Ana Sayfa Blog Sayfa 6440

DAF; Alevi Bektaşi geleneklerine göre kaldırılmalıdır

Basına, kamuoyuna

 Neşet Ertaş’ın cenazesi

Alevi Bektaşi geleneklerine göre kaldırılmalıdır 

“Halkın sanatçısı olarak kalmak, benim için en büyük mutluluk” diyerek “devlet sanatçılığı” ünvanını geri çeviren halkın ozanı Neşet Ertaş bugun hakka yürümüştür. Kendisi Alevi-Bektaşi geleneğinden gelen ozanımızdır.

Hakka yürümesi ile birlikte cenazesini nasıl kadırılacağı konusu Alevi toplumuna nisbet yapar gibi tartışma konusu haline getirilerek toplumumuzu bir kez daha rencide etme girişimi gündeme gelmiştir.

Alevi cenazelerini kaçırıp hanifi usullerine göre defnedilmesi son günlerde devletin sıkca başvurduğu bir durum olmatadır. Bu konu son zamanalrda medyada da sıkça gündeme gelmiş sen son olarak da, Neşet Ertaş usta bu politikaya kurban edilmek istenmektedir.

İzmir’ de hakka yürüyen Neşet Ertaş vasiyeti gereği Kırşehir’ de babasının ”avucunun içine” Alevi inacı gereği defnedileceği beklenirken devlet yetkililerinin müdahalesi, baskısını üstünde hisseden Ertaş ailesininde karşı çıkamaması, cenazenin devlet töreni ile hanifi mezhebine göre cenazenin kaldırlmasının gündeme gelmesi, devlet sanatcılığını bile kabul etmemiş değerli ozanımza ve Alevi inacına yapılacak en büyük hakarettir.

Bu konuda diğer Alevi Kurum ve Kuruluşlarımızın takınmış olduğu tavrı anlamlı buluyor, destekliyoruz.

Demokratik Alevi Federasyonu

Yönetim Kurulu

 

25 09 2012

‘Neşet Ertaş Alevidir, Cemevinden yolcu edilmeli’

Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği, yaşamını yitiren halk ozanı Neşet Ertaş’ın Neşet Alevi anne-babadan doğup Alevi olarak yaşamını sürdürdüğüne dikkat çekerek, “Neşet Ertaş’ın yolculuğunun bir Cemevinden kendi inancına uygun bir şekilde yapılması gerekir” dedi.

Yazılı bir açıklama yapan Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği , “Büyük üstat Halk ozanı Neşet Alevi Anne-Babadan doğup Alevi olarak yaşamını sürdürmüştür” diye belirtti.

Açıklamada Ertaş’ın, “halkın arasında halk ile mihman olup resmi uygulamaları hazetmediği” belirtilerek şu hatırlatma yapıldı: “Devlet Sanatçılığı ünvanını; ‘Ben halkın sanatçısı olarak kalırsam benim için en büyük mutluluk bu. Şimdiye kadar devletten bir kuruş almadım, bir tek TBMM tarafından üstün hizmet ödülünü kabul ettim. Onu da bu kültüre hizmet eden ecdatlarımız adına aldım’ diyerek geri çevirmiştir.”

Büyük üstadın bügün “hakka yürüdüğünü” ifade eden dernek, “Halk ozanımız Neşet Ertaş’ın cenaze törenine ilişkin tartışmaların yaşandığını üzülerek görmekteyiz. Neşet Ertaş Alevidir. Alevi olarak yaşamıştır. Neşet Ertaş’ın yolculuğunun bir Cemevinden kendi inancına uygun bir şekilde yapılması gerekir” dedi.

Açıklamada, “Askerde öldürülen şehit olan Alevi canlarımızın cenazelerinin Cemevlerinden Camilere götürülmesi gibi saygısızca bir uygulama Neşet Ertaş için en başından yapılmaktadır. Alevileri yaşamları boyunca baskılarla zorla asimilasyonlara tabi tutan Devlet, aynı asimilasyonu öldükten sonrada devam ettiriyor. Dirimizede ölümüzede asimilasyon uygulanıyor. Büyük üstadımız, halk ozanımız Neşet Ertaş’ın yolu ışık, devri daim olsun” ifadeleri kullanıldı.

“Eşit Yuttaşlık Hakkı” için imza kampanyası…

Değerli Sanatçı, Yazar, Aydın Arkadaşımız

Bugün ne yazık ki sanatsal değerleri ve estetikleri törpülenmiş bir toplum içinde sanat yapmaya, yazmaya, çizmeye çalışıyoruz. Her türlü zorlama ve engellemelere rağmen her birimiz kendi alanlarımızda hedeflediğimiz çizgilerimizi korumaya çalışıyoruz; öteleniyoruz, yalnızlaşıyoruz. Ama her şeye rağmen sanatın gücünü unutmadan birleşmeli ve beraberce yan yana durmalıyız. Buna en çok bugün ihtiyacımız var.

O yüzden toplumsal duyarsızlığın had safhada olduğu bu dönmede Alevilerin aşağıdaki davetini önemsiyoruz…

“7 EKİM’DE ANKARA’DAYIZ…

NEDEN Mİ?

Bu Miting;
Demokrasi İçindir,
Laiklik içindir,
İnsan hakları içindir,
Eşit yurttaşlık hakkı içindir.
Sivil, demokratik, özgürlükçü bir anayasa içindir.

Bu Miting;
Ayrımcılığa son verilsin,
AHİM ve Danıştay kararları uygulansın, zorunlu din dersleri kaldırılsın,
Diyanet lağvedilsin,
Cem ve kültür evlerimiz yasal statüye kavuşsun,
Madımak Oteli müze olsun,
Alevi köylerine camii yapılmasın,
Asimilasyon politikaları son bulsun, diyedir.

Bu Miting;

Evler işaretlenmesin, tehdit şantaj olmasın,
Oruç tutan-tutmayan ötelenmesin,
İnanç ve inanç merkezlerine ’ucube’ denilmesin diyedir.

Bu Miting;
Özelleştirmeler, Sendikasızlaştırma, örgütsüzleştirme, Cinsiyetçi yaklaşımlar son bulsun,
Eşit iş’e, eşit ücret ödensin,
Seçim barajı kaldırılsın,
Dokunulmazlıklar kaldırılsın,
Barış gelsin, gözyaşı dinsin,

Annelerimiz artık ağlamasın,
Kürt sorunu demokratik, barışçıl yolla çözülsün,

Emperyalistler evine dönsün,
Yurt’ta barış, dünya’da barış olsun, diyedir.

Bu miting;
Eğitim, sağlık parasız olsun,
Şeriatçı yükseliş dursun,

Sanat ve sanatçı özgürleşsin
Kimse, dilinden, dininden, kökeninden dolayı sorgulanmasın, diyedir.

Bu miting senin içindir!

Sende katıl, güç ver, birlikte sesimizi yükseltelim.
Sen yoksan, bir eksiğiz.

Haydi Sıhhiye meydanına…

Alevi Bektaşi Federasyonu – Alevi Dernekler Federasyonu”

Biz, aşağıda imzaları bulunan sanatçılar, yazarlar, aydınlar bu daveti  önemsiyor ve 7 Ekim’de Ankara’da yapılacak olan “Eşit Yurttaşlık Hakkı” mitingini destekliyoruz:

–          Coğunluğun azınlığı ezme düşüncesine dayalı demokrasi anlayışının olmadığı bir Türkiye için,

–          Hiçbir inancın sorgulanmadığı herkesin özgürce  inançlarını yerine getirebildiği bir Türkiye için,

–          İktidarların işgal ettikleri koltukları intikam aracı olarak görmedikleri bir Türkiye için,

–          Onlarca kültürün içiçe geçtiği bir ülkedeki en önemli değerin önce insan sonra sanat olduğu gerçeğinin algılandığı ve tüm bu farklılıklar arasındaki empatinin bu şekilde kurulabileceği düşüncesinin hakim olduğu bir Türkiye için,

–          Siyasetçiler tarafından Solingen’e karşı gösterilen hassasiyetin Sivas, Çorum ve Maraş’a da gösterilebildiği bir Türkiye için,

–          Sünni Türklerin de içinde bulunduğu onlarca inanç ve milliyetin olduğu gerçeğinin algılandığı ve buna göre siyasetin şekillendiği bir Türkiye için,

–          Sanatın sadece eğlence aracı olarak algılanmadığı dolayısıyla  yas kabul edilen günlerde bu kapsamdaki etkinliklerin iptal edilmediği bir Türkiye için,

–          Hazreti Muhammed’e yapılan hakareti şiddetle kınyanların Karacaahmet’e karşı yapılmasına aynı hassasiyati gösterebildiği bir Türkiye için,

–          “Toplumun çoğunluğun eşcinsellerle aynı havayı solumak istememesi, onların tercihlerinin elinden alınmasına sebep olmamalı” fikrinin güçlü olabildiği bir Türkiye için,

–          Müziğin sadece fon amaçlı kullanılmadığı bir Türkiye için,

–          Sanatın ve sanatçının özgürleşebileceği bir Türkiye için,

–          Gençlerimizin eğitimi ve geleceği üzerinde oynanan oyunların bozulabileceği, kara bulutların dağıtılabileceği, 4+4+4’e karşı milliyonların ayağa kalkabileceği bir Türkiye için,

–          Kendi siyasi kaderini kendi tayin edebilecek, zincirlerini kırıp sömürge olmaya karşı duracak ve tarihsel jeopolitik önemini hatırlayacak bir Türkiye için,

–          Bizi biz yapan toplumsal değerlerimize kavuştuğumuz, kardeşlik ve dostluk duygularının toplumun her alınında yeşerebildiği bir Türkiye için,

–          Kadının başörtüsü, doğurganlığı, hamileliği üzerinden siyasetin yapılmadığı bir Türkiye için,

–          Diyanet işleri başkanlığının gereksiz olabileceği bir Türkiye için,

–          Nefret dilinin suç sayılacağı bir Türkiye için,

–          Hergün gencecik fidanların toprağa düşmediği bir Türkiye için,

–          Komşularımızla savaşın eşiğine gelmediğimiz, komşularımızla sıfır sorunlu bir Türkiye için,

–          Doğasının hırslara kurban verilmediği bir Türkiye için,

–          Yolsuzluğun, yoksulluğun, arsızlığın, hırsızlığın normal görülmediği bir Türkiye için,

–          İnancın seçim ve geçim aracı olarak kullanılmadığı bir Türkiye için,

–          Dersim, Maraş, Sivas, Başbağlar, Uludere gibi katliamların araştırldığı, sorgulandığı bir Türkiye için,

–          Adaletin herkese bir gün mutlaka lazım olabileceğinin algılandığı, adeletin özgür kaldığı bir Türkiye için,

–          Şiddetin yerine sevginin, düşmalığın yerine kardeşliğin konuşulduğu tüm sorunların bu kardeşlik dili ile dillendirilen bir Türkiye için,

–          Temel hak ve özgürlükleri güvence altına alan bir anayasası olabilecek bir Türkiye için,

–          Kürde yapılan haksızlığa Türkün, Türke yapılan haksızlığa Kürdün, Aleviye yapılan haksızlığa Sünninin, Sünniye yapılan haksızlığa Alevinin karşı çıkabileceği bir Türkiye için,

SİZ DE BU DAVETİ ÖNESEYİN, BU MİTİNGİ DESTEKLEYİN…

Bu vesile ile de sanatçı, aydın, yazar olarak yeni bir başlangıca adım atalım ve bundan sonra hep beraber olalım.
Ülkemiz ve ülkemiz insanın en küçük bir sorunu bile bundan sonra bizim ortak duyarlılık alanımız olsun…
Ancak sanatın ve düşüncenin gücü bizi hedeflediğimiz yarına götürebilir ve bu yüzden bu beraberliğe en çok bugünlerde ihtiyacımız var…
Sanatsal duyarlılığımız sevgimiz ve saygımızla…

(Desteğinizi şu linki tıklıyarak beyan etmenizi bekliyoruz)

http://imzakampanyam.com/esit-yurtdaslik-hakkini-destekliyoruz-imza-kampanyasi

AKD: ‘Alevi geleneklerine göre kaldırılmalıdır’

Yaşayan en büyük ozanlardan olan ve bugün Hak’ka yürüyen Neşet Ertaş’ın cenazesinin nereden kaldırılacağı sorun olacağa benziyor. Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Engin Gündük, “Neşet Ertaş’ın cenazesi Alevi Bektaşi geleneklerine göre kaldırılmalıdır” dedi.

İzmir’de yaşamını yitiren Neşet Ertaş, vasiyeti gereği Kırşehir’de babasının “avucunun içine” defnedilecek. Aile bu vasiyete uyarak Neşet Ertaş’ı Kırşehir’de toprağa verecek. Ancak Neşet Ertaş’ın cenaze töreninin devlet yetkilerinin araya girmesi üzerine  camiden kaldırılması gündeme geldi. Cenaze için bir araya gelen ailenin de bu konuda itiraz etmeyeceği konuşuluyor.

İzmir’de başsağlığı için Hastahane’ye giden Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı ve Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Engin Gündük’le görüşen  KIRMIZI HABER’e bir açıklama yapan Gündük, “Neşet Ertaş’ın cenazesi Alevi Bektaşi geleneklerine göre kaldırılmalıdır” dedi.

Gündük, “horlanan, aşağılana, iş verilmeyen Abdallar gerçeği ortadayken, konu topluma mal olmuş Neşet Ertaş olunca herkes sahipleniyor. Hak’ka yürüyen Neşet Ertaş’ın Alevi Bektaşilikle özdeşleşen Abdal kimliği biliniyor. 74 yıldır Alevi- Bektaşi kimliğiyle bilinen Neşet Ertaş, şimdi ölümünde zorla Sünnileştirilmek isteniyor. Anladığımız kadarıyla devlet cenaze törenini camide yapmaya hazırlanıyor. Tıpkı şehit olan Alevi askerlerin cenazelerinde olduğu gibi çifte standart devreye girmeye başlıyor. Bu cenazeye saygısızlıktır, inanca saygsızlıktır, Neşet Ertaş’a aygısızlıktır”dedi.

Abdallar: Biz Aleviyiz!

Abdallar Derneği Başkanı Ali Emeksiz de KIRMIZI HABER’e yaptığı açıklamada “Abdallar Alevidir. Büyük ozanımız Neşet Ertaş bizim toplumumuzun çok değerli ve sembol bir ismidir. Biz ozanımızın Alevi geleneklere göre dedelerimiz tarafından cenazesinin kaldırılmasını istiyoruz” dedi.

KIRMIZI HABER

Alevi aileyi korkutan not

Aydın’ın Didim İlçesi’nde Alevi ailelerin yaşadığı 3 katlı apartmandaki bir dairenin kapısına bırakılan ‘Sizi mahallemizde istemiyoruz’ yazılı not endişe yaratırken, polis araştırma başlattı.

Cumhuriyet Mahallesi, 1110 Sokak’ta Alevi ailelerin oturduğu üç katlı apartmanın birinci katındaki dairenin kapısına, geçen Cumartesi günü, ‘Pis Aleviler sizi mahallemizde istemiyoruz. Çocuklarımıza kötü örnek oluyorsunuz’ yazılı bir not bırakıldı. Notu görünce tedirgin olan Malatyalı aile ile apartmanın diğer sakinleri polise şikayetçi oldu. Polis, polis nottaki el yazısının kime ait olduğunun tesbiti ve notu bırakan kişinin yakalanması için çalışma başlattı.

Didim Alevi Bektaşi Kültür Merkezi ve Cem Evi Derneği Yönetim Kurulu üyesi Hasan Dikçe, olayı kınayıp, “Didim gibi farklı kültürlerin bir arada yaşadığı bir ilçede bu tür şeylerin yaşanmasından üzüntü duyuyoruz. İlçemizde geçen 5 Mayıs’ta da Alevi ailelerin yaşadığı iki evin kapısı boyayla işaretlenip, ‘Alevilere ölüm’ ve ‘Aleviler’i yakın’ yazılı tehdit içerekli mesajlar yazılmıştı. Bu olayında fail ve failleri henüz yakalanmadı. Bunu yapanların yanına kar kalması benzer olayların yaşanmasına neden oluyor. İlçemizdeki huzur ortamına gölge düşüren bu kişilerin bir an önce bulup, adalete teslim edilmesini istiyoruz” dedi.

Zülfikar; halk ozanını yitirdi


Her zaman halkın sanatçısı olmayı tercih eden
Büyük ozan Neşet Ertaşı kaybettik.

Babası Muharrem Ertaş’tan aldığı fezy ile kendisine has tarzıyla yüreğimizde taht kuran Neşet Ertaş, armızdan sessizce ayrıldı.

Biz onu sazındaki sözüyle, Süleyman Demirel’in Cumhurbaşkanı olduğu

dönemde kendisine verilen ”Devlet Santçısı” sıfatını ”Bana ayrımcılık geliyor ve halkın santcısı olarak kalmak, benim için en büyük mutluluk“ diyen gönlüyle hatırlayacağız.

UNESCO tarafından “yaşayan insan hazinesi” kabul edilen Ertaş geride miras bıraktığı birbirinden değerli eserlerle ve saygın sanatçı kişiliğiyle her zaman anılacaktır.

Ertaş ailesinin başı sağ olsun…

Toprağı bol, Hak ile Hak olsun…

 

ZÜLFİKAR GAZETESİ

25 Eylül 2012

 

 

Bozkırın Tezenesi Neşet Ertaş

Bülent AYDIN

22 Temmuz (2010) Perşembe akşamüzeri, arkadaşım Azime Acar arayıp, “Bu akşamNeşet Ertaş konserine bir davetiyem var, gelir misin?” dediğinde pek heyecanlandım. Bir saat sonra Harbiye Açıkhava Tiyatrosunun önündeydim. Azime’nin dostları Ayhan ve Ender Bölükbaşı ile birlikte girdik içeri.

“56 senedir sahnedeyim” dedi Neşet Usta başlarken. 56 kere maşallah! Orada binlerce kişi unutulmaz bir gece geçirdik. Size de anlatacağım.

“Bozkırın tezenesi” Neşet Ertaş’ı elbet bilirsiniz. Hiç kimsenin söylemediği sözlerden türküler yapıp, kimsenin söylemediği kadar güzel çalıp söyleyen bir Abdal ozan. Neşet Ertaş hapse düştüğünde Yaşar Kemal’in ona imzalayıp yolladığı İnce Memed kitabının ilk sayfasına yazmış “Bozkırın tezenesi” tabirini. Ama o, benim için önce sevgili arkadaşım Necip Polat’ın hemşerisidir.

Necip Polat’ı 1 Şubat 2006’da kaybettik. Kırşehir’in Çiçekdağı’ndandı. 12 Eylül dönemi kahramanlarındandı. Çok eziyet çekti içerde ve dışarıda. Dört yıl olmuş onu bozkırına ve kalbimize gömeli. Necip’in öyküsünün bir bölümünü vaktiyle yazmıştım. Hastaneye düşmeden hemen önce bana bir CD zarfı vermişti Necip. “Sana bir şey vereceğim benden hatıra. Eğer görüşemezsek ve beni özlersen dinlersin” demişti. Eve gelince zarfı açtım, bilgisayarda kaydedilmiş ve üzerinde “Neşet Ertaş – Çiçekdağı” yazılı bir CD çıktı içinden…

O akşam ustanın hak, adalet, insanlık, eşitlik, vicdan diye çınlayan türkülerini dinlerken şimdi burada olmayan Necip’i de düşündüm, kaybettiğimiz diğerlerini de. Keşke bu ülkeyi yönetenler yıllar boyu türkülere ve türkü söyleyenlere düşman olmasaydı da aradan 30 yıl geçtikten sonra, ipe çekilmiş gençlerin üzerinden “kimin acısı daha çok” diye abes tartışmalar yapmasaydık.

“Ayağınızın turabı olurum”

En öndeydi yerimiz. Birlikte geldiğimiz arkadaşlarla selamlaşma, bir kaç tanıdık simaya el sallama derken ozanı sahneye davet eden bir alkış koptu. Biz girdiğimizde çoğu boştu Açıkhava’nın. Hava çok sıcak ve parlak bir ay var. Birden fabrika vardiyası gibi doldu koca amfitiyatro.

Sağ elinde bağlaması, sol eli göğsünde selamda geldi Neşet Ertaş: “Merhaba hoşgeldiniz. Zahmet edip kim bilir nerelerden beni dinlemeye, türkülerimi söylemeye geldiniz. Ayağınızın turabı, gönlünüzün hizmetçisi olurum…”

Onunla birlikte ritm sazlarla eşlik edecek dört Abdal daha çıktı sahneye. Onlar konser boyu ustanın üç adım gerisinde oturup, oynak havalara eşlik ettiler. Kendi aralarında da eğlendiler bolca. Zaman zaman Usta başını yarım döndürüp fırça bile attı onlara.

Uzunca bir alkış ardından dokundu tellere Neşet Ertaş. Titizlikle akort etti telleri tekrar. Bunu arada iki kere daha yaptı. “Hava çok sıcak ya ondan, bir de vurursan böyle deli deli…” dedi.

“Dinle sana bir sözüm var, kimseleri hor görme kardaş” diye başladı ilk türküye. Ders gibi, tane tane söylüyor. “Gönül bilmeyen çoktur, bilmeyende gönül yoktur / bilmiş ol ki gönül haktır / sakın gönül koyma kardaş…”

Bağlamanın gümbürtüsü bizim yürek çarpıntımızla birlikte artıyor: “Haktır canların yapısı / kimsede yoktur tapusu / son duraktır kara toprak / gönül kırdıysan varma kardaş”…

İnsan olmanın erdemini söylüyor türkü, nakaratlara uymaya çalışıyoruz ama ilk çıktığında biraz yorgun gibi görünen usta, bağlamayı kucağına alınca dikeldi. Tellere vurmaya başlayınca aslan kesildi. Yetişmek mümkün değil: “İnsan doğup hayvan ölüp / cehenneme girme kardaş…”

“Allı turnam bizim ele varırsan…”

Alkışlara her defasında sol elle sağ göğsüne dokunup gönül selamıyla yanıt veriyor. Haykıranlar da var: “Sen büyüksün baba!”, “50 yıl önce sünnetimde köçeklik yapmıştın, işte yine buradayım baba!”… Kara yağız bir adam sesinin yettiği kadar bağırıyor “Affet beni ne olur usta!”. Usta gülümsüyor.

İlk bölümde sekiz türkü söyledi Neşet Ertaş, aradan sonra sekiz tane daha. Hepsi eşitlik, kardeşlik, başkasının hakkına saygı, barış, sevgi ve diğerkâmlık üzerineydi.

Sanki yaşadığımız zamanın acılarına merhemdi onun sözleri.

Daha ikinci bozlakta çınlıyordu Açıkhava’nın duvarlarında sesi. Sanki ülkede herkes duysun istiyordu: “Bir yaratmış hak tüm insanları / güneşi balçık karartır mı hiç / Allah sevmediğini yaratır mı hiç? / insan olan insanı ayırır mı hiç?…”

Oysa daha birkaç gün önce büyük gazetelerin büyük yazarları “Biz mecbur muyuz onlarla birlikte yaşamaya?” diye yazmıştı bu ülkenin öbür yarısı için. Keşke onlar da burada olup, dinleselerdi Neşet Ertaş’ın bozkırın bin yıllık acılarından süzüp getirdiği bu türküleri.

Şöyle bir soluklandı Neşet usta: “Alkış yapan elleriniz dert görmesin. Keskin’li Hacı Taşan benim dayım olur. Gelmişini geçmişini hatırlamayanın dünyası gördüğü kadar olur. Ben hepsini saygıyla anıyorum. Onlar bu ülkenin insanına değer kattılar… Bu söyleyeceğim onun eseridir”…

Tellere vurunca, çileli Anadolu halkının göç ve sürgün yollarının üzerinden geçen turnalar doldu sanki birden içeri. Öyle söylüyor ki ozan, turnaların telleri saçlarımıza değiyor sanki:

“Allı turnam bizim ele varırsan / şeker söyle kaymak söyle bal söyle / gülüm gülüm, kırıldı kolum / tutmuyor elim turnalar ey / eğer bizi sual eden olursa / boynu bükük benzi soluk yar söyle / ah gülüm gülüm yar gülüm gülüm / kız gülüm gülüm turnalar ey / allı turnam ne gezersin havada / arabam kırıldı kaldım burada / ne onmamış kul imişim dünyada / akşam olsun allı turnam dön geri…”

Birden neşelendi ortalık. Oynayanlar da var ama yüzlerimizdeki geniş gülümseme ondan değil. Sanki su serpiliyor bu akşam yorulmuş yüreklerimize: “Tatlı dile güler yüze / doyulur mu doyulur mu? / aşkınan bakışan göze / doyulur mu doyulur mu? / doyulur mu doyulur mu? / canana kıyılır mı? / canana kıyanlar / hakkın kulu sayılır mı?”

“‘Neşeli olan akıllı olmaz”

Öyle vurdu ki tellerine bağlamanın, evet Açıkhava’yı salladı ama yine akort bozuldu. Tellerin kulağını bükerken bir yandan da söyleniyor. “Kusura bakmayın, deli deli vurursan işte böyle olur. Akıllılar sazları yanyana dizip gürültüye getiriyor. Ben tek sazla yetişmeye çalışıyorum. Pek akıllı da sayılmam. Zaten neşeli olan akıllı olmaz!”…

Sözü aldı türküye bağladı işte: “Şu fani dünyaya geldim gidiyom / sıkı tut bir yarin elinden gönül / yarine yar isen daha ne diyon / anca yarin anlar halından gönül…”

Herkes sevgilisine şöyle bir sarılıyor. Ender, “Neşet Ertaş bence Türkünün Leonard Cohen’i” demekten alamıyor kendini.

Bozkırın ortasında…

“Biraz dinlenelim, bize az müsaade, siz de soluklanın” deyip kalktı sandalyesinden usta. Bu fırsat, biraz onu ve Abdalları anlatayım.

1938’de Kırşehir’in Kırtıllar köyünde doğan Neşet Ertaş, babası Muharrem Ertaş ve dayısı Hacı Taşan gibi, Abdal kültürüyle yetişmiş bir yöre sanatçısıdır. Taşıyıcısı olduğu bozlakların dili ve müziği özgündür. Neşet Ertaş’ın köyü, nüfusunun tamamı Abdallardan oluşan küçük bir aşiret köyüydü ve Abdallar olarak da adlandırılırdı. Muharrem Ertaş, Neşet Ertaş ve Hacı Taşan’ın sembol isimleri arasında olduğu Abdalların, asıl uğraş alanları ve geçim kaynakları müzisyenliktir. Abdal kültürü, günümüzde yok olmaya yüz tutmuş bir Anadolu kültürüdür. Alevi Bektaşi inanca sahiptirler. Bu kültürün yaşatıcıları olan Abdallar, dışlanmışlıkları ve yoksulluklarıyla öne çıkan bir toplumsal kesimdir. Geçenlerde Ankara’da Abdal kültürünün yaşatılması ve tanıtılması için ilk defa bir festival düzenlendi.

Neşet Ertaş da altı yedi yaşlarından itibaren, yöre düğünlerinin aranılan sanatçısı olan babası çalarken oynar ve “köçeklik” yapıp davetlileri eğlendirirdi. Zorlu çocukluk yılları ardından, çok sevilen türküleri ve büyük ustalık edindiği bağlamasıyla 1960’lı yıllardan itibaren geniş bir çevrede tanınan bir sanatçı oldu. Mayıs 2008’de Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından Çankaya Köşkü’nde ağırlandı. Çıkışta gazetecilere şöyle dedi: “Ben Reis-i Cumhurumuzdan şunu istedim, dünya üzerinde bir tek opera bizim bozlaklarımıza benziyor. Bizim de operamız, bizim bozlağımızı söylesin, Türkçe olsun, herkesin anlayacağı dilde olsun dedim. Bunu da kabul ettiler. Haberiniz olsun Senfoni orkestrasının içinde bundan sonra bozlak da çalınacak. Sözünü aldık…”

“Bana yardan geçti derler”

Konserin ikinci yarısına gömleğini değiştirip de çıktı usta. Sesi bildiğimiz ses ama sazın ses yayınında bir ayarsızlık oldu, önce onu bir güzel düzelttirdi. Sonra vurdu sağlam bir oyun havası. Ritmler coştu, haydi hep beraber oynuyoruz: “Kesik çayır biçilir mi? / soğuk sular içilir mi? / bana yardan geçti derler / seven yardan geçilir mi? / aman desinler desinler şeker yesinler / şu kız şu oğlana yanmış desinler…”

Ayhan, işaret ediyor. Eğilerek kulak veriyorum: “Goran Bregoviç’in kulakları çınlasın, işte bu da bizim Düğün ve Cenaze’miz” diyor.

Gerçekten öyle. Bu arada arkadaki Abdal kaşıkçının keyfine diyecek yok. Kaşıklarıyla birlikte omuzları da oynuyor.

“Dünyada silah kalmasın”

Çağlayanlar akıyordu. Birden dingin bir ırmak oldu. İşte bu türküde de insanımızın bilgeliği konuşuyor. Yükseklerden atıp tutanlar, nükleer santrallerden medet umanlar, halkın parasını silaha, bombaya yatıranlar duyar mı acaba, ağzına sağlık baba!:

“İsterim ki bu dünyada / hiç kimse cahil kalmasın / okusun ilmin kitabın / cahilden akıl almasın / kendi kendini yetenlere / ilim tahsil edenlere / ilme doğru gidenlere / cehalet mani olmasın / ilmedenler nurlaşıyor / ilmetmeyen körleşiyor / ilimle dünya birleşiyor / söyle ki neden olmasın / can yakmadan atom gücü / birleşsinler tüm bilinci / dilerim olsun sahici / dünyada silah kalmasın / dünya cennettir insana / eşit olsun sana bana / kıyılmasın hiçbir cana / anaları ağlamasın / bütün dünya Allah diyor / O’nun nimmetini yiyor / insan kisvetini giyiyor / ayrılık güden olmasın / kendini bilen bunu anlar / çünkü haktır bütün canlar / yardımlaşsın tüm insanlar / dünyada fakir kalmasın / bir Garib’im budur derdim / tüm dünyayı ben de gördüm / isterim ki benim yurdum / dünyadan geri kalmasın…”

Konserden twitter’e şöyle mesaj yazmış arkadaşım Mehmet Demir: “Neşet Ertaş türkülerini parti programı yapmak lazım!..”

“Sevgi insanın mayası”

“Sevgisiz insan olmaz / sevgi insanın mayası…”

Dedim ya bu gecenin bir gayesi var sanki usta için. Bize ve memlekete bir şeyler anlatmaya çalışıyor. ‘Bozkırın tezenesi’, bu gece Türkiye halklarının dileğini çalıp söylüyor.

“Seven insan kaşlarını eğer mi? / Zorla güzellik olmuyor canım”.

Arada seyirciler çok sevilen başka türküleri istiyor. O hiç kulak asmadan devam ediyor. Bu belki de son konserlerinden birisi. “56 senedir sahnedeyim yoruldum artık, belki artık son bir iki konser, bir iki TV programı ile misafir olurum size” dedi. Bir de tüm şarkı sözlerinin ve şiirlerinin bir dostu tarafından bir araya getirilip önümüzdeki günlerde kitap yapılacağını haber etti.

“Sadık bir dost bulup yaşa / onun dışındakiler boşa / elin aklıyla gezen başa / binbir türlü hal gelir…”

Belki daha çok diyeceği vardı bize Neşet Ertaş’ın. “Müessesenin bize verdiği süre dolmuş bulunuyor, kusura bakmayın” dedi giderken. Ayağa kalktı, sağ elinde iki saattir durmadan çaldığı bağlaması, sol elini önce yere sonra kalbine götürdü ve öptü. Başladığı gibi bitirdi usta: “Ayağınızın turabı, gönlünüzün hizmetçisi olurum…”

Yok, keşke biz hepimiz senin bu söylediklerinin takipçisi olsak be usta!

Sevgili Necip şimdi burada olsaydı, onu sırtıma alıp bu gece Neşet Ertaş’ı dinlemeye Açıkhava’ya götürseydim. Başka zaman dökemediği iki damla yaş akardı gözlerinden sanırım.

Bu gece anladım onun gözlerindeki ışığı kimlerden aldığını. Ve o ışığın bin yıldır nasıl da parıldadığını… (BA/HK)

Not: Bu yazı Neşet Usta için iki yıl önce konser sonrası kaleme alınmıştı.

Usta sanatçıyı kaybettik

Usta sanatçı Neşer Ertaş tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti.

Kırk yıldır ismi türkü ve bağlama ile özdeşleşmiş Neşet Ertaş‘ın yoksulluk, gurbet ve ayrılıklarla dolu hayat hikayesi 1938’de Kırtıllar Köyünde bağlar. Anası Keskin’in Hacelobası köyünden Döne, babası Yağmurlu Büyükoba’dan Muharrem Ertaş… Baba Ertaş, orta Anadolu Türkmen/Abdal Müziği geleneğinin bilinen en güçlü temsilcilerinden biri ve gelmiş geçmiş en büyük bozlak ustası.

“Yağmurlu Büyükoba, Hacelobası, Kırtıllar, İkibikli, Tezrek, Barak, Kırıksoku, Keskin, Kırıkkale, Yerköy ve Çiçekdağı… “

Buralar, asırlar öncesinin gezginci ozanlık geleneğini sürdürürcesine köy köy gezen Baba Ertaş’ın çocukluk ve ilk gençlik yılları, başta Kırşehir Ve Yozgat’a ait bu köyler olmak üzere çevre il ve ilçelerde babası ile düğünlerde çalarak geçer.

Hayatını anlattığı bir şiirinde şöyle der:

“Dizinde sızıydı anamın derdi
Tokacı saz yaptı elime verdi
Yeni bitirmiştim üç ile dördü
Baban gibi sazcı oldun dediler”

Derken bir gün elinde sazı, cebinde iki buçuk lirayla ver elini Ankara diyerek Kırşehir’den ayrılır. Ankara, İstanbul, kısa bir süre için tekrar Kırşehir ve nihayet hiç bitmeyecek bir gurbet hayatına başlamak üzere tekrar Ankara… Gazinolar, pavyonlar, eğlence yerleri, düğünler ve konserler… Ve turneler; Anadolu turneleri, Sarısözen’in tabiri ile “Kırşehirli mahalli sanatçısı” Neşet Ertaş, 1960’ların sonlarına doğru artık yurdun dört bir tarafında zevkle dinlenen ve herkesin sevdiği bir sanatçı olmuştur. O‘nun türküleri Orta Anadolu bozkırlarının bin yıllık hüznünü anlatır Lisan-1 hal ile. İşte bunun için, “türkü” denince O‘nun o gür, parlak ve bir o Kadar da içli ve duygulu sesiyle söylediği yürek burkan ezgiler gelir aklımıza. Bağlama denince de O’nun elinde adeta sihirli bir alet haline gelen bin yıllık sazımız akla gelir hemen. 1976 yılında geçirdi ani bir rahatsızlığın tedavisi için Almanya’ya gider ve iyileştikten sonra sanatçı olarak oturma izni alıp orada kalır. Yirmi üç yıldır  “Alaman gurbetinde”, ülkesine insanlarına duyduğu aşkla çalıp söylememektedir.

Bir sanatçıyı tanımanın en iyi yolu, hele de bu Neşet Ertaş gibi Türküler de hep kendini anlatan, kendi ruh ve gönül macerasını saza, söze döken bir usta ise, en güzeli sanatçının kendisini dinlemek. Neşet Ertaş, sazı türkü’ye; türkü’yü saza o kadar yakıştırır ve yakınlaştırır ki, dinleyenlere derin iç çekmek ya da göğüs geçirmek kalır.

Aleviler 7 Ekim’de Ankara buluşuyor!

Alevi Bektaşi Federasyonu ve Alevi Dernekleri Federasyonu 7 Ekim günü “Laik Demokratik Türkiye İçin Eşit Yurttaşlık Mitingi” yapıyor. ABF ve ADF bütün Alevileir ve duyarlı çevreleri mitinge davet etti…

Sürgü’de Alevi aile tahrik etmiş!

Savcı, Sürgü’de linç edilme girişimine maruz kalan Alevi aile üyelerine “tahrik”ten 14 yıla varan, davulcuya ise 10 yıla varan hapis istedi.

Temmuz ayında Malatya’nın Sürgü beldesinde Kürt, Alevi Evli ailesi ile ramazan davulcusu arasında kavgayla başlayıp linç girişimine kadar varan olaylarla ilgili iddianame hazırlandı.

Vatan gazetesinin haberine göre, Doğanşehir Cumhuriyet Savcısı Ahmet Aydın, Evli ailesinden iki kişinin “var olan veya varsayılan suç örgütlerinin korkutucu gücüyle” güruhu tahrik ettiği kanaatine vardı.

Savcı Aydın, davulcu Mustafa Evşi’nin “suç işlemeye tahrik, mala zarar verme, basit yaralama ve zincirleme hakaret” suçlarını, Alevi ailenin haksız tahriki altında işlediğini savundu. Bu yüzden Evşi’nin cezasından indirim yapılmasını istedi; ceza 4.5 ay ila 10 yıl arasında olacak.

Aile üyelerine 14 yıla varan hapis
Savcı Aydın, Servet Evli hakkında davulcu Evşi’ye vurduğu gerekçesiyle basit yaralama, davulcuya alenen hakaret ve tehdit, evin önündeki kalabalığa yönelik sözleri nedeniyle de “var olan veya varsayılan suç örgütlerinin korkutucu gücünden yararlanarak zincirleme tehditte bulunmak” suçlarından 3,5 yıldan 14 yıla kadar hapisle cezalandırılmasını istedi.

Leyla Evli’ye de “var olan veya varsayılan suç örgütlerinin korkutucu gücünden yararlanarak zincirleme tehditte bulunmak” suçundan 2.5 yıldan 8.5 yıla kadar hapis cezası verilmesini istedi.

Evin önündeki gruba da indirim
Evli ailesini linç etmek üzere evin önünde toplanan ve evi taşlayarak aileye hakaret eden kalabalıktaki 48 kişiye de mala zarar verme, basit yaralama ve hakaret suçlarından dava açan savcı, bu kalabalığın da Evli ailesinin tahriki sonucu bu suçu işlediğini ileri sürdü. Savcı Aydın bu yüzden 48 şüpheliye haksız tahrik indirimi yapılırak 3 aydan 6.5 yıla kadar hapis cezası verilmesini istedi.

NE OLMUŞTU?
Geçtiğimiz Temmuz ayında Malatya ‘nın Doğanşehir ilçesine bağlı Sürgü beldesinde yaşayan Evli ailesi fertleri oruç tutmadıkları halde evlerinin önünde ısrarla davul çalan Mustafa Evşi’yi burada davul çalmaması konusunda uyardı.

Beldede olay duyulunca 50 -60 kişilik grup, Kürt ve Alevi olan Evli Ailesi’nin evinin önünde toplandı ve tekbir getiren grup evi taşlamaya başladı. Evin yanındaki ahır ateşe verilirken, yaklaşık iki saat süren olaylar, güvenlik güçlerinin müdahalesi sonucu son buldu.

(bianet)