Ana Sayfa Blog Sayfa 6444

Kurnazca yok sayıyorlar

Yargıtay’ın cemevlerinin ibadethane sayılamayacağı yönündeki kararına Alevilerin tepkisi sürüyor. Cemevlerinin, Tekke ve Zaviyeler Kanunu gerekçe gösterilerek ibadethane olarak kabul görmemesinin siyasi bir karar olduğunu belirten Alevi kanaat önderleri,“Yargıtay’ın kararı Alevileri kurnazca yok saymadır. Alevilere dönük inkârcı saldırı konseptinin bir parçası. Yobazlar bu tavırdan kendilerine vazife çıkarabilir” dedi.

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Merkez Kurul üyesi Dr. Atilla Özdemir, Türkiye’de AKP iktidarının Alevilerin taleplerine, baskı, sindirme ve asimile etme konseptiyle cevap verdiğini ifade etti.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Alevileri kabul etmediğini, Diyanet’in görüşü ile Tekke ve Zaviyeler Kanunu’nun gerekçe gösterilmesinin gerçeklerle bağdaşmadığını anlatan Özdemir, “Bugün Türkiye’de dinci gericilik kendi faaliyetlerini tamamıyla yasal platformlara taşımak ve kanunları kendine göre dizayn etmek için Tekke ve Zeviyeler Kanunu’nu yıpratıyor. Kendi sorunlarının çözümüne engel olan bir şeyi Alevilerin karşısına çıkarıyorlar. Tekke ve Zaviyeler Kanunu ile bu meselenin hiçbir ilgisi yoktur” dedi.

Alevilerin laiklik uygulamalarına geçmişte olduğu gibi bugün de sahip çıkmaya devam edeceğini vurgulayan Özdemir “Bugün Tekke ve Zaviyeler Kanunu’nun kaldırılması Aleviler için hiçbir eşitlik sağlamaz” dedi.

Eski Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Ali Balkız da AKP iktidarının cemevlerini yok sayarken Diyanet’in görüşlerine itibar ettiğini anımsatarak “Alevilerin de ibadethanesinin cami ve mescit olduğunu işaret eden Diyanet, bizi camilere davet ediyor. Bu kurnazca bir yok saymadır. Tarihsel ve sosyolojik bir gerçek göz ardı ediliyor” dedi.

‘Hükümet istese yapar’

Tekke ve Zaviyeler Kanunu’nun cumhuriyetin kendini inşa etmesi aşamasında temel kanunlardan biri olduğuna dikkat çeken Balkız, “Bu kanuna karşın bugün Şahkulu ve Karacaahmet Dergâhları açık ve orayı Aleviler yönetiyor. Orada ibadet sürdürülebiliyor. Bu, diğer cemevlerimiz için de yapılabilir. Yani, Tekke ve Zaviyeler Kanunu’na ilişmeden de sorun çözülebilir. İstese hükümet bunu da yapar” diye konuştu.

Yasa uygulanırken ayrımcılık yapıldığını ifade eden Balkız özetle şunları söyledi: “Yargıtay, böyle bir karar alırsa ve TBMM, ‘Cemevi diye bir şey yok. Burada açılamaz’ der ise cahil ve yobaz insanlar bu tavırdan kendilerine vazife çıkarabilir. Güçlerinin yettiği yerlerde Alevilere yönelik taciz, katliam girişimlerinde bulunabilir. Bütün bunların fikri zeminini hazırlayan biri varsa o da Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’dır. Aleviler Yargıtay’ın kararını dikkate almıyor.”

Türkiye’de resmi rakamlara göre 538 imam hatip lisesi, 10 bin 914 Kuran kursu ve 82 bin 696 cami, 4 bin 549 türbe bulunmasına karşın 500 civarında cemevi bulunuyor.

4 Ağustos 2012

Alevi ve Kürtlere saldırılar protesto edildi

Malatya Sürgü’de ve İstanbul Ayazağa’da yaşanan saldırılara tepkiler sürüyor. Yapılan eylemlerde sorumluların cezalandırılması istendi.

Mamak’taki kitle örgütleri ve parti temsilcileri dün akşam saatlerinde Tuzluçayır Meydanı’nda bir araya geldiler. Ortak metni okuyan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Mamak Şube Başkanı Mustafa Demirtaş, “Emperyalizmin uşağı AKP Hükümeti ve Başkanı Suriye halkları üzerinde oynanan bölücü politikalarını ülkemize de yansıtarak, halkları birbirine kırdırıp ırkçı faşist ideolojisini yaşatmak ve dayatmak istiyor” dedi.

AKP’nin Alevi açılımı ile kendi Alevi’sini yaratmak, Alevileri asimile etmek istediğini kaydeden Demirtaş, “Devletin Alevi’si olmayacağız, inancımız üzerinden siyaset yapılmasına asla müsaade etmeyeceğiz” dedi. Aleviler olarak eşit yurttaşlık hakkı istediklerini belirten Demirtaş, cemevlerinin yasal statüye kavuşması, Madımak Oteli’nin utanç müzesi olması, zorunlu din dersleri ve Diyanet İşleri Başkanlığının kaldırılması taleplerini yineledi.

Kayseri’de Alevi Kültür Merkezi ve Hacı Bektaşi Veli Kültür ve Dayanışma Derneğinin çağrısıyla yapılan eylemde Sürgü’deki linç girişimi protesto edildi. 300 kişinin katıldığı eylem HDK bileşenleri ve CHP de destek verdi. Eylemde konuşan Avukat Sedat Ok yeni katliamlara izin vermeyeceklerini söyledi.

TUZLA’DA BİN KİŞİ YÜRÜDÜ

İstanbul Tuzla’da da HDK ve yöre derneklerinin çağrısıyla Yayla Mahallesinde bir araya gelen yaklaşık bin kişi “Malatya Sivas olmayacak” sloganlarıyla Tuzla sahiline kadar 4 kilometre yürüyerek saldırıyı protesto etti. Yol boyunca “Yürüyüşümüz Türklerin ve Kürtlerin tam hak eşitliği içinde halkların kardeşliğini yükseltme yürüyüşüdür. Yürüyüşümüz vicdan ve inanç özgürlüğünün sağlanması yürüyüşüdür. AKP’nin her türlü provokasyonunu boşa çıkarma yürüyüşüdür. Ülkemiz  halkları üzerinden egemenlerin çıkarları için oynan her türlü oyunu bu ülkenin halkları ve inançlarının birlikte hak eşitliği temelinde birlikte bozacağız Tuzla halkının bu oyunları bozmaya çağırıyoruz” türünden anonslara Tuzla halkı da alkışlarla destek verdi.

Tuzla iskele meydanında yapılan basın açıklamasını Tuzla Halkı adına Deniz Sümer yaptı. Sümer yaptığı açıklamada AKP iktidarının on yıllık siyasi geçmişinde ülke halklarını ileriye taşıyan herhangi bir kararın bulunmadığını belirterek, “Daha çok yakın zamanda Sivas’ın katillerini, Kemal Türkler’in katilini, 7 TİP’li gencin katillerini salıveren AKP iktidarı birkaç gün önce yaşadığımız Malatya saldırısına, Çorum’da yaşananlara ve Ayazağadaki Kürt işçilere yapılan saldırılara alan açmaktadır. Kardeşler AKP iktidarı katillerini birer birer salıvermektedir. Bunun siyasi karşılığı ise katillere, hırsızlara, çetelere, halk düşmanlarına özgürlük anlamı taşımaktadır. Malatya-Sürgü’deki Alevi kardeşlerimizin yalnız olmadığını, Ayazağa’daki Kürt emekçilerinin yanında olduğumuzu ülke genelinde yapılan örgütlü eylemliliklerle göstermiş bulunuyoruz. Bu eylemlerimiz bir uyarı niteliğindedir” dedi.

ESKİŞEHİR’DE ALEVİLERE BARİKAT

Geçtiğimiz günlerde yaşanan Malatya’daki saldırıyı Eskişehir Gültepe Mahallesi halkı protesto etti. Cemevi önünde bir araya gelen halk burada sık sık “Ne Alevi, Ne Sünni Yaşasın Halkların Kardeşliği”, “Sürgü Halkı, Yalnız Değildir”, “Faşizme Karşı, Omuz Omuza” sloganları attı. Cemevi önünden çarşı merkezine yürümek isteyen 500’ü aşkın kişi mahalle çıkışında engellendi. Uzun bir aradan sonra bu kadar kalabalık yapılan eylemi polis barikat kurarak engelledi. Yapılan engelleme buradaki kitle tarafından protesto edildi. Polisle halk arasında küçük çaplı bir arbede yaşanırken, birçok kişi “AKP vekilinin çocuğu karşısında sıraya geçilirken, bizim karşımızda niye böyle duruluyor?” diye tepki gösterdi. Burada yapılan konuşmalarda Malatya’da yapılan saldırı kınanırken, daha örgütlü olunması gerektiği belirtildi. Mahallede bulunan Cemevi Vakfı Başkanına da tepki gösterilirken, mahalleli “Artık kendi başkanımızı seçmeliyiz” dedi. Barikatın açılmaması üzerine burada bekleyen mahalleli polise tepki gösterdi. Bir süre sonra cemevi önüne tekrar giderek burada basın açıklamasını gerçekleştirdi. Basın açıklamasında Malatya’daki saldırının sorumlusunun AKP hükümeti olduğu belirtildi. (EVRENSEL)

Alevilere yönelik inanç soykırımı

Hüseyin ALİ

Malatya’da Alevi Kürtlere saldırılıyor; linç edilmek isteniyor. İstanbul, Bursa ve Muğla’da Kürt işçilere saldırılıyor; linç edilmek isteniyor. Alevilere ve Kürtlere saldırmak Türkiye’de bir alışkanlık olmuş. Hele hele hem Kürt hem de Alevi olursa zaten saldırmak farz olmuş. Maraş katliamındaki hunharlık bunun ifadesidir. Türkiye’deki şovenizm ve farklı kimliklere tahammül edilememesi bir devlet zihniyetidir; devlet zihniyetinin yansımasıdır. Devleti ele geçirmek isteyen ve devlet savunucusu olan partiler Türkiye toplumunda böyle bir gerici refleks ortaya çıkarmışlardır. AKP döneminde bu daha da gerici bir karakter almıştır. Milliyetçiliği siyasallaşmış dinle birleştirdin mi orada dünyanın en büyük gericiliği ve faşizmi ortaya çıkarılır. Tüm dünya örnekleri bunu kanıtlamaktadır.

AKP, Türk milliyetçiliğini kendi bünyesine alarak toplumsal gericiliği o kadar pervasız hale getirmiş ki, Türkiye’de Kürtler ve Alevilere saldırmak rutin hale gelmiştir. Bu rutinlik ise münferit olaylar denilerek normalleştirilmektedir. AKP sözcülerinin bu tür her olaydan sonra münferittir açıklamaları bu saldırıların kaynağını da, kimden cesaret aldığını da ortaya koymaktadır. AKP hükümeti daha da ileri giderek her olaydan sonra esas olarak mağdurları suçlayıp saldırıları meşrulaştırmakta, bu da bu tür olayların sıklaşarak sürmesini beraberinde getirmektedir.

Malatya Doğanşehir’in Sürgü beldesinde Alevi Kürtlere saldırının hangi söylemlerden sonra geldiğini hatırlayalım. Aleviliğin İslam’ın bir mezhebi olmadığını söyleyenlere yönelik suçlamaların arttığı ve Yargıtay’ın Cemevleri ibadet yeri değildir kararının verildiği günlerde bu saldırı gerçekleşmiştir. Devletin politikalarına boyun eğmeyen Alevilere karşı devlet yetkililerinin söylemleri bu saldırıları teşvik ve tahrik etmiştir. Alevilerin böylece terbiye edilmesi, devlete sığınıp devlet tezlerini kabul etmesi bu yolla sağlanmak istenmektedir.

Aleviler açıkça Cemevi’nden vazgeçirilip Cami’de ibadet yaptırılmaya zorlanmaktadır. Açıkça kendini inkar edeceksin, bize benzeşeceksin denilmektedir. Aslında bu, Müslüman insanları da töhmet altında bırakmaktır. Zorla bir inanç ve ibadet dayatmak ilk önce de bu dayatmayı yapan inancı rencide eder. Cami Müslümanlar, Kilise Hıristiyanlar, Havra Yahudiler, tapınak Budistler için kutsal yerdir. Her inanca sahip insanların bu ibadet yerlerine saygı göstermesi gerekir. Aynı düzeyde Alevilerin ibadet yeri olan Cemevlerine de saygı duyulması gerekir.
Aleviler hiçbir zaman Cami’de ibadet yapmamışlardır. Herhangi bir Alevi’nin evinde kendi ibadetlerini, ritüellerini gerçekleştirmişlerdir. Bunu kısa bir araştırma bile ortaya koyar. Alevilerin yoğunca yaşadığı Dersim’de hiçbir zaman Cami olmamıştır. Camiler daha sonra çeşitli zor yöntemleriyle yaptırılmıştır. Alevilerin Ali, Hüseyin, yani Ehlibeyt sevgisi onların ibadet yerinin Cami olduğu ve İslamiyet’in mezhebi olduğunu göstermez. İslam’ın ilk çıkışında belli bir etkilenme yaşamışlardır. İslam’dan kimi değerler almışlardır, ama hiçbir zaman İslam’ın bir mezhebi olmamışlardır. İslamiyet’le ilgili hiçbir belgede Alevi’liğin İslam’ın mezhebi olduğu biçiminde bir bilgi, belge ve değerlendirme bulunmaz.
Aleviler İslam’ın ilk çıkışında Hz. Ali ve Hüseyin’de somutlaştırdıkları hak, adalet ve eşitlik gibi değerleri almışlardır. Daha doğrusu kendi inançlarında var olan bu değerleri kendi değerleri gibi görmüşlerdir. Bu değerleri temsil edenler olarak gördükleri kişilikleri de inançlarının sembolü yapmışlardır. Ancak bu yönlü algı ve değerlendirmeleri Sünnilik ve Şiilik gibi olmamıştır. Eski inançları ve değerleriyle bir sentez yapmışlardır. Bu sentezde özsel olarak ağır basan yine eski değerlerdir. Zaten İslam’dan aldıkları da bu eski değerlerine uyan değerlerdir. Aleviler zaman zaman “biz İslam’ın özüyüz” derken kastettikleri bu değerlerdir. Özcesi İslam’ın çıkışındaki hak, adalet, eşitlik değerlerini ve bunları temsil ettiklerini düşündükleri insanları inançlarının parçası yapmışlardır. Buradan yola çıkarak Alevilik İslam’ın mezhebidir, onların da ibadet yeri şudur demek bir saptırmadır, olayı basitleştirmektir. Aleviliğin ne olduğunu anlamak için yüz yıl önceki, hatta elli yıl önceki Aleviliğin ne olduğunu bilmek yeter.

Aleviler namaz kılmaz, abdest almaz. Cami ise abdest alınarak namaz kılınma yeridir. Sadece cenazede benzer bir ritüel vardır. Ramazan orucu tutmazlar. Bazıları üç gün tutarlar. O da aslında mahalle baskısının ortaya çıkardığı bir durumdur. Hac’ca gitmezler. Tabii ki dayanışmaları çok güçlüdür, ama zekat vermezler. Sadece kendilerine göre bir kelime-i şahadet getirirler. Onu da Ehli Sünnet’in söylediğinden farklı dile getirirler. İmanın şartlarının da bir kısmına inanırlar bir kısmına inanmazlar. Hatta Kur’an’ın Hz. Osman tarafından yazıldığını söylerler. Bu nedenle Kur’an’a da Ehli Sünnet’in verdiği anlamı vermezler. Eskiden Aleviler evlerinde Kur’an bulundurmazlarmış. Şehirlere geldikten sonra biraz da kendilerini koruma güdüsüyle, yani amiyane deyimle mahalle baskısıyla kimi evlerde bulundurmaya başlamışlar. Özcesi Alevilik diyanetin düşündüğü gibi bir inanç değildir. Yine bazılarının kendilerine göre yorumladığı bir inanç değildir. Alevilik herhangi bir fetva ve içtihat makamının yorumlayıp budur diyebileceği bir inanç değildir. Hele hele Sünniliğin fetva makamlarının yorumlayacağı ve değerlendireceği bir din değildir. Zaten diyanet makamı devlet Sünniliğinin fetva makamı haline gelmiştir.

Toplum mühendisliği gibi inanç mühendisliği yapıp yeni bir Alevilik yapmak açıkça asimilasyon ve inanç soykırımıdır; kültürel soykırımdır.
Sünniler ve Şiiler Alevilere, Aleviler de Sünni ve Şiilere saygılı olmalıdır. Hiçbir inanç diğer bir inanca saygısızlık yapmamalı, rencide etmemelidir. Her inanç ve onun değerleri o inanca inanlar için kutsaldır. Her inancın kutsallarına karşı saygılı olmak tüm inançların ilkesi olmalıdır. Güzel olan, anlamlı olan, değerli olan budur. Bazı inanç sahipleri bazı inançların değerlerini, ritüellerini beğenmeyebilir, hatta eleştirebilirler. Bu bile belli bir saygı ve ölçü içinde olmalıdır. Aleviler bu topraklarda azınlıksa daha da duyarlı olmak gerekir. Hak, adalet, eşitlik duygularına sahip olanlar bırakalım Aleviler üzerinde baskı yapmayı, Alevi inancını kendine göre şekillendirmeyi, aksine pozitif ayrımcılık yapılarak Alevi inancının olduğu gibi, bildiği gibi yaşaması için destek sunulmalıdır. Ancak Türkiye’de bugün Alevilere yapılan bu değildir. Açıkça çok ağır bir saldırı vardır. Bu, aslında öldürmelerden beter bir saldırıdır. Asimilasyon ve inanç soykırımı saldırısıyla Aleviler başkalaşıma uğratılmak isteniyor. Toplu katliam ve soykırım yapılmak isteniyor. Şu anda Aleviler için en büyük tehlike budur.

Malatya’da yaşanan olayda en ağır bir durum ise hem saldırmak hem de göçe zorlamaktır. Birkaç aileyi göçe zorlamak aslında oradaki tüm Alevilerin iradesini kırmaya yönelik bir dayatmadır. Bu açıkça kalanlar üzerinde bir travma yaratıp onları sinik ve iradesiz hale getirmektedir. Bizzat hükümet bunu yapıyor. Saldırganlığı engelleyecek tutum takınacağına, saldırıyı yaratan zihniyet ve kültüre karşı mücadele edeceğine, çare ailenin göç ettirilmesinde görülüyor. Bu açıkça irade kırma biçimidir. Bu irade kırmanın bizzat devlet tarafından yapılmasıdır.

Zaten Kürtler, Alevi Kürtler topraklarından koparılıp metropollerde iradeleri kırılmış olarak eritilmektedirler. Zorla göç ettirmek bir irade kırma yöntemidir. Çaresizlik içinde bin yıllarda yaşadığı topraklardan koparılıp göç etmek zorunda bırakmak da bir irade kırmadır. Zaten büyük şehirlere giden Kürtlerin ve Alevilerin büyük çoğunluğunun özünden koparıldığı, hakim toplumsal kültür içinde eritildiği söylenmektedir.
Kürt işçilere yapılan saldırıların haddi hesabı yoktur. Neredeyse şamar oğlanı görülmektedirler. Bunlar da irade kırma yöntemleridir. Alevilere, Kürtlere “bizlere boyun eğmelisiniz, bizim içimizde erimelisiniz, yoksa sürekli böyle muamelelerle karşılaşırsınız” denilmektedir.

Türkiye’de Kürtlere ve Alevilere yönelik bu zihniyet değişmeden Türkiye’de demokrasiden ve özgürlükten söz edilemez. Türkiye’nin değişmesinin de, demokratikleşmesinin de turnusolu Kürtlere ve Alevilere yaklaşımdır. Şu anda da yaklaşım ortadadır. (Özgür Gündem)

Alevilik konusunu yanlış tartışıyoruz

Fehmi KORU

Malatya/Sürgü’de sahurda çalınan davula ters tepki veren Alevi aileyle ilgili haberlerin ‘münferit bir olay’ ile ilgili olduğuna mı inanıyorsunuz? Ekmek parasının tehdit altına düştüğünü gören bir davulcunun tepki veren ailenin ‘Alevi’ oluşunu kullanması mı? Onun tahriki üzerine olay mahalline gidenler de eş-dost dayanışması içindeler mi?

Emin misiniz?

Kusura bakmayın, ama ben öyle düşünmüyorum. Dikkatli olunmazsa ciddi sıkıntılar yaşatabilecek bir gelişmenin başlangıcı olabilir bu olay…

Alevilik bize özgü bir gerçeklik. Kendilerini daha geniş kitlelerin ‘İslâm’ anlayışıyla uyuşma halinde görmeyen insanlar Aleviler; genel hatlarıyla ‘İslâm’ halkası içine giren inanışları, farklı dini ritüelleri ve o ritüelleri yerine getirdikleri ibadet mekânları var. Evvelce çoğunluğu kırsal kesimde yaşıyordu Aleviler’in ve bu yüzden dikkat çekmiyorlardı; kentlerde yaşayanları da dikkat çekmemek için farklı görünmemeye çabalıyorlardı.

Göçler sebebiyle artık büyük kentlerde de varlar ve toplum içerisinde ‘Alevi’ kimlikleriyle yer almak arzusundalar.

Ne yapacağız? Görmezden gelip varlıklarını inkâr mı edeceğiz? Kendimize mi benzetmeye çalışacağız? Benzemek istemeyenlere ayrımcı muamelede mi bulunacağız?

Bunların hepsi yapıldı bugüne kadar ve her toplum mühendisliği projesinin âkıbeti o politikaların da başına geldi: Çalışmadı. Bundan sonra yapılacak olan, bugüne kadar denenmeyen türden bir politika geliştirmek olmalı.

Daha önce kendilerine karşı uygulanan toplum mühendisliği projelerine itiraz eden bir kesimin ön planda bulunduğu bir siyasi iktidar işbaşında ülkemizde ve bu sorunu çözmek de ona düşüyor. Yapılanı inkâr etmeyelim: Ak Parti Alevilik konusunun üzerine gitti, açılım aracılığıyla çözüm arayışına girdi. Ancak mâkul bir çözüm üretemedi.

Ele aldığınız ihmal edilmiş bir sorunu çözmeden bırakırsanız, süreç içerisinde uyandırdığınız umutlar ve heyecanlar aleyhinize çalışır. Sürgü’de meydana gelen üzerine ‘münferit’ etiketi yapıştırılmış olayın medyaya yansıyış biçimine bakarsanız, bu gerçeği görürsünüz. Fısıltıyla bile konuşulmayanlar artık bangıra bangıra ifade ediliyorsa bundandır.

Üzülelim mi? Hayır, tam tersine, sorunların üzerine rahatlıkla gidilen her toplum gibi sevinelim. Ancak sumen-altı etmek veya geçmişin işe yaramamış formüllerinden medet ummak yerine toplumu germe istidadı taşıyan bu hayati konuyu çözüme kavuşturma yolunda çaba gösterelim.

Çözüm yolunda adımlar atmazsak, sonunda nasıl olsa çözmemiz gerekecek bir konuda başkalarının kaşıması için yarayı açık tutmuş oluruz.

Aleviler neye niçin inanıyorlarsa inanıyorlar, Alevi-olmayanları bu neden ilgilendirsin ki? Dini ritüellerini nasıl ve nerede yerine getirdikleri de yalnızca kendilerini ilgilendirir. Çözüme ulaşınca teolojik tartışmalara daha kolay kulak verir insanlar; işin tarihi boyutu, Alevi anlayışıyla Sünni inancının ne zaman ve nasıl ayrışmaya başladığı türü konular daha rahat ele alınabilir.

Ülkenin bir dini gerçekliğinin ‘kimlik’ olarak kabulü neden bu denli güç, anlamakta zorlanıyorum.

‘Münferit olay’ kolaylıkla ‘münferit olaylara’ dönüşebilir. Bir başlangıç yapalım ve bu sorunu yaban eller devreye girmeden kendimiz çözelim.

İHD Malatya Şubesi Sürgü Raporu

İHD (İnsan Hakları Derneği) Malatya Şubesi tarafından Sürgü’de yaşanan linç girişimiyle ilgili bir rapor hazırlandı. Rapor, kamuoyunun bilgisine sunuldu. İşte o rapor:

“Malatya’nın Doğanşehir İlçesi’ne bağlı Sürgü beldesinde, Alevî yurttaşları dinî inançlarından dolayı hedef alan linç girişiyle ilgili, ilk kez 29 Temmuz 2012 Pazar günü mağdur aileden birisi tarafından, İHD Malatya Şubesi telefonla aranarak bilgilendirilmiştir.

Yapılan bilgilendirme üzerine şube yönetimimiz vakit kaybetmeksizin hemen ertesi gün yani Pazartesi günü saat 11:00’de mağdur aileyle görüşmek üzere Sürgü beldesine hareket etmiş ve bir saat sonra saat 12.00’de Malatya ili, Doğanşehir ilçesi, Sürgü beldesi, Bağlarbaşı Mahallesi, 16. Sokak, 15 numaralı evdeki aileyle buluşmuştur. Aile adına olayı anlatan aile büyüğü Hasan Evli ve aile gençleri ile buluşularak kendileri dinlenmiştir.

Aile büyüğü Hasan Evli; 26 Temmuz 2012 Cuma günü saat 1:30 sıralarında Ramazan dolayısıyla mahalle davulcusu Mustafa Evşi adlı şahıs tarafından davulla birlikte evlerinin duvar ve pencerelerine halay ve mani sesleri eşliğinde tokmakla vurulduğunu, bu arada pencerelerinin kırılma sesiyle uyandıklarını söyleyerek dışarı çıktığını, davulcuya bunu yapmaması gerektiğini rahatsız edilmemelerini, inanç olarak Alevî olduklarını dolayısıyla yapılan davranışın hakaret ve aşağılama olduğunu söylemiştir. Yaşanan bu tartışma üzerine söz konusu davulcuyla birlikte orada bulunan farklı şahıslar tarafından tehdit edildiklerini; mahalleyi, dolayısıyla kasabayı hemen terk etmeleri gerektiğini; başlarına gelecekleri düşünmelerini, aksi durumda bir gece sonra çok daha kalabalık bir şekilde halay ve manilerle geri geleceklerini söylemişlerdir. Bu arada haber alan jandarmanın olay yerine geldiğini; jandarma, kalabalığı dağıttıktan sonra kendisine evlerine kapanmasını ve çocuklarına sahip çıkmasını; herhangi bir kışkırtmaya gelmemesini tembih edip ayrılmıştır.

27 Temmuz gecesi söz konusu davulcunun 50’yi aşkın kalabalık bir grupla tekrar rahatsız edici bir biçimde, davul çalarak taciz ve hakarete bulunduklarını, dinî değerlerine karşı geldiğimizi söyleyerek, kalabalığı kendilerine karşı kışkırtmaya çalışarak bağırıp çağırdıklarını söyleyen Hasan Evli ikinci geceyi de korku ve dehşet içinde geçirdiklerini söylemiştir.

Mağdur aile adına Hasan Evli; 28 Temmuz 2012 gecesi saat 01:30 civarında 500’ü aşkın kalabalık bir gruun tekrar tekbir ve slogan sesleriyle evlerine yöneldiklerini, sıklıkla Alevîliği tahrik edecek şekilde küfür ve hakaret ettiklerini, “Sürgü Kürtlere mezar olacak”, “Sürgü Alevîlere mezar olacak” sloganlarıyla evine saldırdıklarını; pencere ve duvarlarını taş yağmuruna tutuklarını; ateşli silahlarla ateş açtıklarını, jandarmanın araya girerek kalabalığı durdurmak üzere havaya ateş açtığını; kalabalığın jandarma müdahalesi üzerine evlerine yönelmekten vazgeçmek durumunda kaldığını; ancak jandarma tarafından kışkırtıcıların hakkında şu ana kadar bir işlemin yapılıp yapılmadığı konusunda bilgi edinmediklerini ifade etmiştir. Ayrıca iddia edildiği gibi, davulcuyla tartıştıklarını; ancak kendisiyle kavga etmediklerini, herhangi bir darp ve şiddete başvurmadıklarını özelikle beyan etmişlerdir.

Hasan Evli, olayın dördüncü, yani 29 Temmuz 2012 gününü de  korku ve endişeyle geçirdiklerini; belde merkezinde yeniden toplanan kalabalığın kendilerine yeniden saldıracağı endişesini yaşadıklarını; kalabalığın  beldeyi terk etmemeleri durumunda kendilerini Madımak’ta olduğu gibi yakacaklarına dair, gerek Sünnî gerek Alevî şahıslarla  mesaj gönderdiklerini; ancak belde belediye başkanı ve diğer yetkililerin araya girmesi üzerine kalabalığın yeniden harekete geçmesinin engellendiği bilgisinin kendilerine ulaştığını beyan etmiştir. Ayrıca bu kalabalık grubun tehditleriyle ilgili mesajlarının, görevli jandarma birimleri tarafından da kendilerine iletildiğini, dolayısıyla jandarmanın, ailenin can güvenliğini sağlamakta endişe duyduğunu; ortam sakinleşinceye kadar kendilerinin beldeyi terk etmelerinin daha doğru olacağını önerdiklerini; fakat bu öneriyi benimsemediklerini söylemiştir.

Ayrıca olayın dördüncü günüyle ilgili belde belediye başkanı da kendilerinin can güvenliğiyle ilgili kaygılandığını; kalabalık grubu engellemekte zorlandığını; dolayısıyla elinden bir şey gelmeyeceğini bildirmiştir. Bu arada farklı siyasî partilerden (AKP, CHP, BDP) milletvekillerinin kendilerini ziyaret ettiğini bu ziyaret esnasında kendileri için devletten can güvenliklerinin sağlanmasını talep ettiklerini; kendilerine yönelik kışkırtmaların devam ettiğini; ancak ciddi bir müdahalenin yapılmadığını ayrıca beyan etmiştir. İHD Malatya Şubemiz yönetim kurulu tarafından dinlenen evin gençleri Servet ve Hüseyin Evli’nin de benzer şeyleri söyledikleri görülmüştür. Yapılan bu görüşme ardından saldırıya uğrayan evin duvar ve pencereleri tarafımızdan incelenmiş, camlarının tamamının kırıldığı, duvarlarda taş izleri bulunduğu tarafımızdan müşahede edilmiştir.

Mağdur aileyi ziyaret ettiğimizde, evin jandarma tarafından korunmakta olduğunu; bunun üzerine olayla ilgili jandarmanın bilgisinin de önemli olduğunu düşünerek kendilerine başvurduğumuzda görevli astsubaylardan biri, olayı başından beri takip ettiklerini; münferit bir tartışma ve kavga gibi başlayan olayın kısa sürede bu şekilde büyümesi ve boyutlaması karşısında şaşırdıklarını; aileye yönelik gelişen saldırı karşısında zaman zaman zorlandıkları ve üzüldüklerini; olayın büyümesinde kışkırtıcı mahiyete hareket edenlerin olduğunu ifade etti.

Beldenin belediye başkanı Faruk Taşdemir’in bilgisine başvurduğumuzda Taşdemir, jandarma tarafından verilen bilgilere benzer bilgileri verdi. Kendisinin kasabada bulunan 90’ı aşkın Alevî aileyle çok iyi geçindiklerini; seçimlerde mağdur aile başta olmak üzere Alevî ailelerin tamamına yakınının kendisini desteklediğini; olayın bu şekilde boyutlanması karşısında beldesi adına üzüldüğünü; mağdur aileye saldırmak üzere toplanan kalabalığın dağıtılması ve ikna edilmesinde çaba sarf ettiğini; bu olayın büyümemesi ve belde huzurunun sağlanması için diğer kamu kurumlarıyla eşgüdüm içinde çalışacağını; olayın büyümesi ve bir linçe dönüşmesinde kışkırtıcı unsurların varlığına kendisinin de tanık olduğunu ifade etti.

En son olayın meydana gelmesinde önemli role sahip olduğu iddia edilen davulcu Mustafa Evşi adlı şahsın evini ziyaret ederek kendisinin olayla ilgili bilgisine başvurduk. Şahıs, görevini yapmaya çalışırken (sokakta davul çalarken) daha önce ailenin kendisini uyardığını; ancak diğer mahalle sakinleri için çalmak zorunda olduğunu; kendilerine iyi geceler dileyerek oradan uzaklaştığını; 4 gece sonra aynı yerde tekrar gece saatinde davul çalarken evin önünde durduğunu; aile tarafından tehdit edildiğini; taşlandığını; mahalle sakinlerinin araya girerek kendilerini ayırdığını söylemesi üzerine kendisinde bir darp izinin olup olmadığını ya da kendisine yönelik geliştiğini iddia ettiği şiddet üzerine karakola şikayette bulunup bulunmadığını sorduğumuzda; üzerinde bir darp izinin bulunmadığını; bir gece sonra şikayet etmek üzere karakola başvuruda bulunduğunu ifade etmiştir. Kendisine olayın bu biçimde toplumsallaşması için neler yaptığını sorduğumuzda, olay esnasında mağdur evin gençlerinden birisinin “davulumuzun ve ezanımızın” susturulması ile ilgili bir şeyler söylediğini hassasiyetin bunun üzerine geliştiğini, belde halkının bu nedenle galeyana gelmekte haklı olduğunu söyledi.

Olayla ilgili İHD Malatya Şubesi olarak yaptığımız değerlendirme, görüşlerine başvurduğumuz kişi ve kurumların anlatımlarıyla oluşan kanaatimiz, ülkemizin genel siyasî atmosferi, milliyetçi muhafazakâr duyguların yükseltilmesi sonucu farklı kimlik, inanç ve değerlere karşı gelişen tahammülsüzlüğün bir sonucu olarak ortaya çıktığını; aynı aileyle yönelik daha önceden de benzer olaylar yaşandığını; söz konusu aile üzerinden belli grupların kışkırtıcı rol üslendikleri; olay esnasında çekilen video kayıtlarının incelenmesi halinde şahısların tespit edilebileceğini; bu tespitimizin görüştüğümüz kişi ve kurumların anlatımlarından da anlaşıldığını; farklı inanç ve kimlikleri içinde barındıran Malatya’da buna benzer olayların daha önce de yaşandığını; önlem alınmaması durumunda benzer ya da daha ağır sonuçlar doğurabilecek potansiyel olaylara gebe olduğunu belirtmekte fayda olduğunu düşünüyoruz. “

Malatya’ da ‘Davulcu’ tutuklandı

Malatya’nın Sürgü beldesinde Alevi ailenin evinin taşlanmasına neden olan olayın taraflarından Ramazan davulcusu Mustafa Evşi tutuklandı.

Alevi ailenin evinin taşlanmasının üzerinden 1 hafta geçtikten sonra saldırılarla ilgili gözaltılar yapıldı. Doğanşehir Cumhuriyet Savcılığının talimatıyla 24 kişi gözaltına alınırken, bunların 23 ‘ü serbest bırakıldı.

Davulcusu Mustafa Evşi ise savcılık tarafından sevk edildiği nöbetçi mahkemece tutuklandı.

Sürgü Beldesi’nde davulcu tartışmasında büyüyen olaylar sonrası alevi ailenin evi taşlanmış camları kırılmış, samanlığı ateşe verilmişti. Aile iki gün boyunca evde mahsur kalmıştı.

Davulcu: ‘Halk içinde ‘Aleviler ezanı susturacak, camiyi kaldıracak’ şeklinde konuşmalar olunca kitle yürüdü’ demişti. 2 Ağustos 2012

 

Alevi Aileye Saldırı “Mala Zarar Verme” Olarak Görüldü!

Malatya’nın Doğanşehir ilçesi Sürgü beldesinde davulcuyla tartıştıkları için linç edilmek istenen Evli ailesinin avukatları saldırganlar için linç yerine “mala zarar verme” suçundan soruşturma açıldığını açıkladı. Avukatlar, “Burada mal olarak kabul edilen Evli ailesinin fertleri midir?” diyerek olaya sert tepki gösterdi. Evli ailesinin avukatları Ali Hamamcı ile Cansu Yıldırım, yaşananlarla ilgili Malatya Gazeteciler Cemiyeti’nde basın toplantısı düzenledi. Avukat Ali Hamamcı, 26-27 Temmuz gecesi başlayan olaylarda 29-30 Temmuz gecesi Evli ailesini linç edilmek istendiğini anımsatarak, Alevi ve Kürt olan Evli ailesine yönelik linç girişiminin son bir yıldır Adıyaman, Hatay ve ülkemizin değişik yerlerinde Alevilere ait evlerin kapılarının işaretlenmesi ve tehdit mektupları gönderilmesi olaylarının devam olduğunu söyledi.

Avukat Yıldırım da saldırganların hâlâ yakalanamadığını vurgulayarak saldırganlar için sadece “mala zarar verme” suçundan soruşturma açılmasını eleştirdi. Yıldırım, “Sürgü kasabasında meydana gelen olay insanlığa karşı suçtur. Soruşturma TCK’nin 77. maddesinde tarif edilen insanlığa karşı suç olarak yerine ‘mala zarar verme’ suçu olarak kabul edilmiştir. Merak ederek sormak istiyorum. Burada mal olarak kabul edilen Evli ailesinin fertleri midir? Bu kabul etmek ve bu soruşturmadan sonuç beklemek mümkül değildir” dedi.

Tek delil yok! Olaydan 3 gün sonra yani 30 Temmuz’da soruşturma açıldığına dikkat çeken Yıldırım, “Olaya ilişkin olay yeri tespit tutağı 30 Temmuz tarihlidir. Dosyada Evli ailesini tümüyle yakmak eylemine ilişkin tek bir delil yoktur. Soruşturma dosyasına baktığımızda olaya ilişkin tek bir görüntü kaydının olmadığı görülmektedir” dedi.

Devletin aileye sahip çıkması ve psikolojik destek sağlaması gerektiğini ifade eden Yıldırım, “Aile toplu olarak öldürülme korkusu yaşamaktadır. Çok acilen psikolojik desteğe ihtiyacı vardır. Ailenin göç etmesi bu katliam ve soykırım hareketinin faillerinin kazanması olacaktır. Aile işinden ve gücünden olmuştur. Bu sebeple oluşan maddi ve manevi zararlarının derhal karşılanması gerekir” diye konuştu. (Selahattin Gökatalay – cumhuriyet) 2 Ağustos 2012

ABF 30 Eylül’de Ankara’da miting yapıyor!

Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Selahattin Özel, Yargıtay’ın cemevi kararına ilişkin, ”Yargıtay’ın Çankaya Cemevi Yaptırma Derneği hakkında vermiş olduğu karar ”DİB Fetvasının” bir sonucudur” dedi.

Özel, Alevi sivil toplum kuruluşu temsilcileriyle Mülkiyeliler Birliği’nde düzenlediği basın toplantısında, Yargıtay 7. Dairesi’nin, cemevlerine ilişkin verdiği ”cami ve mescit dışında bir yerin ibadethane olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı” kararını eleştirdi.

…Alevi inancının Türkiye’nin toplumsal bir gerçeği olduğunu belirten Özel, ”Diyanet İşleri Başkanlığı’nın fetvalarını bize dayatan TBMM Başkanı, egemenliği kayıtsız şartsız Diyanet İşleri Başkanlığı’na vermiştir. Yargının eşitlik terazisinde denge bozulmuş gözü inkardan yana bir adaletsizlik anlayışı hakim olmuştur. Yargıtay’ın Çankaya Cemevi Yaptırma Derneği hakkında vermiş olduğu karar ”DİB Fetvasının” bir sonucudur” diye konuştu. Malatya’nın Sürgü beldesinde Alevi ailenin saldırıya uğradığı iddilarına da değinen Özel, olayı yeni bir katliam girişimi olarak değerlendirdi. Özel, saldırganlar hakkında yasal bir işlem yapılmadığını, provokatörlerin elini kolunu sallayarak dolaştığını öne sürdü.

Haklarını almak için sokaklara ve meydanlara çıkacaklarını belirten Özel, 2012-2013 öğretim yılı başlangıcında okullarda ve Milli Eğitim Müdürlükleri önünde ”Laik, demokratik, bilimsel eğitim” için eylem yapacaklarını ve 30 Eylül 2012 Pazar günü Türkiye genelinden Ankara’ya yürüyerek Sıhhiye Meydanı’nda miting yapacaklarını kaydetti.

Akit, Alevileri hedef göstermeye devam ediyor

Yeni Akit gazetesi dünkü haberinde, Malatya/Doğanşehir’e bağlı Sürgü beldesindeki Alevilere yönelik saldırıların sorumlusu olarak Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Eğitim ve Örgütlenme Sekreteri Kemal Bülbül’ü gösterdi.

Haberine “Malatya’nın Aziz Nesin’i” başlığı atan Yeni Akit, Kemal Bülbül’ün saldırganlara yönelik tepkisinin olayların çıkmasına neden olduğunu savundu.

Yeni Akit, Bülbül’ü hedef gösteren haberinin hemen ardından Malatya’daki saldırıları başlatan Davulcu Mustafa Evşi’nin mağdur olduğunu yazdı. Evşi’nin ‘Dövüldüm, darp edildim, raporum var’ sözlerini ise başlığına taşındı.

SÜRGÜ’DE YAŞANANLAR YENİ KONSEPTİN PRATİĞİ

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Başkanı, Kemal Bülbül’ün Yeni Akit tarafından hedef gösterilmesinin hemen ardından yazılı açıklama yaptı. Yeni Akit’in kendine durumdan vazife çıkardığını belirten Bülbül, Yeni Akit gazetesinin sistematik bir şekilde, memlekette başka konu kalmamışçasına, varını yoğunu katliam sanıklarını aklamaya, katledilen Alevileri ve dostlarını suçlu göstermeye çalıştığını söyledi. Bülbül, tüm bu yaşananların Alevilere yönelik devletin yeni bir konsept uygulanmaya başladığının pratiği olduğunu vurguladı. Yeni konseptin kurum yöneticilerine ve Alevilere hedef göstermekte sakınca görmeyecek kadar pervasız ve insanlıktan yoksun olduğunu söyleyen Bülbül, “Bu vesile ile bir kez daha hatırlatırız ki gerici katillerin savunucularının tarihi yeni baştan yazma hedefleri beyhude bir çabadır ve gerçeklerle zerre kadar ilişkisinin olması ihtimali yoktur” dedi. (EVRENSEL)

Sürgü ve Şemdinli arasındaki diyalektik

Aysel TUĞLUK / DTK Eşbaşkanı ve Wan Bağımsız Milletvekili

Malatya’nın Doğanşehir ilçesi, Sürgü beldesi, Bağlarbaşı Mahallesi’nde davulcu ile Alevi-Kürt bir aile arasında yaşanan tartışma, ırkçı bir katliam girişimine dönüştü. Asılsız iddialar yayılarak eli taşlı ve sopalı onlarca kişinin ailenin evi etrafında toplanıp canına kastetmesi, olayların açıkça organize olduğunu gösteriyor. Biz bu katliamcı saldırganlığı Maraş’tan, Çorum’dan, Sivas’tan biliyoruz! Yüzlerce yıldır, ta Selçuklu’dan, Osmanlı’dan bu yana dağ köylerine hapsedilen, içe kapanmaya zorlanan Alevi toplumuna, büyük askeri seferlerle toplu katliamlara-vahşetlere maruz bırakılan Alevilere, bu kez Malatya Sürgü’de yine katliam uygulanmak istenmiştir! Bu olay açıkça bir katliam girişimidir!
Olay hükümet sözcülerinin söylediği gibi öyle basit ve büyütülmemesi gereken bir olay değildir. Aksine son derece önemsenmesi gereken vahim bir olaydır. Alevi yurttaşların korkuları ve hassasiyetleri yersiz değildir. Alevi toplumunun hafızasında Maraş, Çorum ve Sivas katliamları halen tazedir. Unutulmamalı ki daha geçtiğimiz aylarda, Maraş ve Çorum olaylarını hatırlatır bir biçimde Adıyaman’da, İzmir’de, Erzincan’da, Antep’te ve son olarak Didim’de, Alevi yurttaşların evleri, işyerleri işaretlenmiş; “Alevilere ölüm, Alevileri yakacağız” tehditlerini içeren yazılar yazılmıştır. O zaman da muktedirler, “birkaç çocuğun işi” diyerek olayları küçümsemek istemişti. Olayda siyasal sorumlulukları bulunan muktedirlerin, zaten daima bu türden olayları örtbas etmek için “büyütülecek bir hadise değil” türünden beyanatlar vermesi klasik bir hamledir. Ancak biz bu numaraları yutmayacağız. Olay gayet ciddidir. Bir aile sadece Alevi ve Kürt olduğu için evleri ırkçı yeşil faşistler tarafından sarılmış, taşlanmış, ahırları yakılmış ve katliam provası yapılmıştır. Sadece inancından ve etnik kimliğinden dolayı bir ailenin yok edilmek istenmesinin büyütülecek bir hadise olmadığını savunmak akıl tutulmasıdır! Unutulmamalı ki büyük yangınlar ufak bir kıvılcımla başlar.

Alevi toplumu tedirgindir!

Bu katliam girişiminin sorumlusu, yarattığı muhafazakar iklimle AKP rejimidir. Cemevlerinin ibadethane olmadığını buyuran “seküler” Yargıtay ve “dindar” AKP fetvalarının, 2 Temmuz 1993 Sivas Katliamı’nı çarpıtmaya çalışan Müslüman kılıklı ırkçılar tarafından insafsızca yayınlar yapılmasının, Başbakan’ın miting meydanlarında nefret suçu işleyerek Alevi kimliğini “afişe edip” yuhalatmasının yarattığı muhafazakar siyasal iklim, Malatya Sürgü’deki gibi katliam girişimlerine zemin hazırlıyor! 12 Eylül’ün Türk-İslam sentezi yaklaşımının, yeşil Türkçü faşist yavrusu olan AKP, katı bir mezhepçilikle toplumun geri kalan kesimlerini, Alevilere karşı kışkırtan bir mantığı egemen kılmaktadır. “Yurtta Sünnilik, dünyada Sünnilik” politikasıyla Ortadoğu’ya ve dünyaya bakan AKP rejimi, yurtta da Sünnilik kılıcını toplumun farklı inanç gruplarına karşı savurmaktadır. Suriye’deki rejimi ve Türkiye’deki ana muhalefet partisi liderini eleştirirken inançsal kimliklerine, mezheplerine, Aleviliklerine sanki bir suçmuş gibi vurgu yapıp nefret suçu işleyen bir iktidarla karşı karşıyayız. Sivas’ta insanları diri diri yakanların davasının zamanaşımına uğramasından sonra “hayırlı olsun” diyen bir zihniyet, Alevi toplumunu tedirgin etmektedir. Dinler arası diyalogdan bahseden AKP rejimi, kendi toplumundaki Alevi yurttaşların farklılığını dahi kabul etmiyor, onların inancına şekil vermeye, onları zorla tanımlamaya çalışıyor. “AB”ci AKP, ne hikmettir ki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Hasan Zengin kararına rağmen zorunlu din dersleriyle Alevi yurttaşlara yönelik asimilasyon politikalarını devam ettiriyor! AKP hükümetini bu çelişkili politikalarından vazgeçmeye çağırıyoruz! Alevi toplumu bu gibi katliam girişimleriyle karşılaştıkça AKP’nin “dindar nesil” konseptinin ileride hangi sonuçlara yol açacağına dair ciddi kuşkular beslemektedir. Alevi toplumu tedirgindir!

Neo Kemalist zihniyet

Bu tatsız olay vesilesiyle, Diyanet İşleri Başkanlığı’nı kurarak devlet dini temelinde Alevi inancını kamusal alanın dışına iten; Tekke ve Zaviyeler Kanunu’nu çıkararak Alevilerin dergahlarını kapatan Kemalist zihniyetin paralelinde durmanın abesliğini idrak etmeleri çağrısını Alevi yurttaşlara bir kez daha yapıyoruz. Hem Alevi yurttaşların yaşadıkları sorunların, hem de Kürt sorununun kökeni işte bu zihniyettedir! Kemalizmin, kapitalist modernitenin ulus-devlet formuyla tüm etnik-inançsal-kültürel kimlikleri homojenleştirme müdahalesi, hem Alevi kimliğine, hem de Kürt kimliğine inkar, asimilasyon ve imha pratikleri olarak yansımıştır. Yani tek tipleştirme, ulus-devletin kendi ulusunu programlayıp inşa etme uygulamalarının devindirici gücü konumundadır. Kapitalist moderniteye sarsılmaz bir itikatla kurulan Türkiye Cumhuriyeti ulus-devletinin temel ruhu ise bu temelde Türk-İslam sentezi anlayışı olmuştur. Bu sentezin ilk kısmı başta Kürtler olmak üzere tüm etnik yapıları Türkleştirme, ikinci kısmı ise başta Aleviler olmak üzere tüm inanç gruplarını ìSünnileştirmeî zorunun meali olmuştur. “Devlet dini” ve “devletin ulusu”nu yaratma uygulamaları aynı konseptin birbirini tamamlayan cüzleridir. Her ikisi de homojen bir toplum yaratma gayesindeki sosyal mühendislik projeleridir. Dolayısıyla Kemalist zihniyet ve onun neo versiyonu olan AKP’nin, Kürt sorunu ve Alevi toplumuna yaklaşım hususundaki politikaları zıt değil, bilakis paraleldir.

Çözüm Demokratik Özerklik’te

Öte yandan günlerdir hükümet yetkililerinin ve basının ilgi çekici sessizliğine rağmen Hakkari’nin Şemdinli ilçesinden ciddi haberler geliyor. Şemdinli’de günlerdir oldukça yoğun ve şiddetli çatışmaların yaşandığı, bu yoğun çatışma ortamı nedeniyle bölgedeki yüzlerce köylünün göçe zorlandığı ifade ediliyor. Söz konusu Kürtler ve Kürt sorunu olunca “şok haber gazeteciliği”ni aşamayan ana akım medyayı Şemdinli’de neler yaşandığını Türkiye kamuoyuyla paylaşmaya davet ediyoruz. Çünkü biliyoruz ki, Şemdinli’de yüzlerce köylüyü göçe zorlayıp köylerini-mezralarını boşaltan güvenlikçi zihniyetle, Malatya Sürgü’de Alevilere katliam girişiminde bulunan zihniyet esasen, aynı madalyonun farklı yüzleridir. İstanbul Ayazağa’da da Kürt işçiler önceki gün ırkçı saldırının hedefi oldular. Bir tarafta Alevi inancı, diğer tarafta Kürt kimliği ve hakları inkar ediliyor; bir tarafta Alevilere katliam pratikleri, diğer tarafta Kürtlere imha pratikleri uygulanıyor. “Şu mektepler olmasa, maarifi ne de güzel idare ederdim” mantığı, bugün Aleviler burada yaşamasa Alevi katliamları engellenir, Kürtler olmasa Kürt sorunu da olmaz saçmalığıyla yeni bir kılık kazanmış durumda. Malatya Sürgü’de sorunu “çözmek” için Alevileri göç ettirmeye çalışan zihniyetle, Ayazağa’da Kürt işçileri linç etmeye çalışan ve Şemdinli’de yüzlerce Kürt köylüyü göçe zorlayan aynı zihniyettir!
Gözlerden ırak tutulmaması gereken bir diğer husus da Malatya Sürgü’de saldırıya uğrayan ailenin aynı zamanda Kürt olmasıdır. Bu hususun altını çizmek önemli, zira ülkenin müesses nizamı yıllarca korku politikalarının temeline 4K’yı (Kürt, Kızılbaş, Komünist, Kadın) yerleştirdi. İç mihrak olarak tanımlanan bu kategoriye karşı kırmızı alarm seviyesiyle eller tetikte oldu. Bu temelde, Alevilik ile Kürtlük arasındaki bağ koparılmak için “Anadolu Aleviliği” ve “Anadolu İslam’ı” gibi kavramlar uyduruldu. Bu kavramlarla söylenmek istenen Alevilerin hepsinin Türk olduğu, Kürtlerin Alevi olamayacağıydı! Yani yıllarca Alevilik kılığında Türkçülük propagandası yapıldı. Alevilik ile Kürtlük arasındaki bağ, adeta bir el çabukluğuyla, illüzyonla yok edilmek istendi. Alevi hareketi ile Kürt hareketinin buluşması istenmedi! Ancak Alevi yurttaşlar sahipsiz değildir.
Demokratik Özerklik’le tüm inançsal, etnik ve kültürel kimliklerin eşit yurttaşlık temelinde radikal demokrasi esprisiyle özgürce bir arada yaşayabileceği bir pratiği hayata geçireceğiz. Çözüm Demokratik Özerklik’te!