Ana Sayfa Blog Sayfa 737

Mülteci teknesi battı: 34 kişi kayıp

Tunus açıklarında batan teknedeki 34 mülteci kayboldu

Tunus açıklarında İtalya’ya gitmek üzere yola çıkan mülteci teknesinin battığı öğrenildi. Teknenin batması sonucu 34 kişi kaybolurken, dört kişinin ise kurtarıldığı öğrenildi.

48 saat içinde 5’inci tekne battı

Tunus’ta Sfaks Mahkemesi Adli Yetkilisi Fevzi Mesmudi, yaptığı açıklamada “Bugün batan tekne son 48 saat içerisinde batan 5’inci tekne. Tekneden denize düşen 4 kişi Deniz Kuvvetlerine bağlı güvenlik güçlerince kurtarıldı. Teknede yolculuk yapan diğer 34 kişi için arama kurtarma çalışmaları devam ediyor” ifadelerini kullandı.

7 mülteci hayatını kaybetti

Öte yandan, Ulusal Güvenlik Kuvvetleri Sözcüsü Hüsameddin el-Cebabli 23 Mart’ta yaptığı yazılı açıklamada biri bebek, 7 mültecinin cansız bedenine ulaşıldığını ayrıca 3 bin 114 mültecinin ise gözaltına alındığını duyurmuştu.

TUNUS

#Mülteci #teknesi #battı #kişi #kayıp

Çadır satan Kızılay, Ensar Vakfı’na da bağış yapmış

Çadır sattığı ile gündeme gelen Kızılay, çocuklara yönelik istismar ile adı anılan Ensar Vakfı’na 1 milyon dolarlık şartlı bağış yapıldığı belirtildi

Maraş (Maraş) merkezli depremlerin ardından yurttaşlar çadır beklerken, çadırları sattığı ortaya çıkan Kızılay’ın skandalları bitmiyor. İlk olarak AHBAP’a sattığı çadırlarla gündeme gelen Kızılay, daha sonra ikinci el elbise, konserve ve konteyner da sattığı da ortaya çıkmıştı. Kızılay’a ilişkin son iddia ise sık sık çocuklara yönelik istismar ile gündeme gelen Ensar Vakfı’na bağış yaptığı bilgisi oldu.

Ensar’a para akıtılmış

BirGün’de yer alan habere göre, Ayla Enerji ve Mühendislik Hizmetleri isimli bir şirket Kızılay’a 1 milyon dolarlık şartlı bağış yapmak için başvurdu. Şirket bu bağışın 985 bin dolarının Ensar Vakfı’nın banka hesaplarına aktarılmasını ve 15 bin dolarını ise Kızılay’ın faaliyetlerinde kullanmasını istedi. Kızılay ise bu talebinin kabul edilmesine karar verdi.

HABER MERKEZİ

#Çadır #satan #Kızılay #Ensar #Vakfına #bağış #yapmış

Asrın’dan tecrit çağrısı: BM’nin tedbir kararlarını derhal yerine getirmeli

Asrın Hukuk Bürosu müvekkilleri Abdullah Öcalan’dan iki yıldır haber alamadıklarını belirterek çağrıda bulundu: BM İnsan Hakları Komitesi’nin tedbir kararları derhal yerine getirilmeli

Asrın Hukuk Bürosu, İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde tutulan müvekkilleri PKK Lideri Abdullah Öcalan ile cezaevindeki diğer tutuklular Ömer Hayri Konar, Hamili Yıldırım ve Veysi Aktaş’tan 2 yıldır haber alınmamasına ilişkin yazılı açıklama yaptı.

Abdullah Öcalan’ın en son 25 Mart 2021 tarihinde kardeşi ile yaptığı telefon görüşmesinin birkaç dakika içerisinde kesildiği ve o günden bu yana tüm yasal, idari ve demokratik girişimlere rağmen kendilerinden herhangi bir bilgi alınmadığı belirtilen açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

“Kendilerini ziyaret edemediğimizden ve hiçbir şekilde iletişim kuramadığımızdan başta sağlık durumları olmak üzere, tutulma koşulları ve hukuki durumları ile ilgili halen herhangi bir bilgi bulunmamaktadır.

Yüzlerce başvuru yapıldı

İki yıl boyunca Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı’na ve İmralı Ada Hapishanesi Müdürlüğü’ne 274 defa avukat görüş başvurusu, 118 defa aile görüş başvurusu yapılmasına rağmen herhangi bir sonuç alınamamıştır. Ulusal ve uluslararası mevzuatta düzenlenmiş tüm haklarının ihlal edilmesine karşı yerelden Anayasa Mahkemesi’ne kadar yapılan tüm adli ve idari başvurular da sonuçsuz kalmıştır. Yargı organları verdikleri kararlarla müvekkillerin haklarını korumak, yasa dışı uygulamalara son vermek yerine İmralı’daki tecridin işkence ve insanlık dışı düzeyde sürdürülmesine olanak tanıyarak tecridin bir diğer ayağını oluşturduklarını bir kez daha göstermişlerdir.

İşkence yasağına aykırı

Sn. Öcalan ve diğer Müvekkillerden haber alınamamış olması hiçbir yasa maddesi ve hukuk ile izah edilemez. Dünyadan, toplumdan tüm bağlarının koparılması, hukuki korumadan yoksun olmaları ile denetimsiz, belirsiz ve öngörülemez koşullar altında tutulmaları; işkence anlamına gelen insanlık dışı bir uygulamadır. Bundan dolayı İmralı’daki mutlak iletişimsizlik (İncommunicado tutulma) halinin son bulması amacıyla Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi’ne tedbir talebiyle birlikte başvuruda bulunulmuştu. Komite de öncelikli olarak tedbir talebini kabul etmiş ve Eylül 2022 tarihinde Hükümete; ‘Başvurucuların maruz kaldıkları incommunicado tutukluluk haline son verilmesi ve başvurucuların kendi seçecekleri bir avukata derhal ve herhangi bir kısıtlama olmaksızın erişim sağlanması’  talebinde bulunmuştu. Bu karara uyulmaması nedeniyle Ocak 2023 tarihinde hükümete acil talep yeniden hatırlatılmıştı. Başvurunun esası ile ilgili süreç devam etmekte ise de verilen tedbir kararı İmralı’daki koşulların işkence yasağına aykırı olduğunu ve bu koşullara derhal son verilmesi gerektiğini açıkça ortaya koymuştur.

Mutlak iletişimsizlik

Ancak uluslararası sözleşmelerle bağlı olan devlet, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi’nin tedbir kararını da tanımamış, buna uygun adımlar atmamış, avukat ve aile ziyaretleri önündeki engelleri kaldırmamış ve mutlak iletişimsizlik halini sürdürmüştür. Sn. Öcalan ve İmralı tecridi ile ilgili alınan uluslararası nitelikteki bu kararlar ne kadar önemli ise devletin buna uymaması da o kadar hukuk dışı ve politiktir. Devletin İmralı’daki bu politikaları Türkiye ve Ortadoğu siyasetinde de yansımasını göstermektedir. Barış ve demokratik siyaset yerine uygulanan güvenlik politikaları ile her açıdan kutuplaşma, kriz ve kaos üretilmektedir. Bu durum elbette bölgesel ve küresel boyutları olan Kürt meselesi ve meselenin çözümsüz bırakılması ile yakından ilgilidir. Çözümsüzlük derinleştikçe mutlak tecrit hali de derinleştirilmektedir. Ya da mutlak tecrit sistemi sürdürüldükçe ne Kürt sorunu çözülebilmekte ne de demokratik bir gelişme sağlanabilmektedir.

Kısaca İmralı tecridinin varlığı Türkiye’de hukukun ve demokrasinin terk edilmesi demektir.  Bu da elbette toplumun maddi ve manevi değerlerine, sosyal, siyasal bütün yaşama zarar veren bir domino etkisi oluşturmaktadır.

Yaşanabilir bir ülke ve coğrafya için Kürt meselesinin çözüm yoluna girmesi ve İmralı tecrit sisteminin tarihe gömülmesi gerekmektedir. Sn. Öcalan’ın önerdiği demokrasi ve evrensel hukukun temel politik çerçeve olarak belirlenmesi bu krizin tek çıkış yolu olmaktadır.

BM kararına uyulmalı

Tekrar vurgulamak isteriz ki, uluslararası nitelikteki kararlara rağmen haber alamama halinin 2 yılını doldurmuş olması, sağlık koşulları ve diğer tutulma koşulları hakkında hiçbir bilginin olmaması bizler açısından vahim bir durum teşkil etmektedir. Bu kaygılar bir an önce giderilmelidir. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi’nin tedbir kararları derhal yerine getirilmeli ve müvekkillerin, avukat ziyaretleri başta olmak üzere yasal ve uluslararası sözleşmelerden kaynaklanan tüm haklarının sağlanması güvenceye kavuşturulmalıdır. Bu farkındalık ve beklenti ile demokratik kamuoyunu da yüksek duyarlılığa davet ediyoruz.”

Kaynak: MA

#Asrından #tecrit #çağrısı #BMnin #tedbir #kararlarını #derhal #yerine #getirmeli

Lice ilk değil: Kürt çocuklarına yönelik işkence gerçeği

Lice’de 14 yaşındaki çocuğun yaşadıkları ilk değil. Asker, polis ve bekçiler tarafından Kürt çocuklarına yönelik gerçekleşen işkence, katletme ya da yaralama olaylarında failler ceza almıyor

Amed’in Licê ilçesinde 21 Mart’ta 10 yaşında bir arkadaşıyla evine dönerken polis tarafından durdurulan Y.D. (14) isimli çocuk, kaçırılarak işkence edildi. İşkencenin duyurulmasının ardından Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, tarafından polisler hakkında soruşturma başlatıldı.

Kürt kentlerinde buna benzer birçok işkence olayı yaşanırken, başlatılan soruşturmalar ya sonuçlanmadı ya da failler göstermelik cezalarla “ödüllendirildi.” Bölgede asker ve polis tarafından sokak ortasında yaşanan bu işkenceler devletin bölgeye dair aldığı tutumu da bir kez daha gözler önüne serdi.

MA’dan Tolga Güney Kurdistan’da yakın zamanda çocuklara yönelik yaşanan işkence, katletme ve yaralama olaylarını derledi.

Zırhlı araçta işkence

Colamerg’in Gever ilçesi Sorê köyünde 25 Ekim 2022 tarihinde 16 yaşındaki bir çocuk şiddete maruz kalarak gözaltına alındı. Olay öncesinde “Güvenlik, emniyet ve asayiş temin etmek” gerekçesiyle 15 gün süreyle “özel güvenlik” bölgesi ilan edilen bölgede hayvanlarını otlatan 16 yaşındaki M.A., askerler tarafından gözaltına alındı. M.A.’nın telefonu zor kullanılarak elinden alındı ve telefondaki bazı görseller gerekçe gösterilerek çocuğa zırhlı araç içerisinde işkence yapıldı. Yüksekova Jandarma Komutanlığı’na götürülen M.A., gece saatlerine kadar burada bekletildikten sonra serbest bırakıldı. Asker tehdidi altındaki hastanede doktorların, çocuğa darp raporu vermediği bildirildi. Olaya dair suç duyurusunda bulunulmasına rağmen henüz bir sonuç alınamadı.

Sınır hattında işkence

24 Ağustos 2021’de, Qamişlo ile Bakurê Kurdistan arasında bulunan sınırdan geçmek isteyen 1’i çocuk 3 kişiye askerler tarafından işkence yapıldı. Elî Salih (32), S.M. (17) ve Mihemed Mihemed (30), askerlerinin kendilerine demirlerle vurduklarını, elektrik verdiklerini ve hakaretler ettiğini söyledi. Ayrıca yanlarındaki para ve eşyalara el koyup kendilerini 5 metre yükseklikteki sınır duvarından attıklarını belirttiler. Yine 18 Ağustos 2021 gece saat 03:00’te Dirbêsiyê ve Bakurê Kurdistan sınırında da E.S. (16) ve M.S.M. (17) adındaki çocuklar da askerler tarafından işkenceye uğramıştı. Bu olaylara ilişkin herhangi bir soruşturma açılmadı.

Çocuklara dava

Wan Rêya Armuşê (İpekyolu) ilçesine bağlı Hacıbekir Mahallesi’nde 15 Şubat 2019’da “Eylem gerçekleştirmeye hazırlandıkları” iddiasıyla gözaltına alınan çocuklardan 3’ü gözaltı sırasında ve ardından götürüldükleri Tuşba Asayiş Karakolu’nda ağır işkenceye maruz kaldı.

Ancak 5 savcının değiştiği soruşturma dosyasında kayda değer bir ilerleme olmadı. İşkenceye maruz kalan 3 çocuk hakkında “tehlikeli maddeleri izinsiz bulundurma veya el değiştirme”, “Görevi yaptırmamak için direnme”, “Hakaret”, “Örgüt üyesi olmak”, “Örgüt propagandası yapmak” ve “Trafik güvenliğini tehlikeye sokmak” suçlamalarıyla 10 yıldan 26 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı.

İşkenceye 4 yıl ceza

Eskişehir H Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda 2018 yılında tutuklu bulunan 4’ü 18 yaşından küçük 5 mahkûm, cezaevinde kavga çıkardığı ve disiplini bozduğu gerekçesiyle kurum müdürü Kamil Ö.’nün talimatı üzerine, infaz ve koruma memurları tarafından “Travma ve Doku Hasarı Önleyici Yumuşak Oda” ya getirildi. Burada Cezaevi Müdürü Kamil Ö.’nün gözetiminde infaz ve koruma memurları Halil T., Mehmet Ü. ve Sezer Ö. tarafından çocuklara şiddet uygulandı. Yapılan yargılama sonrasında çocuk mahkûmlara karşı “işkence “ve “zor kullanma yetkisinin aşılması” suçlamasıyla yargılanan dönemin cezaevi müdürü, ‘silahla tehdit’ suçundan 4 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı.

İndirim uygulanmıştı

14 Ocak 2015’te, Şirnex Cizîr ilçesinde, boş arazide oyun oynayan çocuklara polis tarafından açılan ateş sonucu 12 yaşındaki Nihat Kazanhan, başına aldığı mermi sonucu yaşamını yitirdi. Olay sonrası açılan davada Cizre 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi, 2016 yılında sanık polise önce müebbet hapis cezası verdi. Ancak mahkeme, “haksız tahrik” ve “iyi hal” indirimleri uygulayarak cezayı 13 yıl 4 aya düşürdü.

Uğur Kaymaz dosyası

21 Kasım 2004’te Merdin Qoser ilçesinde polislerin açtığı ateş sonucu vücuduna isabet 13 kurşunla katledilen 12 yaşındaki Uğur Kaymaz, dosyasında polis memurları Mehmet Karaca, Yaşafettin Açıkgöz, Seydi Ahmet Döngel ve Salih Ayaz tutuksuz yargılandı ve beraat etti. Mardin Emniyet Müdürü Kemal Dönmez de, soruşturma sırasında bazı polis memurlarıyla birlikte açığa alındı. 2015’te yapılan “Yargılamanın Yenilenmesi” talebi Eskişehir 1. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından gerekçe gösterilmeden reddedildi.

Ceza istenmedi

6 Ocak 2015’te, Şirnex Cizîr ilçesinde bölgedeki operasyonları protesto eden grubun üzerine polisin ateş açması sonucu evinin tadilatında çalışan Ümit Kurt (14) adlı çocuk göğsüne isabet eden kurşunla yaşamını yitirdi. “Kasten adam öldürme suçu işlediği” suçlamasında bulunulan polis M.Ş. hakkında “Cinayeti yasaların kendisine verdiği yetki ile işlediği” gerekçesiyle ceza talebinde bulunulmadı. Sanık polis hakkında hiçbir ceza talebinde bulunulmadan hazırlanan iddianame, bu haliyle mahkeme tarafından kabul edildi.

İHD raporu gerçeği gözler önüne serdi

İHD Amed Şubesi 2017 – 2021 yılları arasında bölge kentlerinde en az 132 çocuğun öldürüldüğünü 385 çocuğun ise yaralandığı açıkladı. Aynı raporda gözaltında 29, hapishanelerde 8 ve gözaltı yerleri dışında 34 olmak üzere en az 71 çocuk işkence ve kötü muameleye maruz kaldığı bildirildi. Buna göre bölgede çocuklara yönelik gerçekleşen şiddet olayları şöyle:

“* 29 Nisan 2015’te, Colomerg Gever ilçesinde Cengiz Topel Caddesi üzerinde gençlere plastik mermiler ile saldıran polisler, 12 yaşındaki bir ilkokul öğrencisini ayağından silahla yaraladı.

* 14 Mayıs 2015’te, Şirnex Cizîr ilçesinde Yafes Mahallesi’nde boş alanda misket oynayan çocuklara saldıran polisin, plastik mermi ile gözünden vurduğu 8 yaşındaki M.A. ağır yaralandı.

* 4 Haziran 2015’te, Agirî Taşlıçay Anadolu Lisesi’ne ait pansiyonda kalan M.T. (15) ve S.D. (16) isimli gençler, puşi taktıkları için polisler tarafından darp edildi. Boyunlarında puşi olan M.T. (15) ile S.D. (16) isimli gençlere polisler tarafından “Kürt müsün yoksa Türk müsün?” soruları soruldu. “Kürt’üz” cevabını alan polislerin, iki öğrencinin kafalarını birbirlerine vurarak darp ettiği belirtildi.

* 1 Temmuz 2015’te, Şirnex Qilêban (Uludere) ilçesine bağlı Roboski köyünde askeri sevkiyata tepki gösteren yurttaşlara müdahale eden askerler, gözaltına aldığı S.E., Y.E., S.E. ve U.E. isimli çocuklara gözaltına alındığı sırada işkence yaptı. Sırt ve omuz bölgesinde morluklar bulunan çocuklar, askerlerin kafalarına coplarla vurulduğunu söyledi.

* 4 Eylül 2015’te, Merdîn Nisêbîn (Nusaybin) ilçesinde polisler, 15 yaşındaki D.Ö. isimli çocuğu, darp etti.

* 16 Eylül 2015’te, Riha Weranşar (Viranşehir) ilçesine bir eve baskın düzenleyen polisler, önce evi taradı. Ardından ise girdikleri evde 12 ve 13 yaşında olan çocukların kafasına silah dayayarak, saatlerce yerde bekletti.

* 10 Ekim 2015’te, Wan Rêya Armuşê ilçesi Karşıyaka Mahallesi’ne baskın düzenleyen özel hareket polisleri çevreye rastgele ateş açtığı, ateş sonucu Ö.C. (16) isimli çocuk bacağından yaralandı. S.İ. (17) ve Y. (16) isimli çocuklar ise darp edilerek gözaltına alındı.

* Mayıs 2020’de Merdîn Nisêbîn ilçesine bağlı Fırat Mahallesi’nde bulunan TOKİ konutlarında oynayan çocukları havaya ateş açarak kovalayan bir polis, 8 yaşındaki B.E.’yi zırhlı araca götürerek tehdit etti.

* 28 Şubat 2021’de Êlih’in Bağlar Mahallesi’ne giren zırhlı aracın çocukların bulunduğu alana hızla girerek kovaladığı ve çocukların ezilmemek için kaçtığına dair görüntüler ortaya çıktı. Batman Cumhuriyet Başsavcılığı, zırhlı aracı çocuklar üzerine süren polisler yerine görüntüleri paylaşan HDP İl Örgütü hakkında “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek” iddiasıyla soruşturma açtı.

* 13 Mayıs 2021’de Êlih’in Cudi Mahallesi’nde koronavirüs tedbirleri kapsamında getirilen sokağa çıkma kısıtlamasını ihlal ettiğini öne süren polis ve bekçiler, 15 yaşındaki V.S.’yi yere yatırarak, şiddet uyguladı. “Görevli memura mukavemet”ten işlem yapılan V.S., bekçi ve polislerce darp edildiği görüntülere yansımasına rağmen “adli muayene” için götürüldüğü Batman Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde “sağlam raporu” verildi. Batman Cumhuriyet Başsavcılığı doktor, bekçi ve polis hakkında soruşturma başlattı.

* 19 Mayıs 2021’de Hezex’te Söğütlü Mahallesi’nde Emre Sabur(19) ve K.E. (16) bekçiler tarafından durdurularak Genel GBT geçirildi. İki kişi darp edildi. Sabaha kadar gözaltında kalan 2 kişi sağlık kontrolünden geçirilmeden ve darp raporu alınmadan emniyete çağrılan ailelerine teslim edildi. Aileler daha sonra hastaneye giderek darp raporu aldı ve polis ile bekçiler hakkında suç duyurusunda bulundu.

* 20 Mart 2022’de Wan’ın Xaçort (Hacıbekir) Mahallesi’nde 15 yaşındaki E.P’nin de aralarında bulunduğu 4 kişi polislerce darp edilerek gözaltına alındı. 8 gün gözaltında tutulan yurttaşlardan 3’ü, çıkarıldıkları mahkemece “Polise mukavemetten” tutuklanırken, mahkeme, E.P.’nin 18 yaşından küçük olması nedeniyle adli kontrol şartıyla serbest bırakılmasına karar verdi.

* 31 Aralık 2022’de Mêrdîn’in Nisêbîn (Nusaybin) ilçesi Dicle Mahallesi’nde yöresel kıyafet giyen B.K. (16) ile Hüseyin G. (18), bir yakınlarının kına gecesinden dönerken kendilerini durduran özel harekat polisleri tarafından darp edildi. Polislerin biri çocuk iki kişiyi darp ettikleri anlar bir iş yerinin kamerasına yansıdı. Yapılan suç duyurusunun ardından polis şiddetine ilişkin Nusaybin Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma başlatırken, şiddet olayına karışan 4 polis tespit edildi. Polis Ali A., Fatih Ş., Naim K. ve Murat Y.’nin başlatılan soruşturma kapsamında ifadeleri alındı.”

Kaynak: MA

#Lice #ilk #değil #Kürt #çocuklarına #yönelik #işkence #gerçeği

Depremzedeler Ramazanı barakalarda karşılıyor

Ramazanı buruk karşılayan depremzedeler zor yaşam şartlarında oruç tutarken eski ramazanlara özlem duyuyorlar

Mereş (Maraş) merkezli yaşanan  ve 11 kenti etkileyen deprem bölgelerinde yurttaşlar Ramazan ayını, çadır ve barakalarda karşıladı. Dîlok’un (Antep) İslahiye ilçesine bağlı Haltanlı (Altınüzüm) Mahallesinde yaşayan 68 yaşındaki Hacer Doğan ve eşi  72 yaşındaki Veysel Doğan da, Ramazan’ı odunluk olarak kullandıkları yerde karşıladı. Ramazanı depremin izlerinin gölgesinde karşılayan Doğan ailesi, zorda olsa oruçlarını tutmaya çalışıyor.

Eski ramazanların özlemi

Depremden önce evlerinde rahat rahat sahurlarını hazırladıklarını, iftar için yemeklerini daha rahat yaptıklarını dile getiren Hacer Doğan, “Ben hastayım, belimde 6 tane platin var. Dışarıda ateş yaktım. Yemeği dışarıda yaptım. Burada yemek dağıtılıyor ama ben alışamadım. Kendim bir şeyler yapmaya çalışıyorum. İnsanın evi olsa başka olur” dedi.

‘Hayatı devam ettirmek zorundayız’

Ramazanı buruk karşıladıklarını, mahallelerinde insanların yaşamını yitirdiğini, ancak hayatı devam ettirmek zorunda olduklarını ifade eden Veysel Doğan ise, “Burada beraber yemek yapıyoruz. Eşimin belinde rahatsızlığı var. Benimde böbrek ve midemde rahatsızlıklarım var. Buralarda başı bozukluk var. Bazıları yardımları 3-4 defa alıyor, bazıları hiç almıyor. Kimilerine alışveriş kartları verilmiş, kimilerine verilmemiş. Şu an kimse evine giremiyor. Aksaklıklar var, düzgün gitmiyor” diye konuştu.

Haber: Delal Akyüz / MA

#Depremzedeler #Ramazanı #barakalarda #karşılıyor

Abdullah Öcalan: Milyonlarca kişiyi daracık bir odada nasıl tutabilirsiniz!

25 yıldır tecrit altında bulunan PKK Lideri Abdullah Öcalan savunmalarında İmralı için, ‘Şöyle bir düşüncem oluşmuştu: ‘Milyonlarca kişiyi daracık bir odada nasıl tutabilirsiniz!’ Gerçekten Kürt Ulusal Önderliği olarak, zindana giriş koşullarında kendimi milyonların sentezi haline getirmiş veya getirilmiştim sözlerini kullanıyor

İmralı F Tipi Kapalı Cezaevi’nde ağır tecrit koşulları altında tutulan PKK Lideri Abdullah Öcalan’dan 2 yıldır haber alınamıyor. Öcalan’la görüşme yapmak için Bursa Cumhuriyet Başsavcılığına başvuran Asrın Hukuk Bürosu ve ailesinin görüşme başvuruları ise çeşitli gerekçelerle reddediliyor. PKK Lideri Öcalan, 2013 yılında tamamladığı “Kürt Sorunu ve Demokratik Ulus Çözümü” adlı savunmasının son bölümünde “İmralı Adasında Cezaevi Yaşamına Dair” bir bölüme yer veriyor. İmralı Cezaevi’ni “umudun zerresini bırakmayan cinsten” şeklinde yorumlayan Öcalan, maruz kaldığı tecride karşı gösterdiği iradeyi açıklıyor.

Tanrılar akıl etmezdi

İmralı Cezaevi’nde kendisine dair “özel bir sistem” uygulandığını vurgulayan Öcalan, İmralı Cezaevi sistemini “Sanırım en çok merak edilen konu bu mutlak yalnızlığa ve durağanlığa karşı geliştirdiğim yaşam deneyimlerimdir. Mitolojik tanrılar düşünselerdi, İmralı kayalarına bağlamak kadar ağır bir cezayı herhalde akıl edemezlerdi. Buna rağmen tek kişilik hücredeki on iki yılımı doldurmuş bulunuyorum. İmralı tarihte, devletin üst yetkililerine verilen cezaların infaz edildiği bir ada olmakla ünlüdür. İklimi hem çok nemli hem de serttir. Fiziki olarak insanın bünyesini çökertmeye yatkındır. Kapalı oda tecridi de buna eklenince, bünye üzerindeki yıpratıcı etkisi daha da artar” ifadelerine yer verdi.

Denetim değişti

Yaşlanma sürecinin başlangıcında adaya alındığını hatırlatan Öcalan, “Uzun süre Özel Kuvvetler Komutanlığı’nın denetiminde tutuldum. Son iki yıldır sanırım Adalet Bakanlığı’nın denetimi devreye girdi. Birer kitap, gazete, dergi ve tek kanallı bir radyo dışında iletişim imkânım yoktu. Şüphesiz bu iletişim etkenlerini küçümsemiyorum, ama ayakta durmak için yeterli ilişki olamazlar. Ayakta durmayı, çürümemeyi zihnim ve iradem belirleyecekti” şeklinde dile getirdi.

Milyonları nasıl tutabilirsiniz?

İmralı tecridini “umudun zerresini bırakmayan cinsten” şeklinde yorumlayan Öcalan, “İdam cezasının infazı ve psikolojik savaşın uzun süre gündemde tutulması bu amaçlaydı. İlk günlerde nasıl dayanabileceğimi ben bile tahayyül edemiyordum. Yıllar bir yana bir yılı bile nasıl geçirebileceğimi düşünemiyordum. Şöyle bir düşüncem oluşmuştu: ‘Milyonlarca kişiyi daracık bir odada nasıl tutabilirsiniz!’ Gerçekten Kürt Ulusal Önderliği olarak, zindana giriş koşullarında kendimi milyonların sentezi haline getirmiş veya getirilmiştim. Halk da böyle algılıyordu. İnsan ailesinden ve çocuklarından yoksun kalmaya bile hiç dayanamazken, ben bir daha hiç kavuşmamacasına ölümüne birleşmiş milyonların iradesinden ayrılmaya uzun süre nasıl dayanacaktım!” ifadelerine yer verdi.

Büyük yanılgı

Öcalan, maruz kaldığı mutlak tecride karşı gösterdiği direnci ise şu sözlerle açıklıyor: “Öyle büyük gerekçelerim olmalıydı ki tecride dayanabileyim, tecritte de olsa büyük bir yaşamın sergilenebileceğini kanıtlayayım. Bu temelde düşününce, öncelikle iki kavramsal gelişmeden bahsetmeliyim. Birincisi, Kürtlerin toplumsal statüsüne ilişkindi. İkincisi, kavramı tam anlayabilmek için ahlaki bir ilkeye bağlılık ihtiyacı vardır. Kendini mutlaka bir topluma bağlı olarak yaşanabileceği konusunda bilinçli kılacaksın. Sonuçta dışarıdaki tutsaklığın birey için daha tehlikeli olduğunu fark ettim. Bir Kürt bireyinin kendini dışarıda özgür sanarak yaşaması büyük bir yanılgıdır.

Savaşsız yaşam sahtekarlıktır

Yanılgı ve yalanın egemenliği altında geçecek bir yaşam, kaybedilmiş ve ihanete uğramış bir yaşamdır. Bundan çıkardığım sonuç dışarıda ancak bir şartla yaşanabileceği, onun da günün yirmi dört saatinde Kürtlerin (kapitalizm koşullarında Türk emekçilerinin) varlık ve özgürlüğü için savaşım içinde olmakla mümkün olabileceğidir. Ahlâklı ve onurlu bir Kürt için yaşam kesinlikle günün yirmi dört saatinde varlık ve özgürlük savaşçısı olmakla mümkündür. Bunun karşılığının ölüm veya cezaevi olması savaşın doğası gereğidir. Savaşsız bir yaşam koca bir sahtekârlık ve onursuzluktan ibaret olduğuna göre, ölüme hazır olmak veya cezaevine katlanmak da işin, eylemin doğasında vardır.

Özgür yaşamın gereği

Cezaevi koşullarına dayanmamak yaşam gerekçeme aykırıdır. Mücadeleden, varlık ve özgürlük savaşının her biçiminden nasıl kaçınılmazsa, cezaevinden de kaçınılamaz. Çünkü o da uğruna savaşılan özgür yaşamın bir gereğidir. Zaten zindan özgürlük içinse, orada büyüyecek olan hakikat algısıdır. Hakikat algısıyla büyüyen yaşam en zor acıları bile mutluluğa dönüştürebilir. Benim için İmralı Cezaevi Kürt olgusunu ve sorununu algılamak ve çözüm olanaklarını kurgulamak açısından tam bir hakikat savaşı alanına dönüştü. Dışarıda daha çok söylem ve eylem geçerliyken, cezaevinde anlam geçerliydi.”

Hakikat algısı

Hakikat algısı bir bütün olarak geliştiğinde, hangi toplumsal, hatta fiziki ve biyolojik alanlara ilişkin düşünürsek düşünelim, eskisiyle kıyaslanmayacak bir anlam üstünlüğü sağlıyordu. Cezaevi koşullarında istediğim kadar günlük hakikat devrimlerini yapabilirdim. Bunun verdiği direnme gücünü başka hiçbir şeyin veremeyeceğini belirtmem gereksiz kalacaktır.”

Tecride karşı topyekûn mücadele edilmeli

İktidarın, yok sayma ve düşman politikalarına karşı Kürt halkının, PKK Liderinin özgürlüğünü istediğini ifade eden kadınlar, bunun için Kürtlerin birlik olması gerektiğini dile getirdi. Kürt halkının Abdullah Öcalan’ı “önder” olarak gördüğünü ve kendisinden haber alınamadığını hatırlatan Şirin Gözen, “Her halkın özgür olmaya hakkı vardır. Alevilerin de Türklerin de Kürtlerin de. Kürtlerin önderi de İmralı’da ve serbest bırakılsın istiyoruz. Bütün derdimiz onun serbest kalmasıdır. O zindanlarda ve barış için mücadeleye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

‘Zulüm devam ediyor’

Şirnex’teki köylerinden işkenceye varan devlet baskısı sonrası Aydın’a göç etmek zorunda kalan Gülistan Çevik, “Bugünde rahat değiliz, burada da baskı devam ediyor. Devlet bize düşmanlık yapıyor. Oysa biz ne askerin ne de insanımızın ölmesini istemiyoruz. Biz sadece insan haklarını, eşitliği istiyoruz ve kan dökülmemesini istiyoruz. Biz Abdullah Öcalan’dan şimdiye kadar hiç ses duymadık. Onu da bırakmaları gerekir. Bunca zaman kimseyle görüştürülmüyor. Tüm Kürt halkı onun özgürlüğünü istiyor, sadece Kürtler de değil tüm dünyadan insanlar istiyor” diye ekledi.

‘Kürtler birlik olmalı’

Şirnex’ten 8 yıl önce baskılardan dolayı göç etmek zorunda kalan Sabahat Aşkar, Kürt halkına yönelik yok etme politikasının güdüldüğünü ancak Kürtlerin direndiğini ifade etti. Aşkar, “Bu direnişi göstermese yok olurdu Kürtler. Kürtler direnişi kendi önderlerinden öğrendi. Önderlerinin de özgür olmasını istiyorlar. Devletler onun bırakılmasını istemiyor, yıllardır kimse ile görüştürmüyor. Türkiye Kürt sorununun çözülmesini istemiyor. Eğer onunla görüşülse dünya için faydalı olacak. Ama bunu istemiyorlar. Kürtler birlik olmalı ve önderini tecritten kurtarmalıdır” diye konuştu.

Haber: Cengiz Özbasar / MA

#Abdullah #Öcalan #Milyonlarca #kişiyi #daracık #bir #odada #nasıl #tutabilirsiniz

Viyana Eyalet Parlamentosu Halepçe’yi ‘soykırım’ olarak tanıdı

Viyana’da Eyalet Parlamentosu, 23 Mart’ta gerçekleşen oturumunda oy birliğiyle Halepçe Katliamı’nı ‘soykırım’ olarak tanıdı

Binlerce Kürdün katledildiği Halepçe Katliamı Viyana’da Eyalet Parlamentosu tarafından “soykırım” olarak tanındı. Karar Avusturya’nın Viyana eyalet parlamentosu, Yeşiller, Avusturya Sosyal Demokrat Partisi (SPÖ) ve Yeni Avusturya ve Liberal Forum (NEOS) partilerinin verdiği ortak önergeyi oybirliğiyle alındı.

5 bin Kürt öldürüldü

Kararı 23 Mart’ta yapılan oturuma ilişkin yazılı açıklamasında paylaşan Viyana Parlamentosu, açıklamada, Yeşiller Partisi Milletvekili Berivan Aslan’ın sözlerine de yer vererek, “35 yıl önce Saddam Hüseyin tarafından düzenlenen zehirli gaz saldırısında 5 bin Kürt’ün öldürüldüğünü” sözlerini aktardı.

Aslan da duyurdu

Milletvekili Berivan Aslan da, kararı, sanal medya hesabı Twitter üzerinden şu sözlerle duyurdu: “Avusturya siyasi tarihinde ilk kez Kürtlere karşı işlenen kitlesel bir suç benim girişimimle ‘soykırım’ olarak tanındı. Halepçe’deki zehirli gaz saldırısı Viyana Parlamentosu’nda tüm partiler tarafından ‘soykırım’ olarak oybirliğiyle tanındı” dedi.

HABER MERKEZİ

#Viyana #Eyalet #Parlamentosu #Halepçeyi #soykırım #olarak #tanıdı

LaWje ‘Ho dilo’yu yeniden derledi

LaWje, M. Taha Akreyî’nin ‘Ho dilo’ adlı eserini derleyerek yeniden dinleyicilerle buluşturdu

Geleneksel Colemêrg müziğini derleyerek günümüz ahengine kavuşturarak seslendiren LaWje, “Ho Dilo” eserini aranje ederek yeniden dinleyicilerle buluşturdu. Söz ve müziği M. Taha Akreyî’ye ait olan eserin düzenlemesi LaWje’nin solisti Ali Tekbaş ve Metehan Dada tarafından yapıldı. Tekbaş’ın seslendirdiği eserde piyanoda Metehan Daha, Yaylı Quartet’te İstanbul Strings, kemanda Metehan Dada ve Baki Kemancı, Viyola’da Özgür Arkun, Viyolonsel’de Timur Atasever yer alıyor.

Eserin klibi ise Cilo Dağı eteklerinde açan kardelenlerin görsel şöleninden oluşuyor.

Klamın sözleri ise şöyle:

“Ho ho dilo pir bi kulo

Yarê barkir,xoşî hemî me havêtin

Şahî hemî me darêtin

Dawet û dîlan û sema

L’nav çîmen û rexê çema

Hinde hinde hinde hinde hinde

Hinde êdî me nevêtin

Ho ho dilo

Hinde dê bî cihê xema

Madem barkir yara dema

Tû bibêje pirasiya xo dişkênin xo dirizînin

Di bine rejî d’bine şema

Hinde hinde hinde hinde hinde

Hinde me çi şol p’we nema

Ya min d’viya ya min d’parast

Ya we d’viya ya we d’parast

Ji havîna, ji zistana

Ji baran û birîsiya

Em firotîn bi erzanî

Me ne zanî me ne zanî

Me ne zanî me zanî

Catî evînî û cakîya

Dê me hêlît dê me kêlît

Bi neynûkên tiblên pîya

Oho dilo dilo dilo dilo dilo

Ho ho dilo pir bi kulo.”

HABER MERKEZİ

#LaWje #diloyu #yeniden #derledi

Tek hayali kızının mezarını görmek, oğlundan haber almak

Hezex’te yaşayan Hatice Tatlı, Hesekê’de defnedilen kızının mezarını ziyaret etmek ve KDP tarafından esir alınan oğlundan haber alma umuduyla yaşıyor 

İmha, inkar ve asimilasyon politikaları altında direniş ve acıların iç içe geçtiği Kurdistan tarihinde her bir ailenin yaşadığı da farksız değil. Şirnex’in (Şırnak) Hezex (İdil) ilçesinde yaşayan 70 yaşındaki  Hatice (Xeyîç) Tatlı , biri Hesekê’de hayatını kaybeden, biri de KDP tarafından esir alınan çocuklarının özlemini yaşıyor.  Kızının mezarına gidemeyen anne, esir alınan oğlundan ise bir haber bekliyor.

Anne Tatlı’nın kızı Negrin Tatlı (Roza Serhat) 2012 yılında DAİŞ’e karşı savaşmak için Kuzey ve Doğu Suriye’ye gittikten sonra 2015 yılında Hesekê’de kalp krizi sonucu hayatını kaybetti. Negrin Tatlı’nın cenazesi Hesekê’de toprağa verilirken, 2012 yılının sonunda bu kez Ayhan Tatlı (Wargeş Çavreş), HPG’ye katıldı. Federe Kürdistan’ın Xelîfan bölgesinde 26 Temmuz 2021’de KDP’nin özel güçleri tarafından pusuya düşürülen HPG’li Erdal Aslan (Serwer Serhat), Mahmut Xelef’ten (Dijwar Berxwedan) ile birlikte Tatlı da  esir alındı.

‘Onlarla gurur duyuyorum’

Çocuklarının onurlu bir yaşam için mücadele ettiklerini söyleyen anne Tatlı, onlarla gurur duyduğunu belirterek, “Önce Negrin katılım yaptı. Ardından da Ayhan gitti. Negrin benim en küçük kızımdı. Ayhan’da erkeklerin en küçüğüydü. İkisi de en küçüklerim oldukları için onlara çok bağlıydım. Negrin adını çok seviyordu. Ağlamayı, sızlanmayı değil, gülmeyi, mücadeleyi severdi. Her anne gibi benim de evlatlarım gidince çok ağladım. Ama kimse zorla götürmedi, kendi hür iradeleriyle gitmişlerdi ve bu yüzden vicdanım rahat ve gururluyum” diye belirtti.

‘Newroz’ın anlamı daha fazladır’

Her Mart ayında baharın gelişiyle bir kez daha çocuklarıyla anılarını hatırlayan tatlı, “Newroz yaklaştığında Negrî’nimi hatırlarım. Bu yüzden benim için Newroz’ların anlamı daha fazladır. Negrin ile bir anımız var; Newroz’a birkaç gün kala bana, ‘Ben Newroz’a gideceğim’ dedi. Gitmene izin vermem dediğimde ağlamaya başlamıştı. Sonra Negrin’e ‘Seni Batman Newrozu’na göndereceğim’ dedim. Bunu deyince çok sevindi. Ona verdiğim sözü tuttum ve Newroz’a gitmesine izin verdim. Newroz’a gitti ve bir daha dönmedi. O nedenle her Newroz’da onu daha fazla hissederim” ifadelerinde bulundu.

‘Acıda yanlız değilim’

En büyük arzusunun bir gün kızının mezarını ziyaret etmek olduğunu belirten Tatlı, “Negrin, Rojava’da bir operasyona katılmak için hazırlık yaparken kalp krizi geçirdi ve hayatını kaybetti. Cenazesi gelmedi. Cenazesini alıp burada defnetmeyi çok istedim ama olmadı ve orada defnedildi. Ben ölmeden önce kızımın mezarına gidip dua etmeyi çok isterim. Keşke bir gün mezarını ziyaret edebilseydim. Sınırlar var ve bu halimle de gidemiyorum. Ama şunu çok iyi biliyorum ki bu acıda ben yalnız değilim. Benim gibi binlerce anne var. Binlerce anne çocuklarından bir parça bulmak için yıllardır bekliyor. En azından kızımın bir mezarı var deyip, kendimi avutuyorum. Kızımla gurur duyuyorum. Bu davada herkes onunla gurur duyuyor” şeklinde konuştu.

“Benim kızım gitti ama ardından onun saç tellerinden çok Negrin bu mücadeledeki yerini aldı. Oğlum Ayhan sağ mı, öldü mü bilmiyorum. Kürt annelerinin bir gün evlatlarıyla birlikte özgürce yaşayacağına inanıyorum. Bu inancı diri tutuyorum” dedi.

Tatlı, kızına olan hasretini ise Kürtçe söylediği şu ağıt ile dile getiriyor: “Xezala min a xirînî tu avê vexwe wî hewtê mala min sê sed caran mala min mala nêçirvanê te xirabi be çawa Negrîna min xew de dikuje.”

 Kaynak: MA

 

 

#Tek #hayali #kızının #mezarını #görmek #oğlundan #haber #almak

Ağır hasarlı ev bir türlü yıkılmadı insanlar içine giriyor

Kolonları patlayan, duvarları şişen ‘ağır hasarlı’ raporu verilen Çermiktî (Yeşilyurt) ilçesindeki Sefa Apartmanı, bürokratik engeller gerekçesiyle yıkılmıyor

Meletî’de depremin üzerinden 48 gün geçmesine rağmen yıkılması gerektiği halde yıkılmayan binalar, büyük tehlike yaratıyor. Kentte acil, ağır ve yıkık 44 bin 170 bina bulunurken bu binalarda ise 133 bin 194 bağımsız bölüm bulunuyor. Depremden sonra özellikle acil ve ağır hasarlı binaların yıkılması için çalışmaların ağır aksat yürütülmesinden dolayı binalar kendiliğinden yıkılmaya başladı. Artçı depremlerin sürdüğü kentte, en son dün Çermiktî (Yeşilyurt) ilçesinde bulunan Sezer adlı 5 katlı bir bina yıkıldı.

Ana cadde üzerinde bulunan bina, yıkıldığı zaman şans eseri caddeden kimsenin geçmemesi nedeniyle herhangi bir can kaybı yaşanmadı.

Binalara giriş yapılıyor

MA’dan Ömer Akın’ın haberine göre Çermiktî ilçesi Çukurdere Mahallesi Keşşaf Dede Sokağı’nda bulunan ve ağır hasarlı raporu verilen Sefa Apartmanı da tehlike saçan binalardan biri. 8 daireden oluşan ve 4 katlı olan Sefa Apartmanının kolonları birinci kattan itibaren parçalanmış. Duvarları da dışa doğru şişen apartmanda, bütün tehlikeye rağmen daire sahipleri içeri girerek eşyalarını çıkarmaya devam ediyor.

Bina yıkılmıyor

Mahalle sakinlerinden Mehmet Karahasan (40), kendi oturduğu binaya az hasarlı raporu verildiğini, fakat hemen bitişiğindeki Sefa Apartmanına ağır hasarlı raporu verildiğini söyledi. Karahasan, evlerinin az hasarlı olmasından dolayı evlerine girdiklerini, fakat Sefa Apartmanının yarattığı tehlikeden dolayı korktuklarını söyledi.

‘Prosedür hızlanmalı

Aynı mahallede oturan Fuat Şahiner (36) ise, “Bu bina yıkım kararı alınmasına rağmen yıkılmıyor. Kepçeleri bile hazır bekliyor ama kimseden bir ses yok. Şu mübarek ayda kendi evimize girelim. Kendi evimizde çayımızı, suyumuzu içelim. Evimize korkarak girip çıkıyoruz. Bu tehlikenin ortadan kaldırılması gerekiyor. Prosedürlerin daha hızlı uygulanması lazım. Zaten can kaybımız yüksek. Bu binanın kendiliğinden yıkılması durumunda yeni can kayıplarına neden olabilir. Bu gibi bir durumun yaşanmadan buranın yıkılmasının istiyoruz” ifadelerini kullandı.

MELETÎ

#Ağır #hasarlı #bir #türlü #yıkılmadı #insanlar #içine #giriyor