Ana Sayfa Blog Sayfa 728

Yeşil Sol ile 100 vekil mümkün

Sosyo Politik Saha Araştırma Merkezi Koordinatörü Yüksel Genç ile sahanın nabzını konuştuk: HDP mevcut durumu ile bile en güçlü siyasi parti durumunda. HDP bu süreçten sonra tabana uyumlu aday belirleme sürecine dikkat etmelidir. Tabanla ilişkili, uyumlu adaylarla beslemesi oldukça faydalı olacaktır

Selman Çiçek

Seçimlere kısa bir süre kala araştırma ve anket şirketleri, seçime dair değerlendirmeler yaparken araştırma şirketlerinin ortak görüşüne göre Emek, Demokrasi ve Özgürlük İttifakı’nın oy oranı yüzde 14’ün üzerinde. Özellikle Kürt seçmenlerin nabzını yoklayan Sosyo Politik Saha Araştırma Merkezi Koordinatörü Yüksel Genç, gazetemize seçimle ilgili sahanın nabzını değerlendirdi.

Kurdistan ve Türkiye’de bu yıl gerçekleştirilen Newroz etkinliklerinden öne çıkan mesajlar nelerdi?

Bu Newroz çok özel bir yerde duruyordu. Şu açıdan önemliydi: Seçim öncesinde HDP’nin kapatılma tartışmalarının olduğu bir dönemin arifesinde yapıldı. Ve HDP seçime hangi parti ile ve nasıl gireceği stratejilerini, yeni döneme ne amaçlarla gireceğini Newroz meydanlarındaki mesajlarla verdi. Bu bağlamıyla Newroz Bayramı her şeyden önce HDP ve tabanının yeni seçim sürecine hangi adres ve mesaj üzerinden hazırlandığının ilanıydı. Bu bağlamda Yeşil Sol Parti’nin HDP tabanıyla buluşması açısından önemli bir yere sahipti. İkincisi de seçim öncesi Türkiye’nin kendini yeniden organize etme ihtiyacının olduğu, bütün kurumların iflas ettiği bir dönemde yapıldı. Seçim sonrasında da değişim vaatlerinin çok güçlü bir biçimde toplumda karşılık bulduğu bir zamanda yapılan Newroz’da bu değişimin içerisine özellikle Kürt seçmenin nasıl yerleşmek istediği, hangi vaatlerle var olmak istediği, yeni Türkiye’nin neresinde durmak istediğine dair mesajlar içermesi açısından önemliydi. Genel anlamda Newroz Bayramı’nın genel bir özelliği var. Newrozlar, özellikle Kürt halkı açısından dünyanın en büyük politika yapma meydanı olarak biliniyor. Newroz meydanlarına katılanlar slogan ve mesajları ile toplum olarak ne istediklerini ve neyi reddettiklerini ifade edebiliyorlar. Bu yıl da Newroz siyasetçilerden azade olarak toplum olarak kendi söylemini dile getirdi. Bu Newroz’da, Kürt seçmen ana muhatapları ile beraber çözüm sürecini benimseyen siyasetlerle yol alma iradesini ilan etti. Konuşmalarda İmralı üzerinden Öcalan üzerindeki vurgular, Kürt sorununun çözümü üzerinden vurgular bir bütün önemliydi.

Mereş merkezli depremin ardından siyasette ne gibi faylar kırıldı?

Kuşkusuz deprem sadece fayları kırmadı. Türkiye’de siyaseten de bir alanın kırılmasına, yeni bir dönemin başlamasına neden oldu. Bu kırılmanın içerisinde neyin filizleneceği, neyin yol alacağını beraber seçim ve seçim sonrası göreceğiz. Seçim bağlamında değerlendirirsek eğer; aralık ayına kadar iktidar partisini temsil eden AKP, özellikle eylül ayından itibaren kararsızları toparlamaya başladı. Oysa mayıs-hazirana kadar çok ciddi anlamda eriyen bir iktidar partisi vardı. Aynı şey MHP için de geçerliydi. Türkiye’nin en büyük kararsız seçmen grubunu daha önce AKP’ye oy vermiş seçmen oluşturuyordu. Ve bu konuda AKP’nin kaybı, mayıs-haziran çalışmalarımızda ortalama 17 puana denk geliyordu. 2018’de AKP’ye oy vermiş ve bugün AKP’ye oy vermiş olanlara baktığımızda ise bu oran yüzde 56 bandını aşmıyordu. Yani AKP, neredeyse kendi iç konsültasyonundaki 2018 seçimine göre yüzde 43 bandında bir seçmen kaybı yaşıyordu. Bu seçmenin önemli bir kısmı kararsız seçmen sahası olarak hareket ediyordu. Adres bulma konusunda uzun bir dönem kararsız bir zaman yaşadı. Bir dönem bu seçmen grubu DEVA’yı izledi. Tatmin edici bulmayınca Kılıçdaroğlu’nun demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümü için Meclis’i göstermesi durumunda önemli bir kısmı oy verebileceğini söyledi. Ancak bu söylemde istikrar sağlanamadığı için bu seçmen yine kararsız kaldı. Bu durum sonbahardan itibaren AKP lehine değişmeye başlamıştı. AKP ilk defa seçmen kaybeden bir parti değil, kararsızları toplamaya başlayan bir parti profili çizmeye başladı. Deprem farklı bir süreci oluşturdu. Oluşan şu: Deprem süreci ve deprem sonrası felaketi yönetememe, insanların acı ve kayıplarına yanıt olamama ve bu açıdan açığa çıkan kırılmanın kendisi, iktidarın kendini toparladığı birkaç ayı hızla geri çekti. AKP’nin şu anki pozisyonu mayıs-haziran pozisyonuna geriledi. Bir iç kayıp süreci yaşadı. Deprem AKP aleyhine bir alan oluştururken toplumsal dayanışma içerisinde muhalefetin yer alma biçimi, seçmene muhalefeti yeniden değerlendirme alanı açtı. İktidar süreci yönetemeyince HDP başta olmak üzere muhalefet toplumsal kolektif ile ilgi gösterme biçimi seçmende yeni bir algının kurulmasına vesile oldu.

Depremzedelerde devlet algısı değişti mi?

Depremde iki hat var, birinci hat Kürt ve Türkmen Alevilerin yaşadığı hat. Bu hat büyük oranda HDP ve CHP seçmeninin olduğu bir hattı. İkincisi ise tahrip olmuş şehir merkezleri. Bu hatta ise ilk kez devlet olgusu tartışılmaya başlandı. Bu merkezler AKP-MHP blokuna oy vermiş merkezlerdi. Bu merkezler devlet için var olmuş bir yurttaş kategorisini temsil ediyordu. Bu grup ilk defa devleti yanında bulamadığının getirdiği bir hayal kırıklığını çok derin yaşadı. Devlet yerine toplumsal dayanışma ağlarını görmeleri onlarda yeni bir algı alanı açtı. Depremde sadece evleri yıkılmadı, devlet mekanizması ile yeni bir sorgu alanı oluştu.

Millet İttifakı’nın adayının Kemal Kılıçdaroğlu olarak gösterilmesi HDP seçmeni tarafından nasıl karşılandı?

HDP kendi adayını ilan ettiğinde sahanın heyecan duyduğunu söyleyebiliriz. Uzun bir süredir her iki ittifak tarafından ötekileştiriyor olmanın, özne dışı olarak görülmenin tepkisini yaşadı. Bu çıkış seçim stratejilerini değiştirme açısından bir fırsat olarak görüldü. HDP’nin kendi adayını çıkarma açıklaması sahayı olumlu motive etti. Saha çalışmalarımızda HDP’nin yok sayılması durumunda kendi adayı ile üçüncü bir yol izleme eğilimi vardı. HDP seçmeninin yüzde 94’ü, HDP aday çıkarırsa kendi adayına oy vereceğini söylüyordu. Bu aynı zamanda tabanın talebi idi. Öte yandan Türkiye’nin yeniden oluşturulmasında muhalefetin adayı ile olası bir anlaşma çerçevesinde desteklenmesi de onay görülüyordu. Toplumda en çok onay gören isim Kılıçdaroğlu’ydu. HDP seçmeninin yüzde 70’i Kılıçdaroğlu’nu ortak aday olarak destekleyeceğini söylüyordu. İkinci sırada ise İmamoğlu vardı. En az teveccüh gören Mansur Yavaş ve Meral Akşener oluşturuyordu. Bu oldukça azdı. HDP daha ortak adayını açıklamadan, Kılıçdaroğlu HDP’yi ziyaret etmeden önce verilen destek yüzde 70 idi, ancak ortak aday süreci doğru zeminlerde ilerlerse bu oranın daha da artacağını gözlemledik. HDP seçmeninin bu kadar blok davranması muhalefet için önemli idi. Çünkü kilit seçmen, sonucu belirleyecek seçmen gruplarından biriydi. İkinci grup ise ilk defa oy kullanan gençlerdir. HDP seçmeni, muhalefet adayını destekleme eğilimini birkaç saik ile destekliyordu. Birincisi ve en önemlisi, Kürt meselesinin çözümü konusunda göstereceği tutumdur. 2013-2015 sürecini de aşan çözümün kimi talep ve vaatlerle sunulması karşılığında ifade ediliyor. İkincisi, Kürt meselesinin çözümü noktasında masanın dönüşümünü Türkiye’nin demokratikleşme teminatı olarak da görüyordu. Üçüncüsü ise oy verdiği partinin eşit bir özne olarak tanınmasıdır. Tersi durum da olabilir. Örneğin aday açıklandıktan sonra İYİ Parti’deki Yavuz Aliağıroğlu gibi isimlerin HDP’yi kriminalize eden açıklamaları tersi bir etki de yaratabilir. Buna karşın HDP seçmeni garanti bir oy olarak görülmemelidir. Bu seçmen grubunun taleplerinin görülmesi, bu iradenin gösterilmesi gerekiyor.

Seçmende ne gibi tutumlarla karşılaşıyorsunuz?

Sahada üç tutum var. Birinci tutum, “Erdoğan gitsin de kim gelirse gelsin” diyenler var. Seçmenin dörtte birini oluşturuyor. İkinci tutum, muhalefet adayına oy vermek isteyen, değişim talebini de kendi talebi olarak yükleyen, Kürt meselesinde çözüm iradesini görmek isteyenler var. Üçüncü tutum ise AKP iktidarını çok kötü bulan, ancak Millet İttifakı’nın politikalarını da AKP’den farklı bulmayanlar var. Bunlar da yüzde 15 civarındadır. Bu tutum daha çok sandığa gitmeme eğilimindedir. Bu grubu ikna etmenin yolu AKP’den farkı gösterecek iradeyi göstermek gerekiyor. Altılı Masa, değişim talebi üzerinden değil demokratikleşme talebi üzerinden kurulmalıdır. Demokratikleşme talebi de Kürt meselesi üzerinden kurulmalıdır. Bu grubun büyük çoğunluğu Kürt ulusal talepleri olan kişilerdir. Altılı Masa değişim talebi karşılığında demokratikleşme taleplerini yerine getirirse seçimi ilk turda kazanma şansı yüksektir.

HDP, seçmenini seçim sürecinde konsolide ediyor mu?

HDP seçmeni başından beri en konsolide seçmendir. Kendi partisinden uzaklaşmayan seçmendir. Saha çalışmalarına göre, geçmişte HDP’ye oy verenlerin “Bugün de vereceğim” diyenlerin oranı yüzde 90’ın altına hiç düşmedi. 2018 seçmen skalasını sarsmamış nadir partilerden biridir. Değişim ve yenilik isteyen seçmen açısından da avantajlı bir yerde duruyordu. HDP’nin bu avantajlı durumu ne kadar lehine çevireceği önemlidir. Denge politikasını yer yer izlediği için yeterli cesur adımları atmadığını da görüyoruz. Var olan değişim talebini bozmamak adına demokratikleşme adımında zayıf davrandığını söyleyebiliriz. Bölgede ilk kez oy kullanacak seçmen açısından birinci sırada iken Türkiye’de ise dördüncü sırada. CHP’nin gençler açısından daha popüler olduğunu söyleyebiliriz. Bunu HDP’nin çok daha güçlü yapabilme potansiyeli ve olanakları olduğunu söyleyebilirim. HDP için en kritik soru şu idi: Kendi adayı ile bir süre daha bu süreci götürebilir miydi? Seçmeni çok daha fazla konsolide edebilir miydi? Seçmenini siyaseten güçlü bir müzakere aracı haline getirebilir miydi? Yürüyen süreç HDP’yi hızlı açıklamaya zorunlu kıldı. Bu süreci daha iyi yönetebilseydi HDP’yi çok daha güçlü bir hale getirebilirdi. HDP mevcut durumu ile bile en güçlü siyasi parti durumunda. HDP bu süreçten sonra tabana uyumlu aday belirleme sürecine dikkat etmelidir. Tabanla ilişkili, uyumlu adaylarla beslemesi oldukça faydalı olacaktır. İttifak içi tartışmalar tabana iyi anlatılabilmelidir. Tüm bunlara rağmen tabanın eleştirilerine rağmen seçmenin HDP’ye oy vermeye devam edeceğinin altını da çizmek istiyorum.

Seçime Yeşil Sol Parti ile girilmesinin dezavantajları var mı?

HDP’nin kapatılması durumunda bu geleneğin geçmiş deneyimine dayanarak HDP’nin işaret ettiği Yeşil Sol Parti’ye oy vermeye zaten hazır. Her beş seçmenden dördü bir yıldır Yeşil Sol Parti’yi tanıyor. Yeşil Sol Parti, HDP seçmeninin blok şeklinde kendine yönelmesi hususunda oldukça avantajlı bir durumdadır. Seçime kadar süreci eğer sağlıklı yürütürse bu oranın çok daha fazla artacağını söyleyebiliriz.

Yeşil Sol Parti’nin anketlere yansıyan sonuçları nelerdir?

Seçim sonuçları konusunda konuşmak için seçimin yaklaşması gerekir. Her şeyden önce adayların ilan edilmesi gerekiyor. Yeşil Sol Parti 2018’in altına düşmeyecektir. Bunun üzerine dört ya da beş puan ekleme olasılığı halen yüksektir. Elbette siyasetler çok daha fazlasını hedefleyebilmelidir. Yeşil Sol Parti’nin yüz vekil talebi, vaadi oldukça gerçekçidir. Mesele bu vaadi gerçeğe dönüştürecek süreci doğru yönetebilmektir. Bizim saha çalışmalarında bölgede Yeşil Sol Parti’nin oylarının ortalama dört puan arttığını gözlemliyoruz. Türkiye genelinde ise 2-3 puan arttığını gözlemliyoruz. Bu artışlarla beraber gizli seçmenlerle birlikte artması elbette mümkün. Aynı zamanda interaktif, özne bir siyaset süreci yürütmezse seçim sürecinde 2018’deki verileri elde edemeyebilir. Bu süreçlerde siyasetçiler tabanını çantada keklik görme yerine tabanlarını da siyasetin değişme taleplerinin bir parçası haline getirme biçimde hareket etmelidir.

#Yeşil #Sol #ile #vekil #mümkün

EŞİK’ten siyasi partilere açık mektup

EŞİK seçim öncesi siyasi partilere açık mektup yayınladı. Platform mektupta partilerin toplumsal cinsiyet eşitliği bakış açısına sahip olması gerektiğini söyledi

Eşitlik İçin Kadın Platformu (EŞİK),  14 Mayıs’ta yapılacak Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimleri öncesi siyasi partilere açık mektup yayınladı. Mektupta, seçimlerde yer alacak partilerin toplumsal cinsiyet eşitliği bakış açısına sahip olması gerektiği ifade edilirken, seçim çalışmalarının merkezine eşitlik politikalarının konulması çağrısı yapıldı.

YRP ve HÜDA PAR tepkisi

Yeniden Refah Partisi (YRP) ve Hür Dava Partisi’nin (HÜDA-PAR) AKP-MHP iktidarının başını çektiği Cumhur ittifakına katılmasına değinilen mektupta, “İktidarın kadın karşıtı politikaları herkesin malumu iken, siyasal İslam’ın kadın düşmanı iki aşırı ucu ile, siyasi programı İstanbul Sözleşmesi, LGBTİ+ varoluş ve kadın haklarına açık bir saldırı olan bir ittifak oluşturuldu. İttifaka yeni katılanlar, bu saldırılar için oy istediklerini açıklamaktan çekinmediler” denildi.

Kadın haklarına saldırı

Mektupta, YRP’nin 30 maddelik ittifak şartlarından beşinin doğrudan, birçok maddesinin ise dolaylı olarak kadın haklarına saldırı içerdiğine dikkat çekildi. Söz konusu maddelerin iktidar tarafından kabul edildiğine değinilen mektupta,  “Kadınları ve kız çocuklarını şiddete karşı koruyan İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı yasaya, çocukları cinsel istismar ve sömürüden koruma amaçlı Lanzarote Sözleşmesi başta olmak üzere uluslararası sözleşmelere, karma eğitime karşı çıkan; kadınlarla ilgili tüm yasalarda kadın kelimesi yerine aile kelimesinin yerleştirilmesi gibi YRP talepleri küçük rötuşlarla kabul edildi. Oylarına talip oldukları kadınlarda dahil bütün kadınları açık hedef haline getiren ittifak şartlarının kabul edilmesi, özellikle 6284 sayılı yasayı korumak isteyen AKP’li eski ve yeni aile bakanları ile üst düzey siyasetçi kadınların ciddi saldırılara uğraması toplumda şok yarattı” ifadeleri kullanıldı.

Ne isteniyor

Eşitlikçi yasaların uygulanması için binlerce kadının örgütlenerek direniş gösterdiği belirtilen mektupta, bunun kadın karşıtı politikalardan çıkışın da güvencesi olduğuna vurgu yapıldı. Mektupta, “Kadınlar atama ya da seçimle gelinen tüm mekanizmalarda eşit temsili ve ülkeyi birlikte yönetmeyi istiyorlar. Eşit temsil bir lütuf değil, kadınların eşitlikçi yasaların uygulanması için gösterdikleri çabanın, yıllardır sergiledikleri kararlı direnişin hakkıdır. Haklarının gasp edilmesinden çocuk istismarına, doğanın talanından emek sömürüsüne, her türlü direnişten önlerde yer alan kadınlar, sadece kendi haklarını değil bir bütün olarak hayatı savunmaktadırlar” denildi.

Mektubun devamında şu ifadeler yer aldı:

“Güçlü bir meclis ve demokrasi isteniyorsa eşitlikçi politikaların bütünlüklü olarak merkeze alınması, gündelik siyasetin kolaylaştırılması uğruna temel hedeflerinden şaşılmaması gerekir. Örneğin Kadın ve Eşitlik Bakanlığı’nın kurulması, İstanbul Sözleşmesi’nin etkin uygulanması gibi hedefler başat konumdadır ve kadın erkek herkesin sahip çıkması gerekir. Kadınlar laik, demokratik, insan ve doğa haklarına saygılı, barışın hâkim olduğu bir ülkede; özgür ve eşit yurttaşlar olarak yaşamak amacında buluşmaktadır. Asıl büyük ittifak, ayrımcılığın, şiddetin acısını bilenler olarak eşitlik hayalinde sessizce buluşan milyonlarca kadının ittifakıdır. Bunu gözden kaçıran siyaset, toplumun nabzını kaçırmış olacaktır. Ülkenin ikinci yüzyılına girerken bu çabanın eşit temsille önünün açılması sonucunda hem siyaset kurumları hem de ülke kazanacaktır. Eşitlik mi? Esaret mi? sorusunun sandıkta verilecek yanıtı sadece kadınların değil bütün toplumun bundan sonra nasıl bir ülkede yaşayacağını belirleyecektir.”

 

#EŞİKten #siyasi #partilere #açık #mektup

Wêranşer’deki işkence iddiları incelendi

Riha Baro Başkanı Adullah Öncel ve beraberindeki heyet Wêranşer’de gözaltına alındıktan sonra işkenceye uğrayan yurttaşların köyünde incelemelerde bulundu

Riha’nın Wêranşer (Viranşehir) ilçesinde kırsal Kadıköy Mahallesi’ne bağlı Düzük Mezrası’nda dün 9 kişi gözaltına alındı. Kalyoncu Şirketi’nin kırsal mahallede 11 bin dönüm arazi üzerinde Güneş Enerji Santrali (GES) kurmak için iş makinalarıyla mahalleye girmesine tepki gösteren yurttaşlar, jandarmanın tazyikli su ve biber gazlı müdahalesine maruz kaldı. Jandarmanın müdahalesinde 9 kişi gözaltına alınarak, Demirci Jandarma Karakolu’na götürüldü. Karakolda işkenceye maruz kalan 9 kişi serbest bırakıldı.

Savcılıkla görüşüldü

Riha Barosu Kent ve Çevre Komisyonu ile İnsan Hakları Derneği (İHD) Riha Şubesi üyelerinin oluşturduğu heyet, olayın yaşandığı köyde incelemede bulundu. Heyet, ilk olarak Viranşehir Adliyesi’ne gitti. Heyet adına Riha Barosu Başkanı Abdullah Öncel, Cumhuriyet Savcılığı ile konu hakkında kısa bir görüşme gerçekleştirdi.

Görüşmenin ardından heyet, kırsal Kadıköy Mahallesine bağlı Düzük Mezrası’na geçti. Söz konusu  GES’in yapılacağı alanı ve Jandarmanın yurttaşlara müdahale ettiği yerde inceleme yapan heyet, bilgi aldı. Burada kısa bir açıklama yapan Öncel, bölgede yaşayan yurttaşların tek geçim kaynağının hayvancılık olduğunu söyledi. Arazi yapısının tarım yapmaya elverişli olmadığını kaydeden Öncel, yurttaşların hayvanlarını otlattığı alanların ellerinden gitmesini istemediği için GES’e karşı çıktığını ifade etti.

İşkence iddiaları

Yurttaşların yem alamayacak durumda olduğunu ve ellerindeki mera alanlarının da alınmaya çalışıldığını kaydeden Öncel, “Özel şirkete kiralanan bu alanda kamu yararı gözetilmemiştir. Gözetilen tek şey şirketlerin siyasal iktidara yakınlığıdır. Siyasal iktidarın çevresinde kümelenen bu rant odaklarının ÇED raporları maalesef olumlu verilmekte. Kamu yararı gözeten sosyal bir devlet, kurulacaksa enerji santrallerinin çevreye verdiği olumlu-olumsuz etkileri belirlenirken orada yaşayan insanların geçim kaynakları da gözetmek zorundadır. Fakat enerji santrallerinin kurulabilmesi için birçok müsait yer varken mera alanlarına kuruluyor olmaları, hükümetin insanların nasıl geçineceklerine ilişkin bir kaygısının olmadığını da gösteriyor” diye konuştu.

Takipçisiyiz

Gözaltına alınan 9 yurttaşın durumuna ilişkin de konuşan Öncel, “Dün ekmeği için direnen vatandaşlarımıza Jandarma görevlileri tarafından sert bir şekilde müdahale edilmiş ve 2023 Türkiye’sinde halen Demirci Jandarma Karakolu’nda gözaltına alınan arkadaşlarımız darp edilerek işkenceye uğramışlardır. Bu sürecin takipçisi olacağız” ifadelerini kullandı.

Kaynak: MA

#Wêranşerdeki #işkence #iddiları #incelendi

Freddy Kasırgası’nda bilanço ağırlaşıyor

Güney Afrika’da büyük sel felaketleri ve toprak kaymalarına yol açan Freddy Kasırgası sonucu en az 676 kişi yaşamını yitirdi

Güney Afrika’da birçok ülkede etkili olan sel felaketleri ve toprak kaymalarına yol açan Freddy Kasırgası etkisini yitirdi ancak yüzlerce kişi hala kayıp. Kasırga sonucu en az 676 kişi yaşamını yitirdi, kayıp 538 kişi henüz bulunamadı.

Felaketleri yönetim departmanı, kasırgadan iki hafta sonra kayıp 538 kişiyi canlı bulma şansının azaldığını belirtti. Bununla birlikte arama kurtarma çalışmalarının devam ettiği belirtiliyor.

Şubat ayı başlarında Avustralya açıklarında oluşan kasırga, Hint Okyanusu’nda doğudan batıya 8 bin kilometreden fazla benzeri görülmemiş bir geçiş yaptı. Döngüsel bir yol izleyen kasırga ilk olarak Şubat ayının sonunda Madagaskar ve Mozambik’i, ardından Mart ayında yeniden bu iki ülkeyi ve Malavi’yi vurdu. Birleşmiş Milletlere (BM) göre Malavi’deki ağır bilançonun yanı sıra, Mozambik’te 165, Madagaskar’da 17 kişi kasırga nedeniyle hayatını kaybetti.

DIŞ HABERLER

#Freddy #Kasırgasında #bilanço #ağırlaşıyor

THKP-C lideri Mahir Çayan ve arkadaşları anıldı

Kızıldere Katliamı’nın yıldönümünde THKP-C lideri Mahir Çayan ve arkadaşları için gerçekleştirilen anma etkinliklerinde ‘Kızıldere son değil, savaş sürüyor’ sloganları yükseldi

Ankara emek ve demokrasi güçleri, 51 yıl önce Kızıldere’de katledilen Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi (THKP-C) lideri Mahir Çayan ve arkadaşlarını anmak için Karşıyaka Mezarlığı’nda bir araya geldi. Anmada Halkların Demokratik Partisi (HDP), Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi’nin (Yeşil Sol Parti), Birleşik Mücadele Güçleri (BMG) ve Emek ve Özgürlük İttifakı bileşenlerinin yanı sıra Devrimci 78’liler Federasyonu ile Devrimci Gençlik dahil birçok gençlik örgütü yer aldı.

Mahir Çayan’ın mezarının yanı sıra THKP-C önderlerinden Ulaş Bardakçı’nın da mezarı ziyaret edildi. Anma boyunca Kızıldere’de yaşamını yitirenlerin isimleri anılarak “yaşıyor” denildi.

Sloganlarla yürüyüş

Sık sık, “Mahir, Hüseyin, Ulaş, kurtuluşa kadar savaş” ve “Kızıldere son değil, savaş sürüyor” sloganlarının atıldığı anmada, “Onların yolunda zafere kadar yürünülecek” ve “Onlara sözümüz devrim olacak” pankartları açıldı.

Anmada birçok kurum temsilcisi Mahir ve arkadaşlarını anarken, BMG adına konuşan Zarife Çamalan, “On’lar bize birleşik mücadelenin, devrimci dayanışmanın mayasını atarak bıraktılar, BMG bu mirası devrim ve sosyalizm gelene kadar sürdürecek” dedi.

Rize’de anma

Kızıldere Katliamı’nın 51’inci yıldönümünde katliamda hayatını kaybeden Cihan Alptekin, Rize’nin Ardeşen ilçesine bağlı Oce (Yeniyol) köyünde bulunan mezarı başında anıldı. Anmaya Alptekin’in ailesinin yanı sıra kentte bulunan siyasi parti temsilcileri ve çok sayıda kişi katıldı. Saygı duruşuyla başlayan anmada, sık sık “Faşizme ölüm, tek yol devrim” ve “Kurtuluş devrimde, kurtuluş sosyalizmde” sloganları atıldı.

Burada konuşan Fındıklı Belediye Başkanı Ercüment Şahin Çervatoğlu, Cihan Alptekin ve devrimcilerin hiçbir zaman emperyalizm ve faşizme karşı boyun eğmediğini söyledi. Onların çizdiği yolda yürüdüklerini ifade eden Çervatoğlu, “Sorumluluklarımız ve görevlerimizin olduğunu biliyorum, bu mücadeleden vazgeçmeyeceğimizi sizin yoldaşlarınızla çizmiş olduğunuz yoldan dönmeyeceğimizi, ideallerinizin ideallerimiz olduğunu sende biliyordun bizde biliyoruz. Önümüzde ciddi bir görev var. Bize dayatılan İslami faşist bir diktatörlükle, demokrasi ve özgürlükleri seçip seçmemiz seçeneği olacak” dedi.

Bir direniş mücadelesi

Halkevleri Hopa Temsilcisi Kamil Ustabaş ise, devrimcilerin kendilerine faşizme karşı mücadele çizgisini bıraktıklarını vurguladı. Onların mücadelesini güncelleştirmenin işçi sınıfının direnişini örgütlemek olduğunu belirten Ustabaş, “Bugün Mahirleri, Cihanları anmak demek, Newrozlarda Kürt halkının direnişine sahip çıkmak demektir. Bugün üniversitelerin kampüslerinde, iş yerlerinde makine başlarında ve köylerde tarım alanlarında kendi güzel geleceklerini, güvenceli geleceklerini isteyen topyekûn Türkiye halklarının bir direniş mücadelesini yüklenmek ve yükseltmek demektir” diye konuştu.

ANKARA

#THKPC #lideri #Mahir #Çayan #arkadaşları #anıldı

Avusturya Ulusal Parlamentosu: Kürt halkına destek verilmeli

Avusturya Ulusal Parlamentosu, Türkiye’nin saldırılarını kınayan ve Kürt halkının saldırılar karşısında korunmasını talep eden karar tasarısını oy çokluğuyla kabul etti

Avusturya’da iktidar ve muhalefetteki partilerin Türkiye’nin Kuzey ve Doğu Suriye ile Federe Kurdistan Bölgesi’ne yönelik saldırılarına ilişkin hazırladıkları karar tasarısı, Ulusal Parlamento’da tartışıldı.

Irak ve Suriye’nin topraklarına yönelik saldırıları kınayan, Türkiye’nin uluslararası hukuka uyulmasını talep eden karar tasarısına parlamenterler Dr. Reinhold Lopatka, Dr. Ewa Ernst-Dziedzic, Petra Bayr, ve Dr. Helmut Brandstätter öncülük etti.

Parlamentoda yaşananlar

Parlamentoda ilk söz alan Avusturya Sosyaldemokrat Partisi (SPÖ) Milletvekili Katharina Kucharowits, Türkiye’nin saldırılarına dikkati çekerek oturum sırasında mecliste hazır olan Dışişleri Bakanı Alexander Schallenberg’e, “Sayın Bakan artık Türk devletine ne zaman dur diyeceksiniz?” sorusunu yöneltti.

Korunmalı

Ardından hükümetin diğer ortağı Yeşiller adına söz alan Ewa Ernst-Dziedzic, “jin, jiyan, azadî” (kadın, yaşam, özgürlük) sloganına vurgu yaptı. Ernst-Dziedzic, “Jin, jiyan, azadî”nin sadece kadınlara özgürlük talep eden bir slogan olmadığını, aynı zamanda Kürt halkının da özgürlüğü için bir çağrı olduğunu ifade etti. Parti olarak sürekli Türkiye’nin Kürt halkına yönelik saldırılarının son bulması için girişimlerde bulunduklarını belirten Ernst-Dziedzic, Rojava’da kadınların öncülüğünde kurulan yapının korunmasını talep etti.

Yeşiller Milletvekili Ernst-Dziedzic de konuşmasının sonunda Dışişleri Bakanı Schallenberg’e “Kürt halkına çift standart uygulamaktan vazgeçin, eğer birilerini korunması için uğraşacaksanız Kürtleri de koruyun. Bugün bu meclisten Kürt halkı için bir karar çıkmalı” diye seslendi. Ernst-Dziedzic konuşmasını “Jin, jiyan, azadî” diyerek tamamladı.

Tasarı kabul edildi

Meclisteki gruplar adına söz alan milletvekillerinin konuşmalarının ardından tasarıya ilişkin oylamaya geçildi. Hem hükümet hem de muhalefetteki parlamenterlerin desteğini alan tasarı oy çokluğuyla kabul edildi.

Tasarıda özetle Nehammer hükümetine ana başlıklarda şu çağrılar yer aldı:

“* Türk devletinin uluslararası hukuka uygun hareket etmesi için Federal Hükümet, özellikle de Dışişleri Bakanlığı girişimlerde bulunmalı.

* Irak’ın kuzeyi ile Suriye’nin kuzeydoğusunda yaşayan halk ile altı yapının korunması için Federal Hükümet ve Dışişleri Bakanlığı çalışmalar yürütmeli.

* Federal Hükümet, Avrupa ve uluslararası camia Suriye, Irak ve Türkiye’deki sivil halk için özellikle Kürt halkı için insani destek bulunmalı.”

Türkiye’nin Kürt halkına yönelik saldırılarının son bulması için harekete geçilmesini isteyen bu tasarının ardından ÖVP’li Karl Nehammer’in başbakanlığındaki Federal Hükümet’in nasıl bir tavır alacağı merak ediliyor.

Kaynak: MA

#Avusturya #Ulusal #Parlamentosu #Kürt #halkına #destek #verilmeli

Evin Cezaevi’nde hak ihlali: Siyasi tutuklulardan haber alınamıyor

İran’da Evin Cezaevi’ne sevk edilen siyasi tutuklu Ali Parno’dan 3 haftadır haber alınamıyor

İran rejim güçleri tarafından Tahran’da gözaltına alınan Kermanşah eyaletine bağlı Gilan’dan eski bir siyasi tutuklu olan Ali Parno’dan (57) haber alınamıyor.

Rejim güçleri 1 Mart’a evine baskı düzenlediği Porno’yu gözaltına aldı. Bir süre Kermanşah’ta tutulan Parno, 3 hafta önce Evin Cezaevi’ne sevk edildi ve o günden bu yana kendisinden haber alınamıyor.

Parno, daha önce 1978’de siyasi faaliyetleri nedeniyle tutuklanmış, devrim olunca serbest bırakılmıştı.

DIŞ HABERLER

#Evin #Cezaevinde #hak #ihlali #Siyasi #tutuklulardan #haber #alınamıyor

CPT raporunda tecridi atladı

CPT raporunda İmralı Cezaevi’ni 2022 yılında ziyaret ettiğini açıkladı ancak ziyaretin detaylarına ilişkin bilgi vermedi

Avrupa İşkencenin Önlenmesi Komitesi (CPT), 1 Ocak-31 Aralık 2022 tarihlerini kapsayan 32’nci Genel Raporunu yayımladı. Raporda İmralı Cezaevine ziyaret düzenlediğini belirten CPT, PKK Lideri Abdullah Öcalan ve Ömer Hayri Konar, Veysi Aktaş ile Hamili Yıldırım’ın durumuna ilişkin herhangi bilgi vermedi

140 günlük ziyaret

Raporda, CPT’nin Avrupa Konseyi (AP) üyesi ülkelere 2022 yılı boyunca yedi periyodik ziyaret ve dokuz “ad hoc ziyaret”  olmak üzere 16 olmak üzere toplamda 140 günlük ziyaretler gerçekleştirdiği belirtildi.

İmralı’ya dair bilgi yok

CPT raporunun “Ad Hoc ziyaretler” başlığı altında Eylül 2022’de İmralı Cezaevi’ne ziyaret düzenlendiği belirtilirken, tecride ilişkin somut bili paylaşılmadı.  CPT raporunda İmralı ziyareti ile ilgili şunlar yer aldı: “Eylül ayında Türkiye’ye gerçekleştirilen ziyaretin temel amacı, göç mevzuatı kapsamında alıkonulan yabancı uyruklu kişilere yönelik muamele ve alıkonulma koşullarının yanı sıra bu kişilerin sınır dışı edilmeleri bağlamında kendilerine uygulanan prosedürleri incelemekti. Ziyaret vesilesiyle heyet, halen İmralı’da tutulan dört mahkuma uygulanan muameleyi ve tutukluluk koşullarını incelemek üzere İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’na da gitmiştir. Bu bağlamda, mahkumlara sunulan toplumsal faaliyetlere ve dış dünya ile temaslarına özellikle dikkat edilmiştir.”

 

#CPT #raporunda #tecridi #atladı

Wan’da bir inşaat kazısında insan kemikleri bulundu

Wan’da Hüsrev Paşa İlköğretim Okulu’nun bahçesinde yapılan inşaat kazısında insan kemikleri ortaya çıktı

Wan’ın İpekyolu ilçesi Cumhuriyet Caddesi üzerinde bulunan Hüsrev Paşa İlköğretim Okulu’nun bahçesinde iş makinalarının yaptığı kazıda çok sayıda insan kemiği ortaya çıktı.

MA’dan Cengiz Özbasar’ın haberine göre bir süredir yeni okul yapılması amacıyla eski okulun bahçesinde kazı yapıldığı ve kazı sırasında çok sayıda insan kemiği ortaya çıktığı kaydedildi. İnsan Hakları Derneği (İHD) Wan Şubesi’ne yapılan ihbar sonucu alana giden dernek üyeleri, çok sayıda insan kemiğiyle karşılaştıklarını ve çıkan kemiklere dair tutanak tuttuklarını kaydetti.

Kazıda 2 kafatası ve bacak ile kol kemikleri ile dişlerin bulunduğunu kayıt altına alan İHD üyeleri, durumu ilgili savcılığa bildireceklerini kaydetti.

WAN

#Wanda #bir #inşaat #kazısında #insan #kemikleri #bulundu

Erdoğan’ın cumhurbaşkanı adaylığına yapılan itiraz reddedildi

YSK Başkanı tarafından yapılan açıklamaya göre Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı adaylığına yapılan itiraz reddedildi

Yüksek Seçim Kurulu (YSK), farklı partiler tarafından Erdoğan’ın adaylığına yapılan itirazları karara bağladı. Bına göre Erdoğan aday olabilecek.

Kurul tarafından yapılan açıklama şöyle:

“Kurulumuz adaylara yapılan itirazları değerlendirmiş. 77. 101. 106 ve 116. maddeleri ve 6371 sayılı kanunun 3-6-8 ve 8A maddeleri birlikte değerlendirmiştir. Sonuçta oy birliğiyle her üç aday yönünde; Kılıçdaroğlu, İnce ve Erdoğan’ın adaylıklarına yönelik itirazların reddine karar verilmiştir.

Cumartesi günü saat 14:00 itibariyle adayların oy pusulasındaki yerlerinin belirlenmesi için kura çekimi yapılacaktır.”

Dört partiden itiraz

Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı adaylığına İyi Parti, DEVA Partisi, Gelecek Partisi, Demokrat Parti ve Memleket Partisi itiraz etti. YSK’ya itiraz dilekçelerini veren partiler, Erdoğan’ın iki dönem cumhurbaşkanlığı yaptığını ileri sürerek, aday olmasının anayasaya aykırı olduğunu iddia etti.

Dilekçelerde, “28 Mart 2023 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan geçici aday listesinde yer alan Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanı geçici adayları listesinden çıkarılması” talep edildi.

İyi Parti Genel Sekreteri Uğur Poyraz, itiraz gerekçelerini anlatırken, “Cumhurbaşkanının en fazla iki defa seçileceği hususu ilk defa 2007’de anayasamızda yer aldı. 2017’de yapılan değişiklikte de bu hususta bir değişiklik yapılmadı. Dolayısıyla şu anda hepimiz biliyoruz ki ilk olarak 2014’te, ikinci kez de 2018’de Sayın Erdoğan, cumhurbaşkanı seçilmişti. Cumhurbaşkanlığı makamı sabit olduğuna göre, hâlâ cumhurbaşkanı sıfatını taşıdığına göre bundan sonraki seçimde de üçüncü kez adaylığı söz konusu olacaktır. Anayasa’da da bu çok net bir şekilde ifade edilmiştir” demişti.

 

#Erdoğanın #cumhurbaşkanı #adaylığına #yapılan #itiraz #reddedildi