Ana Sayfa Blog Sayfa 6442

Yılanın yavrusu zehirsiz olmaz

Can KASAPOGLU

Alevilerin Ankara buluşması, Mazlumlar cephesine geçiş olsun’

Yılanın yavrusu zehirsiz olmaz

Bu söz Kürdistan’da sık sık söylenir..

Başbakan Erdoğan başta olmak üzere faşist, ırkçı, gerici Türk-İslam sentezli sistemin üç düzen partisi nedense son dönemlerde birbirlerine şiirlerle, deyişlerle vb saldırmaya başladılar..

Görende sanarki aşıklar atışıyor. Kongrelerinde, meclis oturumlarında vb toplantılarıda birbirlerini söylediklerine bakarsanız hepsi şair edasıyla manevi anlamı değerli olan sözlerle vurmaya çalışıyorlar.

Çok yakın döneme kadar mecliste veya dışında, başbakan, bakan yada milletvekillerinin birbirlerine küfürler savurduğu, hakaret ettiği veya çok küçük düşürdüğü biliniyor.

Ancak şimdilerde Nazım Hikmet başta olmak üzere Yunus Emre, Mevlana, Pir Sultan, Karacaoğlan, Aşık Veysel vb gelmiş-geçmişlerin ünlü-anlamlı sözleri ile Türk siyasetçilerin birbirlerini eleştirmesi ise yeni bir moda olsa gerek.

Başbakan ve AKP’nin Gürcü asıllı lideri Erdoğan: ‘Bizim yolumuz Sultan Alparslan’ın, Melik Şah’ın, Kılıçarslan’ın yoludur. Bizim yolumuz Osmangazi’nin, Fatih Sultan Mehmet’in, Sultan Süleyman’ın, Yavuz Sultan Selim’in ve merhum Necmettin Erbakan’ın yoludur.’ dedi. Peki bütün bu isimler, başta Kürtler ve Aleviler olmak üzere neyi çağrıştırıyor, neyi anlam ifade ediyor?

Bu isimlerin Alevilere ve Kürtlere yaşattığı, soykırım, katliam, sürgün, asimilasyon, inkar, imha politikasından başka hiç bir şeyi olmamıştır..

Dolayısıyla Erdoğan, yukarıda saydığı isimlerin torunu, takipçisi ve izinde olduğunu sık sık vurguluyor.

Yılanlar kusura bakmasınlar ama bu isimler Kürtler ve Aleviler için ‘birer yılan’dırlar..

O halde Erdoğan’da bir yılandır ve ‘Yılanın yavrusu da zehirlidir’ bu böyle biline..

Aynı şekilde örneğin CHP ve Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’da sık sık; ‘Bizim yolumuz Gazi Mustafa Kemal’in, merhum Adnan Menderes’in, merhum Turgut Özal’ın vb’ diyerek sözde AKP’den farklı olduğunu göstermeye çalışmıştır.

Ancak gerek Kürtler ve gerekse Aleviler konusunda CHP’nin ve onun politikalarının AKP’den hiçte farklı olmadığı görülmüştür. CHP’nin başta Ağrı-Zlan ve Koçgiri olmak üzere, Dersim Soykırımı, Maraş Katliamı, Çorum, Sivas-Madımak ve Gazi Katliamlarından tutalımda en son günümüzde çokça tartışılan ‘Oslo görüşmeleri vb konularda’ diğer soykırımcı, katliamcı ve asimilasyoncu partilerden ve onların yaklaşımından, siyasetinden ne farkı vardır?

CHP’nin ‘İzinde’ olduğunu veya hayran olduğu siyasetçilerin, başta Dersimliler ve Aleviler olmak üzere Kürtlere ve diğer halklara verdiği, yaşattığı farklı bir şey varmıdır?

Yoktur ve ‘İzinde’ olduğu, adını verdiği kişiler de birer ‘Yılan’dır.

O halde değişmeyen, dönüşmeyen ve kendini yenilemeyen ve şu an Türk ve Kürt halklarının yaşadığı genel sorunların kaynağı da olan ultra nasyonalist ve Kemalis CHP’de bu anlamıyla yılanın yavrusudur ve aynı söz (Yılanın yavrusu da zehirlidir) CHP siyaseti içinde geçerlidir.

Türk siyasetçilerin yukarıda örneklediğimiz, ünlülerin birbirlerine karşı sarfetmiş olduğu sözleri belki birgün birileri tarafından kitaplaştırır ve bazı kütüphanelerin ‘Mizah’ raflarında yerini alır..
Esas olarak bu yazının konusu ‘Aleviler ve güncel talepleri’ idi.

Fakat gerek Kürdistan’da ve gerekse Türkiye’de yaşananlar karşısında Alevilerin duruşu çok pasif kalmaya maalesef devam ediyor.

Sonuç almayan yöntemlere başvurarak ya süreci geçiştirmeye yada mevcut gidişattan menun olunmaya çalışılıyor gibi bir hava estiriliyor..

Oysa Kürdistanda yaşanan savaş, artarak süren askeri operasyonlar ve can kayıpları konusunda genel olarak Alevilerin sesi-soluğu çıkmıyor yine nedense.

Kürt halkı feryad etmeye, bu savaşın durdurulması için her türlü çabayı göstermeye devam ediyor.

Hatta yandaş ve apoletli basın, görsel veya yazılı anlamda her gün farklı ve kendilerince bu yaşanan savaşa karşın şu veya bu şekilde yayınlar, sözde tartışma programları yapıyor.

Örneğin ‘Tüm canlarımızı 7 Ekim’de Ankara’ya sel olup akmaya, can cana, cemal cemale olmaya bekliyoruz’ diyerek Aleviler Ankara’da buluşacaklar.

Elbette bu buluşmalar çok önemlididir.

Ankara, çıyanların, zehirli yılanların ve yavrularının yuvasıdır.

Alevilerin cellatlarının merkezidir Ankara..

Buradan Anadolu ve Kürdistan’a zehirli yavru yılanlarını salmaktadır Ankara..

Fakat yılanın zehirli yavrusu AKP-Cemaat eksenli ve Türk-İslam Faşizm ile yürütülen devlet sistemininTürkiye ve Kürdistan’da halklara ve inançlarına yaşattığı günlük şiddete karşı Alevilerin istemleri, talepleri ve bu taleplerini dillendirmeleri önemlidir.

Ancak bunun dili ve yöntemi daha farklı ve sonuç alıcı, güncel, aktüel olabilmelidir.

Örneğin, ‘Eşit yurttaşlık ve eşit haklar istiyoruz’ der iken önce bunun için ‘var olma’ mücadelesi vermelisin.

Görüldüğü kadarıyla Türk devlet sistemi sanki hala Alevileri ve Aleviliği yok sayıyor veya çok zorlandığında ‘hepimiz aynıyız’ diyerek geçiştiriyor.

Aleviler her şeyden evvel CHP’nin Alevilere şirin görünmek için ortaya attığı şu meşhur ‘Türkiye laiktir, laik kalacak’ gibi, içi boş slogandan bir an evvel kurtulmalıdırlar.

Aleviler Ankara’da Anadolu ve Kürdistan halkları ve inançlarının özgürlüğü için, akan kanın durması ve coğrafyamıza barışın, kardeşliğin, özgürlüğün gelmesi içi buluşmalı ve bu sloganlar etrafında kenetlenmelidirler.

Çünkü hem tarihsel olarak ve hemde güncel olarak zehirli yılanın Alevilere ve Kürtlere karşı zehiri akmaya devam etmektedir.

Ne Erdoğan’ın AKP’si Yazuz’dan ve siyasetinden farklıdır ve nede Kılıçdaroğlu’nun Dersim Soykırımı’nı sanığı, diyaneti kuran ve iktidarları döneminde yapılan Alevi katliamların partisi CHP’si farklıdır.

Hepside Aleviler için zehirlidir. Aleviler sanmasın ve kanmasınki bu soykırımcı yavrular(ı) farklıdır.

Devleti ve üzerinde yaşayan tüm halkları inançları ile birlikte teslim alan AKP faşizmi ve Cemaat güçlerini artık CHP’de geriletemeyektir.

Bu canavar sistemi yerle bir edecek mücadele ancak mazlum halkların ve inançların ortak bir cephede, ortak bir mücadelesiyle başarıya ulaşacaktır.
Bu cephe ve mücadele vardır.

Söz konusu olan, başta Aleviler olmak üzere mazlumların cephesinde zalime karşı verilen mücadelede bir an önce yerini almasıdır.

Ankara buluşması bunun bir başlangıcı olabilirmi, bunu hep birlikte göreceğiz..

Çünkü; ‘Yılanın yavrusu zehirsiz olmaz’

Sanatçılardan, aydınlardan, yazarlardan çağrı

Alevi Bektaşi Federasyonu ve Alevi Dernekleri Federasyonu’nun 7 Ekim 2012 tarihinde Ankara’da düzenleyecekleri “Eşit Yurttaşlık Hakkı” mitingi için sanatçıların, yazarların, aydınların başlattığı imza kampanyası devam ediyor. Çağrı metni ve imzalayanlar şöyle:

Biz aşağıda imzası olanlar, 7 Ekim’de Ankara’da yapılacak olan “Eşit Yurttaşlık Hakkı” mitingini destekliyoruz:

– Coğunluğun azınlığı ezme düşüncesine dayalı demokrasi anlayışının olmadığı bir Türkiye için, – Hiçbir inancın sorgulanmadığı herkesin özgürce inançlarını yerine getirebildiği bir Türkiye için, – İktidarların işgal ettikleri koltukları intikam aracı olarak görmedikleri bir Türkiye için, – Onlarca kültürün içiçe geçtiği bir ülkedeki en önemli değerin önce insan sonra sanat olduğu gerçeğinin algılandığı ve tüm bu farklılıklar arasındaki empatinin bu şekilde kurulabileceği düşüncesinin hakim olduğu bir Türkiye için, – Siyasetçiler tarafından Solingen’e karşı gösterilen hassasiyetinSivas, Çorum ve Maraş’a da gösterilebildiği bir Türkiye için, – Sünni Türklerin de içinde bulunduğu onlarca inanç ve milliyetin olduğu gerçeğinin algılandığı ve buna göre siyasetin şekillendiği bir Türkiye için, – Sanatın sadece eğlence aracı olarak algılanmadığı dolayısıyla yaskabuledilen günlerde bu kapsamdaki etkinliklerin iptal edilmediği bir Türkiye için, – Hazreti Muhammed’e yapılan hakareti şiddetle kınayanların Karacaahmet’e karşı yapılmasına aynı hassasiyati gösterebildiği bir Türkiye için, – “Toplumun çoğunluğun eşcinsellerle aynı havayı solumak istememesi, onların tercihlerinin elinden alınmasına sebep olmamalı” fikrinin güçlü olabildiği bir Türkiye için, – Müziğin sadece fon amaçlı kullanılmadığı bir Türkiye için, – Sanatın ve sanatçının özgürleşebileceği bir Türkiye için, – Gençlerimizin eğitimi ve geleceği üzerinde oynanan oyunların bozulabileceği, kara bulutların dağıtılabileceği, 4+4+4’e karşı milyonların ayağa kalkabileceği bir Türkiye için, – Kendi siyasi kaderini kendi tayin edebilecek, zincirlerini kırıp sömürge olmaya karşı duracak ve tarihsel jeopolitik önemini hatırlayacak bir Türkiye için, – Bizi biz yapan toplumsal değerlerimize kavuştuğumuz, kardeşlik ve dostluk duygularının toplumun her alanında yeşerebildiği bir Türkiye için, – Kadının başörtüsü, doğurganlığı, hamileliği üzerinden siyasetin yapılmadığı bir Türkiye için, – Diyanet işleri başkanlığının gereksiz olabileceği bir Türkiye için, – Nefret dilinin suç sayılacağı bir Türkiye için, – Hergün gencecik fidanların toprağa düşmediği bir Türkiye için, – Komşularımızla savaşın eşiğine gelmediğimiz, komşularımızla sıfır sorunlu bir Türkiye için,

– Doğasının hırslara kurban verilmediği bir Türkiye için, – Yolsuzluğun, yoksulluğun, arsızlığın, hırsızlığın normal görülmediği bir Türkiye için, – İnancın seçim ve geçim aracı olarak kullanılmadığı bir Türkiye için, – Dersim, Maraş,Sivas, Başbağlar, Uludere gibi katliamların araştırldığı, sorgulandığı bir Türkiye için, – Adaletin herkese bir gün mutlaka lazım olabileceğinin algılandığı, adeletin özgür kaldığı bir Türkiye için, – Şiddetin yerine sevginin, düşmanlığın yerine kardeşliğin konuşulduğu tüm sorunların bu kardeşlik dili ile dillendirilen bir Türkiye için, – Temel hak ve özgürlükleri güvence altına alan bir anayasası olabilecek bir Türkiye için, – Kürd’e yapılan haksızlığa Türk’ün, Türk’e yapılan haksızlığa Kürd’ün, Aleviye yapılan haksızlığa Sünni’nin, Sünni’ye yapılan haksızlığa Alevinin karşı çıkabileceği bir Türkiye için,

SİZ DE BU DAVETİ ÖNEMSEYİN, BU MİTİNGİ DESTEKLEYİN…

Bu vesile ile de sanatçı, aydın, yazar olarak yeni bir başlangıca adım atalım ve bundan sonra hep beraber olalım.

Ülkemiz ve ülkemiz insanın en küçük bir sorunu bile bundan sonra bizim ortak duyarlılık alanımız olsun…

Ancak sanatın ve düşüncenin gücü bizi hedeflediğimiz yarına götürebilir ve bu yüzden bu beraberliğe en çok bugünlerde ihtiyacımız var…

Sanatsal duyarlılığımız sevgimiz ve saygımızla…

Arif Sağ, Ali Haydar Avcı, Ali Çağan, Abdullah Nefes, Ahmet Nesin, Ali Murat İrat, Ali Erkazan, Bayram Atakul, Cahit Berkay, Cengiz Özkan, Cem Çelebi, Erdal Erzincan, Emre Saltuk, Erdoğan Aydın, Ercan İpekçi, Eşber Yağmurdereli, Ender Balkır, Esrari, Erol Kızılelma, Faik Bulut, Ferhat Tunç, Feryal Öney, Fikret Başkaya, Fikri Sağlar, Filiz Kılıç, Gani Pekşen, Gülcihan Koç, Gülay, Gül Atmaca, Halil Ergün, Hasan Harmancı, Hüseyin Turan, İlkay Akkaya, İhsan Güvercin, İhsan Öztürk, İsmail İlknur, İbrahim Bahadır, Kazım Gündoğan, Kutsal Evcimen, Mazlum Çimen, Mercan Erzincan, Metin Karataş, Menderes Samancılar, Mehmet Ekici, Muharrem Temiz, Mustafa Özarslan, Mesut Gülşen, Nebil Özgentürk, Necdet Saraç, Nilüfer Akbal, Nurettin Rençber, Nurettin Güleç, Nilüfer Sarıtaş, Özlem Taner, Ozan Şiar, Ozan Şahturna, Pınar Sağ, Recai Aksu, Selda Bağcan, Sema, Sadık Öztürk, Suavi, Sümer Ezgü, Tarık Akan, Tolga Sağ, Tuncel Kurtiz, Taner Akyol, Prof.Dr. Tahir Özgü, Taner Özdemir, Tayyar Erdem, Yaşar Kemal, Yashar Behnoud, Yaşar Seyman, Yavuz Bingöl, Yılmaz Çelik, Yolcu, Yücel Feyzioğlu, Yüksel Işık

AABF: “Kürt kimliği tanınsın!

Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF), YEK-KOM öncülüğünde başlatılan ve 15 Ekim’de Almanya Federal Meclis’te görüşülecek olan “Kürt Kimliği Tanınsın” kampanyasına destek verdiğini açıkladı. AABF, Kürtlerin taleplerinin tanınmasının Almanya’nın çoğulcu yapısı için önemli bir adım olacağına dikkat çekti.

Almanya’da 1-15 Eylül 2011 tarihleri arasında “Kürt kimliği tanınsın” kampanyasında toplanan 50 binden fazla imza Federal Meclis’in Dilekçe Komisyonu’na kabul edilmişti. Komisyon ise kampanyada Kürtlerin dile getirdiği talepler için 15 Ekim’de özel oturum yapılmasına karar vermişti. Kampanyaya öncülük eden Almanya Kürt Dernekleri Federasyonu (YEK-KOM)’un oturum için çalışmaları sürerken, Kürtlerin taleplerine destek veren kuruluşların sayısı da artıyor.

İlk başta 40 kuruluşun başlattığı kampanyaya destek veren farklı görüşlerden ve değişik sivil toplum kuruluşun sayısı 106′ya ulaşırken, son olarak Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) kampanyada Kürtlerin dile getirdiği taleplere destek verdiğini bildirdi. Almanya’da önde gelen Alevi kuruluşlarından AABF, YEK-KOM’a gönderdiği destek mektubunda kampanyanın önemine dikkat çekti.

AABF Genel Sekreteri Ali Doğan adına gönderilen mektupta “Almanya’da Kürt kimliği tanınsın’ adı altında başlattığınız kampanya Almanya’nın çoğulcu yapısı için de önemli bir adım ve size çalışmalarınızda başarılar diliyor, taleplerinize destek verdiğimizi belirtiyoruz” denildi.

15 Ekim’de mecliste yapılacak oturuma ise hükümet partileri CDU/CSU ve FDP’nin yanı sıra mecliste grubu bulunan SPD, Yeşiller ve Sol Partili milletvekillerin katılması bekleniyor. Meclisin televizyon kanalında canlı olarak yayınlanacak oturum, YEK-KOM temsilcisinin yapacağı açılış konuşmasıyla başlayacak. Oturumda Merkel’in başbakanlığındaki kabineden de 4 bakanın hazır olması bekleniyor.

Neşet Ertaş’ın Aleviliği

Ali KENANOĞLU 

Büyük Ozan Abdal geleneğinin gelmiş geçmiş en önemli temsilcisi Neşet Ertaş hakka yürüdü. Bedeni toprağa, canı devre (reenkarnasyon) yolcu edildi. Birçok kimse Neşet Ertaş’ın Aleviliğinden haberdar değildi, Ozanın naaşının nereden kaldırılacağı konuşulduğu ortamda bulunan  Kültür Dernekleri Başkanı Engin Güdük’ün. “…..74 yıl Alevi olarak yaşadı, Alevi olarak yolcu edilmelidir” çıkışı olmasaydı belki de bu tartışma hiç olmayacak ve birçok kimse büyük üstadın Alevi olduğunu bilmeyecekti.

Konu haber olup tartışılmaya başlanınca birçok kişi şaşkınlığını gizlemedi hatta “Hayır, olmaz, Alevi değildi” diyenler oldu. Büyük üstada “Aleviliği yakıştırmadılar” oysa bilmedikleri çok şey vardı. Bu çok şeylerin başında da Neşet Ertaş üstad ve onun gibi nice büyük ozanların beslendiği bir kaynak vardı, onları sanata, edebiyata, saza, söze yönelten Aleviliğin ta kendisiydi. Neşet Ertaş da babası Muharrem Ertaş gibi Alevi’ydi. Aleviliğe mensup “Abdallar” diye tanımlanan bir topluluğa aitti.

Neşet Baba, Aleviliğini öne çıkartan ve bu davayı güden birisi değildi. Çünkü o zaten “garip”di ve sırtında zaten taşımakta zorlandığı fazla sayıda yük vardı. Neşet Baba’nın bir de Alevilik gibi hayli sıkıntılı ve sorun yaratan bir yükü taşıması mümkün değildi. Bu nedenle de Neşet Baba Aleviliğini pek gündeme getirmezdi, ancak Aleviliğini inkar eden birisi de değildi. Neşet Baba’nın bu tavrını anlamak için Aleviliğin yükünü bilmek gerekir.

“Neşet Ertaş Alevidir ve cemevinden yolcu edilmelidir” dediğimizde çok tuhaf tepkilerle karşılaştık. Bize “Neşet Ertaş Alevi  değildir, ailesi karar verir, vasiyeti var mı, kendisi Alevilikten bahsetmezdi ki,  Alevi kurumları yaşarken sahip çıktılar mı, cemevinden yolcu edilsin diyerek ayrımcılık yapıyorsunuz, Neşet Ertaş’ın cenazesi üzerinden siyaset yapıyorsunuz” gibi akla ziyan tepkiler geldi.

Eyy akla ziyanlar ben de sizlere soruyorum;

1- Neşet Ertaş Alevi’dir ve yaşamı boyunca camide ibadet etmemiştir. Şimdi onu camiden yolcu ederek sevap mı işlediniz, kendi imanınızı mı kurtardınız yoksa Neşet Baba’yı imana(!) mı getirdiniz?

2- Kişilerin özel vasiyetleri yoksa yaşamları onların nasıl yolcu edileceğine işaret eder, aileler genel olarak baskı ve kaygılarla doğru karar veremiyorlar. Kişi Sünni çocukları ise Hristiyan ya da Alevi olmuşsa o zaman o kişiyi ailenin inisiyatifine mi bırakmak gerekir? Hele de halka mal olmuş kişileri.

3- Neşet Baba’dan cemevi için vasiyet var mı diyenler, Sünni bir kişi öldüğünce camiye götürmek için vasiyetini soruyor musunuz?

4- Neşet Baba Aleviliği ile bilinmezdi diyenler, her Alevi’nin illa  kimliğini her ortamda haykırması mı gerekir? Sürekli “Ben Alevi’yim” demesi mi gerekir? Sünniler böyle mi yapıyor?

5-  Alevi kurumları – Aleviler, Neşet Baba’ya sahip çıkmıştır – çıkmamıştır. Kaldı ki bu doğru da değildir. Sizin sahip çıkmaktan anladığınıza bağlı bir durumdur. Bu ayrı bir tartışmadır. Ne yani Aleviler sahip çıkmıyor diye camiye mi götürmek gerekir? Sünniler için de bunu yapıyor musunuz?

6- Neşet Baba cemevinden yolcu edilmelidir dediğimizde bize ayrımcılık yaptığımızı söyleyenler, vicdanlı olun! Alevi birisini camiye götürenler değil de biz mi ayrımcı oluyoruz? Biz hangi Sünniyi camiden alıp cemevine getirdik?

7- Siyaset yaptığımızı söyleyenler, cenaze törenini izlediyseniz siyasetin kimin yaptığını görmüşsünüzdür; reklam panosuna dönüştürülmüş tabutla ve siyasi konuşmalarla uğurlanmayı…

8- Aleviler de Müslüman’dır, o nedenle de ibadethaneleri camidir, cemevi diye bir ibadethane yoktur diyenlerin ise en yakın rehabilitasyon merkezine uğrayıp tedavi olmalarını tavsiye ederim.

DAF; Alevi Bektaşi geleneklerine göre kaldırılmalıdır

Basına, kamuoyuna

 Neşet Ertaş’ın cenazesi

Alevi Bektaşi geleneklerine göre kaldırılmalıdır 

“Halkın sanatçısı olarak kalmak, benim için en büyük mutluluk” diyerek “devlet sanatçılığı” ünvanını geri çeviren halkın ozanı Neşet Ertaş bugun hakka yürümüştür. Kendisi Alevi-Bektaşi geleneğinden gelen ozanımızdır.

Hakka yürümesi ile birlikte cenazesini nasıl kadırılacağı konusu Alevi toplumuna nisbet yapar gibi tartışma konusu haline getirilerek toplumumuzu bir kez daha rencide etme girişimi gündeme gelmiştir.

Alevi cenazelerini kaçırıp hanifi usullerine göre defnedilmesi son günlerde devletin sıkca başvurduğu bir durum olmatadır. Bu konu son zamanalrda medyada da sıkça gündeme gelmiş sen son olarak da, Neşet Ertaş usta bu politikaya kurban edilmek istenmektedir.

İzmir’ de hakka yürüyen Neşet Ertaş vasiyeti gereği Kırşehir’ de babasının ”avucunun içine” Alevi inacı gereği defnedileceği beklenirken devlet yetkililerinin müdahalesi, baskısını üstünde hisseden Ertaş ailesininde karşı çıkamaması, cenazenin devlet töreni ile hanifi mezhebine göre cenazenin kaldırlmasının gündeme gelmesi, devlet sanatcılığını bile kabul etmemiş değerli ozanımza ve Alevi inacına yapılacak en büyük hakarettir.

Bu konuda diğer Alevi Kurum ve Kuruluşlarımızın takınmış olduğu tavrı anlamlı buluyor, destekliyoruz.

Demokratik Alevi Federasyonu

Yönetim Kurulu

 

25 09 2012

‘Neşet Ertaş Alevidir, Cemevinden yolcu edilmeli’

Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği, yaşamını yitiren halk ozanı Neşet Ertaş’ın Neşet Alevi anne-babadan doğup Alevi olarak yaşamını sürdürdüğüne dikkat çekerek, “Neşet Ertaş’ın yolculuğunun bir Cemevinden kendi inancına uygun bir şekilde yapılması gerekir” dedi.

Yazılı bir açıklama yapan Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği , “Büyük üstat Halk ozanı Neşet Alevi Anne-Babadan doğup Alevi olarak yaşamını sürdürmüştür” diye belirtti.

Açıklamada Ertaş’ın, “halkın arasında halk ile mihman olup resmi uygulamaları hazetmediği” belirtilerek şu hatırlatma yapıldı: “Devlet Sanatçılığı ünvanını; ‘Ben halkın sanatçısı olarak kalırsam benim için en büyük mutluluk bu. Şimdiye kadar devletten bir kuruş almadım, bir tek TBMM tarafından üstün hizmet ödülünü kabul ettim. Onu da bu kültüre hizmet eden ecdatlarımız adına aldım’ diyerek geri çevirmiştir.”

Büyük üstadın bügün “hakka yürüdüğünü” ifade eden dernek, “Halk ozanımız Neşet Ertaş’ın cenaze törenine ilişkin tartışmaların yaşandığını üzülerek görmekteyiz. Neşet Ertaş Alevidir. Alevi olarak yaşamıştır. Neşet Ertaş’ın yolculuğunun bir Cemevinden kendi inancına uygun bir şekilde yapılması gerekir” dedi.

Açıklamada, “Askerde öldürülen şehit olan Alevi canlarımızın cenazelerinin Cemevlerinden Camilere götürülmesi gibi saygısızca bir uygulama Neşet Ertaş için en başından yapılmaktadır. Alevileri yaşamları boyunca baskılarla zorla asimilasyonlara tabi tutan Devlet, aynı asimilasyonu öldükten sonrada devam ettiriyor. Dirimizede ölümüzede asimilasyon uygulanıyor. Büyük üstadımız, halk ozanımız Neşet Ertaş’ın yolu ışık, devri daim olsun” ifadeleri kullanıldı.

“Eşit Yuttaşlık Hakkı” için imza kampanyası…

Değerli Sanatçı, Yazar, Aydın Arkadaşımız

Bugün ne yazık ki sanatsal değerleri ve estetikleri törpülenmiş bir toplum içinde sanat yapmaya, yazmaya, çizmeye çalışıyoruz. Her türlü zorlama ve engellemelere rağmen her birimiz kendi alanlarımızda hedeflediğimiz çizgilerimizi korumaya çalışıyoruz; öteleniyoruz, yalnızlaşıyoruz. Ama her şeye rağmen sanatın gücünü unutmadan birleşmeli ve beraberce yan yana durmalıyız. Buna en çok bugün ihtiyacımız var.

O yüzden toplumsal duyarsızlığın had safhada olduğu bu dönmede Alevilerin aşağıdaki davetini önemsiyoruz…

“7 EKİM’DE ANKARA’DAYIZ…

NEDEN Mİ?

Bu Miting;
Demokrasi İçindir,
Laiklik içindir,
İnsan hakları içindir,
Eşit yurttaşlık hakkı içindir.
Sivil, demokratik, özgürlükçü bir anayasa içindir.

Bu Miting;
Ayrımcılığa son verilsin,
AHİM ve Danıştay kararları uygulansın, zorunlu din dersleri kaldırılsın,
Diyanet lağvedilsin,
Cem ve kültür evlerimiz yasal statüye kavuşsun,
Madımak Oteli müze olsun,
Alevi köylerine camii yapılmasın,
Asimilasyon politikaları son bulsun, diyedir.

Bu Miting;

Evler işaretlenmesin, tehdit şantaj olmasın,
Oruç tutan-tutmayan ötelenmesin,
İnanç ve inanç merkezlerine ’ucube’ denilmesin diyedir.

Bu Miting;
Özelleştirmeler, Sendikasızlaştırma, örgütsüzleştirme, Cinsiyetçi yaklaşımlar son bulsun,
Eşit iş’e, eşit ücret ödensin,
Seçim barajı kaldırılsın,
Dokunulmazlıklar kaldırılsın,
Barış gelsin, gözyaşı dinsin,

Annelerimiz artık ağlamasın,
Kürt sorunu demokratik, barışçıl yolla çözülsün,

Emperyalistler evine dönsün,
Yurt’ta barış, dünya’da barış olsun, diyedir.

Bu miting;
Eğitim, sağlık parasız olsun,
Şeriatçı yükseliş dursun,

Sanat ve sanatçı özgürleşsin
Kimse, dilinden, dininden, kökeninden dolayı sorgulanmasın, diyedir.

Bu miting senin içindir!

Sende katıl, güç ver, birlikte sesimizi yükseltelim.
Sen yoksan, bir eksiğiz.

Haydi Sıhhiye meydanına…

Alevi Bektaşi Federasyonu – Alevi Dernekler Federasyonu”

Biz, aşağıda imzaları bulunan sanatçılar, yazarlar, aydınlar bu daveti  önemsiyor ve 7 Ekim’de Ankara’da yapılacak olan “Eşit Yurttaşlık Hakkı” mitingini destekliyoruz:

–          Coğunluğun azınlığı ezme düşüncesine dayalı demokrasi anlayışının olmadığı bir Türkiye için,

–          Hiçbir inancın sorgulanmadığı herkesin özgürce  inançlarını yerine getirebildiği bir Türkiye için,

–          İktidarların işgal ettikleri koltukları intikam aracı olarak görmedikleri bir Türkiye için,

–          Onlarca kültürün içiçe geçtiği bir ülkedeki en önemli değerin önce insan sonra sanat olduğu gerçeğinin algılandığı ve tüm bu farklılıklar arasındaki empatinin bu şekilde kurulabileceği düşüncesinin hakim olduğu bir Türkiye için,

–          Siyasetçiler tarafından Solingen’e karşı gösterilen hassasiyetin Sivas, Çorum ve Maraş’a da gösterilebildiği bir Türkiye için,

–          Sünni Türklerin de içinde bulunduğu onlarca inanç ve milliyetin olduğu gerçeğinin algılandığı ve buna göre siyasetin şekillendiği bir Türkiye için,

–          Sanatın sadece eğlence aracı olarak algılanmadığı dolayısıyla  yas kabul edilen günlerde bu kapsamdaki etkinliklerin iptal edilmediği bir Türkiye için,

–          Hazreti Muhammed’e yapılan hakareti şiddetle kınyanların Karacaahmet’e karşı yapılmasına aynı hassasiyati gösterebildiği bir Türkiye için,

–          “Toplumun çoğunluğun eşcinsellerle aynı havayı solumak istememesi, onların tercihlerinin elinden alınmasına sebep olmamalı” fikrinin güçlü olabildiği bir Türkiye için,

–          Müziğin sadece fon amaçlı kullanılmadığı bir Türkiye için,

–          Sanatın ve sanatçının özgürleşebileceği bir Türkiye için,

–          Gençlerimizin eğitimi ve geleceği üzerinde oynanan oyunların bozulabileceği, kara bulutların dağıtılabileceği, 4+4+4’e karşı milliyonların ayağa kalkabileceği bir Türkiye için,

–          Kendi siyasi kaderini kendi tayin edebilecek, zincirlerini kırıp sömürge olmaya karşı duracak ve tarihsel jeopolitik önemini hatırlayacak bir Türkiye için,

–          Bizi biz yapan toplumsal değerlerimize kavuştuğumuz, kardeşlik ve dostluk duygularının toplumun her alınında yeşerebildiği bir Türkiye için,

–          Kadının başörtüsü, doğurganlığı, hamileliği üzerinden siyasetin yapılmadığı bir Türkiye için,

–          Diyanet işleri başkanlığının gereksiz olabileceği bir Türkiye için,

–          Nefret dilinin suç sayılacağı bir Türkiye için,

–          Hergün gencecik fidanların toprağa düşmediği bir Türkiye için,

–          Komşularımızla savaşın eşiğine gelmediğimiz, komşularımızla sıfır sorunlu bir Türkiye için,

–          Doğasının hırslara kurban verilmediği bir Türkiye için,

–          Yolsuzluğun, yoksulluğun, arsızlığın, hırsızlığın normal görülmediği bir Türkiye için,

–          İnancın seçim ve geçim aracı olarak kullanılmadığı bir Türkiye için,

–          Dersim, Maraş, Sivas, Başbağlar, Uludere gibi katliamların araştırldığı, sorgulandığı bir Türkiye için,

–          Adaletin herkese bir gün mutlaka lazım olabileceğinin algılandığı, adeletin özgür kaldığı bir Türkiye için,

–          Şiddetin yerine sevginin, düşmalığın yerine kardeşliğin konuşulduğu tüm sorunların bu kardeşlik dili ile dillendirilen bir Türkiye için,

–          Temel hak ve özgürlükleri güvence altına alan bir anayasası olabilecek bir Türkiye için,

–          Kürde yapılan haksızlığa Türkün, Türke yapılan haksızlığa Kürdün, Aleviye yapılan haksızlığa Sünninin, Sünniye yapılan haksızlığa Alevinin karşı çıkabileceği bir Türkiye için,

SİZ DE BU DAVETİ ÖNESEYİN, BU MİTİNGİ DESTEKLEYİN…

Bu vesile ile de sanatçı, aydın, yazar olarak yeni bir başlangıca adım atalım ve bundan sonra hep beraber olalım.
Ülkemiz ve ülkemiz insanın en küçük bir sorunu bile bundan sonra bizim ortak duyarlılık alanımız olsun…
Ancak sanatın ve düşüncenin gücü bizi hedeflediğimiz yarına götürebilir ve bu yüzden bu beraberliğe en çok bugünlerde ihtiyacımız var…
Sanatsal duyarlılığımız sevgimiz ve saygımızla…

(Desteğinizi şu linki tıklıyarak beyan etmenizi bekliyoruz)

http://imzakampanyam.com/esit-yurtdaslik-hakkini-destekliyoruz-imza-kampanyasi

AKD: ‘Alevi geleneklerine göre kaldırılmalıdır’

Yaşayan en büyük ozanlardan olan ve bugün Hak’ka yürüyen Neşet Ertaş’ın cenazesinin nereden kaldırılacağı sorun olacağa benziyor. Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Engin Gündük, “Neşet Ertaş’ın cenazesi Alevi Bektaşi geleneklerine göre kaldırılmalıdır” dedi.

İzmir’de yaşamını yitiren Neşet Ertaş, vasiyeti gereği Kırşehir’de babasının “avucunun içine” defnedilecek. Aile bu vasiyete uyarak Neşet Ertaş’ı Kırşehir’de toprağa verecek. Ancak Neşet Ertaş’ın cenaze töreninin devlet yetkilerinin araya girmesi üzerine  camiden kaldırılması gündeme geldi. Cenaze için bir araya gelen ailenin de bu konuda itiraz etmeyeceği konuşuluyor.

İzmir’de başsağlığı için Hastahane’ye giden Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı ve Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Engin Gündük’le görüşen  KIRMIZI HABER’e bir açıklama yapan Gündük, “Neşet Ertaş’ın cenazesi Alevi Bektaşi geleneklerine göre kaldırılmalıdır” dedi.

Gündük, “horlanan, aşağılana, iş verilmeyen Abdallar gerçeği ortadayken, konu topluma mal olmuş Neşet Ertaş olunca herkes sahipleniyor. Hak’ka yürüyen Neşet Ertaş’ın Alevi Bektaşilikle özdeşleşen Abdal kimliği biliniyor. 74 yıldır Alevi- Bektaşi kimliğiyle bilinen Neşet Ertaş, şimdi ölümünde zorla Sünnileştirilmek isteniyor. Anladığımız kadarıyla devlet cenaze törenini camide yapmaya hazırlanıyor. Tıpkı şehit olan Alevi askerlerin cenazelerinde olduğu gibi çifte standart devreye girmeye başlıyor. Bu cenazeye saygısızlıktır, inanca saygsızlıktır, Neşet Ertaş’a aygısızlıktır”dedi.

Abdallar: Biz Aleviyiz!

Abdallar Derneği Başkanı Ali Emeksiz de KIRMIZI HABER’e yaptığı açıklamada “Abdallar Alevidir. Büyük ozanımız Neşet Ertaş bizim toplumumuzun çok değerli ve sembol bir ismidir. Biz ozanımızın Alevi geleneklere göre dedelerimiz tarafından cenazesinin kaldırılmasını istiyoruz” dedi.

KIRMIZI HABER

Alevi aileyi korkutan not

Aydın’ın Didim İlçesi’nde Alevi ailelerin yaşadığı 3 katlı apartmandaki bir dairenin kapısına bırakılan ‘Sizi mahallemizde istemiyoruz’ yazılı not endişe yaratırken, polis araştırma başlattı.

Cumhuriyet Mahallesi, 1110 Sokak’ta Alevi ailelerin oturduğu üç katlı apartmanın birinci katındaki dairenin kapısına, geçen Cumartesi günü, ‘Pis Aleviler sizi mahallemizde istemiyoruz. Çocuklarımıza kötü örnek oluyorsunuz’ yazılı bir not bırakıldı. Notu görünce tedirgin olan Malatyalı aile ile apartmanın diğer sakinleri polise şikayetçi oldu. Polis, polis nottaki el yazısının kime ait olduğunun tesbiti ve notu bırakan kişinin yakalanması için çalışma başlattı.

Didim Alevi Bektaşi Kültür Merkezi ve Cem Evi Derneği Yönetim Kurulu üyesi Hasan Dikçe, olayı kınayıp, “Didim gibi farklı kültürlerin bir arada yaşadığı bir ilçede bu tür şeylerin yaşanmasından üzüntü duyuyoruz. İlçemizde geçen 5 Mayıs’ta da Alevi ailelerin yaşadığı iki evin kapısı boyayla işaretlenip, ‘Alevilere ölüm’ ve ‘Aleviler’i yakın’ yazılı tehdit içerekli mesajlar yazılmıştı. Bu olayında fail ve failleri henüz yakalanmadı. Bunu yapanların yanına kar kalması benzer olayların yaşanmasına neden oluyor. İlçemizdeki huzur ortamına gölge düşüren bu kişilerin bir an önce bulup, adalete teslim edilmesini istiyoruz” dedi.

Zülfikar; halk ozanını yitirdi


Her zaman halkın sanatçısı olmayı tercih eden
Büyük ozan Neşet Ertaşı kaybettik.

Babası Muharrem Ertaş’tan aldığı fezy ile kendisine has tarzıyla yüreğimizde taht kuran Neşet Ertaş, armızdan sessizce ayrıldı.

Biz onu sazındaki sözüyle, Süleyman Demirel’in Cumhurbaşkanı olduğu

dönemde kendisine verilen ”Devlet Santçısı” sıfatını ”Bana ayrımcılık geliyor ve halkın santcısı olarak kalmak, benim için en büyük mutluluk“ diyen gönlüyle hatırlayacağız.

UNESCO tarafından “yaşayan insan hazinesi” kabul edilen Ertaş geride miras bıraktığı birbirinden değerli eserlerle ve saygın sanatçı kişiliğiyle her zaman anılacaktır.

Ertaş ailesinin başı sağ olsun…

Toprağı bol, Hak ile Hak olsun…

 

ZÜLFİKAR GAZETESİ

25 Eylül 2012