Ana Sayfa Blog Sayfa 6430

Alevilerin evlerini Alevilerin işaretlediği iddiası

Alevilerin evlerini Alevilerin işaretlediği iddiası yalanlanmıştır

Zaman Gazetesi 08 Şubat 2013 tarihli ve Fazlı Mert imzalı “Son bir yıl içerisinde 10 Alevi vatandaşın evlerine işaret konulması olayının iç yüzü ortaya çıktı.” Konulu bir haber verilmiştir. Bu habere ilişkin bizlerin merak ettiği hususlar bulunmaktadır. Zira 2012 yılı içerisinde Yurdumuzun dört bir tarafında yapılan ve anlamı, hedefi hafızalarda çok kötü bir şekilde kazılı olan işaretlemelerin faillerinin bulunması en çok Alevi kurumlarının ve Alevi bireylerinin beklediği bir konudur. Çünkü Aleviler tedirgin bir şekilde bu tehdit içeren işaretlemelerin sonucunu beklemektedir.

Bu habere istinaden konun da açığa çıkması için bu haberi yapan medya kuruluşlarının şu soruların da cevabını vermesi ve bulması gerekmektedir.

1-    Haberde Alevi evlerini işaretleyen kişi olarak verilen M.D’nin Alevi evlerini işaretleyen fail olduğunun kanıtlandığı yazılmaktadır. Bu konuyla ilgili kriminal raporu kamuoyu ile paylaşır mısınız? Zira biz bu rapora ulaşamıyoruz.

2-    Haberde bahsi geçen kişiler M.D, Ö.K, MC nin göz Pir Sultan Derneği üyesi olduğunu söylüyorsunuz. Gerek Pir Sultan Derneği gerekse ismi geçen kişiler bunu kesinlikle ret ediyor ve hiçbir Alevi Derneğinin üyesi değiliz diyorlar.  bu konudaki deliliniz nedir? Kamuoyu ile paylaşır mısınız?

3-    Evleri işaretlediğinin kriminal olarak ispat edildiğini yazdığınız M.D gözaltına alınıp ifadesine başvurulduktan sonra serbest bırakılmıştır ve halen de serbesttir. Eğer işaretlemeyi bu kişinin yaptığı kesin ise neden serbest bırakılmıştır ve neden halen serbesttir?

4-    M.D ile bizzat görüştük. Kendisi bir taraftan hiçbir Alevi Derneği üyesi olmadığını söylerken diğer taraftan polisin kendisini böyle bir ifadeye zorladığını iddia etmektedir. Bu iddiaları da araştırdınız mı?

5-    Adı geçen ve Evleri işaretlediği kesinleşen dediğiniz M.D nin de serbest bırakıldığı operasyonun “Alevi evleri işaretlemesi” operasyonu değil “DHKP-C” operasyonu olduğunu neden yazmıyorsunuz?

6-    Bu kişilerin ev işaretlemeleri nedeniyle değil DHKP-C üyeliği kapsamında gözaltına alındıklarını ve daha sonra ikisinin serbest bırakıldığını neden yazmıyorsunuz? Tutuklanan kişinin ise ev işaretlemeleri ile ilgili bir bağlantısı olmadığı haberinizden de anlaşılmaktadır.

7-    Eyüp ilçesi Güzeltepe Mahallesinde yapılan Alevi evlerinin işaretlemesini haberinizde verdiğiniz şekilde olduğunu kabul etsek bile bu 2012 yılında dokuz ayrı bölgede yapılan Alevi evlerinin işaretlemesinin bu kişi veya bu örgüt tarafından yapıldığını açıklar mı?

8-    2012 yılında Dokuz ayrı bölgede Alevi evleri işaretlenirken sadece Eyüp de yapılan işaretlemenin failinin bulunması! Ama diğerlerinin bulunamaması, bulunduğu iddia edilen kişinin de Alevi Derneği üyesi olduğunun iddia edilmesi ve de serbest bırakılması sizce nasıl açıklanabilir.

 

Bizim hiçbir zaman bu işaretlemeleri şunlar yapmıştır veya bunlar asla yapmamıştır gibi bir tavrımız olmadı. Ancak 9 ayrı bölgede yapılan ev işaretlemelerini önce “çocuk işi” diyerek küçümseyip, arkasından “Alevi derneklerinin yapmadığı ne malum” deyip kafaları karıştırıp arkasından da “bulduk, bunlar Alevi Derneği üyesiymiş” demek kabul edeceğimiz bir açıklama değildir. Yarım yamalak bilgilerle kamuoyunun kafasının karıştırılması, insanların kafasında “Aleviler evlerini kendileri işaretlemiş” gibi bir algının oluşturulması bu olayların önünü almayacağı gibi devamını da sağlayacaktır.

Biz konun açığa çıkmasını ve belgeleri, delilleri ile birlikte açıklanmasını bekliyoruz. Bu konuda İçişleri Bakanlığı ve yetkili mülki birimler açıklama yapmalıdır. Bu kadar önemli bir idda böyle basitçe gazete haberleriyle ortalığa atılamaz.

 Basına ve Kamuoyuna saygıyla sunulur.

08.02.2013

Saygılarımızla

Ali Kenanoğlu 

Başkan

Müsyip olup ikrar

Yusuf Baran BEYİ
İki gün boyunca devam eden ve yoğun ilgi gören 1.Alevi Konferansı Diyarbakır’da gerçekleşti. Konferansa; Alevi Kültür Derneklerinin bazı mensupları, Alevi Kürt-Türk aydın yazarları, Kürt Alevi ve Kızılbaş önderleri, Özgür Demokratik Alevi dernek temsilcileri ile Demokratik Toplum Kongresi’nin üst yöneticileri konuşmacı ve dinleyici olarak katıldılar. Konferansa Yaresanilerin Ehli hakları ve Güney Kürdistan’dan Kakailiğin uzman yazar-çizerlerin konuşmacı olarak katılmaları, büyük bir renklilik yarattı.

Diyarbakır’ın Alevilere uzattığı “birlik olalım- diri olalım” eli birbiriyle kenetleşti ve büyük bir kucaklaşma gerçekleşti. Birinin diğerine tabi olma değil, Demokratik Özerklik konsepti içinde ortak mücadele verme hedefi saptandı.

İlk açılış konuşmasını Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkan’ı Sayın Osman Baydemir yaptı. Dersim’in kızı ve DTK’nin Eşbaşkan’ı Sayın Aysel Tuğluk’un, Sakine Cansız ve iki diğer Kürt kadının ölümünden dolayı mikrofondaki bakışı, her ne kadar hüzün dolu olsa da gözleri yine de barışa gülümsüyordu.

Konuşmacıları hayli kalabalık olan bu buluşma ve birlik konferansında önemli tespitler yapıldı ve anlamlı mesajlar verildi. Şayet kişi belirtmeden konuşmaların ana noktaları yazacak olursam, çok önemli mesajlar verildi ve kayda değer tespitler yapıldı.

  • Ülkede Alevilere karşı yürütülen her türlü katliam ve korkutup sindirme girişimi, ne kadar tedirginlik yaratsa da Aleviler asla çözümsüz değillerdir.
  • Kürt ve Alevilerin yolu ve kurtuluşu, birbirine bağlıdır. Bunun ortak alanı, Demokratik Özerklik konseptidir. Çünkü burada birinin diğerine biat etme sorunu yok, birlikte kurtuluşa ermek ve özgürleşmek vardır.
  • Aleviliğin, sadece Bektaşi şiir ve öğretisi üzerinde açılımını yapmak, Alevi tarihini çarpıtma tutumudur. Örneğin; Ahmet Yesevi üzerinde Aleviliğin sadece Türklere ait olduğu görüşü, Alevileri asimilasyona tabi tutmaktan başka bir şey değildir.
  • Alevilerin başka din veya inançla kendilerini tarif etme hatasına düşmemeleri gerekir. Özellikle Sünni eksenden kaçarken, Şii eksene kaymamaya dikkat etmeleri lazım. Söylencelerin, efsanelerin ve mucizelerin olmadığı bir inanç yoktur. Bir başkalarının tarih tezlerine üzerinde, kendi tarihimizi yazma hatasına düşmemeliyiz.
  • 1924 Anayasası, verilen sözlerin bir karşılığı değil, katliamcı yeni bir sürecin başlangıcıdır. Tekke ve Zaviye kanunu çıktığı vakit, 1919’da M.Kemal’i evinde misafir eden Bektaşi postnişini herhangi bir tepki göstermemiştir. Aynı tutumu, Koçgiri’de katliam olurken de görüyoruz. Bugün bazı Alevi düşkünlerinin yaptıkları, o günleri bize hatırlatıyor.
  • Dersim Katliamı’ndan sonra, asimilasyon tüm hızıyla devam etti. Aleviliği, Alevi pir ve Reyberlerini aşağılayan şiirlerin, oradaki seyit âşıklarının ağzından söylenmiş gibi yazılmış olduğunu görüyoruz.
  • Dünün Kerbelasına ağlayanlar, bugünün Kerbelasını görmezlerse, doğruya ve kurtuluşa ulaşamazlar. Dersim, Sivas ve Maraş katliamlarını lanetlerken, gelip Ebu-Suud ve Yavuz’un mandacısı İdrisi Bitlisi’ye takılmak, bizi “Alevilerin katili yalnızca Kürtlerdir” sonucuna götürür. Oysa Kürt yazar Ahmedê Xani, eserinde bu durumu eleştiri konusu yapmıştır.
  • Alevilik, devlet olma olgusunun peşinde koşarsa, gün gelecek hümanist olan inançlarından uzaklaşır. Kürtlerin geliştirmiş olduğu, Demokratik Özerk Anayasa mücadelesi vermeleri en doğru mücadele şekli olacaktır.

Bir gözlemci olarak, konferanstan şayet bir sonuç çıkaracak olursak;

  • Şeyh Saidê Kal’ın asıldığı Diyarbakır’da, büyük bir Alevi ve Kürt buluşması oldu. Birlik olma ve kucaklaşmanın sinyalleri verildi.
  • Algılarda yer alan Şeyh Said’in Seyit Rıza’ya söylemiş olduğu; “Sizin kestiğinizi yemeyiz!” düzmece söylemi, bu buluşmada yerle bir edildi.
  • Aleviliğin şekillenmesi, şu anda kentlerde oluşan derneklerde ve federasyonlar bünyesinde hayat bulmayacaktır. Aleviliğin gerçek işlevini yakalayabilmesi için, OCAK sistemine geçmesi gerekir. Dernekleşme bir mücadele yapılanmasıdır.
  • Alevi dernek ve federasyonlarının hem kendi içinde, hem de yakınındaki demokratik örgütlerle ortak payda oluşturamamaları, sorunun çözümü önünde en büyük engeldir. Onun için Alevi derneklerinin birlik olmaları için, MÜSAYİP olmaları gerekliliği ortaya kondu.

Hawramani, Kakayi, Êzidî, Alevi ve Sünniler cemal cemale oturup, pervane oldular. Ve birbirlerine İKRAR verdiler.

Alevi konferansı

Diyarbakır’da yapılan konferans hakkında derneğimiz tarafından yapılan açıklamadır.

2/3 Şubat 2013 Tarihinde Diyarbakır’da Demokratik Toplum Kongresi (DTK) tarafından düzenlenen konferansa davetli olarak katıldım ve son oturumda (2. Gün) bir konuşma yaptım.

Konuşma süresi konferansın yoğun gündemi nedeniyle kısa olduğu için düşüncelerimi ancak başlıklar halinde ifade edebildim.

Ben ne bireysel ne de kurumsal olarak TÜM ALEVİLERİ TEMSİL ETMİEDİĞİMİ bilecek yetkinlikteyim. Temsil ettiğim kurum adına veya Aleviler adına “BİR SİYASAL ÖNDERİ SELAMLIYORUM” demedim.

Konuşmada;

“Aleviliğin tanımlama değil tanınma sorununun” olduğunu, “Alevilik inancını ancak Alevilerin kendilerinin tanımlayabileceğini” ve bu tanımın “Referansının da ulularımız, velilerimiz, hak aşıklarımız, pirlerimiz, dedelerimiz ve analarımız olduğunu” ifade ettim. Kürt Siyasal Hareketinin ve hareketin öncülerinin “Alevi sorununa da Kürt sorunu kadar önem vermeleri gerektiğini” ifade ettim. “Konferansı bazı eksik ve aksaklıklarına karşın demokrasi mücadelesine, inanç özgürlüğüne, halkların kardeşliğine hizmet etmesini umduğumu” belirttim.

Aleviler “İNANÇ KİMLİĞİNDE TEKİL, ETNİK KİMLİKTE ÇOĞULDUR” dedim. Temsil ettiğim Alevi kurumlarının amacı “LAİK DEMOKRATİK ÇOK KİMLİKLİ, ÇOK KÜLTÜRLÜ, ÇOK DİLLİ, ÇOK İNANÇLI TÜRKİYE’Yİ ve EŞİT ŞEKİLDE BİR ARADA YAŞAMA KÜLTÜRÜNÜ YARATMAKTIR.” Ve “Alevilerin inanç özgürlüğü, eşit yurttaşlık mücadelesi ile Kürt Halkının toplumsal barış ve temel özgürlükler mücadelesinin birbirine katkı sunma sorumluluğunun olduğunu ve bu bağlamda; Türkiye’de her türlü haksızlığa ve ayrımcılığa karşı olduğumuzu” vurguladım. “Biz Aleviler bu düsturu Hünkar Hacıbektaş Veli’nin; “72 Millete bir nazarla bakmayan/ Kırk yıl müderris olsa hakikate asidir!” deyişindeki hakikatten alırız.” Dedim.

Alevi toplumunun, Türkiye Demokratik kamuoyunun bildiği üzere uzun süredir Alevi demokratik mücadelesine hizmet amacıyla canlarımızla ve Türkiye demokratik kamuoyu ile birlikte bir mücadele içindeyim.

8 Nisan 2012 Tarihinden bu yana Genel Kurulumuzun görevlendirmesi üzerine Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanlığı ve aynı zamanda Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Sekreterliği görevini yürütmekteyim. Her zaman ve her yerde bu görev, sorumluluk ve hizmetlerin önemini, değerini bilerek söz söylerim. Diyarbakır’daki “Konferansta” da bu temsil sorumluluğu ile konuştum. Bazı basın yayın organlarında ifade edildiği gibi “TÜM ALEVİLER ADINA KONUŞUYORUM” demeyecek kadar sorumluluğunu ve haddini bilen bir canım! Aleviliğin serencamı TEVAZUDUR. Şahı Merdan Ali; “NE KADAR YÜCELİK ARADIMSA TEVAZUDA BULDUM” der. Bu hakikati bilen bir can olarak “TÜM ALEVİLER ADINA KONUŞUYORUM” demem abesle iştigaldir. Böyle bir söz sarf etmedim. Yine Şahı Merdan Ali’nin “SÖZ AĞZINIZDAN ÇIKANA KADAR SİZİN ESİRİNİZDİR! SÖZ AĞZINIZDAN ÇIKTIKTAN SONRA SİZ SÖZÜNÜZÜN ESİRİSİNİZ!” Hakikatini anlayan ve söyleyeceğim sözlerin, vereceğim mesajların sorumluluğunu bilen bir can olarak ALEVİLER ADINA HİÇ BİR SİYASAL ÖNDERİ SELAMLAMLIYORUM!… Demedim.

Konferans “Sonuç bildirgesi” olarak okunan ve kamuoyuna sunulan metin kurumsal olarak Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin ve Alevi Bektaşi Federasyonu’nun katıldığı, onayladığı ve yürüttüğü bir karar değildir.

Konferansa katılımım “Konuşmacı” sorumluluğu ile sınırlıydı. Ben de bu sorumluluk içinde verili süre içinde konuşmamı yaptım.

Bu tartışma ve spekülasyonlar üzerinden; Basında ve kamuoyunda şahsıma ve temsil etmekten onur duyduğum Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ile Alevi Bektaşi Federasyonu’na dönük güya “Alevilik adına” yapılan sorumsuzca yorumları, karalamaları ve “Eleştiri” adı altında BİLİNEN GÜÇLERE HEDEF GÖSTERME KURNAZLIĞI YAPANLARI sevgili Uğur Mumcu’nun deyişi ile; “BİLGİ SAHİBİ OLMADAN FİKİR SAHİBİ OLANLARI” da kınıyorum. (08 Şubat 2013/Ankara)

Saygılarım,

Kemal BÜLBÜL

PİR SULTAN ABDAL KÜLTÜR DERNEĞİ GENEL BAŞKANI

ALEVİ BEKTAŞİ FEDERASYONU GENEL SEKRETERİ

Alevilerin Sorunları ve Çözüm Önerileri..

‘Ankara’da açılan Cemevi, Dersim’de bombalanan ziyaretleri unutturmamalıdır’

Alevi toplumunun öteden beri yaşadığı sorunlar ve bu sorunlarının çözümüne ilişkin vermiş oldukları ‘hak talepleri mücadelesi’ pek istenilen düzeyde olmazsada ağır-aksak devam ediyor.

Can KASAPOĞLU

Aleviler, Türk-İslam devlet merkezli baskıları, inkar ve red edilmeyi, asimilasyonu, yer yer ve zaman zaman linç edilmeyi bulan yaklaşımları bertaraf etmeye ve diğer yandanda örgütlenmeye çalışmaktadır.

Bazı merkezlerde veya Alevilerin yoğun olarak yaşadıkları bölgelerde açılan Cemevleri veya Alevi kurumları küçümsenemez sayıda olsada, esas olarak beklentilerden uzak ve tam olarak Alevilerin hak taleplerini karşılayabilecek gereksinmelerden yoksundur..

Kaldıki bazı ‘sözde’ kurumların, Alevi adı altında ancak hiçte böyle olmadığı,devletin ve sistemin bekası için kurulduğu yada kurdurulduğu bilinmektedir. Bu sözde kurumların amaçları, demokrasi için mücadele etmek değil, İnanç özgürlüğünü savunmak için değil, tam tersine Alevilere hiç bir hak tanımayan, ‘laik demokratik düzeni!’ savunmaktır.. Bu oyunun arkasında ise devlet, onun ulusalcı, tekçi ve bu güne değin Alevilere inkardan ve katliamdan başka hiç bir şey vermemiş CHP mantığı vardır.

Bir kez Aleviler, gasp edilen, inkar edilen kendi hak taleplerini elde etmek için başvurdukları yöntemin yetersiz olduğunu görmelidirler.

Aleviler, Koçgiri’den bu yana, Dersim’de, Maraşta, Malatya, Çorum ve Sivas’ta, Gazi’de gerçekleştirilen ‘Soykırım ve Katliamların’ hesabını sormada tek başlarına sonuç alamayacaklarını bilerek hareket etmelidirler..

Örneğin, ‘Madımak müze olsun’ veya ‘Devlet özür dilesin vb’ argümanlarla sorunlarının çözüleceğini, her şeyin güllük-gülüstanlık olamayacağını görebilmelidirler.

Sivas’ta ve Maraş’ta Alevileri katledenler, onları devlet kontrolünde ve canlı canlı yakarak canlı yayınlarda izlettirenlerin, söz konusu ‘Anmalar’ olunca nasıl bir yasakçı zihniyete bürünerek, ‘Gerekirse yine Yakarım’ diyebilecek kadar fütursuzlaşan devlet sistemini mutlaka ve mutlaka çok iyi analiz ederek, buna göre kendilerini ve kurumlarını düzenlemelidirler..

Alevilerin sistemle, onun düzen partileri ve kurumları ile mutlaka ve mutlaka hesaplaşması gerekmektedir.

Aksi halde özgürleşmeyen ve direnişçi, kendi özüne dönemeyen Alevilik başarısız kalmaya ve giderek yok olmaya mahkumdur..

Alevi örgütlenmeleri ‘dost ve düşman’ kavramını netleştirmedikçe, başından bu yana kendini yok sayan sözde laik cumhuriyet anlayışına karşı tavrını net bir şekilde belirlemedikçe ve coğrayamızda akıtılan Kürt kanına ve savaşa karşı tavrını ortaya koymadıkça yeni bir sürece girdiği yada Alevice bir duruşun sahibi olduğunu iddia edemez..

Alevi örgütlenmesi ve demokrasi mücadelesi iç içe geçmeli, et ve tırnak gibi birlikte olmalıdır.

Aynı yaklaşım, ‘Dersim Soykırımını’ yapan devlet ve CHP’ye yaklaşım içinde geçerlidir.. ‘Devlet özür dilesin, Tazminat versin’ diyerek, bu türden beklentiler içine girmek Dersim Soykırımını ve acılarını unutturamayacaktır. Soykırımı yapanlar, CHP dahil kendi karanlık ve kanlı tarihi ile yüzleşmeli, elbette özür de dilemeli ancak hepsinden önemlisi hesap vermelidir..

Ankara’da açılan Cemevi, Dersim’de yakılan, bombalanan ziyaretleri unutturmamalıdır.

Özelliklede Dersim’in, Koçgiri’nin, Erzincan’ın, Malatya ve Maraş’ın Kürt Alevileri başta olmak üzere metropollere savrulmuş, sürgünlere gönderilmiş ve bir bütün olarak diaspora’da yaşamak zorunda bırakılmış Aleviler ayağa kalkmalıdırlar.

Bir başka deyişle Aleviler, Kürt halkı ile buluşmalı, Ezidi’siyle, Süryani’si ve Şafi’si ile omuz omuza vererek, kendi hak ve inaç özgürlüğü taleplerini demokrasi güçleri ile birleştirip, halkların ve inançların özgürlüğü cephesinde bir an evvel yerini almalıdır..

İnançlarımızın özgürleşmesi ve hak talepleri mücadelemizi, ülkemizin diğer, çok somut gerçekliğinden koparılmış bir şekilde ele almak sonuç vermeyecektir.

Aleviler ve Alevi örgütlenmesi, ‘Dersim, Maraş, Sivas, Roboski ve Paris’te en son işlenen cinayetleri birlikte ele alarak, bunun derin analizlerini yaparak yoluna devam etmelidir..

Salt dillendirmekten öteye, alt yapısını, araç ve gereçlerini oluşturarak bir an önce pratik adımlar atmalıdır..

Aksi halde Alevilerin sorunları ve buna yönelik çözüm önerileri tek başına yetersiz kalacaktır ve buda devlet sisteminin işine yarayacaktır..

Derviş ,ozan, Perişan Ali,hakka yürüdü, sır oldu

Perişan Ali’nin Hakka yolculuğu devam ediyor.Devri alemin sırladığı yeni bir mekana yol alırken, insan donunda geçirdiği bu kısa zaman içinde, varlığın birliğine inanmış bir yol eri olarak dile geldi,nefes oldu,söz oldu,her derviş gibi turab oldu,nefsin yenip öz oldu.Bir Dost ile, bir Post’a yar oldu.Kızılbaş alevi inancının değerlerini pazarlayanların çoğaldığı bir dönemde ürettikleriyle bir çok sözde ozana sermaya oldu.Ama gerçeğin demine hü diyenlere ilham veren ,yol gösteren göz oldu.

Ozanın harman olduğu Binboğaların kadimden gelen kültürünün nefesi olarak ,”işte geldik gidiyoruz, kalanlara selam olsun” ,diyenlere el sallayıp yoldaş ve haldaş oldu.

Onun değerini , görünür alemdeyken farkedemeyen alevi toplumu, onu Sırr-ı Hakikata yürüdükten somra daha iyi anlayacaktır. O da tüm yol erenleri gibi kendi ektikleri ile yaşayacaktır.

PERİŞAN HALLERİM

perişan hallarım aşkın elinden
gel buna bir çare bulmadan gitme
çaresiz dertlerin dermanı sende
derdime dermanı vermeden gitme

çaresiz dertlerim derman bulmuyor
neden gönül neden sensiz olmuyor
azdı yaralarım iyi olmuyor
ne olur yaramı sarmadan gitme

canım bağlı yar zülfünün telinden
mecnun gibi geçtim aşkın çölünden
bir garibim kaldım gurbet elinden
şu garip halımı görmeden gitme

Toprağı bol,Devri daim ,sedası kadim olsun.
DEMOKRATİK ALEVİ FEDERASYONU BAŞKANI

Ali Köylüce

Hakikat aşığı Perişan Ali hakka yürüdü

Ozan diyarı olan Kaşanlı’ya bağlı Örenli köyünde hakka yürüyen Perişan Ali yarın Afşin ilçesine bağlı Örenli köyünde son yolculuğuna uğurlanacak.

Asıl adı Ali İspir olan ve Perişan mahlasıyla şiirler yazan Perişan Ali ozanı ve Kürt Alevi Pirleri’nin bol olduğu Kaşanlı’da 1944 yılında dünyaya geldi. Küçüklüğünden beri yöre geleneği olarak bağlama ile tanıştı. Perişan Ali, Aşık Mahzuni, İsmail İpek, Emekçi, Vicdani gibi yüz yılın önemli ozanlarına ustalık yaptı.

1978 yılında Aralık ayında yaşanan Maraş katliamından çok etkilenen Perişan Ali, uzun yıllar bağlamasına elini sürmedi. Maraş Katliamında köyünde olan Perişan Ali, uzun bir suskunluk döneminin ardından birkaç yıl önce yeniden bağlamasını eline aldı ve deyişler söylemeye başladı.

Aynı yatakta büyüdükleri ve aynı okul sıralarında okudukları Aşık Mahzuni Şerif’in bir eserinde ustası Perişan Ali için “Felek fukarası dağlar çobanı” der. Yaşamının son yıllarında Nurhak’taki Kürt Alevi köylerinde düzenlenen cemlere katılan Perişan Ali, deyişlerinde ekmeğe yapılan zamdan, garip mansurun dara düşüşmesinden, sürgünlerden ve katliamlardan söz eder.

Kürtçe eserler de vermiş olan Perişan Ali, Gurgum bölgesindeki Kürt Alevi kültürü içindeki öneminin yanı sıra halk edebiyatı için de önemli bir kaynak kişiydi.

“Bu dünyanın adı nedir /

İnsan olmadığı yerde /

Lezzeti tadı nedir /

İnsan olmadığı yerde” gibi çok sayıda eser vermiş olan Perişan Ali, bugün Afşin ilçesine bağlı Örenli köyünde son yolculuğuna uğurlanacak.

Demokratik Dersim Birlikleri Federasyonu kuruldu

2 yıllık bir çalışmanın sonunda 5 dernek ve 13 komitenin katılımıyla 9 Şubat 2013 tarihinde Almanya’nın Frankfurt kentinde 46 delegenin katılımıyla yapılan kongrede tüzüğün kabul edilmesiyle Almanya Demokratik dersim Birlikleri Federasyonu kuruldu.
Kongreye katılan Demokratik Alevi Federasyonu temsilcisi de bir konuşma yaptı.
Kongereye katılan misafirlerin ve delegelerin konuşmasının ardından faaliyet raporunun okunması ve oylanmasından sonra Tüzük üzerinde madde madde oylamaya gidildi.
Tüzüğün oylanmasının ardından Almanya Demokratik Dersim Birlikleri Federasyonu yönetim kurulu belirlendi. Yönetim Kurulu üyeliklerine
Erkan Karakaplan, Hıdır Kocamış, Hayri Karagöz, Ali Tacer, Salman Çimen, Yakup Ateş, Sevgül Gel, Zülfü Güneş, Şivan Hanoğlu, Haydar hambayat seçildiler.
Avrupa ülkelerindeki Dersimlilerin etnik kimliğine, kültürel ve, tarihsel değerlerine ve diline sahip çıkmak, korumak, geliştirmek ve yabancı kamuoyuna tanıtmak, Dersim’in ekolojik ve demografik yapısına yönelen tehlikelere karşı durmak amacıyla kurulan federasyon, Dersim’deki sözlü kültürün korunması ve yazılı hale getirmesini sağlayacak çalışmalar yapacak ve Dersimlilerin anadillerinde basın, radyo, televizyon yayınları ve arşivlemesinin yanı sıra Dersim’de konuşulan yerli dillerin gelecek nesillere aktarılması için akademik çalışmalar yürütecek.

SEV-DER İzmir yeni yönetimine kavuştu

SEVGİ VE SAYGI DEĞER SEV-DER LİLER
İzmir şubemiz genel kurul yaparak yeni yönetim seçmiştir .
Yeni yönetim
Başkan : Fahri Kaya
Başkan Yardımcısı : Mehmet Kara
Şube Sekreteri : Aygün Demir
Şube Saymanı : Mustafa Gün
Üye : Levent Demir
Sevgili SEV-DER’liler bizler yukarda isimleri yazılı olan kardeşleriniz olarak SEV-DER’in laik olduğu seviyeye getirmek için yönetime gelir gelmez derneğimiz ara sokadan ana caddeye çıkardık.Esnafımızla ve üyelerimizle görüşerek derneğimizin takvimini bastırıp halkımıza ve üyelerimize dağıttık 24 aralık maraş katliamı ile ilgili panel yaptık yine emekci halkımızı çok yakından ilgilendiren kentsel dönüşüm meselesini bir panel yaparak halkımızı bilgilendirdik artık cenazelerimiz derneğimizde üyelerimiz bir araya gelerek kaldırılıyor son olarak kadın komitemiz katmer günü düzenleyerek üyelerimizle buluşmamızı sağladı sevgili SEV-DER liler daha fazla faaliyet yapmak istiyoruz daha çok sizlerle buluşmak istiyoruz bu anlamda bizlere bu kültürü yaşatmamız için maddi ve manevi desteklerinizi bekliyoruz bizler çok iyi biliyoruzki ÖRGÜTLÜ HALK YENİLMEZ ! ÖRGÜTSÜZ HALK KÖLE HALKDIR . köleliğe hayır diyorsak kültürümüzün yok olmasını istemiyorsak gençliğimizin işsizlik ve pahalılık cehenneminin yarattığı sosyal sorunların (uyuşturucu,fuuş,totocu,lotocu vb.) batağına saplanıp kaybolmasını istemiyorsak örgütlü bir toplum olmamız gerekiyor tüm canlara çağrımız SEV-DER’i yaşatalım .
GELİN CANLAR BİR OLALIM .

SEVDER İZMİR ŞUBESİ YÖNETİM KURULU BAŞKANI

FAHRİ KAYA

Çemişgezek’ te, AKP’ nin “mezhep” baskısını şikayet dilekçelerine savcılık el koydu

“Mezhepsel ayrımcılığı körükleme suçlamasının” da yer aldığı (Alevi-Sünni ayrımcılığı) şikâyet dilekçeleri ilgili makamlara ulaşmadan el konuldu 

Çemişgezek’teki köy muhtarları AKP’li belediye başkanını AKP Genel Merkezi’ne şikâyet etmek isteyince evler ve dükkânlar basıldı, savcı-polis eliyle ‘suçlu dilekçelere’ Ankara’ya gitmeden el konuldu. Şüpheli sıfatıyla gözaltına alınan muhtarların çoğu adliyede şikâyetlerini geri çekmek zorunda kalırken, savcılık muhtarlar hakkında iftira suçlamasıyla soruşturma başlattı.

Cumhuriyet Gazetesi’ nden Aykut Küçükkaya’ nın haberine göre, Tunceli’ye bağlı Çemişgezek ilçesinde köy muhtarları, AKP’li Belediye BaşkanıMetin Levent Yıldızhakkında şikâyet dilekçesi vermek isteyince savcı-polis marifetiyle ilçede evler ve dükkânlar basıldı, “suç delili” dilekçelere AKP Genel Merkezi’ne ulaşmadan el konuldu.

 “Mezhepsel ayrımcılığı körükleme suçlamasının” da yer aldığı (Alevi-Sünni ayrımcılığı) şikâyet dilekçeleri ilgili makamlara ulaşamazken belediye başkanı muhtarlardan “şikâyetçi” oldu. Muhtarlar hakkında hakaret ve iftira suçlamasıyla soruşturma başlatıldı. Tüm bu yaşananlar ilçede 14 saat içerisinde gerçekleşti. Bir anda belediye başkanı, savcı ve polisi karşılarında gören, şüpheli olarak karakolda, adliyede ifadeleri alınan muhtarların büyük çoğunluğu adli emanete alınan şikâyet dilekçelerindeki imzalarını-mühürlerini geri çektiklerini beyan etti. Köy Muhtarları Derneği Başkanı Ali Haydar Polat’sa imzasını geri çekmeyerek ifadesinde, “Bizi nüfuzunu kullanarak baskı ve korkuyla sindirmeye çalışıp anayasal teminat altında olan dilekçe verme hakkını elimizden almaya çalışan belediye başkanı hakkında davacıyım” dedi. Ancak savcılık adli emanete alınan dilekçedeki iddialarla ilgili belediye başkanının evrakını soruşturma dosyasından ayırma kararı aldı.

Cumhuriyet’in ulaştığı “savcılık-polis dosyasıyla ifade tutanaklarına” göre yaklaşık iki hafta önce “18-19 Ocak 2013” tarihlerinde Çemişgezek ilçesinde yaşanan olaylar özetle şöyle gelişti:

18 Ocak 2013, Saat 21.50: Çemişgezek Polis Merkezi Amirliği’ne giden AKP’li Belediye Başkanı Metin Levent Yıldız mağdur-şikâyetçi sıfatıyla şu ifadeyi verdi: “Bugün yani 18 Ocak 2013 günü saat 18.00 sıralarında Cebe Köyü Muhtarı İsmail Acun benim yanıma gelerek ‘Sarıbalta Köyü Muhtarı ve Muhtarlar Derneği Başkanı Ali Haydar Polat’ın kendisine tüm muhtarların imzalaması gereken bir evrakın İsmail Öztürk’e ait markette olduğunu, gidip imzalaması gerektiğini söylediğini, evrakın gideceği makamların AKP Genel Başkanlığı, İçişleri Bakanlığı ve Tunceli Valiliği’ne gönderileceğinin yazılı olduğunu söyledi. Bu yapılan iftira ve karalama eyleminin delili olan yazılı metnin yok olmadan ivedi olarak bulunmasını…”

 18 Ocak 2013, Saat 23.30: Belediye başkanının şikâyeti nöbetçi savcıAlparslan Türkmen’e iletilir ve savcının talimatı üzerine İsmail Öztürk’e ait işyeri adresi-araç tespiti, Ali Haydar Polat’ın ikamet adresi-araç tespiti yapılarak polis tarafından tutanak düzenlendi.

 19 Ocak 2013, Saat 11.30: Çemişgezek Sulh Ceza Mahkemesi’nce “suçta kullanıldığı iddia edilen tüm köy muhtarları adına imzaya açılmış belgenin ele geçirilmesi halinde söz konusu belgeye CMK’nin 127. maddesi gereğince el konulmasına” karar verildi.

 19 Ocak 2013, Saat 11.50: Arama ve El Koyma Tutanağı’na göre, Sarıbalta Köyü Muhtarı Polat’ın Öztürk’ün işyerine bıraktığı “dört adet dilekçeye” el konuldu. Tutanakta dilekçelerle ilgili aynen, “1- Üzerinde Başbakanlık Makamına Ankara, 2- Üzerinde İçişleri Bakanlığı Ankara…, 3- Üzerinde Valilik Makamına Tunceli…, 4- Üzerinde Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanlığı’na Ankara başlığı bulunan zımbalı iki sayfalı 16 imzalı 14 adet mühürlü dilekçe…”diye yazıldı…

Savcılık soruşturma başlattı 

21 Ocak 2013 tarihinde Belediye Başkanı Yıldız bu kez Çemişgezek Cumhuriyet Savcılığı’na avukatı aracılığıyla başvurarak muhtarlardan şikâyetçi oldu. 24 Ocak’ta savcılık hakaret ve iftira suçlamasıyla muhtarlar hakkında soruşturma başlattı. Soruşturmayı yürüten cumhuriyet savcısı Ebru Kavas, muhtarların ve avukatlarının dosyayı incelemelerine ve dosyadan örnek almalarına soruşturma sonuna kadar kısıtlama getirilmesini talep etti. Ancak bu talep reddedildi.

 

Avrupa’da şimdi de Alevi düşmanlığı

Hüseyin ALİ

AKP hükümeti uzun bir süredir Avrupa’daki Kürtleri hedef almıştı. Kürtlerin demokratik örgütlenmelerini dağıtmak için Avrupa devletlerine baskı yapıyordu. Hatta tüm ekonomik ve diplomatik imkanlarını bir şantaj olarak kullanıp, Kürtlerin Avrupa’daki örgütlenmelerini dağıtmaya çalışıyordu. Sanki Türkiye’deki Kürt mücadelesinin esas kaynağı oradaki Kürtlermiş gibi davranıyordu. Bugünkü Meclis Başkanı Cemil Çiçek her fırsatta Avrupa’daki Kürtleri hedef gösteriyordu. Üç devrimci, Sara, Rojbîn ve Ronahî’nin katledilmesi bu zihniyetin sonucu gerçekleşti. Mehmet Ali Şahin bu nedenle Almanya’da da bu tür şeyler olur diyerek bu şantaj politikasını pervasızca dile getirdi. Bu söylem, Kürtlere düşmanlığın ne düzeyde olduğunu göstermektedir.

Şimdi bu düşmanlık Avrupa’daki örgütlü Alevilere yönelik yapılmaktadır. Bölücülük suçlaması içine Aleviler de alınmıştır. Kürtler, tek millet olmaları önünde engel olarak görülürken, Aleviler ise tek inanç yaratma politikaları önünde engel olarak görülmektedir. Türkiye’nin ulusal stratejisi Türk-İslam sentezidir. Tek millet Türklüktür, tek inanç da Sünniliktir. Bu stratejiye karşı çıkanlar, hatta uymayanlar düşman olarak görülmektedir. Özellikle bu stratejiye karşı örgütlü karşı çıkanlar tehlike olarak görülüp, hedef alınmaktadır.

Kürtler on yıllardır örgütlü bir mücadele yürüttüğünden baş düşman Kürtler olarak görülmektedir. Bu nedenle her türlü devlet imkanlarını kullanarak Kürt Özgürlük Hareketi bastırılmak istenmiştir. Günümüzde de bu bastırma ve tasfiye politikası sürdürülmektedir.

Şimdi görülüyor ki Kürtler ile sosyalistlerden sonra üçüncü büyük düşman olarak Aleviler görülüyor. Hatta ikinci düşman demek daha doğru olur. Türk devletinin stratejisine göre; Türkiye sosyalist de olabilir, hatta Suudi Arabistan gibi şeriatçı bir ülke de olabilir; ama Kürtlerin ve Alevilerin kimliklerini ve özgürlüklerini kabul etmek mümkün olamaz. Bu devletin Türk ve Sünni kimliği korunsun da hangi rejim olursa olsun anlayışı vardır. Kuşkusuz sosyalist bir ülkede Kürtlerin ve Alevilerin özgürlüğü de gerçekleşir. Ancak Türk devleti Kürtlerin ve Alevilerin özgürlüğünü düşünmeyen ama kendine sosyalist diyenlere de karşı değildir.

Alevilerin açıkça hedef gösterilmesi örgütlü güç haline gelmeleri nedeniyledir. Aleviler artık örgütlüdür. İki kimlikli karakterleriyle her iki kimliklerinin de özgür olduğu demokratik bir yaşamı hedefliyorlar. Hem Kürt’türler hem Alevidirler. Hem Türk’türler hem Alevidirler. Eğer hem Kürt hem Aleviyseler bu iki kimliğin de özgürleşmesi için mücadele ediyorlar. Hem Türk hem de Alevilerse Türk kimliğiyle ilgili bir sorun yaşamıyor olsalar da Alevi kimliklerini ve ibadetlerini özgürce yaşamak istiyorlar ve bunun için mücadele ediyorlar.

İşte Başbakan’ın, dolayısıyla hükümetin Alevileri hedef göstermesinin nedeni bu kimlik ve özgürlük mücadelesi yürütmeleridir. Bu hükümete göre Kürtler ve Aleviler, özgürlük mücadelesi veremez, hak isteyemez. Sadece onlara hangi çerçeve çizilmişse o sınırlarda yaşayabilirler. Devletin istediği Alevilik ya da Kürtlük ne ise Aleviler ve Kürtler ona uymalıdır. Alevi ve Kürt açılımı dedikleri de budur. Eskiden ne Kürtlerden ne de Alevilerden söz edilirdi. Gelinen aşamada bunun imkanı kalmadığı görülünce, bu defa da Alevi ve Kürtlerden söz ederek Alevi ve Kürtlüğü bitirme stratejisi izlemektedirler. Çünkü kendi düşündükleri Alevilikle Aleviler zaman içinde Sünnileşecek, Kürtler de çerçevesini çizdikleri Kürtlükle zaman içinde tamamen Türkleşecektir. İşte şimdi Türk devleti bu politikaların önündeki Alevi ve Kürtleri düşman olarak görmektedir. Yeni politikalarının tuzağına düşen Alevi ve Kürtler ise kendi Alevi ve Kürtleri olarak öne çıkarılmaktadır.

Avrupa’daki Alevileri bu kadar hedef almalarının nedeni denetim dışı kalmalarıdır. Her ne kadar ilk Alevi örgütlenmelerinin bir kısmı Avrupa’daki Türk elçilikleri ve konsoloslukları tarafından teşvik edilmiş olsa da, zaman içinde bu politika etkisiz kalmıştır. İlk başta Kürt örgütlenmelerine karşı bir alternatif gibi görülüp teşvik edilse de zaman içinde Alevi dinamikleri bu ilişkileri aşmış, devlet denetimi dışındaki örgütlenmeler haline gelmiştir. Bunda CHP gerçeğinin görülmesi ve devlete hakim olan eski zihniyetin antidemokratik ve Alevi karşıtı karakterinin anlaşılması önemli rol oynamıştır. Devletin yeni sahiplerinin Türk-İslam karakterinin de Aleviler üzerinde etkili olma imkanı kalmayınca Avrupa’daki Alevi örgütlerinin özgürlükçü ve demokratik karakterleri öne çıkmıştır. Bu karakterleri nedeniyle AKP hükümetinin hedefi haline gelmiştir.

Alevi örgütlenmeleri birkaç yıldır gerçek demokratik karakterleriyle Türk devletinin karşısına çıkmaktadırlar. Gerçek demokrasi mücadelesi içine girmeleri onları başta Kürtler olmak üzere tüm demokrasi güçlerine yakınlaştırmıştır. Çünkü gerçek demokrasi mücadelesi tüm ezilen ve baskı görenlerin mücadelesidir. Tam demokrasi mücadelesi veren Alevi örgütleri, aynı zamanda Kürtlerin de özgürlük mücadelesini vermiş olmaktadırlar. Bu açıdan Aleviler gerçek demokrasi mücadelesi kulvarına girdiklerinden AKP hükümetinin hedefi olmuşlardır.

Alevilerin hedef alınmasının tek nedeni, gerçek demokrasi mücadelesi içine girmeleri ve devletin istediği kalıpta Alevi olmak istememeleridir. AKP, yeni devletin yaklaşımını dışa vurmuştur. AKP’nin bu tutumu Alevilerin daha da bilinçlenmesine hizmet edecektir. “Bir nasihat bin musibetten yeğdir” sözü gibi Başbakan’ın sözleri de devletin gerçek yüzünü Alevilere bir daha göstermiştir.