Ana Sayfa Blog Sayfa 6469

Ziyaret kültürü doğal toplumların mirasıdır

Etem XEMGÎN

Kızılbaş Alevi inancındaki ziyaretlerin tarihi, Mitra inancından öncesine kadar dayanmaktadır. Dolayısıyla ziyaret kültürü, o dönemde kalma bir kültürdür. Ziyaretler aslına bakılırsa genellikle yüksek dağ tepeleridir. Zira eski inançlarda, insana benzetilen tanrıların gökte yaşadığına inanılırdı. Göğe en yakın mekanlar ise dağlardır. Bu kültürü anlamlandırmak için, oluştuğu dönemlere göz atmak gerekiyor.

İnsan, madde olarak gözle görülen ve elle tutulabilen fiziki yapısı ile manevi olarak gözle görülemeyen ve elle tutulamayan ruhsal yapısının bir birleşimi olarak vardır. Bunlar insan varlığının tabii öğeleridir. Bu öğelerinin birleşimi ve ayrışması konularında insanlara ait pek çok mitolojik yazılı anlatılmlar bulunmuştur. Ancak insanın gelişimi ve değişimi sürecinde ilkel dönemlerinde fiziki yönü ağırlıkta iken, zamanlara olayları algılaması, kavraması ve düşünme yeteneğini geliştirmesi ile giderek manevi, ruhsal yönü ön plana çıkmıştır. Bu durum insanın düşünerek olayları değerlendirmesi, geçmişinden edindiği tecrübeleri ve yaşam çevresindeki deneyimleri ile uyumlu olmuştur.

Hiç şüphesiz insanın manevi yönünün en ön ve yaratıcı aşaması düşünebilmedir. Düşünme yeteneği, insanı diğer hayvan ve canlılardan ayıran en önemli özelliktir. Bu özelliği sayesinde insan kendi yeteneklerini güçlendirerek, kendi yapısını değişime uğratabildiği oranda kendi dışında oluşan olay ve gelişmeler arasında bağlar kurar, olguları kavrar, onları anlayabildiği oranda olaylara katılarak gelişme ve değişmelerde etkin rol alabilir. Ancak kişinin düşüncesinin yoğunlaşması, olayların veya gelişmelerin kendi kişiliğini ilgilendirmesi ile orantılıdır. Bu durum insanın yaşamını sürdürme isteminin tabii özelliğidir. Bu nedenle kendisini doğrudan ilgilendiren konularda düşüncesinin daha da yoğunlaştırmasına karşın kendisinin ilgi alanından uzaklaşan konularda ise kendisi ile olay veya gelişim arasındaki mesafe oranına düşüncesinin yoğunlaşması da hafifler. Bunda etken olan, olay ve gelişmelerin kendisine vereceği zararlar ile sağlayacağı çıkarlardır. Kendisine gelebilecek zararları engellemek veya en aza indirmek ve çıkarlarını ise azamiye çıkarmak için gelişmelere katılarak, yetenekleri ile etkide bulunup olayın yönünü değiştirme çabası içerisine girer.

Dünya insanlığı tarihsel yaşam koşullarında olayları ve gelişmeleri etmenleri ile kavrayabilecekleri oranda evrim geçirmiştir. İnsanlık ailesi bünyesindeki değişik halklarda zaman zaman etmenlerin değişimi ile orantılı olarak hızlı gelişmeler, duraklamalar ve hatta gerileme süreçleri yaşanmıştır. Bu durumun oluşmasında dini inanç etmeninin halkarın bünyesinde en büyük rolü oynadığı şüphesizdir. Dini inançlar insanların manevi yönünde oluşurken, kişinin olumlu ya da olumsuz yönde değişimine önemli oranda etkide bulunup damgasını vurmaktadır. Bu olgu, insanların varlığından beri süregelmiştir.
Doğal toplumlarda insanlar, yalnız insanların değil, tüm canlı ve cansızların ruhlarının varlığına inanırlardı. Onlara göre tüm varlıklar cansız ve ruhsuz olamazlardı. Aksi halde tabiattaki oluşumlar gerçekleşemezdi. Güneş ve ayın hareketleri, yıldırım, yaprakların kapanması, çiçeklerin açması vs. gibi, şairlerin dağları, nehirleri, ağaçları, yıldızları, güneşi, ayı ve gökyüzünü görünmeyen kutsal ilahi olguların görünen işaretleri olarak değerlendirmeleri gibi, tabiat da kendisini sayısız ayrı yaşamların uyumlu birlikteliği şeklinde göstermektedir. Bunlardan bazıları görünür, bazıları ise görünmez. Ama hepsi de gövde ve ruh bileşiminden meydana gelmişlerdir. Bunların sırlı oluşumlarıdır. Dünya tanrısal güçlerle doludur. Her yıldız ve her taş dahi, görünürde bir anlam içerir ve çok yönlü tanrısal güçlerin yönetiminde ve denetimindedirler. Böylece insanlar güçlü ile zayıf, büyük ile küçük, gökyüzü ile yeryüzü arasındaki ilişki ve çelişkilerde, onların sırlı yapı ve amaçlarını izlemek zorunda kaldılar. Kavrayıp anlayabildiklerini terk ederek, anlayamadıkları ile inanç yollarına devam ettiler.

Güneşin ise kutsanmaya başlaması büyük bir olasılıkla insanların yerleşik hayata geçip tarımla uğraşmaları ile oluşmaya başladığı ve güneş ışınlarının tarım ürünlerini yetiştirdiği, bereketi arttırdığı ve böylece tüm canlıların ona muhtaç olduklarının farkına varılması ile başladığı sanılmaktadır. Bu durum üzerine güneş, her türlü canlının yaratıcısı olmaya başladı. Aynı anda yeryüzü de tüm canlıların anası ve ana tanrıça olarak kutsanmaya başladı. Güneşin sıcak ışınları ile onu döllediği ve bunun sonucunda tüm ürünlerin veya canlıların doğduğuna inanılmakta idi.

Kök olarak Alevilik de yaratılış felsefesini Güneş (Mitra) inancından alarak evrimleşmiştir. Yaratılış inancı, tanrı-doğa özdeşliği üzerine kurulmuştur. Buna göre, insan da dahil olmak üzere evrensel olan bütün şeyler tanrı özünden yaratılmıştır. Yaratılmış olanda tanrısal öz, ruh ve madde karışımı olarak kendini açığa vurur. Dünya ve dünyadaki her şey esas olarak özünde tanrısal ışığın bulunduğu materyalin, yani ateşin, suyun, havanın ve toprağın karışımıdır. Doğum ve ölüm, tanrısal öz ile maddenin birleşimi ve ayrışmasından ibarettir. Bu felsefik görüş Alevi ‘deyiş’ veya ‘nefes’ adı verilen Alevi şiirlerinden açık bir şekilde dile getirilir. Tanrısal yaratılış sıralamasına göre insan bütün yaratılmışların en sonuncusu olarak tanrısal ruhun veya ışığın ve aklın gerçekleştirildiği kalıptır. Bu nedenle Alevi inancında insan en temel hareket noktası ve yaratılışla özdeştir. “İnsandan büyük kabe yoktur”, çünkü Aleviye göre evren, gerçekleşen tanrıdır. İnsan ise, kendini tanıyan, ona adını koyan, isimlendiren hakikattır. Yaratılışı ruh ve madde ikilemi üzerine kuran Alevi felsefesi, insanda her şeyi kendi zıtlığı içinde kurar ve anlamaya çalışır.

Bahsettiğimiz yerleşik doğal toplumlarda her şeyin bedeni, fiziki yapısı ile beraber ruhlarının varlığına olan inançları ile bunlara ruhlarını veren tanrıların/tanrıçaların çocukları olmalarına inanmaları sonucunda, ağaçların da insanlar gibi ruhlarının olduğunu kabul ettirmişti. Onların kesilmesini öldürme olarak değerlendirdikleri gibi, tanrıların/tanrıçaların kızacaklarını da yorumlamakta idi. Çiçek açan ya da meyve tutmaya başlamış ağaçlar gürültülerle korkutulmaktan korunurlardı. Böylece hamile bir kadının korkutulması neticesi, zamanından evvel çocuk düşürmesi gibi, ağaçların da zamanından evvel meyvelerini dökeceğine inanırlardı. Bu durum bazı bölgelerde tarım ürünleri için de geçerlidir. Her ne şekilde olursa olsun, korkutulan ya da ürkütülen, bir buğday, arpa veya pirinç tarlasının tane vermeyip sapa dönüşeceği inancı zamanımızda dahi korunmaktadır. Ayrıca bazı dağların ilahi güçlere sahip olduğu, bunların gereğinde depremleri yaratabileceklerine inanılması ile kutsanmaları, bazı yerlerde ise depremlerin yer tanrısının/tanrıçasının uykusundan uyandırıldığı veya rahatsız edildiği için oluştuğuna inanılırdı.

İnsanların inançlarının en önemli yönü maddi olmayan, gözle görülüp elle tutulmayan manevi ve doğaüstü kuvvet ve kudretlere sahip olgulara inanmasıdır. Bunlara inançları, insanların korkularının yanında, insanların çözemediği sorunlarının çözümünde ve diğer alanlarda onlardan bekledikleri yardımları yapmaları için onlara yönelmeleri şeklinde kendini göstermektedir. İnsanın yaşantısını etkileyen iyi ve kötü ruhlara, şeytanın kötü yöndeki etkileyici gücü ile varlığına inanılması, insanların bu olguların vasıflarını kendilerinin hayal ve beyin güçleri ile açıklayıp kavramaya çalışmaları, onların henüz tabiattaki olay ve canlılar arasındaki bağlantıyı kavrayamadıklarından kaynaklandığı, söylenebilir. Halk bu aşamada hala doğa olaylarına yön veren, hastalıkları ve ölümü getiren, insanların iyi ya da kötü yaşamalarına etkide bulunan, sayısız iyi ve kötü saydıkları tanrısallara inanıyordu. Kendilerine yardımcı olmaları ya da kendilerine kötülük etmemeleri için, bunlara kurbanlar kesilir ve dua edilerek yalvarılırdı. Böylece doğaüstü güçlere ve gözle görülmeyen ruhlara olan halkın inancı beraberinde büyücülüğü de yarattı.

Alevi Köyü’nde ilk Cem töreni

Alevi vatandaşların yaşadığı Dalakderesi köylüleri uzun bir aradan sonra ilk kez düzenlenen Cem töreninde bir araya geldi. Siyasi baskılar nedeniyle yaklaşık 40 yıldır Cem yapılamayan köyde Mersin Cemevi tarafından cem töreni düzenlendi. Eski okul önündeki alanda düzenlenen törene 500 civarında Alevi vatandaş katıldı. Ozan Cemal Kayhan’ın deyişleri okuduğu, zakirliğini Taner Açıkalın’ın yaptığı törende Alevi dedesi G. Kemal Uyumaz, yapılan tüm işlerin hak ve halk için yapılması gerektiğine dikkat çekti.

Uzun yıllar sonra özellikle gençlerin ibadetlerini yaparken yaşadığı acemilikler Alevi Dedesi Uyumaz’ın yönlendirmeleri ile aşıldı.

Alevi Dedesi G. Kemal Uyumaz’ın Cem’e girerek dar duasını okumasıyla başlayan törende özelikle yapılan tüm işlerin hakkın ve halkın rızasıyla yapılması gerektiğine dikkat çekildi. Günümüzde yaşanan tüm sorunların çözümünün Alevilik felsefesi içersinde yer aldığını ifade eden Uyumaz, “Alevilik, bölmek için değil birleştirmek için vardır. Alevi inancına sahip insan her işini hakkın ve halkın rızası için yaptığından hiçbir kötülük beklenmez” diye konuştu. Cem’e katılan cemaatten birbirleri arasında sorun varsa rızalık istenmesini talep eden Uyumaz, tüm katılımcıları yaşamlarının her anında edepli olmaya davet etti. On iki hizmet deyişinin okunmasının ardından Dede Uymaz On iki İmam için toplu dua etti. Postun serilmesi ile devam eden törende Tezekkâr hizmeti yapılarak Çerağ adı verilen mumlar yakıldı. Daha sonra Cem’de görev alan Süpürgeci, Gözcü gibi hizmet dualarının okunmasının ardından Tevbe, Gülbank, Duvazimam, Tevhid ve Miraçlama’dan sonra Kırklar Semahı dönüldü. Ozan Cemal Kayhan, okuduğu deyişler eşliğinde semahların dönüldüğü törende, Saki Suyu dağıtımı, mersiyelerin okunması gerçekleştirildi. Tören, Süpürge, Lokma hizmetinin ardından törenin başında yakılan Çerağ söndürüldü, serilen Post kaldırıldı. Törenin sonunda on iki hizmeti gerçekleştirenler için toplu dua okunması ve dağılma duası yapıldı.

40 yılı aşkın bir süredir Dalakderesi’nde Cem töreni yapılmadığı bilgisini veren Mersin Cemevi Başkanı Suat Yıldız, “Atatürk’ün dediği yoldan giderek, milletin efendisinin yani köylümüzün ayağına geldik. Bizleri mihman ettiniz. Sizler çağırdınız, Hünkar Hacı Bektaşi Veli’de yolumuzu açık etti ve böyle mübarek bir olaya hep birlikte imza attık. Biz burada yılların özlemi ile ibadetimizi yerine getirdik. Her zaman söylediğimiz gibi biz herkesin ibadetine saygı duyarız. Herkes inancı gereğince ibadetini özgürce yapabilmeli. Aynı saygıyı kendi ibadetimize de bekliyoruz” diye konuştu.

 

Adana’da “Savaşa Hayır” mitingine 5 bin kişi katıldı!

Alevi Bektaşi Federasyonu’nun (ABF) Adana’da düzenlediği “Suriye’de savaşa hayır” mitingine yaklaşık 5 bin kişi katıldı. Adana Alevi Kültür Derneği Başkanı Kemal Çelik ve Adana PSAKD Başkanı Miktad Özdemir’in içinde yer aldığı miting organizasyonuna çok fazla sayıda Alevi örgütlenmesinin yanıısra TKP, ÖDP, EMEP gibi bir çok siyasi parti de katıldı. Ayrıca mitinge CHP miletevekili Aytuğ Atcıı, Vahap Seçer, Bülent Özgümüş katıldılar…

Necdet Saraç’ın sunduğu mitingde AKD Genel Başkanı Engin Gündük, Hatay Alevi Değerleri Derneği Başkanı Zülfikar Çiftçi, PSAKD Genel Başkanı Kemal Bülbül ve ABF Genel Başkanı Selahattin Özel “bölgede savaşa izin vermeyeceklerini” belirttiler.

Hatay, Mersin, İskenderun, Maraş, Tarsus ve Yenice gibi bir çok yerden yüzlerce kişi mitinge katıldı.

Miting Musa Eroğlu’nun katılımıclarla birlikte söylediği “Gelin Canlar Bir Olalım”la sona ererken, Hatay Epik Tiyatro Topluluğu’nun gösterisi de ciddi ilgi gördü.

“ABD Elini Suriye’den Çek, Savaşa Hayır” gibi bir çok sloganın atıldığı miting coşku içinde sona erdi…

Çamcı Köyü, İkinci Sosyal Tesisine Kavuştu

Geçtiğimiz yıllarda kaplı olan köy okulunu imece usulü ve yarım sever vatandaşlarında katkılarıyla sosyal tesise dönüştürmüşlerdi.  Nişan, düğün, hayır ve Alevi inançları gereği cem törenlerini de bu sosyal tesislerde yapıyorlardı. AK Parti’nin 4+4+4 olarak nitelendirilen eğitim sisteminden dolayı, köy okulunun tekrar açılma olasılığı ortaya çıkınca ikinci bir soysal tesis için kollar sıvandı. Bir önceki muhtarlık döneminde Köy konağı önündeki boşa arsa hazineden satın alınarak köy tüzel kişiliğine kazandırılmıştı. Muhtar İsmail Öztürmen öncülüğünde Çamcı köyü halkı tekrar kenetlenerek kendi olanakları ve yardım sever vatandaşların katkılarıyla söz konusu arsa ya sosyal tesis inşa edilerek köy halkın hizmetine sokuldu.

Konuyla ilgili bilgi veren Muhtar Emekli Yarbay İsmail Öztürmen, “Muhtarlık bütçesi, CHP Edremit ilçe Başkanı Yurt Yıldırım, Köy halkından Avukat Emir Hüseyin Acar, Muhasebeci Ali Bayracı ve Emekli Astsubay Turan Kızıler başta olmak üzere bazı dostlarımızın ve köy halkımızın maddi ve manevi destekleri ile bu tesisimizi yaptık. Devlet kaynaklarından; Kaymakamlık, il özel idaresi gibi kuruluşlardan en ufak bir destek almadan bu tesisimizi tamamlayarak halkımızın hizmetine sunuyoruz. Emeği geçen tüm dostlara ve köy halkımıza teşekkür ediyorum” dedi.

Ayvalık”ta Aleviler Birlik Ceminde Buluştu

Balıkesir’in Ayvalık ilçesinde Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Şubesi,  kuruluşunun 3. yıldönümünü Birlik Cem’i ile kutladı.
Alevi inancı ve  kültürünün vazgeçilmezi olarak nitelendirilen Birlik Cem’lerinden ikincisini  önceki gün saat 19.00’de Ayvalık Belediyesi’ne ait İsmet İnönü Kültür  Merkezi’nde düzenledi. 3 yıl önce 31 Mayıs’ta kurulan dernek şubesinin kuruluş yıldönümünde organize edilen Cem törenine ilçe ve beldelerde yaşayan alevi  vatandaşlar yoğun ilgi gösterdi. Alevi inancının olmazsa olmaz olarak kabul  edilen ritüellerinden biri olan Ayvalık’ta ki cem törenini, Alevi toplumunun  saygın inanç önderlerinden biri olarak kabul edilen Hüseyin Gazi Metin Dede  yürüttü.

Alevi inancının dışında, Sünni vatandaşların da katıldığı gözlenen Cem töreni öncesinde görüşlerini aldığımız Pir Sultan Abdal Kültür  Derneği Ayvalık Şube Başkanı Vedat Tekten, “Bugün Birlik Cem’i adını verdiğimiz,  toplumun birleşmesi adına düzenlenmiş, birbirlerinden rıza alma temeline dayalı bir Birlik Cem’i yapıyoruz. Bu organizasyonu dernek şubemizin 3. kuruluş yıldönümüne rast getirerek, kuruluş yıldönümümüzü daha da anlamlı bir hale  getirmek istedik” dedi. Cem’in kendileri için barış, bir arada olmak, kaynaşma,  sorunlarını tartışmak ve konuşmanın yanı sıra törene katılan herkesin  birbirinden razı olduğunu anlamını taşıdığını kaydeden Tekten, “Bu nedenle  Birlik Cem’imiz adından da anlaşılacağı gibi, ‘Birlikten Kuvvet Doğar’ diyen  herkese inancına bakılmaksızın açık olacaktır. Bunu vesile kılarak, ışıklarla  bir araya gelip, lokmamızı pay edeceğiz” ifadelerini  kullandı.

CEM EVLERİNİN KURULMASI İÇİN ALEVİ VATANDAŞLARDAN  DESTEK İSTEDİ
Cem töreni öncesinde, İsmet İnönü Kültür Merkezi’ni  dolduran çoğunluğu Alevi vatandaşlardan oluşan vatandaşlara hitaben konuşan  Hüseyin Gazi Metin Dede ise, Türkiye’de oldukça kalabalık bir nüfusa sahip  olmasına rağmen Alevi vatandaşların inanç ve kültürlerini yaşatacakları Cem  Evleri’nin resmi bir kimlik kazanamamış olmasından duyduğu üzüntüyü ifade etti.  Türkiye’de Alevi vatandaşların yoğun yaşadıkları her yerde birer Cem Evi’nin  oluşturulması gerektiğini kaydeden Hüseyin Gazi Metin Dede, Alevi vatandaşların  bu konuda gereken ekonomik desteği vereceklerinden emin olduğunun da altını çizdi.

Alevilerin, ‘Kızılbaşlık’ ve ‘Mum Söndü’ gibi kavramlarının  toplumda bilinçli olarak çarpıtıldığını savunan Hüseyin Gazi Metin Dede, “Alevilik; insanı dünyanın merkezine koyan, aklı da ön plana çıkaran, din, dil, ırk,  mezhep, kadın, erkek ayrımı yapmadan, eline, beline, diline sahip olan bir  inanış biçimidir. Biz Aleviler bu dünyada her insanın kardeş gibi yan yana  yaşaması için Cem törenlerimizi yaparız. Bizim Cem’lerimizde günahlardan  arınmaktan çok, uyarı vardır” dedi.

Alevi toplumlarında, kadınlara her şeyden önce insan olarak bakıldığını kaydeden Hüseyin Gazi Metin Dede, “Kerbelada, adına salavat getirdiğimiz peygamber efendimizin torunlarına su  vermemeyi marifet sayanlarla, o mazlumların başlarını kesenlere biz ‘yezit’ diyoruz. Ama her Sünni inancını kabul edeni de yezit olarak görmüyoruz. Bir  kişinin alt kimliği, üst kimliği ne olursa olsun, insan olması bizim için  yeterlidir” diye konuştu. Cem töreni öncesinde kendisini salonda bulunan  kalabalığa tanıtan Hüseyin Gazi Metin Dede, emekli bir maden işçisi olduğunu ve  yıllarca sendikalarda aktif görevler alarak, yaşamı boyunca insanları alevi-sünni olarak ayırmaksızın bir araya getirebilmek için yoğun emek  harcadığını kaydetti.

GÜNAHLARINDAN ARINDIKLARINI SÖYLEDİLER
Konuşmasının ardından, eline bağlamasını alan Dede, Cem törenini başlattı. Oldukça farklı objelerle dolu olduğu gözlenen, Cem ibadetine salonu  dolduranların da derin bir inançla katıldıkları dikkatlerden kaçmadı. Cem töreni  sırasında semah dönen Alevi vatandaşların tören sonunda lokmalarını birbirleriyle paylaştığı gözlendi. Tören sonrasında özellikle Alevi kadınların  kendilerini bir kuş gibi günahlarından arınmış ve tertemiz olarak  hissettiklerini söyledikleri gözlendi.

Dertli Divani: “Dergahtaki cami kaldırılmalı”

Mayıs ayının ilk haftası Dertli Divani Rhone Alpes Alevi Kültür Merkezi (AKM) tarafından düzenlenen bir panele konuk oldu. Bizler Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu (FUAF) Basın Yayın Komisyonu olarak sizler için Dertli Divani baba ile görüşerek Alevilerin gündemini sorunlarını ve 27 Mayıs günü FUAF’ın 7. Genel Kurulu üzerine bir söyleşi yaptık. Söyleşi öncesi öncelikle Dertli Divani babayı tanıyalım:

Dertli Divani, 1962 yılında Şanlıurfa’nın Kısas köyünde doğdu. Babası, asıl adı Hamdullah olan Âşık Büryani’dir. Küçük yaşlarda bağlama çalmayı öğrenen, şiir yazan ve cemlerde bulunan Dertli Divani, hem kendi şiirlerini hem de babası ya da başka âşıkların şiirlerini besteliyor. Mahlasını oluşturan Dertli bölümünü 1978 yılında Emrullah Efendi, birkaç ay sonra evlerini ziyaret eden Bektaş Efendi ise Divani bölümünü verdi. Dertli Divani’nin pek çok eseri, değişik sanatçılar tarafından da seslendirildi. Divani’nin eserlerini, Arif Sağ, Zülfü Livaneli, Belkıs Akkale, Musa Eroğlu, İlyas Salman, Sebahat Akkiraz, Güler Duman, Gülcihan Koç, Deste Günaydın, Erdal Erzincan, Tolga Sağ, İlkay Akkaya, Yavuz Bingöl, Selda Bağcan, Kıvırcık Ali gibi birçok sanatçı yorumladı. “Serçeşme”, “Diktiğimiz Fidanlar”, “Kısas Semahı”, “Nurhak Semahı”, “Turnalar Semahı”, “Düvaz-ı İmam”, “Bilesin”, “Altım Üstüm Kaç Kuruşluk” gibi eserleri, en fazla bilinen ve yorumlanan eserlerinden sadece birkaçıdır. Dertli Divani ayrıca 5 üniversitede bitirme tezine konu oldu.

Birleşmiş Milletler’in kültür kuruluşu UNESCO tarafından 26 Kasım 2010’da Dertli Divani (Veli Aykut) Âşıklık-Zakirlik dalında “Yaşayan İnsan Hazinesi” seçildi.

Dertli Divani’nin bu ödülü almasının gerekçesi, Alevi-Bektaşilerin cem ibadetinde 12 Hizmet’ten biri olan zakirliği sürdürmesi olarak açıklandı.

Rhone-Alpes Alevi Kültür Merkezi’nin davetlisi olarak Villefranche’a geldiniz. Burada bir panel ve muhabbete dâhil oldunuz. Rhone Alpes AKM tarafından düzenlenen bu muhabbet erkânına ilişkin düşüncelerinizi alabilir miyiz?

Yıllar önce de yine aynı derneğe gelmiştim. Sanırım ilk olarak 1995-1996 yılları olsa gerek. Daha sonra da 1-2 kez geldim. Yani bu derneğin ilk kuruluşunu biliyorum.

Panel ve muhabbete ilişkin düşüncelerime gelince her şeyden önce bugün yapılan muhabbetin daha da yaygınlaşması, her bölgede ve bütün Alevi Kültür Merkezlerinde daha sık aralıklarla yapılması gerektiğini söylüyorum.Çünkü yolumuz ve inancımızla ilgili bilgileri paylaşmamız, genç kuşaklarımıza aktarmamız açısından son derece önemlidir.

Muhabbette de söyledim. Pir Sultan Abdal gibi, Seyit Nesimi gibi, Virani, Sıtkı, Edip Harâbî, Kaygusuz Abdal ve Yunus gibi, bilge âşıklar ve ozanların hepsi bu muhabbet ortamlarının ürünüdür. Bu muhabbetler aynı zamanda birbirimizi yakından tanımamıza, sevip saymamıza, sorunlarımızı, sevinçlerimizi, özlemlerimizi, paylaşmamıza ve çözümler üretmemize vesile oluyor.

Yaklaşık 8-10 yıldır Avrupa’nın her ülkesinde Türkiye’nin her bölgesinde bu tarzda muhabbetlerin yapılmasını tavsiye ediyoruz. Her kurum kendi üyeleriyle haftada en az bir kez bu şekilde toplanıp kendi arasında da bu muhabbetleri yapmalıdır. Bugün yapılan muhabbet bana göre amacına ulaştı. Gelen canların hepsi memnuniyetlerini dile getirdi. Bu da beni mutlu etti. O kadar yorgun ve uykusuz olamama rağmen son derece keyif aldım.

Fransa’ya sık sık geliyorsunuz ve FUAF’ın düzenlediği etkinliklere katılıyorsunuz. FUAF ve Fransa Alevi Hareketine ilişkin düşünceleriniz nelerdir?

Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu özellikle son beş altı yıllık zaman dilimi içerisinde çok büyük hizmetler yaptı. Tüzüğünde Fransa Federasyon başkanlarının ve aynı zamanda dernek başkanlarının da iki dönemden fazla başkanlık yapamaması kuralının bu kültüre hizmet etmeye aday olan insanların şevkini daha da artırır. Hizmet etmek isteyenlerin önünü açar. Ayrıca bu kurumlar kimsenin mülkiyeti değil ki. Yola gönül verenlerin ortak alanıdır. Hizmet her alanda yapılabilir. İllaki başkan olmak gerekmiyor. İnanan, aşkı olan kurumların içinde maddi manevi katkısını yaparak, üyelik gereklerini yerine getirerek de hizmet etmiş olur. Akıllı ve üretken gençlerimiz çoğalıyor. Onlara güvenmek ve önlerini açmak gerekiyor. Fransa Federasyonunun yapısı buna çok müsait.

Dışarıdan bakıldığında çığ gibi büyüyen çok güzel çalışmalar yapan ve yönetici kadronun gönül birliği içinde hizmet etme aşkı ve bilinci görüntüsü ile tabanın yönetici konumunda olanlara güveni var. Bu derli toplu olmanın, diğer federasyonlarımıza da olumlu yansımaları var. En çok dikkatimi çeken ve takdir ettiğim tarafı, kurumların uyum içinde ve üretken olmasıdır. Tabii federasyon yönetiminin profesyonel bir anlayışla hareket etmesinin en etkin rol oynadığını unutmamak gerekir.

Bundan iki yıl önce FUAF Genel Başkanı tarafından hazırlanan ve sunulan YAY ve KALB projelerine ilişkin düşünceleriniz nelerdir? Çünkü YAY ve KALB projelerinin dünya Alevilerinin birliğine katkı sunacağını düşünüyoruz. Siz bu konuda neler söyleyebilir siniz?

Dergâhta birlik adı altında yapılan Anadolu ve Avrupa’yı kapsayan bir dizi toplantıların 37. final toplantısı 10-11 Eylül 2011 tarihinde Hacıbektaş’da yapıldı. Bu son toplantıda FUAF Genel Başkanı Durak Arslan bu projeyi sundu.

Biz bu projeyi başından beri biliyorduk. Bu projeyle ilgili düşüncelerimizi sürekli Durak Başkana iletiyorduk. Kendisi de sürekli geliştirerek güncelledi bu projeyi. Bu proje her yönüyle desteklenmesi gereken bir projedir. Ki hayat bulunca bence bütün sorunlarımızı kökünden çözecek olan bir projedir. Belki bazı insanlarımıza ütopya gibi olabilir. Ütopya da olsa bu bizim gerçekleştirmek istediğimiz hayalimizdir. İmkânsız diye bir şey yok. Olabildiğince bunu aşama aşama hayata geçirmek gerekiyor. Örgütlenme modelimizi bu çerçeve içerisinde daha da olgunlaştırıp ileriye taşımamızın gerektiğini her yerde söylüyorum.

Türkiye’de son süreçte Alevilere yönelik saldırılar devam ediyor. Son örneği Aydın’da yaşadık. Ondan önce, İzmir, Adıyaman Erzincan’da benzeri saldırılar yaşandı. Bu konular neler söyleyebilirsiniz?

Öncelikle bu saldırıların arkasında kimlerin olduğu tespit edilmiş değil. Bu saldırılar bir takım güçlerin, Türkiye’yi bir tartışma ortamına, bir Alevi Sünni çatışmasına çekmek isteyenlerin işi olabilir. Olayların faillerini bulmak konusunda gayri ciddi açıklamalar yaptığı için iktidara ve geleneksel devlet yapısına da güvenmiyoruz.

Geçmiş yüz yıllara oranla daha derli topluyuz. Daha örgütlüyüz. Avrupa ülkelerinde Avustralya, Kanada, İskandinavya ülkelerinde örgütlenmişiz. Anadolu’da hemen hemen her kentte Alevilerin yaşadığı bütün bölgelerde derneklerimiz cem evlerimiz var. Böyle bir karmaşayı yaratmak isteyenler belki bizim tepkimizi ölçmeye yönelik olarak da yapmış olabilir.

Bizler yerdeki karıncayı dahi incitmemeye özen gösteren bir inanca sahibiz ama her şeyin bir sınırı vardır. Hem ülkeyi yönetenler, hem bulanık suda balık avlamak isteyenler Alevilerin demokratik alanda bundan sonra sonuna kadar mücadele edeceğini bilsinler oyunlarını kuralına göre oynasınlar. Artık katliamlara maruz kalan, eza cefa gören yok sayılan bizler olmayacağız. Maraşlarda Sivaslarda neler yapıldığını biliyoruz. Bunları tekrardan söylememize gerek yok.

Eskiden bizler bu kadar iletişim içinde değildik. Çok şükür her yönüyle örgütlülük açısından baktığımız zaman tatmin edici bir durumda olmasak da bize göre, aslında yeteri derecede bir gücümüz, bir birliğimiz var. İnsanlarımızın bu konuda daha soğukkanlı olmalarını ve kesinlikle en ufak bir taşkınlığa girmeden bunu doğru analiz edip gençlerimize de kurumlarımıza da sâkin olmak gerektiğini her yerde söylüyoruz. Ki örgütlüğün sorumluluklarından birisi de budur. Bu oyunu bozmamız için daha derli toplu örgütlü olmalı ve gönüllerimizi birleyerek gücümüzü artırmalıyız.

Diyanet Başkanı tarafından Danimarka’da yapılan açıklama ile Hacı Bektaş Dergâhının Alevilere iade edilmesi yönündeki açıklamalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Yapılan açıklama samimi midir?

Asla samimi değil. Emevi siyaseti hep böyledir. Bizleri birbirimize düşürmek için ortaya bir şey konuşurlar sonra da bunu kendi içimizde tartışır dururuz.

Aleviler, “cemevi ibadet yerimiz” diyor. Diyanet, önce bunu kabul etmelidir. Bütün inançlara ve ibadetlere saygılıyız ama cami ibadeti bizim ibadetimiz değildir. Diyanet, farklı kültürlere ve inançlara saygı duyuyorsa 2. Mahmut döneminde bizleri Sünnileştirmek için Hacı Bektaş Dergâh avlusuna 1834 yılında yaptırılan caminin kaldırılması gerektiğini söylemelidir. Bütün dergâhlara ve tek hane Sünni ailelerin yaşamadığı Alevi köylerine yaptırılan ve hala yapılmaya çalışılan camiler var. Diyanet, öncelikle bunların yanlış olduğunu söylemeli ve engel olmalıdır.

Evet, başta Hacı Bektaş Dergâhı olmak üzere dergâhlarımız bize verilmelidir. Kapatılmadan önce Hacı Bektaş Dergâhının son postnişini Cemalettin Çelebi ve Veliyettin Çelebidir. Veliyettin Hürrem Ulusoy’un da dedesidir. Kayıtlarda var daha bir göbek dönmemiş. Diğer dergâhların da kendi işleyişi içinde asıl sahipleri bellidir.

Dergâhta birlik çalışmasının son aşamaları nelerdir ve önümüzdeki süreçte bu yönde çalışmalarınız devam edecek mi?

İnançsal açıdan birliğin sağlanmasına vesile olmak amacıyla Serçeşme Pir Dergâhı yola çıktı. Yok olmamak için, yol süreğimiz olan erkânlarımızın güncellenmesi gerektiğini hepimiz biliyoruz. İnançsal yapının da çağın koşullarına ve “el ele el hakka” düsturuna göre inşa edilmesi zorunluluğu da ortak bir görüş.

Şimdi derlenen erkânların bir taslak haline getirilip uzman kişiler ve inancı temsil eden ocaklarımızın düşünce ve önerileri doğrultusunda “yol bir sürek bin bir” anlayışını göz önünde tutarak ana kuralların birlenmesini sağlamak faydalı olur kanaatindeyim. Yöresel Semah, Düvaz, Miraçlama, Tevhit ve belli ritüeller yine yaşasın ama anlamadığımız dilden ve de ithal edilen dualardan kültürümüzü ve erkânlarımızı arındırmamız şart. Yoksa asimile olmaya daha müsait duruma düşeriz. Bu çalışmalar devam ediyor. Dergâh kurumsallaşıyor. “Hünkâr Hacı Bektaş Veli Vakfı” kuruluyor.

AKP hükümeti tarafından çıkartılan ve yürürlüğe konulan 4+4+4 yasasının amaçları nelerdir?

4+4+4 tamamen Alevileri Sünnileştirme projesidir. Kendi gibi düşünmeyenleri, kendileri gibi inanmayanları kendilerine benzetme politikasıdır. Kur-an ve peygamberin hayatı, mecburi değil “isteğe bağlı”, “seçmeli” olacak vs. Bir kere Türkiye toplumu, henüz kendisinden farklı düşünene, farklı inanana hoşgörülü, toleranslı bir toplum mudur?

Din eğitimi ve Kur-an öğretimi devletin işi olamaz. Devlet bütün toplumlara ve inanışlara eşit mesafede durmalı. Ancak herkesin inancını ve ibadetini özgür yapabileceği ortamlar sağlanmalı ve her inanç grupları bunu kendisi karşılamalı. Kimse kimseye inancını ibadetini dayatmamalı. Devlet hukuk kuralları içinde toplumsal barışı sağlamalıdır. Ayrıştırıcı olmamalıdır. Bizim anlayışımız budur.

Son olarak FUAF tarafından 27 Mayıs günü olağan genel kurulu yapılacak. Bu konuda neler söylemek istersiniz Fransa’da yaşayan Alevilere tavsiyeniz nedir?

Son 5-6 yıllık gelişmeyi daha da ileriye götürmelerini tavsiye ederim. Dışarıdan bakıldığı zaman, Fransa’nın imajı gerçekten de takdir edilecek bir noktadadır. O yüzden bunu geriye düşürmeden daha da ileriye taşımak başta örgütlülük içersindeki dostlar olmak üzere hepimizin görevidir. Burada yaşayan canlar, kurumlardaki yöneticilerimiz, federasyon yönetimine girecek olan yeni arkadaşlar da inanıyorum ki bu noktaya dikkat edeceklerdir. Zaten herkes bu anlayış içinde olup, hizmet etmenin ciddi fedakarlıklar gerektirdiği bilinciyle geliyor. Bu da insana tam anlamıyla güven veriyor.

Tavsiyeme gelince; Yolumuz ve öğretimizle ilgili büyük bir bilgi eksikliği ve kirliliği var. Yönetime talip olan arkadaşlar dinler tarihinden başlayıp, felsefeden bütün semavi dinlere varıncaya kadar derli toplu bilgiye sahip olmaları için biraz okumaya zaman ayırırlarsa iyi olur. Birde bu örgütlülük işi bilgi ve birikim ister. Bu da ayrı bir daldır diye düşünüyorum. Mesela benim dernek yöneticiliği ile ilgili bir becerim olamaz. O alanda tecrübeli olan bilgisi olan insanların önü açılsın. Birde samimi olan insanlar tercih edilsin. Gerçekten hizmet edebileceğine inandığımız insanlar gelsin. Bizler de hep birlikte destek olalım. Eski yönetimde olan insanlar da becerilerini, birikimlerini ve tecrübelerini sürekli yeni arkadaşlara aktarıp onlara destek olmaya devam ederlerse bence kartopu gibi bu örgütlülük hem büyür hem de bütün zorlukları aşarak gelişir.

Bize zaman ayırdığınız ve engince bilgilerinizi paylaştığınız için sizlere teşekkür ediyoruz ve çalışmalarınızda başarılar diliyoruz.

Eyvallah ben de sizlere başarılar diliyorum. Aşk ile…

 

Röportaj: FUAF Basın Yayın- Düzgün Doğan

Festival ozanların anılmasıyla başladı

İngiltere Alevi Kültür Merkezi (İAKM) ve Cemevi tarafından bu yıl ikincisi düzenlenen  “İngiltere Alevi Festivali” 29 Mayıs Salı günü gerçekleştirilen “Mahzuni Şerif  Şahsında Ozanlarımızı Anıyoruz” temalı etkinlikle başladı. 

İAKM ve Cemevi Başkanı İsrafil Erbil’in açılış konuşmasıyla başlayan festivalin ilk etkinliğinde İAKM ve Cemevi Semah Ekibi ve Ozan Emrah Mahzuni sahne aldı.  Mehmet Turan Dede’nin çera uyandırmasıyla start alan festivalin ilk gününde sahne alan Mahzuni Şerif’in oğlu Emrah mahzuni deyişleri ve türküleriyle büyük alkış topladı. Emrah Mahzuni yaptığı konuşmada  Alevilerin haksızlığa ve ayrımcılığa karşı ortak mücadeliyi yükseltmesi gerektiği vurgusunu yaptı.

Kadıköy Cemevi açılıyor!

Uzun bir süredir inşaatı devam eden İçerenköy’deki Pir Sultan Cemevi 10 Haziran’da bir törenle açılıyor.  Kadıköy PSAKD bir açıklama yayınlayarak, “10 haziran 2012 pazar günü CEMEVİ ve KÜLTÜR MERKEZİ açılışını hep birlikte yapacağız bu güzel ve onurlu günümüzde tüm dostların bizleri yalnız bırakmayacağını biliyoruz”dediler. TÜM CANLARIMIZI ”PSAKD KADIKÖY KÜLTÜR MERKEZİ ve CEMEVİ” AÇILIŞINA BEKLERİZ!..

SANATÇILAR : PINAR AYDINLAR (SAĞ) DERTLİ DİVANİ ERDAL ERZİNCAN SADIK GÜRBÜZ NİLÜFER SARITAŞ METİN KAHRAMAN FERHAT TUNÇ BEŞİK HALKOYUNLARI SEMAH EKİBİ

Sunucular : Orhan AYDIN – Zeynep Derya YILDIZ

SANATÇILAR GİRİŞİMİNDEN ; RUTKAY AZİZ TARIK AKAN LEVENT KIRCA GENCO ERKAL EDİP AKBAYRAM ATAOL BEHRAMOĞLU FERHAN ŞENSOY NİHAT BEHRAM MEHMET AKSOY FIRAT TANIŞ AYTAÇ ARMAN MEHMET GÜLERYÜZ MENDERES SAMANCILAR BİLGESU ERENUS BEDRİ BAYKAM METİN ÇOŞKUN LEVENT ÜLGER CEZMİ BASKIN’ın Destek ve Katılımlarıyla…

PİR SULTAN ABDAL KÜLTÜR DERNEGİ KADIKÖY ŞUBESİ

Tarih  : 10 Haziran 2012 Pazar Saat   : 16.00 Adres : Uysal sok.No:2/4 İçerenköy- ATAŞEHİR (İçerenköy Muhtarlık Arkası) Tel     : (0216) 573 20 93

3. Halk Ozanları Buluşması Hacıbektaş’ta yapılıyor!

Davut SULARİ anısına yapılacak olan canlı performans yarışması 10 Haziran 2012 günü Hacıbektaş Kültür Merkezinde gerçekleştirilecek.

Yarışmaya katılacak Halk Ozanlarının 10 Haziran 2012 günü saat 10.00 da Hacıbektaş’ta, Hacıbektaş Kültür Merkezinde hazır bulunmaları gerekmekte.

Yarışmaya katılacak Halk Ozanlarının icra edecekleri eserin sözlerini yedi (7) nüsha olarak yanlarında hazır bulundurmaları gerekir.

Yarışma konuları: Âşık Davut SULARİ, Hacıbektaş, Hacı Bektaş Veli, barış, dostluk ve kardeşlik.

Söylenecek eser daha önce yayınlanmamış olacak.

Yarışma tüm halk ozanlarına açıktır.

Duyurulur.

 

Yarışma jürisi:

1-     Prof. Dr. Hayrettin İVGİN

2-     Prof. Dr. Gürbüz AKTAŞ

3-     Doç. Dr. Ayten KAPLAN

4-     Doç. Dr. Doğan KAYA

5-     Dr. Gani PEKŞEN

6-     Cavit MÜRTEZAOĞLU

7-     Yusuf BENLİ

Dersim katliamı övgüsüne takipsizlik!

Başbakan Erdoğan’ın devlet adına özür dileyip ‘Dersim katliamı’ olarak nitelediği olayları öven Ulusal Parti Genel Başkanı Çulhaoğlu ve Türk Solu dergisi Yazı İşleri Müdürü Erdem için savcılıktan takipsizlik kararı çıktı. Gerekçe: İsyanı bastıran devlet kuvvetlerinin hareketine övgü suç sayılmaz İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Ulusal Parti Genel Başkanı Gökçe Fırat Çulhaoğlu ile Türk Solu dergisinin Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Fehmi Özgür Erdem hakkında, “Dersimliler devletten özür dilesin” başlıklı yazı nedeniyle yürütülen soruşturmada, “suçu ve suçluyu övmek ve halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçlarından takipsizlik kararı verdi. İstanbul Cumhuriyet Savcısı Muzaffer Yalçın’ın verdiği kararda, “Dersim isyanı sırasındaki isyancıların hareketlerini engellemeye çalışan ve isyanı bastıran devlet kuvvetlerinin hareketlerini övme suç sayılmaz” ifadesi yer aldı.

Ankara Barosu avukatlarından Bendal Celil Ezman, Gökçe Fırat Çulhaoğlu hakkında, Türk Solu dergisinde çıkan “Dersimliler Devletten Özür Dilesin” başlıklı yazı nedeniyle suç duyurusunda bulundu. Ezman, Çulhaoğlu ile yazının yayımlandığı Türk Solu dergisinin Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Erdem’in, yazıyla “halkı kanunlara uymamaya tahrik”, “halkı kin ve düşmanlığa tahrik”, “suçu ve suçluyu övmek”, “suç işlemeye alenen tahrik”, “soykırım yapmak” gibi suçların işlediğini öne sürdü.

Suç duyurusu üzerine soruşturmayı, İstanbul Cumhuriyet Savcısı Muzaffer Yalçın yürüttü. Savcı Yalçın, şikayetle ilgili “kovuşturmaya yer olmadığına” karar verdi. Kararda, aynı yazı dolayısıyla Dersim Sözlü Tarih Derneği adına Tuncelili Avukat Cihan Söylemez’in suç duyurusu üzerine, İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde derginin Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Erdem hakkında “halkın bir kesimini ırk, mezhep ve bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılama” suçundan daha önce dava açıldığına dikkat çekildi.

Kararda, Ezman’ın yazıyla işlendiğini öne sürdüğü diğer suçlamalar yönünden ise şu değerlendirmeler yer aldı: “Şikayetçi, dilekçesinde, 1938’de çıkan Dersim isyanının devletçe bastırılması ve bu bastırma harekatı sonucunda ölenlere soykırım yapıldığını ve TCK’daki soykırım suçunun işlendiğini ileri sürmüştür. 765 sayılı TCK’da soykırım suçu bulunmamaktadır. Halkı kanunlara uymamaya tahrik, suçu ve suçluyu övmek, adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs, halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçunun unsurları bulunmamaktadır. Dersim isyanı sırasındaki isyancıların hareketlerini engellemeye çalışan ve isyanı bastıran devlet kuvvetlerinin hareketlerini övme suç sayılmaz. Hiçbir devlet, kendisine karşı isyan edenleri hoş görmez. Bu nedenle, bu eylemler hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiştir.”

Kararda, Ezman’ın şikayet dilekçesi ve eklerinin, derginin Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Erdem hakkında İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderileceği de yer aldı. (Radikal)