı ve üstelik bu savaş kirliydi. Barışın anatomisi için öncelikle bu kirden arınmak gerekir. “Helalleşme” ancak kirden arınmayla mümkündür. Mevcut anatomiye bir müdahale olmaksızın oluşacak barış, yaraları içinde taşıyan bir anatomik yapıda olacaktır ki bu da yeni hastalıkların üremesine zemin hazırlayacaktır. Barışı sağlıklı bir anatomiye kavuşturmak için mevcut durum tümüyle ortaya serilmelidir. Bu anlamda oluşturulan çalışma grupları yanlış yöntemle, eksik oluşturulmuş olsa da gereklidir. Ama bu yanlışlığın ve eksikliğin tez elden giderilmesi gerekir.

Barıştan murat edilen “Canım birbirimizi öldürdük ama unutalım gitsin! El sıkışalım, barışalım!” gibi sıradan bir tutum değil elbette. Barıştan murat edilen “Yeni bir yaşam” oluşturmaktır. “Yeni yaşam” esvap değiştirmek gibi basit değil. Zihniyetten tutalım da uygulamaya, anayasadan yasalara bir bütün yeni ve demokratik olandır “yeni yaşam.” Sahiden bir demokrasi oluşturacaksak, ki kuşkusuz öyle, 90 yıldır “demokrasi” diye ifade edilen hastalıklı biyolojiye de müdahale etmek gerekir. Kah organ nakli, kah terapi, kah ilaç tedavisi… Ama tüm bu tedavi süreçleri için hastanın da hastalığını kabul etmesi gerekir. Zira hasta hastalığının farkında değilse, kabul etmiyorsa ona hiçbir tedavi kar etmez. Düşünme becerisinden yoksun ve bu durumunun farkında olmayan kişiye alimin, insanı kamilin beynini de nakletseniz nafile! Farkındalık çok önemli. Gelişme, ilerleme, tedavi, sağalma ancak farkındalıkla mümkündür. Farkına varmak tam da barışın anatomik ve biyolojik açıdan sağlıklı olmasını sağlayacak yegane ilaçtır. Bugün bir “barış ortamı” oluştuysa, bu farkında olanların farkındalığı sayesinde oluştu. Barışın sağlıklı bir biyolojik yapıda olmasını istiyorsak bir gerçeği cesurca ifade etmemiz gerekli. “Türkiye toplumu olarak anatomik, biyolojik ve psikolojik açıdan çok örselendik ve hastayız!” örselenmenin de ötesinde yaralandık, paralandık, darmadağın olduk!.. Gözümüzün gördüğünü anlamaz, kulağımızın duyduğunu işitmez, dokunduğumuzu duyumsamaz, tattığımızın tadına varmaz, kokladıklarımızı hissetmez olduk. Duyularımızı yitirdiğimiz için, idrak ve anlamayı da yitirdik lakin farkında olmadık!

Bu anatomik ve biyolojik manzaraya karşın psikolojimiz sağlam olabilir miydi?.. “Düşük yoğunluklu savaş” öyle bir toplumsal ruh oluşturdu ki büyük bir çoğunluğumuz henüz bunun farkında bile değil. Şiddetten haz alanlar, linç hezeyanları geçirenler, öfke nöbetleri, saldırılar, çıldırmalar, cinnet geçirmeler!.. Ne yazık ki, hemen her gün bir film sahnesi gibi izlemeye alıştığımız kadın cinayetleri bu tablonun yarattığı bir sonuç değil midir? Acımasızlık, merhamet denen insani erdemden yoksunluk haliyle cinnet geçirmeler tam da “düşük yoğunluklu” denen kirli savaşın bir sonucudur. Oysa barış kabul ve saygı ile başlar. Ve ne yazık ki biz barış erdemini isteyenler çok önemli bir şeyin daha farkında değiliz! Bu manzara içinde barışı sağlamak, barış isteyenlerin kaldıracağı çok ağır bir yüktür. Barış erdeminin ve toplumdaki bu halin farkına varanlar, farkına varmayanları farkına vardırmak görevi ile karşı karşıyadır. Bu da yeni bir dil, eylem ve söylemi gerektirir. Aslında ‘barışça’ diye bir dil var ve bu dili öğrenmemiz, konuşmamız gerekiyor.

Bütün bunları sağlamak için çoğul olmak gerekir. Barışın anatomisi, demokrasinin biyolojisi, toplumun psikolojisi çoğul olanların, çoğul düşünebilenlerin işidir. Anatomik, biyolojik, psikolojik… Devasa Türkiye vücuduna, devasa bir operasyon yapılacaksa bu operasyon için çok uzman gerekir. Öyle ya operasyon, bir uzman grubunun insicamlı çalışmasıyla yapılan zor bir iştir. Türkiye’deki demokrasi, barış mücadelesini oluşturan kurum ve örgütlerin bu operasyonu yapacak becerisi vardır. Ama uzmanların uyumlu çalışması için operasyonun doğru yönetilmesi gerekir. Bu anlamda Kürt Siyasal Demokratik Hareketinin “Konferans” vb. süreçleri barışın dinamikleri ve demokrasi güçleri ile birlikte oluşturması, çoğul bir yapıya kavuşturması gerekir. BDP’nin şu telaş halinden sıyrılıp barış ve demokrasiyi dert edinen parti, sendika, dernek, meslek odası, federasyon, konfederasyon vb. kurumlara bir çağrı yapması ve “Konferansların” çoğul bir katılım ve çoğul bir akılla coşkulu bir yöntemle örgütlenmesi gerek.

1 Mayıs Emek Bayramı kutlu olsun. Yaşasın 1 Mayıs… Bijî Yek Gulan…

Yazar Aziz Tunç’un Tutsaklığı Ve Kitabı Üzerine

 Mustafa ELVEREN

Yazar Aziz Tunç “KCK” adıyla yapılan operasyonlar sonucunda uzun süredir Silivri 2 No.lu L tipi cezaevinde tutsaktır. Tutsak olmadan önce onlarca makaleleri ve bir de kitabı yayınlanmıştı.

Sevgili Aziz Tunç’la yüz yüze hiç görüşme imkânım olmadı. Ancak, internet üzerinden MSN ile birkaç kez görüşmelerim oldu. Zaten bu görüşmelerimiz devam ederken değerli Aziz kardeşimin “KCK operasyonu” adı altında yapılan operasyonla tutsak alındığını basından öğrenince şaşırmış ve çok üzülmüştüm.

MSN ile dostluğunu kazandığım yazar Aziz Tunç ile ilgili basında okuduğum bir-iki haberin dışında tutsak olduğu günden beri hiç haber alamadım. Ancak birkaç gün önce oğlu Feyzullah’tan Aziz’in yazdığı kitap ile ilgili bir mesaj aldım ve çok memnun oldum. (1)

Sayın Aziz Tunç’un zindana tutsak olmasına neden olduğunu düşündüğüm(üz) “Maraş Kıyımı, Tarihsel Arka Planı ve Anatomisi” isimli kitabın 4. baskısını yaptığını Feyzullah’ın mesajından sevinçle öğrenmiş bulunmaktayım.

Bulunduğum şehirde kitabı temin edemedim. O nedenle Gomanweb Sitesi yazarlarından Sayın Ali Erdoğan’ın kitapla ilgili yaptığı değerlendirmeyi sizlerle paylaşmak istiyorum. Sayın Erdoğan’ın bu uzun değerlendirmesini özetlemeye çalıştım;

“Kalesi özgürlük, amacı adalet olan yazar kardeşimiz Aziz Tunç de, Türkiye’nin değişik bölgelerinde yaşayan Kürt Alevilere yapılan / yapılmakta olan soykırımı dile getirmek için, “Maraş Kıyımı, Tarihsel Arka Planı ve Anatomisi” isimli bir kitap yazmıştı. Kitap okuyucunun ilgisini fazlasıyla çekmiş olacak ki, kısa zamanda bir, iki ve üçüncü baskıları tükenmiş, dördüncü baskısını okuyacağınız kitabın yazarını susturmak için, ‘Sen kitap mı yazarsın, bizleri deşifre mi edersin dercesine’ KCK yaftasıyla cezaevine aldılar.

Dikkatinizi çekmiştir sanırım, kitapta “Neden Maraş?” diye çok önemli bir bölüm var. Tekrar tekrar okumanızı öneririm: “… Aleviliğin tarihsel özelliği, her zaman düzene muhalif olmaları; Alevilerin henüz, devletin ve sistemin denetimine tam olarak girmemiş olmaları, düşünsel ve inançsal dünyalarının egemen ideolojisiyle barışık olmaması; asimilasyona direnç göstermeleri devletin çözmesi gereken sorunların başında gelmekteydi. Bu nedenle Aleviliğin yok edilmesini veya asimile edilmesi gerekmekteydi. O yıllarda Maraş’ta Kürt Aleviler, kitlesel olarak devrimcilerin yanında yer alıyorlardı. Kürt Alevilerin siyasallaşmasının, Kürt halkının gelişen Ulusal Özgürlük talepleriyle buluşma ihtimali çok güçlüydü. Ve bu ihtimal, egemen güçleri fena halde korkutmaktaydı. İşte soykırım bu halkanın oluşmaması için yapılmıştı….” diyor yazar. Bu kanıya her duyarlı insan, aydın ve demokrat imzasını atar…” (2)

Sayın Ali Erdoğan’ın bu tespitlerine ben de aynen imzamı atıyorum. Bu kitabın yazarı Sayın Aziz Tunç şu anda çok ağır bedel ödemektedir. Sayın Tunç’un bu direncini selamlıyorum.

-Önce vatan sonra insan- diyen bir sistemin tornasından üretilen kişiler insanlık konusunda ne kadar sağlıklı düşünebilirler? Sağlıklı karar verebilirler mi?

Daha 4 yıl önce “Terör örgütünü övmek” gerekçesiyle ceza alan öğretmen arkadaşım Mehmet Artan Elazığ E Tipi Kapalı cezaevinde kitap okuduğu sırada kalp krizinden hayatını kaybetmişti. Bu acı hala yüreğimdeyken başka arkadaşlarımın cezaevine konulmasına yüreğim artık taşıyamıyor. Şu anda birçok dostum ve arkadaşım ne yazık ki cezaevlerinde tutsak edilmişlerdir.

Alevi felsefesinin öznesinde “önce insan” vardır. O nedenle Kızılbaş olmak zordur. Kızılbaş Kürt olmak daha da zordur. 3K’li (Kürt-Kızılbaş-Komünist) olmak ise, hepsinden daha çok zordur ve bedeli de o kadar ağırdır.

Dostum Aziz Tunç gibi binlerce insanın tutsak edilmesi ülkemizde barışın ve özgürlüğün oluşmasına en önemli engellerden biridir. Bu tür tutuklamalar ülkemizin yararına değil, tam tersine zararınadır.

Bu baskılardan kurtulmak için Alevilerin, tüm ezilen halkların ve emekçilerin oluşturdukları demokratik örgütlerle birlikte siyasi zeminde mücadele etme düşüncesini benimsemeleri gerekmektedir.

“Siyasi partilere bağımlı kalmadan gücümüzü birleştirelim, örgütlenmemizi geliştirelim. Adil ve yaşanılır bir dünya, demokratik, laik, eşit yurttaşlığa, barış ve demokrasiye dayalı bir Türkiye projesinde yerimizi alalım” (3)

Yarın 1 Mayıs. Emekçilerin Birlik-Dayanışma-Mücadele Günü. Bu vesileyle başta dostum Aziz Tunç olmak üzere; zindanlardaki tutsakların, ezilen halkların, emekçilerin 1 Mayıs Bayramı’nı kutlar, barış ve dostluk temelinde tüm siyasi tutsakların bir an önce özgür olmalarını dilerim.
30/05/2013

NOT: Bu yazının bir kopyası Silivri Cezaevi’nde tutsak bulunan Sayın Aziz Tunç’a tarafımdan posta ile gönderilecektir.

Mustafa Elveren
elverenmustafa@hotmail.com

KAYNAKLAR:
(1) – Feyzullah Tunç’un e-posta ile bana gönderdiği mesaj
(2) – Ali ERDOĞAN-gomanweb.org
(3) – Kemal Bülbül–PSAKD Gn. Bşk.

Kendine yabancılaşmak …!!!

Başbakanın Alevilik ve cemevi tanımı bir canımızın mizahi tasviri ile “tekamül” etti. Öyle ya İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı yaparken, “Cemevi cümbüş evi” demiş, dozerlerle Karaca Ahmet Dergahı üzerine “Sefer etmeyi” bile düşünmüştü. Akabinde “Yürü ya kulum” nidasına binaen parti kurmuş, başbakan olmuş… “Çırak, Kalfa…” derken “Usta olmuştu.” Ecdattan devşirme akılla “Usta” mertebesine “Terfi eden” başbakan bu kere cemevini “Ucube” diye sıfatlandırmıştı…!!! “Ustalıktan, devlet başkanlığına” terfi etmeyi tahayyül ettiği her halinden anlaşılan başbakan bu kere bir AKP milletvekilinin “Sayın Başbakanım cemevleri Alevilerin ibadet merkezidir. Bunun gereğini yapalım!” demesi üzerine “Alevilik İslam’ın bir alt yorumudur. İslam’ın ibadet mekanı cami olduğuna göre Aleviler de camiye gitsin. Cemevi kültür evidir!” demez mi?… Belediye Başkanlığında “Cümbüş evi” Başbakanlığın “Ustalık” mertebesinde “Ucube” Devlet Başkanlığını tahayyül ederken “Kültür evi!…” Az tekamül etmemiş hani!

Başbakanın bu psikolojisi makamından ve inancından dolayı kendine uluhiyet vehmetmesinden olsa gerekir. Lakin sadece psikoloji kaynaklı değil bu tavır. Alevilik söz konusu olunca devletin ve iktidarların karakterleri ortaya çıkıyor. Gaye “Milli Birlik Projesi” ise Alevilik “İslam’ın alt yorumu” olarak kalacaktır. Zira Türkiye’nin demokratikleşmesinde Alevi sorununun çözümü temel göstergelerden biridir. Yüz yıllardır topluma sistematik olarak enjekte edilen kin, nefret, ötekileştirme, aşağılama, katliam, soykırım ne yazık ki, bir tavır olmayı aşıp zihniyet haline dönüşmüştür!Tam da “Yeni anayasa” ve “Kürt sorununun çözümü” gündemde iken AKP bu “Ağır gündem” içinde Alevileri “Kültür evi” teraneleri ile oyalayarak Osmanlı’nın “Görmezden gel!” taktiğini uyguluyor. Ve bu mizansen içinde bir Kürt, Alevi karşıtlığı oluşturmaya uğraşıyor. Türkiye’nin demokratikleşmesini bir bütün algılamaktan yoksun zihniyetler ise “Kürt sorunu Alevi sorununun çözümünü engelliyor!” yargısına varma mahirliği (!) göstermekten geri kalmıyorlar! Türkiye’nin temel sorunlarından ikisi olan Alevi sorunu ve Kürt sorunu karakteristik olarak benzeşiyor. Devletin Türk/İslamcılık statükosu inkar edilen tüm etnik ve inançsal kimlikler yanında asıl olarak Kürt etnik kimliği ve Alevi inancının inkarı üzerine inşa edilmiştir. Bu inkarı “İlelebet” yaşatmak için oluşturulan devlet kurumları ve bu yolla yapılandırılan toplumsal karakteristik demokratik hakların kazanımı için dayanışma oluşturacağı yerde ayrışmaya sebep olabiliyor! Mevcut durum her iki kesimin toplumsal yabacılaşmasından kaynaklanıyor. Siyasallaşmış, örgütlü Kürt kitlesinin tabanı Alevileri “Kemalist/Alevici” olmakla Alevilerin de Kürtleri “Kürtçülükle” suçlaması yabancılaşmanın temel kaynağıdır. Örgütlü, siyasallaşmış Kürtler Alevi sorununu, çoğulcu siyaset aklı ile Aleviler de Kürt sorununun nedenlerini ve çözüm yollunu Alevi aklı ile kavramadığı sürece bu garabet sür git devam edecek!

Laiklik ve demokrasinin iki temel unsuru bu yabancılaşmayı nasıl aşacak? Aleviler “Kürt, Türk, Arap fark etmez. Hepimiz Aleviyiz!” Kürtler de “Alevi, Sünni fark etmez hepimiz Kürt’üz!” ezberinden vazgeçmediği sürece yabancılaşma devam edecek!

Dil, etnik kimliğin ve sosyal iletişimin temel unsuru ise inançta kişiliğin ve sosyal yaşamın oluşmasında bir o kadar belirleyicidir. Kaldı ki Kürtler ve Türklerin Alevi ortak paydasında buluşuyor olması ortaklaştıran bir unsur olması gerekirken yıllarca uygulanan resmi ideolojiden dolayı yabancılaşmayı getirmiştir. Kimi “Alevi araştırmacılarının” kerameti kendinden menkul belirlemelerle Kürt Aleviliğini kimilerinin de Türk Aleviliğini “Daha muteber” görmesi ve buna bağlı toplumsal algılar da yabancılaşmanın bir başka nedenidir. Hünkar Hacıbektaş’ı Türk/İslamcı ideolojinin saptırmaları ile “Anadolu’yu Türkleştirmek ve İslamlaştırmak için gelen Türk/İslamcı!” kabul eden Kürt Alevilerin sayısı az değil!… Pir Seyit Rıza’yı resmi ideoloji bakışı ile “İngiliz Ajanı” sayan Türk Alevilerin sayısı da az değil!… Alevi Yol Uluları yaşanmış bir deneyim ve toplumsal hakikat üzerinden “Herkesin inancı kendine kutsal.” diyecek kadar bilge ve anlayışlı yaklaşırken bazı “Kürt Alevi araştırmacıları” Dersim Kızılbaş Aleviliği gibi kavramlar üretip İç ve Batı Anadolu’da yaşanan Aleviliği küçümseyip Munzur Baba, Düzgün Baba ve Kul Himmeti, Pir Sultan Abdal’ı ayrıştırma basiretsizliği gösterebiliyorlar!!! Tersinden Çepni, Tahtacı gibi toplumsal sıfatlandırmaları Alevilikte ayrışma unsuru gibi gören ve “Kürt’ten Alevi olmaz!” diyen “Türk Alevi Araştırmacıları” da yok değil!!! “Anadolu Aleviliği” Türk Misakı Milli algısıyla üretilmiş ve Kürt, Arap, Arnavut… Alevileri yok sayan bir yaklaşımdır. Ayrıştırıcı bir yaklaşımla kutsanan “Kürt Aleviliği” ise aynı amaca hizmet etmektedir.

Çare Aleviliğin özünde ve Kürt siyasal hareketinin çoğulcu perspektiflerindedir. Alevi erenleri, evliyaları “Yol bir sürek bin bir. Gönül kalsın yol kalmasın!” deyişini ezbere söylemediler! Günümüz toplumsal yaşamının yolu demokrasi, yöntemi çoğulculuk temelinde etnik ve inançsal kimlikleri kabul, saygı ve dayanışmadır. Aleviler bunun farkına varır, Kürtler ise siyasal perspektifi doğru algılarlarsa laik, demokratik Türkiye özlem olmaktan çıkmaz mı?..

Dersim’de 4 Mayıs anmasına çağrı

Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Dersim İl Meclisi öncülüğünde 4 Mayıs 1937 Dersim Katliamı’nın yıl dönümü nedeniyle düzenlenecek anmada “Katliamı unutmadık” denecek. Anmaya çok sayıda Alevi kurumu ve DTK Eş Başkanları Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk da katılacak.

Alevi ozanların ağıt ve deyişler seslendireceği anma Dersim Katliamı’nın başladığı yer olarak bilinen Pax Köprüsünde başlayacak. Konuya ilişkin bir basın toplantısı düzenleyen HDK Dersim İl Meclisi adına konuşan HDK Sözcüsü Hüseyin Tunç, “4 Mayıs yas gününde Dersim 37-38’de yaşananları unutmamak, unutturmamak, yaşananların tüm detaylarıyla halka açıklanmasını sağlamak için katliamın yapıldığı bölgelerde olacağız” dedi.

Ülkede demokrasinin hakim hale gelmesi, bütün milliyetlere ve inançlara mensup halkların bir arada, kardeşçe ve eşitlik temelinde yaşamasının koşulunun geçmişle yüzleşmek olduğunu belirten Tunç, “Bu amaçla 4 Mayıs’ta saat 13.00’da Seyit Rıza Meydanı’ndan katliam yeri olan Pax Köprüsüne yürüyeceğiz. Aynı gününün akşamı saat 20.00’da da Seyit Rıza Meydanı’nda toplanarak yetirdiklerimiz anısına mum yakacak ve karanfiller bırakacağız” dedi. Dersimlilere etkinliklere güçlü biçimde katılım çağrısı yapan Tunç, “Tüm halkımızı evlerinde, iş yerlerinde 4 Mayıs akşamı başına yastık, bedenine döşek, ölüsüne kefen nasip olmayanlarımızın anısına bir mum yakmaya çağırıyoruz” dedi.

4 Mayıs etkinliklerine katılacak kurumlar şöyle: “İzmir, Ankara, Alibeyköy, Pertekliler, Kurmeşliler, Gebze, Gemlik, Avuçhan, Ovacık Kedekliler, Ovacık Ziyaret dernekleri, Dersim Dernekleri, Munzur Çevre Derneği, Munzur Kültür Derneği, Özgür Alevi Kültür Derneği, PSAKD, Koçkiri Platformu, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Huybar Sultan Alevi Kültür Derneği, Sivas İmranlı Derneği, Divirği Kültür Derneği, KAYY- DER, İstanbul Vartolular Derneği, Sev-Der, Almanya  Dersim 37-38 Soykırım Karşıtı Derneği, Almanya Dersim yeniden İnşa Derneği, Dersim gazetesi ve DTK, BDP, EMEP, ESP, Partizan, Cem Evi, Dersim Belediyesi, Pertek Belediyesi, Hozat Belediyesi, KESK, DİSK, TÜRK-İŞ, İHD, Dersim Barosu.(Dersim/EVRENSEL)

“Kalıcı barışın ön koşulu laikliktir”

Kamuoyu araştırmalarına göre “çözüm sürecini kesinlikle destekliyorum” ve “kesinlikle desteklemiyorum” diyenlerin dışında kalan yüzde 31’lik kesim, çözümü desteklediklerini ancak kaygıları olduğunu belirtmiş.

Yani toplumun yüzde 31’i çekincelerini, “ama”lı yaklaşımını koruyor. Bu hafta, çözüm sürecini destekleyen ancak bazı kaygılar taşıdıklarını belirten Alevi hareketinin önde gelen kurumlarından Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Başkanı Ercan Geçmez’le, Alevilerin sürece nasıl baktıklarını konuştuk.


Aleviler, çözüm sürecinde nasıl konumlandıklarına ilişkin net, bütünlüklü bir tablo sunmuyor. Alevilerin bu net duruşu engelleyen kaygıları neler? Onların “ama”sında ne var?

Barış süreci bizim arzumuzdur.

Kaygıları somutlaştırırsak, nasıl sıralarsınız? Nedir çekinceler?

Kalıcı bir barış olabilmesi için Türkiye’nin kesinlikle laik ve demokratik bir anayasaya kavuşması gerekiyor. “Kürtler kendi haklarını aldılar, diğerlerinin canı cehenneme” gibi bir anlayışla hareket edilirse, bunun hiç hoş olmayacağını…

Böyle bir algı mı var?

Var. Ortadoğu’da yaşıyoruz. Din faktörünün çok aktif olduğu bir bölge. Böyle olunca bazı kesimlerin kaygıları ortaya çıkıyor; bunlardan biri de Aleviler. Birlikte yaşamanın en önemli değerinin laik ve demokratik bir devletten geçtiğini Aleviler yapılan görüşmelerde BDP Eş Başkanlarına ilettiler. BDP’nin “barışı kendimiz için değil, herkes için istiyoruz, bunu anayasa taslağında göreceksiniz” gibi net söylemleri var. Bir yandan da, Öcalan’ın “İslam bayrağı altında birleşelim” sözü var. Böyle olunca sadece Alevilerin değil, gayrimüslimlerin de kaygıları, eleştirileri oldu.

Aleviler, Öcalan’ın Newroz mesajındaki İslam bayrağı vurgusuna neden tepki gösterdiler?

Toplumu bir arada tutan unsurlar arasında din kesinlikle önemli bir şeydir. Fakat bunun tam tersi de vardır; yani toplumu ayrıştırabilir. Tarihin derinliklerine indiğimizde bunu çok net görebiliyoruz. Alevilerin kaygıları burada. Öcalan’ın bunu gözeterek konuşması daha doğru olurdu diye düşünüyorum.

Öcalan daha sonra mesajının yanlış anlaşıldığını açıkladı.

Evet. Demirtaş da grup toplantısında Alevilerin kaygılarıyla ilgili bir konuşma yaptı.

Ama  kaygıları ortadan kaldırmaya yetmedi mi?

Yetmedi çünkü bunlar geçici şeyler değil. Kalıcı olacaksa eşit yurttaşlık talebimizin mutlaka anayasada yerini bulması, bunun sadece Aleviler için değil, diğer dinler ve etnik yapılar için de geçerli olması gerektiğini dile getirdik.

Newroz mesajının ardından BDP Eş Başkanı Gültan Kışanak, Alevi örgütleri temsilcileriyle bir araya geldi. Siz de oradaydınız. O bir tamir buluşması mıydı?

Sayın Kışanak, elbette ki bununla ilgili gelmişti. Benim izlenimim oydu. Çünkü Öcalan’ın Newroz’da yaptığı açıklama, toplantıya katılanların çoğunun üstünde durduğu bir nokta oldu. BDP altı ay kadar önce de Mersin’de Alevi örgütleriyle bir toplantı yapmıştı. Orada da Sayın Demirtaş toplantıya katılmıştı. Alevilerin BDP’den beklentileri ve BDP’nin Alevilerle ilgili yapmak istediklerini, yapamadıklarını açıklıkla dile getirmişti. Önemli bir toplantıydı. Sayın Kışanak da süreçle ilgili bilgi verdi, kaygıları dinledi. Tabii yoğunlukla barış süreci tartışıldı.

Peki, toplantı Alevilerdeki soru işaretlerini giderebildi mi?

Tamamını değilse de çoğunu giderdi diyebilirim.

Anayasal talepleriniz nedir? Ne olursa kaygılarınız ortadan kalkar?

Birincisi Diyanet İşleri Başkanlığının varlığını koruyan bir anayasa Alevileri asla tatmin etmez. İkincisi, Türk İslam sentezi içeren bir anayasa Alevilerin anayasası olmayacak. Birlikte yaşamanın ön koşulu laisizm ama bugünkü laisizm değil. Öncelikle laik, demokratik cumhuriyet olgusunun anayasaya yerleştirilmesi lazım. Böyle bir anayasa Mecliste vücut bulursa, Alevilerin kaygıları kalmayacak. Yine, eşit yurttaşlık talebi bizim için çok önemli bir talep. Vatandaşın devlete bağlılığı, etnik yapıdan ziyade, insani değerler üzerinden kurgulanmalı. Dolayısıyla kimseyi inkâr etmeyen bir anayasa çok önemli. Kürdü Türkleştirmeyen, Türkü Kürtleştirmeyen, Aleviyi Sünnileştirmeyen, gayrimüslimi Müslümanlaştırmayan… Yani etnik yapıdan, dini yapıdan arındırılmış, inkârcı olmayan, eşit temelde bakan laik bir anayasa.


CHP’NİN İŞİ GİTTİKÇE ZORLAŞIYOR

Hatırı sayılır bir Alevi nüfusun oy verdiği CHP’nin anayasa taslağı, Alevilerin talebini karşılıyor mu?

CHP’nin anayasası ile AKP’nin anayasası arasında büyük fark yok. İkisi de kavram olarak devleti kutsuyor. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın varlığını, hatta daha da güçlü bir Diyanet İşleri Başkanlığını ikisi de kabul ediyor. Dini değerleri topluma bırakmama konusunda ikisi de birleşiyor. Bu konuda CHP daha radikal kararlar alabilir. Sonuçta hem sosyal demokrat olduğunu söylüyor, hem de laiklikten en fazla bahseden parti. Hiçbir laik devlet, halkının değerlerinden korkmamalı. Sosyal demokrat bir parti, bu değerlerin anayasal güvence altına alınması için daha cesur davranmalı. Ama CHP’de garip bir şekilde halen bu değerlere karşı bir çekingenlik var. “Cumhuriyetin sahibi Aleviler” gibi laflar ediyor CHP. Cumhuriyetin sahibi Alevilerse, niye bu kadar ezildiler, niye bu kadar katliama uğradılar, niye hâlâ inançları yasaklı ve çocukları neden zorunlu din derslerine tabi tutuluyor? Alevilerin oylarına talip olduklarını söyleyenler neden seslerini çıkartmıyor? Bugün Alevilerin en büyük sorunu asimilasyon… Çocuklarına inançlarını aktarmakta çok büyük zorluk yaşıyorlar, çünkü asimilasyonu bizatihi devlet yapıyor şu anda. İktidar ister AKP olsun, ister CHP olsun, isterse milliyetçi bir parti olsun, asimilasyonun sadece dozu, şiddeti değişiyor. Bugün asimilasyonun şiddeti olağanüstü artmıştır. Alevi köylerine cami yapmak gibi bir moda başlamıştır.

CHP, Alevi oyları bizden başkasına gitmez özgüvenine hâlâ sahip mi?

Alevilerin tarihsel bir korkusu var. CHP döneminde kendilerince rahatladıklarını düşünüyorlar. Ki bu tartışma konusu. Ama Aleviler eski Aleviler değil. Özellikle genç kesimde CHP’ye karşı öyle fazla bir eğilim yok. Yaşlı gruplarda var. Ama genç kesim böyle bir laiklik olmaz, böyle bir sosyal demokratlık olmaz diye düşünüyor. O nedenle CHP’nin işi gittikçe zorlaşıyor.


BU DEVLETLİ BİR BARIŞ, TOPLUMSAL BARIŞ DEĞİL

Akil İnsanlar Heyeti’ndeki Alevi temsiliyeti için ne söyleyeceksiniz?

Bu sorun çözülecekse, kim olursa olsun desteklerim. Ama AKP’nin Akil İnsanlar Heyeti’nin geneline baktığınız zaman sorunu çözecek insanlar değil, kendileri bizatihi sorunun derinleşmesine katkı yapan insanlar. Basit bir örnek vereyim, Akit gazetesi yönetmeni Hasan Karakaya her yazısında Kürtlere, Alevilere, kendisi gibi düşünmeyen herkese hakaret eden, hedef gösteren birisi. Yine Abdurrahman Dilipak, Alevilerle, Kürtlerle ilgili hakaretler yağdırdı. Daha niceleri… Bu şahısların yaptıkları ortada. Akil dediğimiz insanların, toplumun vicdanı olan insanlar olması gerekiyor.

Karakaya bile gidip barışmaktan söz ediyorsa, bu iyi bir şey değil midir?

Elbette ki toplumun değişik kesimlerinden insanları seçerek toplumu ikna etmek doğru bir mantık. Sayıya da takılmıyorum. Sadece akil insanların taşıması gereken özellikleri söylüyorum. Af buyurun, “biz bu haltı yedik, şimdi sizden özür diliyoruz” demeleri lazım. Akil dediğimiz insan herhangi bir köyün yaşlı insanıdır ama vicdanı vardır, herkes eğilir, eyvallah der. Ben Karakaya’ya nasıl eyvallah diyeceğim, nesine inanacağım? Hasan Karakaya, Abdurrahman Dilipak Alevilere bu kadar hakaret ettikten sonra hangi yüzle bir cemevine adım atabilirler?

Madem barışmaktan söz ediyoruz, sözünü ettiğiniz isimlerin sizin de elinizi sıkmaları, barışmaya dâhil olamaz mı?

Bu devletli bir barış. Devletli barıştan önce toplumsal barışla ilgili bir şey olsaydı eyvallah. Daha önce toplumu gezselerdi, “kusura bakmayın, biz hakikaten büyük hatalar yapmışız” deseler, bu bir toplumsal barış olurdu. Ama şimdi yapılan devletli barış. Türkiye’nin sorunu devletli barışla çözülmez, toplumsal barışla çözülür. Toplumsal barış, rızalık gerektiren bir barıştır çünkü.

İzzettin Doğan’ın heyette yer alması, Alevilerin temsili olarak gösteriliyor. Aleviler, İzzettin Doğan’ı akil insan olarak görüyor mu?

Hasan Karakaya dindar ve vicdanlı Sünnilerin ne kadar akil insanıysa, İzzettin Doğan da o kadar Alevilerin akil insanıdır!

Heyette gerçek bir Alevi akil insanın olması önemli midir peki?

Bu listede olmaz. Akiller oluşturulurken her grubun kendi akilini kendisinin belirleyeceği bir sistem olsaydı ona bir sözüm olmazdı. Aleviler, kendi aralarında İzzettin Doğan’ı seçip gönderseydi, ona da sözüm olmazdı. Ama bu tamamen AKP tarafından seçilmiş bir liste. Devletin listesi, toplumun listesi değil.

O halde, Alevi yurttaşlar sürece nasıl kazanılacak?

Her vicdanlı Alevi yurttaş bizim heyetimizdir. Bu süreçte herkesin görev alması, herkesin etkileyebildiği alanda bu barışın gerçekleşmesi için çaba sarf etmesi gerektiğine inanıyorum.


ALEVİLİĞİ TARİF ETMEK AKP’NİN HADDİ DEĞİL

Cemevlerini ibadethane saymayan, Aleviliği İslam dışı gören AKP’nin Alevileri yedekleme arzusu sürüyor mu? Bunların artık aleni söyleniyor olması, “AKP, Alevilere ilişkin pragmatik siyaseti bıraktı” şeklinde değerlendirilebilir mi?

Yok, hayır. Tam tersine sessiz bir asimilasyon yapıyor. 4+4+4 bunun en iyi örneği.

Asimilasyon yapıyor ama Alevileri yanına alabiliyor mu?

Kendi kurdurduğu örgütler var. Onları aldı. İhaleci kısmı özellikle. Bunları aldı ve bunlarla iş yapıyor şu an.

Bilinen kurumlar mı bunlar?

Örneğin Antep AKP İl Başkan Yardımcısı olan şahsa Anadolu Rumeli Anadolu Bektaşi Federasyonu kurdurttular. Bu şahıs aynı zamanda Antep’te iş adamı. Ankara’da bu şekilde dernek kurdurdular iş adamları ve siyasetçilere yönelik. Türkiye’nin değişik yerlerinde, İzmir’de, Trakya’da kurdurdular. Bu elbette Alevileri kendi yanlarına çekmek için ama hangi Alevileri? Dönüştürebildikleri kadar olan Alevileri, diğerlerini de radikalleştirmek istiyorlar.

AKP bunu nasıl yapıyor?

Demokratik Alevi hareketini toplumun nazarında küçük düşürmeye çalışıyorlar. İşte “bunlar marjinal gruplar, biz Alevi sorununu çözmek istiyoruz ama bunlar çözmek istemiyor” veya “tabanları yok” gibi söylemler üretiyorlar. Türkiye’deki cemevlerinin yüzde 95’inin demokratik Alevi hareketleri tarafından idare edildiğini çok iyi biliyorlar ama marjinalleştirmeye çalışıyorlar. Ama Aleviler artık kafası bulanan insanlar değiller. Örgütlüler çünkü. Aleviler şunu diyor; “Kardeşim sen ne söylersen söyle, cemevleri benim ibadethanemdir. Bunu kabul ediyor musun, etmiyor musun? Zorunlu din derslerini, 4+4+4’ü, Diyanet İşleri Başkanlığı’nı kaldırıyor musun, kaldırmıyor musun? Devleti laik bir devlet haline getiriyor musun, getirmiyor musun? Yoksa kalkıp bana Aleviliği tarif etmek senin haddin değil.”


KURULTAYIMIZ ALEVİLERİN DİVANI OLACAK

Vakfınızın öncülüğünde 12 Mayısta Ankara’da düzenlenecek olan, pek çok Alevi dernek ve vakfının da katılacağı Kurultay, aynı zamanda Alevileri sürece dâhil etmenin bir parçası olacak mı?

Kesinlikle. 3. Büyük Alevi Kurultayımızın konusu barış ve anayasa olacak. Türkiye’nin değişik yerlerinden 10 bine yakın yurttaş barışı konuşacak. Kaygılarını, taleplerini dile getirecekler. Kurultayımız Alevilerin divanı olacak. Kendi deyimimizle söylersek, dara duracaklar, darda hesaplarını verecekler. Türkiye’de bir barış süreciyle ilgili vicdanlarını yoklayacaklar. Türkiye toplumuna rehber olmaya çalışacaklar. Bu soruna en mantıklı ve en vicdanlı çözümlerden bir tanesini de Alevilerin üreteceğini düşünüyorum. Ankara Anadolu Gösteri Merkezi’nde yapacağımız kurultaya, bütün dostlarımızı davet ediyorum. Özellikle kaygısı olan, kafasında soru işareti olan, “bizim bu süreçte sözümüz ne olacak” diyen Alevileri ve Alevi dostlarını kurultayda görmek isteriz.

Alevilerin geçmişe nazaran artık daha yekvücut hareket ettikleri, bunun imkânlarının düne göre daha güçlendiği söylenebilir mi?

Kesinlikle daha güçlenmiştir, daha örgütlüdür. Büyük Alevi Kurultayı da, bırakın Alevi derneklerini, vakıflarını, Alevilerin köy muhtarlarının dahi ilgi duyduğu bir noktaya gelmiştir. Köy cemevleri dahi örgütlenme gereğini hissetmişlerdir ve merkezi örgütlenmelerle birlikte çalışma geleneğini sürdürüyorlar. Her dönem devletle birlikte çalışan örgütler dahi tabanından sorgulamaya başlamışlardır…


BAŞKANLIK SİSTEMİNE KARŞI ÇIKMAK TÜRKİYE’YE SORUMLULUĞUMUZDUR Anayasanın seçimlere yetişmeyeceği ama bir geçiş anayasasının yapılabileceği söyleniyor. Bu durumda sizin olmazsa olmazınız ne olacak, nasıl bir tutum alacaksınız?

AKP bütün gemileri başkanlık sistemi için yaktığı bir anayasa düşünüyor. Tecrübeler de onu gösteriyor bize. 11 yıllık iktidar dönemlerinde, neye söz verdilerse tersini yapan bir iktidar karşımızda duruyor. Bizim BDP’ye ilettiğimiz kaygılardan biri de budur. Çünkü toplumun BDP’nin AKP ile başkanlık sistemi üzerine anlaşacağı yönünde bir kaygısı olduğunu da ilettik.

Başkanlık sistemine neden itiraz ediyorsunuz?

Başkanlık sistemi bir krallık sistemi çünkü. AKP’nin önerdiği başkanlık, meclisi feshetme yetkisine sahiptir, bütün kurumları atama yetkisine, bütçe yapma, kanun yapma yetkilerine sahiptir. Bu sistem çok şey kaybettirecektir Türkiye’ye. O anlamda, anayasa bahsedilen şekilde önümüze gelirse ciddi bir şekilde muhalif olacağız bu işe. Bu bizim insani ve vicdani bir sorumluluğumuzdur Türkiye’ye karşı. Biz Aleviler elbette ki Türkiye’de kardeşçe yaşamak isteriz. Kimseyi sorgulamadan, kimsenin doğuştan gelen haklarını elinden almadan yaşamak bizim için bir yol haritasıdır. Ama şu an piyasada dolaşan anayasa taslaklarına baktığımızda, 12 Eylül anayasasının elini öptürecek bir anayasa tablosu ile karşılaşıyoruz. Parlamenter sistem Türkiye’yi kaldıracak sistemdir. Ama bu mevcut parlamenter sistem değil. Seçim barajının çok düşük olduğu, genel başkanların seçtiği milletvekillerinin değil veya göstermelik bir parlamento değil, daha tabandan gelen, her rengi temsil edecek bir parlamenter sistem.

“Barış, başkanlık sisteminden daha mı değerlidir” veya “barış mı değerlidir vatandaşlığın nasıl tarif edildiği mi” gibi söylemlerle olgular karşı karşıya getiriliyor. Buna ne diyorsunuz? Aleviler için “anayasada şu olmazsa çözüme evet demeyiz” diyeceğiniz hususlar neler?

Bu türden karşı karşıya getirmeler, Türkiye insanını oyalama taktiği. Barış istemeyen insanı, akli dengesini kaybetmiş bir insan olarak görürüm. Fakat böylesine kurnazlıklarla halkın 30 yıldır yaşadığı savaşı heba etmek de herhalde akıl bunu da kabul etmez. Bu şekilde devam ederse hükümet kaybedecek görünüyor. Çünkü samimi değiller. Özellikle anayasa konusunda samimi değiller. Laik ve demokratik bir devlet yapısı olmazsa biz asla ve asla kabul etmeyiz. Keza bu başkanlık sistemi ve kuvvetler ayrılığı ilkesi için de geçerli. Bizim vazgeçilmezlerimiz bunlar. Yoksa “haklarımızı verin, diğerlerinin canı cehenneme şeklinde bir yaklaşım” asla bizim yaklaşımımız olamaz. Çünkü biz bunun acısını en çok çeken topluluğuz.

ULUSALCILAR ALEVİLERİ HAZIR KITA OLARAK GÖRÜYOR

Barış süreciyle birlikte ulusalcılarla Aleviler arasında bir çatışma mı yaşanıyor?

Doğrudur bir çatışma yaşanıyor, bu bir gerçek. Ulusalcılar Alevileri hazır kıta olarak görüyorlar. Hep öyle gördüler. “Laiklik elden gidiyor” şiarlarıyla haydi göreve! Özellikle ulusalcı kanattaki Alevilerden bu sesler yükseliyor. Ama iş onların gördüğü gibi değil. En ulusalcısı dahi elini vicdanına koyduğunda “barış” diyor. Bakmayın siz yazan çizenlere, taban öyle değil.


ALEVİ MAHALLELERİNDE KILIÇLA, SATIRLA DOLAŞIYORLAR

Adana’da geçtiğimiz günlerde Alevi yurttaşların ev ve işyerlerine tehdit içerikli bildiriler dağıtıldı. Adana ve Hatay’daki Alevilerin tedirginlikleri arttı… Bu tür saldırılara karşı ne yapıyorsunuz?

Dönem dönem o bölgeye gidiyoruz. Alevi yurttaşlar deyim yerindeyse diken üzerinde yaşıyorlar. Çok kaygılılar. Türkiye’nin önündeki en büyük sorunlardan biri olacak. Emin olun, Kürt sorunu kadar büyük bir sorun orada bekliyor. O kadar pervasız hareketler var ki. Alevilerin lokantalarında yemek yiyip, para vermeden, üstüne hakaret edip gitmeler…  Alevi evlerine işaret koyup, çocuklarını taciz etmek ve “sıra size gelecek” gibi beyanatlarda bulunmak, bizatihi Alevi mahallelerinde bellerinde kılıçla, satırla dolaşmak… Bekleyin, kelleniniz alacağız, diyorlar. Bunlar devletin, hükümetin gözetiminde yapılan eylemlerdir. Buna göz yuman devlet, katliama da göz yumacak demektir. Umarız Türkiye Cumhuriyeti böyle bir hataya düşmez. Türkiye’nin diğer bölgesindeki Aleviler bu olaylara sessiz kalmayacaklar. (İstanbul/EVRENSEL)

Alevi Bektaşi Federasyonu; barışı savunduk, savunmaya devam edeceğiz…

Alevi Bektaşi Federasyonu, Alevilerin sürecin karşısında olduğuna dair yapılan haberleri kınadı. Mülkiyeliler Birliği’nde basın açıklaması düzenleyen Alevi Bektaşi federasyonu, Alevilerin bizzat bu sürecin öznesi olduğunu ve barışa dayalı bir Türkiye projesinde yer almaktan onur duyduğunu belirtti.

Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Sekreteri ve Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri (PSAKD) Genel Başkanı Kemal Bülbül’ün düzenlediği açıklamaya Alevi kurumları temsilcileri Hüseyin Yıldırım, Adnan Özdemir ve Kazım Karakoç katıldı.

BİZ ALEVİLER DÜNYA’DA VE TÜRKİYE’DE HER ZAMAN BARIŞI SAVUNDUK, SAVUNMAYA DEVAM EDECEĞİZ…

KÜRT SORUNUNUN ÇÖZÜMÜ İÇİN BARIŞ, DEMOKRASİ İÇİN; LAİK DEMOKRATİK TÜRKİYE ve EŞİT YURTTAŞLIK İSTİYORUZ…

Alevi inancında kutsal kavramı yaşam üzerine bina edilmiştir. Aleviler, Evrendeki tüm varlıkların, canlı olduklarına inanır. Doğaya yaşamın, yaşamı doğanın bir parçası sayar, kutsar ve saygı duyar. Bireyler için kamil insan, toplumsal yaşam için kâmil toplumu savunur. Alevilik, yaşamı RIZA ŞEHRİ anlayışı ile insanların barış içinde, eşit koşullarda, üreterek ve paylaşarak birlikte yaşamını savunur. Şiddete, savaşa, çatışmaya, ayrışmaya, ötekileştirmeye, inkar ve asimilasyona karşıdır. Bütün inançsal, kültürel, etnik ve cinsel kimliklere saygılıdır. İnsanlar arasında; renk, ırk ayırımı yapmaz, ötekileştirmez. Yetmiş iki millete bir nazarla bakar. Halklar ve kültürler arasında dostluğu, kardeşliği, eşitliği ve dayanışmayı bir düstur olarak kabul eder ve yaşar. Her türlü haksızlığa, diktatörlüğe, dayatmaya karşıdır. Biat kültürünü reddeder. Kadının toplumda eşitliğini savunur. Alevilere yönelik katliamlara rağmen kin ve düşmanlık gütmez. Kısacası; barış, öğretimizin kendisidir. Hacıbektaş’ımızla, Yunus Emre’mizle tarih buna tanıktır.

Alevi öğretimizin kurucuları olan Pirlerimizin, Ulularımızın, Velilerimizin, Aşıklarımızın, Sadıklarımızın, Erenlerimizin, Evliyalarımızın yaşamları, eylemleri, söylemleri buna örnektir. Kerbela’ da Yezit’e ve taraftarlarına biat etmeyen, haksızlığa karşı direnen Şahi Şehidan İmam Hüseyin, sırrı hakikate ulaştığında “Enel Hak” dediği için derisi yüzülen Hallacı- Mansur ve Seyit Nesimi hem haksızlık karşısında destansı direnişin hem de egemen karşısında eşitliği savunmanın kutsal örnekleridir. Serçeşmemiz Hünkar Hacıbektaş toplumsal barışın ve eşitliğin sembolüdür. Hacıbektaş Anadolu’ya güvercin donunda gelmiş, gücü, kuvveti, egemenliği simgeleyen aslan ile zarafeti, nezaketi, masum ve mazlumu temsil eden ceylanı birlikte kucaklaması tam da barışın tarifidir. Hınzır paşaya boyun eğmeyen, “bende bu yayladan Şah’a giderim.” diyen Pir Sultan Abdal, Hak Aşıklarımızın deyişleri, cemlerimizdeki 12 hizmet, Cumhuriyetin egemen, inkarcı zihniyeti tarafından idam edilirken, ” Sizin oyunlarınızla başa çıkamadım. Bu bana dert oldu. Bende sizin önünüzde eğilmiyorum. Bu da size dert olsun” diyen Pir Seyit Rıza, İnsanı “Hakkın varlık deryası” olarak gören Aşık Daimi, “Hakir görüp, ırk ayırmak/ İnsanlıkta yüz karası” diyen Aşık Veysel ve Mahsuni Şerif’in dillendirdiği deyişler, nefesler, barışın, eşitliğin, kardeşliğin, dayanışmanın dile getirilişi ve haksızlığa karşı duruştur.

Böylesine insani, eşitlikçi ve doğacı bir inanca sahip bir toplumun barışa karşı durması düşünülemez. İnsanların ölmesini, doğanın tahrip olmasını, sosyal felaketleri önleyen BARIŞA Biz Aleviler tarafız, taraf olmaya devam edeceğiz. Toplumsal barışı savunacağız.

Alevileri Barışa Karşı Durmakla Suçlayan Kalemşorlara, Medya Temsilcilerine Ve Bu Türden Çevrelere Sesleniyoruz.

Tarih boyunca katliamlara, asimilasyonlara, sürgünlere, baskılara maruz kalmış Alevilere yönelik bu ikiyüzlü tutumunuzu kınıyoruz. Yaptığınız Pir Seyit Rıza’nın deyişi ile “Ayıptır, günahtır, yazıktır.” Sizleri tarihle yüzleşmeye davet ediyoruz.

Nasıl Bir Barış İstiyoruz!

Dünyada, bölgemizde ve ülkemizde silahların susmalıdır. Eşitsizliklerin giderildiği, yaşamın ve doğanın korunduğu, sorunların diyalog yoluyla çözümlendiği demokratik bir ortam sağlanmalıdır. Hakların, özgürlüklerin güvence altına alındığı, toplumsal refah düzeyinin ve paylaşımın sağlandığı, kimsenin ötekileştirilmediği, çoğulcu ve katılımcı yöntemle; din, inanç ve etnik kimlikleri egemen kılan değil, evrensel hukuk ilkelerine dayalı kabul ve saygıya dayanan toplumsal yapının inşa edildiği, ülkeler arasında karşılıklı işbirliklerinin, iyi komşuluk ilişkilerinin geliştirildiği bir toplumsal barışı istiyoruz. Bizler Alevi inancının, tarihinin mirasçıları ve demokrasi güçleri olarak özlediğimiz bu tabloyu sağlamanın öznesiyiz.

Ülkemiz Türkiye’de

Türk-İslam sentezi üzerine kurulan tek ırk, tek din konsepti iflas etmiştir. Türkiye de yaşayan tüm halkların, inançların, kültürlerin eşit koşullarda yaşayabileceği, eşit haklara kavuşacağı, vesayetçi militarist, bürokratik ve darbe zihniyetinden temizlenmiş, toplumsal uzlaşmayla kabul edilecek yeni bir anayasaya ihtiyaç vardır. Demokratik, özgürlükçü, laik, inanç özürlüğünü sağlayan, sendikal hakların güvence altına alan yeni BİR ANAYASA ve Laik, Demokratik Türkiye biz Alevilerin özlemidir.

Bu temelde Türkiye’de köklü bir zihniyet değişimine ve toplumsal aydınlanmaya gereksinin vardır. Tarih boyunca inkâr edilen, katliamlara uğratılan Alevilerin inancının tanınması, Diyanet İşleri kurumunun kaldırılması, Cem Evlerimizin İbadethane olarak kabul edilmesi, dergahlarımızın ve vakıf mallarımızın iadesi, eğitim programının demokratikleşmesi, zorunlu din derslerinin kaldırılması gerekir. Kürt halkının kimliğinin tanınması, demokratik taleplerinin kabul edilmesi, ana dilde eğitim ve kültürel haklarının verilmesi gerekir. Azınlıkların haklarının iadesi sağlanmalıdır. Emekçilerin yaşam düzeyleri yükseltilmesi, sendikal haklar ve örgütlenme özgürlüğü önündeki tüm engellerin kaldırılması gerekir. Tarihin karanlıklarıyla yüzleşilmeli, katliamların, faili meçhul cinayetlerin sorumluları ortaya çıkarılmalı ve evrensel hukuk çerçevesinde cezalandırılmalıdır. Eşitlik temelinde Avrupa Birliğine katılma projesi hedeflenmelidir.

Sürece İlişkin Siyasi Partilerin Tavrı

Türkiye’nin demokratikleşmemesi, özgürlüklerin sağlanmaması, hakların verilmemesinde, Türkiye’nin çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmamasında siyasi partilerin sorumlulukları büyüktür. Toplumsal sorunların çözümünde daha çok, kinin ve diyalogsuzluğun dilini kullanmaktadırlar.

AKP ve Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’de ötekileştirmenin, inkârın ve muhafazakârlığın sembolü haline gelmiştir. “Açılım politikaları” salt konuşma düzeyinde kalmıştır. İnkâr politikaları ile yasama, yürütme ve yargı erkleri arasındaki yapay bağımsızlık dengesi de bozulmuş mevcut 12 Eylül yasaları ile baskıcı bir rejim kurma arzuları güçlenmiştir. Bu politikalar ve söylevler barış dili değildir.

Alevilerin en çok oy verdikleri CHP; AKP karşıtlığının ve çatışmasının ötesine gidememektedir. Tarihi ile yüzleşmekten kaçınmaktadır. Alevilerin taleplerini ve demokratik toplumsal dönüşümleri sağlayacak politikalar üretmekten yoksundur. Yeni sürece bildik geleneksel politikalarla yaklaşarak, ürkek ve çekingen davranmaktadır. Beklentimiz Türkiye’nin çağdaşlaşmasında, demokratikleşmesinde, barışta ve toplumsal sorunların çözümünde daha kapsayıcı ve üretken olmasıdır.

MHP imhaya dayalı, inkârcı ve ırkçı söylemine ağırlık vererek toplumda kin ve düşmanlığı beslemeye çalışmaktadır.

BDP Kürt sorununun çözümünü hedeflerken, Toplumun diğer sorunlarının çözümüne yönelik politika üretmede sorumluluk almalı, toplumsal barış sürecini paylaşarak ortaklaştırmalıdır. Kürt Siyasal Hareketi, biz Alevileri rencide eden “İslam kardeşliği üzerinden çözüm geliştirmek” gibi politik vurgular yerine evrensel değerleri öne çıkaran çoğulcu politik tutumunu sürdürmelidir. BDP’de Alevilere ve Alevi sorununa yönelik planlı, programlı çalışmalar göremiyoruz.

Alevi Kurumlarına Çağrımız

İnsanlığın tarihsel yürüyüşü sürecinde bugüne dek elde ettiği ve yarattığı evrensel değerler ve bu değerlerle örtüşen öğretimizin ilkeleri ışığında; siyasi partilere bağımlı kalmadan, gücümüzü birleştirelim, örgütlenmemizi geliştirelim. Adil ve yaşanılır bir dünya; demokratik, laik, eşit yurttaşlığa, barış ve demokrasiye dayalı bir Türkiye projesinde yerimizi alalım. Dava insanlık davasıdır. İnsani olan her şey bizimdir diyen bir toplumun ve öğretinin kurumları ve dinamikleri olarak insanlığa, barışa, eşitlik ve özgürlüğü dayalı yaşamı güçlendirelim.

Kamuoyuna, Demokrasi ve Özgürlük Güçlerine Sesleniyoruz

Türkiye’de barışı, adaleti, eşitliği, özgürlüğü birlikte kurmak tarihi sorumluluğumuzdur. Gericiliğe, ırkçılığa karşı mücadelemizi yükseltelim. Demokratik, laik, özgür, halkların kardeşliğine ve eşit yurttaşlığa dayalı bir Türkiye’yi birlikte yaşama geçirelim.

Tüm bunların yanında güncel ve yaşamsal olan Tekirdağ Hapishanesindeki canların talepleri dikkate alınmalı ve sorun bir an önce çözülmelidir.

29 NİSAN 2013

ALEVİ – BEKTAŞİ FEDERASYONU

Alevilik ve zorlamalar

Nasıl ki Osmanlı İmparatorluğunun bir Alevi siyaseti var idi ise, Türkiye Cumhuriyeti de bir Alevi siyasetine sahip olmuştur. Osmanlıda kabaca imha olarak dışa vuran uygulamalar, Cumhuriyet döneminde Aleviler üzerinde toplumsal mühendislik biçiminde geliştirilmiştir. Şiddetle imha ve teslim alma süreçleri -Koçgiri, Desim- sonrası, Alevilerin kendisini tanımlamaya zorlamıştır. Bu tanımlamayı, kendi birliğinden başkaca bir alternatif bırakmayarak yapmıştır.

Bazıları cumhuriyetin laik olduğunu, Alevilerin nefes aldığını söyler. Bu çok gerçekçi değildir. Laiklik ancak tam düşünce özgürlüğüyle anlam bulabilir. Özgürlüğün, inançsal kurumlaşmanın sadece bir dine, mezhebe, inanca verildiği,  her şeyin ona göre düzenlendiği bir sistem ne zamandan beri laiklik olmuştur.  Türkiye Cumhuriyeti daha baştan itibaren Diyanet İşleri Başkanlığını kurmuştur. TSK ve Diyanet yasaları birlikte çıkarılmıştır. Askeri ve Dini temel düzenleme bu dönemde birlikte temel kurumlar olarak şekillendirilmiştir. Diyanet Sünniliği esas almıştır.

Alevilik Osmanlı döneminde gördüğü baskıları cumhuriyet döneminde de görmüştür. Aleviler, Cumhuriyet döneminde ibadetlerini gizli yapmıştır, kendilerini gizlemişler, yakın zamana kadar kendilerini okullarda, işyerinde, bulundukları yerlerde kendilerini gizli tutmak zorunda kalmışlardır. Sadece yoğun oldukları yerlerde kendi kimlikleriyle bilinir olarak yaşamlarını idame etmişlerdir. 1990 yıllında ilk kez Alevi ismini kullanarak kurulan Alevi derneklerine karşı açılan dava ancak 2000 yıllarında kazanılarak Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir ilke imza atılabilinmiştir. Bu yönüyle cumhuriyet döneminde öncekinden farklı bir inanç özgürlüğü olduğu söylemek, Kemalist propagandanın ötesinde bir anlam ifade etmemektedir.

Bir başka temel sorun Aleviliğin İktidara bulaştırma çabalarıdır. Bunu en çok devlet ve devleti temsil eden kurumlarıyla ilişki içinde olan Alevi Örgütü yapmaktadır. Alevilik iktidar dışı toplumdur, iktidar ideolojisin karşısında yer alır. Şimdi Aleviliğin iktidarla buluşturulması büyük zayıflığı içerir. Aleviliğin ne kadar asimilasyona uğradığını gösterir. Kendinden ve Alevilikten uzaklaşmış olmayı resmeder. Aleviliği iktidar ile buluşturmak kadar kötü bir şey olamaz. Aleviliğin en önemli özelliği iktidar dışı toplum olmasıdır. İktidar dışı toplum olmaktan zarar görmüş olabilirler, ama bugün İktidar dışı olmak büyük bir özgünlüktür, güzelliktir, ödüldür, büyük bir değerdir. Hatta sistem dışı toplum olmak, tarih içinde böyle bir toplumsal gerçeğe sahip olmak bugün aslında sadece Türkiye’de değil, bütün Ortadoğu’da özgürlüğün ve demokrasinin mayası olmaktır, özü olmaktır. Alevilik tabii ki bu kendi tarihine dayalı güzelliğiyle yaşayacaktır. Bu güzelliğine uygun bir tutum takınacaktır. Bu tarihsel değerlere uygun bir dünya görüşü olacaktır. Olaylara, olgulara Aleviliğin tarihinden gelen hak, adalet, eşitlik duygularıyla yaklaşacaktır. Ancak böyle yaklaşılırsa Alevilik temsil edilebilir. Aleviliğin tarihine, özüne yaklaşım, tutum gösterilebilir. Bunun dışındaki her tutum iktidar ile ilişkilenme ve bencil çıkarlarla bozulmuş bir Alevilik anlamına gelir. Bu tür eğilimler Aleviliği bir nevi Hızır paşanın sofrasına oturtmaktır. Pir sultanın yaklaşımı ortadır. İktidar kültürüne buluşan birinin yemeğini “benim köpeğim bile yemez” demiştir. Çünkü iktidar yemeği kirlidir, kanlıdır. Zulüm ve baskı üzerine kurulmuştur.

Bir diğer konu Alevi Örgütlerin İslam’a yaklaşımıdır. Alevi Çevrelerinin İslam’ı yorumlama biçimleri, kendilerinin tanımlanmasına itiraz ederken İslam’ı tanımlamaya kalkış biçimleri ciddi sorunları barındırmaktadır. Din ve inanç düşmanlığı, “laiklik” diye sunulmuştur. Alevilik ve inanç önderlerinin hizmetleri yasaklanmıştır. Alevi ibadetine, inancına yasaklar getirilmiştir. Din ve inanç düşmanlığı örgütlendirilmiştir. Unutmayalım ki; din düşmanlığını yaratan burjuvazidir, burjuvazi iktidar olmak için din düşmanlığını yaratmış, kullanmıştır. Cumhuriyet tarihine iyice bakıldığında ulus devlet projesiyle sadece etnik ve inanç grupları değil aynı zamanda İslamcılarda baskı altına alınmıştır. Kendisi olmayan “Diyanet İslam”ı örgütlendirilmiştir. Bugünün AKP iktidarına yol açan nedenleri anlamak için geçmişte yapılan İslam ve din düşmanlığını anlamak gerekmektedir. Yok, sayılan Alevilik üzerinden imha, asimilasyon geliştirilirken, Kemalist merkezci bir “Diyanet İslam” üzerinden de güya kontrol ettikleri bir İslam yaratılması projesi yürütülmüştür. İşte AKP bu siyasetin ürünüdür. Bunun daha iyi anlaşılabilmesi için CHP, ordu ve devlet bürokrasisine bakmak lazım.  Bakıldığında görülecektir ki; laiklikten nasipsiz politikalar siyasal İslam iktidarının sebebidir. Siyasal İslam’ı iktidara taşıyan CHP zihniyetidir.

Bilinmelidir ki; siyasal İslam ayrı, kültürel İslam ayrıdır. Kerbela bu iki ucun kırılma noktasıdır. Bir tarafında Hak, Muhammed ve Ali dururken diğer tarafında lanetledikleri Muaviye ve Yezid durmaktadır. İslamiyet’i başından beri iktidarcı, baskıcı, devletçi yorumlamak doğru değil. “İslamiyet kılıç gücüyle oluşmuştur” demek eskitir. Yanlıştır. İslamiyet’in ilk çıkışı farklıdır. İktidardan uzaktır. Haksızlığa karşı çıkıştır. Toplum değerlerine dayanan, adaletsizliğe karşı duruştur. Medine’de toplumsal düzen, farklıdır. Eşitlikçilik, paylaşımcılık gelişmiştir. Kısacası İslamiyet dönemin sosyal ihtiyaçlarından doğmuştur. Bu ihtiyaçları karşıladığı için kutsallaştırılmıştır. Benimsenmiştir, sahip çıkılmıştır. Sorunların çözümü konusunda toplum için fikir üretmiştir. Böylesine bir yolculukla yola çıkılmıştır.

İşte Alevilikte, İslamiyet’in bu yolculuğa çıkışındaki hak, adalet mücadelesini kendi mücadelesi olarak görmüştür. İslamiyet’in ilk dönemlerini benimsemiş, onun temsilcisi haline gelmiş ve onun adalet mücadelesini desteklemiştir. Aleviler, İslamiyet içinde en iyi hak mücadelesini kim vermişse onu sahiplenmiştir. Ali ve Ehlibeyt sevgisi, sahiplenmesi ondan gelmektedir. İslamiyet’in mezhebi değil ama İslamiyet’ten etkilenmiştir. Bundandır ki; Ali, Muhammed ve Hüseyin gibi eşsiz değerlere sahip çıkılmıştır. Yine Alevilik, birçok farklı merkezden beslenmiştir. Hak, adalet, eşitlik mücadelesini kim vermişse kendisini ona yakın görmüştür. Ona sahiplenmiş ve içselleştirmiştir. Şeyh Bedrettin böylesine bir bakışın sahiplenmesi ve temsil edilmesidir. Alevilerin, İslamiyet ile olan bağını ve bakışını böyle yorumlamak daha doğrudur.

Aleviliğin diğer ucunda duran Cem vakfının İslam’ı yorumlama biçimi bu anlamda yanlıştır. Cem Vakfının” Alevilik İslam’ın özüdür” demesi doğru değildir. “Aleviliğe İnanç sentezi” demek daha doğrudur.  Akla, mantığa yakındır.  Aleviliği İslamiyet’in mezhebi demeden ondan “etkilenmiştir” demek daha doğrudur. Alevilik yalnız Zerdüşt, Maniden, Mazdekten ve İslamiyet’ten de etkilenmemiştir. Birçok kültürden etkilenmiştir. Doğu’nun birçok bilge kültüründe yararlanmıştır. Ortadoğu’daki inançların yarattıkları değerlerin toplandığı bir inanç olarak bugüne gelmiştir. Adaletin, eşitliğin ve ortak paylaşımın, yaşamın kutsandığı bir değerler topluluğu olarak direnerek gelmiştir.

Alevi ulularımızın yaptığı da budur. İnançların Toplumla barışık olan yanlarını ön plana çıkararak gelmiştir. Aleviliği esnek bir tanımla, hak, adalet, eşitlik mücadelesi üzerinde savunmuşlardır. Köklerini derine salıp, hiç bir dine, ırka düşmanlık yapmadan, insanlığın ortak değerlerini alarak, bize miras bırakmışlardır. Mirasımıza sahip çıkalım ….

Aşk ile…

Pir Rıza Yağmur ile Söyleyiş

Toulouse Demokratik Alevi Derneği’nin 27 Nisan günü açılışı yapıldı. Alevi derneğinin açılışına katılan Pir Rıza Yağmur ile sizler için görüştük.
Pir Rıza Yağmur ile yaptığımız söyleyişi sizlere sunuyoruz;

Merhaba sayın pirim hosgeldiniz.

-:Bugün Toulouse şehrinde Alevi canlarımızın birliği ve beraberliğini sağlamak için demokratik alevi derneğinin açılışında bulunuyorsunuz. Açılış etkinliğine ilişkin düşüncelerinizi alabilirmiyiz?

Pir Rıza Yağmur: Yoğun ve saygılı bir toplum gördüm; sol grupların eleştirisiyle karsılaştım. Solun şu anki duruşu Kemalizm hizmet ediyor. Solu bu yanıyla eleştirdim çünkü biz dostlarımızı eleştiriyoruz. İttifak edebileceğimiz dost çevreleri eleştirmek hâkimizdir. Alevilik potansiyelinin önderliksiz olduğunun fakındalar ve onlara öncülük yapabilecek pirler bekliyorlar. Ve bunu da demokratik alevi fed bekliyorlar. Yani demokratik alevi fed Alevilere dayatılan asimilasyona karşı daha aktif daha yetkin bir mücadele vermesini bekliyorlar..

-:Avrupa’daki Alevilerin örgütlenmesine ilişkin neler söylemek istersiniz?

Pir Rıza Yağmur: Avrupa’daki alevi örgütlerin üst yönetici kadroları özgürlük hareketiyle yakınlaşma birlikte seçimlerde ittifak etmek isteyen kendi öncüleri fakat tabanda böyle bir ittifak henüz görülmüyor. Avrupa’daki alevi örgütlerin den beklentileri kendi tabanlarına iyi anlatılmalı bu sureci ki alevi tabanın birlikte hareket etmesi gerekiyor..

Türkiye’de yaşanılan barış surecine ilişkin neler söylemek istersiniz?

Pir Rıza Yağmur: yaşanan barış surecinde Alevilerin bulundukları her alanda barışın daha aktif savunmalıdırlar. Alevi Bektaşi Derneklerinin; Pir Sultan Abdal Derneklerinin; Mezopotamya Alevi Hareketinin ve Demokratik Alevi Hareketinin ve hata Cem Vakfının dâhil olmak üzere güçlerini birleştirmek zorundalar. HAKTAN yana tavır koymak zorundalar. Hak olan tarafta Kürtlerin haklarının verilmesidir ve bununla bağlantılı olarak Alevi cem evlerinin inanç yeri olarak kabul görmesi ve aleviler üzerindeki asimilasyon dalgasının def edilmesi için bahsettiğim alevi kurumlarının güçlerini dağıtmadan ortak bir söylemle bu surece yardımcı olabilirler.

Aleviler bu surecin neresinde olmalı ve destek nasıl vermeli?

Pir Rıza Yağmur: Kürdistan özgürlük hareketinin özgürleşmesiyle alevi inancının özgürleşmesi birbirine bir zincir gibi bağlıdırlar. Birinin kaybetmesi durumunda ötekide kaybedecektir. Yani Kürtler özgürlüğünü alırlarsa alevi inancı buna bağlı olarak özgürlüğünü alırlar. Kürtler kaybederse Alevilerde kaybeder..

Paris’te katledilen 3 bayan yoldaşımıza alevi kurumları yeterince sahip çıktımı ve ne gibi girişimlerde bulundular bu katliamın aydınlanmasında?

Pir Rıza Yağmur: Paris’te katledilen üç arkadaşımıza alevi kurum önderleri hepsi katıldılar. Fakat alevi kurumları olarak daha kitlesel katılmadı.. yapılması gereken alevi kurumlarının bütün Avrupa’da ve ülkede Fransız devletini sıkıştırmalı ve katilerin bulunmasını sağlanmalı.

Bize zaman ayırdığınız için teşekkür ediyoruz. Çalışmalarınızda başarılar diliyoruz.

Pir Rıza Yağmur: Ben teşekkür ediyorum iyi yayınlar diliyorum.

Alevilerin kaygısı

22 Nisan Pazartesi akşamı Okmeydanı Cemevinde (Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Okmeydanı Şubesi) 12 Mayısta Ankara’da yapılacak Alevi Kurultayı hazırlık toplantısındaydık. Toplantıya Alevi Kurumları ile Alevilerin çoğunluğunu oluşturduğu il-ilçe ve köy dernekleri katıldılar.

Toplantıda Alevi Kurultayı gündemini oluşturacak “Çözüm ve Anayasa süreci”ne ilişkin görüşler dile getirildi. Çözüm sürecine nasıl baktıklarını, kaygılarını, endişelerini paylaştılar.

Toplantıda Alevi temsilciler şu noktalara dikkat çektiler:
Alevilerin Birliği; Birçok konuşmacı Alevi kurum kuruluşlarının ortak tavır sergilemesi gerektiğinin önemini dile getirdi. Yapılacak yeni Anayasa sürecinde lehte veya aleyhte nasıl bir tavır sergilenecekse bunun ortaklaşa oluşturulup o şekilde davranılması gerektiği vurgulandı. Kürtlerin mücadelesinden ve gelinen aşamadan övgüyle bahsedildi. Alevilerinde birlik içinde mücadele yürütmesi gerekliliğine önemle vurgu yapıldı.

Barışa Destek; Toplantıya katılan hemen hemen tüm katılımcılar oluşacak bir barışı desteklediklerini, silahların susup, Türkiye’nin normalleşmesinin önemine vurgu yaptılar. Otuz yıldır yürütülen savaşın sona ermesi ile birlikte Alevilerin taleplerinin gündeme taşınması, ekonomik olarak rahatlamanın ve ülkede huzurun sağlanmasının mümkün olacağı bu nedenle de Barışın karşısında olmanın mümkün olmayacağına vurgu yapıldı.

Ülke Bütünlüğü; Toplantıya katılan temsilciler bu sürecin barışla sonuçlanmasına dikkat çekerken, sürecin sonucunda ülke bütünlüğünün korunmasına da dikkat çektiler. Emperyalist ülkelerin Arap ülkelerinde yarattığı kaosun bir benzerinin ülkemizde yaşanmaması gerektiği ve bu nedenle de dikkat edilmesi gerektiğine vurgu yapıldı.

Demokratik Anayasa; Toplantıda konuşan temsilciler, ülkenin önümüzdeki dönemini belirleyecek olan Anayasanın demokratik bir anayasa olması halinde Alevilerin ve diğer hak ihlaline uğrayan kesimlerin de sorunlarının çözümünü sağlayacağı belirtildi. Erzincan Refahiye Yeşilyurt Köyünden katılan temsilci, “Anayasaya en temel haklar yazılırsa Alevi sorunu da çözülür, Alevilere ayrıyeten yer verilmesine bile gerek kalmaz” diye durumu özetledi.

AK Partiye Güvensizlik; Toplantıya katılanların ve görüş bildirenlerin istisnasız tamamı Ak Partiye güvenmediklerini, bu sürecin sonucunda Kürtlerin de aldatılma ihtimalinin yüksek olduğunu, şu ana kadar yapılan işler gerek Kürtler gerekse de Aleviler açısından değerlendirildiğinde varılan sonucun da dikkate alındığında Ak Partiye güvenmenin hayal kırıklığına neden olacağı vurgulandı. Çözüm sürecinin de Anayasanın da sadece AK Partinin inisiyatifi ile yürütülmesi halinde ne barışın ne de demokratik bir Anayasanın olmasının da hemen hemen imkansız olduğunun altı çizildi.

Toplantıda, 12 Mayısta Ankara’da Anatolia Kültür Merkezinde yapılacak toplantıya geniş katılım sağlanması, Alevilerin geniş temsiliyetini kapsayan bir kurultay olması ve bu kurultayda bölgelerde oluşan görüşlere göre bir sonuç bildirgesi yayınlanması, böylece de Alevilerin Anayasa ve çözüm sürecine ilişkin tavırlarının ne olduğunun ortaya konması görüşü benimsendi.

evrensel