Ana Sayfa Blog Sayfa 6418

Din dersi hocalarından Alevilere saldırılar hız kesmeden devam ediyor!

“Aleviler sapkındır’ diyen din öğretmeni, “Onlar mum söndü yaparlar” diyen felsefe öğretmeni ve şimdi de “Alevilerin ellerinden yemek yenmez” diyen bir başka din öğretmeni… AKP’nin eğitim sisteminde Alevi yurttaşlara hakaret sürüyor.

Kısa süre içinde okullardan 3. kez Alevi yurttaşlara hakaret haberi geldi. Mersin Gazipaşa Ortaokulu’nda sözleşmeli olarak görev yapan din kültürü dersi öğretmeni “Alevilerin ellerinden yemek yenmez” dedi.

Cumhuriyet’in haberine göre din dersi sırasında kurban ibadeti anlatılırken bir öğrenci ailesinin farklı bir zamanda kurban kestiğini söyledi.

Bunun üzerine öğretmen M.K, “Senin ailen Alevidir o zaman” dedi ve Alevilerin Müslüman olmadığını savundu. Öğretmen M.K. ile öğrenciler arasındaki Alevilik konuşmaları daha sonra da sürdü. Bir başka derste M.K, “Alevilerin ellerinden yemek yenmez” gibi ifadeler kullanınca öğrenciler tepki gösterdi. Öğrencilerin durumu ailelerine anlatması üzerine aileler öğretmen M.K. hakkında okula şikâyette bulundu. Velilerin ve bazı öğretmenlerin imzalı dilekçesine rağmen M.K. derslere girmeye devam edince bir grup öğrenci velisi dün okula giderek okul idarecilerine kaygılarını aktardı.

Bunun üzerine veliler ve idareciler Akdeniz İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’ne giderek dilekçelerinin gereğinin yapılması talebini yineledi. Bunun üzerine ilçe milli eğitim müdürlüğü M.K’nin iş sözleşmesini feshetti ve okulla ilişiğini kesti.

Kısa sürede benzer haberler…
Mersin’de yaşanan bu duruma benzer olaylar kısa süre önce iki ilde daha meydana gelmişti.Gemlik Endüstri Meslek Lisesi‘nde din felsefesi konusunu anlatan bir felsefe öğretmeni Alevilikle ilgili “Ali’ye Allah diye taparlar. Bazıları da peygamber kabul ederler. Onlar mum söndü yaparlar” demiş, bu sözler Alevilerden büyük tepki çekmişti.

İstanbul Fatih Davutpaşa Lisesi‘nde din öğretmeni, ders sırasında tahtaya “Sapkınlar” ve “Doğru yoldakiler” şeklinde iki yol çizip Hristiyan, Musevi ve Alevileri sapkın olmakla suçlamıştı.

Maraş Katliamının Bir Numaralı Sanığına Alevi tazminatı

Beş Alevi Kurum Başkanı ve aktivisti, kamuoyunda ‘Maraş Katliamı’ olarak bilenen ve büyük çoğunluğu Alevi olan yüzün üzerinde insanın vahşice öldürüldüğü olayların sorumluları arasında gösterilen Ökkeş Kenger’e hakaret iddiasıyla cezalandırıldı.

‘Maraş Katliamı’nın bir numaralı sanığı olan Ökkeş Kenger yargılanıp beraat etmiş ve soyadını Şendiller olarak değiştirmişti.

Ökkeş Şendiller, AK Parti hükümeti tarafından düzenlenen Alevi Çalıştayı’na konuşmacı olarak çağrılınca kamuoyunda büyük bir infial oluşmuş ve bu durum eleştirilmişti.

O süreçte Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu da tepkisini göstermiş ve bir benzetmeyle “Yahudi Konferansına Hitler çağrılır mı?” diye sormuştu.

Bunun üzerine Ökkeş Şendiller kendisinin Alevi Çalıştayı’na çağrılmasına tepki gösteren beş Alevi Kurum Başkanı ve aktivistine açtığı davaları kazandı.

TEPKİ VAR

Konuyla ilgili açıklama yapan Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Genel Sekreteri Aydın Deniz şöyle dedi:

“Ökkeş Şendiller’i Alevi çalıştayına çağıranlar değil, Ökkeş Şendiller’in Alevi Çalıştayına çağrılmasına tepki gösteren Başkanımız Ali Kenanoğlu cezalandırıldı.

Alevilerin sorunlarına ve hak ihlallerine çözüm bulmak amacıyla Hükümet tarafından bir dizi çalıştay yapılmıştı. Bu çalıştaylar kamuoyunda Alevi Çalıştayları olarak da bilinmektedir. Derneğimiz de bu çalıştaylara katılmış ve çözüm önerilerini sunmuştur. Ancak Aleviler lehinde hiçbir olumlu sonuç alınamadığı gibi derneğimizin hazırladığı 2012 yılı ‘Alevi hak ihlalleri izleme raporu’nda da görüleceği üzere daha da geriye gidilmiştir.

Bu çalıştaylara, Alevilerin katledildiği bir katliam olan 1978 Maraş katliamının bir numaralı sanığı olan Ökkeş Şendiller (Kenger) de davet edilmiştir. Bu davet sonrasında Alevi Kamuoyu ayağa kalkmış, protestolar yapılmış, tepkiler gösterilmiştir. Nitekim bu tepkiler sonucunda Ökkeş Şendiller çalıştaya katılamamıştır.

“YAHUDİ KONFERANSINA HİTLER ÇAĞRILIR MI?”

O süreçte Başkanımız Ali Kenanoğlu da tepkisini göstermiş ve bir benzetmeyle “Yahudi Konferansına Hitler çağrılır mı?” diye sormuştur. Ökkeş Şendiller 1979 dönemde yapılan adil (!) yargılamalar neticesinde beraat etmiştir. Ancak bir Alevi katliamının bir numaralı sanığı olarak yargılanan birisinin Alevilerin sorunlarına çözüm aranan bir toplantıya davet edilmesi de kabul edilemez bir durumdur. Kabul edilmemiştir.

Ökkeş Şendiller bu sözlerden dolayı davacı olmuş ve yargılama sonunda Mahkeme Ökkeş Şendiller’i Alevi çalıştayına çağıranları değil, bu duruma tepki gösteren Başkanımız Ali Kenanoğlu’nu hakaret etmekten dolayı suçlu bulmuş ve tazminata mahkûm etmiştir.

“YİNE ALEVİLER CEZALANDIRILDI”

1978 yılında yapılan Maraş katliamının ‘adil yargı’ kararına benzer bir ‘adil yargı’ kararı daha verilmiş oldu. Aleviler yine suçlu bulundu. Ali Kenanoğlu ile birlikte Ökkeş Şendiller’e tepki gösteren ve isimlerini kendi bilgileri olmadan açıklayamayacağımız dört Alevi Kurum Başkanı ve aktivisti de tazminat cezasıyla cezalandırıldı. Yani yine Aleviler cezalandırıldı.

Dersim’de karakol inşaatı protesto edildi

DERSİM’de karakol inşaatlarının yapıldığı yerde eylem yapıldı.Dersim merkeze bağlı Koçakoç nahiyesi Sinan köyünün 600 metre kadar batısında yükselen tepenin üzerinde geçtiğimiz günlerde başlanan karakol yapım çalışmaları sürüyor. Karakol inşaatını protesto etmek için Dersim’deki demokratik kitle örgütleri ve siyasi partiler karakolun yapıldığı yerde açıklama yaptı.

Dersim merkezden gelenlerin karakolun olduğu bölgeye vardığında, iş makinelerinde çalışanlar iş bırakarak bölgeyi terk etti. Köylülerin de katıldığı eylemde karakol yapımına tepki gösterildi. Açıklama yapan BDP Dersim İl Başkan Vekili Sinan Kırmızıçiçek, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın Newroz’daki mesajı ve sonrasında KCK yöneticilerinin yaptığı açıklamalara karşın Pülümür Vadisi üzerine 21 karakolun yapılmak istendiğini söyledi.

Sinan köyü Pak mevkiinde yapılmak istenen karakolun bulunduğu alanda tarihi mezarların bulunduğu ve kültürel alanları yok edeceğini söyleyen Kırmızıçiçek, karakol yapımının süreci sabote etmeye yönelik olduğunu ifade etti. Kırmızıçiçek, karakol yapımından vazgeçilmesini istedi.

SABOTAJ ETMEYİN

İHD İl Temsilcisi Avukat Barış Yıldırım, 30 yıllık çatışmalı dönemi hatırlatarak, karakol yapmakla sorununun çözülmeyeceğini ifade etti. Başlayan barış sürecinin sabote edilmemesi ve kültürel tabiat alanlarının da yok edilmemesi gerektiğini söyleyen Yıldırım, Anayasada devletin kültürel ve tabiat alanları korumakla yükümlü olduğunu belirtti. Yıldırım, buna karşı duracaklarını belirterek, “Halkımıza yapılan soykırım politikalarınızdan vazgeçin” dedi.

Eyleme Belediye Başkanı Edibe Şahin ve EMEP İl Başkanı Mustafa Taşkale de katıldı. (Dersim/EVRENSEL)

Büyük Alevi Kurultayı 12 Mayıs’ta

Alevi örgütleri, 12 Mayıs’ta Ankara’da düzenleyecekleri Büyük Alevi Kurultayı’nda Kürt sorununda gelinen müzakere sürecini konuşacak.

Alevi Kültür Dernekleri, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Narlıdere Alevi Bektaşi Derneği, Çamşıhı Hüseyin Abdal Derneği, Sultangazi Pir Sultan Abdal Derneği, Ankara Dersimliler Derneği, Divriği Kültür Derneği ve Kızılırmak Yerel Dernekler Federasyonu, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı’nın çağrısı ile Türkiye’de yaşanan son süreci değerlendirmek üzere Ankara’da bir araya geldi.

Gelinen siyasal sürecin ve Alevilerin son durumununda değerlendirildiği toplantıda, süreçle ilgili bölge toplantılarının yapılması, çıkacak karar ve sonuçlardan sonra 12 Mayıs’ta Ankara’da “Büyük Aleve Kurultayı”nın toplanması kararı alındı.

Demir:Aleviler Barış Sürecine kayıtsız Değil!

Halkların Demokratik Kongresi Kadıköy Meclisi tarafından düzenlenen panelde, müzakere ve barış süreci tartışıldı.

Panele konuşmacı olarak BDP İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel, HDK Yürütme Kurulu üyesi Gençay Gürsoy, Bilgi Üniversitesi’nde öğretim üyesi Murat Peker, Ermeni Kadın Platformu’ndan Kayuş Çalıkman Garilof ve Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Servet Demir katıldı.

GÜRSOY: ELEŞTİRİLER KARŞISINDA ÇOK DİKKATLİ OLUNMAK ZORUNDA

Panelde ilk olarak söz alan Prof. Dr. Gürsoy, hükümetin Kürt sorununa yaklaşımına dikkat çekerek, kaygılarını dile getirdi. “Barışın olanaklarının ortaya çıktığı şu günlerde verilen sözler yerine getirilecek mi, endişesi var mı? Ama bu endişeler, bizim kendi aramızdaki endişeler” dedi.

Sürece ilişkin kimi sol çevrelerden gelen eleştirilere dikkat çeken Prof. Dr. Gürsoy, “Bu süreçte eleştiriler karşısında da çok dikkatli çok kavrayıcı olmak zorundayız” diye konuştu.

Akil İnsanlar Komisyonu’nun eksikliklerine, yanlışlıklarına rağmen bütünüyle reddedilmemesi gerektiğini söyleyen Prof. Gençay Gürsoy, şöyle konuştu:

“Gittikleri yerde barış konuşacaklar. Kürt sorunuyla ilgili toplumsal meşruiyet kazandırması bakımından bu çabaların anlamı vardır. Ancak kendi başına bırakmamak gerekiyor. Başbakan’ın aklındakiyle bize gösterdiği proje arasında geniş bir açı farkı var. Bu nedenle heyetlerin yalnız bırakılmaması, yapılan toplantılara aktif bir şekilde katılması gerekiyor.”

PEKER: SÜRECİ ELEŞTİRİLERLE DESTEKLİYORUM

Akademisyen Murat Peker, “Bu süreci eleştirilerle destekliyorum. Ciddi eleştirilere muhtaç olan, eleştirildikçe derinleşecek, gelişecek bir sürece girildiğini düşünüyorum” diye konuşmasına başladı.

Peker, “Kalıcı adil bir barışa ulaşılacaksa, önemli bir mesafe toplumsal yüzleşme sürecine ayrılması gerekir. Desteğin sürdürülebilir olması için bu toplum yakın tarihi ile bu konu üzerinde yüzleşmeli” dedi.

Peker, yüzleşmeyi şöyle tanımladı: “Yüzleşmenin iki temel amacı vardır. Birincisi hakikatin ortaya çıkmasıdır. İkinci amacı da, iki tarafın arasında ilişkisel bir alanın kurulmasıdır. Yüzleşme, uzlaşma dediğimiz pratikteki en önemli şey, kendilik halimizle yüzleşmedir. Türklerin Türklük haliyle, devletin kendisiyle yüzleşmesi. Kürtler açısından yaşadığı mağduriyetlerle yüzleşmesidir.”

‘ERMENİ SORUNU ÇÖZÜLMEDEN KÜRT SORUNU ÇÖZÜLMEZ’

Ermeni Kadın Platformu’ndan Kayuş Çalıkman Garilof, Türkiye’deki Ermenilerin durumunu anlattı, “Bu topraklarda Ermeni olmak kadar Ermenilerin yanında olmak da zordur”  diye konuştu.

Öcalan’ın 21 Mart mesajına dikkat çeken Garilof, şunları söyledi: “Önemli olan umut, sürecin önemi ve devamı. Bir kadın ve Ermeni olarak, her iki kimliğimin de bu sürecin dışında  bırakılmasının süreci de tıkayacağını düşünüyorum. Barış, Türkiye’nin demokratikleşmesine yönelik çabasında bir araç olmalı. Ermeni sorunu, 1905 olayları, hatta 1909 Adana olayları hatırlanmalı. Ermeni sorunu çözülmeden Kürt sorunu çözülemez. Kürt sorunu çözülmediği sürece Türkiye demokratik bir ülke olamaz.”

“ALEVİ TOPLUMUNUN REFERASNLARI İSLAMİ REFERANSLAR OLAMAZ”

Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Servet Demir, bazı Alevilerden Öcalan’ın mesajına gelen tepkileri hatırlattı, Kürt halkının haklarının verilmesine Alevilerin hiçbir zaman sırtına dönmediğini belirtti. Demir, “Biz hiçbir zaman demokratik Kürt hareketinin karşısında olmadık, sürekli dayanışma içinde olduk. Hakların verildiği bu sürecin tarafıyız. Kürt halkının taleplerinin kazanmasından yana tarafız” ifadelerini kullandı.

Sürece dair kaygıları olduğunu söyleyen Demir, şöyle konuştu:

“Ancak bu sürece ilişkin kaygılarımız da var. Alevi toplumunun referansları İslami referanslar olamaz. Burada Kürt hareketinin önderi sayılan Sayın Öcalan’la bu konuda ayrışıyoruz. Biz tarihte barışı değil, katliamları yaşadık. İslami referanslarla Alevi toplumuyla buluşma mümkün olmaz.”

Demir, Türkiye’nin demokratikleştirmesi sürecinde Aleviler olarak yer alacaklarını belirtti, “Ancak bize akıl veren tarzda değil, eşit bir tarzda ilişki kurulmasını istiyoruz. Kürt hareketinin de devrimci örgütlerin de arka bahçesi olmadan mücadelede yer alacağız” şeklinde konuştu.

‘HENÜZ BARIŞ ORTAMINA GELİNMEDİ’

BDP İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel, Kürt özgürlük hareketinin uzun süredir hakikatleri araştırma ve yüzleşme komisyonu kurulması önerisinde bulunduğunu söyledi, “Ancak Türkiye henüz buna hazır değil” dedi. Henüz barış ortamına gelinmediğini belirten Tuncel, “Ortada, barış için direten bir taraf var” dedi.

PKK’nin daha önce yaptığı ateşkeslerin devlet tarafından imha operasyonlarıyla karşılandığını hatırlatan Tuncel, Oslo görüşmelerinin sona ermesinin ardından askeri ve siyasi operasyonların arttığına dikkat çekti. Tuncel, “Ancak tüm askeri ve siyasi operasyonlara rağmen Kürt özgürlük hareketi, AKP’yi masaya oturttu” dedi.

AKP hükümetine güvenmediklerinin altını çizen Tuncel, şöyle konuştu: “Biz halkımıza, Kürt özgürlük hareketine ve Sayın Öcalan’a güveniyoruz. Kürt hareketi ne yaptığının farkında. Emek, ekoloji, dil sorunlarımız çözülmedi. Daha yolun başlangıcındayız. Demokratik mücadele ile devleti buna zorlayacağız. Kürtler demokratik özerklik talebinden, demokratik Türkiye talebinden vazgeçmiş değildir. Tüm halklara, mücadeleyi bırakma değil, yeni mücadeleyi sürdürme çağrısı yapıyor.” diye konuştu.

Tuncel, Aleviler ile tartışmalara ilişkin olarak, “O metin, Kürt halkına değil, Türk halkına ve dünyaya yazılmış bir metindi. İslam kardeşliği geleceğe dönük bir değerlendirme değildi. ‘Sizin İslam kardeşliği dediğiniz şeyde yok etme yoktur’ demiştir. Mesajı buydu” diye belirtti.

Tuncel, sürecin nasıl gelişeceğinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirtti, “Bu mücadeleyi birlikte yürüteceğiz. Barışı hep birlikte kuracağız. Bu barış AKP’ye bırakılmayacak kadar çok önemli bir süreçtir” diye konuştu.

Aleviler çözümü desteklemeli…

Murat AKSOY

Çözüm sürecinin başlaması ile birlikte toplumdaki farklı kesimlerin süreç karşısında pozisyonları tartışılmaya başlandı. Gariptir tartışılan sadece siyasi partilerin duruşları değil. Son günlerde Alevilerin süreçte nerede durdukları konuşulmaya ve tartışılmaya başlandı. Bu, bana seçim dönemlerini hatırlattı. Bilirsiniz her seçimde ‘Aleviler kime oy verecek’ diye sorular sorulur cevaplar aranır. Şimdi de merak edilen soru ‘Alevilerin süreci destekleyip, desteklemediği’. Bu tartışma, Alevilerin kitlesel olarak CHP’ye oy vermesinden kaynaklanabilir.

Gariptir sanki Aleviler siyasal bir kimlik ve partiymiş gibi sürecin karşısında konumlandırılmaya ve bunun üzerinden analiz edilmeye başlandı.

Bu yanlış. Çünkü Aleviler şu anda yüzde 70-80 çoğunluğu CHP’ye oy veren ve potansiyel CHP seçmeni bireyler. İçlerinde cemaatsel hareket edenler olsa da bu durum değişmiyor.

Alevilerin, çözüm sürecinde siyasal bir özne olarak görülmesi, Alevilerin gündelik hayatta yaşadıkları sorunlardan kaynaklanıyor. Dahası Aleviler, bu sorunlar üzerinden siyasi taraf olmaya zorlanıyorlar. Yaşadıkları sorunlar üzerinden pozisyon almaya zorlanıyorlar.

Öcalan’ın 21 Mart’taki çağrısında ‘Alevileri’ saymamasını bazıları Alevilerin sürece karşı çıkması için araç olarak kullanılıyor. Yine çözüm sürecinde ortaya çıkan ‘İslam’ vurgusu da aynı şekilde kullanılıyor. Kabul edelim ki, bunlar siyaseten doğru bir tutum değildir. Bu söylem yüzünden Alevileri çözüme karşı göstermek haksızlıktır.

BARIŞA DESTEK ÖNEMLİ
Bireysel olarak tek tek Alevilerin bu süreci desteklemeleri vicdani sorumluluklarıdır. Çünkü Aleviler, Alevi olmaktan gelen insani duruşlarından dolayı bunu yapmalılar.

Kabul edelim ki, Alevilik dinsel yorum ve pratikleri itibari ile kültürel bir kimliktir, siyasal bir kimlik değil. Aleviler siyasal tercihlerini bu kültürel kimlikleri üzerinden yapmaktadırlar.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP’nin başına geçmesi öncesi Alevi oylarında göreli farklılık ortaya çıksa da bu Kılıçdaroğlu’nun Genel Başkan olması ile son bulmuştur.

Alevilerin çoğunluğu (etnik kimliği Türk/men olan ve kendilerini etnik kimlikten çok Alevi olarak tanımlayanlar için geçerlidir) için siyasi adres CHP olmuştur.

Gerek 12 Eylül 2010 referandumunda ‘hayır’ oyu vererek gerekse 12 Haziran 2011 seçimlerinden ‘CHP’ye’ oy vererek bunu göstermişlerdir.

Örneğin Tunceli gibi, her iki kimliğin yoğun yaşandığı ilde 12 Haziran 2011 seçimlerinden CHP oylarını 2007’ye göre yüzde 26’dan yüzde 52’ye çıkarmıştır. Üstelik bu değişim 2009 yılında Onur Öymen’in ‘Dersim çıkışına’ rağmen olmuştur.

Kılıçdaroğlu’nun ‘Kürt ve Alevi’ kimliğine hiç siyasal atıf yapmamasına rağmen tablo budur.

Bugün Aleviler, çözüm süreci karşısındaki tavırları bu açıdan kritiktir.

Burada Alevilerin çoğunluğunun bu sürece desteği yine Kılıçdaroğlu ve CHP’nin duruşuna bağlıdır. CHP eğer bu sürece açıkça karşı çıkarsa Aleviler arasında bir ayrışma yaşanabilir. Bu ayrışma ise daha çok kimi Alevi kurumlarının BDP, HDK ile kurmuş oldukları ilişki üzerinden olabilir.

Yok eğer CHP bu sürece ‘sessiz’ kalarak destek verirse Alevilerin CHP ile ilişkisinde bir değişim olmaz. Burada Aleviler için belirleyici tercih ‘sorun’ değil ‘siyasal aidiyet’ tercihidir.

AK PARTİ’NİN SORUMLULUĞU
Burada şu soru sorulabilir; Bugün Alevilerin büyük bir kısmı neden CHP dışında bir partiye yönelmiyor?

Mesela çözüm sürecini destekleyen ve tarafı olan BDP, Alevilerin siyasal tercihi olabilir mi?

Alevilerin gerek BDP’ye olan mesafesi gerekse çözüme olan mesafeleri CHP’nin sol, özgürlükçü, ilerici olmasından değil, iktidarda AK Parti olmasından kaynaklanmaktadır. Çünkü Aleviler için CHP tercihi bir irade değil ‘ehven-i şer’ durumudur.

Bu algıyı kırmak Alevi Açılımı’ndaki siyasal başarısızlığa rağmen AK Parti’nin elindedir.

Alevilerin kamusal alanda, gündelik hayatta karşılaştıkları ayrımcılıkların önlenmesi konusunda AK Parti’ye büyük sorumluk düşüyor. Çünkü ‘büyük Alevi dernek ve vakıflarının’ sıkça dile getirdikleri gibi Alevilerin hayatlarının öncelikli etkileyen sorunları ‘Din derslerinin zorunlu olmaktan çıkarılması’, ‘Cem evlerinin ibadethane olması’ değildir. Bunlar sembolik açıdan önemlidir kabul. Aleviler açısından daha temel sorun, Alevilerin kamusal alanda ve gündelik hayatta uğradıkları ayrımcılık ve dışlanmadır. Sorun bunun nasıl aşılacağıdır.

Bunun bir yolu Alevilerin siyaseten bireyselleşmeleri ve siyaseti keşfetmeleri , diğer bir yolu da Alevileri kazanmak isteyenlerin kendilerini Alevilere açmasındadır. Bu açılım, Alevilerin kamusal alanda eşit katılımı onlara arasında var olan heterojenliğin ortaya çıkmasının yolunu açacak ve onları özgürleştirecektir. Sürece destek bu açıdan ilk adım olabilir.

Akil İnsanlar içinde olan Cem Vakfı Başkanı İzzettin Doğan’ın ‘akil insanlar yetmez, muhalefet de bu sürecin parçası olmalıdır’ açıklaması önemli bir hatırlatmadır. CHP’nin çözüm sürecin parçası olması bir yönüyle Aleviler için de kamusal alanda eşitlik yolunun açılması anlamına gelir.

Çorum Katliamı Direnişçilerinden İbrahim Satılmış Hakka Yürüdü

Çorum katliamında direnişiyle tanınan ve 1994 yılında 24 sayısı çıkan “Alevi Halk Gerçeği” dergisinin kuruculuğunu ve yayın yönetmenliğini yapan İbrahim Satılmış hakka yürüdü. Satılmış ayrıca, Almanya’nın değişik kentlerinde çok sayıda Alevi derneğinin açılmasına da öncülük etti. Bir dönem Hedef Gazetesi Avrupa Temsilciliği de yapan İbrahim Satılmış, uzun bir süre inşaat işçiliği ve büfe işletmeciliği yaparak hayatını sürdürdü. Türkiye Almanya İnsan Hakları Derneği (TÜDAY)’ın da yönetim kurulu üyesiydi. Fatoş Satılmış ile evlendi, Sinan isminde bir de oğlu vardı.

Satılmış, çalıştığı iş yerinde kalp krizi geçirerek yaşama veda etti. Evli ve bir çocuk babası Satılmış, Çorum’da 1980 Mayıs-Temmuz aylarındaki Çorum Katliamı sırasında direnişi ile tanınan bir simaydı.

12 Eylül darbesi sonrası yaşanan baskılardan sonra Avrupa’ya çıkan Ibrahim Satılmış uzun yıllardan bu yana Köln şehrinde yaşıyordu. Bir çok devrimci, yurtsever kurumda yöneticilik yaptı.

Satılmış’ın ağabeyi Rıza Satılmış ise, 1994 Siirt/Kurtalan‘da TDP gerillası iken TSK tarafından gerçekleştirilen operasyonda hayatını kaybetmişti.

 

Almanya’da Alevi Kültürü dersleri

Almanya’nın Kehl kentide Falkenhausenschule İlkokulu’nda Alevi kültürü ve din dersleri önümüzdeki çarşamba günü başlıyor.

Alevi kültürü ve din dersinin verileceği ilkokulda cuma günü tanıtım programı düzenlendi. Programa Baden Württemberg Eyaleti Alevi Kültür ve İnancı Eğitim sorumlusu Hasan Öğütçü, Bühl Alevi Kültür Merkezi (AKM) Başkanı Rıza Yeşilgül, derneğin gençlik kolları başkanı Zelal Aksu, Falkenhausenschule İlkokulu Müdiresi İmogen Remmert, Kehl eğitim müdür yetkilisi Gottfried Böhler, Kehl belediye ve kilise temsilcileri, Alevi kültür din dersi öğretmeni Sevda Kayataş’la beraber 100’e yakın davetli katıldı.

Alman katılımcılar yaptıkları konuşmalarda “Öğrencilerin kendi inanç ve kültürünü öğrenmeleri en doğal hakkıdır. Öğrenciler anadilini çok iyi öğrensinler, eğitimde başarının ve yabancı dil öğrenmede kilidin anahtarı anadildir” dediler. Anadilin önemine vurgu yapan konuşmacılar farklı inanç ve kültürlerin toplumlarını zenginleştirdiğini, renklendirdiğini, bu sayede herkesin çok mutlu olduğunu söyledi ve herkese başarılı çalışmalar diledi.

Okulun müdiresi Remmert, “Okulumuzda 10 yıldır iki dilli, Almanca-Fransızca, eğitim veriyoruz. Okulda 15 sınıfta 24 ülkeden 350 öğrenci bulunuyor. Alevi toplumunun özlemle beklediği Alevi din dersleri farklı kültür ve inançlarda eğitim veren okulumuzu daha da zenginleştiriyor” dedi.

Eyalet eğitim ve inanç sorumlusu Hasan Öğütçü davetlilere Alevi felsefesini, inancını ve kültürünü anlattı. Baden Württemberg Eyalet sorumlusu Öğütçü, Almanya’da 2006 yılında başlayan Alevi din derslerinin 8 eyalet okulunda verildiğini hatırlattı. Baden Württemberg Eyaletinde 33 okulda 450 öğrenciye Alevi din dersinin öğretildiğini söyledi ve 2013 yılının sonuna doğru Weingarten Eğitim Fakültesinde alevi eğitim kürsüsünün açılacağını müjdeledi.

Kehl ve çevresinde yaşayan 400’e yakın Alevi vatandaşa hizmet veren Bühl AKM Başkanı Rıza Yeşilgül ve eski başkan Ali Cevat Pektaş, “Bu gün bizim mutlu günümüz. Kültürümüzü genç nesillere aktarmak için hep özlem duyduk. Eskiden öğretmen yoktu, öğrenci vardı. Şimdi eksikler giderildi” dedi.
 Kehl kentinde ilk Alevi din dersi önümüzdeki çarşamba günü saat 16.00’da 16 öğrenciye verilmeye başlanacak

Aleviler sürecin neresinde – II

Barış süreci elbette tüm toplum kesimlerinde olduğu gibi Aleviler arasında da heyecan yarattı. Ancak gerek AKP iktidarı, gerekse de  Kürt Özgürlük Hareketi tarafından çözüme ilişkin yapılan ilk  açıklamalar Alevi camiasında tepki yarattı.

Bence yapılan bazı talihsiz açıklamalar, sonradan ne kadar düzeltilmek istense de,  çözüm isteyen taraflarca  Alevilerin hak taleplerinin görmezden gelindiğini ayan beyan ortaya sermektedir.

Birincisi, taraflarca hararetle savunulan bin yıllık İslam kardeşliği kavramının içinde Aleviler yoktur. Bu bin yıllık ‘kardeşlik’ sürecinde Aleviler kırım, yok sayılma ve asimilasyon dışında bir yaşamı yaşamadılar. Yani sözün özü biz Aleviler bu bin yıllık kardeşlik sürecinin içinde yokuz. Bu açıklamalar büyük bir talihsizliktir. Aceleyle söylenmiş niyetleri aşan söylemlerdir.

Özellikle Kürt kızılbaş Alevileri  genelde son 40 yıllık devrimci mücadele sürecinde ve  özelde Kürt Özgürlük mücadelesi sürecinde nufus oranına göre en çok çaba gösteren ve en çok bedel ödeyen toplum kesimini oluşturmaktadır. Yine 93 yıllık Cumhuriyet döneminde de, Türk ve Kürt Alevileri yok sayılan, asimile edilen, köylerine zorla cami yapılan, zorla  islamlaştırılmaya çalışılan toplum kesimini oluşturuyor. Bir yandan etnik kimliği inkar edilmiş, bir yandan inanç kimliği inkar edilmiş, bir yandan da ezilenlerin saflarında yer aldığı için kıyıma ve zorbalığa uğramıştır Aleviler.

AKP’nin bölge için oluşturmaya çalıştığı İslamcı çizgide Alevilere yer yoktur. Ancak aslını inkar eden Alevilere, öz İslam olmakta beis görmeyen kınalı kekliklere yer var bu çizgide. Yine öte tarafta CHP tarafından yürütülen Alevi politikasında da Alevilere sadece hem inançsal olarak hem de etnik olarak, aslını inkar temelinde yer vardır.  Nitekim Kemal Kılıçdaroğlu ancak inanç ve etnik kimliğini inkar ederek CHP’nin başına geçebilmiştir. O şimdi hem “öz müslüman”, hem de “öz Türktür”.

Tarihte ilk defa Kürt Özgürlük Hareketinin mücadelesi sonucu Aleviler tarihsel kökleri ile buluşma, tarihlerini araştırma, inanç kimliğini özgürce yaşama şansı yakaladılar.  Gizli yaptıkları ayinlerini Cemevlerinde yapmaya başladılar.  Bu büyük bir kazanımdır elbette.

Bugün Türkiye’de yüzlerce Cemevi varsa,  Aleviler bunu Kürt Özgürlük Hareketine borçludurlar. Alevi uyanışını engelleyemeyen egemenler, çareyi inanç çizgimizi bulanıklaştırıp, bizi Sünni İslama eklemlemekte buldular. Bunun için ta 1986 yılında Özal’ın emriyle meşhur Gölbaşı toplantıları yaparak, uyanan Alevileri düzene yeniden eklemlemede  yol ve yöntem aradılar. Cumhuriyetçi Eğitim Vakfı (Cem Vakfı), Cumhuriyet döneminde aslına ihanet eden Doğandede sülalesinden İzzetin Doğan öncülüğünde kuruldu. Demirel bugün İzzetin Doğan’ın devlet tarafından özel görevlendirildiğini açıklamaktadır. (İzzetin Doğan ve Kamer Genç’in 12 Eylül’ün oluşturduğu Danışma Meclisi üyesi olduklarını bir kez daha hatırlatalım.) Bu zatın girişimleriyle Cem Evlerimizin başına İmam Hatiplerde okutulmuş Alevi çocukları Hoca olarak atandı. Cemevleri Alevi inanç merkezi olmanın ötesinde minaresiz camilere çevrilerek,  birer asimilasyon merkezine dönüştürüldü.

Hiçbir müslüman camisi  gerillaların cenaze namazına karşı çıkmazken, birçok cemevi Alevilerin en yiğit evlatları gerillaların cenazelerini cemevlerine almadı. Bu asimilasyonun hangi boyutlara ulaştığının göstergesidir.

Alevilik bizim coğrafyamızda salt bir Ali severlik derecesine indirgenmeye çalışıldı. Oysa Alevilik üzerinde yaşadığımız toprakların en eski kadim inançlarından köklerini almaktadır. Ali sevgisi bu inancın saflarına 1400 yıl önce girmiştir, oysa bu inanç tüm tek dinli inançların öncelidir. İlk tek tanrılı Zerdüşt inancından köklerini almaktadır. Kürtlerin kendine ait ilk tek tanrılı inancı da Zerdüştlüktür.

Biliniyor, Kürtler hangi inançtan olursan olsun, tüm  mensupları kendilerini “Ateşin ve Güneşin Çocukları” olarak isimlendirirler. Bugün bile her konuşmaya başlayan Kürt hatip, “selam ateşin ve güneşin çocukları” diye söz başlar. Her Kürt ateşi kutsal sayar. Ateşi kirletmez ve suyla söndürmez. Yemin içerken ateş ve güneş adıyla  yemin içer.

Ama son yüzyılda İslam bu çizgiyi bulanıklaştırdı. Aleviler kendilerini “öz müslüman”! olarak adladırır oldu. Bu bir inancın bitişinin başlangıcıdır. Kürt Özgürlük Hareketi  ve Türkiye Solu da, Aleviliğe dar siyaset penceresinden yaklaşarak, Alevilerin Alisever olarak adlandırılmasına hizmet eden bir tutumun sahibi oldular.  Aleviliğin kendi kökleri ile buluşmasını siyasi kaygılardan dolayı istemediler. Birileri kendilerini desteklemez korkusuyla Aleviliği tarif etmede gerçekçi davranmadılar. Özgürlük hareketinin bazı mensupları son yaptıkları açıklamalarında hala inatla; Aleviliği basit bir Ali yandaşlığı ve Hüseyin direnişçiliği noktasında tutmaya çalışarak, bu bin yıllık İslam kardeşliği söylemi içinde beyhude bir biçimde Alevilere yer aramaya çalışmaktadırlar.

Bu ne kadar iyi niyetli olunursa olunsun, Aslını inkar eden sahte Alevi çizgisidir. Kürt kızılbaşlığı kendini bu tür ucuz yaklaşımlardan ayırmakla yükümlüdür. Bu topraklarda Sünni İslam egemenlikli bir siyasal sistem biz Alevilere yaşam hakkı tanımaz. Aleviler için tek kurtuluş, tüm ötekileştirilen toplum kesimlerinin kendini temsil ettirebildiği gerçekten demokratik bir Türkiye Cumhuriyeti oluşturulmasıdır.

Bunun için Aleviler kendilerini örgütlü bir biçimde bu çözüm sürecine dahil etmelidir. CHP bu sürecin dışında kalarak bir kez daha bize ihanet etmektedir. Kürt hareketi bizlerin örgütsüzlüğünden dolayı, çözüm sürecinde daha az ile yetinmek zorunda kalabilir. Bu süreci ilerici, devrimci, demokratik güçlerin lehine sonuçlandırmak; biz Alevilerin örgütlülüğümüzü birleştirerek ortak bir söylemle sürece müdahil olmamızla olanaklıdır.

Yoksa yarın daha geç olacaktır. Bakın İzettin’in girişimiyle Malatya’da  200 “AK Alevi” AKP’ye katıldı, bu sayı önümüzdeki süreçte daha da çoğalabilir. Bunu önlemenin yolu, dizimizi döverek evimizde oturmak değil, tam tersine siyasal sahnede özgün kimliğimizle aktif yer almaktır. Çözüm süreci bize bu görevi ivedilikle dayatmaktadır.

40 yıldır akan kanın durmasını, herkesten daha çok Aleviler istemektedir. Bunun bedelini en ağır bir biçimde ödemiş toplumsal kesim olarak bu konuda herkesten daha çok, bu sürecin kazasız  bilasız bir sona varması için çabalarımızı daha da yoğunlaştırmak Kızılbaş Alevilerin görevidir.

Adana’da Alevi evlerine ‘başınızı keseceğiz’ bildirisi

Alevilerin yoğun olduğu Hadırlı, Mıdık, Sucuzade, Havuzlubahçe, Mirzaçelebi gibi mahallelerle kent merkezindeki Küçüksaat kesiminde, “Muaz El Hatip Taburu” imzasıyla önceki gün cihat çağrısı yapan, tehdit ve hakaretlerin yer aladığı bir bildiri dağıtıldı.

Bildiride, “Biz Allah yolunda cihat etmiş ve şehitlikle nasiplenmiş önderimiz Şeyh Muaz-El Hatip Taburu’nun askerleri olarak Eset ve işbirlikçilerine sesleniyoruz. Kâfire destek vermeyin. Allah yolunda olun. Yoksa başınız bedeninizden Allah yolunda kesilecektir. Sen Eset köpeğinin salyasında abdest alan kâfir, Suriye kutsal Sünni devletinin toprakları sizin dökülen kanlarınızla yunup arınacak. Yüce Allah’ın kolumuza vereceği kudretle hepinizin sonu yakındır” denildi.

Pir Sultan Abdal Derneği öncülüğündeki Alevi dernekleri yasal işlem başlatılması için savcılığa suç duyurusunda bulundu.

Özellikle Arap Alevi kesimini ve gençlerini kışkırtmaya yönelik bazı oyunların tezgâhlandığını biliyoruz” diyen CHP Adana Milletvekili Ümit Özgümüş şöyle konuştu:

Konu güvenlik güçlerimizin takibinde. Bu aşamada tepki göstermek bu provokasyonu tezgâhlayan alçakların amacına hizmet edecektir. Tüm Alevi kesimini ve özellikle gençlerimizi sakin olmaya ve araştırmanın sonucunu beklemeye davet ediyorum.