Ana Sayfa Blog Sayfa 6419

Bozdağ cemevi ibadethane değildir”

Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, BDP Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın cemevlerine ilişkin soru önergesini cevaplandırdı.

Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, ibadethanelerin dışında olan mekanlar için Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesinde herhangi bir ödenek bulunmadığını bildirdi.

BDP Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın cemevlerine ilişkin soru önergesini cevaplandıran Bozdağ, şunları kaydetti:

”Elektrik Piyasası Kanunu’nun geçici 17. maddesi çerçevesinde, ibadete açılmış ve ücretsiz girilen ibadethanelere (cami, mescit, kilise, havra ve sinagog) ilişkin yalnızca aydınlatma giderleri Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesine konulan ödenekten karşılanmaktadır. İbadethanelerin dışında olan mekanlar için Başkanlık bütçesinde herhangi bir ödenek bulunmamaktadır.”

Soru önergesine verilen cevapta, Ocak 2013 itibarıyla Türkiye’de bulunan cemevi sayısının 937 olduğu ifade edildi.

Tokat 172 cemevi ile en fazla cemevine sahip il olurken, ikinci sırada ise 90 cemeviyle Çorum yer aldı. İstanbul’da 64, Kahramanmarş’ta 63, Amasya’da 49, Ankara’da 40 cemevi bulunurken, Tunceli’de 8 cemevinin olduğu, 31 ilde ise hiç cemevi bulunmadığı bildirildi.

Avusturya şimdi de Aleviliği resmen tanıdı

Avusturya’da daha önce dini inanç statüsü kazanan Alevilik, dini cemaat statüsü kazanıyor. Karar ile Alevilik derslerinin finansmanı devlet tarafından karşılanacak.

Avusturya Eğitim ve Kültür Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, 20 yıldır ülkede faaliyet gösteren derneklerde dini ibadetlerin de yerine getirildiğinin tespit edildiği bildirildi. Açıklamada ülkede dini cemaat olmak için gereken 16 bin 861 üye sayısının aşıldığı, resmi olarak 17 bin 351 kayıtlı üyeye ulaşıldığı bilgisine yer verildi.

ON BEŞİNCİ DİNİ CEMAAT

2010 yılında Yüksek Mahkeme Alevileri inanç toplumu olarak kabul etmişti. Bakanlığa yapılan dini cemaat başvurusunun kabulü ile Alevilik derslerinin finansmanı devlet tarafından karşılanacak. Kendi öğretmenlerini yetiştirecek Aleviler, ülkedeki on beşinci dini cemaat oldu.

Avusturya’da 500 bin Müslüman yaşıyor. Alevi dernekleri ülkedeki üye sayısını 60 bin olarak açıklıyor.

Ayrıca, Avusturya Alevi İslam İnanç Toplumu tarafından yapılan açıklamada Avusturya’da okula giden çocuklar inanç hanelerini ‘ALEVİ’ olarak değiştirme, yazdırma hakkına kavuştu. Bu yönlü yasal talimat Avusturya’daki bütün okullara ulaştı. Böylece çocuklar derslerde Alevilik dersi alabilecekler.

Mustafa Karasu: Aleviler Şialaştırılmak isteniyor

KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu, Alevilere karşı Şialaştırma ve bunun üzerinden Sünnileştirme politikası yürütülmek istendiğini söyleyerek, “Her yönüyle kültürel soykırım yürütülmektedir” dedi. Alevilerin Kürtlerden uzak durarak özgürlüklerini kazanamayacaklarını kaydeden Karasu,  ortak mücadele çağrısında bulundu.

Karasu, “Alevi toplumu Kürtlerin özgürlük mücadelesine kesinlikle destek vermeli. Bu olmadığı takdir de Türkiye’nin demokratikleşmesi her zaman sancılı ve sıkıntılı olur” dedi.

‘PKK Sünni bir örgüt olmuş’ şeklindeki iddiaları yalanlayan Karasu, “PKK etnik anlamda, dinsel anlamda da demokratik ulus zihniyetini savunan, herkesin kendi kimliği ile var olduğu ve kendi kimliği ile birliğini savunan bir harekettir” dedi.

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile Türk devleti arasındaki görüşmelere de değinen Karasu, “Görüşmelerle hiçbir hegemonyayı kabul etmeyen demokrasiye dayalı bir Türkiye gerçeğini ortaya çıkarmaya çalışıyoruz” diye konuştu
KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu ile yaptığımız röportajın ikinci bölümünü yayınlıyoruz.

‘ALEVİLERİN DEVLETE KARŞI MÜCADELE EDEREK DEVLETİ DEĞİŞTİRME SORUNLARI VARDIR’

Devlet artık Alevi sorununu kabul ediyor, ama Cem Evlerinin yasal bir statüsü yok, istediği zaman kapatabiliyor. İkincisi Alevilere eskisi gibi inkar etmiyor, varsınız diyor. Ancak burada da benim Alevim diyor. Bunu nasıl yorumluyorsunuz?

Hareketimizin yürüttüğü mücadele ile Türkiye de artık ne Kürtlük ne de Alevilik inkar edilebiliyor. Özelikle de bizim mücadelemizin gelişmesi ile birlikte Türk devleti sadece Alevi Kürtlerini değil, Alevi Türkleri de bize yakın olmasını engellemek için, Alevilik politikalarında bir yumuşamaya gitti. Tabi ki Alevi derneklerinin, Alevi toplumun, Alevi ileri gelenlerinin mücadelesi oldu, bunu reddetmiyoruz, ama bu Sivas katliamından sonra oldu. Öncesinde de çok fazla görünmüyordu, ama Kürt özgürlük mücadelesinin Türkiye’de de geliştirdiği özgürlük ve demokrasi mücadelesi bu hakların sağlanmasında bir basamak oldu. Kürtlerin önemli bir bölümü de Alevidir, bu aynı zaman Alevi Kürtlerde de her türlü kimliğine sahiplenme ve bilincini geliştirme oldu. Gerek Sünni Kürtler, gerek Alevi Kürtler bu hareketin içinde kendi kimliklerini özgür bir biçimde savunmaya başladılar. Tabi ki mücadelemizin Türkiye’nin bazı politikalarında değişiklik yaptığını görüyoruz. Ama devletin Kürdü sözde kabul etmesi yetmez. Devletin bu sözde kabul edilişle Kürtler yetiniyorlar mı, yetinmiyorlar mı?  Aleviler de yetinmemelidirler. Kesinlikle kendi kimliğiyle, kültürü ve inancıyla özgür yaşayacakları bir demokratik sistemin ortaya çıkarması için mücadele etmeleri gerekiyor. Bu konuda kafalarının karışık olmaması gerekiyor. Devlet Alevilerden söz etti diye sorunumuz kalmadı diyerek, devlete kanmamaları gerekmektedir.  Alevilerin bugün devlete yakınlaşmaları sorunu değil, bu devlete karşı mücadele verip, devleti değiştirme sorunları vardır. Alevileri devlete yakınlaştırmak isteyenler sorunu çarpıtıyorlar, saptırıyorlar.  Bunun altını özellikle çizmek istiyorum.

ŞİALAŞTIRMA ÜZERİNDEN SÜNNİLEŞTİRME POLİTİKASI YÜRÜTÜLMEK İSTENİYOR

Görüldüğü gibi asimilasyon devam ediyor, Aleviler günümüzde acaba bazı dernekler vasıtasıyla Şialaştırılıyor mu,  bunu nasıl yorumluyorsunuz?

Türkiye Caferiler Birliği Başkanı Süleyman Gündüz adında biri var. Herhalde devletle ilişkilidir. Onun Alevilerle ilişkilerine bakıyoruz, yani Aleviler üzerinde Şialaştırma politikası güdüyor.  Bundan da anladığımız kadarıyla artık Alevilerin Sünnileştirme değil de, Şialaştırmaya daha yatkın hale getirilmek istendiğini görüyoruz. Böyle bir politika var. Çünkü Sünnileştirme herhalde biraz zor. İlk önce Şialaştırma ondan sonra da onun üzerinden Sünnileştirme politikası yürütülmek isteniyor. Buda her yönüyle kültürel soykırımın yürütüldüğünü, Alevilerin çeşitli ibadetlerinin nasıl saptırıldığını görüyoruz.   Birde Cem vakfının yaptığı Cem törenlerine bakıyorum, Cem törenlerindeki birçok dua ve konuşmalarda,  Cuma hutbelerinde verilen vaazlara benziyor. O vaazlarda da devlete övgü var. Cem evlerinde böyle bir şey var mı? Bizim gördüğümüz Cemlerde Alevi toplumu insanlığın huzuru, mutluluğu için bir şeyler söylenirdi. Bütün bunlardan Aleviler üzerindeki kültürel soykırımın devam ettiğini görüyoruz.  Bu tür sorunların ağır olduğunu, Alevilerin önemli sorunlarından birinin de bu olduğunu ve üzerinde durulması gerektiğini düşünüyoruz. Sadece diyanet işleri başkanlığının kaldırılması, cem evlerinin statüsünün tanınması, din derslerinin zorunlu olmaktan çıkarılması- bunlarda önemli- ama bunun dışında da yoğun ve karmaşık sorunlar da var.  Bu konuda Alevi Dedelere önemli görev düşmektedir. Aleviliğin özüne sahip çıkması gerekirken, Alevi bir dedenin, inanç sahibinin kendi kimliğiyle kendini ifade etmemesi acı bir durumdur. Kendi dili ve literatürüyle konuşması lazım. Örneğin; cenaze namazlarının Alevi geleneklerine göre yapılması gerekiyor. Bende geçmişte bazı Alevi cenaze namazlarını gördüm. Ama Alevilerin hiçbir cenaze töreninde, günümüzde basından takip ettiğimiz kadarıyla o tür duaların okunduğunu görmedim. O kesinlikle asimilasyon amaçlı üretilmiş bir yaklaşımdır.  Bu konuda kültürel ve inançların kendi doğasına uygun yürütülmesi gerekmektedir. Özellikle bu konuda Alevi dedeleri duyarlı davranmalı ve asimilasyona fırsat vermemelidirler.

‘KÜRT ALEVİLERDE CEMLER NEREDEYSE ASİMİLASYONUN ESAS ODAK YERLERİ OLMUŞ’

Son dönemde Türk Alevi köylerine Cami yapılıyor, Kürt Alevilerine de Kürtçe yerine, Türkçe deyiş söyletilir. Bu oto asimilasyonu nasıl değerlendiriyorsunuz? Buna karşı Aleviler nasıl tavır almalılar?

Alevi köylerine camii yapılması gerçekten ilginç bir durum! Bir kere bundan vazgeçilmedikçe kültürel soykırımdan vazgeçilmiyor demektir. Özellikle söylenildiğine göre Alevi Türklerin olduğu yerlere Camii yapılıyormuş, diyorlar camiyi kabul ederseniz oraya suda gider, elektrik de gider. Bu bir komplekstir, okul, camii, cem evi hepsi birlikte yapılır gibi, bu tabi gerçekten utanç verici bir durumdur. Eğer bu politika yürütülüyorsa buna karşı çok ciddi bir tutum takınması gerekir. Aleviler tabi ki demokrat olmalılar, özgürlükçü olmalılar, yer yer söylüyorlar biz ilericiyiz, biz demokratız diyorlar, ama bunun gereğini yerine getirmiyorlar. Örneğin Kürtler söz konusu olduğundan, Kürt Aleviler söz konusu olduğundan bu ilericilikleri, özgürlükçülükleri, demokratlıkları,  insaniyetçilikleri ne kadar pratikleşiyor. Bütün Alevilerin bunu kendilerine sormaları ve doğru cevaplaması gerekiyor. Özellikle Kürt sorununa uzak duran Aleviler için söylüyorum. Şimdi herkes ibadetlerini kendi dili ile yapıyorlar, tamam Arapça ezan var, ama bunun dışında Türk’ler İslamiyet’i kendi dilleriyle yapıyorlar, Pakistan kendi dilliyle yapıyorlar, Farslar kendi dilliyle yapıyor. Şimdi Kürt Aleviler de geçmişte dilleriyle cem yaparlarmış, işte kendi dilleriyle dua okurlarmış, ama zaman içinde devletin teşviki ve baskısı ile Kürt Alevilerin dilleri unutturulmaya, bunun bir parçası olarak da kendi cemlerini de tamamen Türkçe yapma gibi bir gerçeklik ortaya çıkmış bulunmakta. Cemler neredeyse asimilasyonun esas odak yerleri olmuş, bu eskiden böyle değilmiş, birkaç gün önce bir derneğin konferansında birisine sordular:  “Siz dilinizde ibadet ediyor musunuz? Etmiyoruz diyor Şahhatay’ı” Türkçe söylüyordu, Davut Sulari Türkçe söylüyordu.  Davut Sulari şimdi gerçekten çok iyi Zazaca biliyor, gerçekten Zazaca bilen arkadaşlar en saf, en hakiki Zazacayı konuştuğunu söylüyorlar.

Ben 1960’ların sonunda, 1970’lerin başında Davut Sulari’yi defalarca dinledim, Kürtçe söylüyordu. Ama şimdi bazıları şahsında bu değiştirilmeye çalışılmıştır. Aşık Daimi, ne güzel Kürtçe konuşuyor, Kürtçe türkü söylüyor, Aşık Daimi gerçekten de Alevi Kürtlerin dilinin asimile olmamasında ciddi rolü var, çok büyük bir Alevi ozanıdır, bir oğlu da bizim mücadelemizde şehittir. Kürt’tür, Kürtlüğünü bilen bir genç olarak gelip mücadele saflarımızda kahramanca şehit düşmüştür. Daimi’nin de Kürtçe türküleri var, devlet baskısı nedeniyle, hatta teşviki ile türkü söylemiştir. Büyük araştırmacı Sayın Mehmet Bayrak araştırmalar sonucunda, 1960’larda MGK Alevi Kürtlerin asimilasyonu için Alevi dedelerinin, Alevi ozanlarının Türkçe değiş söylemesini, Türkçe türkü söylemesini teşvik edilmesi kararı alıyor ve Alevi Kürtler için de Türkçenin geliştirilmesi bir devlet politikası olarak yaygınlaştığını belirtiyor. Bu nedenle bizim Cemlerimiz Türkçe olsun diyemeyiz.  Alevi Kürtlerin Kürtçe, yine Alevi Türklerin de Türkçe kendilerini her anlamda ifade etmeleri doğru olanıdır. Olabilir, Alevi Kürtler bazı Türkçe değişler de okuyabilirler, ama esas olarak kendi dilleriyle yapmaları doğru olanıdır. Hatta Kürtçenin bütün lehçeleriyle kendilerini özgürce ifade etmeleri gerekir. Devlet o kadar yoğun bir bölme politikası izliyor ki, Kürt lehçeleri arasında bile insanların kafasını karıştırarak dil alanında da Kürtleri bölmeye çalışıyor. Geçenlerde izledim; Dersim üniversitesinde okuyan Bingöl’ü bir genç, devlet politikası gereği “biz şimdiye kadar Zazacayı Kürtçenin bir lehçesi olarak biliyorduk, öyle değil, Zazaca ayrı bir dil” diyordu.  Geçen gün o konferans da sanıyorum aynı kişi idi, Davut Sulari’yi Türkçe konuşur diyen kişiydi. ‘İşte bizimki Zazaca da değil, bizimkisi Dersimce diyordu.’  Orada da Zaza ile Kürdü ayırıyor, ondan sonrada Zazaların içinde de Dersimi ayırıyor, Bingöl’ü ayırarak dili de bölgelere ve lehçelere göre ayırarak oto asimilasyonu bizzat uygulanıyor. Bu bir devlet politikası olarak yansımaktadır.

‘KÜRT DİLİNDE DEĞİŞLERE KARŞI ÇIKANLARA BÜTÜN ALEVİLER TUTUM TAKINMASI GEREKİYOR’

Devletin Aleviler de yarattığı Kürt algısını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Devletin Türkiye’de belli Alevi kesimde yaratmış olduğu bir Kürt algısı söz konusudur. Kürtlük tuk-aka edilmiş, gerilik görülmüş, ya da Kürt diye bir şey yok denilmiş. Bu nedenle şimdi Alevi Kürtler biraz kendi dillerine sahip çıkınca, Kürtçe değiş söyleyince ya da biraz Aleviliklerini Kürt dili ile yapmaya çalışınca bazı çevreler buna olumsuz yaklaşıyor, bu çok kötü bir şeydir. Hele Alevilik adına, Alevi Kürtlerin Alevi değiş söylemesini, cemlerini Kürtçe yapmaya çalışmasına tepki göstermek Aleviliğin felsefesine de aykırıdır. Buna böyle yaklaşanlar kesinlikle Alevi olamazlar, gericidirler. İşte bu gerici zihniyet Alevilerin bugün kendi kimlik ve kültürleri ile yaşamalarının önünde engeldir. Bu açıdan bunun bir hastalıklı ve arızalı bir durum olarak görmek lazım. Buna karşı bütün Alevilerin tutum takınması gerekir. Artık bunlar Alevilik adına savunulamaz; ‘Biz Aleviyiz, Kürt değiliz’ diyemezler. Nedirler o zaman, o zaman Alevi değiliz, Kürt değiliz derken şunu diyorlar: ‘Türküz’ diyorlar. Türk devleti Kürtleri nasıl Türkleştirmek istiyorsa, onu söyleyenler de özellikle de Kürt olup, ama biz Aleviyiz, Kürt değiliz diyenler de aynı devlet gibi Kürtleri Türkleştirmek isteyenlerdir.

‘ASLINI İNKAR EDEN BİR ADAMDAN ALEVİLERE BİR HAYIR GELEBİLİR Mİ?’

Orada da sizce bir devlet aklı yok mu?

Cem vakfının arkasında devlet var. Cem vakfını devlet kurdurdu. Şimdi İzzettin Doğan’ın kendisi Kürt’tür. Biz Kürt olduğunu iyice biliyoruz. Tabi onun babasının benim dedemle Kürtçe konuştuğunu biliyorum. Artık o asimle edilmiş, Türkleşmiştir. İzzettin Doğan Türkleşmiş, yani aslini inkar etmiş, aslını inkar eden bir adamdan Alevilere bir hayır gelebilir mi? Gele bilir mi bir soralım? Gelemez tabi.

‘ALEVİ KÜRTLER HEM ALEVİ HEM KÜRT KİMLİKLERİNE SAHİP ÇIKMALILAR’

Bu durumu aşmak için Alevi Kürtler ne yapmalı?

Alevi Kürtler dediğimiz gibi iki kimliklidirler, iki kimliklerine de sahip çıkmalılar. İki kimliklerine sahip çıkarlarsa doğru tavır içerisinde olurlar. Kürtlüğüne sahip çıkmadan, Aleviliğine doğru sahip çıkamazlar, Aleviliklerine doğru sahip çıkmadan Kürtlüğüne sahip çıkamazlar. Çünkü bir konuda inkarcı olan, kendisini savunmayan, kendisine duyarsız olan, diğerine de duyarsız olur. Bu açıdan Alevilerin, Alevi Kürtlerin hem Alevi kimliklerine karşı duyarlı olmaları gerekir, o konuda mücadele etmeleri gerekir, hem de kendi kimliklerine, kültürlerine, dillerine sahip çıkmaları gerekir. Dillerine sahip çıkmaları gerekir, dil bilmiyorlarsa öğrenmeleri gerekir. Belki ben eleştirileceğim, bende asimle edilmiş birsiyim. Ama bunun öfkesini duymak lazım. Bunu kabul etmek yerine, buna öfke duymak doğru olan tutumdur.  Aleviler kendi kimlik ve kültürüne sahip çıkması lazım. Bu açıdan Alevi Kürtlerinin şimdi Avrupa da Demokratik Aleviler Birliği var. Türkiye de ise, Mezopotamya Aleviler Birliği Örgütlenmesi var. Örgütlenmek istiyorlarsa bunlar yanlış değil, benimsenip destek olmaları lazım.

‘ALEVİ ÖRGÜTLERİ ORTAK HAREKET ETMELİ’

Son dönemde bazı kesimler ‘bu Aleviler birliği nereden çıktı?’ diyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu birlik esprisi, Alevileri bölmek için yapılan bir örgütlenme modeli değildir. Biz Alevilerin Avrupa’da örgütlenmiş,  Alevi derneklerin birlikte hareket etmelerinden yanayız. Türkiye’de örgütlenmelerine ve ortak hareket etmelerinden yanayız.  İşte Türkiye’deki tüm kültür, sanat, edebiyat konularında Alevilere dönük ayrımcı politikaların kabul edilmemesi ve ortak hareket etmeleri gerekir. Şimdi Türkiye’de de farklı dernekler var: Bektaş’i vakfı, Alevi Kültürleri Dernekleri, Pir Sultan Abdal Derneği var. Ama birlik olmalıdırlar. Ben kişi olarak Cem Vakfının gerçekten de bir Alevi zihniyetinde olduğunu düşünmüyorum.  Ama diğer tüm Alevi derneklerinin bir arada ortak hareket etmeleri gerektiğini düşünüyorum.  Avrupa Dernekleri Federasyonu var, kendi kimliğini savunma temelinde kalabilir ve örgütlenebilirler. Türkiye de bir federasyon var, o federasyon içinde de tüm Alevi dernekleri örgütlenmelidirler.  Biz Alevilerin Kürt, Türk gibi bölünmelerinden yana değiliz. Aleviler kendi sorunları konusunda ortak davranmalıdırlar. Ama Alevi Kürtlerini de kendi kimliklerinden kaynaklı sorunlarına duyarlı olmaları gerekiyor.

‘KÜRT ALEVİLERİN AYRI ÖRGÜTLEMELERİNİ ANLAYIŞLA KARŞILAMAK LAZIM’

Örneğin; Dersimliler nasıl örgütlenecekler? Dersim’de Kürt Alevileri örgütlenecek, Maraş’ta, Adıyaman’da, Erzincan’da da Kürt Alevileri örgütlenecek. Bu doğaldır. O nedenle kalkıp, Mezopotamya Aleviler Birliğine karşı çıkmak yanlıştır. Kakayliler var,Yarsanlılar var, bu anlamda Alevilerin ortak birliğini savunmak yanlış mıdır yani? Yarsanlılar ayrı olsun Kakaylılar ayrı olsun, kuzeydekiler ayrı olsun demek ne kadar doğrudur. Bu açıdan Kürt Alevilerin devlet politikası nedeniyle ayrı örgütlemelerini anlayışla karşılamak lazım. Bunu bir bölünme olarak görmek yerine, birlik içinde, farklılıklarını geliştirmek olarak görmek daha doğru bir bakış açısıdır. Yani biz bu meseleye bölünme değil, çeşitlenme ve zenginlik olarak bakıyoruz.

‘AMED’TE YAPILAN ALEVİ KONFERANSI İLE DOĞRU BİR ADIM ATILMIŞTIR’

Alevilere ilişkin yapılan kimi çalışma ve konferanslar gerçekleşti. Ancak buna karşılık rahatsız olan bazı Alevi Dernekleri oldu, eleştiriler gelişti. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

İlk önce Amed’te yapılan Alevi konferansına ilişkin ben bazı değerlendirmeleri yapmak isterim. Demokratik Toplum Kongresi’nin yaptığı bir konferanstır. Demokratik Toplum Kongresi’nin buna eğilmesi, böyle bir konferans yapması sevinilmesi gereken bir konudur. Bütün Kürt toplumunun Alevi sorununa bu denli eğilmesinin ifadesidir. Bunu böyle anlamak ve görmek lazım. Türkiye Meclisi içinde bir konferans yapmak gibi bir şeydir. Bu Amed’te oluyorsa ve DTK yapıyorsa, gerçekten de çok olumlu görülmesi gerekiyor. Kürt toplumuna bu gün Alevi’si ve Sünni’si ile birlikte Ezidilere karşı bir sorumluluğu var. Asurilere, Süryanilere ve Ermenilere karşı pozitif bir yaklaşımımız var. Kürtler de genel olarak Kürdistan’da farklı etnik grup ve kimliklere karşı bir hoşgörü var. Kaldı ki Kürtlerin önemli bir kesimi Alevi’dir. Bundan memnunluk duymak gerekir ki doğru bir adım atılmıştır. Ancak uygulanışı, yapılışı sırasında anlaşılıyor ki karşılıklı eksiklikler olmuştur: Hem konferansı düzenleyenler açısından hem de katılanlar açısından bu böyledir. Yine bazı Alevi derneklerin karşılıklı yanlış yaklaşımları bunda etkili olmuştur.  Ama onu kalkıp bir sorun yapmak doğru değildir. Tamam orada karşılıklı yetersizlikler olabilir. Bizim hareketimizin yaklaşımı belidir. Biz şu anda Kürt özgürlük hareketi olarak, Alevi Kürtlerin içinde olduğu, Ezidi ve Sünni Kürtlerin içinde olduğu  bir hareketiz.

‘PKK ETNİK VE DİNSEL ANLAMDA DEMOKRATİK ULUS ZİHNİYETİNİ SAVUNAN BİR HAREKETTİR’

Şimdi AKP ve hükümete bakılırsa PKK Alevi olmuş. Başka çevrelere bakılırsa bir Sünni örgütü olmuş. Bununla ne yapılmak isteniyor?

Tabiî ki maksatlı yapılan bazı şeyler vardır. AKP, PKK bir Alevi hareketidir diyerek, güya PKK’yi Sünni nüfusunun yoğun olduğu Kürtleri PKK’den uzaklaştırmaya çalışıyor. Şimdi CHP, Ergenekon ve İzzet Doğan gibi kişi ve kesimlerde bu konuda ‘PKK bir Sünni hareketidir, Kürtlerin çoğu Sünni’dir o zaman PKK de Sünniliği savunan bir harekettir’ diyerek bu bilinçli politikalarla Alevi Kürtleri PKK’den uzaklaştırmaya çalışıyorlar. Bu özel savaşın temel politikalarından kaynaklanan yaklaşım ve tutumlardır. Tabiî ki bu bilinçli bir saptırmadır. PKK’nın, Türk devleti gibi, tekçi Türk İslam sentezi gibi bir yaklaşımı yok. PKK etnik anlamda, dinsel anlamda da demokratik ulus zihniyetini savunan, herkesin kendi kimliği ile var olduğu ve kendi kimliği ile birliğini savunan bir harekettir. Bunu kesinlikle böyle görmek ve buna göre yaklaşmak gerekiyor. Özellikle de PKK’nın ezilmiş topluluklara karşı sorumlulukları ve hassasiyetleri vardır. Ezilenlere karşı sorumluluk duymakta, Alevilere karşı hassas ve sorumluluk hissetmekte, bunun için bunu bir mücadele gerekçesi haline getirmektedir.

‘PKK EZİLEN TOPLULUKLARIN HAREKETİDİR’

Aleviler ezilmiş bir toplumdan geldikleri için mi bu böyledir?

Tabi ezilmiş toplumlar olduğu için de onları savunmaktadır. PKK esas olarak ta başından beri ezilen toplulukların hareketidir. Bu yönüyle Alevilerin, Ezidilerin ve Süryanilerin hareketidir.  Her ezilen topluluk kendisini PKK mücadelesinde görebilir. PKK haksızlıklara karşı mücadele veren bir harekettir. Nasıl ki Kürtler üzerinde yürütülen hakaretlere karşı mücadele var ise, Aleviler, Süryaniler ve Ezidilere karşı yaşanan haksızlıklara karşı da mücadele veriyoruz.  Bakın Ezidiler bu gün Kürdistan da özgürce yaşıyor, Aleviler ve Süryaniler bugün kendilerini özgürce ifade edebiliyorlar. PKK’nın bu gerçeğine amiyane değimle mitolojideki zalim tanrılar ancak inkâr edebilirler, ancak vicdan sahibi olan hiç kimse, PKK’nın bu yaklaşımını inkar edemez. PKK’nın Kürdistan da ve Ortadoğu da yarattığı bu zihniyet değişimi, farklı etnik topluluklara, farklı dinsel topluluklara farklı bir yaklaşımı geliştirmesi, gerçekten de takdire şayandır. Herksin takdir etmesi gereken bir yaklaşımdır. PKK hareketinde en çok ne hatırlanacak diye sorulacaksa; iki şeyi hatırlanacaktır birincisi;  etnik ve dinsel topluluklar arasında yaptığımız hoşgörü hatırlanacaktır. İkincisi ise; kadının yüceltilmesi ve öncüleştirilmesi hatırlanacaktır.

‘ALEVİLER KÜRTLERDEN UZAK DURARAK ÖZGÜRLÜKLERİNİ KAZANAMAZLAR’

Sünni ve Aleviler içinde de bu hakkı beyan eden çok insan var. Sonuçta Aleviler de bugün PKK olmasaydı, bu düzeyde olmazdık diyor.

Bu önemli bir gelişmedir. Bugün Kürtlerin önemli bir kesimi Alevi’dir. PKK ve Kürt özgürlük hareketi bu konuda başından beri Alevilerin inanç özgürlüğünü savunmuş, savunmaktadır.  Yönetimimiz içinde de Aleviler, Ezidiler ve Sünniler var. Bu açıdan hareketimiz başından itibaren demokratik bir hareket oldu. Yani bütün ulusların öğelerini, özgün kimliği ile kabul eden bir yaklaşımımız hep oldu.  Bütün Kürtleri kapsayan, bütün Kürtleri kucaklayan ve onların inançlarına saygı duyan bir hareket oldu. Farklı inançları olan Ezidilerin kendi ibadetlerini savunan, Alevilerin ibadetlerini savunduğu, Sünnilerin kendi ibadet özgünlüğünü savunan, bu konuda inançlarına saygı duyan bir hareket olarak ortaya çıktı ve günümüzde de tüm etnik, dinsel ve inançsal kimlikleri savunan bir hareketiz.  Alevi Toplumu da belirli derneklerde, vakıflarda örgütlenmiş,  örgütlü Alevi toplumu da Kürtlerin özgürlük mücadelesine kesinlikle destek vermeli, doğru olan da budur. Bu olmadığı takdir de Türkiye’nin demokratikleşmesi her zaman sancılı ve sıkıntılı olur. Kürtlerden uzak durarak Aleviler özgürlüklerini kazanamazlar, bunu bilinmesinde fayda var.

‘DEMOKRASİ MÜCADELESİNİ TEK BAŞIMIZA VERMEDİK’

10 yıldır AKP iktidarda ve PKK ona karşı mücadele ediyor. Son dönemde sanki PKK, AKP ile bir araya gelmiş diğer etnik gruplara karşı mücadele ediyor gibi bir algı yaratılmak isteniyor. Buna ne dersiniz?

PKK özgürlük mücadelesini veren bir harekettir, yıllardır bu sorunu demokratik temelde çözmek istiyor.  1993 DYP, Anavatan, Refah hükümet dönemleri oldu. Biz bütün hükümetlere barış ve demokratik siyasal çözüm çağrısı yaptık. Ve Kürt sorunun demokratik çözüm temelinde bu sorunu çözmek istedik. Bu yeni bir şey değil.  Demokrasi mücadelesini verirken tek de vermiyor. Emekçilerle, Sosyalistlerle ve Alevilerle veriyor, tutarlı demokratlarla veriyor. Bu konuda biz demokrasi mücadelesini tek başımıza vermedik. Tabi ki bunun esas bedelini biz verdik. Biz sadece kendi başımıza verdiğimizi söylemiyoruz, diğer topluluklarla birlikte verdik. Bunun sonucu olarak biz Türk devletini çözüm noktasına getirdik. Daha düne karda AKP bizi tasfiye ve ezmeye çalışıyordu. Ama önderliğin ve hareketin gücünü görünce AKP, Önderliğimizle görüşmeye gitti. Önderlik AKP’ye ve Türk devletine Kürt sorunun demokratik çözümü çerçevesinde adım attırmak istiyor. Bundan daha doğal bir şey olabilir mi? Eğer gerçekten de Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorunun demokratik çözümü gelişecekse, tabiî ki PKK çözüm için, görüşmelerde yapar, müzakere de eder. Ama bu şu değildir, herhangi bir parti ve devletle antlaşma anlamına gelmiyor. Ya da yeni bir otoriter sistem kurmak değildir. Onlardan olmak değildir. Şu anda AKP ile görüşmeler yapılıyorsa, bu AKP‘yi ve devleti değiştirmek içindir. Bu konuda demokratikleşen bir Türkiye, ne eski Türkiye, nede eski devlet olarak kalır, nede AKP eski AKP olarak kalır. Yani demokratikleşme mücadelesini ya da demokratik çözüm mücadelesini bir bütün olarak devleti, zihniyetini ve sistemini değiştirmek içindir.

‘HİÇBİR HEGEMONYAYI KABUL ETMEYEN DEMOKRASİYE DAYALI BİR TÜRKİYE GERÇEĞİNİ ORTAYA ÇIKARMAYA ÇALIŞIYORUZ’

Bu aynı zamanda sadece Kürtlerin sorunu değil, Alevilerin sorununu, kadın sorununu da çözme görüşmesi ve çabasıdır. Diğer etnik ve dinsel sorunları da çözme görüşmesidir, çabasıdır. Onun için önder Apo son görüşme notunda, “Son yetmiş yıldır biz CHP hegemonyası altında yaşıyoruz. Başka bir devlet hegemonyası ile yaşadık, bundan sonra biz AKP hegemonyası altında yaşamak istemiyoruz. Siyasal İslamcı bir devlet hegemonyası altında yaşamak istemiyoruz” dedi. Demokrasiye duyarlı hale gelen bir devletle sorunları çözmek istiyoruz. Öyle bir devlet demokratikleştiği takdirde, artık her partinin kendi gücüyle seçime girdiği ve parti olduğu, ama sistemin hegemonyasını, egemenliğini kurduğu bir Türkiye olamayacaktır.  Öyle bir demokratik sistem getirmeliyiz ki, artık hangi parti gelirse gelsin demokratik sistem değişmeden var olan sorunlar demokratik sistem içerisinde hal edilebilsin ve giderilebilecek tarzda olsun. Yüz yıllarca da geçse halklar bir daha sistemsel sorunlarla karşılaşamasın. Demokratikleşen bir devlet ve sistemde partiler daha demokratik davranmak zorunda kalırlar. Yani kendi hegemonyasını dayatan konumda olmasın. Şu anda önder Apo’nun yaptığı görüşmeler de, Türkiye’yi değiştirip- dönüştürmek içindir. İster CHP, ister AKP, ister Kemalizm, ister Ergenekon, ister siyasal İslamcı olsun, hangi hegemonya olursa olsun fark etmez, hiçbir hegemonyayı kabul etmeyen demokrasiye dayalı bir Türkiye gerçeğini ortaya çıkarmaya çalışıyoruz. Bunun herkes tarafından bilinmesi gerekiyor.

‘ALEVİLER ÖZGÜRLÜĞE VE DEMOKRASİYE EN YAKIN TOPLULUKTUR’

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın Alevilerin sorunları ve haklarına ilişkin yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz?  

Önder Apo’un yazıları ve kitapları var, kitaplarında açıkça şunu söylemiştir: Aleviler özgürlüğe ve demokrasiye en yakın topluluktur. Komünal ve demokratik değerleri şimdiye kadar taşıyan topluluktur. O bakımdan kendisini her zaman Alevilere yakın görmüştür. Öyle söylemiştir. Tabiî ki tüm inançlara Sünni olsun, Alevi olsun tüm inançlara saygı duymuştur. Önder Apo’da herhangi bir dogmatik katı bir inancı ret eden, diğer bir inancı kabul eden tekleştiren bir yaklaşımı yoktur. Hatta eğer bir pozitif ayrımcılık yapmışsa, hep Alevilerden yana, Alevilerin o özgürlükçü demokratik, komünal demokratik karakterinden yana pozitif değerlendirmeler yapmıştır, her zaman hakkını vermiştir. Yeri geldiğinde, İslamiyet’te Alevi-Sünni tartışması yapıldığında ‘ben her zaman İslam içinde Ali taraftarlarına en yakınım’ demiştir. Yani Alevi kültürünün ehli beytden geldiği hak, adalet, özgürlük, kültür eşitlik kültürüne önder Apo da hep değer vermiştir. Bu yönüyle önder Apo’nun yaklaşımlarını hiç kimse tersyüz edemez. Farklı gösteremez. Önder Apo demokratik özgürlükçü bir önderdir. Hiçbir haksızlığa tahammülü olmayan bir özgürlük savunucusudur.  Kürtler üzerindeki haksızlığa karşıda böyledir. Aleviler, Ezidiler, Yahudiler, Ermeniler ve Süryaniler içinde yapılan haksız değerlendirmelere ve haksızlıklara karşıdır.   Ama yanlış yaklaşım kimden geliyorsa;  ister bu Sünni’den, ister Alevi’den gelsin, ister Yahudi’den gelsin, her türlü yanlışlığa karşı tutum belirleyen bir önderdir. Önderliğin tutum ve tavırları her zaman böyle olmuştur. Her zaman böyle bütünsellikli ele almak gerekiyor.

‘TÜRKİYE VE KÜRDİSTAN DEMOKRATİK ULUS COĞRAFYASI OLACAKTIR’

Hareket olarak bundan sonra Aleviler için sizler neyi öngörüyorsunuz?

Kürt halkının verdiği özgürlük mücadelesi aynı zamanda Alevilerin de özgürlük mücadelesi olduğunu bilmelidirler. Bunun için zaten binlerce Alevi genci saflarda mücadele etmiştir, şehit düşmüştür. Bunların boşa gitmediğini herkes bilmeli ve görmelidir. Bu bakımdan Türkiye deki Alevilerin özgürlük mücadelesine en yakın hareket olduğumuzu düşünüyoruz. Demokratikleşen Türkiye aynı zamanda Alevilerin de sorunlarını çözecektir. Tabi î ki sıkıntılar, zorlanmalar ve kendilerini ifade etme önünde engeller var. Kürtler içinde, Aleviler için de bu sorunlar farklı da olsa var ve devam ediyor. Yıllardır yürütülen mücadele beli bir olgunluk ve çözüm aşamasına doğru gidilmektedir. Bu topraklarda Kürtler de özgür olacak, Alevilerde özgür olacaklardır. Kürtlerde bu topraklarda kendi kimliği ve kültürleriyle yaşayacaklardır,  Aleviler de kendi kimliği ile bu topraklarda özgürce yaşayabileceklerdir. Kürdistan’da Sünni,  Ezidiler de kendi inancıyla özgürce yaşayabileceklerdir. Türkiye ve Kürdistan Demokratik Ulus Coğrafyası olacaktır. Bu açıdan ben Kürtlere de, Alevilere de, emekçilere de bundan sonra da özgürlük mücadelelerini derinleştirmelerini, bütün sorunların çözülmesi için mevcut devletin, ceberut devletin değiştirilerek, demokrasiye duyarlı bir devlet haline getirilerek, güçlerini birleştirmeye, ortak demokratik mücadele vermeye çağırıyorum. Bu temelde de geleceğe daha umutla bakmaya çağırıyorum ve mücadelelerinde başarılar diliyorum.

SİPAN CUDİ / DEVRİM AMED – BEHDİNAN – ANF

Aleviler ve maruz kaldıkları nefret söylemi

Dila KARAM

Felsefe öğretmeninin ne öğrettiğini duydunuz mu? Ben duydum, utandım.

Utandım, kızdım, kendi kendime söylendim.. sonra sakinleştim, bir kahve içtim, pencereden Nisan kışına baktım, ağaçlara, serçelere, bahçeye, yola, uzaktaki seslere baktım. Sonra içimden “boş ver” dedim. “Münferit bir olay işte.. belli ki kafası hayli karışık bir öğretmen vahim derecede saçmalamış.”

Olmadı. Olmayınca olmuyor zaten, zorlamanın alemi yok. Kafadan çıkmıyor bir türlü. Masama dönüp, haberi bir daha okudum.

Münferit olmadığını biliyoruz değil mi? Şu toplumda bu öğretmenle aynı kafayı yaşayan daha çook insan evladı olduğunu biliyoruz değil mi? Bal gibi, buz gibi, taş gibi bir nefret söylemidir bu.. ve ne yazık ki, ateş gibi, kan gibi, zulüm gibi bir nefret suçunun yollarını döşer.

Lise felsefe öğretmeni. Öğretmen. Üstelik felsefe öğretmeni. Lise’de. Yok.. bunu defalarca da yazsam, yazdıklarıma yabancılaşamıyorum. Anlamlarından önemlerinden gram değer kaybetmiyorlar. Önemli çünkü. Herhangi biri değil ki, çocukları emanet ettiğimiz bir öğretmenden söz ediyoruz sonuçta. Hayır ben de biliyorum her öğretmenin mükemmel olmadığını.. insanız sonuçta.

Sonuçta.. sonuçta.. evet bunu tekrarlarsam kahvem soğumadan mevzudan kopabilirim.

Nefretlerle kendilerini var eden insanları hep merak ettim. Hem korktum onlardan, hem de çok merak ettim. Sivas’da Madımak’ta insanları tekbir getirerek yakanları merak ettim, Maraş’ta öldürenleri, yüzlerce yıl boyunca Anadolu’da “Ali kıran baş kesen”leri, ben hep merak ettim.

Nasıl bir düşünce, nasıl bir yönlenme, nasıl bir güdülenme, bu insanları birer katil haline getiriyor diye. Tek tek bu adamları ele alsak, belki de hemen hepsinin birer aile babası, evlat, kardeş, oğul olduklarını, kendi hallerinde yaşayıp gittiklerini, dertlerle, hastalıklarla, işle güçle uğraştıklarını.. belki evlerini zar zor geçindirdiklerini göreceğiz. Hani özellikle tanınmaya değer bir yanları yok, kayda değer bir özellikleri de yok. Sıradan insanlar.

Bu insanlar, birer seri katil değil. Belki onlara sorsak, katil de değiller. Kendilerine, dinlerine, aidiyetlerine düşman belledikleri birilerini yok eden kahramanlar onlar. Sorsak onlara, “tahrik edildik” derler. Her zaman, her yerde en geçerli katliam bahanesidir zaten bu tahrik edilme, tahrik olma meselesi.

Her dem geçerli, her dem taze. O kadar ki, “namus meselesi” ile yarışır ve sonuçta daha fazla ölüme sebep olduğu için bahaneler arasında birinci olur. Nasıl kötüyüz değil mi? Bizden olmayanı yok etmek için nasıl gönüllüyüz değil mi?

“Bir bebekten bir katil yaratan karanlığı sorgulamadan hiçbir şey yapılmaz kardeşlerim.”

Biz kaç bebeği böyle öcülerle büyüttük peki? Kaç çocuğu ötekine nefret duysun diye doldurduk, kalıplara döktük beton gibi, okul okul, ders ders suladık? Kaç çocuğu öğretmen olarak yetiştirdik, nefreti öğretsin diye?

Hayır, münferit değil.. ve hayır, boşuna söylenmiyorum.

Alevilerin Cem Evleri’ni kültür merkezi gibi gören, gidip camide ibadet etsinler deme kibrini gösteren, vs vs.. tekrara gerek yok. Şu halimize bakın.

Sonuçta.. sonuçta.. hayır, münferit değil. Münferit değil münferit değil münferit değil. Sadece rezil, utanç verici, mide bulandırıcı. Sadece hastalıklı, arızalı, kan dondurucu.

Sadece kötü. Çok kötü.

‘Alevi Sorunu’

Kürt sorununun “Barışçıl demokratik çözümü” yakıcı bir şekilde gündeme gelmişken bir kere daha gördük ki, Türkiye’de sistemin inkarcılığından ve ırkçı politikalarından kaynaklanan sorunlar ne kadar da iç içeymiş! Adeta bir zincirin halkaları gibi! Birinci halkayı çekince diğerleri peşi sıra geliyor. Neden? Çünkü sorunların kaynağı ve sebebi aynı dolayısıyla çözümü de ortak olmalıdır. Sorunların ve çözümün doğasında öylesine ortaklık var ki, birinin çözümü diğer sorunun reel durumunu direk etkiliyor. İşte bu nedenledir ki; şu anda Kürt sorununun çözümü gündeme gelmişken, tüm yalınlığı ile Alevi sorunu da tartışılıyor!..

Nedir Alevi sorunu? “Bir mezhep sorunu” değildir. “Cem evlerinin yasal güvenceye kavuşturulması, zorunlu din dersinin kaldırılması” kapsamında tartışılacak kadar dar bir sorun da değildir. Alevi sorunu daha büyük, “Makro politik” bir sorundur. Alevi sorunu gündeme geldiğinde asıl tartışma devletin yapısal sorunu ve bunun topluma sirayet etmiş halidir. Şerif Mardin Hoca’dan devşirilen “Mahalle baskısı” belirlemesi durumu dolambaçlı tanımlayan bir sözdür. Oysa “Mahalle baskısı” gücünü ve cesaretini devletten, devletin yapısallığından almaktadır.Cumhuriyet tarihindeki (Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemi soykırımları bizzat devlet eliyle yapılmıştır) tüm Alevi katliamları devletin öncülüğünde, denetiminde ve organizasyonunda olmuştur. Neden devlet Aleviliğe bu kadar düşmandır? Çünkü Alevilik, devletin tekçi, katı merkeziyetçi, dinleri çıkarlarına alet eden yapısına aykırıdır. Alevilik, sosyal, siyasal, ekonomik durumu da gözeten, düzenleyen bir inançtır. Alevilik için kullanılan “Kültür” kavramı bir ayrıcalık atfediyor gibi görünse de özünde pozitivist bakışın ürünüdür. Çünkü Alevi inancının da tüm din ve inançlar gibi süreçleri/sürekleri vardır. Alevilikte dikey örgütlenme yerine yatay ve toplumsal bir örgütlenme vardır. Bu örgütlenmenin adı ocaktır. Cumhuriyetin arifesinde Koçgiri soykırımı Alevilikteki yatay/toplumcu örgütlenmeyi kırmak ve katı merkeziyetçi, tek tip devleti örgütlemek için yapılmıştır. Kaldı ki İttihatçı zihniyetin güncellenmiş konsepti içinde bir taşla “İki kuş vurulmuş” Koçgiri ve Dersim’de Kürt/Alevilere soykırıma yapılmıştır. Osmanlı marifetiyle Türkmen Aleviler zaten bastırılmış, susturulmuş ve soykırıma uğramıştır. Günümüzde yaşanan durumun cevabı şu sorularda gizlidir! İttihat ve Terakki hareketi neden Aleviliği bu derece önemsedi? Mustafa Kemal, Sivas’tan Ankara’ya gelirken neden Hacıbektaş’a uğrama ihtiyacı duydu? “Laiklik” diye bize yutturulan vaka neden Alevi toplumu üzerinden inşa edildi? “Laiklik” denen yutturmaca “İslam” adı altında bir devlet dini örgütledi, neden Türk/Kürt aydınları, devrimci demokratları bu gerçeğin üzerine gitmiyor? Devlette Diyanet İşleri Başkanlığı kadar güçlü ve köklü bir kurum var mıdır? DİB ordudan bile güçlüdür! DİB Türkiye’deki etnik ve inançsal asimilasyonun sorumlusu değil midir? DİB sadece Türkiye ölçeğinde değil tüm dünyada “Misyonerlik görevi yürüten” bir devlet kurumuyken bu durum neden ciddiye alınmaz? Alevi sorununun Cumhuriyete dair bölümünü (Öncesi de çok önemli!) anlamak için; 1826 II. Mahmut dönemi, İttihat ve Terakki dönemi, M. Kemal’in Hacıbektaş’a gidişi, Koçgiri soykırımı, TBMM’nin açılışı (Mustafa Kemal Hacıbektaş’ta ziyaret ettiği dönemin postnişini Cemalettin Çelebi’yi BMM Başkan yardımcısı olarak atamıştır.) Tekke ve Zaviyeler Kanunu (Aleviliği yasaklayan kanundur! Ve bu gün “Devrim yasası” adıyla 1982 Anayasasının koruması altındadır!) DİB’in kuruluşu (Osmanlı’daki Şeyhül İslamlığın devşirilmesidir! Şeyhül İslamlık da Osmanlı’nın Bizans Patrikhane’sinin taklididir.) Dersim soykırımı… Pir Seyit Rıza (Aşk olsun piri piran!) Ali Şer, Zarife Ana… Sonrasında derin bir sessizlik! “Milli şef” döneminin jandarma zulmü, cemlerin basılması, dedelerin, pirlerin yerlerde sürüklenmesi, sakallarının yolunması! DP dönemi ve Alevilerin neredeyse tamamına yakınının DP’ye oy vermesi! 1960’lı yıllar… Sosyalist gençlik hareketi ve bu hareketin öncüsü olup “Aleviliği aştık! Dinle gericilikle işimiz yok!” diyen devrimci, sosyalist değerlerimiz! 1970’li yıllarla birlikte CHP’ye yönelen Aleviler! 70’li yılların Soykırımları… Maraş (Koçgiri ve Dersim soykırımının güncellenmiş halidir! Henüz doğmakta olan Kürt Siyasal hareketine gözdağı, 12 Eylül faşizmi tarafından güncellenecek olan “Tek kimlik” soykırımıdır) Sivas (4 Eylül 1978), Malatya (Bir çocuk olarak içinde bulundum ve yaşadım!) Çorum (Fırına atılarak katledilen Veli Dede… Bu katliamların tamamı 1235/40 tarihinde Hak ve hakikat aşkına yol yürüyen ve Hak için Hakka Yürüyen Baba İshak/Baba İlyas’ın yürüdüğü güzergahta olmuştur. Bu bir tesadüf müdür?) 12 Eylül faşizmi… 2 Temmuz 1993 Madımak katliamı (Koçgiri katliamı güncellenmiştir!) Gazi, Ümraniye katliamları ve sonrasında “Türk/İslam, Ilımlı İslam” kuşatması ile nihai asimilasyon projesi!!! Gelelim “Aleviler barış karşıtı!” lafzına… Bu topraklarda barıştan söz edilecekse barışın serencamı Aleviliktir. Tarihe bir yolculuk yapınız! Canlar canı Kürt Aleviler ve aydınlar… Baba Taher Üryan’ı tanıyor musunuz? Ahmedê Xanî (aşk olsun ona 1650/1707) yıllarında Kürtçe yazarken Baba Taher Hemedani (937/1010) yıllarında Kürtçe deyiş yazmıştı! Canlar canı Türk Aleviler… İlim, irfan, edep, haya ve aşk ummanı Yunus Emre, Hünkar Hacıbektaş (Aşkı niyaz olsun onlara) barışın tüm zamanlardaki ermişleridir. Canlar canı örgütlü kadınlar. Kadıncık Ana’yı, Zarife Anayı, Alevi Kadın Hak Aşıklarını da görünüz! Ortadoğu barışı için semavi dinlerdeki “Asrısaadet” dönemi ve Üç Peygamberin mirası elbette ki değerlidir. Eyvallah! Lakin söz konusu Türkiye’nin toplumsal barışı ise bu barışın dili Yunus Emre, Hünkar Hacıbektaş, Şeyh Bedrettin, Şah Kalender Çelebi, Pir Sultan Abdal, Pir Seyit Rıza, Baba Taher Üryan… Gibi erenler, evliyalar, ulular, veliler ve Hak Aşıklarının dilidir! Evet “Alevisiz barış olmaz!” Çünkü Aleviler Laik, Demokratik Türkiye ve eşit yurttaşlık mücadelesinin öznesidir. Alevilerin “Kaygısı” şudur; “Barış süreci” Laik, Demokratik Türkiye ve eşit yurttaşlığı getirecek mi? Tarihteki yaşanmışlıklar, trajedi, travma psikolojisi ve Türkiye’nin mevcut haleti ruhiyesi içinde anlaşılır bir durum değil mi? Yaşam bir deryadır, yürek de gemi/ Bata çıka bulur aşkı erdemi…

Karasu: Aleviler kültürel soykırım tehdidi altında

KCK yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu, Türkiye Cumhuriyeti devletinin Alevilere yönelik inkar ve asimilasyon politikasının günümüzde AKP eliyle sürdürüldüğünü belirterek, “AKP Alevileri kültürel soykırıma uğratma politikası izliyor” dedi.

Bir toplumun inancının devlet baskısı altında tutularak yeniden şekillendirilmesi, kendine göre bir şekil kazandırılmasının kültürel soykırım olduğunu kaydeden Karasu, “Bunu Türkiye cumhuriyeti tarihinde Aleviler çok sıcak bir şekilde yaşamışlardır” diyerek Alevilere yönelik gerçekleşen katliamlara dikkat çekti.

Sorunun çözümünün Türkiye’nin demokratikleştirmesinde olduğunu belirten Karasu,  “Alevilerin Radikal Demokratikleşme Stratejisi olmalıdır” dedi.

KCK yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu Alevilerin tarihte ve günümüzde yaşadıkları sorunlar ile çözüme ilişkin ANF’nin sorularını yanıtladı.

‘ULUS DEVLET BİR YÖNÜ İLE ETNİK VE DİNSEL TOPLULUKLARIN KÜLTÜREL SOYKIRIMINA DAYANIR’

Kürtler, Ermeniler ve Aleviler dediğimizde Alevi sorunu diyoruz ve bu sorun çözülmeli diyoruz. İnanç gruplarının, kültürel ve etnik gruplarının varlığı niye sorun oluyor?

Tarih içinde inançlar sorun olmuştur. Belli inanç savaşları, mezhep savaşları yaşanmıştır. Özellikle kapitalist Modernite’nin tarih sahnesine çıkmasıyla birlikte, ulus devlet anlayışının ortaya çıkışı, devlet içinde tek bir etnik topluluk, tek bir inanç topluluğu yaratma gibi bir eğilim ortaya çıkarmıştır. Ulus devlet anlayışı bir yönüyle etnik ve dinsel toplulukların kültürel soykırımına dayanır. Tek millet, tek inanç yaklaşımı Hakim kılınmaya çalışılır. Bu Avrupa’da da böyledir. Avrupa’da da devletler, bir kısmı İngiliz, Alman, Fransız bunlarda da aslında Alman Milletinin, İngilizlerin Fransızların hakim kılınması yaklaşımı yanında Katoliklerin, Protestanların yada Anglikan Kilisesinin hakim kılınması gibi yaklaşımlar görülmüştür. Bu gerçeklik Avrupa’dan kaynaklı bu kapitalist Modernist zihniyetin, kapitalist anlayışın daha çarpık biçimi Ortadoğu’ya da yerleşmiştir. Kuşkusuz Aleviler ve inançları üzerinde çok önceleri baskılar vardır. 15, 16 ve 17. yüzyılda da bu yönlü baskılar oluşmuştur. Bu yönlü katliamlarda gerçekleşmiştir. Daha çok o dönemdeki devletlerin belli bir inanç topluluğunun daha ağır basması, diğerlerinin biraz daha zayıf olması karşısında önyargılar oluşmuş ve kavgalara neden olmuştur. Orada da sorun var, demokratik olmayan, diğer inançlara saygı göstermeyen bir yaklaşım var. Özellikle dinlerde böyle bir dogmatizm katı yaklaşım oluşmuş. Hem bu İslamiyet içinde, hem Hıristiyanlık içinde hem de diğer dinlerin içinde oluşmuş.

Nitekim Avrupa’da da din savaşları çok şiddetli bir şekilde yaşanmış ve boğazlaşmalara kadar varmıştır. Ortadoğu’da da sayısı az olan inanç toplulukları, mezhepleri üzerinden baskılar olmuştur. Fakat bu ulus devlet zihniyeti gerçekten daha katmerli bir kültürel soykırımı esas almış, buda tek inanç, tek millet kavramını devletler içinde yerleştirmiştir. Bunun Türkiye Cumhuriyetine yansıması gerçekten daha ağır olmuştur. Türkiye Cumhuriyeti her ne kadar Osmanlı halifeliği döneminden bir farklılaşma yaşasa da pozitivizm, laikliği benimsemiş olsa da, cumhuriyet geçiş yapmakla birlikte kendine bağlı bir din politikası, bir İslamiyet politikası izlemiştir. Tabi bunu yaparken belirli farklı İslami toplulukları ya da bazı kesimleri dışlamış, ama kendine bağlı bir İslamiyet yaratmaya, devlete bağlı bir İslamiyet yaratmaya çalışmıştır. Bu politika diğer taraftan da tek millet, Türklüğe dayalı bir devlet yaratmaya çalışınca Türk İslam sentezi Türkün ve İslam’ın makbul olduğu Kürtlerin, Arapların, Ermenilerin diğer toplulukların eritilip Türkleştirilmek istendiği, yine Alevilerin, Ezidilerin, Süryanilerin ve başka inançların da tümden tasfiye edilerek, Türkiye sınırların da sadece Sünni İslam mezhebinin hakim kılınacağı bir devlet politikası izlenmiştir. Sorunu yaratan özellikle de son iki yüz yılda ulus devlet politikasıdır.

Avrupa ülkelerine baktığımızda ulus devlet politikası karakter değiştirerek bir değişime uğramış. Fakat Türkiye’ye baktığımızda halen bu politikalar devam etmektedir. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ulus-Devlet’in ilk çıkış yeri Avrupa’dır, ama zamanla ağır sorunları ortaya çıktı. Ülkeler kendi içinde ağır sorunlar yaşadılar. Milliyetçilik, ulus devletin katı milliyetçiliği Avrupa’ya birinci ve ikinci dünya savaşı yaşattı. Bu açıdan, çok dar diğer toplulukları reddeden o milliyetçilik anlayışından törpülenme oldu, kırılma oldu. Yine farklı inançlara katı yaklaşımın yarattığı sorunlar tarihte mezhep savaşlarını ortaya çıkarttı. Mezhep savaşlarının Avrupa da yarattığı büyük acılar daha sonraki yüz yıllarda ise, giderek inançlara karşı bir hoşgörü zihniyetini ortaya çıkardı. Bu yönüyle tabi ki Ortadoğu’da var olan ve yahut hala çok katı süren diğer inançlara karşı hoşgörüsüzlüğün olduğu doğrudur. En azından Hıristiyanların kendi mezhepleri açısından Katolik, Protestan, Anglikan ya da Gregoryen mezhebi var, Protestanlık var, Protestanlığın farklı kiliseleri var, bunlar arasındaki geçmiş çekişmeler önemli oranda aşılmıştır. Ama Türkiye de, özelde Osmanlı imparatorluğunun dağılmasından sonra çok kaygılı bir ruh hali ve Kürtler ayrılacak dağılacak, şunlar gidecek dağılacak psikolojisi vardı. Öte yandan Erdoğan’ın yakın zamanda söylediği bir söz var; ‘Avrupa bizi Alevilikle bölmek istiyor.’ Sanki Aleviliği Avrupa ortaya çıkarmış, Avrupa’nın yarattığı bir inançmış gibi onu da bir bölünme gerekçesi yaparak devletin zayıflanması olarak değerlendiriyor.

İNANÇ KATLİAMI

Cumhuriyetin ilk yıllarına bakıldığında başka bir paradoks karşımıza çıkıyor. Cumhuriyet döneminde Aleviler kendilerini Cumhuriyete daha mı yakın hissediyordu? Buna ne dersiniz?

Türkiye cumhuriyeti kurulunca bir din devleti olarak kurulmuyor, kendine göre bir İslam yaratmak istiyor. Öte yandan kendine göre biraz daha batıya yakınlaşmak istiyor. Aslında batıya bu kadar yakınlaşmasının, iş kurmasının bir nedeni de; ulus devleti batı destekliyor ve ulus devlet içinde de Kürtlerin tasfiye edilmesine batı göz yumuyor. Bu yönüyle Türkiye Cumhuriyeti batı desteğini alarak Kürtleri tasfiye etmek ve ortadan kaldırmak istiyor. Bu bakımdan Kürt inkarın da, Kürtlerin soykırımında batının önemli bir rolü, suçu vardır.

Bir Alevi olarak çocukluğumuzdan biliriz ki; Aleviler horlanır, okulda ve her hangi bir iş yerinde kesinlikle Alevi olduğunu söyleyemiyordu. Bu da Kemalist zihniyetin okullarda ve devlet kurumlarında hakim olduğu bir düzendi. Cemler Alevilerin yoğun olduğu mahallelerde olurdu. Acaba basılacak mı? Basılmayacak mı? Ne olur ne olmaz diye nöbetçi koyuyorlardı. Alevilerin Türkiye tarihindeki inançlarının özgür olduğu, baskılara maruz kalmadığı yönündeki değerlendirmeler kesinlikle gerçeği doğrulamıyor,  baskı devam ediyor. Fakat eskisi gibi çok katı ve çıplak zor şeklinde yürümüyor olabilir. Neden? Çünkü dünya koşulları değişmiş ve biraz farklılaşmış, Avrupa’yla biraz ilişkiler gelişmiştir. 20. yüzyılda genel inançlara karşı saldırının hoş görülmediği bir dünya var idi. Özellikle de Türkiye Ermeni ve Süryani katliamını yapmış ve bundan dolayı suçlandığı için, Alevi toplumunu tümüyle katletmesi belki çok büyük tepkilere yol açabilirdi. Alevilerin giderek Alevi inancını yitirmesi, Dersimin veya güney-batının hem Kürtlükten koparılması, hem de Alevi inancının baskı altına alınarak devletin istediği bir Aleviliğin, devletin istediği bir inanç sisteminin ortaya çıkması için devlet büyük bir çaba göstermiştir. Bu zaten başlı başına devletin bir yandan inanç üzerine baskı kurması o inancı kendine bağımlı hale getirmesi en büyük inanç katliamı değil midir? En büyük inanç soykırımı değil midir? Bir toplumun inancının devlet baskısı altında tutularak yeniden şekillendirilmesi kendine göre bir şekil kazandırılması da tabi ki kültürel soykırımdır. Bunu Türkiye cumhuriyeti tarihinde Aleviler çok sıcak bir şekilde yaşamışlardır.

‘TÜRKİYE’NİN KÜRT ALEVİLER İLE TÜRK ALEVİLERE YAKLAŞIMI FARKLIDIR’

Alevi Kürtler daha fazla mı baskı görüyorlar? Birde işin içinde Kürtlük varsa iş daha fazla mı değişmektedir? Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Şu açıktır ki, Türkiye’nin, Türk Alevilere yaklaşımı ile Kürt Alevilere yaklaşımı farklıdır. Maraş katliamı, Sivas, Dersim katliamı olmuş, büyük katliamların çoğu Kürt Alevilerin olduğu illerde olmuştur. Çorum’da da katliam olmuş, ama Çorum’da ki olay biçimin de gelişmiş, o dönemde sağ ve sol çatışmasının yarattığı ortamda olmuştur. Çorum gibi faşistlerin yoğun olduğu bir yerde, Alevilerin önemli bir bölümüne, sol Alevilere yönelik büyük bir saldırı gerçekleşmiştir. Ama Türkiye Cumhuriyeti tarihine bakılırsa Kürt Alevilerin üzerinde yürütülen baskının, Türk Aleviler üzerine yürütülen baskıdan fazla olduğu görülür. Türk Alevileri üzerinde baskı yoktu, onlar inançlarını özgür biçimde ifade ediyordu, onların inançları kabul ediliyordu diye bir şey yok. Onlarda gerçekten hakim inanç olan Sünni inancın baskısı altında kendilerini ifade edememiş, örgütleyememiş, kendilerini geliştirememiş, komünist, Kızılbaş ve Kürtler mevcut Türk devletinin en büyük düşmanları biçiminde bir yargı hep olagelmiştir. Bu yargı gerçekten de doğrudur. Çünkü pratikte de solcular, Kızılbaşlar ve Kürtler üzerinde gerçekten yoğun baskı yürütülmüştür.

‘ALEVİLERE YÖNELİK TÜRK DEVLETİNİN POLİTİKASI DEĞİŞMEMİŞTİR’

Bugün devletin Alevilere dönük yürüttüğü politikaları nasıl buluyorsunuz? 

Devlet ve hükümetlerin Alevilere yaklaşım değişmemiştir. Alevileri gerçek anlamda tanıma, onların sorununu çözmekten çok kimi yumuşamalar yaparak, Alevileri aslında kültürel soykırıma uğratma politikası izleniyor. AKP de öyle Alevilerin Cem Evleri’ni tanıması, diyanet işleri başkanlığı fes edilerek devletin bütün dinlere, bütün mezheplere eşit mesafede yaklaşması, din dersinin kaldırılması ya da bütün eğitim müfredatlarında üniversitelerde, kitaplarda, toplumsal zihniyet de Alevilere karşı önyargıların kaldırılmasını sağlayan bir zihniyet değişimi içinde değildir. Bu açıdan gerçekten de aynı Kürtlerdeki gibi, daha önceki yıllardaki kendine göre Kürt yaratma, Kendi Kürdünü yaratma politikası varken, Aleviler içinde aynı politika yürütülüyor. Bu açıdan Alevilere yönelik Türk devletinin politikası değişmemiştir. AKP öncesinde de aynıydı. Demirel zamanında da aynıydı, veyahut CHP’nin iktidarda olduğu koalisyonda olduğu dönemlerde de Alevilere yönelik politikalar değişmemiştir. Bugün o politikaları AKP devam ettirmektedir.

‘SORUN ULUS DEVLET ZİHNİYETİDİR’

Bazı Alevi örgütleri ve temsilcisi sanki Alevi sorunu AKP’den kaynaklı ya da bugün başlamış gibi bir algı yaratmaya çalışıyorlar, buna ne dersiniz? Yani dün Alevilerin sorunu yok muydu?  

AKP siyasal İslamcı bir zihniyete sahip olduğu için Alevi sorununa eğilmesi mümkün değildir. Bu yönüyle bu gün gelinen aşamada hala Alevileri eşit inanç olarak kabul edip, onları olduğu gibi kabul etme yaklaşımında değil.  Onlara göre İslam’ın içindelerse o zaman camiye gitsinler biçiminde çağrıları var. Bu yönüyle yaklaşımları ortadadır. Ancak Alevi sorununu AKP yaratmamıştır. AKP daha 2000’lerde iktidara gelmiştir. Ama Alevilere yönelik büyük katliamlar, büyük baskılar önceki on yıllarda daha fazlaydı. Bu günde sürüyor tabi. Sorunu sadece bir partiye indirgemek yanlıştır. O zaman sorunu çözemeyiz. Sorun bir ulus devlet zihniyetidir. Türkiye’nin kuruluşundan beri, özellikle diyanet işleri başkanlığı kurulmasıyla, cumhuriyetin kuruluşundan hemen sonra gerçekleşiyor.  Yani sorunu bir bütün olarak Türkiye’deki devlet zihniyeti olarak anlamazsak, devletin Türk İslam sentezi denen bir ulus yaratma projesi doğru anlaşılmaz. Sadece Türkler olursa millet bölünmemiş olacak, sadece tek inançları olursa inanç bölünmemiş olacak, böylelikle güçlü bir Türk milleti yaratılacaktı. Bu zihniyetle Alevi sorunu ortaya çıkmıştır. Alevilerin sorunlarının ağırlaştığı an, bu güne kadar çözülmemesine neden olan bu zihniyettir. Bu açıdan sorunu öyle ayırmak doğru değildir. Ama AKP’nin de aynı zihniyetin devamı olduğunu, AKP’nin de Alevi sorununu çözme yaklaşımı içinde olmadığını, hatta Sünni İslam’a daha fazla dayandığından Alevileri asimilasyon politikalarıyla eritme eğiliminin daha fazla olduğu söylenebilir.

‘ALEVİLERİN RADİKAL DEMOKRATİKLEŞME STRATEJİSİ OLMALIDIR’

CHP iktidarda olduğu dönemde Maraş ve Sivas katliamları yaşandı, ama CHP buna adres olarak başkalarını gösteriyor ve kendini sorumlu olarak görmüyor. Bazı Alevi örgüt ve temsilcileri de bu paralelde açıklamalar yapıyor. Buna ne dersiniz?

Yanlıştır. CHP’nin bu kadar milletvekili var o zaman çıksın Cem Evleri Alevilerin ibadet yeri olarak sayılması için kanun teklifi versin. Bu konuda yoğun propaganda yapsın. Yapıyor mu? Bunu gündemleştiriyor mu? Diyanet işleri başkanlığının kaldırılmasını gündemleştiriyor mu? Din derslerinin kaldırılmasını gündemleştiriyor mu? Yok. Yani CHP böyle bir politika izlemiyor. CHP içinde zaman zaman bir iki Malatya, Adıyamanlı milletvekili sorunu gündeme getiriyorlar. Bu da her hangi bir şeyi değiştirmiyor, sadece Alevilere yaranmak için yapılıyor, Alevilerin oylarını almak için. CHP, blok olarak Alevilerin sorunlarıyla ilgilendiğini iddia ediyorsa, Diyanet İşleri Başkanlığının kaldırılması, din derslerinin mecburi olmaktan çıkarılması, Cem Evleri’nin ibadet yeri olarak kullanılması için meclis zemininde radikal bir mücadele versin. Bu bakımdan ‘CHP Alevilerin haklarını savunuyor’ demek gerçekten de yanlıştır. En büyük yanlış da şuradadır. Türkiye demokratikleşmediği müddetçe Alevi sorunu çözülemez. Alevi sorunu da Kürt sorunu gibi demokratikleşme sorunudur özünde. Demokratik bir anayasa sorunudur. Şimdi CHP Kürtler yararlanmasın diye, Türkiye’nin demokratikleşmesini istemiyor. Türkiye’nin demokratikleşmesini istemeyen bir partinin Alevilere faydası olabilir mi? Alevilerin stratejisi şu olmalıdır:  Kim gerçek anlamda Türkiye’nin demokratikleşmesini istiyorsa, onu desteklemelidir. Bir dönemler AKP’nin yaptığı gibi kendine demokrat, kendine Müslüman biçiminde değil. Gerçekten Türkiye’nin demokratikleşmesini isteyen parti hangisi ise,  ama gerçek anlamda hem Kürtlerin sorununu çözecek, hem Alevilerin hem de diğer sorunları çözecek demokratik bir zihniyet yaklaşımıyla, partilere eğilim göstermeleri gerekiyor. Özellikle de Türkiye’nin temel sorunu olan Kürt sorununu çözmeyen ve Kürt sorununa doğru yaklaşmayan parti Türkiye’yi demokratikleştirebilir mi? Hayır. Demokratikleştiremez. O açıdan Kürt sorununda bu kadar inkarcı olan hala Kürtleri kültürel soykırıma uğratmak isteyen bir CHP zihniyetine Aleviler nasıl destek verebilir. Demek ki CHP’nin demokratikleşme zihniyeti yok. O zaman Alevilerin böyle bir partiye tabi ki farklı tutum alması gerekiyor. Böyle bir partiden demokratikleşme zihniyeti olmayan bir hareketten uzak durmaları gerekiyor. Alevilerin Radikal Demokratikleşme Stratejisi olmalıdır.

 Şimdiye kadar konuştuklarımızdan da anlaşılıyor ki, sorun devletin politikalarından kaynaklı bir sorun. Sorun Alevilerin inancını sorun haline getirmektir. Dolayısıyla Alevi toplumunun devlet ile yüzleşmesi gerekmiyor mu, yani sorunun tam da burada çözülmesi gerekmiyor mu?

Her partinin politikası aynı değil, ama Türkiye demokratik bir ülke olmadığı için, yani devlet demokrasiye duyarlı bir hale getirilmediği için sistem bir bütün olarak anti demokratik olduğu için, tabi ki esas olarak değiştirilmesi gereken devlettir. Devletin değiştirilmesi gerekir. Yani devletin değiştirilme sorunu var. Örneğin bazı ülkelerde belirli demokratik bir sistemi var. Bu açıdan orada partilerin politikaları değişiyor. Ama Türkiye’de devletin kesinlikle değişmeyen zihniyeti söz konusudur;  mesela tek millet, tek inanç ile güçlü bir devlet olma mantığı var. Devleti şekillendiren anayasa ise, dolayısıyla devletin değiştirilmesi de anayasanın değiştirilme sorunudur. Bu açıdan Aleviler, özellikle de anayasanın değiştirilmesinin gündem de olduğu bir dönemde, devleti değiştirecek biçimde bir politika izlemeleri gerekir. Partilerin politikaları eleştirilebilinir. Ama şu anda hedef devletin değiştirilmesi olmalıdır. Devlet değiştirildiği takdirde, devletin zihniyeti de değişir. Demokratik bir sistem ortaya çıktığı takdirde örneğin; yarın seçimlerle başka hükümetler de iktidara gelebilir, o zaman sorunlar ağırlaşamaz, belirli sorunlar çözülmüş olur. Ama devlet değişmediği için hangi parti gelse de bir şey değişmiyor. Demokratik bir ülkede partiler değişse de pek fazla bir sorun olmaz.

‘ALEVİLER KÜRTLERİN MÜCADELELERİNİ KENDİ MÜCADELELERİ OLARAK GÖRMELİ’

Şimdi Alevi toplumuna baktığımızda daha çok kendi sahasında demokrasi arayışı içerisindeler. Ama Türkiye’de diğer etnik gurupların, toplulukların, inanç guruplarının da sorunları var. Demokrasi ortak payda ise, diğer kesimlerle, etnik guruplarla mesela Kürtlerle ve diğerleriyle ortak mücadele yürütülmesi de gerekmiyor mu? Yürütülüyor ama daha güçlü olması gerekmiyor mu?

Tabi ki Aleviler bir demokrasi gücüdür. Demokrasi mücadelesi de yürütüyorlar. Bu nedenle Alevi gençleri geçmişte hep sosyalist hareketler içinde yer aldılar. Çünkü o hareketler Türkiye’nin değişmesi, demokratikleşmesi, bütün etnik ve dinsel guruplara eşit mesafede toplum öngördüğü için –çünkü sosyalizmin özü budur-  Alevi gençleri yer aldılar. Gerçekten geçmişten bu güne eğer büyük demokrasi mücadelesi geliştiyse, devrimci hareketler geliştiyse bunda Alevi gençlerin rolü çok büyüktür. Yine bütün demokrasi hareketleri içinde yer aldılar. Ama şöyle bir eğilim oldu. Devlet tarafından, özellikle CHP içindeki belli kesimler tarafından Alevilerin diğer demokrasi güçleriyle, özellikle Kürtlerle bütünleşmesinin önüne geçilmeye çalışıldı. Bu bilinçli bir devlet politikası idi. 1990’larda Avrupa’da Alevilerin Kürtlerle birleşmemesi, yine Türkiye’de Alevilerin Kürtlerle birleşmemesi için devlet özel politikalar izledi. Özel stratejiler izledi. Bu açıdan Alevi ve Kürtler büyük demokrasi mücadelesi vermesine rağmen, son kırk yılın ağır bedellerini vermelerine rağmen örgütlü ve ortak bir mücadeleyi geliştiremediler. Bunun sonucu olarak; Alevi dernekleri ve Alevi örgütleri Kürtlerin mücadelesinden uzak kalmayı tercih ettiler. Bizim mücadelemiz içerisinde binlerce Alevi genç yer aldı. Başta Dersim, Maraş, Malatya, Adıyaman olmak üzere birçok yerden gençler, Alevi toplumu bu mücadeleye destek verdi. Çünkü aynı zamanda kimlik, dil, Kürtlük,  ve kültürel sorunları vardı. Hem Alevi idiler, hem Kürt’tüler. Ama Aleviler üzerinde öyle politikalar izlendi ki, bırakalım Alevi Türkleri bir kesim Alevi Kürtleri bile kendi kimlik, dil, kültür yani etnik kimliğinden gelen sorunlarla ilgilenmesini engellemeye çalıştılar. Böylelikle bir kesim Alevi Kürdü Kürt sorunundan uzaklaştırmaya çalıştılar. Son yıllarda kimi değişikler var, ama hala yetersizdir. CHP zihniyetiyle yaşayanlarda,  Kürt halkının özgürlük mücadelesine karşı mesafeli duran yaklaşımlar, doğru olmayan söylem ve yaklaşımlar hatta önyargılar görülmektedir. Bunların kesinlikle aşılması ve düzeltilmesi gerekiyor.  Alevilerin Kürtlerin özgürleşme sorunlarına karşı duyarlı ve mücadelelerini kendi mücadeleleri olarak görmeleri gerekiyor. Bu hem Kürtler açısından gereklidir, hem de Aleviler açısından gereklidir.  Kürtler de Alevilerin kimliği ile kültürel inançlarını özgürce yaşamalarına ve bunu sağlamada mücadelesini ortak paydalarda birleştirmesi gerekmektedir.

‘HDK MODELİ ÇÖZÜM İÇİN ÇIKIŞ NOKTASI OLABİLİR’

Türkiye modelinde inanç sorunlarından söz ettiğimizde HDK tam da burada işlevli görünüyor. HDK çok önemli bir modeldir. Bu konuda ne diyorsunuz?

Geçen gün bir dernek başkanı şunu söylüyordu : “biz birey olarak değil de, kendi kurumsal kimliğimizle HDK’ye katılmak istiyoruz.” Tabi ki kendi kurumsal kimliğiyle HDK’ye katılmaları en doğrusudur.  Çünkü Radikal Demokrasi anlayışı, ya da Demokratik Konfederal sistem zihniyetinde bütün toplulukların örgütlü bir biçimde bu gibi örgütlenmeler içinde yer almaları gerekiyor. Birey olarak değil, işte Aleviler, Kürtler, Ezidiler, Süryaniler, kadınlar, emekçiler ve gençler kendi örgütlülüğü ile demokratik sistemin içinde yer almalıdırlar. Sadece birey olarak gidip partiye üye olma değil, toplumsal tabanda kendi kimliklerini örgütleyerek demokrasi mücadelesi içinde yer almalıdırlar. Gerçek demokrasi böyle olur. Gerçek demokrasi; Tüm etnik, dinsel ve sosyal toplulukların kendi kimliğiyle örgütlenerek sistem içinde yer alması, demokratik kurumlaşmalarıyla yer almasıyla mümkündür. Bu açıdan biz tabi ki Alevilerin de kendi kurumsal kimlikleri ile HDK içinde yer almalarını doğru buluyoruz. HDK bütün Türkiye’yi esas alan bir hareket olarak Alevilerin de, Kürtlerin de, bütün etnik dinsel toplulukların, Çerkezlerin, Süryanilerin, Ermenilerin haklarını savunabilmelidirler. Zaten Türkiye’nin böyle bir model partiye, model harekete ihtiyacı var. Böyle bir hareket zaten Türkiye’yi kapsayabilir, çözüm için de bir çıkış noktası olabilir. Bu hem Türkiye için, hem Kürdistan için hem de Türkiye’nin tüm ihtiyaçlarına cevap veren bir modeldir. Aynı zamanda sorunları çözecek bir modeldir.

‘ALEVİ KÜRTLER, HEM KÜRT, HEMDE ALEVİ KİMLİKLERİNE SAHİP ÇIKMALI’

Devletin Alevilere yönelik politikasını, bakışını anlamaya çalıştık.  Bu politikanın halen AKP’nin eli ile yürütüldüğünü söylediniz. Asimilasyon devam ediyor. Buna karşı siz Alevilerin örgütlülüğünü yeterli buluyor musunuz?

Alevilerin kendi taleplerini dinlendirmesi için kendi özgün örgütlemelerini geliştirmelidirler. Alevi örgütlemeleri her yerde olmalıdır. Alevi örgütlemelerinin bulunduğu her yerde, Avrupa’da, Türkiye’de, Dersim’de, Sivas’ta örgütlenmelidirler. Özgün örgütlenmelerini korumalıdırlar. Şunu söylemeye çalışıyorum: Aleviler iki kimliklidir; Kürt Alevilerin, hem Kürt kimliği, hem de Alevi kimliği vardır. Aleviler, özgün örgütlemeleri ile ilgili taleplerini savunurlar. Başta PKK,  KCK, BDP gibi örgütleriyle de hem Alevi kimliğine duyarlı bir politikanın içinde olurlar, hem de Kürt kimliği ile ilgili sorunlarını sahiplenebilirler. Yani bu yönüyle Alevi Kürtlerinin iki kimliğinden kaynaklı,  sorunlarını ve çözümünü sağlama sorumlulukları vardır.  Biz başından beri 90 ‘lı yıllardan itibaren Kürdistan Aleviler Birliğini ön görüp örgütledik. Avrupa’da ve her yerde Alevilerin kendi özgün örgütlemelerini geliştirmeleri için teşvik ettik. Kendi özgün gazetelerini çıkarabilirler, dergi çıkarabilirler yayın yapabilirler. Bunlar Alevilerin hakkıdır, yapmaları gerekiyor dedik. Bu açıdan biz her zaman her yerde Alevilerin kendi özgün örgütlemelerinin içinde yer almasından yanayız. Bu Alevilerin özgün örgütlemeleri, Kürt Alevilerin özgün örgütlemeleri, Kürt özgürlük mücadelesine zarar vermez, daha da güçlendirir. Çünkü bir toplum ancak bütün sorunlarına sahip çıkarsa gerçekten özgürlükçü olabilir, özgürlük mücadelesi verebilir. Bu açıdan Alevi sorunlarına duyarsız, üzerindeki baskılara karşı mücadeleyi sahiplenmeyen bir Kürt Alevi’si özgürlük mücadelesi de veremez. Çünkü gerçek bir özgürlükçü ve demokrat değildir. Alevilerin bütün sorunlarına duyarlı değil demektir. O bakımdan ancak bütün sorunlarına karşı duyarlı olan Aleviler Kürt özgürlük mücadelesine cevap verebilir, Kürtlerin özgürlük ve demokrasi mücadelesinde yer alabilirler. Alevi Kürtler de gerçekten Kürt mücadelesini Kürt kimliğinden kaynaklanan haklarını iyi savunurlarsa, onun mücadelesini gerçek anlamda verirlerse, Alevilik mücadelesini de verebilirler. Yok, Kürtlüğünü savunmayacak, ama Alevilik mücadelesini doğru verecek ya da Aleviliğini savunmayacak, ama Kürtlük mücadelesini verecek. Bu olmaz.  Alevilerde meşhur bir söz var; aslını inkar eden haramzadedir. Aslını, ya da bir tarafını inkar ettiği zaman o gerçekten doğru bir özgürlük ve demokrasi mücadelesi verebilir mi? Veremez. Bu açıdan bütün kimliklerinden kaynaklanan sorunlarını gören, onun mücadelesini veren doğru anlamda özgürlük ve demokrasi mücadelesini de verir. Gerçekten de doğru tutum içinde olur, biz bu bakımdan Alevi Kürtlerden bunu bekliyoruz: Hem Alevi kimliğine, hem de Kürt kimliğine sahiplenmesini bekliyoruz.

SİPAN CUDİ / DEVRİM AMED – BEHDİNAN – ANF

Kayseri Alevi Kültür Merkezi: “Çözüm Sürecini Destekliyoruz”

KAYSERİ Kayseri Alevi Kültür Merkezi Başkanı Rüstem Gümüş, çözüm sürecine ilişkin, “Kürt sorununun eşit haklara dayalı, barışçıl çözümünü bundan önce olduğu gibi bundan sonra da destekliyoruz, üzerimize düşen sorumluluklarda görev almaya talibiz” dedi.

KAYSERİ Kayseri Alevi Kültür Merkezi Başkanı Rüstem Gümüş, çözüm sürecine ilişkin, “Kürt sorununun eşit haklara dayalı, barışçıl çözümünü bundan önce olduğu gibi bundan sonra da destekliyoruz, üzerimize düşen sorumluluklarda görev almaya talibiz” dedi.
Gümüş, merkezde düzenlediği basın toplantısında, Cumhuriyet tarihinin çözülememiş problemlerinin tartışıldığı bir süreçten geçildiğini söyledi.

Alevilerin bütün ırkları ve halkları eşit gördüğünü ifade eden Gümüş, bin yıldır farklı kültür ve inançtan insanların dostça yaşadığı Anadolu’da, kardeş ölümlerinin artık son bulmasını istediklerini belirtti.

Çözüm sürecinin Alevileri de umutlandırdığını vurgulayan Gümüş, “Kürt sorununun diyalog ve müzakereyle çözümü konusunda Alevi toplumunu da umutlandıran bir dönemden geçiyoruz. Kürt sorununun eşit haklara dayalı, barışçıl çözümünü bundan önce olduğu gibi bundan sonra da destekliyoruz, üzerimize düşen sorumluluklarda görev almaya talibiz” diye konuştu.

Gümüş, “Yeni anayasanın tartışıldığı bu dönemde, Türkiye’nin çözülmemiş sorunlarının çözülmesi konusunda biz Aleviler ısrarcıyız. Nasıl ki Kürt sorununun çözülüp, savaş ve çatışma ortamının ortadan kaldırılmadığı anayasa, yeni bir anayasa olmayacaksa Alevilerin taleplerinin de yer almadığı anayasaya yeni demek mümkün değildir” ifadesini kullandı.

Bursa’da Alevi Gerginliği

Bursa’nın Gemlik İlçesi’nde Endüstri Meslek Lisesi’nde bir öğretmenin Alevilere hakaret ettiği gerekçesiyle yapılan eylemde Emniyet ve Savcılığın söz konusu öğretmen hakkında yasal işlem yapması istendi.

Bursa’nın Gemlik İlçesi’nde, Gemlik Dersimliler Derneği ile Hacı Bektaş Kültür ve Dayanışma Derneği üyeleri, Endüstri Meslek Lisesi’nde bir öğretmenin Alevilere hakaret ettiği gerekçesiyle eylem yaptı.

Endüstri Meslek Lisesi’nde görevli felsefe öğretmenin derste Aleviler’e hakaret içeren cümleler kullandığı, daha sonra da öğrencilerle tartıştığı iddiaları üzerine Gemlik Dersimliler ve Hacı Bektaş Kültür ve Dayanışma Derneği üyeleri, Dereboyu Taşköprü Mevkii’nde bir araya geldi.

Yaklaşık 200 kadar dernek üyesinin katıldığı gösteride konuşan Gemlik Dersimliler Derneği Başkanı Murat Kocamış, öğretmen hakkında yasal işlem yapılması için İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ve Cumhuriyet Savcılığını göreve çağırdı

DAD”dan Çözüm Süreci Açıklaması

Mersin Demokratik Alevi Derneği (DAD) Başkanı Hasan Yurtsever, çözüm sürecinde bu aşamadan sonra tek bir canın yitirilmesine, tek bir damla kanın dökülmesine asla izin verilmemesi gerektiğini belirterek, TBMM’nin devreye girmesini ve toplumun tüm dinamiklerinin sorumluluk almasını istedi.

Demokratik Alevi Derneği (DAD) Başkanı Hasan Yurtsever ve Yönetim Kurulu üyeleri, Mersin Gazeteciler Cemiyeti’nde çözüm sürecine ilişkin açıklama yaptı. Dernek üyelerinin de katıldığı açıklamada, Alevi inancına mensup kesimler olarak Türkiye’de yaşanan acıların birebir mağduru olduklarını belirten Yurtsever, buna rağmen nefret ve intikam duygularıyla hareket eden bir tek Alevi toplumu ve hareketi olmadığını söyledi. Başat sorunlara çare bulunmadığı sürece çözüm yoluna asla girilmeyeceğini ifade eden Yurtsever, bu çerçevede Kürt sorununda yaşanan 30 yıllık çatışmalı ortamın ülkeyi onarılması güç bir zemine götürdüğünü kaydetti.

“Bu çatışmalı ortam durulmadığı sürece, sorunlarımızı konuşma ve tartışma olanağına da asla sahip olmayacağız” diyen Yurtsever, çözüm sürecine yönelik birkaç aydan beri var olan arayışlar ve Diyarbakır’daki Nevruz kutlamalarında açıklanan deklarasyonun, barışa dair umutları arttırdığını ifade etti. Ancak, geçmişte yaşananlar nedeniyle korkuları ve endişelerinin devam ettiğini dile getiren Yurtsever, “Bunun için barış, demokrasi, özgürlük, hak ve hukuk arayışında olanların, çok örgütlü, diri, uyanık, kesintisiz ve birlikte mücadeleyi sürdürmeleri gerektiğine inanıyoruz” dedi.

Çözüm sürecinde taraf ve muhatap olanlara seslenen Yurtsever, yeni bir üslup, şeffaf bir arayış ve samimi bir duruşla kamuoyuna güven kazandırılmasını istedi. Muktedir olanların ‘ben bilirim’ alışkanlığından vazgeçerek sivil toplumun sesine kulak vermesi gerektiğine işaret eden Yurtsever, “Zarara göre, bedel ödeyen insanlarımızın feryatları mutlaka dikkate alınmalıdır. Bu aşamadan sonra tek bir canın yitirilmesine, tek bir damla kanın dökülmesine asla ve asla mahal verilmemeli, çünkü artık buna tahammül edecek durumda değiliz. Sürecin başlamasından bu yana gelişen olumlu girişim ve diyaloglar vardır. Ama unutmayalım ki barış, çok kapsamlı, uzun erimli bir mücadeleyi gerektirdiği gibi, cesaret ve mahareti de gerektirir. Barış, hükmedenlere, muktedirlere ve şahıslara bırakılmamalı, toplumun tüm dinamikleri harekete geçerek sahiplik etmelidir” diye konuştu.

“TBMM DEVREYE GİRMELİ, ANAYASA VE YASALAR DEĞİŞTİRİLMELİ”

Yurtsever, çözüm sürecinde atılması gereken adımları da şöyle sıraladı: “Parmaklar derhal tetikten çekilmeli, bir daha dönüşüne de mahal bırakılmamalıdır. TBMM devreye girmeli, barışa şans verilmelidir. Anayasa ve yasalar değiştirilmeli, yerinde-yerelde yönetme esas alınarak toplumsal dinamikler açığa çıkarılmalı, eğitim mevzuatı taranmalı, diller, inançlar ve kültürlerin önündeki engeller hemen kaldırılmalı, demokratik açılımlar gerçekleştirilmelidir. Tarihimizle yüzleşerek dersler çıkarılmalı, yaşanan acıların dindirilmesi mutlaka gerçekleştirilmelidir.”

Barışa taraf olduklarını vurgulayan Yurtsever, tüm siyasi partileri, sivil toplum kuruluşlarını ve kendisine ‘insanım’ diyen herkesi sorumluluk almaya davet etti. Oluşturulan akil insanlar heyetini önemsediklerini de söyleyen Yurtsever, heyette görev alanlara teşekkür ederek, başarılar diledi. Yurtsever, dernek olarak sürecin sağlıklı yürümesi konusunda üzerlerine düşen görev ve sorumluluklara da hazır olduklarını sözlerine ekledi.

Alevi Pirleri barışı konuştu

ÖDAD tarafından düzenlenen “Alevi Pirleri Barışı Konuşuyor” panelinde Kürt sorununun çözümü konusunda yaşanan süreç değerlendirildi. Alevi Pirleri, “Aleviliğin temel felsefesi barıştır. Bu felsefeyi savunmaya devam edeceğiz” dedi.

Özgür Demokratik Alevi Hareketi (ÖDAD) tarafından Beyoğlu’nda bulunan dernek binasında Kürt sorununun çözümü konusunda yaşanan son süreci tartışmak amacıyla “Alevi Pirleri Barışı Konuşuyor” adlı panel düzenlendi. Panele, Ağuçan Ocağı’ndan Pir Mikail Demirtaş, Hubyar Ocağı’ndan Pir Alican Yıldırım, Koca Haydar Ocağı’ndan Pir Sefer Kocakaya, Baba Mansur Ocağı’ndan Pir Kadim Tan, Baba Mansur Ocağı’ndan Pir Mustafa Metin, Sivas Alibaba Ocağı’ndan Tahir Aslantaş ve Ağurhan Ocağı’ndan Pir H. İbrahim Erdoğan konuşmacı olarak katıldı. Panele ayrıca İmranlı ve Köyleri Kültür Dayanışma Derneği yöneticileri, Vartolular Derneği yöneticileri, Bağcılar Dersim Derneği yöneticileri, HDK İstanbul İl Yürütmesi üyesi Mehmet Boztemur ve Hubyar Sultan Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu ve çok sayıda yurttaş izleyici olarak katıldı. Saygı duruşu ile başlayan panelde Hubyar Ocağı’ndan Pir Alican Yıldırım saz eşliğinde deyiş okudu.

Panelde açılış konuşmasını yapan ÖDAD Başkanı İmam Balsever, yaşanan siyasi süreçle Ortadoğu ve Türkiye’nin yeni bir sürece girdiğini, Aleviler açısından da bu sürecin büyük bir önemi olduğunu söyledi. Toplumsal barıştan Aleviler olmadan bahsedilemeyeceğini kaydeden Balsever, Aleviler’in de barış sürecine aktif katılması gerektiğinin altını çizdi.

‘Aleviler barışa hazır’

Panelde konuşan Koca Haydar Ocağı’ndan Pir Sefer Kocakaya ise, Alevilerin tarih boyunca yok sayıldığı ve katliamlara uğradığını; fakat tüm bunlara rağmen kin gütmediklerini söyledi. Barışa en çok Alevilerin hazır olduğunu dile getiren Kocakaya, “Bir barışa ihtiyaç var ve bu barışa en hazır olanlar da Aleviler. Kapitalist düzenin içinde bizleri asimile etmeye çalışıyorlar, inançlarımızla, geleneklerimizle oynuyorlar. Ama biz bu oyuna düşmedik düşmeyeceğiz de. Bizim barışa daha çok ihtiyacımız var. Ama barış koşulları ne ise unsurları ne ise biz de hakkımıza düşen her şeyi almamız gerekir” dedi.

‘Aleviler tarih boyunca barış mücadelesi yürüttü’

Ağurhan Ocağı’ndan Pir H. İbrahim Erdoğan ise, konuşmasında Alevilerin tarih boyu barış mücadelesi yürüttüklerini ifade etti. Alevi felsefesinde savaşa yer olmadığını dile getiren Erdoğan, “Bir umut da olsa felsefemiz gereği barışa hizmet etmemiz gerekiyor. Barışa gönlümüzü vermeliyiz. Hallac-ı Mansur’un derisi yüzüldü; ama barıştan başka bir şey düşünmedi” diye konuştu.

‘Barışı korumak büyük erdemdir’

Baba Mansur Ocağı’ndan Pir Kadim Tan da, barış mücadelesinin savaştan daha zor olduğunu; ama barışa sahip çıkmak için mücadele edilmesi gerektiğini söyledi. Tan, “Barışı korumak ve sahip çıkmak büyük bir erdemdir ve zordur. Süreci iyi bir şekilde takip edip katılımcı bir mücadele ile barışı örgütlemelidir. Barış Aleviliğin temel felsefesidir. Ve bu felsefeyi savunmak zorundadırlar” dedi.

Panel yapılan konuşmaların ardından son buldu.