Ana Sayfa Blog Sayfa 6431

Alevi hareketi üzerine bir değerlendirme…

Servet DEMİR

Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı

Bu sunuşumuzun amacı; Avrupa Alevi Hareketi ile Türkiye Alevi Hareketi arasında 20 yıldan beri gelişen karşılıklı etkileşimi, oluşumları, katkıları, kazanımları, eksiklikleri tespit etmek ve önümüzdeki dönem için yapılacak açılımlar konusunda önermelerde bulunmayı hedeflemektir. Dile getirilen görüşler daha çok örgütsel sorumluluğumuz sürecinde yaşadıklarımızın, gözlemlerimizin bir sentezi niteliğindedir.Ne var ki son 20 yılın bir değerlendirmesini yapmak bir zorunluluk olarak önümüze çıkmaktadır.

Türkiye ve Avrupa Alevi Hareketi 20 yılını dolduruyor. 20 yıl bir insanın ömründe önemli bir süre olmakla birlikte, toplumsal gelişimler açısından uzun bir süreç olarak ele alınamaz. Bu sosyolojik değerlendirme açısına rağmen, bizler bu 20 yılda toplumsal alanda önemli etkileri, kazanımları olan bir dönemi yaşadık. Kişisel yaşamımızı onurlandıran, Alevi toplumumuza tarihinde yaşayamadığı yeni kazanımları sağlayan, onu gururlandıran bir dizi yeni başarıları kazandıran bir süreci yaşamaktayız

20 yılda öğretimizin tarihsel duruşuna uygun, insanlığın tarihsel ilerleyişinin, kazanımlarına denk düşen, gönül ve göz estetiğimizi geliştiren çok sayıda etkinlikler gerçekleştirildi.

Türkiye Alevileri olarak ilk kez bu kadar geniş bir coğrafyada örgütlendik. On binlerce canımız davaya katıldı. Etki alanı yüz binleri hatta milyonları bulan örgütsel yapılar ortaya çıkarıldı.

Türkiye’den, ekonomik, sosyal, eğitimsel, ticari ve politik nedenlerden dolayı Avrupa’nın ve dünyanın değişik ülkelerine yerleşen, yaşamlarını sürdüren 1 milyondan fazla canımız var. Bu insanlarımız bir yandan yaşadıkları ülkelerin kalıcı bir olgusu haline geldiler.

Alevi hareketi bir bütün olarak

Konumlarını sağlamlaştırarak, eşit haklara kavuşma, sosyal, demokratik, laik bir Türkiye ve Avrupa için mücadele ediyorlar. Avrupa’da, dünyanın diğer ülkelerinde Aleviliği tanıtmak, onun değerlerini yaşatmak için dedesi, genci, yaşlısı, kadını, aydını, işvereni ile onurlu mücadelesini yürütüyorlar. Diğer yandan bu insanlarımız tamamlanmayan, güdük bırakılan, hedeflerinden saptırılan Cumhuriyet projesini yaşama geçirmeye çalışıyorlar.

Bizler aynı zamanda, demokratik, laik, halkların kardeşliğinin yaşandığı, düşünce ve inanç özgürlüğünün, sosyal eşitliğin sağlandığı, dış dünya ve komşularıyla eşit paydada işbirliği yapan, ülkede huzuru sağlayan, dünya barışına katkısını sunan, Anadolu’da yaşayan medeniyetlerini ve onların tarihlerini kabul eden, içselleştiren bir yaklaşımı benimseyen, bunu bir toplumsal proje olarak kabul eden, bu anlamda Cumhuriyet projesine gerçek anlamını kazandıran çağdaş bir Türkiye’nin Avrupa Birliği içinde onurlu yerini alması için, bu toplumsal proje doğrultusunda Aleviliğin tanınması, kurumlarının yasal güvenceye kavuşturulması için de yılmadan Türkiye’deki ve dünyadaki demokrasi güçleri omuz omuza kararlı ve onurlu mücadelemizi örgütsel yapılarımız içinde sürdürmeye devam ediyoruz.

Alevi öğretimizde, toprak, su, ateş ve güneş kutsaldır. Yaşamın simgesi olan bu semboller ışığında doğa ile insanoğlunun dengesini sağlayan adil ve yaşanır bir dünya, demokratik, laik, çağdaş ve sosyal eşitliğe dayalı bir Avrupa ve Türkiye projesi ve insani olan her şey bizimdir, dava insanlık davasıdır diyen biz Alevilerin vazgeçilmez değerleridir. Bunlar, uğrunda tarih boyunca mücadele ettiğimiz insani olan toplumsal projemizdir. Bu dava için savaşan, mücadele yürüten dünyada ve Türkiye’deki insanlar biz Alevilerin musahibi, dostu ve yol arkadaşıdır.

İşte yirmi yılda bu kadar geniş bir coğrafyada onurlu mücadelesini sürdüren Alevi Hareketi, Alevileri onurlandıran ve genelde insanlığa hizmet eden bir dizi başarılara da imza attı.

Her şeyden önce Alevilik Avrupa da hukuksal olarak tanınmaya başlandı. Avrupa ve dünyanın diğer bazı ülkelerinde toplam 17 ülkede yani:

Avrupa’da; Almanya, Fransa, Avusturya, İsviçre, Belçika, Hollanda, Danimarka, İsveç, Norveç, İngiltere, İtalya, Romanya, Kıbrıs ülkelerinde olduğu gibi Amerika, Kanada ve Avustralya’da örgütlülüklerini tamamlayarak pirlerimizin, öğretimizin desturları doğrultusunda BİRLİKLERİNİ yaşama geçirdiler. Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu çatısı altında toplandılar. Toplam olarak dünyanın 250 kentinde alevi örgütlülüğünü yarattılar.

Türkiye’de Alevilerin en üst büyük çatı örgütü Alevi-Bektaşi Federasyonunu kurdular, geliştirdiler. Dergahlarımızı özellikle İstanbul da bir araya getiren Alevi Dernekleri Federasyonunu oluşturdular. Vakıf mödeli üzerindeki yapıları bir araya toplamaya çalışan Alevi Vakıflar Federasyonunu yaşama geçirdiler. Bu kurumlar Alevilerin temel talepleri konusunda birleştiler. Ortak etkinlikler gerçekleştirmeye başladılar.

ALEVİ HAREKETİNİN BAĞIMSIZ ÇİZGİSİ

İnsanlığın tarihsel yürüyüşü sürecinde bugüne dek elde ettiği ve yarattığı evrensel değerler ve bu değerlerle tamamen örtüşen öğretimizin ilkeleri ışığında hiç bir devlete, siyasi oluşuma, dinlere bağımlı kalmadan, bağımsızlık çizgisini kararlılıkla sürdürmeye devam ediyor. Bundan böyle de bu ilkesel duruşuNU devam ettireceKTİR. Bu duruşumuz ve çizgimiz, tarih boyunca zalimlere biat etmeyen pirlerimizin, ozanlarımızın duruşudur. Kerbela’da Yezit’e ve taraftarlarına karşı direniş gösteren Hazreti Hüseyin’in, Hallacı Mansur’un, Nesimi’nin, Hınzır Paşa’ya boyun eğmeyen pirimiz Pir Sultan Abdal’ın, yakın çağımızda emperyalizme karşı mücadele verenlerin, Mustafa Suphilerin,Nazım’ların, Deniz Gezmiş’lerin, İbrahim Kalpakkaya’ların, Ruhi Su’ların, Ape Musa’ların, Mahsuni’lerin, Veysel Babaların çizgisidir.

Onlar nasıl biat etmeyerek boyun eğmediyseler, Alevi Hareketi olarak aynı duruşu ve kararlılığı sergilemeye devam edecektir.

ALEVİ HAREKETİNİN KAZANIMLARI

İşte bu tarihsel duruşa sadık kalan bağımsız çizgimizle Alevi toplumumuzu onurlandıran bir dizi kazanımlara imza atıldı.

Milyonu aşan insanımızın katılımı “Alevilerin inanç merkezi CEM EVLERİ dir” ve “zorunlu din dersleri kaldırılsın” kampanyalarını yürütüldü.

Yüz binlerin katıldığı ve demokrasi güçlerini bir araya getiren mitingler gerçekleştirildi.

Pirimiz Pir Sultanın diyarı Sivas’ta, T.C devletinin karanlık odakları, şeriatçı ve faşist güçler tarafından Madımak otelinde ülkemizin gururu olan aydınlarımızın, sanatçılarımızın ve canlarımızın katledilmesine karşı mücadeleler sürdürüldü sürdürülmeye kararlılıkla devam ediliyor. Sivas Madımak otelinde gerçekleştirilen kitlesel mitingler sayesinde Lanetli et lokantasını kapattırıldı. Madımak otelinin insanlık müzesi olması istemi, sürdürülen kampanyalar sonucunda, Alevi toplumunun ve kamuoyunun ortak bir istemine dönüştürüldü.

Avrupa’da, ülkeler, devletler, hükümetler, dini kurumlar ve sivil yapılar nezdinde Alevilik resmiyet kazandı. Tanınır oldu. Kurumlarımız resmi olarak tanınmış ve temsil yetkilerini elde ettiler.

Aleviliğin ve Alevi Hareketinin toplumsal dokularda, kamusal alanlarda etkinliği artmıştır. Saygınlığı ve itibarı yükselmiştir.

İnsanlık davamızın daha da toplumsallaşması, alevi toplumumuzun isteklerinin yaşama gelişmesi ve çağımızın koşullarına uygun haberleşme ve iletişimin sağlanması için boyutları ve etki alanları küçümsenmeyecek bir Alevi Medyası yaratıldı. Tek tek federasyonlarımızın ve Alevi Kültür Merkezlerimizin internet ağları, yazılı ve görsel malzemeler yaratıldı. Sayıları giderek artan yüzlerce CEM EVİ yaptırıldı.

Federasyonlar ile Alevi kurumları gerçekleştirdiği kültürel etkinliklerle, Alevi öğretimizin tanınmasında, yaşatılmasında ve yeni kuşaklara aktarılmasında önemli roller oynamıştır.

Ama hepimizin ortak eseri gurur abidesi, Alevi öğretimizi ve tarihsel çizgisinin gelişimini bilimsel, estetik, evrensel değerlerle donatarak sanatsal şaheserlere dönüştüren, dünya rekorlar kitabına geçen “Bin Yılın Türküsü”, “Kadının Türküsü”, “Acıdan Umuda Doğru”, ayrıca Fransa Federasyonumuzun gerçekleştirdiği “Aşk Ola” gibi eserlerdir. Bu eserler insanlığın ortak kazanımlarına dönüşmüştür.

Bu şaheserlerin gerçekleşmesini sağlayan, katkı sunan yönetmenlerimize, sanatçılarımıza, yazarlarımıza, üyelerimize kısaca tüm canlarımıza sağ olun var olun diyoruz, iyi ki varsınız. DAVA ORTAK, ESER ORTAK, GÜZELLİK ORTAK, EMEK ORTAK.

Ana hatlarıyla özetlemeye çalıştığımız ve 20 yıldan beri Alevi Hareketinin sürdürdüğü insanlık davasını daha toplumsal boyutlara kavuşturmak, toplumsal projelerimiz ile taleplerimizi gerçeğe dönüştürmek için bağımsızlık çizgimize ve öğretimize uygun bir şekilde sahip çıkıldı.

ALEVİ HAREKETİNE YÖNELİK NİFAK GİRİŞİMLERİ

Davamıza, öğretimize uygun düşen, toplumsal desteği sürekli gelişen Avrupa Alevi hareketiNİN Türkiye’ye yönelik etkilerini sınırlamak, yalıtmak için Türkiye Cumhuriyeti devleti, farklı ağırlıkta da olsa siyasi partiler, özellikle hükümet çevreleri, Avrupa’da sergiledikleri tutumları ile, Alevi çalıştayları sürecinde sürekli olarak Avrupa Alevi Hareketini sürecin dışında bırakma içerisinde olmuşlardır.

Bu çevreler, hareketi karalamak için Yurt dışında özellikle Avrupa da ki Alevi topluluğunu ve kurumlarını diaspora güçleri olarak değerlendirmekte ve dış mihraklı bir misyoner hareketi olduğu şeklindeki karalama kampanyalarını sürdürmekteler.

Bu güçler, Pirlerimizin, dergahlarımızın, ocaklarımızın yol evlatları olarak, Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları olan Avrupa da bulunan Alevilere karşı tek ırk, tek millet, tek din tespitine dayandırılan asimilasyoncu, inkarcı, katliamlarla dolu ideolojik kampanyalar yürütülmektedirler. Avrupa ve Türkiye Alevi hareketleri arasına nifak tohumları ekmektedirler. Alevilerin güçlerimizi bölmek istiyorlar. Her ağaç kurdunu içinde barındır deyiminden hareketle, insanlık davasını değil çıkarlarını ön plana çıkaran dava düşkünleri ortaya çıkmakta ve bu çıkar çevrelerine hizmet etmektedir.

Bu anlamde bu olumsuz girişimleri boşa çıkarma da, Davamız ve insanlık için önem taşıyan bu dönemde ocaklarımıza, dergahlarımıza, pirlerimize, sanatçılarımıza, aydınlarımıza, her düzeydeki yöneticilerimize ve tüm canlarımıza büyük sorumluluklar düşmektedir. Gün, güçlerimizi birleştirme günüdür. Bu karalama kampanyalarına karşı toplumumuzu, değerlerimizi, davamızı, kurumlarımızı sahiplenme günüdür. Bu kampanyaları boşa çıkarma günüdür.

ALEVİ HAREKETİNDE DÖNEMSEL GELİŞME EVRELERİ

20 yıldan beri gelişen Alevi hareketini üç döneme ayırmak mümkündür.

Birinci dönem, 1990-1998 yılları arasındaki dönemdir. Bu dönem, Alevi hareketinin doğuşu, oluşumu dönemidir.

İkinci dönem, 1998-2006 yılları arasındaki dönemdir. Bu dönem, merkezi birliklerin oluşması dönemidir. Ortak akıl doğrultusunda, ortak talep ve projelerin hayata geçirilmesi dönemidir. En geniş kapsamda Alevi aktörlerini dava için harekete geçirme, Aleviliği uluslar arası platformlara taşıma, Avrupa ülkelerinde yasal konumlar kazandırma, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde kazanılan davalarla Türkiye’de Alevi toplumuna ve hareketine kazanımlar elde edilen dönemdir.

Üçüncü dönem, 2006 dan günümüze olan dönemdir. Bu dönem, Alevi hareketinin yatay olarak genişlediği, dikey olarak durağan kaldığı dönemdir. Buna rağmen, Avrupa’da ve özellikle Türkiye’de hareketin kitleselleşmesidir. Tamamlanamayan kurumsallaşmanın her boyuta kendisini dayatması dönemidir.

Önümüzdeki dönemde eksikliklerimizi giderme, kurumsallaşmamızı tamamlama, eğitimsel çalışmalarımıza her boyut ve alanda ağırlık verme, enerjilerimizi, güçlerimizi farklılıklarımıza, özgünlüklerimize saygı temelinde ortak projeler için harekete geçirme dönemidir.

Dava, insanlık davasıdır. İnsani olan her şey bizimdir Şiarı ile ORTAK AKIL, ORTAK DURUŞ VE ORTAK EYLEMSELLİK öne çıkarma dönemidir.

Dedelerimizin eli kanlı özür dilerim

DTK Eşbaşkanı Türk, 1915’te Ermeniler, Süryaniler ve Ezidilere uygulanan politikalara Kürtlerin de dahil olduğunu söyleyerek, “Burada Kürtlerin de payı var. Dedelerimiz, bu halklara zulmetti. Torunları olarak özür diliyoruz. Bu özrü kabul etmek önemlidir” dedi

Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı, Mardin Bağımsız Milletvekili Ahmet Türk, 1915’te Ermenilerin büyük acılar yaşadığını söyleyerek, “Propagandalarla Kürt halkı da Ermenilere zulüm etti” diyerek Ermenilerden, Süryanilerden ve ezidilerden özür diledi.

Türk, İMC TV’de yayınlanan ‘Azı Karar Çoğu Zarar’ programında Hayko Bağdat ve Roni Margulies’in sorularını yanıtladı.

Başbakan’a çağrı yaptı
Türk, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a, “Siz milliyetçi kesimlere mesaj vererek bu sorunu götüremezsiniz. Bir Müslüman olarak, bir insan olarak, barışa inanan bir insan olarak devreye girin, müdahale edin. O zaman Başbakan olmazsınız bu ülkenin lideri olursunuz” diye seslendi.
Türk, bir soru üzerine Kürtlerin 1915’te Ermeni, Süryani ve Ezidilere yönelik katliamlarda kullanıldığını söyledi. Türk, şöyle devam etti:

‘Türkler de özür dilesin’
“1915’lerde Ermeniler büyük acılar yaşadı. Burada Kürtlerin de payı var. Kürtler kullanıldı. Buradaki halk bir zulümle karşı karşıya kalmış. Hem Süryaniler, hem Ezidilerle ilgili hem de Ermenilerle ilgili dedelerimiz, babalarımız kullanıldı, bu halklara zulmetti, onların eli kanlıdır dedik. Bu halkların, bu grupların kanı ile elleri kirlidir, dedim. Biz evlatları olarak, torunları olarak özür diliyoruz. Bence özrü kabul etmek önemlidir. Biz Kürtler olarak diyoruz ki evet irademiz dışında kullanıldı. Propagandalarla Kürt halkı da Ermenilere zulüm etti. Bundan ızdırap ve acı duyduğumuzu çok rahat ifade edebiliyoruz. Türkiye’nin de bu büyüklüğü göstererek Ermenilerden, Ezidi ve Süryani halkından özür dilemesi gerekiyor. Bu olaylar cumhuriyetten önce olmuşsa bu sıkıntıya ne gerek var?”

NAMIK DURUKAN Ankara Milliyet

Tuğluk: Kürdistan ve Alevi kelimesini beraber söylemek çok önemli

DİYARBAKIR- DTK tarafından düzenlenen ve Demokratik Alevi Federasyonu, Özgür Demokratik Alevi Derneği, Pir Sultan Abdal Derneği Diyarbakır Şubesi, BDP milletvekillerinin katıldığı ’Kürdistan 1’inci Alevi Konferansı’ merkez Kayapınar İlçesi Belediyesi Kültür Merkezi’nde başladı.

Demokrasi ve Kürdistan mücadelesinde şehit olanların anısına bir dakikalık saygı duruşundan sonra başlayan konferansta, Türkçe’nin yanısıra Kürtçe’nin Zazaki, Kurmanci ve Sorani lehçeleriyle konuşmalar yapıldı. Salona PKK kurucularından olan ve 1980’lerde Diyarbakır Cezaevi’nde yaşamını yitiren Mazlum Doğan ile Paris’te öldürülen Sakine Cansız, TKP/ML ile Türkiye İşçi Köylü Kurtuluş Ordusu’nun (TİKKO) kurucularından olan ve 1973’te işkencede ölen İbrahim Kaypakkaya, Dersim isyanının liderlerinden Seyit Rıza ile Ali Şer’in eşi Zarife’nin fotoğrafları asıldı.

BAYDEMİR: KÜRTLER BİRLİK OLALIM

Konferansın açılış konuşmasını Kürtçe yapan Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, son 100 yıldır bu topraklarda kültürlerin, dillerin, büyük bir zorluk ve baskı altında bırakıldığını söyledi. Halkın 30 yıllık direnişiyle bu topraklarda yeni bir anlayışın filizlendiğini söyleyen Baydemir, şöyle dedi: “Ancak, Allaha şükürler olsunki, bu mazlum halkın 30 yıllık direnişiyle, Şeyh Sait’ten Seyid Rıza’ya, Mazlum Doğan’a (PKK kurucusu) bu halkın yürüyüşüyle yeni bir anlayış yeşerdi, filizlendi. Zalim ve zulümkarlar kendi etkilerini göstermek için bu halkı, bu kültürü parçalamak, dağıtmak istiyorlar. Bizler Mezopotamya halkı olarak, Kürdistan halkı olarak her şeyden önce halkımızın özgürlüğü için birlik olmalıyız. Bizi topraklarımızda birbirimize düşman etmek isteyenlere karşı ben inanıyorumki, bu halk birbirinin kardeşidir, birbirine düşman değildir. Bizi birbirimize karşı düşman etmek isteyenlerin oyunlarını Kürt halkı Seyit Rıza’dan ta Mazlum Doğan’a kadar boşa çıkarmıştır. Gelin canlar bir olalım, gelin canlar birliğimizi oluşturalım. Allahtan dileğim bu konferansın Kürt halkının birliğini oluştursun.”

Van Bağımsız Milletvekili ve DTK Genel Başkan Yardımcısı Aysel Tuğluk, Kürdistan ve Alevi kelimelerinin bir arada zikredildiği bu konferansın çok önemli olduğunu belirterek, “Sistemin en çok çekindiği şey ezilenlerin birliğidir. Çünkü onlar ezilenlerin birlikteliğinin kendilerinin sonu olduğunu çok iyi bilirler. Türk egemen sistemi yıllarca Kürt özgürlük mücadelesi ile Alevilerin eşitlik mücadelesinin birleşmemesi için elinden gelen her şeyi yapmıştır. Kimi zaman tarafları birbirine karşı kışkırtmaya kadar götürmüş ve Kürt halkının özgürlük mücadelesi ile Alevilerin eşit yurttaşlık mücadelesinin son tahlilde aynı anlama geldiğini bilerek, engellemeye çalışmıştır” dedi.

KÜRT VE ALEVİ OLMAK DEVLET İÇİN ÇOK TEHLİKELİ
Alevilerin özgürlüğünün Kürtlerin özgürlüğü, Kürtlerin özgürlüğünün ise Alevilerin özgürlüğü olacağını söyleyen Aysel Tuğluk şunları söyledi:
“Bunu böyle bilmeli ve ortak mücadele etmeliyiz. Çünkü bu inkarcı ve imhacı sistemin yöneldiği iki temel hedef var Kürtler ve Aleviler. Yüz yıllardır Kürtlere uygunanan imha sistemi Alevilere de aynen uygulanmıştır. Selçuklularla başlayan Alevilere yönelik uğursuz politikalar cumhuriyet döneminde de devam ettirildi. T.C., sadece Kürtler için değil Aleviler için de büyük bir inkar ve imha pratiklerini ortaya koymuştur. Kürtler ve Aleviler hiçbir zaman bu ülkenin eşit ve asli yurttaşları olarak görülmemiştir. Yıllarca korku politikaları temelinde Kürt, Kızılbaş, Komünist, kadın düşman, iç mihrak olarak görülmüştür.”

Tuğluk, Ak Parti hükümeti döneminde de değişen bir şey olmadığını iddia etti. Tuğluk, “AKP yöneticileri ve Başbakan farklı inançların ismini küfürmüş gibi kullanıyor. Aşağılamak maksadıyla Ezidi, Zerdüşt ve Alevi diyor. Bu açıkça nefret suçudur. Bu AKP’nin zihniyetini ortaya koyuyor” diye konuştu. Tuğluk, AK parti’nin kendi Alevisini yaratmak istediğini iddia etti.

Tuğluk, Türklerin Kürtlerden, Sünnilerin Alevilerden üstün olduğunu savunanlara karşı mücadele ettiklerini söyleyerek, “Bunun için demokratik özerklik diyoruz. Aleviler eşit yurttaşlık istiyor, Kürtler de. Aleviler hor görülmek istenmiyor, Kürtler de, Aleviler de kendi kimliklerinin özgürçe kullanmak istiyor. O zaman Alevi yurttaşlar bu mücadele sizin mücadeleniz, bizim mücadelemiz, hepimizin mücadelesidir. Egemenlerin yıllarca Kürt özgürlük mücadelesi ile Alevilerin eşitlik mücadelesini ayrıştırma, karşı karşıya getiren politikalarını boşa çıkarmalıyız” dedi. (dha/Ramazan YAVUZ)(RADIKAL)

Türkiye’nin utancı: “Cemevi ibadethane değildir!

Ankara 16. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin, “Cemevi ibadethanedir” şeklindeki kararı ikinci kez temyiz edilerek, Türkiye’de Alevilere bakışın gerçek yüzü bir kez daha ortaya çıktı.

Çankaya Cemevi Yaptırma Derneği hakkında, tüzüğündeki “cemevlerini ibadethane” olarak niteleyen maddesi nedeniyle açılan kapatma davasını ikinci kez reddetmesi, savcı tarafından temyiz edildi. Davayla ilgili son kararı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu verecek.

Cumhuriyet Savcısı İsmail Akdoğan’ın temyiz dilekçesinde, “Aleviliğin din, cemevinin ibadethane olmadığı” savunuldu. Aleviliğin, Mevlevilik gibi İslamın alt tasavvufi yorumu olduğu kaydedilen dilekçede, “Cemevleri ile Mevlevi dergâhı aynı mahiyette ve değerdedir. Her ikisi de hayat tarzıdır. Aleviliğin yeni bir din, cemevinin yeni bir ibadethane olduğu düşünülemez” ifadesi kullanıldı. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi’nin bozma kararındaki, “677 sayılı yasa ile getirilen sınırlandırmaların anayasal güvence ile sürdürüldüğünün anlaşıldığı, bu nedenle 633 sayılı yasa ve düzenlemeler karşısında cami ve mescit dışında bir yerin ibadethane olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı” bölümü aktarılan dilekçede, davanın reddinin, “insan hakları, temel hak ve özgürlükleri sınırlayıcı mahiyette olmadığı”belirtildi.

DİLEKÇEDEKİ İFADELER

Aleviliğin, Mevlevilik gibi İslam’ın alt tasavvufi yorumu olduğu kaydedilen savcılık dilekçede, “Cemevleri ile Mevlevi dergahı aynı mahiyette ve değerdedir. Her ikisi de hayat tarzıdır. Aleviliğin yeni bir din, cemevinin yeni bir ibadethane olduğu düşünülemez” ifadesi kullanıldı. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi’nin bozma kararındaki, “677 sinsayılı yasa ile getirilen sınırlandırmaların anayasal güvence ile sürdürüldüğünün anlaşıldığı, bu nedenle 633 sayılı yasa ve düzenlemeler karşısında cami ve mescit dışında bir yerin ibadethane olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı, kişilerin sivil toplum örgütü olarak yasal mevzuatın sınırları içinde serbestçe dernek kurarak, dernek çatısı altında faaliyetlerini devam ettirmelerinin mümkün olduğu kuşkusuzdur” bölümü aktarılan dilekçede, davanın reddinin, “insan hakları, temel hak ve özgürlükleri sınırlayıcı mahiyette olmadığı” belirtildi.

TÜZÜK AYKIRI SAVUNMASI

Dilekçede, “derneğin tüzüğünün, yasaya aykırılık teşkil eden maddelerinin değiştirilmemesi sonucu kanuna aykırı hale geldiği” kaydedildi ve davanın kabulü gerekirken, reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu savunuldu. Dilekçede, bu nedenlerle mahkemenin kararının bozulması istendi. Davayla ilgili son kararı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu verecek.

Madımak’ı yakanda, yaktıran da belli!

Sivas Katliamı’nın yeni ortaya çıkan fotoğrafları katliamın asker ve polis gözetiminde yaptırıldığını bir kez daha ortaya koydu. Özel Harp’in planladığı katliamın belgeleri AKP hükümeti tarafından da ortaya çıkartılmadı

LİNÇÇİLER YAKTI ASKER VE POLİS BAKTI

Teoman Koman 28 Şubat operasyonunda tutuklandı. Fakat kendisine ne Sivas Katliamı ne de Başbağlar Katliamı soruldu.
Sivas Katliamı’na ilişkin yeni ortaya çıkan fotoğraflar, katliamın planlı, asker ve polisin gözetiminde yapıldığını bir kez daha ortaya koydu. Fotoğraflarda saldırganlar ellerinde benzin bidonlarıyla Madımak Oteli’ne yürüyor. Asker ve polis ise kılını bile kıpırdatmadan saldırganlara nezaret ediyor.

‘TEOMAN KOMAN YAPTIRDI’ DEDİ

Katliamın nasıl yapıldığı Özel Harpçi H.Ç’in itiraflarında yer alsa da üzerine gidilmedi. H.Ç’nin, “Biz Erzincan’da Poligon Birliği’ndeydik. Bize görevi Org. Teoman Koman verdi. Katliamdan önce helikopterle Sivas’a geldik. 13 kişiydik, ikişerli 6 gruba ayrıldık. Halkı provoke ettik ve katliam başlayınca çekildik” itirafları gazetemizde yayınlanmıştı.

Fotoğrafarda elinde benzin bidonu olan saldırgan dikkat çekiyor.

İşte yakanlar ve yaktık diyenler

İçişleri Bakanlığı, Meclis Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu’na, 2 Temmuz 1993’te ikisi saldırgan olmak üzere 37 kişinin hayatını kaybettiği Sivas Katliamı’na ilişkin bugüne kadar gün yüzüne çıkmayan fotoğraflar gönderdi. Olaylar sırasında çekilen video kaydından elde edilen fotoğraflarda, elinde benzin bidonu olan saldırganlar dikkat çekiyor. Fotoğraflar katliamın hemen öncesine ait. Gönderilen 167 fotoğrafta çarpıcı detaylar yer alıyor. Video kaydından, çekimin saat 14.00’dan itibaren yapıldığı anlaşılıyor. Saat 14.27’deki kayıtta, kalabalığın, Madımak Oteli’ne yakın ve açık bir yerde toplanmaya başladığı görülüyor. Saat 14.28, 14.33 ve 14.36’da alınan kayıtlarda ise slogan attığı anlaşılan kalabalıktaki bazı kişilerin “kırmızı çember”e alınarak işaretlendiği görülüyor. Bu esnada kalabalığın çevresinde az sayıda asker ve polisin bulunması dikkat çekiyor.

Bazı saldırganların milli görüş işareti yaptıkları görülüyor.

Failler hâlâ aramızda

Devletin gizli örgütlenmelerinin Sivas Katliamını yaptığı ve bu katliamda islamcı linçci çevreleri kullandığı herkes tarafında bilinmesine rağmen bugüne kadar katliamın bu yönlerinin araştırılmaması dikkat çekiyor. Askerlerin ve polislerin göz göre göre katlima nezaret ettiği tüm kanıtlarıyla ortayadayken hala katliamın üzerindeki sır perdesinin durmasında AKP hükümetinin de payı büyük. Bu güne kadar devletin elinde bulunan belgelerin gizlendiği ise yeni ortaya çıkan görüntülerle bir kez daha ispatlandı. Bilinen sanıklar göz göre göre kayıplara karışırken, yakalanamadıkları iddia edilen sanıklar ise geçen yıl Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nin verdiği zaman aşımı kararından yararlandı.
Organizatörlerin telsiz önünde benzin paylaştıkları an da açıkça görülüyor.

Onurlu savcılar göreve

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Kemal Bülbül, Madımak Katliamı’na ilişkin ortaya çıkan yeni fotoğraflar konusunda yaptığı açıklamada, 20 yıl sonra aynı filmin ikinci defa gösterildiğini belirterek, başrolde AKP hükümetinin olduğunu ifade etti. Bülbül, “20 yıldır aranan sanıklar var. Utanmadan sıkılmadan ‘ileri demokrasi’ lafını kullananlar katillerin elini kolunu sallayarak dolaşmasına göz yumuyorlar. Madımak Katliamı davası da Maraş ve Çorum katliamı davaları gibi hasıraltı edilerek çürümeye terk ediliyor. Bu tutumun adı ‘ileri demokrasi’ değil Türk/İslamcı faşizmidir. Onurlu savcıları, yargıçları göreve çağırıyorum” dedi.

Alevi dernekleri: AKP döneminde saldırılar arttı

Alevi yurttaşlara yönelik yapılan hak ihlallerine ilişkin hazırladıkları raporu açıklayan Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu, “Daha önceki hükümetlerden devredilen yasaklar ve yok saymalar AK Parti hükümetinde yeni bir boyut almış ve Alevilere yönelik fiili saldırılar rutin hale gelmiştir” dedi.

Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği, 2012 yılında Alevi yurttaşlara yönelik yapılan hak ihlallerine ilişkin hazırladığı raporu İHD İstanbul Şube binasında düzenlediği basın toplantısıyla kamuoyuna duyurdu. Toplantıya Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu, Şahkulu Vakfı Başkanı Mehmet Tural, Sultangazi Pirsultan Abdal Cemevi Kültür Derneği Başkanı Zeynal Odabaş, Okmeydanı Cemevi Başkanı Zeynel Şahin, Hubyar Vakfı Yönetim Kurulu üyesi Narin Kabak katıldı. Toplantıya destek amacıyla sanatçı Suavi, HDK Halklar ve İnançlar Komisyonu Temsilcisi Hatice Altınışık ve çok sayıda yurttaş da katıldı. 60 maddeden oluşan raporun özetini okuyan Ali Kenanoğlu, hazırlanan raporu Avrupa’da hak ihlallerini araştıran kurumlara ve Türkiye’de bulunan kurumlara gönderdiklerini belirtti. Kenanoğlu, Türkiye’de din ve inanç özgürlüğünün genel olarak uluslararası insan hakları sözleşmelerinin ve Anayasal güvencelerle korunmasına rağmen yaşanan hak ihlallerinin önüne geçilemediğine dikkat çekti. Alevi yurttaşlara yönelik ayrımcı tutum, uygulama ve yasal olarak yok sayılmaları gibi politikaların 2012 yılında da devam ettiğini aktaran Kenanoğlu, “Daha önceki hükümetlerden devredilen yasaklar ve yok saymalar AK Parti hükümetinde yeni bir boyut almış ve Alevilere yönelik fiili saldırılar rutin hale gelmiştir” diye konuştu. Alevi yurttaşlara ilişkin yaşanan sorunların Türkiye’nin demokratik ve laik bir ülke olmamasından kaynaklanan sorunlar olduğunu ifade eden Kenanoğlu, sorunların ortadan kaldırılması için yasakçı ve yok sayma politikalarının ortadan kaldırılması gerektiğini vurguladı.

‘Alevilere yapılan saldırıların failleri ortaya çıkarılmıyor’

Kenanoğlu, Alevilerin evlerine yönelik ilk olarak Adıyaman’da, daha sonra 9 ayrı bölgede yapılan işaretlemelerin sadece birinin failinin tespit edildiğine dikkat çekti. Anayasa’da laiklik ilkesinin bulunduğunu; ancak devletin dini tanımlama, tarif etme ve kontrol etme mekanizmasını elinde bulundurduğunu ifade eden Kenanoğlu, buna “Türk laikliği” dendiğini söyleyerek, “Bu sistem vatandaşına güvenmeyen devlet anlayışının, vatandaşının neye inanıp, neye inanmayacağını ve ne usulde nerelerde ibadet edeceğini kontrol etme isteğinin formüle edildiği bir sistemdir” dedi.

‘Devlet hiçbir dinin destekleyicisi ve engelleyicisi olmamalıdır’

Kenanoğlu, yeni Anayasa’da olması gerekenleri ise şöyle sıraladı: “Devlet tüm dinlere ve inançlara eşit mesafede durmalı ve mevcut durumda olduğu gibi egemen devlet dini oluşturmamalıdır. Devletin dini kurumu olmamalı, devlet hiçbir dini ve inancı finanse etmemelidir. Devlet hiçbir dini organizasyonda yer almamalı hiçbir şekilde destekleyicisi ve engelleyicisi olmamalıdır. Din ve inanç eğitimi, öğretimi okullarda değil, ilgili inancın ibadethanelerinde, o inancın mensuplarınca verilmelidir. Her türlü inançlara ve kimliklere yönelik ayrımcı uygulamalar, sözler, hakaretler, kin ve nefret söylemi kapsamında cezai yaptırımlara tabi tutulmalı ve yıllardır mağduriyete uğramış, ötekileştirilmiş topluluklar için pozitif ayrımcılık güvenceye alınmalıdır.”

‘Yeni açılacak cemevinin davetiyelerini dağıtırken saldırıya uğradım’

Sultangazi Pirsultan Abdal Cemevi Kültür Derneği Başkanı Zeynal Odabaş ise, hükümetin kendisi dışında yer alan hiç bir topluluğu kabul etmediğini dile getirerek, her zaman mazlumların yanında olacaklarını söyledi. Kendi tapulu parsellerinin üzerine cemevi inşa ettiklerini söyleyen Odabaş, “Orada imara uygun olmayan cami, Kuran kursu imara uygun olmadığı gerekçesiyle yıkılmıyor. Ancak cemevimiz hakkında imara uygun olmadığı gerekçesiyle yıkım kararı çıkıyor. O yetmezmiş gibi 68 bin 500 TL para cezası verdiler. Cemevini, kolektif bir şekilde inşa etmemize rağmen 5 yıl ceza ile yargılanıyorum” dedi. Başkanlığını yaptığı cemevinin açılışı için davetiye dağıttığı sırada saldırıya uğradığını hatırlatan Odabaş, “13 Eylül’de sabah saatlerinde davetiye dağıtıyordum. Davetiye dağıtmak için arabamı yolun sağına park ettim. Davetiyeyi verdikten sonra hızla ilerleyen bir araç sol tarafıma çarptı ve elimde bulunan arabanın anahtarı ve davetiyeler yola savruldu. Arabadan inen biri ise savrulan anahtarımı alarak, aracımı götürdü. Ne saldırıyı yapan ne de aracım hakkında herhangi bir bilgi verildi. Dava açmama rağmen takipsizlik kararı verildi” diye konuştu.

‘Aleviler tarih boyunca hak ihlaline maruz kaldı’

Tarih boyunca Alevilerin yok sayıldığını aktaran Şahkulu Vakfı Derneği Başkanı Mehmet Tural ise, “Aleviler bugün örgütlü bir halk olmuştur. Kimse Aleviler adına karar veremez, Aleviler kendi yerine karar verir” dedi. Alevilerin tarih boyunca hak ihlallerine maruz bırakıldığını; ancak AKP döneminde daha fazla hak ihlallerine maruz bırakıldıklarının altını çizen Okmeydanı Cemevi Başkanı Zeynel Şahin ise, “AKP hükümetinin kendisine benzetmek istediği Aleviler olmayacağız” dedi.

Cemevlerinin kurulması ve faaliyetleri engellenemez’

Yargıtay’ın Çankaya Cemevi Yaptırma Derneği’nin kapatılmasıyla ilgili kararına direnen Ankara 16. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin gerekçeli kararında cemevlerinin faaliyetlerinin engellenmeyeceği vurgulandı

Cami ve mescit dışındaki yerlerin ibadethane olmadığı şeklindeki Diyanet’in görüşü doğrultusunda, tüzüğünde “cemevlerini ibadethane” olarak niteleyen Çankaya Cemevi Yaptırma Derneği’nin kapatılmasına hükmeden Yargıtay’ın kararına direnen Ankara 16. Asliye Hukuk Mahkemesi, gerekçeli kararını tamamladı.

Kararda, AİHS’nin 9/2. maddesine göre, din ve vicdan özgürlüğünün kamu güvenliği, genel sağlık, ahlak ya da başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması hallerinde yasayla kısıtlanabileceği, bu kısıtlamanın varlığının somut delillerle ortaya konulmadığı sürece demokratik bir toplumda cemevlerinin kurulması ve faaliyette bulunmasının engellenmeyeceği vurgulandı.

Kanunlarda yok
Ankara İl Dernekler Müdürlüğü’nün talebi üzeri tüzüğünde “cemevlerini ibadet yeri olarak” niteleyen Çankaya Cemevi Yaptırma Derneği’nin kapatılması için dava açıldı. Ankara 16. Asliye Hukuk Mahkemesi, davayla ilgili ilk kararında, cemevlerini ibadethane olarak niteleyen dernek hükmünün, Cumhuriyetin niteliklerini düzenleyen anayasanın 2. maddesine aykırılık taşımaması ve kanunlarla yasaklanmamış olması nedeniyle reddetti.
Karar, savcılık tarafından temyiz edildi. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, mahkemenin kararını oy çokluğuyla bozdu. Bozma kararında, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın 1965’te çıkarılan 633 sayılı Kanun ve düzenlemeler karşısında cami ve mescit dışında bir yerin ibadethane olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı belirtildi.

Mahkeme direndi
Ancak mahkeme, Yargıtay’ın bozma kararına direndi. Hâkim Yaşar Eren, direnme kararının gerekçesini açıkladı. Gerekçeli kararda, uyuşmazlıklarda uluslararası anlaşma hükümlerinin esas alınacağını düzenleyen anayasanın 90. maddesi hatırlatıldı. AİHS’nin 9. maddesine göre, herkesin düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne sahip olduğu, bu hakkın din veya inanç değiştirme suretiyle dinini veya inancını açıklama özgürlüğünü de içerdiği, bu özgürlüğün ancak kamu güvenliği, kamu düzeninin, genel sağlığın veya ahlakın ya da başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için yasa ile sınırlanabileceğine dikkat çekildi.
Anayasa’nın 2. maddesinde devletin laik olduğu, başlangıcında ise, “Laiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının, devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağının” belirtildiği bildirilen kararda, din ve mezheplere eşit davranmanın, ancak kanunlarda herhangi bir dine, mezhebe atıfta bulunmamakla gerçekleştirilebileceği vurgulandı.

Aleviler CHP’yi Sosyalist Enternasyonal’e şikayet etti

Almanya’da yaşayan Aleviler’den Sosyalist Enternasyonal’e mektup: CHP ihraç edilsin.

 
  

 

TBMM Genel Kurulu’nda ”ana dilde savunma” görüşmelerinde CHP izmir milletvekili Birgül Ayman Güler’in “Türk ulusuyla Kürt milliyeti eşit olamaz” sözleri Türkiye gündemini karıştırdı.

Time Turk’ün haberine göre; Güler’in kamuoyunda tepkilere neden olan çıkışı sonrası son olarak Almanya’da yaşayan Aleviler’den Sosyalist Enternasyonal’e, CHP’yi şikayet eden bir mektup gönderildi.

İŞTE O MEKTUP

‘Sosyalist Enternasyonal Konseyi Başkanlığına’

 

CHP SOSYALİST ENTERNASYONAL’DEN İHRAÇ EDİLSİN

Bizler, aşağıda adı yazılı sosyalist düşünceli Dersim kurumları olarak Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) Sosyalist Enternasyonal üyesi olmasından rahatsızlık duyduğumuzu ve bu partinin saygın kurumunuzdan ihraç edilmesini talep ediyoruz.

1937-38 yılları arasında dönemin iktidar partisi CHP, Dersim’de 70.000 insanımızı katletmiştir. Başbakan Erdoğan, devletin 50.000 kişi katlettiğini açıkladı.

Dersim halkı Kürt ve Alevi inançlıydı. Türk devleti bu farklılığı ortadan kaldırmak; Kürdü Türk, Aleviyi Hanefi yapmak için, Dersim’de isyan varmış yalanıyla ve 40.000 kişilik ordusuyla soykırım yaptı.

Bunun için daha önce özel yasalar çıkarıldı. Sonra Dersim’de insanlık tarihinde Yahudi ve Ermeni soykırımları hariç, eşine ender rastlanan bir soykırım planlanıp uygulandı.

Esir alınan 75 yaşındaki Seyid Riza’nın yaşı bir pazar günü küçültüldü, 17 yaşındaki yaralı oğlunun yaşı büyütülüp arkadaşlarıyla idam edildiler. Türkçe bilmeyen bu insanlar kendilerine isnadedilen suçun ne olduğunu bilmiyorlardı.

Onbinlerce insanımız yaşlı, kadın , çocuk toplu katliam alanlarında kurşuna dizildi. Mağaralara sığınanlar zehirli gazla imha edildi. On binlerce Dersimli Kürt sosyal köklerinden koparılıp Türkleştirilmek için Türkiyenin batı illerine sürüldüler.

Kürtçe yasaklandı. Köy ve doğa isimleri Türkçeleştirildi.

Türk devleti halkımızın soykırımı unutması için korku ve baskı uyguladı.

CHP DERSİM İÇİN ÖZÜR DİLEMEDİ

Biz, Almanya’da yaşayan ve vatandaşı olan Dersimli şahsiyet ve kurumlar, uzun bir süredir Dersim soykırımı çalışmalarını yürütmekteyiz. Bu nedenle Brüksel Avrupa Parlamentosu’nda beş konferans yaptık ve 23 Kasım 2012 de Dersim soykırımını Lahey Uluslararası Ceza Mahkemesine (ICC) götürdük.

CHP, Dersim soykırımını sorgulamadığı gibi soykırım yapan devletine haklılık veriyor.

CHP, Dersim’de uyguladığı soykırım için özür dilemiyor.

CHP, bir yandan Dersim soykırımını savunurken diğer yandan da sosyaldemokrat olarak uluslararası saygınlığı olan Sosyalist Enternasyonal üyesi olması kurumunuzun saygınlığına uygun düşmez kanaatindeyiz.

Düşünce ve ifade özgürlüğüne yönelik engellemeleri, çok kültürlülüğe karşı tutum ve söylemleri ile milliyetçiliği kışkırtan Cumhuriyet Halk Partisi, sosyal demokrat kimliğini yitirmiş,statükocu, milliyetçi sağ bir partiye dönüşmüştür.

“CHP İzlediği milliyetçi ve saldırgan politikalarla, Türkiye’nindemokratikleşmesi ve sivilleşmesine engel olan Cumhuriyet Halk Partisi’nin Sosyalist Enternasyonal üyesi olması hatta Genel Başkan Yardımcılığının bu parti tarafından yürütülmesini Sosyalist Enternasyonal’in özgür bir dünya yaratma çabasına aykırılık teşkil ettiğinidüşünüyoruz.” ve derhal üye ülkelerin bu kuruma uygun hareket etmeyen CHPnin Sosyalist Enternasyonalden çıkartılmasını talep etmekteyiz.

Özgür bir dünya ancak yaşanılan haksızlıkları ortadan kaldırmakla olanaklıdır.

Bu nedenle Sosyalist Enternasyonal’in soykırımcı geçmişini temiz gösteren CHP’yi kendi olanakları çerçevesinde araştırıp incelemesini ve soykırımcı dönemi savunan CHP’nin kurumunuzdan atılmasını talep ediyoruz.

CHP İNSANLIK SUÇU İŞLEDİ

Yukarıda çok kısa değinebildiğimiz fakat ekteki dilekçe örneğinde ayrıntısını bulacağınız dökümanlarda; Çok saygın olarak kabul ettiğimiz Sosyalist Enternasyonele üyeliği bulunan Türkiye Cumhuriyet Halk Partisi’nin kurucuları ve parti yöneticileri 1937 ve 1938 yıllarında B.M.Soykırım Suçunun Cezalandırılması ve Önlenmesi Antlaşması ile B.M.Roma Statüsünün 6 ve 7.maddelerinde açıkça belirtilen soykırım ve insanlığa karşı suçları işlemiştir.

Bu parti yöneticileri halen bu soykırımcı geçmiş politikalarını Meclis çatısı altında açıkca savunmaktadır. Bu savunularını hem başbakan hem iktidar partisi başkanının 23/11/2011 tarihinde açıkca geçmiş işlenen bu katliamdan özür dilemesi sonrasında yapıyor olmaları bugünün soykırım mağdurlarını daha da mağdur etmiş tarifi imkansız acılara ve öfkelere savurmuştu. CHP partisinin en son soykırım inkarı bu partinin başkan yardımcısı Mehmet Akif Hamzaçebi’nin 21 Aralık 2012 tarihinde Türkiye Büyük Milletvekili Meclis kürsüsünden katledilen Dersim halk önderlerini aşığalaması ile devam etmiştir. Milyonlarca Dersimli Kürt, Alevi ve Ermeni halkını derinden sarsan bu açıklamaları üyeniz olan CHP devamettirmekte kararlıdır.

CHP’den milletvekili Birgül Ayman Güler ise; “Türk ulusuyla Kürt milliyetini eşit, eş değerde gördüremezsiniz.” şeklinde ırkçı söylemde bulunmuştur.

İnsancıl hukuktan hiç nasibini almamış bu partinin Türkiye’de farklı kimliklerden insanlar için birer ırkçı kanun maddesi olarak uygulanan Türk Ceza Kanunundaki 301.maddenin kaldırılmaması için de çok yoğun çaba sarfeden bir parti olarak da daha önce topluluğununuz önüne geldiğini biliyoruz.

İnsanlık ailesinin yüzlerce yıldır oluşturmaya çalıştığı insancıl değerler karşısında birer tehlike arz eden Cumhuriyet Halk Partisinin halen saygın topluluğunuzun bir üyesi oluşu milyonlarca biz soykırım mağduru Kürt ve Aleviyi çok derinden üzdüğünü bilmenizi isteriz. Bu nedenle insanlık ailesinin yüzlerce yıldır mücadelesini verdiği sosyalist değerlerden çok uzakta olan nasyonel despotik bu partinin üyeliğinin düşürülmesi dünya insnalık ailesinin aynı zamandatopluluğunuza yüklediği bir sorumluluk olduğunu düşünerek bu talebimizin dikkate alınmasını dileriz.

Çok derin saygılarımızla.

Demirtaş: Bize bir daha Sivas’ı, Çorum’u, Gazi’yi yaşatamayacaklar

İsviçre’nin Zürih kentinde düzenlenen 5. Alevi Kültür Şölenine katılan BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, “Şimdi Kürtler ve Aleviler için ‘İşte bunlar boyun eğmeyen haksızlık karşısında direnen haklardır’ diyorlar. Şimdi bize düşen bu mücadeleyi taçlandırmaktır. Sivas’ı, Çorum’u, Gazi’yi  artık bize yaşatamayacaklar” dedi. 

İsviçre’nin Zürih kentine bağlı Dietikom’da Demokratik Alevi Federasyonu tarafından 5. Alevi Kültür Şöleni düzenlendi. Yaklaşık 5 bin kişinin katıldığı şölenin yapıldığı sahneye, 9 Ocak günü Paris’te katledilen Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez ile  Mazlum Doğan, Zilan ve Pir Seyid Rıza’nında resimlerinden oluşan pankartlar asıldı. 

Şölen, saygı duruşu ardından FEDA Pirler Kurulu Başkanı Pir Rıza Yağmur’un konuşmasıyla başladı. Yağmur, Dersim, Sivas, Gazi, Roboski ve Paris’te yapılan katliamı kınayarak, “Kürt ve Alevi birliğinin sağlanmasının düşmana en büyük cevap olacağını” ifade etti.

Daha sonra FEDA başkanı Ali Köylüce konuştu. Köylüce, CHP’nin Kürtlere karşı ırkçı söylemlerine dikkat çekere, “Onur Öymen’in Deniz Baykal’in Birgül Ayman Güler’in tavrı 1930’larda devletin dayattığı tavırdır. Kürtler bu ülkenin kurucu temel unsuru olmasına rağmen bu zihniyetin gözünde Kürtlerin tek bir hakkı vardır. Köle olmak, eziyet görmektir.  Aleviler artık bu zihniyete prim vermemelidir” dedi. 

Köylüce ardından BDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş bir konuşma yaptı. Demirtaş konuşmasına, ” Bugün kendi topraklarından binlerce kilometre uzakta sürgünde yaşayıp, hiçbir zaman mücadele yolunda geri adım atmayan sizler benim için, mücadele için ve BDP için büyük bir moraldir. Hepinizi saygıyla selamlıyorum” sözleriyle başladı. 

“Kendi anavatanında bu kadar aşağılamış, diliyle, kültürüyle, ırkıyla, mezarıyla yok sayılmış başka bir halk daha yoktur” diyen Demirtaş, haksızlığa karşı her koşul altında direnmek gerektiğini söyledi. 

“Haksızlık karşısında boyun eğersek onursuzlaşırız. Daha sonra neden bize ait olanı almadık neden mücadele etmedik demek bir anlam ifade etmez. Seyid Rıza, Kemal Pir, Mazlum Doğan, Deniz Gezmiş, İbrahim Kaypakkaya; Bunlar haksızlık karşısında boyun eğmeyen onurlu direnişçilerdir. Onların bıraktıkları değerler şimdi bizi burada bir araya getiriyor. Korkunun iliklere kadar işlediği dönemlerde onlar haksızlık karşısında hiç bir zaman geri adım atmadılar.”

 Sözlerine, “Eğer kimliğimiz için, inancımız için mücadele etmeseydik yeryüzünde lanetli bir halk olurduk” ifadeleriyle devam eden Demirtaş, “Şimdi Kürtler ve Aleviler için ‘İşte bunlar boyun eğmeyen haksızlık karşısında direnen haklardır’ diyorlar. Şimdi bize düşen ise bu mücadeleyi taçlandırmaktır. Sivas’ı, Çorum’u, Gaziy’i  artık bize yaşatamayacaklar” diye konuştu. 

Alevilerin acısını hissetmeden asla özgür olunamayacağını belirten Sellahattin Demirtaş, “Ben bir Kürt milliyetçisi değilim. Hiç bir zaman Kürt olduğum için kendimi diğer halklardan üstün görmedim ama ben Kürt olduğum için hiç bir zaman  utanmadım ve Kürtlerin bu onur mücadelelerinden onur duydum” dedi.

Demirtaş ardından konuşan AABK Başkanı Turgut Öker ise sözlerine “Acılarımızı sevinçlerimizi birleştirmediğimiz sürece barışa yaklaşmak zor” diyerek başladı.  Öker, “Devrimci birliği olarak oluşturduğumuz birlik bugün sizlerle daha büyük. Dersim’de  Sivas’ta Gazi’de Roboski’de son olarak da Paris’te yaşanan katliamlarda her zaman  birlik olduk. Yıllardır örnek aldığımız İbrahim Kaypakkaya, Deniz Gezmiş, Mahir Çayan’ın vermiş oldukları mücadele izlerinden yürüyüp  bu mücadeleyi birlikte sürdüreceğiz. Asla katliamı yapanları mutlu edecek bir şey yapmayacağız. Onlara birlikte olduğumuzu göstererek en büyük cevabı bizler vereceğiz” dedi.

Ozan Cömert, Gurup Munzur, Pınar Yıldız, Tolga Sağ, Yılmaz Çelik, Ozan Ali Sizer  konuşma aralarında türküleriyle şölene eşlik ettiler. 

Dersim Katliamı 1937-1938,  2 Temmuz 1983 Sivas Katliamı, 12 Mart 1995 Gazi Mahallesi ve 9 Ocak Paris Katliamlarını  konu eden bir sinevizyon gösterisi yapıldı. 

Şölende Demirtaş ve Pir Yağmur, gençlik turnuvasında hak kazanan gençlere ödüllerini verdi. 

Şölende sık sık ” Şehit Namırın” “Kürdistan faşizme mezar olacak” “Yaşasın hakların kardeşliği” sloganları atıldı.

Cemevi ticarethane tarifesine itiraz etti

Cemevlerine işyeri ve ticarethanelerde geçerli tarifeden elektrik verilmesi üzerine Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Bakanlar Kurulu tarafından yayımlanan ‘Elektrik Tarifeler Yönetmeliğinin’ iptali ve yürürlüğünün durdurulması için Danıştay’a dava açtı.

Dava dilekçesinde yer alan açıklamalara göre, Kadıköy Kültür Merkezi ve Cemevi’ne, işyeri ve ticarethanelere uygulanan tarifeden elektrik verildi. Cemevi yetkilileri, 15 Kasım 2012’de İstanbulAnadolu Yakası Elektrik Dağıtım AŞ’ye başvurarak “Söz konusu cemevinin ibadethane statüsünde olduğu, Alevi yurttaşların ibadetlerini yaptıkları gibi, aş evinden ve cenaze erkânı hizmetlerinden yararlandığı, morg vs. bulunduğu; bu nedenle gelen elektrik faturasının ticarethanelere uygulanan tarifelerden çıkartılmasını talep ediyoruz” denildi. Elektrik şirketi de başvuruya verdiği yanıtta, Bakanlar Kurulu tarafından 12 Nisan 2002 tarihinde çıkartılan Elektrik Tarifeleri Yönetmeliği’ne dikkat çekerek, itirazı reddetti. Söz konusu yönetmelikte “İbadethane Aydınlatılması” başlığı altında cami, mescit, kilise, havra, sinagoglara verilecek elektriğe “Ücretsiz ve Tarife Alt Yönetmeliği” hükümleri uygulanacağı belirtiliyor.

Dernek yetkililerinin yönetmeliğin “İbadethane Aydınlatılması” başlığındaki maddesinin iptali talebiyle yaptığı başvuruda, “Cemevinde, Alevi inancının yol erkânına göre hizmet vermek üzere hazırlanmış ‘aşevi’, ‘cenaze yıkama yeri’, ‘morg’, ‘ibadethane’, ‘derslikler’ bulunmaktadır. Bölgede yaşayan Alevi yurttaşlar ibadetlerini yapmakta ve herhangi bir ticari faaliyet, ücret karşılığı yapılan bir iş bulunmamaktadır” denildi.