Ana Sayfa Blog Sayfa 6429

Hızır Orucu teklifi!

CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün , Hızır Orucu ‘nun üçüncü gününün resmi tatil ilan edilmesi için kanun teklifi verdi.

Aygün’ün TBMM Başkanlığı’na sunduğu teklif, Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanun’da değişikliği içeriyor.

Teklif, Alevilerin Hızır Orucu’nun üçüncü gününe denk gelen her yıl Şubat ayının ikinci haftası perşembe gününün resmi tatil olarak kabul edilmesini öngörüyor.

Önergenin gerekçesinde, Alevi inancında Hızır olgusunun önemli bir yer kapladığı ifade edildi.

Hızır Orucu’nun üçüncü gününde lokmalar, niyazlar pişirilip dağıtıldığı, kurbanlar adandığı ve Hızır Cemi yapıldığı belirtilerek, ”Bu paylaşım, insanlar arasındaki birlik, beraberlik ve dayanışmayı artırır” denildi.

internethaber

AKD 10. Olağan Genel Kurulu 16-17 Martta

Alevi Kültür Dernekleri’nde kongre maratonu sona erdi. Türkiye’nin en çok şubesi bulunan Alevi örgütü olan AKD’de Genel Merkez Kongresi Mart ayında Ankara’da toplanacak.

AKD Genel Başkanı Engin Gündük, kongre maratonunun sona erdiğini, bazı şubelerde 2-3 listeli seçimlere tanıklık ettiklerini belirterek “ Her kongrede Alevi duruşu gösterildi . Kazanan kaybeden seçim sonrasında bir oldu. Yeni dönemde kadınlarımız, gençlerimiz listelerde yer buldu. Bu sevindirici ama, gelecek kongrelerde bu sayının yükseltilmesi, tüzüksel yaptırıma bağlanması gerek.Bunun çalışmasını yapacağız, kadın ve gençler olmadan yönetim olmayacak. Örgütümüz güçlendi, yeni dönemde hedef büyüttü.’dedi.

2 GÜN KONGRE

Tamamlanan kongrelerimizin ardından AKD GYK, tarihinde ilk kez 2 günlük kongre yapacak. Kongreye ilişkin çalışmalar devam ediyor. Bugüne dek en görkemli kongre gerçekleşecek. Kongre 16-17 Mart tarihlerinde Ankara’da 2 bin 500 oturma kapasiteli Ahmet Taner Kışlalı salonunda yapılacak.

Kongreye Alevi inanç önderleri, Bilim adamları, Büyükelçiler, Sanatçılar, Sendika ve Sivil Toplum Örgütleri, Siyasi partilerin temsilci ve Milletvekilleri, Avrupa Alevi örgütleri, Türkiye’deki Alevi örgütleri, Belediye Başkanları, İl Genel ve Belediye Meclis üyeleri çağrılacak.

ŞUBE BAŞKANLARI
Alevi Kültür Derneklerinin kongreleri sonrasında şube başkanlıklarına şu isimler seçildi:

Adana: Murtaza Moroğlu , Adıyaman: Rıza Tanrıverdi, Afyon: Mustafa Güllü, Akhisar: Hakkı Çamkıran, Aktepe/Tokat: Kemal Çopur , Akpazar/Tunceli:: Hasan Çiçek, Aliağa:Hüseyin Alça, Altındağ:Mehmet Yenisoy, Altınoluk:Hüseyin Altay, Ankara :N.Bülent Gültekin Amasya:A.Ekber Doğan, Antakya:Cemal Ercan, Aydın:Erdal Demir, Bagarası/İzmir:Munzur Küçük, Bandırma: Sevim Dektaş, Bursa:Ali Akça, Erdek:Mahmut Akarca, Bornova:Hüseyin Gül, Buca: Hüseyin Akçay, Burhaniye: Durmuş Türkmen, Mudanya: Recep Aslıkara, Çankaya/Ankara: A.Rıza Yıldırım, Çepnidere/Manisa: Hazma Karayel, Denizli:Erkan Aras, Dikili: İsmail Canpolat, Doganşehir:M.Nedim Yılmaz, Esenyurt:Hüseyin Çam, Gaziantep:Yılmaz Demirdelen,: Göksun/Maraş : Ahmet Aydın, Gölbaşı/Adıyaman: Cafer Koca, Isparta:Sadık Külcü, İnegöl:Zeynep Baltürk, İskenderun:Kemal Soysüren, İslahiye:Gaziantep: Ethem Yılmaz, Eregli/Konya: Kemal Eser, Eregli/Karadeniz: D.Ali Kansu, Maraş:Ünal Ateş, Kadirli:İbrahim Tunç, Karabaglar/İzmir:Duran Özçelik, Kars:A.Haşim Özkıran, Karşıyaka/İzmir:Mehmet Aydın, Keçiören:Gürbüz Demir, Kepez/Antalya:Ağabeydin Özkan, Kemah:Zeynal Karakoç, Kemer/Antalya:Kamer Bilici, Kınık: Serdar Aydoğdu, Kırıkkale:Naci Çelik, Kocaeli:Doğan Demir, Konak/İzmir:Hüseyin Çiçek, Konyaaltı/Antalya:Tahsin Akpınar, Kömür/Adıyaman:Fethi Yuka, Köşk/Aydın:Sırrı Cihan, Kuşadası: Ali Karpuz, Manisa: Sevim Savunmaz, Manavgat:Rahmi Aslan, Mecitözü/Çorum:Muharrem Üçüncü, Menderes/İzmir: İbrahim İbreşoğlu, Mersin:Suat Yıldız, Mezitli/Mersin :Ferdi Koç, Mustafa Kemalpaşa: Servet Yoldaş, Mollaköy/Erzincan:Hasan Boğa, Narlı/Maraş: İsa Keklik, Nazilli:A.Haydar Yetim, Ordu:Tuncay Özenç, Osmaniye:Bektaş Yıldırım, Osmancık/Çorum:Ali Görmez, Özgürler/Konya: Ali Gültekin, Pazarcık/Maraş:Ali Görmez, Salihli:H.Duran Öztaş, Sarıyer:Rıza Çıplak, Seferihisar/İzmir: Ali Bulut, Selçuk/İzmir: Düzgün Çelik, Silifke:C.Necati Üçyıldız, Silivri: Coşkun Aksoy, Sivas:Emine İmren, Soma/Manisa:Aysun Gökçe, Söke:Hasan Çevik, Suluova/Amasya: Satılmış Erkut, Urfa:Yusuf Üçkök, Tekeliören/Tarsus: Niyazi Kaygusuz, Tarsus: Nasır Şerbet, Toroslar/Mersin:Hüseyin Değerli, Kocacık/Tokat:Rafet Salman, Pülümür7Tunceli : Nuri Derin, Urla:Hüseyin Kaymaz, Yaylakonak/Adıyaman:Halil Arslan, Yenice/Mersin:Gazi Kemal Uymaz, Yuvalı/Finike:Hakkı Bulut, Yozgat:Ali Adaş, Zile/Tokat: Selahattin Elden, Zonguldak:Mehmet Kaplan

YENİ ŞUBELER

Geride kalan süreçte AKD ailesine 4 yöreden katılım oldu. AKD örgütlülüğü Konya’da tamamlandı ve Konya şube kuruldu. Yine Konya Ereğli Özgürler’de örgütlenme gerçekleşti ve Özgürler şubesi kuruldu. Aynı şekilde AKD ailesine Tarsus katıldı ve kısa sürede Tarsus örgütlenmesi yapıldı, şube açıldı. AKD, Dersim’de de örgütlendi ve Pülümür’de şube açılışı gerçekleşti.

Savaştırırken eşit, cenazede Sünni!

Kayseri’de Kayseri Alevi Kültür Merkezi Derneği tarafından Hızır Cemi gerçekleştirildi. İl Kültür Müdürlüğü Konferans Salonu’nda yapılan cem öncesinde, Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) eski GYK üyesi Rüstem Gümüş ve ABF eski Genel Başkan Yardımcısı Abbas Tan, “Aleviler ve Hızır” konulu söyleşide konuştu.

Rüstem Gümüş, Alevi toplumunun süreç ile ilgili özeleştiri yapması gerektiğini ifade ederek, “Aleviler, Osmanlılardan, Selçuklulardan itibaren, Cumhuriyet tarihi boyunca da asimilasyona uğramıştır. Biz inancımızı özgürce yaşamak istesek de, gizlenmek-saklanmak zorunda kaldık. ‘Okula gidince Alevi olduğunu gizle’ telkinleriyle büyüdük. Bunun sebebi, sistemin ağır baskılarıdır. Süreç şunu gösterdi ki, biz kendimizi gizledikçe, en büyük kötülüğü kendimize yapıyoruz. Eksikliklerimizi kabul etmeliyiz” dedi.

Yunus’un “Ölürse ten ölür, canlar ölesi değil” sözüne atıfta bulunan Rüstem Gümüş,  “Cenaze törenlerimiz, Alevi inançlarına göre yapılmıyor. Bir Alevi’nin cenazesinin camiden kalkması çok acıdır. Şehit olan Alevilerin cenazeleri bile resmi törenlerle, zorla cemevinden alınıp, camiye götürülmektedir. Laik olduğumuzu iddia ediyorsak; askere alırken, savaştırırken mezhebini sormayan ama cenazesinde mezhepsel ayrımcılık yapan kurumları da sorgulamalıyız” dedi. Gümüş, laik bir devlette olmaması gereken Diyanet İşlerinin kaldırılmasının Alevilerin en önemli talebi olduğunu kaydetti.

‘KÜRT MESELESİNDE DE TARAF OLMALIYIZ’

Alevilerin, ülkede yaşanan sorunlara duyarsız olmaması gerektiğine değinen Rüstem Gümüş, “Türkiye’nin en can yakıcı sorunlarına taraf olamıyoruz. Bunlardan biri de Kürt meselesidir. 72 millete bir bakmaktan söz eden bir felsefemiz ve inancımız var. Ancak, sıra Kürtlere gelince, tutumumuz ve söylediklerimiz engin düşüncemize uymamaktadır. İnancımız, kültürümüz; demokrasiden, barıştan, özgürlüklerden ayrı tutulamaz. Bunlardan bağımsız bir Alevilik mistisizmin içine hapsedilmiş olur ve yok olur” diye konuştu.

Yazar Abbas Tan ise Hızır ve Alevilik üzerine detaylı bir sunum yaptı. “Hızır’ın ne olduğunu, bayramın ne şekilde yapıldığını ne için yapıldığını, Aleviler olarak da tam olarak bilmiyoruz” diyen Tan,  Alevilikte 4 kapının önemini ve Hızır Cem’ini özetledi.  Tan, Alevilikteki ortak üretim-eşit paylaşımın ‘sosyalizm’de de olduğunu ifade etti. Kayseri Alevi Kültür Merkezi’nin düzenlediği panel ve Cem’e, Kayseri Hacı Bektaş-i Veli Derneği Başkanı Kenan Akpınar, CHP Kayseri İl Başkanı Sadık Atila ve Emek Partisi İl yöneticileri de katıldı.

Din dersi zorunlu olamaz

Çocuğunun zorunlu din dersinden muaf tutulmasını isteyen ailenin açtığı davada mahkeme E.S.N’nin zorunlu din dersinden muaf tutulmasına karar verdi

Samsun 1. İdare Mahkemesi Alevi Nüzket ailesinin açtığı dava üzerine kızları E.S.N’nin zorunlu din dersinden muaf tutulmasına karar verdi. Mahkeme, zorunlu din dersinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS), AİHM kararlarına ile din ve vicdan hürriyetine aykırı olduğunu vurgulayarak “Din dersi zorunlu olamaz” dedi.

Amasya’da yaşayan Erol Nüzket ve Özlem Nüzket, Gümüşhacıköy Anadolu Lisesi 9. sınıfında okuyan Kızları E.S.N’nin zorunlu din dersinden muaf tutulması istemiyle 20 Ekim 2011’de MEB ve Gümüşhacıköy Kaymakamlığı aleyhinde Samsun 1. İdare Mahkemesi’nde dava açtı.

Davayı avukat Kâzım Genç, ücretsiz olarak üstlenerek hukuk mücadelesi başlattı. Milli Eğitim Bakanlığı, mahkemeye gönderdiği savunmada din kültürü ve ahlak bilgisi dersinin milli eğitimin temel amaç ve genel ilkeleri doğrultusunda revize edildiğini, dinsel eğitim verilmediğini, kişilerin vicdan ve inanç özgürlüğüne müdahale etmediğini savundu.

Mahkeme, 2 yıl süren yargılamasının ardından AİHS, AİHM kararlarına ile din ve vicdan hürriyetine aykırı olduğununa vurgu yaparak E.S.N’nin din dersinden muaf tutulmasına hükmetti.

Kararda, 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nun 12. maddesinde “Türk milli eğitiminde laiklik esastır” ilkesi anımsatılarak “Türkiye’de hâkim olan dinsel çeşitliliğin din kültürü ve ahlak bilgisi derslerinde dikkate alınmadığı, özellikle Alevi inancına sahip topluluğun Türk nüfusundaki oranının çok büyük olmasına rağmen, öğrencilerin Alevi inancının itikat veya ibadet unsurları hakkında eğitim almadığı, 9. sınıfta bu inancın ortaya çıkışında en büyük etkisi olan iki şahsiyetin yaşam felsefesinin öğretilmesinin, bu öğretimdeki gidermekte yetersiz kaldığı değerlendirilmesi yapılmıştır” denildi.

‘Karar örnek olsun’

Baba Erol Nüzket, “Son derece olumlu, istediğimiz yönde ve bizi çok mutlu eden bir karar. Ülkede yaşanan dini baskı ve dayatmalara yönelik ders gibi bir karar. Alevi ailelere önerim, yılmasınlar, haklarını arasınlar” dedi.

HDK Heyeti, Çorum Hacı Bektaş Veli Kültür Vakfını Ziyaret Etti


Karadeniz gezisine Çorum’da başlayan HDK heyeti valilikten sonra Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı’nı ziyaret etti. HDP Eşbaşkanı Fatma Gök, “Türkiye’yi kucaklayan seyahatlere” Antakya ve Urfa’dan başladıklarını hatırlatarak, herkesin eşit yurttaş olarak yaşadığı bir coğrafya yaratmak için harcanan emeğe ortak oldukları için mutlu olduklarını söyledi.
HDK’nin Karadeniz turu başladı

Kürt sorununda demokratik çözüm ve örgütlenme çalışmaları kapsamında Halkların Demokratik Kongresi’nin (HDK) Karadeniz’de başlattığı bir haftalık turun ilk toplantısı Hacı Bektaş Veli Anadolu Vakfı’nda gerçekleştirildi. Karadeniz’in ilk toplantısını Alevi dergahında gerçekleştirdiklerini belirten Levent Tüzel, yapacakları gezilerin amacının Türkiye halklarının barışına, kardeşliğine, eşit hak kazanımına ve demokrasisine katkı sunmak olduğunu ifade etti.

Fatma Gök ise, Türkiye’nin farklı yerlerine geziler gerçekleştirdiklerini ifade ederek, “Sizlerle, başka bir Türkiye özlemi, demokratik, özgürce yaşayabileceğimiz, çocuklarımızı özgür yetiştirebileceğimiz ve anadillerinde özgürce konuşmasını sağlayabileceğimiz, emeğin özgürleşeceği bir coğrafya için mücadele sergilemekteyiz” dedi.

Karadeniz turunun amacının Türkiye’de yaşanan demokrasi sorununun çözümü ve halklarla bir araya gelip bu konuları tartışmak olduğunu kaydeden Sebahat Tuncel ise, “Türkiye’nin temel iki sorunu vardır. Birincisi halkların inanç sorunu. İnanç konusunda en çok Alevi yurttaşlarımız mağdur ediliyor. Bu demokrasi ayıbıdır. Müslümanların da başörtü sorunu var. Devlet her inanca eşit şekilde davranmalıdır” dedi. Başbakan’ın PKK Lideri Öcalan ile yürütülen görüşmeleri “çözüm süreci” süreci olarak adlandırdığını hatırlatan Tuncel, “Bizler de çözüm istiyoruz. Ve bu çözüm için Karadeniz halkının ne düşündüğünü öğrenmek istiyoruz.” diye konuştu.

‘Çoğulcu yönetim istiyoruz’

Ezilen halkların derdinden ezilenlerin anladığını dile getiren Ertuğrul Kürkçü de, “Çorum’da iyi bir şekilde karşılandık. Halkımızı dinlemek ve mesajlarımızı iletmek istiyoruz. Türkiye’de ne 1930 model bir yönetimi, ne de tek parti diktatörlüğünü istiyoruz. Herkesin söz sahibi olacağı çoğulcu bir yönetim istiyoruz” dedi. HDK’nin herhangi bir kavrama ya da inanca değil, herkese açık olan bir proje olduğunu aktaran Kürkçü, “HDK herkesin evidir. Kendimizi Karadeniz halkından hissediyoruz. Karadeniz halkını, onlara en çok emeği geçen devrimcilerin sayesinde biliyoruz. Devrimcilerin adı Karadeniz’le anılıyor. Mecbur değiliz. İki tek parti modeli istemiyoruz. Biz özgürlükçü bir modeli yeniden tartışacağız” diye konuştu.

Alevi dedesi Nurettin Aksoy ise, Çorum’da HDK’ye toplantı için salon verilmediğini hatırlatarak, “Bu nedenle bize başvurdular. Ve vekillerimizi burada ağırlamaktan memnuniyet duyuyoruz. Bu gezinin ülkemizin huzuruna ve özgürlüğüne katkı sağlayacağını umut ediyorum” dedi.

Alevilerin 40 yıllık mücadelesi çelişkilerle dolu

Gülşen İŞERİ

Etnik ve politik kimlikler Türkiye tarihinde son 10 yıldır tartışılıyor… Bu tartışmaların ana eksenini ise Aleviler oluşturuyor… Bu tartışmalar kapsamında elbette karşımıza farklı kavramlar çıkıyor.. Sadece Alevi kimliği değil Alevi Kürt kimliği de Türkiye’de toplumsal hafızanın başka bir boyutunu oluşturuyor…

Üzerinde düşündükçe derinleşen bu meseleyi ise Araştırmacı yazar Erdal Gezik Alevi Kürtler kitabıyla yeniden tartışmaya açıyor…

Alevi Kürtler üzerine yaptığı kapsamlı araştırmada Gezik, konuya çok geniş bir bakış açısıyla yaklaşıyor: Etnik ve dinsel tanımlamanın sorunlarını, dilsel ayrışmanın boyutlarını, Alevi-Sünni ilişkilerini, Şeyh Sait İsyanı ve Dersim 38 olaylarının kolektif hafızada yarattığı yarılmaları kültürel ve tarihsel boyutlarıyla ele alıyor.

İlk baskısı Kalan Yayınları tarafından yapılan Erdal Gezik’in Alevi Kürtler kitabı bu kez İletişim Yayınları aracılığıyla yeniden okuyucusyla buluştu…   Biz de bu derin meseleyi Erdal Gezik’le bir araya gelerek konuştuk.

-Öncelikle Dersimli olmanızdan kaynaklı çok uzun yıllardır Alevilerle ilgili araştırmalar yapıyorsunuz… Yaptığınızçalışam sözlü tarih çalışmasının çok önemli bir ayağını oluşturuyor…  Sizi bu çalışmalara iten neydi?

Benim büyüdüğüm ortamda yaşlıların yoğun tarih sohbetlerine tanıklık edilebiliyordu. Rüstemi Zal’dan, Büyük İskender’e, Hz. Muhammed’den Eba Müslim’e birçok isimler duymaktaydım. Hararetle yapılan bu sohbetlere tanıklık, bana şu soruyu bıraktı: dedelerim dışında hiçbirisinin kitap okuduğunu görmediğim bu adamlar -herhalde çoğu okuryazar bile değildiler,  tarih bilgilerini nereden almışlardı?  Yıllar sonra Hollanda’da tarih eğitimiyle meşgulken ‘Yazısı olmayan halkların tarihi yoktur’ ifadesini her duyduğumda, o sohbetlerin bıraktığı sorularla yeniden muhatap olmak zorunda kaldım. Sahi, o adamları meşgul eden konular tarih değilse, neydi? Ve kendilerinden yüzyıllar önce yaşamış bu isimler, onları yirminci yüzyılın ikinci yarısında neden hala böylesine heyecanlandırıyordu? Bölgeyle ilgili okumalara başladığımda, bu sorulara cevap vermenin mümkün olmadığını gördüm. Doksanlı yıllarda varolan kaynaklar sınırlı ve büyük bölümü terkrardan ibaretti. Dersim ile iligili olanlar ise, 1938 odaklı çalışmalardı. Merak ettiğim şeyler bunun ötesinde olduğundan, cevap bulabilmek için doğal olarak çocukluğumda bıraktığım yaşlı arkadaşlarımı arayıp bulmam gerekiyordu.

-Alevi çalışmaları var ama sözlü tarihe dayalı pek az kaynak görüyoruz, insanlarla temas halinde olmak size ne katıyor?

Pratik olarak bu iş bazen çok yorucu ve verimsiz olabiliyor. Bir defasında bir yaşlı kadınla röportaj yapmaya gitmiştim. Yanında dört saate yakın kaldım. İnanır mısınız kadını bir an bile istediğim konular hakkında konuşmaya çekemedim. Altmış yıl önce komşularıyla yaşadığı bir tarla meselesi vardı. Dönüp dönüp  onu anlatıyordu. Bir an ben de kendimi hikayenin içinde buldum ve ona katılıp komşularına kızmaya başladım. Gülmeye başladı ve dedi ki: ‘Daha ne haltlar işlediler onlar. Bir anlatsam sen işini gücünü bırakır bu meseleyle uğraşırsın.’ Kadın her yönüyle güçlü çıktı.

Fakat bazen de muhteşem sürprizler sizi bekler; hiç ummadığınız kişilerden öyle hikayeler, bilgiler ve açıklamalar duyarsınız ki, sanki bütün Orta Doğu Tarihi önünüze serilir. Bir topluluğun üyeleri, bu kadar bilgiyi neden hafızasında taşır diye sormadan edemezsiniz.

Aleviler bu alanda niye zayıf kaldılar sorusu da Alevilerin 20. yüzyılda sahip oldukları çelişkilerden birisi. Gariptir ama çağdaş Alevi aklı kendi geleneksel bilgi birikimine uzun süre yabancı gözlerle baktı. Onun için bu hikayeler efsaneler ve anlatılar, hürafa olmanın ötesinde bir anlam taşımıyordu. Bu durum son yıllarda hızla aşılmakta. Bu sayede elimizdeki derleme sayısı da hızla artmaktadır.

-Türkiye’de milyonlarca Alevi var; buradan bakarsak Anadolu Aleviliğinin ötesinde Dersim Aleviliği sizin için ne anlam ifade ediyor?

Dersim Aleviliği sorunlu bir kavram; tamamen kendisine has ve bu bölge sınırlarını kapsayan bir Alevilik varmış gibi bir ima bırakıyor. Dersim Merkezli Alevilik dersek belki tarihselliği ve örgütlenişi açısından daha uygun olabilir.  Alevilik Cumhuriyet öncesi döneminde birkaç merkezde odaklanarak şekillenmiş. Bunlardan birisi Hacı Bektaş Dergahı ise, diğer önemli merkezi Dersim bölgesinde konumlanmış Seyit aileleri oluşturmaktaydı. Dersimli seyitler, Maraş-Erzurum-Muş-Sivas arası  bölgede yaşayan Alevilerin önemli bir bölümünü oldukça ilginç bir sistemle örgütlemişlerdi. Bu sistemin detayları hakkında bilgilerimiz arttıkça, uzun süre Alevi yazımında es geçilmiş Dersimli Seyitlerin önemi de içi  boş bir tekrarın ötesinde anlam kazanıyor.

-Kitaba gelirsek, Alevi Kürtler; aslında 2000’li yıllarda kaleme almıştınız ve şimdi genişletişmiş bir şekilde yeniden okuyucuya sundunuz, 14 yıllık bu zaman diliminde neler değişmişti?

Kitap 1998 yılının sonunda benim elimden çıktı, baskısı biraz geciktiğinden 2000 yılının başında ancak yayınlandı. Evet, geçen ondört yıl içerisinde hem konuya olan popüler ilgi artttı, hem de bu konu hakkında araştırmaların sayısı. Bu ilgi daha çok Cumhuriyet dönemine odaklanmış olsa da, kültür ve inançsal boyutu da yavaş yavaş araştırmaların odağı olmakta. Genel olarak Türkiye’de sosyal bilimler  sorunlu ve aksayarak ilerleme katediyor. Konumuz hakkında yapılan çalışmalar da doğal olarak bu sorunsallığı her düzeyde yansıtıyorlar. Yine de umutlu olmak için epey bir bireysel çaba var. Sanırım bu çabaların ürünlerini önümüzdeki dönemler göreceğiz.

-Alevi Kürtler diye daha çok Dersim üzerinden konuşulan bir kavram var, biliyoruz ki geçmişte Aleviler Kürtlüğü kabul etmeyen bir topluluktu ki aslında hala bazı bölgelerde Kürt oldukları halde o kimliğini saklayanlar var; bu kimliği neden reddediyorlar? Bir yandan da asıl Türkler biziz diyen Aleviler var… Bu kimlik karmaşasını biraz açalım mı?

Ben yetmişli yılların Erzincan ve Dersim’inde büyüdüm.  O zaman Alevi dendiğinde Kürt, Kürt dendiğinde ise o bölgelerde Alevi anlaşılırdı. Günlük konuşmalar bu yöndeydi. Yani büyük çoğunluğun kimliğini saklama şansı yoktu. Evet, o zamanda Alevilik için İslamın özü, Alevilerin de asıl Müslüman olduklarını söyleyenler de vardı. Veya Kürtlüğüyle sorun yaşayanlar, asıl Türk olduklarını, Horasanlı olduklarını söylerlerdi. Fakat sanırım her iki söylem seksenli ve doksanlı yıllarda çok daha arttı. Bu bir yandan etkili baskıdan; diğer yandan ise Alevi hareketinin tek ayak üzerinden (Alevilik) şekil almasından kaynaklandı. Bu duruma nereden baksanız gerçekten çok hüzünlü bir tablo ortaya çıkıyor.

Bir topluluk kendi değerleriyle barışık yaşama şansına sahip olmadığı zaman neler oluyor diye merak ediyorsak, herhalde bu gruptan daha iyi bir örnek bulamayız. Ben de zaten sohbetlerim sırasınca karşılaştığım aile fertlerini dinledikçe, kimlik parçalanması fenomeni hakkında yazmak zorunda hissettim. Hangi kimliği temsil ettiğinizi iddia etmeniz işin kolay yanı; o seçimi haklı çıkartacak tarihi okumak asıl sorun olan. Neden kendisine Türk’üm diyen kişi, hep Yavuz Sultan Selim’le hikayesini başlatıyor; bunun öncesi ve sonrası neden görülmüyor? Veya yalnız Alevi olan neden hep Kerbela ve Kerbela’yı andıran halkalarla geçmişi tasarlıyor? Bu sorulara verilecek cevap ve bu tarihsel kurguların nasıl oluştuğunu izlemek çok daha çekici geldi bana.

-Aslında Dersim Alevileri kendilerine Kürt de demiyor; Zazayım diyor ya da Kırmanc…?

Dersim Alevileri ister Zazaca ister Kurmanci konuşsunlar, kendilerine Kırmanc veya Kurmanc derler. Ben kendisine Zaza diyen yaşlı bir Dersimliyle karşılaşmadım. Onlar kendi dillerinde konuştuklarında kendileri için Kırmanc, Türkçe konuştuklarında ise Kürt derler. Zaza onlar için Palu ve Bingöl bölgesindeki Sunni kesimi ifade eder. Bu kavramlara Kürtleri oluşturan tüm toplulukları dahil ederek bakmak gerekiyor; eğer tarihsel açıdan konuyla ilgiliysek tabi. Son 25 yıl içerisinde kendisini dil bazında ifade eden gruplar çıktı. Orta ve yeni kuşaklarda Zazacayı esas alarak tarif edilen kimlik var, fakat bu yeni bir fenomen. Belirleyici bir kimliğe dönüşüp dönüşmeyeceğini zaman gösterecek. Yine de yalnız Zazaca veya Kurmanci üzerinden bu kimliği tarif etmeye çalışırsak, geleneksel özellikleri üzerinde bir hayli revizyona gitmek gerekiyor. Geleneksel yapıyla, sizin ‘Dersim Aleviliği’  dediğiniz şeyi kastediyorum.

-Aleviler kendi toplumunu yarattılar ama içine kapalı etnik ve politik sorunların dışında durmayı tercih ettiler… Bu belki yaşadıkları katliamlardan kaynaklıydı… Bugüne baktığımızda daha görünür olmayı tercih ediyorlar ve sorunlarını dile getiriyorlar, bu geçen zaman Alevilere ne kattı sizce?

Aleviler kendi topluluklarını yaratma sürecindeler; bitmiş bir şey değil henüz. Bu süreçten kaç Abdal, Haydari, Bektaşi, Ehl-i Haq, Kızılbaş veya Yeniçeri çıkar onu göreceğiz. Yanısıra her şeyi katliamlarla açıklamak çok doğru gelmiyor bana; veya her katliamın aynı sonuçlar yaratacağı düşüncesi de çok tarihsel olmayan bir yaklaşım. Sorunuzun son bölümüne gelecek olursak; görünmek, tanınmak için Alevilerin son 40 yıldır verdikleri mücadele her açıdan çelişkilerle dolu bir tablodan başka bir şey değil. Bu hem devlet, hem Sünni çoğunluk hem de bir o kadar Aleviler açısından geçerli bir tespit. Bu dönem içerisinde görünürlük açısından elde tutulacak tek şey, cem evlerinin açılması oldu. Fakat bildiğiniz gibi, bunlarda halen bir resmi statüden yoksunlar.

-Alevilerin ritüelleri hep farklı toplumlara benzetildi… Şamanlara çok benzetilir mesela… İnançsal boyutu farklı köklere dayanıyor… Yaptığınız araştırmalarda bu kafa karışıklığına denk geldiniz mi? Yoksa bu kafa karışıklığı yeni kuşak Alevilerde mi? Bu açıdan da bakarsak, Alevi Kürtlerin inançsal, etnik ve politik kimliği nerede duruyor?

Sohbetimizin girişinde bahsettiğim yaşlıların kafalarının bu açıdan karışık olduğuna tanık olmadım. İnancını atalarından öğrendiği gibi yaşayan ve bunun esaslarını benimsemiş bir insanın kafası neden karışık olsun? Üstelik onlar geçmişleri konusunda oldukça iddialıydılar: yürüttükleri yolu Adem’den önce başlatır, Adem ve sonrası peygamberli sıraladıktan sonra 12 İmamları anar ve onlardan da kendi Seyitlerine getirirlerdi. Ayrıca onlarda biz Şamanlara mı benziyoruz diye bir tartışmayla da hiç karşılaşmadım. Bu kafa karaşıklığı herhalde daha çok son kuşaklarda var. Bu kuşakların ne kadar Alevi olduğu da tartışılır.

İnancın hiç bir prensibini uygulamayan ama ısrarla kendisini Alevi diye tanımlayan veya Aleviler adına tahliller yapan kişiler (gruplar) var. Bunlardan çıkarak Aleviliği tanımlamak doğru olmaz diye düşünüyorum. Diğer yandan Aleviliğin tarihsel hafızası hakkında sorular sormak, gerçekten  ilgiye değer. Beni meşgul eden konulardan birisi de bu oldu. Onların tarihsel hafızasındaki katmanları yakından tanıdıkça, grubun her yönüyle ne kadar Orta Doğulu bir birikime sahip olduğunu fark etmekteyim. Şimdi böyle bir birikimi tutup Şamanlıkla alakadar kılmak, bu bölgenin kaç bin yıldır evrilen dinsel, kültürel ve entellektüel tarihini hiçe saymak demek olur.

-Geçmişte Kürt kimliğini reddeden bir toplum vardı ama bugün Kürt hareketi içinde yer alan Aleviler var; bu buluşmayı nasıl değerlendiriyorsunuz?  iktidara karşı bir birleşme mi yoksa empati kurabiliyor muyuz?

Herhalde birden fazla nedeni vardır bunun. Bir de sanırım Türkiye’de bazen Alevilerin bir bölümünün de örneğin anadil sorunu olduğu unutuluyor.

– Peki, Dersim 38 katliamıyla yüzleşildi mi?

Başbakan’ın ifade ettiği özür, daha çok meselenin konuşulması ve bilinmesi açısından önemli oldu.

Fakat bu özür ve gerekleri meselesine bir süreç olarak bakmak gerekiyor; oldu bittiye getirmeden.

Bir de bu tür süreçler sırf devlete bırakılacak veya onun yapacaklarıyla sınırlı şeyler değil; toplulukların da yapacağı epey bir iş var. Birçok meselede olduğu gibi, düşe kalka bir yerlere varılacak.

-38 katliamıyla ilgili yeni kuşağın ‘umursamaz’lığından söz ediyorsunuz… Neden?

Bu durum beni de çok şaşırtmıştı. Tarihe merakımdan ötürü herhalde, herkesin geçmişine yönelik ilgili olabileceğini beklemiştim. Üstelik burada bahsettiğimiz geçmiş tanıkları olan bir geçmişti.

70’li yıllarda solculuk yapmış bir büyüğüme sormuştum. O yıllarda geleneksel bilgiyi taşıyan birçok yaşlı henüz yaşamaktaydı. Neden onları dinlemek, temsil ettikleri değerleri ve inançlarını kayda geçmek hiçbirisinin aklına gelmemişti? Cevabı çok basitti: ‘O dönemler bize başka konular daha ilginç geliyordu.’

Başka konular dediğim, Mao’nun Çin’i, Enver Hoca’nın Arnavutluğu, Stalin’in Trotski ile kavgası. Bunları küçümsemek için söylemiyorum; yalnız bir durum tespiti.

Demek ki, bu kadar basitmiş, her şey ilginçlik derecesiyle ilgiliymiş demesi geliyor insanın. Yine de kolay kabul edilebilecek bir durum değil: nasıl oluyorda Arnavutluların tercihleri bu kuşaklara kendi büyüklerinin yaşadığı acıdan veya sorunlardan daha fazla değerli gelebiyor? Bu soruya ben bir tarihçi olarak cevap vermeye çalıştım. Aslında yaptığım daha çok soruya bir tarihsel çerçeve oluşturmak oldu. Ne kadar başarılı olduğumu bilmiyorum; çünkü açıkca ifade etmek gerekirse, konunun doğrudan tarih bilimiyle bir alakası yok.

insanhaber.com

Aleviler’den Londra’da büyük miting

İngiltere’nin başkenti Londra’da yüzlerce Alevi, baskı ve ayrımcılığı protesto etmek amacıyla Londra’nın tarihi Trafalgar Meydanı’nda toplandı.

Britanya Alevi Kültür Merkezleri ve Cemevleri’nin ortaklaşa düzenlediği ’Asimilasyona, Ayrımcılığa ve Savaş’a Hayır’ mitinginde, Aleviler, barış ve demokrasi çağrısı yaparak Aleviler için hak ve adalet istedi.

Köln, Mersin, Adana, Ankara , İzmir, Kadıköy, Strasbourg ve Berlin mitinglerinin ardından Londra’da düzenlenen mitingte, Aleviler ilk kez Trafalgar Meydanı’nda toplandı.

Avrupa’daki Aleviler’in çatı örgütü Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun da destek verdiği mitinge, Avrupa ve Türkiye’den de çok sayıda Alevi kurum temsilcisi ve kişi katıldı. Aleviler mitingte, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ve zorunlu din derslerinin kaldırılmasını, cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmesini, ayrımcılık, asimilasyon ve savaş politikalarına son verilmesini, Kürt sorununda demokratik ve barışçıl çözümün sağlanmasını istedi. Bu taleplerin yanı sıra mitingde, Suriye’de işgalci ve müdahaleci savaş politikaları eleştirildi.

Mitinge, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Genel Başkanı Turgut Öker, İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi Başkanı İsrail Erbil de katıldı. Trafalgar Meydanı’ndaki mitingte barış için semah dönülürken, ’barış güvercinleri’ uçuruldu. Mitingi düzenleyen Britanya Alevileri adına konuşan İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi Başkanı İsrafil Erbil, “Adalet için, hak arayışı için, laik ve demokratik bir Türkiye için, asimilasyona ve savaşa hayır demek için buradayız. Daha önce Ankara’da, Strasbourg’da bir araya gelen yüzbinlerce Alevi’nin sesine ses katmak için buradayız” diye konuştu.

Konuşmasında AK Parti Hükümeti’ni sert dille eleştiren Erbil, Türkiye’de sultanlığa dayalı bir iktidarla karşı karşıya olduklarını, Türkiye’de adalet ve demokrasinin tıkandığını öne sürdü.

’Başbakan’a kırmızı kart gösteriyoruz’ diyen Erbil’in ardından ellerindeki kırmızı kartları kaldıran Aleviler de ’Mezhep savaşı istemiyoruz’, ’Yaşasın Pir Sultan Mücadelemiz’, ’Faşizme karşı omuz omuza’ sloganları atarak destek verdi. Binden fazla Alevinin katıldığı mitingde, Alevi kurumları dışında yöre dernekleri, çok sayıda siyasi parti ve örgüt, meslek örgütleri ve sivil toplum kuruluş temsilcisi de yer aldı.

Gonca YAĞCI radikal

Ankara’da ‘Aleviler ve siyaset’ paneli

Alevi Kültür Dernekleri Çankaya Şubesi “Siyaset ve Aleviler” başlığıyla panel düzenliyor.

Alevi Kültür Dernekleri Çankaya Şubesi “Siyaset ve Aleviler” konulu panel düzenliyor. Açılış konuşmasını Alevi Kültür Dernekleri Çankaya Şube Başkanı Ali Rıza Yıldırım’ın yapacağı panelin başkanlığını Av. Ertuğrul Cem Cihan yapacak.

Panele CHP PM üyesi Kahramanmaraş milletvekili Durdu Özpolat, İstanbul bağımsız milletvekili Levent Tüzel, TKP MK üyesi Kurtuluş Kılçer ve Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Ergin Gündük konuşmacı olarak katılacak.

Bugün Ankara Barosu Eğitim Merkezi Konferans Salonu’nda gerçekleşecek panel saat 14.00’te başlayacak.

Londra’da ayrımcılığa, asimilasyona ve savaşa hayır!

İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi (İAKMC) “Ayrımcılığa, Asimilasyona ve Savaşa HAYIR” demek için Londra’da Trafalgar Meydanı’nda 16 Şubat Cumartesi günü saat 12.00’de dev bir miting düzenleyecek. Yapılacak yürüyüş ve mitinge ilişkin İAKMC Genel Başkanı İsrafil Erbil tarafından yapılan yazılı açıklama şöyle:

Biz Aleviler, Türkiye’deki gidişattan endişeliyiz. 16 Şubat 2013 Cumartesi günü onbinlerle Trafalgar Meydanında olacağız, “Ayrımcılığa, Asimilasyona ve Savaşa HAYIR” diyeceğiz.

Türkiye’de yaşayan yirmi milyon Alevi, asimilasyon politikalarının ve şiddet eylemlerinin hedefinde. Zenginliklerin ve kültürlerin topragi Anadolu, gözlerimizin önünde kin ve nefretin hakim olduğu bir coğrafya ya dönüşüyor.

Cemevlerine yasal bir statü verilmiyor. Alevi köylerine, mahallelerine zorla cami yaptırılıyor. Diyanet işleri başkanlığıyla laiklik ilkesi ihlâl ediliyor. Yirmi milyon Alevi’nin inancı yasalarca tanınmıyor. Alevi çocuklar, eğitim sistemiyle asimile ediliyor. Alevi köyleri ve mahalleleri baskı altında. Ödediği vergiler geri eşit hizmet olarak Alevilere dönmüyor. Alevi birey işyerinde, kamu kurumunda fişleniyor ve dışlanıyor. Aleviler ramazan orucu tutmuyor diye sokak ortalarında linç ediliyor. Aleviler camiye gitmeye zorlanıyor, gitmeyenler dışlanıyor, suçlanıyor. Dersim, Çorum, Maraş, Sivas, Gazi gibi toplu Alevi katliamlarıyla devlet yüzleşmiyor, sorumluları cezalandırılmıyor. Tam tersine suçlular serbest bırakılıyor. Gece, Alevilerin kapıları işaretlenerek ölümle tehdit ediliyor, göçe zorlanıyorlar.
Bu durumun bugünkü doğrudan sorumlusu, Erdoğan hükümeti ve şekillendirdiği devlettir.

Oysa, Türkiye’de yaşayan yirmi milyon Alevi, laik, demokratik bir Türkiye Cumhuriyeti’nde eşit yurttaş olarak yaşamak istiyor.

Avrupa’nın gerçekleri görebilmesi için 21. yüzyılda diri diri yakılmamız mı gerekiyor?

Türkiye’de: Ayrımcılığa… Asimilasyona… Savaş kışkırtıcılığına… HAYIR demek için, eşit yurttaşlık talebiyle Ankara ve Strasbourg mitinginde bir araya gelen yüz binlerce Alevi’nin sesine ses katmak için, biz Britanyalı Aleviler de Trafalgar Meydanı, Londra’da bir araya geliyoruz.
16 Şubat 2013 Cumartesi günü, Trafalgar Meydanında saat 12.00’de buluşuyoruz.

Sivil toplum kuruluşlarını, siyasi partileri, parlamenterleri, medya kurum ve mensuplarını, sendikaları, kadın örgütlerini, hümanistleri, sanatçıları, hukukçuları, çevrecileri ve demokrasiden, insan haklarından yana olan kurum ve kişileri bu eylemimize davet ediyor desteklerini bekliyoruz.
Saygılarımızla. “

Perişan Ali

Asıl adı Ali İspir olan ve Perişan mahlasıyla şiirler yazan Perişan Ali, ozan ve Kürt Alevi Pirleri’nin bol olduğu Kaşanlı’da 1944 yılında dünyaya geldi. Küçüklüğünden beri yöre geleneği olarak bağlama ile tanıştı. Perişan Ali, Aşık Mahzuni, İsmail İpek, Emekçi, Vicdani gibi yüz yılın önemli ozanlarına ustalık yaptı. 1978 yılında Aralık ayında yaşanan Maraş katliamından çok etkilenen Perişan Ali, uzun yıllar bağlamasına elini sürmedi. Maraş Katliamı’nda köyünde olan Perişan Ali, uzun bir suskunluk döneminin ardından birkaç yıl önce yeniden bağlamasını eline aldı ve deyişler söylemeye başladı. Aynı yatakta büyüdükleri ve aynı okul sıralarında okudukları Aşık Mahzuni Şerif’in bir eserinde ustası Perişan Ali için “Felek fukarası dağlar çobanı” der. Yaşamının son yıllarında Nurhak’taki Kürt Alevi köylerinde düzenlenen cemlere katılan Perişan Ali, deyişlerinde ekmeğe yapılan zamdan, garip mansurun dara düşmesinden, sürgünlerden ve katliamlardan söz eder. Kürtçe eserler de vermiş olan Perişan Ali, Gurgum bölgesindeki Kürt Alevi kültürü içindeki öneminin yanı sıra halk edebiyatı için de önemli bir kaynak kişiydi.

“Bu dünyanın adı nedir / İnsan olmadığı yerde / Lezzeti tadı nedir / İnsan olmadığı yerde” gibi çok sayıda eser vermiş olan Perişan Ali, bugün Afşin ilçesine bağlı Örenli köyünde son yolculuğuna uğurlanacak.