Ana Sayfa Blog Sayfa 6447

“Çorum Olaylarının Dosyası Yeniden Açılsın”

Çorum‘da 1980 yılında yaşanılan ‘Çorum Olayları’nda hayatını kaybeden 57 kişi için olayların 32′inci yılında anma töreni düzenlendi. Sevgi ve Kardeşlik adı verilen yürüyüşe onlarca vatandaş katıldı. Sloganlar daÇorum olaylarının dosyasının yeniden açılması gerektiği belirtildi.

Mayıs-Temmuz ayları arasında meydana gelen olaylarda 57 kişi hayatını kaybetmiş onlarca vatandaş da yaralanmıştı. Çorum olaylarının ardından 32 yıl geçti. Onlarca vatandaş sokaklarda Alevi-Sünni kardeşliğine vurgu yaparken kentte bulunan sivil toplum kuruluşlarının yanı sıra çok sayıda siyasi partide anma törenine katıldı. Bahabey caddesinden, Hürriyet meydanına kadar yürüyen onlarca vatandaşlar 1980 darbesini yapanlara lanet yağdırdı. Cumhuriyet meydanın da ‘Çorum Olayları’ Komitesi Başkanı Arslan Erkan yaptığı açıklama da olayların yaşandığı dönemde okullara, fabrikalara saldırıldığını belirtti. Yaşanan acı olayların ardından 1980 darbesi yapıldığını hatırlatan Erkan Maraş ve Sivas’ta yaşanan olayların son halkasının Çorum olduğunu aktardı. Çorum‘da yaşanan olayların darbeye zemin hazırlamak amacı için yaşanmış bir devlet terörü olduğunu savundu. İlk olaylarda amaçlarına ulaşamayan güçlerin halkın dini duyguları ile oynamaya çalıştığının altını çizen Arslan Erkan baş vurulan yalan haberlerle işi Alevi-Sünni çatışmasına yorduğunu söyledi. Arslan “Katliamlarla yüzleşilmeden yenileri engellenemez. Maraş ve Sivas’ta yaşana olayların ardından yaşanan Çorumolayları insanların hafızalarından silinmemesi ve tekrarlanması insanlık açısından son derece önemlidir. Mahkeme görülmüş bazı kişiler mahkum olmuş ancak Çorum katliamı tam olarak aydınlatılamamıştır. Asıl sorgulanması gereken derin devletin oynadığı oyunlardır. Yapılması gereken bir diğer konu da kamu görevlilerinin ihmal ve katkısı araştırılmalı ve oyun ortaya çıkartılmalıdır. Olaylar da bugün nasıl kardeşi kardeşe kırdırıldığı açık bir şekilde görülmektedir. Çok şey istemiyoruz, barış ve demokrasi istiyoruz. İktidardan isteğimiz Çorum olaylarının dosyasının yeniden açılmasıdır. “dedi. Olaylarda hayatlarını kaybedenler, ev ve iş yerlerini kaybedenler için onarıcı adalet mekanizmalarının olması gerektiğine vurgu yapan Erkan, Alevi-Sünni sanki farklıymış gibi yaşamaması gerektiğini ve yeni düzenlemelerin hayata geçmesi gerektiğini dile getirdi. Birlikte yaşama kültürünün oluşması gerektiğine değinen Arslan Çorum‘un ortasına barış ve kardeşlik anıtı yapılmasını istedi. Yapılan yürüyüşün Sevgi ve Barış yürüyüşü olduğunu aktaran Arslan olayların bir daha tekrarlanmaması temennisinde bulundu.

Pir Sultan Abdal Derneği Genel Başkanı Kemal Bülbül de duyarlı olunduğu sürece barışın ve kardeşliğin karanlık odaklara gösterilebileceğini dile getirdi. Olayları en düzgün bir şekilde değerlendirmenin geleceğe gölge düşürülmeyeceğini söyleyen Bülbül barış ve kardeşlikten yana olan halkların kardeşliğini savunan insanlarla omuz omuza olunması gerektiğini kaydetti.

3 Temmuz 2012

Sivas katliamında yitirilenler yaklaşık 40 bin kişi ile anıldı

Sivas’ta Pir Sultan Abdal Şenlikleri sırasında 2 Temmuz 1993’te Madımak Oteli’nde yakılarak katledilen 33 aydın ve sanatçı ile iki otel görevlisi Madımak önünde düzenlenen törenlerle anıldı. Valilik sabah ayrı tören yaparken etkinliğe katılanlar Cumhuriyet Meydanı’nda durduruldu. Yapılan görüşmelerin ardından etkinliğe izin verildi. Törenlere yaklaşık 40 bin kişi katıldı.

Avrupa ve Türkiye’nin dört bir yanından anma için gelenler saat 09.00’da Seyrantepe’deki Hacı Baktaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Cem evinde toplandı. KESK ise Afyon Sokaktan yürüyüşe geçti. Yürüyüşe,  BDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş, CHP Grup Başkan Vekili Muharrem İnce, CHP milletvekilleri Malik Ecder Özdemir, Ramis Topal, Sabahat Akkiraz, Hüseyin Aygün, Orhan Düzgün, Muharrem Işık, Kamer Genç, Erdal Aksungur, Sezgin Tanrıkulu, Veli Ağbaba, Durdu Özpolat, sanatçılar Ferhat Tunç, Pınar Aydınlar (Sağ), Tolga Sağ, Erdal Erzincan, Grup Munzur üyeleri destek verdi. “Sivas’ın ışığı sönmeyecek”, “Türkiye laiktir laik kalacak”, “Madımak müze olacak”, “Ne şeriat ne darbe, demokratik Türkiye”, “Gelin canlar bir olalım”, “Madımak’ı yakanlar AKP’yi kuranlar” sloganı atan eylemciler Ethem Bey Parkı’na yürüyürek Madımak’ta yaşamını yitirenlerin aileleriyle kortej oluşturdu. “Madımak Hala yanıyor” pankartı taşıyan 40 bin kişinin yer aldığı kalabalık sloganlarla Cumhuriyet Meydanı girişine kadar yürüdü.

Yine barikat

Meydanın girişine güvenlik güçlerinin barikat kurması üzerine 1 saat süren görüşmeler üzerine Madımak Oteli’nin önüne kadar yürüyüşe izin verildi. Görevli il Emniyet Müdür Yardımcısı Emin Mergen, üç kez yapatığı anonsta yürüyüşün Madımak önüne kadar sürdürülmesinin “2911 sayılı yaysa aykırı olduğunu, gerekirse zor kullanılacağını” ifade ederek uyarı yaptı. ABF Genel Başkanı Selahattin Özel güvenlik güçlerine “yürümek yasa dışı ise tutun zabıtınızı, açın davanızı. Geçen yıl öyle yaptınız, bu yıl da yapın. Yasaklamak niye? Biz Türkiye Cumhuriyetinin vatandaşlarıyız. 33 canı yakarken niye görevinizi yapmadınız? Şimdi mi aklınız başınıza geldi” diye tepki gösterdi.

Gözyaşları ve karanfiller

Kalabalık Madımak Oteli’nin önüne vardığında, yaşamını yitirenler için saygı duruşunda bulunuldu ve otelin önüne karanfil bırakıldı.  Katliamda yaşamını yitirenlerin isimleri tek tek okundu ve anma etkinliğine katılanlar “burada” diye bağırdı. Madımak’ta yaşamını yitiren 33 kişinin aileleri adına konuşan Hüseyin Karababa, “Bizi Neden yakılar? Bizi bu topraklardan silmek, yok etmek, sürgün etmek istiyorlar. Ancak bunu asla başaramayacaklar. Sizlerin desteği ile davamızı bu günlere taşıdık, yine sizlerin desteği ile sonsuza kadar sürdüeceğiz, asla baş bırakmayacağız” dedi Biz bitmeden bu dava bitmez

Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı (ABF) Selahattin Özel, “Ne söylesek acılarımızı hafifletmeye yetmiyor. Madımak davası biz bitti demeden bitmeyecektir” derken  Pir Sultan Abdal Kültür derneği Genel Başkanı Kemal Bülbül ise “Zaman aşımı kararını tanımıyoruz. Burası kırklar meydanıdır. Cesaretimizi Seyit Rıza’dan, Pir Sultan Abdal’dan aldık. Sadece 33 canı değil Deniz’leri, İbrahim’leri, Mahirleri’de anıyoruz. Alevi toplumu sahipsiz değildir. Katiler ve AKP bu meydanda bulunan canların vicdanında mahkum oldular” diye konuştu. Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Engin Gündük de, “Biz güçten korkan bir toplum değiliz. Kerbela’da olduğu gibi 70 kişi ile 70 bin kişiye karşı duracak güç, inanç, cesaret var bizde. Asla korkmayacak, yılmayacağız. Canımızdan vazgeçeriz hak yolumuzdan asla vazgeçmeyiz” dedi. Avrupa Alevi Bektaşi Konfederasyonu Genel Başkanı Turgut Öker ise “Katil devlet halka hesap verecek. Madımak’ta 33 canı yakan katilleri Avrupa’ya taşıyan dün Milli görüşün içinde olan bu günün yezidi Tayyip Erdoğan’dır” diye konuştu. Alman Milletvekili: Skandal ve provakasyon

Sol Parti Federal Milletvekili Andrej Hunko başkanlığında Alman siyasetçiler ve gazetecilerden oluşan 20 kişilik bir heyet de Sivas’a geldi. Hunko, Alman Parlementosu’nun resmi görevlisi olarak Sivas’a geldiğini bugün de Çorum katliamı anma törenlerine katılacağını belirterek, olayı takip ettiğini ve katillerin 19 yıl sonra zaman aşımından affedilmiş olmasını “skandal” olarak niteledi. Yürüyüşün engellenmeye çalışılmasına tepki gösteren Hunko, “Bu bir devlet prokovasyonudur. Ortada hiçbir şey yokken, yürüyüşün engellenmesi, durdurulması çok anlamsız” diye konuştu.

Mehmet Menekşe / Cumhuriyet

Pir Sultan Abdal Doğduğu Köyde Anıldı

Pir Sultan Abdal Kültür ve anma etkinliklerinin 23′üncüsü Sivas’ın Yıldızeli İlçesi, Banaz köyünde yapıldı. Etkinliğe katılan CHP Sivas Milletvekili Malik Ecder Özdemir, “Madımak oteli aydınlanma müzesi olana kadar mücadelemizi sürdüreceğiz” derken Alevi sivil toplum temsilcileri 2 Temmuz Madımak katliamın 19. yılı nedeniyle Sivas’ta yapılacak anma için çağrı yaptı.

Pir Sultan Abdal 2 Temmuz Kültür ve Eğitim Vakfı ile Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, İstanbul Banaz Köyü Kültür ve Yardımlaşma Derneği ve Ankara Banaz Köylüleri Sosyal Dayanışma ve Kültür Derneği’nin işbirliği ile gerçekleştirilen anma etkinliğine İstanbul, Ankara, Tokat, Çorum, Sivas ve ilçelerinden, çevre köylerden katılımın yoğun olduğu gözlendi. Etkinliğine Hacıbektaş Veli Postnişin Veliyettin Hürrem Ulusoy, CHP Sivas Millet Vekili Malik Ecder Özdemir, ABF Genel Başkanı Selahattin Özel, PSAKD Kemal Bülbül, Pir Sultan Abdal 2 Temmuz Kültür ve Eğitim Vakfı Başkanı Emel Sungur ve çok sayıda Alevi sivil toplum örgüt temsilcisi ve yurttaşlar katıldı.

Topuzlu Baba mevkiinde kurbanlar kesilip, cem töreni yapıldı, deyişler eşliğinde semah dönüldü. Ayrıca Pir Sultan Abdal Tiyatrosu, PSAKD Tokat Şubesi Semah Ekibi gösteri yaptı. Aşık Deryani Şiir yarışmasının üçüncüsü gerçekleştirildi. Bu yılki anma etkinliğine Dertli Divani, Ali Ekber Eren, Berrin Sulari, Mercan Erzincan, Musa Eroğlu, Erkan Çanakçı, Gökhan Kılıç ile birlikte yirmi beş düzeyinde yöre da sanatçı katıldı.

Hacıbektaş Veli Postnişin Veliyettin Hürrem Ulusoy Aleviliğin yaşamasında ve yaşatılmasında Pir Sultan Abdal’ın anmasının önemli olduğunu, sahip çıkılması gerektiğini belirterek birlik beraberlik vurgusu yaptı. Son dönemlerde Aleviliğin yoğun bir asimilasyon sürecine ve saldırılara maruz kaldığının altını çizen Ulusoy 2 Temmuz Madımak katliamı anmasına katılım çağrısı yaparak “2 Temmuz Alevilerin bir vücut olması gereken önemli günlerden biridir” dedi.

Pir Sultan Abdal’ın kurulu düzene, haksızlığa, adaletsizliğe karşı baş kaldırışın, halk muhalefetinin önderi olduğunu belirten CHP Sivas Millet Vekili Malik Ecder Özdemir Madımak Otelinin müze olana kadar mücadelelerini sürdüreceklerini belirttiği konuşmasında şu görüşlere yer verdi;

“Türkiye’de hukuksuzluğun, adaletsizliğin, haksızlığın ölçüsüzce yaygınlaştığı bir noktada Pir Sultan’ın bu gün de önemli bir yere sahiptir, önemli bir simgedir. Özel Yetkili Mahkemelerce hukuk ortadan kaldırıldı. 19 yıl önce 2 Temmuz’da Madımak Otelinde kitaplarını imzalayan, saz çalan, semah dönen 33 aydın, sanatçı yakılarak katledildi. Bu bir insanlık ayıbıdır, suçudur. Bu katliamın sorumluları yakalanıp bir türlü adalet önüne çıkarılamadığı gibi firari sanıklar zaman aşımından serbest kaldı. Türkiye’de insan haklarına inanan, demokrasiden yana olan tüm kesimlerin ortak talebi Madımak’ın müze yapılmasıydı ama yapılmadı. Aradan geçen 19 yıla rağmen sadece orada yanan canların yakınları değil, bu ülkede demokrasi ve insan haklarını savunan herkesin isteğine rağmen hala Madımak’ın müze yapılmamış olması insanlık ayıbıdır. Geçen yıl mecliste ilk kanun talebimiz Madımak’ın müze olmasıydı. Bu haklı talebi sonuna kadar sürdüreceğiz” dedi.

Özdemir konuşmasının bir bölümünde de şu görüşlere yer verdi;

“Özel yetkili mahkemelerde AKP ile Fethullah Gülen’in bilek güreşi var. Türkiye’de artık hukuk dağıtılmıyor. Özel yetkili mahkemeler özellikle adaletsizliği artırıyor. Biz Pir Sultan geleneğinden gelen insanlar olarak buna karşı başkaldırının tam da zamanı diye düşünüyoruz. 2 Temmuz’da yeniden Sivas’ta olacağız. Meclisteki kavgamızı sürdüreceğiz. Madımak aydınlanma müzesi olana kadar mücadeleden vazgeçmeyeceğiz. Madımak’ı çözemeyen sayın başbakan şimdilerde Dersim’i gündeme getiriyor. Başbakanın amacı Dersim’de yaşananlar değil, oradan hareketle “Acaba Alevilerin gönlündeki Atatürk ve Cumhuriyet sevgisini azaltabilir miyim” diyor. Ama yanılıyor. Tablo ne kadar karanlık olursa olsun bizim inancımız her türlü zulmü yenmeye muktedir olacaktır” dedi.

2 Temmiz çağrısı

AFB Genel Başkanı Selahattin Özel ise Pir Sultan Abdal yolunda birlik olma çağırısı yaptı. Özel, “Bedel ödeyeceğimiz kadar ödedik. Bundan sonra bedel ödememek için ne kadar güçlü olursak, bir olursak, bize ahlaksızlar saldıramaz, bizi katledemez” dedi. Etkinliğe katılan ve 2 Temmuz Olayları’nda yaşamını yitiren halk ozanı Nesimi Çimen’in eşi Makbule Çimen de kendisinin de otelden yanıklarla kurtulduğunu belirterek, yakılarak yok edilemeyeceklerini göstermek için 2 Temmuz’da Madımak Oteli önünde buluşma çağrısı yaptı.

Etkinlikte konuşan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Başkanı Kemal Bülbül, Pir Sultan Abdal’ın yolundan gitmek için her yıl bu etkinlikleri düzenlediklerini belirterek birlik olma çağırısı yaptı. Çeşitli illerde yaşanan Alevi ailelerin yaşadığı evlerin kapılarının işaretlenmesi olayını değerlendiren Bülbül, “Bu dikkat edin tehdit ediliyorsunuz demek” dedi.

Etkinliğe katılanlara 2 Temmuz çağrısı da yapan Bülbül, “Türkiye’nin 4 bir yanından sel gibi akıp gelin, Madımak’ın önünde buluşalım. Çünkü Madımak halen yanıyor. Biz toplumsal barış ve eşit yurttaşlık istiyoruz. Kavga istemiyoruz, şiddet kullanmıyoruz, sadece haklarımızı istiyoruz. Bu ülkede yurttaşlar eşit olsun, birinin inancı diğerine egemen olmasın istiyoruz.” dedi.

Pir Sultan Abdal 2 Temmuz Kültür ve Eğitim Vakfı Genel Başkanı Emel Sungur ise etkinlikte emeği geçenlere teşekkür etti. Sungur “Sevgili canlar, ülkemiz ne yazık ki sivil bir darbe ile karşı karşıyadır. Yargı, üniversiteler, bürokrasi ve medya teslim alınmıştır. Hopa davası, Eğitim- Sen 4+4+4 eylemleri, Sivas Katliamı Zaman Aşımı Davası, kadına yönelik yeni yapılan onur kırıcı yasalar karşısında tepki gösteren toplumsal muhalefetin yapmış olduğu her demokratik eylemin karşısında halka saldıran sivil darbenin polisi vardır. Ülke topraklarında kendinden farklı düşünen ve konuşan herkesi hedef alan siyasi iktidar faşizmi aratmamaktadır. Bir olmak, iri olmak, diri olmak kaçınılmaz bir ihtiyaçtır. Herkese bu noktada görev düşmektedir” diye konuştu.

Alevi olmanın ‘gayrimeşru’ bedeli!

Ankara Yenimahalle’de Alevilere yönelik baskılar gün geçtikçe artıyor. Belediyede çalışan iki arkadaşın sürekli işleri değiştirilirken, buna gerekçe olarak cemevine gitmesi olduğu açıkça söyleniyor. CHP’li belediye ise, yaptıklarının arkasında!

Hasan Hüseyin Akbıyık ve Burak Musa Yıldırım aynı mahallede yaşayan iki Alevi genç. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Yenimahalle Şubesinin gençlik kolları üyesi olan Akbıyık ve Yıldırım üç yıldır Yenimahalle Belediyesinde çalışıyordu. Şu an işsiz olan bu iki genç, “Pir Sultan Abdal Cemevinde bir konsere katıldıkları gerekçesiyle işlerinden olduklarını” iddia ettiler. Uzun süre belediyede kendilerine yönelik yapılan baskıların etkisinde kalan gençler, yaşadıklarını Evrensel’e anlattılar.

 

Yenimahalle Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürü Memnune Erdoğmuş’un makam şoförü olarak çalışan Akbıyık, 2009’da işe başladı. PSAKD üyesi olduğunu ve 18 yıldır ailesiyle birlikte derneğin tüm faaliyetlerine katıldıklarını belirten Akbıyık, PSAKD semah ekibinde ve gençlik kollarında.

Geçtiğimiz yıl yaşadıkları bölgede Alevilerin ibadethane ihtiyacı üzerine birleşerek Yenimahalle Belediyesi arazisine “fiili cemevi” kurma fikrini sahiplenen ve gönüllü olarak iş çıkışları orada çalışan Akbıyık, cemevinde nöbet tuttu, etkinliklerine katıldı. Akbıyık için bir konserde belediye basın birimi tarafından fotoğraflanması ile işinden vazgeçmek zorunda kaldığı süreç başladı.

Daha önce tehditler aldı

Cemevine gittiği anlaşıldığında belediyede çeşitli kadrolardaki yöneticiler tarafından “Oraya gitmeyeceksin, yoksa işinden olursun” tehditleri aldığını belirten Akbıyık, ilk önceleri bu tehditleri önemsemediğini anlattı. Fakat cemevine destek için düzenlenen Grup Yorum konserine katılan Akbıyık, konserden birkaç gün sonra Belediye Başkanı Fethi Yaşar tarafından makamına çağırıldığını anlattı.

Akbıyık, Belediye Başkanı Yaşar ile olan diyaloğunu şöyle aktardı: “Yanına gittiğimde Fethi Yaşar, ‘Bana bak oraya gitmeyeceksin. Orası kötü bir yer, orada PKK’lılar var’ dedi ve bana sordu ‘Sende Kürt’lük var mı?’. Kürt olmamama rağmen, ‘Evet başkanım Kürt’üm ben’ dedim. O da ‘Belli zaten ancak böyle şeyleri siz yaparsınız orada’ dedi. Ben söylenenler üzerine ‘Başkanım orası benim ibadethanemdir, ben de size camiye gitmeyin desem olur mu sizce? Ben Aleviyim ve Alevi inancına göre bizim ibadethanemiz cemevidir ve Batıkent’te de tek cemevi orası dedim.

Sürekli görev yeri değiştirildi

Ertesi gün işe gittiğinde, telefonla bundan sonra ki görev yerinin temizlik işleri olduğunun söylendiğini aktaran Akbıyık, birkaç gün çöp arabasında şoförlük yaptığını, daha sonra görev yerinin yine değiştirilerek, bu kez de çöp toplama ekibine verildiğini söyledi. Sık sık görev yerinin değiştirildiğini, kendi yaşadığı mahallede sokak süpürme görevinin verilmesinin ardından bu kez buz kırma-küreme ekibine verildiğini belirten Akbıyık, “Beni hiç rahat bırakmadılar” dedi.

Bu süreçte sağlık problemleri yaşadığını ve kulak zarı ameliyatı olduğunu da belirten Akbıyık, ameliyattan sonra doktorun kendisine “Birkaç ay ağır iş yapma, soğukta durma” dediğini, bunun için de işyerinden izin istediğini söyledi. Akbıyık, izin verilmeyince sürgünlere yenik düşerek işinden ayrılmak zorunda kaldığını anlattı.

“Ben Alevi olduğum için bütün bunları yaşadım” diyen Akbıyık, kendisi dışında birçok Alevi işçinin de benzer şekilde sürgünler yaşadığını savundu.

Belediye fotoğraflarını çekti

Musa Burak Yıldırım da Akbıyık’ın çocukluk arkadaşı. Park ve Bahçeler Müdürlüğünde çalışıyor. Yıldırım’ın durumu da arkadaşı Akbıyık’tan farksız. Belediye basın birimi tarafından fotoğrafı çekilen ve ertesi gün işyerine gittiğinde görev yeri değiştirilen Yıldırım da  temizlik işlerine verilmiş. Kendi sokağını da süpüren, değişik birimlerde çalışan Yıldırım, Belediye Başkanı ile görüşmek istemiş, ancak görüştürülmemiş. Sürgünleri “Alevi düşmanlığı” olarak nitelendiren Yıldırım’a da “Vereceğimiz iş budur. İşine geliyorsa çalış, işine gelmiyorsa sen bilirsin” denilmiş.

 

Yıldırım, “Benimle sürekli dalga geçildi. Onurumla oynandığını düşündüğümden ben de işten ayrılmak zorunda kaldım. Yenimahalle Belediyesinde Alevi düşmanlığı var. Orada korku imparatorluğu yaratılmak isteniyor. Canlı şahitleri de bizleriz” dedi.

Belediye yalanlamadı: Gerekirse işten de atarız!

Konuya ilişkin görüşünü aldığımız Yenimahalle Belediyesi Başkan Yardımcısı Şenol Balaban, gençlere yönelik uygulamaları “Gayrimeşru işlere bulaşanlar bedelini öder” diye savundu. Batıkent’te PSAKD’ın kurduğu cemevinin “yasa dışı” bir yer olduğunu, “gayrimeşru” bir şekilde orada durduğunu savunan Balaban, gençlerin işlerinden olma süreçlerine ilişkin, “Masa başında mı iş verecektik? İşi beğenmiyorlarmış. Gayrimeşru bir cemevine destek verenler için gerekli işlem yapılır. Bizim personelimiz de olsa bunu yapanlar cezasını çeker. İşten atılmamışlar, ama gerekirse onu da yaparım, onun da arkasında dururum” diye konuştu.

 

(Evrensel)

ABF: “Seçmeli derslere girmeyin”

Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Selahattin Özel, zorunlu seçmeli “Kuranı Kerim ve Hz. Muhammed’in Hayatı” dersleriyle ilgili okullarda form dağıtılmasının laikliğe, din ve inanç özgürlüğüne aykırı olduğunu belirtirken “Bu iki ders, kişileri inancını ifşa etmeye zorlayacak, egemen dini düşüncenin lehinde bir mahalle baskısına yol açacaktır. Alevi öğrenciler, kendilerini bu dersleri seçmek zorunda hissetmesinler. Bu, laikliğe aykırıdır ve federasyon olarak bu konuda her öğrenci velisine hukuki destekte bulunacağız” dedi.

Özel’in konuyla ilgili açıklaması şöyle:

AKP hükümeti, “dindar ve kindar nesil” yetiştirme projesini eğitime getirdiği 4+4+4 sistemi ile yürürlüğe koydu. Bu kanunla dünyanın laik hiçbir ülkesinde görülmeyecek şekilde “Kuran-ı Kerim ile Hz. Muhammed’in Hayatı” dersleri de yasayla zorunlu seçmeli hale getirildi. Daha kanun çıkar çıkmaz okul müdürleri öğrenci velilerine bir form dağıtarak sözkonusu derslerle ilgili olarak veli ve öğrencilerden “Kur’an-ı Kerim”, “Hazreti Peygamberimizin hayatı”, “Kur’an-ı Kerim ve Hazreti Peygamberimizin hayatı” ile “Kararsızım” seçeneklerinden birini işaretlemeleri istendi. Buna karşın “İstemiyorum” şıkkı, seçenekler arasında yer almadı.

Böyle bir formun dağıtılması, kişileri inançlarını açıklamaya, tercih yapmaya zorladığı için din ve vicdan özgürlüğüne aykırıdır. Sözkonusu forma, “istemiyorum” şeklindeki bir seçenek konulması halinde bile bu yine temel insan hak ve özgürlüklerine aykırı olurdu. Seçmeli iki dersin yanı sıra 12 Eylül anayasasının ürünü olan zorunlu din kültürü ve ahlak dersinde de tamamen Sünni İslam öğretilmekte ve bu ders doğrudan Alevi çocukların asimilasyonuna hizmet etmektedir.

Öğrenci velilerimiz, içinde bulunduğumuz aylarda seçmeli derslerle karar vermek durumundalar. Temmuz ayında okullarda seçmeli derslerin sınıfları büyük ölçüde belli olacaktır. Bu süreçte Alevi Bektaşi Federasyonu olarak okullarda bir mahalle baskısı kurulabileceğine ilişkiler kaygılarımız mevcuttur. Anne babalar, “Öğrencinin notunun kırılabileceği”, bu iki seçmeli dersi tercih etmemesi durumunda çocuğunun fişlenebileceği veya daha iyi not alabileceği endişesiyle hareket etmemelidir. Öğrenci velilerine “Sen Müslüman değil misin?” “Sen dine karşı mısın?” türündeki baskı amaçlı sorular sorulduğunda veya yönlendirme yapıldığında ailelerin federasyonumuz ve federasyonumuzla bağlı derneklerle irtibata geçmesini istiyoruz. Kurum olarak kendilerine hukuki destekte bulunabiliriz. Bu konuda yaşanan en küçük hak ihlalinin bile tarafımıza bildirilmesi, konunun takibi açısından önem taşımaktadır.

Melleyi bırak cezaevlerine bak

15 metrekarede 18 insanın yaşadığı, tuvalet, su gibi en temel ihtiyaçların dahi karşılanmadığı, insanların koridorlarda yattığı Şanlıurfa cezaevinin fiziki koşullarını iyileştirmekte aciz kalan AKP hükümeti, devletin bütün kurumlarını imamlaştırmak konusunda oldukça hızlı davranıyor. Kamuoyuna yansıyan son bilgilere göre, Diyanet Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesi başta olmak üzere bin mele ataması yaptı. Diyanet’in yaptığı son duyuruya göre de taşra teşkilatındaki ihtiyacın karşılanması amacıyla 5 bin 660 imam-hatip ve 734 müezzin-kayyım alınacak.

Teokratik bir devlet yapılanmasını adım adım gerçekleştiren AKP hükümetinin, toplumu dinselleştirmeye yönelik uygulamaları fütursuz bir şekilde artıyor. 70 milyondan toplanan vergilerle Sünni İslam finanse edilirken, hem kamusal alan hem de sosyal yaşam giderek daha fazla dindarlaştırılmaktadır. AKP, laikliğin kırıntılarına bile tahammül edemez noktaya gelmiştir.

Şanlıurfa cezaevindeki tutuklu ve mahkumların göz göre göre ölmesine seyirci kalan hükümeti kınıyor, cezevinde yanarak ölen tutuklu ve hükümlülere de rahmet diliyoruz.

Dur Dağı”ndaki Mermer Ocağı Faaliyeti

Antalya Milletvekili Gürkut Acar, Alevi inancına sahip vatandaşlar için kutsal bir mekanolan Antalya Elmalı ilçesi Tekke Köyü’ndeki Dur Dağı’nın, uzun süredir mermer ocağı tehdidi altında olduğunu belirterek, “Eğer hükümet, bugünlerde pek gündemde olmayan Alevi açılımında samimi ise Dur Dağı bunun önemlibir göstergesi olabilir” dedi.

Acar, Meclis’te Abdal Musa Gönüllüleri Temsilcisi Cemal Kaya ile birlikte düzenlediği basın toplantısında, Alevi inancına sahip vatandaşlar için kutsal bir mekan olan Antalya Elmalı ilçesi Tekke Köyü’ndeki Dur Dağı’nın, uzun süredir mermer ocağı tehdidi altında olduğunu söyledi. Mermer çıkaran firma ve AK Parti iktidarının ‘Mermer ocağı dağın görünmeyen kısmındadır. Abdul Musa ve Budala Sultan Türbesinden 1.5 kilometre uzaktadır’ açıklaması yaptığını belirten Acar, “Bu değerlendirmenin kabul edilmesi mümkün değildir. Çünkü Dur Dağı’nın tamamı kutsal alandır. Bu bölgenin manevi değerinin yok sayılması kabul edilemez” dedi.

AK Parti hükümetinin bir yabancı şirketin çıkarlarına karşılık, Türkiye’deki milyonlarca Alevi vatandaşın kutsal inançlarını çiğnediğini söyleyen Acar, “Eğer hükümet, bugünlerde pek gündemde olmayan Alevi açılımında samimi ise Dur Dağı bunun önemli bir göstergesi olabilir. Dur Dağı madencilik mevzuatına göre değil, inanç merkezi olarak değerlendirildiğinde sorun kalmayacaktır” dedi.

Acar ayrıca, Abdul Musa Gönüllülerinin topladıklardı 1 bin 23 imzayı bugün TBMM Başkanlığına sunacaklarını da belirterek, bu konuda TBMM Başkanı Cemil Çiçek’ten destek beklediklerini açıkladı.

“CHP’NİN KÜRT AÇILIMI ACELE GETİRİLMEMELİ”

Acar, CHP’nin Kürt açılımı konusunda AK Parti ileyol haritası çizilmesine muhalif isimlerden biri olduğunun belirtilmesi üzerine, parti içindefarklı değerlendirmeler yapılmasını doğal olduğunu söyledi.Ancak partinin Parti Meclisi ve MYK gibi karar organlarınıntüm milletvekillerini bağlayacağını belirten Acar, “Parti çinideki tartışmalarımızın doğru yolubulmak için yapılan tartışmalar olarak görülmesini istiyoruz. Meclis tatile girince bir toplantı yapacağımızGrup Başkanvekilimiz Akif Hamzaçebi duyurdu.Kişisel fikirlerim zaten kamuoyuna yansımıştır. Partinin ürettiği politikalara milletvekili olarak uyacağız.Ama konu yeterikadar tartışılmamıştır, gerekli organlarda tartışılmamıştır. Parti Meclisi’nde konu karara bağlanmamıştır. Böyle konular aceleye getirilemez. Hatta Parti Meclisi değil, Kurultay’a getirilerek rapor olarak kabul edilmesi gerekir diye düşünüyorum” dedi.

Kaymakamlık “Didim Cemevini Yıkma Kararı” aldı!

İleri Demokrasinin” Alevilere Açılım Hediyesi:  Didim Cemevini Yıkma Kararı

Didim Kaymakamlığı, Didim Alevi Bektaşi Kültür Merkezi ve Cem Evi Derneği binasının hazine arazisini “fuzuli işgal” ettiği için otuz gün içinde yıkılmasına ve 29 bin lira “ecrimisil”* cezası ödemesi gerektiğine karar verdi ve derneğe bu kararını bir ihbarname ile iletti.

Kaymakamlığın, 5 Haziran 2012 tarihli, 2117 sayılı yazısında şöyle denmektedir:

HACI BEKTAŞI VELİ CEMEVİ VE KÜLTÜR MERKEZİ DAYANIŞMA DERNEĞİ

Yeni Mahalle 19 Mayıs Cad. DİDİM

Aşağıda tapu bilgileri verilen Hazinenin Özel Mülkiyetindeki taşınmazın mahallinde 18/05/2012 tarihinde yapılan incelemede, söz konusu taşınmazı Derneğe ait kültür merkezi ve bahçesi yapmak suretiyle 13/05/2010 tarihinden itibaren kaçak ve izinsiz olarak işgal ettiğiniz tespit edilmiştir.

İlgili taşınmazı 2886 sayılı yasanın 75. maddesine göre tahliye etmenize karar verdim. Tebligatın yapıldığı tarihten itibaren 30 gün içinde taşınmazı tahliye etmeniz gerekmektedir. Bizzat veya yazılı olarak İdaremize tahliye ettiğinizi bildirmediğiniz takdirde İdaremizce 2886 sayılı Devlet İhale Kanununun 75’inci maddesi ve bu kanuna dayanılarak çıkarılan Hazine Taşınmazlarının İadesi Hakkında Yönetmeliğin 89’uncı maddesine göre 30 günün bitiminden itibaren re’sen belirlenecek tarihte İdaremizce yıkım ve enkaz kaldırma işlemi yapılarak masrafların şahsınızdan tahsil edileceğini bilgilerinize tebliğen rica ederim.

İmza, Ersin Emiroğlu, Kaymakam”

Didim Kaymakamı Ersin Emiroğlu’nun bu yazısının özü şudur: Didim Cemevi kamu, yani hazine arazisi üzerine inşa edilmiş olduğu için yıkılması farz ve caizdir. “Sultanbaşkan” olmaya hazırlanan Recep Tayyip Erdoğan’ın Didim’deki “kaim makamı” (eski dilde, aslı yerine yetkili) olan bu hazret yazısında, “tahliye etmenize karar verdim” diyerek Osmanlı artığı devletlûlarımızın alışmış Alevi-Bektaşilere tepeden konuşma üslubu içinde emir buyurmaktadır.

Alevi-Bektaşiler modern bir demokraside böyle tepeden konuşan, dokunulmazlıklarla korunmuş, halk tarafından seçilmemiş, merkezden atanmış “yerel” yöneticilerin yeri olmadığına inanıyorlar. Türkiye’de devletin demokratik örgütlenmesi için tüm yöneticilerin seçimle gelmesi gerektiğini, bir işçiden daha fazla maaş almamaları gerektiğini, halka hesap verir olmaları gerektiğini ve yanlış yaptıklarında onları seçenler tarafından geri çağrılabilmesi gerektiğini savunuyorlar.

Dernek yöneticileri ve Alevi-Bektaşi toplumu, atanmış ve tepeden konuşan böyle yöneticilerin, merkezdeki siyasi yetkililerin kararıyla davrandığını biliyorlar. Dernek yöneticileri ve Alevi-Bektaşi toplumu bu emri yerine getirmeyeceğine göre; verilen süre doldu mu sonra bu kaim makam beylerin, devletin kolluk güçlerini Alevi-Bektaşilerin üzerine süreceğini ve bu yıkımın zorla yapılacağını biliyorlar.

Şimdi sayın kaim makam beye ve onu atayan asıl makama soralım: Madem hazine arazisine izinsiz ibadet yerleri yapılması yasak, sayısı yüz binin üzerinde olan camilerin kaç tanesi hazine arazisi üzerine izinsiz kurulmamış? Bizzat Başbakan tarafından övünçle bahsedilen Çamlıca Tepesine kurulmak istenen devasa caminin arazisi hazine malı değil mi?

AKP Hükümeti, Başbakan, “inanç özgürlüğü” ve “ileri demokrasi” sözlerini ağzından düşürmüyor. Sizin inanç özgürlüğü ve ileri demokrasi anlayışınız, sayısı milyonlarla ifade edilen Alevi-Bektaşi toplumunun inanç ve ibadet merkezileri olan cemevlerini yıkmak mı?

Geçmişte cemevlerini, “çümbüş evi” diyerek aşağılayan, bugün bile yok sayan AKP zihniyeti, yarın Didim Cemevini yıkmaya kalkışabilir. O gün İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olan günümüzün Başbakanı,  Karacaahmet Dergâhını yıkmak için buldozerlerini göndermiş, nice çaba sarf etmişti. Ama bu çabalarının sonu hüsran olmuştu.

Unutmayalım, son dönemde cemevlerine yönelik yasallık örtüsüne sarılmış çıplak saldırganlık yoğunlaştı. Manisa Cemevine “kentsel dönüşüm” çerçevesinde yıkım kararı alındı. İstanbul’da, Sultangazi Cemevine yapılan ve Kazım Karabekir Cemevine yapılan saldırılar sürüyor. Bu saldırı kervanına, devlet kafasını bir takma kelle gibi taşıyan CHP’li belediyeler de katıldı. Avcılar Yeşilkent Cemevini ve Ankara Ergazi Cemevini yıkmaya kalkıştılar, ama sonuç alamadılar.

Demokratik hakları konusunda sonuna kadar mücadele etmeye kararlı olan Alev-Bektaşi toplumu ne pahasına olursa olsun Didim Cemevini de yıktırmayacaktır.

Didim Cemevi yöneticileri, Aydın-Didim çevresindeki demokratik kuruluşlarla bir araya gelerek bu saldırıya karşı bir eylem planını uygulamaya koyacaklarını belirttiler. 9 Temmuz 2012, Pazartesi günü kitlesel bir basın açıklaması yapacak olan Didim Cemevi yöneticileri, bu etkinlikten önce her gün ayrı bir etkinlikle bu kararı protesto edeceklerini söylediler.

İletişim: Didim Alevi Bektaşi Kültür Merkezi ve Cemevi, Tel: 0256.813 72 21

Adres: Didim – Aydın

Ecrimisil: Hazine taşınmazının, İdarenin izni dışında gerçek veya tüzel kişilerce işgal veya tasarruf edilmesi sebebiyle, İdarenin bir zarara uğrayıp uğramadığına veya işgalcinin kusurlu olup olmadığına bakılmaksızın, taşınmazın işgalden önceki hâliyle elde edilebilecek muhtemel gelir esas alınarak İdarece talep edilen tazminattır.

Ahmet Koçak, Genel Ajans, 21 Haziran 2012

Abdal Musa Şenlikleri 2012 – Elmalı Tekke

Uluslararası 28.Ulusal Abdal Musa Anma Törenleri, Antalya Elmalı Tekke köyünde 21-22-23-24 Haziran 2012 tarihinde yapılacaktır.

Abdal Musa Sultan, Horasan Pirlerinden olup, Hacı bektaş Veli Hazretlerinin amcasının soyundandır. Abdal Musa Sultan Hazretleri’nin Horasan’ın Nişabur ilçesinde Hasan Gazi ve Hüsniye Hatun’dan dünyaya gelmiştir.

Hacıbektaş dergahında hizmetinde sonra Hünkar Hacı Bektaşı Veli’den sonra posta oturmuştur. 12 Posttan “ayakcı postu” veya “Abdal Musa Postu” onun ile anılır. Adına lokmalar dağıtılır, aşkı için kurban kesilir ve Abdal Musa cemleri düzenlenir.

Türkiye’nin birçok ilinde Abdal Musa makamları ve türbeleri mevcuttur.

Bu yılki etkinlikler tv 10 dan canlı olarak verilecektir.

Dil sorunu

Hıdır TEMEL   

Daha önce ,   olacağını eklemiştim. Yazıyı okuyanlar anımsayacaklardır! (Okumayanlar için ekte tekrar gönderiyorum). Yani, yeni düşünülmüş, son gelişmelerle ilgili bir yazı değil, daha önce planlanmış ama geciktirilmiş bir yazı. Gecikme için okuyuculardan (!) özür dilerim!

Yazılarımdan kendilerine pay çıkaranlar, alınanlar olabilir! İyi ki de öyle. Bugüne kadar yazılarıma verilen birkaç cevaptan hiç biri, istisnasız hiç biri, içerikle ilgili değil! ‘Gocunma’ ile ilgili…

 Bu yazıları kimse için kaleme almıyorum. Her şeyden önce kendim için kaleme alıyorum. Türkiyeli gruplardan ikisi kendisiyle yüzleşmekten kaçınıyor: siyasi olarak ‘sol’, inanç olarak ‘Aleviler’ kendileriyle yüzleşmekten kaçınıyorlar. ‘Hain’ olmamak için birkaç kişi dışında kimse bu başlangıcı yapmak istemiyor, kıyısında köşesinde dolaşıyor. Kendini bilen dışardan insanlar ise, uyarıyor, ancak içerden başlamasını bekliyorlar; çünkü yüzleşme budur, kendisiyle olur.  Ancak, yüzleşme geciktikçe sadece sorunlarınız artar, çözümü ötelemiş olursunuz! Bu yazılardan amacım bu yüzleşmeye hizmet etmek içindir; yoksa ruh hastalarıyla, yalaka ve dalkavuklarla tartışıp, uğraşmak için değil!

  

Dil Sorunu

 

Dilsizler haberin

kulaksız dinleyesi

Dilsiz kulaksız sözü,

can gerek anlayası

 

Dinlemeden anladık,

anlamadan eyledik

Gerçek erin bu yolda

yokluktur sermayesi

 

Yunus Emre

 

 Üç milyar senedir yeryüzünde yaşamın varlığından söz ediyorlar bilim insanları…

190 milyon senedir memeli hayvanlardan,

Sekiz milyon senedir insana benzer türlerden,

3,8 milyon senedir ayakları üzerinde giden mahlûklardan.

 

En az 12 000 senedir tarımın ve hayvan besiciliğinin yapıldığını biliyoruz.

 

İncil’e göre Tanrı önce nebatı, sonra hayvanatı, sonra da mahlûkatı yarattı. İnsanı kendi aynısından var etti ve doğaya hakîm kıldı.

Bir diğer yerde de önce insanı, sonra cenneti, sonra hayvanları yarattığından bahseder.

 

Semavi dinlerin ortak tanımlamalarıdır bu…

 

Adam (Adem), İbranice’de “topraktan oluşan” anlamına gelmektedir!

Eva (Havva), “tüm yaşayanların anası”. O da İbranice…

Havva topraktan olmamış, o Adem’in kaburga kemiğinden. O yüzden çamurlaşmak yalnız erkeklere mahsus, hem de ne çamurlaşma!

 

Yunan miteolojisinde Prometheus ilk insanı topraktan yapar. Sonra içine nefesini üfler ve onu uyandırır.

 

Tüm inançlar aynı kapıya çıkıyor: İnsan çamurdan…

 

İyi de, bu çamur konuşmayı nasıl öğrendi?

 

“Tanrı onları konuşturdu” desek, o zaman da bu kadar dilin varlığını ne ile açıklayacağız?

 

İnsan konuşmayı, esen, uğuldayan, kımıldayan, gürleyen, çatırdayan, çağıldayan doğanın taklidiyle öğrendi. İnsan dili kendi kendine geliştirdi; konuşan doğanın ve hayvanların taklidiyle. Konuştukça düşüncesi, düşündükçe konuşması gelişti! Derken yazıyı ‘icat’ ettiler. Çok değil, 5 bin yıl önce. 5 bin yıl önce icat ettikleri şeyi hala öğrenemeyenlerin veya öğretilmeyenlerin sayısı az değil yeryüzünde!

 

Dil ve düşünce, birbirini üreten, birbirlerinin ayrılamaz parçaları; Humboldt’un deyimiyle “bir kağıdın ön ve arka yüzü gibi; kağıdın arka yüzünü yırtmadan ön yüzünü yırtamazsınız”. İnsan dilsiz düşünemez! Dil düşünmenin aracı. İsterseniz deneyin, düşünürken içinizden konuşuyor bulacaksınız kendinizi! Kısacası, insanı insan kılan şey dilidir!

 

Düşünce dilin ürünüyse, dil de düşüncenin ürünü. Yani, ‘dervişin fikri ne ise, zikri de o’! Bir insanın düşüncesinin ne olduğunu dilinden, dilinin ne olduğunu düşüncesinden okursunuz!

 

Dillerin gelişmesi ve bugünkü hallerini alması binlerce yıl sürdü. Bazı diller diğerlerini etkileyip daha da zenginleştirirken, gelişemeyen dillerde öbürlerinin etkisiyle yok oldular. Şu an bile yeryüzünde onlarca dil kaybolmakta! Ne kadar az kelimeden oluşursa oluşsun, ne kadar gelişmemiş olursa olsun, her dil insanlık için büyük bir kazanç, büyük bir zenginliktir. Diller birbirlerini etkileyerek gelişirler. Sadece bu yüzden bile her dili korumak ve yaşatmak gerek!

 

Türkçe’de günlük konuşma dili 300 kelime etrafında döner. Bugüne kadar Türkiye Parlamentosu’nda konuşulan kelime 800. Daha 15. yüzyılda Fuzuli 3000 (üç bin) kelime ile yazıyordu; Voltaire 20000 (yirmi bin); Shakespeare 40 000 (kırk bin) kelime ile (kaynak: Çetin Altan).  Rakamları düşünürseniz, günlük konuşmanın sığlığı da ortaya çıkar. Günlük konuşma dili yalnız anlaşmak içindir, sığdır. İnsanı fazla düşündürmez, geliştirmez. Geliştirme ve düşündürme dili olması için sanatsal ve felsefi içerik taşıması gerekmektedir. Şiir dili olması gerekmektedir!  Destan dili olması gerekmektedir! Masal dili olması gerekmektedir! Rivayet(mitoloji) dili olması gerekmektedir! Roman dili olması gerekmektedir! Dilin felsefe ve bilim dili olması gerekmektedir. Bunların olabilmesi içinse, tüm bu sayılanları ve sayılmayanları önce düşünceye, sonra dile yüklemek gerekmektedir! “İnsan toplulukların gelişmesi, her şeyden önce dil ve edebiyatlarının ilerlemesine bağlıdır” diyor Namık Kemal.

 

Dinler ve inançlar da doğrudan dille ilintilidirler. Din ile dil arasında da ayrılmaz bir bağın olduğu, din ve inançlar geliştikçe kendi dillerinde terminolojilerini de geliştirdiği yadsınmaz bir gerçek. Din ve inançların ‘ortak bellekleri’, ancak kendi kullandıkları dilde oluşur. Kendi ibadet ve ritüel dilini geliştiremeyen inançlar ve dinler de yok olmak zorundadır; çünkü kendini geliştiremeyen, zenginleştiremeyen, yeniden üretemeyen her düşünsel olgu yok olup gider. Ortodoks Sünniliğin karşısında, yalnız bir inanç olarak kalmayıp, düşünmenin ve davranışın da prensibi olmuş Alevilik,ağırlıklı olarak şiire, müziğe, felsefeye dayanır. Kısacası dilsiz olmaz!

 

Bir kurum ya da inanç adına ortaya çıkanlar, her şeyden önce temsil ettikleri kurumun veya topluluğun dilini, terminolojisini, ortak belleğini iyi bilmek zorundadırlar. Bunları iyi bilmek de yetmez, ayrıca çok ustaca kullanmak gerekir. Çünkü dil kullanılması en zor ve en etkin araçtır!

 

Sadece kendi toplulukları ve inançları ile ilgili ‘bilgi’ yetmez, bu topluluk ve inançların içinde yaşadıkları, onları çevreleyen kültür gruplarını da çok iyi tanımak ve bilmek zorundadırlar.

 

Bir topluluk adına söyleyeceğiniz söz her şeyden önce düşünülmüş, olgunlaştırılmış, olumsuzluklardan ayıklanmış, çocuksu ve gülünç olmamalıdır!

 

“Kelecilerin pişirgil

Yaramazını şaşırgil

Sözün us ile düşürgil

Demegil çağada bir söz”

 

“Sözlerini pişir (olgunlaştır)/ Yaramayanları ayıkla / Akıllıca düşün / Çocuksu söz söyleme” diyor Yunus Emre!

 

Kendilerini Alevi Kurumları’nın öncüleri ve sözcüleri kabul edenler, Alevi Terminolojisi’ni iyi bilmek zorundadırlar. Alevi inancının üzerine yapılandığı hümanizm temelini unutmamak zorundadırlar.  Hümanist bir temele, bunun zıddı nefret dili yakışmaz!

 

Alevilik adına konuşanlar, Hacı Bektaş’ı, Mansur’u, Yunus Emre’yi, Pir Sultan’ı, Fuzuli’yi, Şeyh Bedreddin’i ve daha onlarcasını bilmek zorundadırlar.

 

Mansur’la ilgili ‘Enel Hakk’ dışında ne biliyorlar?

İçlerinde kaçı, dili en iyi kullanan şairlerimizden Yunus Emre’yi okuyor?

13 yaşında şair olan Şah Hatayi’yi?

Evrensel şairimiz Nazım’ı?

 

Şeyh Bedreddin’in adını söylemlerde kullanım dışında, Varidat’ı okuyan kaç kişidir?

Fuzuli’yi kaç kişi okuyor?

İbn-i Haldun’u bilen var mı?

Ya İbn-i Arabi’yi?

İstediğiniz kadar uzatabilirsiniz…

 

Peki, ama dil nedir? Konuşmak dil midir?

Sahi bu kişilerin ortalama kullandıkları kelime sayısı ne kadar?

Peki ya televizyonda, radyolarda program yapanlar, programa çıkanlar? Özel olarak mı seçiliyor ‘konuşma ve düşünce özürlü’ olanlardan?

 

Evet, Aleviliğin dağılmış ortak belleklerinin yeniden toparlanmaması için özel olarak teşvik ediliyor! Konuşanların kaçı bunun farkında bilemem, ama bu tür platformların özel olarak korunup kollandığı, herkesin bildiği bir gerçek. Özellikle başlıca televizyon kanallarına hep bu tür ve aynı kişilerin çağrılması da bu uygulamanın bir parçası!

 

Ağzı olan konuşuyor!

Konuşur!

Konuşuyor, konuşuyor da, bu konuşma neye ve kime hizmet ediyor?

 

İnsanın dili gönlünün aynasıdır!

 

Düşündürmeyen, geliştirmeyen, mesaj içermeyen, narsis, sadece konuşanın kendisini tatmin eden ve ezilmişlik duygusu içersinde olan insanları coşturan bir dil!

İçersinde sevgi ve saygı olmayan, hırçın, kinlendiren bir dil!

Ajitasyon ve slogandan oluşan, kompleks kokan bir dil!

Kısa vadede alkış getiren, uzun vadede zarar veren, içeriksiz, anlamsız bir dil!

 

Böyle bir dil evrensel dil olamaz!

Böyle bir dil herhangi bir topluluğun dili olamaz!

Aleviliğin dili hiç olamaz!

 

Bu dili kullanmanın bazı durumlarda işe yaradığı olabilir. Ancak sonuçta işler terse girdiğinde bu dili kullananlar hem kişisel olarak kendi gücünün sınırlarını öğrenerek acı bir ders alırlar, hem de temsil ettiklerini iddia ettikleri toplulukların ve kurumların sempati ve itibar kaybına neden olurlar!

 

Son on yıl içersinde gelişen, Türkiye ortamında Alevilere karşı gösterilen ‘taban sempatisi’ni görmeyi ve değerlendirmeyi bilemediler Alevi Kurum yöneticileri! Oysa Alevilerin kendilerini, öğretilerini ve amaçlarını, değer yargılarını ve sorunlarını anlatabilecekleri, kendilerine karşı oluşmuş ön yargıları kırabilecekleri ve kendi dışlarındaki toplulukları da kazanabilecekleri bu ortam ve zaman bilinçsiz kişilerin kastı yönlendirilmeleriyle heba edildi! Şimdi Alevi deyince hırçın, bilinçsiz, kurulmuş teyp gibi aynı şeyleri tekrarlayan, saldırgan, sempatik olmayan yüzler geliyor Türkiye insanının aklına!

 

Bu yüz Alevilerin güzel yüzü değil ve Aleviliği temsil etmiyor!

 

Ajitasyon ve slogan dili refleks hareketlerini güçlendirir, bu doğrudur; ama karşı tarafın (ötekileştirdiklerinizin) reflekslerini de aynı derecede güçlendireceğinizden kuşkunuz olmasın!

 

Bu söylenenleri başka inançtan insanlar her gün söylese sizin refleksleriniz nasıl olur?

 

Bir söz vardır halk içinde
Dahi söz var hulk içinde
Olmaya ki delk içinde
Deyesin çarkadağ bir söz

                                                  Şah Hatayî

 

Bu içinizdeki ve dışınızdaki ‘ötekini’ aşağılama dili, aşılması çok güç algı duvarları örer etrafınıza!

 

Refleksi geliştiren her şey akli olanı da engeller!

 

Kendisini kurban ve mazlum, kendi dışındakileri zalim ve hain gören, bozuk plak gibi ezberleri tekrarlayan, geçerliliği ve güncelliği olmayan, topu topuna 70-80 kelime etrafında dolaşan bir söylemi durmadan tekrarlayarak duyguları kabartabilirsiniz, ama mutlu bir gelecek kuracak düşünce zeminini kuramazsınız! Geçmişin dünyasına hapsolanlar, bugünün dünyasını algılayamazlar…

 

Bu dil Alevi Felsefesi’ni, Hümanizmini, İnancını temsil etmiyor!

Bu dil, çok sıradan ve sığ bir dil!

Bu dil, düşünce kıtlığına yol açıyor!

Bu dil Alevilere zarar veriyor!

 

Ezberleri sorgulayan,

olup bitenlere farklı bakmasını beceren,

geçmişini unutturmayan,

ama bugünün dünyasını algılamaya hizmet edecek bir dil gerekiyor Alevilere!

 

Katı ideolojik duvarların ötesine ses ulaştıracak bir dil!

 

Yüzlerce senedir ön yargılardan oluşmuş karşı zihniyetin, bağnazlığın duvarlarını aşacak ve yıkacak bir dil…

 

İnsanı insan kılan, insanı saygın kılan bir dil!

 

Sözü bilen kişinin,

yüzünü ağ ede bir söz

Sözü pişirip diyenin

işini sağ ede bir söz

 

Söz ola kese savaşı,

söz ola kestire başı

Söz ola ağulu aşı,

yağ ile bal ede bir söz

 

Kişi bile söz demini,

Demeye sözün kemini

Bu cihan cehennemini,

Sekiz cennet ede bir söz

 

Yunus şimdi söz yatından,

söyle sözü gayetinden

Pek sakın o sah katından,

Seni ırağ ede bir söz

 

Anadolu Bozkırında Fışkıran Alevi Öğretisi: Cogi Baba

Necati ŞAHİN

Anamdan, belki de duyduğum, ilk sözcüktür “Sere Cogi”.

Yani sevgisini, yeminini Cogi Baba üzerine ant içerek gösterirdi Anam ve o Koçgirinin tüm anaları…

Peki kimdi, neydi, neye benzerdi Cogi Baba?

Bilmiyordum.

Ne zaman yaşamıştı, nerden gelmişti, ne yapardı

Cogi Baba?

Bilmiyordum.

İnsan mıydı Tanrı mıydı Cogi Baba?

Bilmiyordum.

Ama çocuk beynim onun iyi olduğunu biliyordu.

Ondan kötülük gelmeyeceğini biliyordu.

Onun koruyucu olduğunu biliyordu.

Onun yardımcı, onun kurtarıcı, onun şifa verici olduğunu biliyordu..

Yoksa bu kadar insan niye ona koşsun ki..,

Binlerce insanın ağzında büyük bir saygı ile “CogiBaba” niye dolansın ki..

Evet evet…

O hem insandı,

hem melekti,

hem tanrıydı…

Öyle olmalıydı diyordu çocuk yüreğim…

 

Cogi benim köyümdür.

Onun Halas mezrasını girişinde evimiz vardı.

Kapısının önünden patika bir yol geçerdi.

Baharın başlangıcıyla yüzlerce insan geçerdi.

“Ziyaretçi” derdi anam onlara.

Cogi Baha’nın ziyaretçileriydi.

Cengeli Dağı insan olur akardı Cogi Baba’ya.

Cengeli’nin ardındaki köylerden, en güzel giysilerin giyen insanlar sevecen, neşeli, hoşgörü dolu gözlerle

geçerlerdi evimizin önünden geçer, inerlerdi Cogi’ye.

Mutlaka Sevgili arkadaşım Necati Yılmaz’ın ailesi de Ç engelinin ardından, Koğbink’ten gelmişlerdir, bir

oğulları ola diye…

Olmuş da.

Güzel de olmuş…

 

Köyümüzün adı Cogi

Anlamını bilmiyorduk ama bizim Cogi’ydi.. Devletimiz anlamını biliyordu ki.. Önce İğdır yaptılar..

Tutmadı…

Sonra Kaşlı yaptılar.

Tutmadı…

Sonra “yön ören” analarımız gördüler herhalde Yünören yaptılar.

Tutmadı…

Şimdi ne yaptılar bilmiyorum.

Tutmaz da…

Zira Cogi Köyü, Cogi Babaydı aynı zamanda…

Köy ıssız, köy virane, köy insansız ve de cansız kalsa da,

Kocgirili Aleviler Cogi ismini yüreklerine öyle bir yazmışlar ki deyişleri gibi…

Yüz yıllarca nesilden nesile gelen bu ismi silmek olanaksızdı…

Aynı Mansur gibi

Aynı Yunus gibi

Aynı Pir sultan gibi…

 

Şimdi geldim elli yaşıma…

Mektep gördüm okul gördüm…

Ülkeler gördüm, halklar gördüm..

Şimdi sorduklarında Cogi Baba kimdir, nedir nasıldır..

Bilmiyorum yine de…

Bildiğim ise..

O Mansur’un “Enel Hakkı”,

O Nesimin derisi,

O Yunus’un, “ölürse ten ölür canlar ölesi değil” dediği “can”dır.

O Pir Sultanın “dönen dönsün ben dönmezem yolumdan” dediği yoldur.

O Veysel’in nevruz çiçeği, çiğdemdir.

O doğadır O sevgidir O insandır O insandaki Tandır.

Yoksa niye bu kadar kutsansın ki..

O Anadolu bozkırında fışkıran sevgi dolu, hoşgörü dolu Alevi öğretisidir…

Aşk ola O’na