Ana Sayfa Blog Sayfa 6445

HBV Anadolu Kültür Vakfı: Olay Münferit bir saldırı değildir.

Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı,  Malatya, Doğanşehir İlçesi Sürgü Beldesinde Alevi Bir Aileye ve Alevilere Yönelik Saldırı ile İlgili Değerlendirme Raporudur

Malatya, Doğanşehir İlçesi, Sürgü Beldesinde Alevi bir aile ile Ramazan davulcusu arasında yaşanan tartışma sonrasında, alevi aileye yönelik, Sürgü beldesinde yaşayan  bazı Sünniler tarafından yapılan saldırının yaşandığı ilk gün ilk saatlerden itibaren; Vakfımız, bu saldırı ile yakından ilgilenmiş, Genel Başkanımız Ercan Geçmez  olayı öğrenir öğrenmez Ankara’dan yola çıkmış, bölge’deki şubeleri ve yöneticileri,  ile ailenin yalnız kalmaması için çaba sarf etmiş, vakfımızın tüm şubeleri ve yöneticileri, kamuoyunun bu konuda bilgilendirilmesi ve bu saldırıya karşı duyarlı olunması yönünde çaba sarf etmişlerdir.

Genel Başkanımız Ercan Geçmez, Pazartesi sabah saatlerinde, bölgedeki şube yöneticisi arkadaşlarımızla birlikte Sürgü beldesine, gitmiştir. Aileyi ziyaret eden Geçmez, daha sonra bölgeye gelen siyasi heyetle birlikte; saldırıya uğrayan Evli ailesi, belediye başkanı, ramazan davulcusu, bölgede yaşayan Sünniler ve beldeye geç gelen Vali ile görüşmeler yapılmıştır.

Genel başkanımız Ercan Geçmez ve beraberindeki yöneticilerimizin izlenim ve değerlendirmeleri şöyledir:

Olay Münferit bir saldırı değildir.

Bu saldırı bir çok yönü ile değerlendirilmesi gereken ama en başta adı konması gerekirse, Evli ailesinin alevi kimliği nedeni ile uğradığı ve Alevilere yönelik bölgede yaşayan bazı Sünnilerin bir katliam kalkışmasıdır.

Bölge’de yaşayan  Sünniler saldırıya uğrayan aileye sahip çıkmamıştır.

Olay;

Saldırı’nın yaşandığı geceden birkaç gün önce, alevi aile ile ramazan davulcusu arasında, bir tartışma yaşanmıştır, Ramazan davulcusunun tacize varan bir şekilde Evli  Ailesi’nin evinin önünde davul çalması üzerine, aile tarafından uyarılmıştır.

Saldırının yaşandığı gün, ramazan davulcusunun tekrar aynı biçimde ve ısrarla evin önünde çalması üzerine, evin kadınlarından birisi dışarı çıkarak, “ Yeter, uyandık artık, çocuklar uyuyor git birazda başka yerde çal” uyarı üzerine, davulcu, kadına küfretmiş ve “Pis Kızılbaş! istersem gelir evinin içinde çalarım” şeklinde küfrüne devam etmiştir.

Daha sonra iddia edildiği gibi, aile tarafından davulcuya yönelik fiili bir saldırı olmamış, sözlü bir tartışma yaşanmıştır.

Bu tartışmadan sonra Ramazan davulcusu; Sünnilerin yaşadığı mahalleye giderek, Alevilerin, “Davulunuzu da sustururuz, ezanınızı da” diyerek kendisine saldırıldığını söyleyerek Sünnileri provake etmiştir.

500 ü aşkın, bir kalabalık, sopalarla, tekbir sesleri getirerek, Kızılbaşlara ve Kürtlere ölüm, sizi buradan sürgün edeceğiz diyerek  ailenin evine doğru saldırmış,evin camları taşlanarak kırılmış, duvarları taşlanmış,  aileye ait ahır ve samanlığı yakmaya çalışmış, ahırın ağaçları yerinden çıkartılıp, kırdırılmıştır. Silahlar ateşlenmiş, kapı ve pencereleri kırılmış, aileye fiili saldırıda bulunulmuştur.

Belde’de bulunan jandarma saldırıya geç ve yetersiz müdahalede bulunmuş, ailenin beldeyi terk ederek olayı kapatmaya yönelik girişimlere sessiz kalmıştır.

Bu saldırı ile ilgili sorulmasını gerekli gördüğümüz sorular vardır:

Bu saldırının gerçekleşeceği üç gün öncesinden güvenlik güçlerince  bilinmesine rağmen, neden bir tedbir alınmadı?

Yine, üç gün öncesinden bilinmesine rağmen, jandarma komutanı ve belediye başkanı neden izne ayrıldı?

Vali önce güvenlik zafiyeti yok dedi, sonra burada güvenlik zafiyetinin olduğunu kabul etti.

Burası bir hukuk devleti ise, saldırı öncesi yaşandığı ileri sürülen tartışma ve kavgadan sonra,  savcı devreye girmedi?

Saldırının yaşandığı günden birkaç gün önce beldeye dışarıdan gelenler kimler ve jandarma bunların kimliğini bilmesine rağmen, neden saldırı ile ilgilerini araştırmadı?

Daha önce bir partide üç kez seçimi kaybetmiş bir belediye başkan adayının aileyi tehdit etmiş midir? Adıyaman’daki  Alevilere ait işaretlenen evlerle ilgisi var mıdır?

Belediye Başkanı hangi cesaretle aileye beldeyi terk edin diyebilmiştir ve Belediye Başkanı hakkında herhangi bir soruşturma açılacak mıdır?

Bu davulcu, bu aile dışında beldede  başka alevi aileleri tehdit etmiş midir? Bu cesareti  kimden almıştır?

Malatya Valisi olaya neden çok sonra müdahil olmuş ve beldeyi neden 4 gün sonra ziyaret etmiştir? Sürekli kendi sitesinde olayın basit bir olay olduğunu ve bir davulcu ile bir aile arasındaymış gibi göstermeye çalışarak, ısrarla ailenin evine  tekbir ve Kızılbaşlara ölüm diye saldıran 500 kişiyi görmek istemiyor. Yoksa Vali’ye eksik bir istihbarat mı veriliyor?

Diğer yandan bu olayı sadece Sürgü’de yaşanan bir adli olay, ya da Alevilere yönelik sıradan bir saldırı olarak görmüyor, bu geçmişten bugüne devam eden katliam siyasetinin bir parçası olarak değerlendiriyoruz.

Şöyle ki;

Tüm katliamlarda olduğu gibi, önce basit bir nedenden Alevilere yönelik bir galeyanla, bir saldırı gerçekleşti. Saldırının nedeni olarak Alevi bir aile suçlandı. Sonra basit bir olaymış gibi yaklaşıldı Ve sonra alevi ailenin kenti terk etmeleri istendi. Bu tüm alevi katliamlarında izlenmeye çalışılan yolun aynısı idi.

Bu saldırı ve sonrasında yaşananlar

Diğer yandan; Maraş’ta olduğu gibi, Alevilerin Sürgü’de yaşadığı topraklar değerlenmeye başlamış ve bazıları için rantı ifade etmektedir.

Diğer yandan Sivas katliamında, saldırıyı sekiz saat boyunca izlemiştir. Burada da devlet yine olaya seyirci kalmış, ancak alevi kamuoyunun bu kez hızlı tepki vermesi üzerine geçte olsa müdahale de bulunmuştur.

Çözüme dair önerilerimiz:

Çözüme ulaşmak için önce yeni güncel sorunlardan başlayarak, sorunun kaynağını da bulabilmek gerekir.

Öncelikli olarak, Adıyaman’da, Malatya da, sürgü, de ve başka yerlerde Alevilere yönelik bu saldırılar, hükümetin Alevilere yönelik oluşturduğu nefret dilinden bağımsız değildir. Siyasetteki bu nefret dili sürdüğü sürece bu tür saldırıların yaşanması da kaçınılmazdır. Başbakanın Alevilerle ilgili her konuşmasından sonra, taşrada birilerinin bu cesareti bulması zor olmayacaktır.

AKP artık, “dindar ve kindar” bir nesil yetiştirme politikasından vazgeçmelidir.

Sorunun kaynağını ve çözümünün artık meclis olduğunu herkes kabullenmek zorundadır. Meclis, biran önce eşit yurttaşlık kavramını içeren bir vatandaşlık hukukuyla oluşan bir Anayasa yapma zorunluluğu çıkmıştır. Bu anayasa tekçi zihniyetten uzak herkesi Türk, Sünni ve Erkek olacağı zihniyetinden uzaklaşmış, insan hakları temelli, eşitlikçi, özgürlükçü, laik ve çeşitliliği kabul eden bir metin üzerinde yazılmalıdır.

Biz aleviler bir Sünni – alevi çatışmasına müsaade etmeyeceğiz. Çıkar odaklarının bilincindeyiz.

Ama şu var ki, aleviler artık hiçbir saldırı sonrası yaşadıkları kenti terk etmeyeceklerdir.

Bu ülkenin, köylerinde, mahallelerinde, kentlerinde, “Aleviler vardır ve Alevilik haktır.

Saygılarımızla.

 

 

Kürt ve Alevilere yönelik saldırıyı lanetliyoruz.

BASINA VE KAMUOYUNA
Malatyanın Doganşehir ilçesi SÜRGÜLÜ beldesinde, Kürt ve Alevilere yönelik yaşanan Ramazan saldırısı ve linç girişimini lanetliyoruz.
Bu saldırıları, Türk devletinin  Alevilere yönelik ayrımcı ve aşağılayıcı politikaları besliyor.Cumhuriyet dönemi başyan sona adeta bir alevi katliamlar tarihidir.Koçgiri,Dersim,Maraş,Malatya,Çorum,Sivas, Gazi ve irili ufaklı birçok saldırı yaşanmıştır.
Son bir haftada önce TBMM başkanı Cemil Çiçek’in diyanet fetvasına dayandırdığı , CEMEVİ ni ret kararı, akabinde Yargıtay 7. dairesinin Anayasanın Cumhuriyetin kuruluşu ile birlikte Alevi inancını ve kurumlarını yasaklamak için çıkarılan Tekke ve zaviyeler yasasına dayandırdığı ,Çankaya Cemevi yaptırma dernegini kapatma kararı,AKP hükümetinin Suriye politikasıyla ayuka çıkardığı Alevi düşmanlığı politikası gibi Ramazanda  hergün dozajı biraz daha artan ve arttırılan Sünni İslam egemenlikli algı ve uygulamalar ile ALEVİLERİN düşmanlaştırma ve hedef gösterme politikası ile ,gerici islamcı tabanını harekete geçirip ,Sünni olmayan diğer tüm inanç kesimlerini sindirme ve itiata zorlamaya çalışıyor.
AKP, hızla her alanda Türkiyeyi Sünni islama dayalı bir rejime doğru hızla yol alıyor.Hemde bunu kemalist cumhuriyetin yasaları ile yapıyor.Aleviler bugün geçmiş günlerin akıl tutulmasının yarattığı gerçeklerle yüzleşmenin adeta şokunu yaşıyor.Halbuki bu ülkede Alevilere yönelik bakış ve devlet politikası hep böyleydi.
Alevilere yapılan her saldırıdan sonra devlet ve hükümetler yapılanın tahrik ve münferit bir olay olduğunu söyler ve kapatırlardı.Bu gün de böyledir.Suriyede bir alevi öldürüp cennete gidecegine inananları Türkiyede kamp kurup eğiten,besleyip büyüten,ve onlarca TV kanalından bu katil sürüsüne bangır bangır mersiyeler düzen bu hükümeti ve zihniyeti dinleyen, türkiyenin sünnisi de yanı başındaki Aleviye saldırarak cennetlik olma sevdasına kapılıyor.Neredeyse Osmanlıyı hortlatan AKP hükümeti fiili olarak Türkiye  Sünni İslam Cumhuriyetini açığa çıkarmıştır.Doğal olarak alevilerin böyle bir rejimde yaşaması ve nefes alması giderek olanaksızlaşacaktır.
Aleviler artık açıklama yaparak,salon toplantılarında protesto konuşmaları yaparak bu saldırıları önleyemezler.
Ancak bütün demokrasi güçleri ile geniş bir muhalefet oluşturarak ve bu rejimin bütün anti demokratik uygulamalarına karşı meydanlarda birlikte haykırarak gerici rejimden kurtulabilirler.
Hala bu yapılanları sadece AKP ye bağlayıp Kemalist T.C nin kuruluş mantığını anlamayan Alevilere ne demeli. Onlarada Hızır yardımcı olsun.
Alevilere yönelik devlet destekli AKP teşvikli ve her türlü ırkçı ,dindar -cemaatçi  saldırıyı nefretle kınıyoruz.
Alevileri ve tüm demokratları bu gerici saldırganlara karşı yapılacak etkinliklere katılmaya ve örgütlülüklerini güçlendirmeye çağırıyoruz.
Ancak örgütlü güçler kendilerini savunabilir ve koruyabilir.
Bu devran böyle gitmez diyoruz.Etrafınıza bakın ve zulüm rejimlerinin akıbetini görün.
Sıra sizede gelecek.Sizin de bir gün tacınız tahtınız yıkılacak.Karun kadar malınız olsa da, sizi kurtaramayacak.
Kurtuluş Mazlumların birliğinde !
Demokratik Aleviler Federasyonu
30.07.2012

Tüm aleviler sesleniş

Abbas TAN   

CUMHURBAŞKANLIĞI, DİYANET, MECLİS, HÜKÜMET, YARGI BENZERİ ANLAYIŞ İÇERİSNDE İKEN SİZ  ALEVİLER

Alevilerin bin yıllardır süren mücadeleleri belli bir noktaya gelirken adeta birileri bir yerden tutup çekiyor ve muhatapları da seyirci kalıyorlar.

Her dönemde benzeri olayların yaşandığı tarihi kayıtlarda ve belleklerde yazılı durmaktadır.

İçinde bulunduğumuz son seksen yıllık dönemde ise daha acılarını yaşamaya başladık.

Bir taraftan Cumhuriyet yasaları,diğer taraftan AİHM yerel yargı,siyasiler,hükümetler,parlamento derken her şey birbirine karışmaya başlıyor ve bunu fırsat bilen birilerinin sözcülüğünü,temsilciliğini yada uşaklığını yapanlar ellerine geçirdikleri fırsatlarla emirleri yerine getirmiş oluyorlar.

Elbette bunların dışında iyi niyetle yada bilmeden yanlış yapanlar yok mu elbette var ama bunlar istisna kabul edilmelidirler.

Son yirmi yılda Aleviler tıpkı Avrupa’da olduğu gibi kendi ülkelerinde de örgütlenmeye başladılar

Herkes bu oluşumlardan çok şeyler beklemeye başladılar ama ne yazık ki kısa sürede hayalleri hüsrana uğradı.

Bağımsız olarak kurulan birçok Dernek ve Vakıf Madımak olaylarından sonra bir araya gelmeye başladılar.

Bir kısmı Hacı Bektaş Veli Kültür Dernekleri (Yeni adı Alevi Kültür Dernekleri),bir kısmı Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri,Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı ve Cem Vakfı çatısı altında birleştiler.

Kendilerini daha güçlü hisseden ve devletin desteğini yanlarına alanlar hatta dönemin Cumhurbaşkanının bu Vakfı biz kurdurduk dediği kurumlar Devletin istediği Aleviliği ve Alevi örgütlülüğünü sürdürmeye karar verdi ve kimilerine göre de hala aynı çizgide devam ederken örgütsel anlamda  sonunun geldiğini anlayınca işbirliği yapmak zorunda kalanlar bir yana.

Adına Demokratik Alevi Hareketi dediğimiz diğer bileşenler bir taraftan kendi içlerinde bir birliktelik sağlarken diğer taraftan Avrupa’daki derneklerle işbirliğini de sürdürmeye devam ettiler çokta iyi sonuçlar alınırken birden bire ne olduysa oldu Federasyonlaşan,hatta Konfederasyona ev sahipliğine

Soyunan kurum bir anda hem Avrupa ile ilişkilerde  hemde kendi içerisinde darmadağın oldular.

Zaman zaman aramızda ajan var diyenler birbirlerini suçlayanlar oldu, bizler böyle bir söylemin Aleviliğe de Örgütlülüğe de yakışmadığını söyledik.

Bugünlerde o günlerde suçlanan insanlar için demiyorum ama Alevi örgütlülüğü içerisinde hatta tepede bulunanlar arasında mutlaka ajan olabileceği gibi bu hareketi yok edebilme adına görev almış insanlar mutlaka vardır.

Aksini kesinlikle düşünemiyorum.

Bu kadar büyük bir tabanı olan yüzlerce bileşeni olan neredeyse temsilcilerinin bulunmadığı il,ilçe kalmayan Alevi örgütlülüğü
neredeyse yok olmaya yüz tuttuğu gibi Devlet ve Yargı tarafından yok edilmeye çalışılan değerlerimiz konusunda da ses çıkartmamaktadırlar.

Cumhurbaşkanından Alevilikle ilgili görüş istiyorsunuz Diyanet İşleri Başkanlığından görüş istiyor.

Meclis Başkanlığından bu konudaki talepler için Meclis Başkanlığı yine Diyanet İşleri Başkanlığına soruyor.

Yerel mahkeme Cemevleri konusunda karar veriyor,Yargıtay yok diyor.

ALEVİ ÖRGÜTLERİ NE YAPIYOR?

Alevi örgütleri ne yapsın,kimileri hiç utanmadan,sıkılmadan İktidarın oluşturduğu söylenen sözde Alevi Dernek ve Federasyonları tarafından organize edilen İftar yemeklerine katılıyorlar, Cumhurbaşkanı ile aynı çatı altında iftar açmanın mutluluğunu yaşıyorlar. Üstelik oruçlu değillerken riyakarlık olsun diye oruçmuş gibi gözükerek.

Bunlara diyeceğim fazla bir şey yok. Bunlar adeta kapı kulu gibi sadece verilen talimatları uyguluyorlar yada oralarda gözükürsem ileride devletin ve iktidarın nimetlerinden bir ölçüde yararlanırım diyor. Diğeri iktidarın baskısına dayanamadığı için iftar davetleri düzenleyerek kendilerini kurtarmaya çalışıyorlar

Demokratik Alevi Hareketi içerisinde yer alan,Federasyon ve onun bileşenlerinin onurlu,gururlu yöneticileri nerelerde ne yapıyorlar.

Bunların birçoğunun ya yukarıda saydığım bilemediğimiz görevleri var o yüzde de ses çıkartmıyorlar hatta başlarını kuma gömüyorlar yada dünyadan haberleri yok.

Örgüt içi seçimlerde hiç de ağza alınmayacak sözleri birbirlerine söyleyecekler,hakaret edecekler, suçlayacaklar yönetimleri ele geçirecekler bu defa geçmişte araları açık olan bu yüzsüz birtakım yöneticiler bu defa düşmanımın düşmanı dostumdur mantığı ile bir araya gelerek diğerini yemeye çalışacaklar.

Kimileri her seçimde her yere aday olacaklar yada kendisinin sözünden çıkmayacağını,kapı kulu olacağını sandıkları kişileri bir yerlere aday edecekler daha da ileri giderek ellerindeki birkaç koltuktan birini bir başkasına devrederken adeta mavi boncuk hesabı uygulayacaklar ve bunları görüp bilen ama ses çıkartmayan sözde alevi kurum yöneticisi olarak kalan birçok da insan yerim sağlam kalsın diyerek ses çıkartmayacak.

Size sesleniyorum Alevi Kurum yöneticilerinin onurlu ve gururluları.

Alevilik ve aleviler elden uçup gidiyor,hala oraları işgal ederek bu gidişata göz yumuyorsunuz bir süre sonra onurunuzda Aleviliğinizle birlikte ortadan kalkar.

Ya adam gibi bu çirkinlikler karşısında mücadele verirsiniz,yada oraları terk edersiniz.

Utanın artık,sizler hakkında yazılan yüzlerce yazı,hakarete varan bunca sözlere rağmen hala ne diye oralarda oturursunuz yada ses çıkartmazsınız.

Dün birbirlerine hakaret edenler yukarıda değindiğim gerekçelerle mi bugün yan yana gözüküyorlar yoksa bilemediğimiz neler var acaba?

Meclis Başkanlığının Meclisteki Cemevi talebi ile ilgili başvurduğu yöntem (DİB görüş alması), Yargıtay’ın son kararı karşısında niye ses çıkarmıyorsunuz,

Federasyon Yönetimi niye Bileşenlerin başkan ve yöneticilerini olağanüstü toplantıya çağırmıyorsunuz?

Çok Şubeli Alevi Kurum Yöneticileri,siz neden hala şube yönetimlerini olağanüstü toplantıya çağırarak neler yapması gerektiğini görüşmüyorsunuz?

Şube yönetimleri sizlere sesleniyorum;

Bu kadar olumsuzluklara rağmen,alınan bu kararlara rağmen neden hala üyelerinizi olağanüstü toplantıya çağırıp onların görüş,düşünce ve desteklerini alarak üst kurumlarınızı zorlamıyorsunuz?

Ama bu arada bu kurum temsilcilerinin başka işlerinin olduğunu unuttum sanmayın,onlar bu günlerde köy ve kasaba etkinliklerinde boy göstermeyi bir görev sayıyorlar ve bizim taleplerimizin onların gözünde hiçbir önemi yoktur.

Ey Aleviler siz ne yapıyorsunuz,tatilin,sıcağın tadını mı çıkartmaya çalışıyorsunuz. Sizler neden bunca olumsuzluklara ses çıkartmıyorsunuz? Üyesi bulunduğunuz  Alevi kurumlarınızın yöneticilerini,oy verdiğiniz siyasi parti temsilcileri ve milletvekillerinizi zorlamıyorsunuz.

Avrupa’dan gelen gurbetçiler sizlere de çok iş düşüyor. Avrupa’da yaşadıklarınızı buradaki yakınlarınıza anlatarak onları motive etseniz yeter.

Dedelerimiz,pirlerimiz,Mürşidlerimiz. Sizler göreviniz ve sorumluluğunuz gereği en son konuşacak konumdasınız biliyorum ama artık atı alan Üsküdar’ı geçti geçiyor.

Diğerlerine gücümüz yetmez ama sizlere gücümüz yeter dedelerim bari artık bıçak kemiğe dayandı diyerek bu olumsuzluklara hiç olmazsa Cemlerde,diğer toplantılarda artık yüksek sesle söyleyin bari.

Alevilik yok olmaya yüz tuttu.

Birçok Alevi Kurum yöneticisi hala yaşadığı Alevilikten bihaber. Gelişmelerden habersiz yaşamaya devam ediyor.

Bunu gören siyasi anlayışta kendi Alevilerini,kendi dedelerini,kendi derneklerini ve son olarak da kendi Alevi Federasyonlarını oluşturdular ve Birçok Dernek,Vakıf yöneticilerini,muhtarları iftara davet ettikleri gibi Alevilerin kutsallarından olanların dergahlarını yöneten  ve dede olan kimi insanlar da bu iftar yemeklerinde Cumhurbaşkanı ile aynı salonda olmanın hazını ve mutluluğunu yaşamaktadır.

Geriye kalan saf,iyi niyetli Aleviler ne olursunuz sizden rica ediyorum Alevi kurumlarımızın başına çöreklenmiş ve asıl amaç ve niyetlerinin ne olduğu bilinmeyen kimi yöneticilerin kurumlardan uzaklaştırılması için sizler bir başlangıç yapın şu yaz sıcağında terinize ter katın,görevinizi yapın.

Herkese aşkı niyazlarımla . 27.07.2012

 

 

 

 

 

 

Malatya’da ramazan davuluyla gelen ayrımcılık ve nefret

Turan ESER

Son birkaç gündür Malatya’nın Doğanşehir ilçesinin Sürgü kasabasında yaşanan, Alevilere yönelik nefret, ayrımcılık, baskı ve saldırıya, “ferdidir efendim fazla abartmayın” diyen, yerel idarenin resmi bürokratlarının ve iktidar sözcülerinin lafları artık çok tanıdık ve baya geliyor. Yılardır, bizzat devletinkendisi tarafından üretilen Alevi ayrımcılığının ve nefretinin geldiği boyutu görmek için, Sürgü ilk değil, son da olmayacak gibi görünüyor.

Sürgü kasabasının yaşayanların üçte biri Alevi kökenlidir. Özellikle Alevilerin bir arada yaşadığı bölgelerde iktidar tarafından çoğunluk inancı üzerinden sosyal baskı mekanizmaları ve dinci gericiliğe dayalı tahakküm kuruluyor.Devletin eğitim, resmi din, siyaset ve hukuk anlayışı üzerinden üretmiş olduğu ayrımcılık ve ötekileştirme, Sürgü kasabasında ramazan davulu ve tekbir eşliğindeki “Sürgü Alevilere mezar olacak”gibi nefret söylemine ve Alevi olduğu için Hüseyin Hasan ve Leyla Evli ailesine linç saldırısına dönüşmektedir.

ALEVİLERİN HER ZAMAN MAĞDUR KALDI.

Saldırıya uğrayan Leyla Evli yaşadığı travmayı”linç etmeye geldiler. Alevilere ölüm, gidin buradan, gitmeseniz de biz sizi öldüreceğiz, Sivas katliamı gibi yapacağız, Madımak’taki gibi yapacağız, yakacağız” tehditlerini anlatarak, mağduriyeti dışa vururken, AKP’li Belediye Başkanın, dindar ve kindar saldırgan nesli cezalandırmak yerine, Alevi aileyi sürgüne göndermek için “köyü terk edin” talebi skandaldır. Her yurttaşın barınma ve güvenlik hakkına yönelik bu ahlaksız ve hukuk dışı talep skandal ve ideolojiktir.  AKP’li yerel yöneticilerin bu ilkel ve kindar tutumu, mağdurların gerçeğini anlamaktan yoksundur.

RAMAZAN DAVULLU MAHALLE BASKISI VE ALEVİ NEFRETİ SÜRGE’DE

Sürgü’de yaşanan davullu mahalle baskısınınarkasında, devlet ideolojisininAlevilere yönelik ayrımcılık ve linç politikaları yatar. Alevilere yönelik sosyal baskı mekanizmaları AKP döneminde daha da güçlendi. Son dönemlerde Alevilere yönelik olumsuz ve çirkin gelişmeleri, AKP’nin kindar ve dindar gerici neslin yetiştirilmesine ilişkin politikasının sonuçları olarak okumak gerekir.
TBMM“Cemevi olmaz, camiye gelin” ve Yargıtay “camiden başka ibadet yeri yok, Aleviler camiye gelin”, mahallenin davulcusu da, mahallenin dindar ve kindar nesliyle Ramazan orucu tutmaya zorluyor. Alevilerin dini inançlarına saygı göstermek yerine, inançsal farklılıklarında ötürü baskı uygulamak, 21. yüzyılda ilkelliktir.

Ramazan davulu eşliğinde organize edilen ve Alevilere yönelik”Sürgü Alevilere mezar olacak”çığırkanlığıkendiliğinden ortaya çıkmamıştır ve ferdi değildir. Ramazan’a denk düşürülen ve dini ayrımcılığa dayalı linç girişimi manidardır. Malatya’da dini ayrımcılığın örnekleri çoktur.

Daha önce Malatya’da 3 Hıristiyan dindar, kindar ve milliyetçi gençler tarafından katledilmişti. Bugün Türkiye’deki mahalle baskısı ve Sürgü’deAlevilere dönük gerçekleşen saldırının üretiminde AKP’nin Siyasal İslamcıSünnileştirme politikaları ve farklı kimliklere yönelik nefret ve kindarlık politikası yer alıyor. Yıllardır zihniyet yapısı gereği, Yezidlik politikasına sığınmış AKP, Alevi karşıtı mezhepçi tutumunu sürekli canlı tutmakta ve ortaya koymakta çekinmektedir. AKP hükümeti ve geleneksel kindar zihniyeti, toplumsal yaşamda sistematik şekilde Alevi nefret ve ayrımcılığı siyaseti üretiyor. R. T. Erdoğan, 2011 genel seçimleri öncesinde CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun Alevi kimliğini hedef alarak “Önemli olan boy değil, soy” ve “Kılıçdaroğlu biliyorsunuz Alevi” diyerek, “dedeleri yargıdan temizleyeceğiz” demiş, Sivas Katliamı faillerinin serbest kalmasını ise “Hayırlı olsun”diyerek selamlamıştı. AKİT gibi AKP yandaşı tüm siyasal İslamcı medya kuruluşları, Sivas Katliamı üzerinden son dönemde yavuz hırsız misali yürüttüğü aktif propaganda yürütüyor.

TBMM ve Yargıtay’ın Diyanet fetvalı“Cemevi yoktur” kararları Alevileri ve Aleviliği hedef almıştır.  AKP’nin Suriye’ye dönük savaş çığırtkanlığında da mezhepçi ve Alevi karşıtı tutumu biliniyor.
Dolaysıyla AKP, Diyanet, TBMM ve Yargıtay kararları ile Alevileri hedef gösterir, ayrımcılık üretirse, bunu Malatya’nın Sürgü kasabasından “doğru”bulan dindar ve kindar nesilde, ramazan davulu eşliğinde Alevilerin evine saldırır.

ALEVİLER YALNIZ DEĞİLDİR, DAYANIŞMAMIZ GÜÇLÜ, BİZ BİRLİKTE AYRIMCILIĞA VE NEFRETE KARŞI DURUYORUZ.

Malatya-Sürgü kasabasında Alevilere yönelik saldırı ve tehdit ortamına karşı sessiz değiliz. Aleviler ve demokrasi güçleri saldırıya uğrayan ailenin yanında yer alarak, evinde nöbet tutarak dayanışmanın gücünü göstermektedirler.

AKP hükümeti ve onların yerel yöneticileri Alevilere yönelik sürgün, baskı, ayrımcılık ve nefret üreten politikalarıyla yüzleşmelidir. Aleviler yalnız değildir. Sürgü’de yaşanan ramazan davullu saldırı ve mahalle baskısı karşısında, mağduru değil, saldırgan sorumluları yargı önüne çıkarılmalıdır.

Sürgü Belediye Başkanı ve diğer yerel yetkiler saldırganları takip etmek ve yargı önüne çıkarmak yerine saldırıya uğrayan Alevi aileyi “köyü terk edin” demelerini skandal olarak değerlendirmek gerekir. Saldırıya uğrayan aileyi korumak yerine gerici-faşist güruhu korumak ise, ayrı bir skandaldır.

Söz konusu Aleviler, Kürtler ve solcular olunca, tutuklama, yaralama, gaz bombası ve tazyikli suyu eksik olmayan devlet, Sürgü’de linç saldırısı karşısında seyirci kalmış ve yaptırım kullanmamıştır. Henüz tutuklamanın olmaması, olay yerine hiçbir savcının ve yargını intikal etmemiş olması, AKP hükümetin sorumluluğundadır.

SONUÇ OLARAK, YENİ KATLİAMLARA FIRSAT VERMEYECEĞİZ

AKP hükümeti, TBMM, YARGI eve Diyanet üzerinden Alevilere yönelik ayrımcılık fetvaları yazdıracağına,Sürgü’de saldırıyı organize edenleri, aileyi tehdit edenleri, insanları yaralayanları, evi yakmaya çalışanları derhal göz altına almalı ve gereğini yapmalıdır.Ayrıca saldırıya uğrayan Alevi aileye“köyü terk edin”diyenAKP’li Belediye başkanı görevden alınmalıdır.

Aleviler yeni katliamlara fırsat vermemek için bilinçlidir, uyanıktır, örgütlüdür ve sol duyuludur.

 

Alevi Dedeleri Özdemir’le görüştürülmedi

Alevi kurumları, Alevi Dedesi ile görüşmesi engellenen Bülent Özdemir’i cezaevinde ziyaret etmek için Kocaeli F Tipi Cezaevi’ne gittiler.

Yaklaşık dört yıldırı Kocaeli F Tip Cezaevi’nde tutuklu bulunan ve Ceza İnfaz Kurumu Yönetmenliği’nden kaynaklanan yasal hakkını kullanarak bir Alevi Dedesi ile görüşmek isteyen Bülent Özdemir’in bu talebi reddedilmişti. Özdemir’in bu talebin reddedilmesinde, Cemevleri talebinde olduğu gibi Diyanet İşleri Başkanlığı’nın “Alevilik diye ayrı bir din yoktur” görüşü belirleyici oldu. Cezaevi yönetimi tutuklu Bülent Özdemir’e  “Dede olmaz ama Hoca’yla görüşebilirsiniz” demişti.

Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Engin Gündük, Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri Genel Başkanı Kemal Bülbül’ün, Alevi Dedeleri Garip Bozkurt ve Adıgüzel Erbaş’ın da  aralarında bulunduğu bir grup bu kararı protesto etmek ve tutuklu Bülent Özdemir’i ziyaret etmek için Kocaeli F Tipi Cezaevi’ne gittiler. Ancak, Özdemir’le görüşemeye alınmadılar.

Konuyla ilgili olarak YURT’a konuşan AKD Genel Başkanı Engin Gündük, “dedelerimizle birlikte cezaevi önündeydik. Görüşme başvurumuza cevap  vermeyen Adalet Bakanlığı’nın talimatı olmadığı için  dedelerimizi ve bizi Bülent Özdemir’le görüştürmediler. Yalnızca avukatlarımız, Hasan Cem Yılmaz ve Mehmet Akgül tutuklu bulunan canımızla görüşebildiler. Ancak biz Bülent Özdemir’in talebinin arkasındayız. Bütün engelleri aşıp Özdemir’le dedelerimizi buluşturacağız” dedi.

Kırklar aşkına semah dönüyor, deyişler söylüyoruz …

Basına ve Kamuoyuna

Hakkın ve hakkatin sesiyle 40 dede, zakirimizle semah dönmeye deyiş söylemek için Altınoluk’tayız.

14 Temmuz 2012 Saat 20:00’ de Altınoluk amfi tiyatroda düzenlenecek olan organizemize siz değerli basın mensuplarını bekliyor, sizleri aramızda görmekten onur duyarız.

Alevi Kültür Dernekleri Altınoluk Şubesi

TV 10 Yönetim Kurulu

 

NOT: Etkinliğimiz saat 21:00’de TV 10 da canlı olarak yayınlanacaktır.

TV 10 Türksat Uydusu

FR: 12685 Horzintal (Yatay) SR: 30000 FEC: 5/6

Aydın Valiliği”nden Cemevi Açıklaması

Aydın Valiliği, Didim Kaymakamlığı tarafından yıkım kararı verilen Didim Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi Derneği binası hakkında çıkan haberler üzerine bir açıklama yaptı.

Aydın Valiliği, Didim Kaymakamlığı tarafından yıkım kararı verilen Didim Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi Derneği binası hakkında çıkan haberler üzerine bir açıklama yaptı.

Konuyla ilgili olarak Aydın Valiliği’nden yapılan açıklamada, “Son günlerde,  Didim İlçemizde bulunan cemevi ile ilgili basında yer alan haberler üzerine aşağıdaki açıklamanın yapılmasına ihtiyaç duyulmuştur. Kamu taşınmazlarına yapılan tecavüz ile imara aykırı yapılaşmalar la ilgili yapılan çalışmalar sonucunda; Didim de bulunan cemevinin de bu kapsamda kaldığının tesbiti üzerine, Kaymakamlıkça yapılan bildirim üzerine konu gündeme taşınmıştır. Kaymakamlığın söz konusu yazısı mevzuatla örtüşmeyen tüm yapılaşmalar için yazılmış rutin bir yazıdır. Tüm İnançlara saygılı ve eşit mesafede bulunan hukuk düzenimizin, bu çerçevede Valiliğimizin alevi vatandaşlarımızın kültürel ve inanç sembolü olan cemevine negatif bir bakışla, önyargılı olması, bu çerçevede olumsuz bir tutum sergilemiş olması düşünülemez. Valiliğimizce, cemevinin fiili konumunun mevzuata uygun hale getirilmesi doğrultusunda çalışmalar devam etmekte, konu yakından takip edilmektedir. Alevi vatandaşlarımızın her zaman olduğu gibi sağduyulu hareket etmelerini, konunun istismar malzemesi yapılmaması için duyarlı olmalarını beklemekteyiz” denildi.

Aydın Valiliği”nden Cemevi Açıklaması başlıklı ve Aydın Valiliği, Didim Kaymakamlığı tarafından yıkım kararı verilen Didim Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi Derneği binası hakkında çıkan haberler üzerine bir açıklama yaptı. özetli haberi okudunuz.

Meclis’te cemevi talebine ret

TBMM Başkanı Cemil Çiçek, CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün, Meclis’te cemevi açılmasına ilişkin talebine olumsuz yanıt verdi.

Çiçek, Aygün’e gönderdiği yazıda, Aygün’ün, Alevi inancına sahip kişilerin ibadetlerini yapabilmesi amacıyla TBMM bünyesinde yer tahsis edilmesi ve bir cemevinin hizmete açılması için gerekli işlemlerin başlatılmasını talep ettiğini anımsattı.

Konunun, daha önce de gündeme geldiğine işaret eden Çiçek, şunları kaydetti:

”Anayasa’nın 136. maddesine göre Diyanet İşleri Başkanlığı, ‘laiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasi görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak ve milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinerek, özel kanununda gösterilen görevleri yerine getirir.’ Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun’un 1. maddesinde ise Başkanlık; İslam dininin inançları, ibadet ve ahlak esasları ile ilgili işleri yürütmek, din konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmekle görevli kılınmaktadır. Diyanet İşleri Başkanlığı’na göre, Alevilik ayrı bir din olmayıp ‘İslam içi bir oluşum, İslam’ın tarihi süreçte ortaya çıkmış bir zenginliği’dir ve İslam dininin ibadet yerleri camilerdir.”

Artık sesli düşünmenin zamanıdır

Biliniyor 2 Temmuz 1993 yılında Sivasta Pir Sultanı anma etkinliklerine katılan 33 aydın insan ateşlerde yakıldı.  Bir inancın mensuplarına bir kez daha katliam uygulandı, bugünkü AKP”yi iktidar yapan binlerce  yobaz çılgınca  Türkiyenin aydınlık yüzü aydınlarımıza saldırdı. Bu yobazların avukatlığınıyapanlar bugünkü AKP de milletvikilidir. Devletin kolluk kuvvetleri bu kıyıma seyirci kaldı. Bugün bu davadan yargılananlar zaman aşımından yararlandırılarak hapisten kurtarıldılar. Bu kanlı katliamın emrini vereler ise hiçbir zaman yargılanmadılar.

2 Temmuz Türkiye”de bir dönüm noktasıdır. Aleviler için yokoluş veya kendi küllerinden yeniden dirilişin vesilesi olmuştur. Aleviler atıldıkları ateşin küllerinden adeta yeniden dirildiler.  Geçen 19 yıllık süreçte Aleviler  ortak ülkemizin hemen her yerinde örgütlendiler, ibadet evlerimiz Cemevlerini açtılar.  Bu duruma seyirci kalmayan zalimler iktidarıelbette boş durmadı. Bu ilerici Alevi örgütlenmesini boşa çıkarmak için  geçmiştede de iktidarın beşinci kolu gibi çalışan bazı sözde Alevi önderini harekete geçirdi, onlara paralar aktararak, önüne geçemediği Alevi örgütlenmesinin içine sızarak amacına ulaşmaya çalıştı. Alevilerin ilerici hareketlerle ve Kürt Özgürlük Hareketi  ile buluşmaması için türlü oyunlar sergilediler. Bugün de aynı oyunlar oynanmaya devam ediliyor.

Aleviler Cemevleri ibadethane statüsüne kavuşmalı dediğinde, durumu Diyanete Soruyorlar, diyanet ise İslamda Cami’den başka ibadethane yoktur diyor. Aleviler de İslamdır dolayısıyla ibadetlerini Camide yapmalıdır deniliyor.  Oysa herkes biliyor ki, Aleviler bugüne kadar ne Camide ibadet yaptılar, ne Hacca gittiler ne de Namaz kıldılar. Ama bugün dayatılan budur. Aleviler  diyanetin bu açıklamalarına hadi ordan demelidir.sen kim oluyorsun da benim adıma açıklama yapıyorsun demelidir.

Sultan olma hayaliyle yaşayan Erdoğan açıktan herkese tek tiplileşmeyi dayatıyor. Alevi örgütleri zorunlu din dersleri kaldırılmalıdır, Diyanet İşleri Başkanlığı kapatılmalıdır, devlet her inanca eşit mesafede durmalıdır dediğinde dünkü iktidarlar ile, bugünün iktidarının tutumu hep aynı, bunlar yetmezmişgibi bugün bir de tüm okullar İmam Hatiplileştiriliyor. Türk Başbakanı Recep efendi Kürt halkı ile Özgürlük Hareketinin arasını açma amacıyla “PKK Zerdüşttür, BDP Zerdüşttür, KCK Zerdüşttür” diyor. Oysa kendisi de Zerdüştün yolunu şaşırmış çocuğudur. Zerdüşt kötü ise onun yolunuşaşırmış çocukları daha da kötüdür. Erdoğanın bu tür söylemleri artık sıradan hale geldi. Buna karşı tepkinin oldukça sert olması gerekiyor. Biliniyor Kürtler zorla İslamlaştırılmadan önce ateşi ve güneşi kutsayan Zerdüşti inançta idiler. Nitekim bugün hala tüm Kürtler kendilerini ateşin ve güneşin çocukları,Kürdistanı da ateş ve güneş ülkesi olarak adlandırlar. Yani İslam öncesi geçmişlerinden gururla bahsederler.

Kaldı ki, Ezdai ve Kızılbaş Kürtler  tüm baskı ve kıyımlara karşın eski inançlarını korumak için büyük bedeller ödeyerek bugüne kadar inançlarınısürdürmüştür, ve sürdürmektedir. Erdoğanın kabullenemediği işte budur. Tüm Kürtlerin Müslümanlaştırılması gerekir, tüm Türkmen Alevilerinin müslümanlaştırılmasıgerekir. Yani amaç tek millet, tek devlet, tek bayrak olmanın da ötesinde şimdi birde tek inançtır. Bırakalım Türkiye sınırlarını, artık bölgemizdede AKP iktidarının amacı, Sünni İslam dışında bir inancın kalmamasıdır. Bundan dolayıdır ki, Suriye ile savaşın eşiğine gelmiştir. İran ile köprüleri atmak üzeredir. Suriye’de Nusayri kökenli ESAD’ın iktidarını kabullenememektedir. Onun diktatörlüğünü bahane ederek asıl amacını gizlemektedir. Amaç Aleviliğin bu ülkede de kıyım ile, baskı ile yok edilmesidir.

Suriye Baas partisinin iktidarı elbette bir dikta iktidarıdır. Ancak asla tek başına bir Alevi iktidarı değildir. Bir koalisyondur. Devletin en büyük kurumlarının birçoğunun başında da Sünni kökenliler bulunmaktadır. Ülkede binlerce Cami bulunmasına karşın resmi Alevi ibadethaneleri yoktur. Ama Esad ailesi Alevi kökenlidir diye  iktidarı da Alevilerin sürdürdüğü yalanı ile nufusunun ezici çoğunluğunu oluşturan Sünni kitleler harekete geçirilmeye çalışılıyor.  Suriye Müslüman Kardeşler örgütünün dini önderleri yayınladıkları fetvalarla “Alevilerin kadınlarınınırzına geçmek, mallarına el koymak ve Alevileri öldürmek helaldir” diyorlar ve iktidara geldiklerinde “tüm Alevileri öldüreceğiz” demekten çekinmiyorlar. İşte bugünün Türk iktidarı böylelerini destekliyor.

Gelelim Türkiye ye, Alevi hareketi içten çökertilmeye çalışılıyor. Cem Vakfı ve benzeri devlet güdümlü yapılanmalar vasıtasıyla Cem evlerimiz minaresiz camilere çevriliyor. Alevilerin Camilere gitmeyeceklerini bildikleri için cem evlerimiz camileştiriliyor. Alevilik salt Ali severliğe indirgenerek özünden uzaklaştırılıyor. Oysa Aleviliğin kökleri Arap yarımadasında değil üzerinde yaşadığımız Mezopotamya ve Anadoludadır.

Bizi köklerimizden koparmak istiyorlar buna müsade etmemiz bekleniyor.  İlk işimiz içimize sızmış sahte Alevi Fetullahçıları bir bir teşhir ederek söküp atmaktır. İkinci işimiz Kızılbaş Kürt Aleviliğini,  Zaza Aleviliği, Dersim Aleviliği diye adlandırarak, Kürtlükle Aleviliği birbirinden ayırmaya çalışan sözde radikal, özde ise inkarcı ve bölücü  içimize sızdırılmış beşinci kol  faaliyetlerini de teşhir ve tecrit etmektir. Bu her iki tutum sahibi güçlerin tek amacı Aleviliği Kürtlükten kopararak düşmana teslim etmektir. Sözde ne söylenirse söylensin, bu gruplara inanan insanlar ne kadar temiz olursa olsun, sonuçta yapılan kendi aslını inkardır. Aslını inkar edenler ise haramzadedir.

Yazının başlığında söyledik artık sesli tutum almanın zamanıdır. İçinde yaşadığımız coğrafyada Alevilik Kürdi bir inançtır. Alevilikle Kürtlüğü birbirinden ayırmak isteyen her girişim, kendisine ilerici diyen güçlerce anında teşhir ve tecrit edilmelidir.Alevinin Zazası da Kurmancıda bir ve aynıdır. İnancımızın adı Kürt Kızılbaşlığıdır. Bu inanç elbette içinde yaşadığı coğrafyanın inançlarının renklerini de içinde barındırmaktadır. Tıpkı öteki inançlar gibi. Ancak bu özellik inancımızın kendi başına bağımsız bir inanç olduğu gerçeğini değiştirmez.  Artık Takiye yapma zorunluluğumuz bulunmuyor, ibadetimizi gizli evlerde değil aleni olarak Cemevlerimizde yapıyoruz. İnanç kimliğimizi gururla haykırmak bizim de hakkımız.

Bugünün egemenleri Aleviliği  kendi istemleri olan bir Ali severlik olarak kabul ediyorlar ve bize de böyle kabul ettirmeye çalışıyorlar. Yine Kürtlüğü de, kendi istedikleri Kürtlük olarak tanıyorlar. Aslında onlar hiçbir ötekileştirilmiş toplumsal kesimin varlığını kabul etmek istemiyorlar. Eğer bugün bir çok şeyi kabul etmek zorunda kalmışlarsa bu onların değiştiklerine yorumlanmamalıdır. Bu büyük bedeller ödenerek sürdürülen Kürt Özgürlük hareketinin yarattığı kazanımlardır aslında. Bu gerçeği göz ardıeden her yaklaşım eksik ve dolayısıyla yanlış yaklaşımdı.

Devletin en korktuğu şey, Aleviler ile Kürt Özgürlük hareketinin  büyük buluşmasıdır. Çünkü böylesi bir buluşma zalimler iktidarının sonunu getirebilir. Öyleyse bizim de ısrarla bu büyük buluşmayı sağlamaya çalışmak artık asli görevimiz olmalıdır.  Türkiye devrimci demokratik hareketi, Kürt Özgürlük Hareketi ve Aslını inkar etmeyen Alevi Hareketi  ortak bir çatıda buluştuğunda, tayyibin 2023 hayalini onun için bir kabusa çevirebiliriz.  Öyleyse haydi hep birlikte önce evimizin önünü temizlemeye, sonra da kucaklaşmaya diyelim.

Edirne CemEvi açıldı!

Cem Vakfı Genel Başkanı İzzettin Doğan, ”Türkiye’de barış içinde inancı, ırkı, dini ne olursa olsun temel hak ve özgürlükler konusunda herkesin aynı hakka ve özgürlüğe tabi olduğu yeni bir anayasanın yapılmasını umutla bekliyoruz” dedi. Doğan, Cem Vakfı Edirne Şubesi’nce Şükrüpaşa Mahallesi 215. Sokak’ta yapımı tamamlanan Edirne Cem Evi’nin açılışında yaptığı konuşmada, Edirne’nin Osmanlı İmparatorluğu’na 92 yıl başkentlik yaptığını ve her türlü inancın, barındığın ve inançların özgürce icra edildiği bir kent olduğunu söyledi. Önümüzdeki aylarda Türkiye genelinde 15 Cem Evi’nin de hizmete gireceğini de ifade eden Doğan, ”Bugün Türkiye’de 100 binin üzerinde camiye mukabil, devletin yaptığı bir tek dahi cem evi bile yoktur. “Türkiye’de barış içinde inancı, ırkı, dini ne olursa olsun temel hak ve özgürlükler konusunda herkesin aynı hakka ve özgürlüğe tabi olduğu yeni bir anayasanın yapılmasını umutla bekliyoruz” ifadelerini kullandı. Konuşmaların ardından, 250 bin liraya yaptırılan tek katlı cem evi törenle açıldı.