Ana Sayfa Blog Sayfa 6433

Türköne’nin manidar yazısı: ‘Aleviler(e) dikkat’

Volkan Algan -soL

Zaman yazarı Mümtaz’er Türköne bugün İran’dan Suriye’ye, PKK’den CHP’ye ve sola kadar tüm siyasi düşmanlarını aynı kurguda birleştirmeyi başardı. Bunların birleştirici faktörünü ise Alevilik oluşturuyor.

Zaman yazarı Mümtaz’er Türköne bugünkü yazısında çok geniş bir yelpazeyi tarayarak bir dizi siyasi özneyi aynı kurguda birleştirdi ve düşman ilan etti. İran, Suriye, PKK, CHP, sol … Bu kurgunun harcını ise Aleviler oluşturdu. Türköne yazısının başlığına “Aleviler dikkat” olarak seçse de aslında “Alevilere dikkat” demek istediği anlaşılıyor.

Türk sağının ustası olduğu siyasi provokasyonlara artık alışığız. Öyleyse, Türköne gibi yılların sağcısı söz konusu ise önce böyle bir yazının neden şimdi ve Aleviler üzerine yazıldığını sormak gerekir.

Türköne yazısında Kürt sorununu çözmeye başlayan bir Türkiye’nin başına Alevi sorunun çıkarılacağını, çıkarılmaya başladığını iddia ediyor. Bu konuda verdiği örnekler de çok manidar:

“Geçtiğimiz ayın sonlarında İstanbul Gültepe’de Alevî vatandaşlara ait on evin işaretlenmesi, kazanın fokurdadığını gösteren basit bir ayrıntı sadece. Bu evleri işaretleyen kişinin DHKP-C üyesi çıkması…

CHP’den İstanbul Adliyesi’ne koşuşturan milletvekilleri hangi nitelikleri ile tanınıyorlar? CHP içinde “sol” kimlik mezhep aidiyeti…

Barış umudu hep yükseldiğinde Reşadiye benzeri provokatif eylemler hep Dersim bölgesindeki gruplardan gelmedi mi? PKK, bu eylemlerin “kontrol dışı gruplar”ın marifeti olduğunu açıklamadı mı? PKK içindeki güç rekabetinin hep mezhep ayrılığı ile örtüşmesi tesadüf müydü?

… Peki neden terörle iştigal eden marjinal sol örgütler hep Alevî kimliği ile piyasa yapıyorlar? Alevî inancı nasıl oluyor da, yabancı servislere taşeronluk yapan bu marjinal örgütlerin alamet-i farikası olarak kullanılıyor? Sınır komşularımızdan birinde tezgâhlanan bir Alevî provokasyonunun bütün işaretleri ortada.”

Alevilerin yıllardır Türkiye solu ile olan temasının, ondan etkilenmesinin ve onu etkilemesinin en yakın şahitlerinden biri de siyasi hayatını solla mücadeleye adamış Türköne. Bu yüzden Türköne’nin Alevilere yönelik alerjisinin tarihsel kökenleri de mevcut. Türköne’nin, AKP’nin kapsayamadığı Alevilerin yüzünü giderek sola döneceğine yönelik sezgisel bir tedirginliği ve uyarısı olduğu görülüyor.

Ancak asıl önemli olan daha güncel nedenler… AKP’nin Ortadoğu’da Sünni eksenli bir politikayı izlediği biliniyor. Bu AKP’nin bölge siyasetinde amentüsü, değişmez bir kural.

AKP Türkiye siyasetini de buna göre kurgulamak için var gücüyle uğraşıyor. Alevileri eksene alan bu yazıya da bu yüzden özellikle dikkat etmek gerekiyor. Türköne Kürtlerle müzakere eden AKP için “Alevilere dikkat” uyarısında bulunuyor.

AKP’nin en sevdiği Kürt’ün Sünni gerici Kürt olduğunu tahmin etmek güç değil. Bölgesel planları için de en uygun olanı bu çünkü. AKP’nin Suriye politikasında Alevilerin ciddi bir engel, önemli bir muhalefet unsuru olduğu anlaşıldı. Şu an Hatay halkının AKP’ye yönelik öfkesine bakmak, bunu anlamak için yeterli ya da kısa süre önce sokağa dökülen Alevi derneklerine…

Bu bağlamda Türköne’nin PKK içinde Alevilere ilişkin söyledikleri ayrıca önemli. Türköne gibi bir Osmanlı hayranı “Osmanlı’da oyun bitmez” lafını iyi bilir. Müzakere sürecinde Kürt tarafının mezhep üzerinden ayrıştırılmaya çalışılması tesadüf değil. Ayrıntıları dışarı yansımasa da AKP’nin Kürtlerle Suriye üzerinden de bir pazarlık yürüttüğü biliniyor.

Alevilik kartı burada da işlevsel bir hale geliyor AKP için. Kürt hareketinin Kürt halkı üzerinde aydınlanmacı bir birikim yarattığı, bunun hem sol hem de Alevilik ile yakından ilgisi olduğu gerçeğini Türköne de biliyor. PKK içindeki “Alevi kanada” işaret etmesi, aslında PKK’nin, bu kesimin gücünden, niyetinden ve etkisinden bağımsız olarak, sürece ikna olmayacağını düşündüğü kesime yönelik bir hedef gösterme, hareket içindeki aydınlanmacı damara bir ikaz olarak da okumak mümkün.

Tüm bunlara bakınca Türköne Aleviler için işaret fişeğini çakıyor. Zira bu yönde bir taraflaşma en çok AKP’ye yarayacak, bir taşla onlarca kuş vurulabilecek. Belki böylece AKP’nin açılımlarla gözünü boyamayı başaramadığı, hala ciddi bir muhalefet unsuru olmaya devam eden milyonlarca Alevi’yi en azından marjinalize etmeye, pasifleştirmeye çalışmasının zeminini yaratmaya çalışacağı öngörülebilir.

Almanya demokratik güç birliği platformu kuruldu!

Basına ve Kamuoyuna
ALMANYA DEMOKRATİK GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU KURULDU
Bizler aşağıda adı yazılı Türk, Kürt, Arap Asuri , Ermeni kısaca Türkiye’den gelen çeşitli halk gruplarından, inanç grubu ve siyasal yapılardan demokratik göçmen örgütleri olarak, Almanya’nın Köln kentinde periyodik olarak yaptığımız toplantıların ardından Demokratik Güç Birliği Platformu oluşturmaya karar verdiğimizi kamuoyuna duyurmak istiyoruz…
Demokratik Güç Birliği; Türkiye’nin demokratikleşmesi, Kürt ulusunun ulusal demokratik haklarının tanınması için , Alevi inancı başta olmak üzere Ezidiler, Hıristiyanlar ve diğer bütün inanç grupları, etnik ve kültürel dinamiklerin haklarının verilmesi ve halklarımızın barış içinde, özgürlük ve eşitlik temelinde bir arada yaşaması amacına katkıda bulunmaya dönük önemli bir misyon üstlenmiştir.
İşçi sınıfı başta olmak üzere farklı sosyal kesimlerin baskıya uğradığı hak ve özgürlüklerin giderek kısıtlandığı Türkiye‘de süren eşitlik ve özgürlükler mücadelesine katkı sunmak istiyoruz.
Bizler, yaşadığımız ülkede Türk devleti ve Avrupa devletlerinin iki yüzlü, insanlık düşmanı politikalarını yerli emekçiler içerisinde de teşhir ederek, Türkiye’de demokrasi mücadelesi verenlerle dayanışmayı ve halkların kardeşliğini güçlendirmek istiyoruz. Türk ve Kürt halkının, azınlık milliyetlerin, değişik inanç gruplarının eşit ve kardeşçe yaşayabileceği, işçilerin emekçilerin örgütlenmesinin önündeki tüm engellerin kalktığı, savaşsız ve sömürüsüz bir Türkiye’nin yaratılmasına katkımızı artırmak istiyoruz.
Demokratik Güç Birliği Platformu, Avrupa ve dünyada süren emek ve özgürlükler mücadelesinin de yanında olacaktır.
Türkiye ve bütün dünyada herkesin insan onuruna yaraşır bir düzen
içinde yaşaması, Anadolu ve Mezopotamya’dan başlayarak bütün dünyada
barışın egemen olması umudunu ve mücadelesini paylaşan Demokratik Güç Birliği Platformu, önümüzdeki süreçte paneller, toplantılar, seminerler, konserler , kampanyalar düzenleyecektir… Demokrasi ve özgürlükten yana olan herkesi, etkinliklere katılmaya, gücümüzü birleştirmeye, geleceği birlikte paylaşmaya davet ediyoruz.
Türk devletinin kuruluşundan günümüze kadar süre gelen; tek dil, tek millet, tek dine dayalı Türk devlet politikası, demokrasi, eşitlik ve özgürlüklere düşmandır.
Halklara ve inançlara düşman tüm bu politikalar, Türk devletinin, ayrımcı, ırkçı ve faşist karakterinin sonucudur!
Demokratik Güç Birliği Platformu olarak devletin bu politikalarına karşı tek dil değil, çok dil; tek millet değil, çok millet; tek din değil, çok din; savaş değil barış diyoruz.
Bizler; tüm ezilenler, yok sayılanlar, baskı altında tutulanlar, farklı ulus ve dinlere sahip oldukları için katliamdan geçirilenler, cezaevinde ölümle karşı karşıya bırakılanlar için; demokrasi, özgürlük ve eşitlik talep ediyoruz!
Almanya Demokratik Güç Birliği Platformunda Yer Alan Kurumlar:
AABF (Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu)
YEK-KOM (Almanya Kürt Dernekleri Federasyonu)
TÜDAY (Türkiye-Almanya İnsan Hakları Derneği)
ATİF (Almanya Türkiyeli İşçiler Federasyonu)
AGİF (Almanya Göçmen İşçiler Federasyonu)
ADHF (Almanya Demokratik Haklar Federasyonu)
DİDF (Demokratik İşçi Dernekleri Federasyonu)
ÖDA (Özgürlük ve Dayanışma Almanya)
Avrupa Barış Meclisi
Devrimci Proletarya (Yaşanacak Dünya Gazetesi)
Avrupa Dersim İnisiyatifi
KOMKAR (Avrupa Kürdistan Dernekleri Konfederasyonu)
Anadolu Federasyonu
FEDA (Demokratik Alevi Federasyonu)
Liwa İskenderun İnisiyatifi
CENI (Kurdisches Frauenbüro für Frieden)
FKE (Almanya Ezidiler Federasyonu)
YXK (Kürdistan Öğrenciler Birliği)

Uğurlar olsun

/Zeynel DOĞAN
Uğurlar olsun.Nurhaklar’ın gülen kızı Fidan

-Diyarbakır’a bir gelsene Fidan, vallah çok güzel buralar. Gel, seni gezdirelim.

-Ben de görmeyi çok istiyorum ama nasıl geleyim? Gelsem beni kesin tutuklarlar.

-Bir sürü insan geliyor bir şey olmaz, bir heyetle falan gel işte.

-Bu aralar olmaz riskli… İlerde geleceğim kesin. Diyarbakır’ı görmeyi çok istiyorum. Ama biliyor musun en çok da köyü özledim.
…..

Avrupa’nın göbeğinde Paris’te katledilen Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez’in cenazeleri öğrendiğimize göre Çarşamba günü Diyarbakır’a getirelecek buradaki törenin ardından memleketlerine götürülerek defnedilecekler.

Maraş’da yaşanan katliamdan sonra en ufak bir muhalefete dahi tahammül göstermeyen devlet ve uzantıları biz Alevi Kürtler için sadece kapıyı göstermiş ve bir an önce bu kenti boşaltmamızı istemişlerdi. O günden beri sürekli terk ettik köyümüzü, dağımızı, toprağımızı ve mezarlarımızı… Hepimiz bir yerlere savrulduk… Bir yerlerde hayata tutunmaya çalışırken öfkemiz de her gün biraz daha büyüdü. Unutmak mümkün değildi bütün bu yaşananları ama elbette hesap soracağımız günler gelecekti. Sabırla ve inatla bekliyoruz… Rüzgarın yönü elbet bir gün değişecek…

2004 yılında bir başka kuzenim Bülent Doğan yaşamını yitirdiğinde Adıyaman dağlarında bir gerilla idi. Uğruna inandıkları uğruna canını verecek kadar yiğit bir genç, bu halk için canını vermiş ama cenazesi yangından mal kaçırılırcasına kimsecikler görmeden defnedilmişti. Böylesi yiğit bir insanın cenaze töreni böyle olmamalıydı. Ama öyle oldu… Elbette böylesi bir kahramanın cenaze töreninde ağlanmazdı, ama ağladım; fakat ölümüne ağlamadım, çaresizliğimize, güçsüzlüğümüze ve yalnızlığımıza ağladım. Köyüme, köylülerime, akrabalarıma ve kendime çok öfkelendim.

İki yıl önce aynı Bülent gibi gerilla iken yaşamını yitiren Önder Konca’nın da köyüne defnedilmek üzere cenazesi getirildiğinde pek de farklı bir atmosfer yoktu. Çatışmadan parçalanmış olarak çıkan cenazeyi yıkamak için kapılar çalınmış ama kapılar yüzümüze kapanmıştı. Sadece istenen cenaze yıkama makinesinde yıkanmasıydı… Bu halk mıydı acaba uğruna ölümlere gittiğimiz ya da bir yalan mıydı yaşananlar… Velhasıl bahtımız bu yönden pek iyi gitmedi.

Ama neyse ki Kürt halkının geleceği bu insanların insafına terkedilmemişti. Kürt Özgürlük Hareketi her yönden süreklilik içinde yükseltti bayrağını.

Yarın üç cenaze de Amed’e getiriliyor. Buradaki törenin ardınadan Fidan’ın cenazesini buradan Nurhak’a götüreceğiz. Ama artık eskisi gibi olmayacak. Bütün Kürdistan sahip çıkacak kızlarına. Avrupa’nın dört bir yanından Paris’e gelip Fidanları Kürdistan’a uğurlayanlar gibi kendi toprakları da onların direnişine yakışır bir tören düzenleyecek.

Bülent’e çok selam söyle Fidan ve onları çok özlediğimizi söyle. Bu halk için özgürlüğün ve barışın çok yakın olduğunu söyle. Ve deki ‘sizlere borçluyuz’, bütün bunları. Tek korkumuzun sizin mücadelenize layık olamamak olduğunu söyle onlara.

Engizekler’i sırtına al ve yüzünü Nurhak’tan doğan güneşe dön sen de. Görmeyi çok istediğin Amed’i de göreceksin ve bir daha ayrılmamacasına köyüne gideceksin.

Köyün Molebutton karlara bürünmüş seni bekliyor.

Karlar yağdı diye, o akşam mezarının üstüne ateş yakmayız sanma. Mezarının üstündeki ateş de gür olacak merak etme.

Uğurlar olsun…

Zeynel Doğan /Özgür Gündem

Mİlliyet’in Yeni Yazı Dizisi: Alevilik!

Türkiye’de Alevilik – Hayatın her alanında ayrımcılık var

Aleviler, gündelik hayatta ayrımcılığa ve eşitsizliğe maruz kalıyor. Kimliklerine duyulan rahatsızlık açıkça ifade edilemediği için çeşitli bahanelerle işe girişleri ve terfileri engel-leniyor hatta işlerinden oluyorlar. Birçok Alevi çalıştıkları alanlarda kimliklerini gizliyor veya varlıkları yok sayılıyor

Nil Mutluer

Başlarken…
Açılımın ardından
Türkiye’de bildiğimiz diyaloglardandır: Alevilere yaşadıkları ayrımcılıklar sorulduğunda bin yılı aşkın bir tarihi anlatırlar da kolay kolay Cumhuriyet döneminden bugünlere gelemezler.
Zira, yakın tarihten bahsetmek beraberinde devletin de Alevilerin de bu tarihle yüzleşmesini gerektirir ki, bu yüzleşme için her iki taraf da henüz tam anlamıyla niyetli ya da hazır görünmüyor.
Nedenler çoklu, dahası, Türkiye’de devlet sadece Alevi meselesiyle değil, farklı konularda yaptığıayrımcılık ve şiddetle yüzleşmenin adımlarını da henüz atmadı.

TÜRKİYE’DE ALEVİLİK

Yüzleşilemeyen tarih de Alevilere fazla bir seçenek bırakmadı. Aleviler Cumhuriyet boyunca yaegemen kültür ve toplum içine asimile oldular ya sessizleşerek gizlice kültürlerini devam ettirmeye çalıştılar  ya da mağduriyetlerini kimliğe dönüştürerek inanç ve kültürlerini siyasi bir araç olarak kullanıp yücelttiler. Bu süreçlerde iktidarla kurdukları ilişki ikircikli bir hal aldı.
İktidara direnmek kadar varlıklarını sürdürebilmek için onu benimsemek de bir siyasi seçenek oldu. Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşadıkları ayrımcılıklar karşısında Cumhuriyetin değerleriyle kendilerini özdeşleştirerek bunu bir siyasi korunma mekanizması olarak kullandılar.
Cumhuriyet tarihi boyunca kendilerine karşı geliştirilen dışlanma, asimilasyon politikaları ve Dersim, Çorum, Maraş, Sivas katliamlarını ancak son dönemlerde yüksek sesle dillendirmeye başladılar.
Bu dizinin meramı, bir inanç olarak Aleviliğin ne olduğunu din bilimcilere bırakarak, yurttaş olarak Alevilerin yaşadıkları ayrımcılıkların ve Alevilik üzerine farklı siyasi yaklaşımların geldiği noktaya odaklanmak. Böyle bir yaklaşım beraberinde Türkiye’de yaşanan laiklik anlayışını, laikliğin nasıl olması gerektiğini ve Diyanet İşleri’nin varlığını da sorgulatıyor.

Talepleri çok net
Alevi kurumlarının bugün, Alevilerin yaşadıkları sorunlarla ilgili farklı yaklaşımları olsa da aralarında bir kamplaşma yok. Talepleri net: Gündelik hayatta ayrımcılığa uğramamak, ibadetlerini rahatça yapabilmek ve eşit yurttaş olarak kabul edilmek.
Bu dizi Alevilerin bugünkü problemlerini görünür kılarken Türkiye’deki laiklik anlayışını da tartışmaya açıyor.
Alevilerin bugün yaşadıkları pratik ve yasal sıkıntıları,  Alevilerin, AK Parti’nin ve muhalefetin Alevi açılımıyla ilgili farklı yaklaşımları, laiklik anlayışının ve diyanetin bu süreçte oynadığı rolü, Alevilerin bundan sonra nasıl bir siyaset izlemesi gerektiğini siyasilerin, sivil toplum örgütlerinin ve uzmanların görüşleriyle değerlendiriyor.

Yaşam biçimleri kent hayatıyla şekillenen Aleviler kamu ve özel sektörün farklı alanlarında aktif görev alıyorlar ancak, faal olmaları çalışma hayatında yükselmelerini sağlamıyor. Alevi kimliklerine duyulan rahatsızlık açıkça ifade edilemediğinden çeşitli bahanelerle işe girişleri ve terfileri engelleniyor, hatta işlerinden oluyorlar. Halen birçok Alevi çalıştıkları alanlarda kimliklerini gizliyor veya varlıkları yok sayılıyor. Bir sivil toplum kuruluşunun yöneticisi bir çalışanının Kürt Alevisi olduğunu ve çalışanlarla ancak Kürt kimliğini paylaşabildiğinden yakınıyor ve ekliyor: “Bir gün ayrılırsam arkamdan sıkıntı yaşamasın diye ben de kimseye söylemiyorum.”
Ramazanda bazı kamu kurumları ve özel sektörde yemekhanelerin kapanması, Cuma saatlerinin bir baskıya dönüşmesi Alevilerin maruz kaldığı önemli ayrımcılıklardan.  Aleviler, Ordu ve Emniyet Müdürlüğü’nün üst düzeyinde yok; vali, kaymakam, üst düzey bürokrat olarak Aleviler neredeyse yok, var olanları da parmakla gösterilecek kadar az.

‘Kardeşiz demesinler’
Alevi ve Kürt kimliği, 16 yıldır çalıştığı Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği tarafından bilindiği halde Alevi kurumlarındaki çalışmalarında aktif rol aldığı için işinden çıkarılan Hatice Altınışık, yaşadığı dönemde Türkan Saylan’ın kendisine olan desteğinden kurumu dava etmediğini, ancak böyle bir ayrımcılığı da içine sindiremiyor:
“Kız çocuklarının okullaşması konusunda çalışmalar yürüten Türkiye’nin en büyük STK’sında 16 yıllık başarılı iş hayatım sekiz ay önce, bir gün içinde alınan ve bildirilen kararla bitti. Alevi Kürt kimliğim ve bu alanlarda söylediklerimdi tek neden. Alevi kurumlarında görevimde olduğum süre içinde Alevi sorunlarına bağlı diğer siyasal, sosyal konularda basına yapmış olduğum açıklamalar sakıncalı bulunup bu karar alınmıştı. Kısacası sivil alanda da fişlenmiştim. Kimse Aleviler-Kürtler-Türkler-Sünniler kardeşiz, demesin; çünkü değiliz!  Hep büyük ve haklı kardeş Türk-Sünniler oluyor. Bu nasıl kardeşlik ki bulunduğumuz her yerde okulda, işyerinde, bizim hakkımızda araştırmalar yapılıyor ve elinden ekmeği alınıp işten ilk atılan hep bizler oluyoruz.

‘Yargı temizliği’
Aleviler açıkça kimliklerini ifade ettikleri alanlarda da hemen “alanı egemenlikleri altına” almış olmakla suçlanıyor. İki yıl kadar önce Başbakan Erdoğan’ın Alevileri kast ederek cezasını farklı mezhepteki kişilerin olduğu dairenin söylemesi Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu’nun da tepkisini çekmiş:
“Alevilerde bu ülkede çocuklarına devlet işinde belediyelerde istihdam etmek istiyor. Alevi iş adamları da devletten belediyelerden iş almak istiyor, bu AKP döneminde hiç olmadı. Eksiğiyle yanlışlığıyla bu sol, sosyal demokratların iktidarda olduğu dönemlerde oldu. Aleviler artık devlet bürokrasisinde yoklar, var olanlar emekli ediliyor, yeni alımlarda Alevilere zaten yer verilmiyor. Yargıda asla çoğunlukta olmadığımız halde bizzat Başbakan tarafından hedef gösterildik. Şükür yargıyı da Alevilerden temizliyorlar! Bu ülkede hiç Alevi genelkurmay başkanı, kuvvet komutanı hatta orgeneral olmadı; yapılmıyor. Bırakın Alevi valiyi, okullarda Alevi müdüre bile rastlamakmucize. Bu aynı şekilde özel sektöre de yansıyor.”

Ayrımcılık örnekleri
Alevi Bektaşi Federasyonu Eski Başkanı Ali Balkız çeşitli alanlarda Alevilerin ayrımcılığa uğradığını belirtiyor. Bursa’da ismini vermek istemediği bir dershanede, müdürün Alevi öğretmeni çağırarak “diğer öğretmenler sizinle aynı kasadan maaş almak istemiyor. Onun için sizin sözleşmenizi yenilemeyeceğiz” diyerek öğretmenin işten çıkarmasını örnek veriyor.  Erzincan’daSağlık Bakanlığı biriminde pratisyen doktor bir Alevinin “İşe 5 dakika geç kaldın, niye traş olmadın? Niye Alevi köylerine gidiyorsun? Niye pantolonun ütüsüz? Niye Sünni hastalarla ilgilenmiyorsun?” diye aslı olamayan iddialarla ihtar alarak ayrılmaya zorlandığından bahsediyor.

Madımak yangınında, Pir Sultan Abdal Şenlikleri’ne gelen  33 insan öldü.

Yüzleşilemeyen geçmiş
Aleviler uğradıkları şiddeti ve ayrımcılığı Kerbela’ya dayandırıyor. Osmanlı’da Yavuz Sultan Selim dönemi ‘Katliamlar dönemi’ olarak anılıyor. Cumhuriyet döneminde ise başta Dersim, Sivas, Maraş ve Çorum katliamlarında pek çok Alevi hayatını kaybetti veya zorunlu göçe tabi tutuldu

Alevi meselesinin bugününü anlamak için geçmişi hatırlamak önlemli, zira konuştuğumuz birçok sorun yüzleşilememiş bir tarihin sonucu.
Aleviler uğradıkları şiddet ve katliamları, Hz. Ali’nin uğradığı haksızlıklar ve 668’de Hz. Hüseyin’in ailesiyle öldürüldüğü Kerbela olaylarıyla başlatıyor. Kerbela’da olanlar, Aleviler ve Şiiler tarafından, Muharrem ayı oruçlarıyla anılarak yas tutuluyor. Sünniler de Kerbela olaylarını ‘üzücü’ olarak kabul etseler de anma yapmıyor.

En büyük darbe Çaldıran öncesi
Yavuz Sultan Selim dönemini “katliamlar dönemi” olarak anan Aleviler, en büyük darbeyi 1514 Çaldıran savaşı öncesi 40 bin Alevi’nin kılıçtan geçirilmesiyle yaşıyor. Kanuni Sultan Süleymandönemi Şeyhülislamı Ebu Suud Efendi’nin verdiği fetvalar, Alevilerin kamusal yaşamda ve gündelik hayatta o günden beri yaşadıkları ayrımcılıkların resmen ilanı kabul ediliyor.
Yeniçeriliğin, 1826 yılında, II. Mahmut tarafından ortadan kaldırılması sırasında Alevi Bektaşi dergâhlarının yasaklanarak, bazılarına Nakşibendi şeyhlerinin atanmasıyla ciddi sıkıntılar yaşanıyor.

Cumhuriyet ve Aleviler
Hilafet ve saltanatı kaldıran Cumhuriyet’le birlikte ‘tebaa’ yaklaşımı yerine ‘eşit yurttaşlık’ yaklaşımının hâkim olacağına inanan bazı Aleviler rejime sahip çıkıyor. Ancak, Cumhuriyet döneminde de ‘ayrımcılıklar ve katliamlar’ tarihi yazılıyor. Cumhuriyet’in Türkleştirme politikalarının Aleviler açısından can yakıcı yanı, devletin Türk kimliğinin Sünniliğin Hanefi mezhebi üzerine kurması. Alevilere yönelik ayrımcılığın ve katliamların temelinde sünnileştirilme politikaları ve kamusal alanda görünürlüğü ortadan kaldırma çabaları olduğu kadar darbe hazırlıklarında Alevilere şiddet uygulamanın devlet ve iktidarlarca meşrulaşması da yatıyor.

Katliamlar göçe zorladı
Dersim, Cumhuriyet döneminin ilk büyük Alevi katliamı. Devlet 1935’te çıkardığı Tunceli Kanunu ile Dersim’in ismini değiştirdi ve 4. Umum Müfettişi olarak özel görevle atanan vali-komutana da sınırsız yetkiler verdi. Direnen halka 1937-1938 yıllarında uyguladığı katliamla resmi rakamlara göre 13 binden fazla; Dersimlilere göre onbinlerce yurttaşın ölmesine ve on binlercesinin zorunlu göçe tabi tutulmasına neden oldu.
Cumhuriyet boyunca devlet tarafından Alevi-Bektaşilerin varlıklarının ve haklarının inkâr edilmesine, çoğunluk tarafından yaşamın her alanında kendilerine karşı ayrımcılık ve inançlarını gizli yaşama mahkumiyeti eşlik etti. 1980 darbesine hazırlık sürecinde kontrgerillalarca tetiklenen ve kolluk kuvvetlerince göz yumulan Sivas, Maraş ve Çorum katliamları da, Alevi mahallerinde gerçekleştirilen saldırılarda Alevi yurttaşların hayatlarını kaybetmesi ve zorunlu göçle sonuçlandı.
1978 Eylül’ünde Sivas’ta, Alevi mahallerine düzenlenen ve direnişle durdurulan saldırıda 12 kişi öldü.  1978 Aralık’ta Maraş katliamında 150 Alevi, 1980 Çorum katliamındaysa çoğu Alevi 57 sol görüşlü yurttaşın öldürüldüğü kabul edilse de sayının daha çok olduğu iddiaları devam etti.

12 Eylül’den 28 Şubat’a
1980 darbesinden sonra özellikle Tunceli’deki (Dersim) sünnileştirme politikalarının ardından Alevilere yönelik Sivas katliamı yaşandı. 1993’de Sivas’taki Pir Sultan Abdal Şenlikleri sırasında bir güruhun, katılımcıların bulunduğu Madımak Oteli’ne saldırarak oteli yakması sonucu 33 katılımcı, 2 otel görevlisi ve 2 saldırgan öldü.
Olayın azmettiricileri tümüyle ortaya çıkarılmadığı gibi, tutuklu birçok kişi zaman aşımından serbest bırakıldı. Sivas katliamı ve ardından 1995’te yaşanan İstanbul Gazi Mahallesi katliamı Türkiye’yi laik anti-laik kutuplaşmasına çekme açısından önemli olduğu kadar 28 Şubat 1997 sürecinin de yol taşları arasında sıralanabilir.
Cumhuriyet tarihine bakıldığında, 28 Şubat darbesi dışındaki darbelerde en büyük mağduriyeti sol, Alevi görüşlü yurttaşlar yaşamış, 28 Şubat süreci ise Sünni yurttaşların mağduriyetine neden olmuştur.

FEDA; Paris’te Üç Gülü Kopardılar Özgürlük Dalından

Paris’te üç kadın katledildi. Paris’in en işlek caddesinde, Kürdistan Enformasyon Bürosunda: Sakine Cansız, KNK Paris temsilcisi Fidan Doğan ile Leyla Söylemez katledildi. Paris’te katledilen üç kadından, üç özgürlük ruhundan, üç kızıl gülden kan aktı.

Üç kadından biri Sakine Cansız.  Sakine Cansız; Kürt Özgürlük Hareketinin kuruluşundan yer almış, siyasetin-politikanın-işkencenin, feleğin çemberinden geçmiş, özgürlük mücadelesinin doğuşundan partileşmesine, yıllara yayılan özgürlüğün haykırışından kitleselleşmesine ve özgürlüğün kazanılmasına olan inancın gelişmeye başladığı bu günlerde özgürlük sevdalısı üç kadının susturulmaları manidardır. Kürt Özgürlük Hareketi saflarında bir anlamda bizi de inancımızla ve kimliğimizle temsil eden biriydi Sakine Cansız. Çünkü O; Dersim direnişinde sömürgeci-zalim-soykırımcı-tecavüzcü düşmanın eline geçmemek için gözlerini kırpmadan kendilerini uçurumlardan, aşağıya atarak, sömürgeci güçlerin kirli iştahlarına yem olmayacak kadar cesur kadınların: Beselerin, Zarifelerin torunuydular. Dinledikleri Dersim direnişinin trajedisinin baş kahramanları kadınlardı. Onlar ki onurun ve haysiyetin, şerefin ve kutsal yaşamın savunucularıydılar, ardıllarına yakışanda onların direnişini devam ettirmekti aslolan. Sakine ve yoldaşlarının direnişi de, mücadelesi de, yaşamları da işte böylesine köklerine bağlıydı.

Sakine Cansız; siyasetin-mücadelenin aktiv alanında bulunmuş Dersimli kadın politikacı. Amed zindanında, 12 Eylül faşizminin işkence tezgahına yatırılmış, işkencenin dayanılmazlığında başı dik, onurunu, mücadelesini sonuna kadar korumuş, özgürlüğüne sevdalı bir kadın. Zindan direnişinin ardından özgürlüğüne kavuştuğunda mücadelesini nerede nasıl, hangi alanlarda yürüteceğinin kararını çoktan vermişti.

Suikaste uğradığı 9 Ocak 2013 tarihine kadar süren yaşamını tarihin onurlu sayfasına yazdıran mücadelenin tanığını susturdular.

O yalnız bir PKK’li değildi O aynı zamanda inançlı bir Dersimli Kürt Kızılbaş-Alevi kadınıydı da. Kürt kimliğine sahiplik edişinin yanında inanç kimliğini de bütünleştirip Dersim Kürt Kızılbaş-Alevi yaşamının komple kadın temsilciydi.

Alçaklar önce kadını vururlar. Kadının yaşamın doğuranı, temsilcisi, koruyucusu, sürdüreni olduğunu iyi bilirler, bundan ötürü önce kadını vururlar.

Bizde bir kadın Dapir’imizi kaybettik. Bizde inancımızın örgürlük çiçeğimizi artık koklayamayacağız.

Güçlü ideolojik yapısıyla Kürt Özgürlük Hareketinin köşe taşlarından biri; Sakine Cansız, Dersimli Kürt Kızılbaş-Alevi. Gerek inanç kimliğiyle, gerek Kürt kimliğiyle seksenlerin başından günümüze kadar bir devrin tanığı, sanığı, durağı, sunağı, kudretli, heybetli uzun soluklu yürüyen tarihe otuz yılı aşkın yaşamıyla fiilen katılmış özgür kadın ruhunu temsil eden ender Kürt Kızılbaş-Alevi simalarından biri.

Onlar; geçmiş bugün ve geleceğin buluştuğu bir mekanda katledildiler. Paris, Komünarların mücadele verdiği ve katledildiği şehirde kadın militan Louise Michel şöyle diyordu komünarları yargılayan mahkemeye: “Yaşamama izin verirseniz intikam almak için asla durmayacağım ve kardeşlerimin intikamını alacağım.. Konuşmam bitti. Korkak değilseniz, öldürün beni!” Louise Michel, “Monmarte’ın Kızıl Anarşisti”, böyle haykırıyordu Paris Komünarları Mahkemesinde. Parist’te Jan Darc’da iz bırakmıştı. Komünarların ruhunu da taşıyordu Sakine Cansız, Fidan Doğan ile Leyla Söylemez. Biri özgür yaşamın ilk arayışçılarından, biri orta kuşağın olgun temsilcilerinden, bir diğeri de genç kuşağın ve  geleceğimizin kurucularındandı onlar. Paris komünarlarının ruhu Paris’te; Kürdistan Enformasyon Bürosunda buluşmuştu. Özgür yaşama düşman olanların amaçları tarihin 9. Ocak 2013 momentinde orada buluşan özgür yaşam ruhunu öldürmekti, lakin başaramayacaklar. İğrenç emellerini gerçekleşmeyecek, hevesleri kursaklarında kalacak. Kürtler, Kürdistani güçler, İnanç kurumları

müsaade etmeyecekler özgürlüğün ateşini söndürmeye, çiçeklerini soldurmaya. Sahipleneceklerdir, daha azimle daha kararlıca. Direnerek yaşayacak ve direnerek özgürlüğü gerçekleştireceklerdir

Demokratik Alevi Federasyonu [FEDA]

PAK; Elli bin ölüm yetmedi mi ?

Fransa’nın başkenti Paris’te, düzenlenen silahlı bir saldırı ile Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Söylemez hunharca katledilmişlerdir.  Barış ve diyalog söylemlerinin en çok dillendirildiği bir dönemde, demokrasinin doğduğu, Fransız Devrimine ev sahipliği yapan Paris’te, üç kadının katledilişi manidardır.

Şiddet ve kandan beslenen güçlerin karşısında bizim duruşumuz, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonrada hep insandan, barıştan, demokrasiden yana olacaktır.  Son otuz yılda elli bin ölüm yetmedi mi ? Kan ve şiddet üzerinden politika yapanların çözümsüzlük ürettikleri artık açıkça görülmedi mi ? Çağımız bilgi, acılarla yüzleşme, inançsal, kültürel, etnik hakların sağlanma devridir.

Fransız resmi makamları bir an önce olayın faillerini bulup, arkasındaki karanlık odakları yargı önüne çıkarmalıdır. Aksi taktirde karanlıkta kalan her siyasi cinayet yeni katliamların habercisi olacaktır.

Alevilerde Can en kutsal değerdir. Paris’te ki bu elim olay özelinde, insan canına yönelik her türlü saldırıyı kınarken, ailelere, arkadaşlarına başsağlığı ve sabır diliyoruz.

Devirler-i daim olsun.

Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu

Tarih: 11.01.2013

AABK; Paris’teki katliamı lanetliyoruz

Barış tek seçenek olmalı…

Fransa’nın Paris şehrinde faaliyet gösteren Kürt Enformasyon Bürosu’nda kimliği henüz belirsiz katiller tarafından canlarımızın katledilmesinin üzüntüsü içerisindeyiz. Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Söylemez’i katledenleri ve katliama neden olan tüm çevreleri lanetliyoruz.

Söz konusu suikastların Kürt sorununda barışa yaklaştığımız ve bölge halkının acılarının son bulacağına yönelik umutların yükseldiği bugünlerde gerçekleşmiş olması manidardır. Ayrıca şiddetten ve gözyaşından beslenen çevrelerin Türkiye’de sıklıkla sergiledikleri politik cinayetlerin Avrupa sıçramış olması, gelecek için gözden kaçırılmaması gereken önemli bir gelişmedir. Ortadoğu’da yakılan ateşin korlarının başta Avrupa olmak üzere dünyanın her yerine yayılması ile ilgili endişelerimizi birçok platformda dile getirmiştik. Emperyalist ülkelerin insanlığı hiçe sayan korkunç planlarını halklar üzerinde uygulamaya devam etmesi halinde acıların dinmesi mümkün olmayacaktır.

Eğer bu katliam, Fransız makamları tarafından aydınlatılamaz ise Fransa hükümeti başta olmak üzere tüm Avrupa töhmet altında kalacaktır. Avrupa’da faaliyet gösteren bir sivil toplum kuruluşu olarak bu cinayetlerin sorumluları yakalanıp, tüm karanlık bağlantıları deşifre edilinceye kadar davanın takipçisi olacağız. Ayrıca 12 Ocak 2013 tarihinde Paris’te yapılacak olan yürüyüşe tüm üye kurumlarımız ile birlikte katılacağız.

Başta bu katliamda hayatlarını kaybeden tüm canlarımızın aileleri ve yakınları olmak üzere, Kürt hareketine ve demokratik çevrelere başsağlığı dileriz…

AVRUPA ALEVİ BİRLİKLERİ KONFEDERASYONU

Köln, 11.01.2012

Kim bu Alevi Kürtler?

KADİR SARIKAYA

Erdal gezik alevi kürtlüğünü; dini farkliliklar, alevi-sünni sürtüşmesinin meydana getirdiği ayriliklar ve bölge halkinin kültürel yapisi üzerinden mülâhaza ediyor.

Bilhassa son on senede, Kürtlük, Alevi Kürtlüğü, Osmanlı’dan bu yana daima ayrı baş çekmesiyle maruf Dersim hakkında sayısı gitgide artan araştırmalar ortaya çıkmaya başladı. Bu araştırmaların kolektif özelliği birbirlerini genel çerçeve baz alındığında hep tekrarlıyor olmaları. Sebebiyse, Kürtlük ve Aleviliğin milliyetçi ve dini suistimallere kurban gitmeye meyilli olması. Erdal Gezik tüm bunların zıddına, Alevi Kürtlüğünü; dini farklılıklar, Alevi-Sünni sürtüşmesinin meydana getirdiği ayrılıklar, lisan yönüyle belirginleşen bölge halkının kültürel yapısı üzerinden mülâhaza ediyor. Alevi Kürtlüğü mütalâa edilirken,  hep gözden kaçırılan Dersim ve bölgedeki Seyitlerin tesirleriyle beraber, aşiretlerin baskın gücünü de ön plana çıkarıyor. Kürt Aleviliğinin bugünkü son şeklini almasındaki Şeyh Sait İsyanı ile birlikte 1937-38 senelerinde patlak veren Dersim faciasının da büyük rolünün unutulmaması gerektiğini vurguluyor. Alevi Kürtler kitabı, sathi bir biçimde sadece yazılı tarihi belgelerle değil, sözlü kaynakların aktarımıyla da emsallerinden ayrılıyor. Alışılagelmiş anlatımlardan ziyade, kitap, sorularıyla deşilmemiş olan dehlizlere sirayet ediyor.

İlk baskısı Kalan Yayınları’nca yapılan Alevi Kürtler bu defa İletişim Yayınları aracılığıyla yeniden sahnede. Üzerinde yürümenin mayınlı arazide gezintiye çıkmaktan farksız olduğu bir meselede Erdal Gezik, Dersim kökenli olmasının gayriihtiyarı vereceği ‘taraf olma’ hasletinden, Kürt olmayan herhangi biri kadar yararlanmış. Kitabı, Alevi Kürtler üzerine yapılan -ne yazık ki çok az- diğer çalışmalardan ayırt eden en temel husus da bu.

ALTERNATİF ALEVİ KÜRT TARİHİ

Ön Asya tarihinin konuşulmayan, belki -konuşulamayan- ve hakkında bugüne kadar pek de dişe dokunur araştırmaların yapılmadığı Kürt Alevilerinin varlığı bütün imkânlara rağmen hâlâ tam mânasıyla topluma sunulabilmiş değil. Bunun temel sebebiyse, kuşkusuz ‘Kürt’ ve ‘Alevi’ kelimelerinin henüz hazmedilememiş olmasında yatıyor. Bu hazımsızlığın husule gelmesindeki faktör, Hz.Ali’nin söylediği rivayet edilen ‘İnsan, bilmediğinin ve tanımadığının düşmanıdır’ sözündeki gizli öznedir. Hakkında sayısız şayianın kulaktan kulağa yayıldığı, ne var ki bu şayiaların hiçbirinin tam olarak doğru olanı yansıtamadığı göz önünde bulundurulduğunda, dedikodu zincirlemesiyle aktarılan tarihle, yaşanan tarih arasındaki azim fark belirginleşiyor. Erdal Gezik de, Kürt Alevilerinin gittikçe silikleşen geçmişine rötuşlu bir hamleyle karşılık veriyor. Kürt Alevileri mevzubahis edildiğinde en çok düşülen hatalardan biri, mezkur topluluğun tarihini Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuyla başlatıp zaman şeridinde daha da geriye gidilmesi gerektiğinin unutulmasıdır. Bu bağlamda, Kürt Alevilerinin tarihini ne yalnızca Cumhuriyetin bidayetinden ne de Osmanlı dönemindeki ilk nüvelerinden itibaren başlatabiliriz. Kürt Alevilerinin varlığı akıp giden zamanın içinde bir bütün olarak değerlendirildiğinde; Sünni bir anlayışa göre biçimlenmiş itikad çizgisine sahip olan topluluklarla aralarında yalnızca dini bir farklılık değil aynı zamanda harsi bir ayrışmanın da mevcut olduğu idrak edilecektir.

Aynı lambadan çıkan farklı ışık huzmelerinin bambaşka şualarla birleşerek ortaya çıkarttıkları; dini, harsi ve en mühimi etnik, çok kültürlü bir bina olan Alevilik, Türklerin kadim inancı olan Şamanizm ve doğal, stratejik ve politik sebeplerle etkileşim içinde kaldığı Hıristiyanlık gibi birbirinden taban tabana zıt iki ayrı inancın tohumlarını da içinde barındırdığından daima dikkat uyandırmıştır. Bu dikkat; ılıman, yıkıcı ve merak zübdeleriyle birbirleriyle yarış halinde oldu.

ALEVİ KÜRTLERİ HER ZÜMRE YARGILADI

Kürt Alevilerine ılıman bakanlar, genellikle Sünni İslâm’ın dışında kalan kesimdi. Yıkıcı olanlarsa, Aleviliği İslâm’ın dahlinde kabul etmeyen muarız bir kitleydi. Külliyen merak hasletiyle yaklaşanlarsa Kürt, Alevi, Türk, Sünni, hülasaten bu grupların hiçbirine dahli olmayan umumiyetle gayrimüslim taraftandı. Bu da, Alevi Kürt geçmişinin Ortadoğu sahasının kültürüne hiç de aşina olmayan yabancı cenahlarca anlatılmasına medar oldu. Bölgenin varlığına münhasır has dokusunu bilen bizim tarihçilerimiz ise; Kürt Aleviliğine, Dersim ve etrafındaki aşiretlerin Kürtlük ve Alevilik üzerindeki su götürmez tesirine, Ortodoks bir niteliğe sahip Sünni İslâm’la, Heterodoks bir anlayışla şekillenen Şia tabanlı Aleviliğe tarihi gerçeklikler veçhesiyle bakmaktan çok uzak davrandılar. Kendi itikadlarına, içtihadlarına, inançsızlıklarına, düşmanlıklarına, dostluklarına, menfaatlerine ve bütün bunlara bağlı tadad edilse bitmeyecek bambaşka sebeplere istinaden Alevi Kürtleri her zümre kendi sabit bakış açısıyla yargıladı. Bu yargılamalardan tahakkuk edense ne yazık ki bulanıklaştırılmış tarihten başka bir şey olmadı. Erdal Gezik ise tarih bilincinin bu esaslı problemlerinin üzerinde ince eleyip sık dokuyarak gezinmenin yolunu seçmiş. Bu, Alevi Kürtler kitabının kesin bir tarihi kaynak olarak kabul edilmesi anlamına tabii ki gelmez. Her ne olursa olsun, bölgede yaşayan sivillerin, Dersim faciasına birebir şahit olmuş yaşayan tarih anlatıcılarının beyanları kitaba ‘sözlü ve güvenilirliğinin ispat edilmesi olanaksız alternatif bir tarih’ havası veriyor. Evvelce ifade ettiğimiz gibi, bu da tarih yazımında her tarihçinin muhakkak gireceği bir tali yoldur ve arındırılmış, saf, içinde hiçbir parazit ihtiva etmeyen bitaraf tarihten söz edilmesi kabil değildir. Kitapta, Dersim Alevilerinin kendi kültür ve halklarına indirilen 1937-38 darbesinin ardından nasıl olup da bu ağır facianın sorumlularına kin duymak şöyle dursun, adeta -keen lem yekün- (yok hükmünde) kabul ettiklerine dair, herkesin malûmu olan bu cevaplandırılması elzem soru soruluyor.

Alevi Kürtler

Erdal Gezik

İletişim Yayınları

PSAKD; Kadın … Kızılbaş … Kürt “Üç K” katledildi …

BASINA ve KAMUOYUNA…
Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Söylemez’in katledilmesi Kürt Halkına, Alevi Toplumuna, inadına özgür bir yaşam mücadelesi veren kadına dönük bir katliamdır.
Yer Fransa…!!! Demokrasinin doğduğu, son iki yüzyılı etkileyen ve belirleyen devrimin yaşandığı ülke!.. Paris…!!! Avrupa kültürünün doğduğu, “İnsan derisine yazılan anayasanın” yapıldığı yer. Her anlamda bir dünya kenti!…
“Devrimin ve demokrasinin ülkesi” son birkaç yıldır örgütlü Kürt Halkına karşı açıkça bir siyasi tavır alıyor. Kendi yasaları çerçevesinde demokratik hak olan çalışmaları “Terörizm” bahanesi ile yasaklıyor! Kürt siyasetçileri tutukluyor, sınır dışı ediyor! Üç Kürt/Alevi kadını katleden faşist güçler Fransa Devleti’nin bu tavrından “Vazife çıkarmış” olmalıdır. Demokrasi için ödediği toplumsal ve insani bedelleri unutan Fransa aksi ispatlanana kadar bu katliamda “Sanık” konumundadır.
İmralı Ada’sında yapılan “Görüşmelerin” Kürt Sorununun çözümü ve toplumsal barış için “Umut verici” olduğu dönemde yapılan bu katliamın “Kim tarafından yapıldığı?” açıktır! Kürt Halkının siyasal mücadelesine karşı her türlü insanlık dışı oyunu yürüten uluslar arası güçler, Kürt Halkının demokrasi ve toplumsal barış mücadelesini yasaklayanlar, Kürt Halkını “Teröristlikle” suçlayanlar, Kürt kentlerinde ve çocuk cezaevlerinde tecavüzcülüğü meslek edinenler, katliam için “Bu bir iç hesaplaşmadır!” diyenler katilin ta kendisidir.
“Demokrasi merkezi” denilen bir ülkenin “Başkentinde” Kürt/Alevi kadınlar katledildi. Kürtler, Aleviler kendi ülkesinde yok sayıldı, hapse atıldı, işkence gördü, katledildi, soykırıma tabi tutuldu, sürgün edildi… Ekmek, aş, iş edinmek “Olabilirse” insanca bir yaşam sürebilmek için gittikleri “Uygarlık dünyası” Avrupa’da yine katliamdan kurtulamadılar.
Üç Kürt/Alevi kadının katledilmesine işkembeyi kübradan “İç hesaplaşma” senaryosu uyduranlar senaryolarına kendileri inanır mı bilinmez?! Ama Türkiye ve Dünya demokratik kamuoyunu “Yalancı şahit” yerine koymaktan utanmıyorlar!
Bu katliam Fransa’da, Paris’te “İşlenip bitmiş” bir katliam değildir. Katliamcıların son derece profesyonel ve organize çalıştıkları ortada! 22 Aralık 2012 tarihinde kimi “Kulağı deliklerin” İran’da katıldıkları bir toplantı üzerinden “İran İstihbarat Örgütünü” kaynak göstererek “Türkiye’nin bölünmesi için Kürt/Alevilere dönük toplu katliam yapılacak” sözü “Uçuk bir komplo teorisi” diye sıfatlandırılmıştı!!!
Suriye, İran, İsrail, Türkiye, ABD… Beşgeninde olup biten “Olaylar” düşünüldüğünde Alevilerin ve Kürtlerin karşı karşıya olduğu gerçek anlaşılacaktır. Fransa’da… Paris’te yapılan katliam; Türk/İslamcı ırkçıların ve bunların iş ortağı uluslar arası güçlerin, her dönem “Potansiyel tehlike” olarak gördükleri kadın, Kızılbaş, Kürt “Üç K’nın” katledilmesidir.
Kürt Halkının, Alevi toplumunun, özgür yaşam mücadelecisi kadınların başı sağ olsun…
(10 Ocak 2013)
Saygılarımla…
Kemal BÜLBÜL
PİR SULTAN ABDAL KÜLTÜR DERNEĞİ GENEL BAŞKANI

BDP’den Aleviler için teklif

Alevilerin, inançlarını yaşarken karşılaştıkları sorunların araştırılmasını istedi.

TBMM (AA) – BDP, Türkiye’deki Alevilerin, inançlarını ve kültürlerini yaşarken karşılaştıkları sorunların araştırılmasını istedi. 

BDP Mardin Milletvekili Erol Dora ve arkadaşlarının imzasıyla TBMM Başkanlığı’na sunulan önergenin gerekçesinde, Alevilerin yüzyıllardır Anadolu’da yaşayan bir halk olduğu, buna karşın yaşam hakkından din ve inanç özgürlüğüne kadar geniş bir alanda hak ihlalleri ile karşı karşıya kaldıkları ifade edildi. 

Alevilerin, ciddi bir yok sayılma ve temsil edilme sorunu yaşadıkları öne sürüldü. 

Önergede, ”Türkiye’deki Alevi vatandaşların kendi inançlarını ve kültürlerini yaşarken karşı karşıya kaldıkları sorunların araştırılması ve gündeme taşınması” amacıyla Meclis Araştırması açılması talep edildi