Ana Sayfa Blog Sayfa 74

Dersim 37-38 Anması Kadıköy Rıhtımı’nda Bir Araya Geliyor

Dersim 1937-38 Katliamı’nın yıl dönümü dolayısıyla düzenlenecek anma etkinliği, 15 Kasım Cumartesi günü saat 19.37’de Kadıköy Rıhtımı’nda gerçekleştirilecek. Anma, Dersim Araştırmalar Merkezi (DAM), Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF) ve Avrupa Demokratik Dersim Birlikleri Federasyonu (ADEF) öncülüğünde yapılacak.

Etkinlikte, Dersim Katliamı’nda hayatını kaybedenler anılacak ve tarih, adalet ile hafıza vurgusu yapılacak. Organizasyonlar, bu anmanın yalnızca geçmişi hatırlamak için değil, hakikat ve adalet talebini sürdürmek amacıyla gerçekleştirileceğini ifade etti.

DEDEF, DAM ve ADEF, “Dersim’in sesini susturamazsınız; her yıl olduğu gibi bu yıl da 15 Kasım’da Seyit Rıza anmasıyla geçmişi hatırlıyor ve hakikat için mücadelemizi sürdürüyoruz” açıklamasında bulundu.

Anma etkinliği, katılımcılara açık olarak gerçekleştirilecek ve herkesin katılımına davet ediliyor.

Gülistan Kılıç Koçyiğit: Alevilik ve sosyalizm güçlü bir sinerji yaratır

DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Aleviliğin sosyalist öğretiyle olan bağlantısının önemine dikkat çekerek, Alevilerin toplumcu sosyalizmin örgütlenmesinde öncü bir rol üstlenebileceğini belirtti. Koçyiğit, barış süreci çerçevesinde sosyalist hareketlerin, yeni döneme dair tartışmalarını sürdürmesi gerektiğini vurguladı.

Rojava deneyiminin, sosyalizmin inşasında ilham verici bir örnek olduğunu ifade eden Koçyiğit, bu deneyimin toplumsal ilişkilerin yeniden şekillendirilmesine katkı sağlayabileceğini kaydetti. Kapitalizmin kalıcı bir yönetim biçimi olduğunu savunan görüşlere karşı alternatif sosyalist deneyimlerin incelenmesi gerektiğini belirten Koçyiğit, toplumu seferber etmenin gerekliliğine de değindi.

Alevi inancının özünde eşitlik, özgürlük ve toplumsal dayanışma bulunduğunu söyleyen Koçyiğit, Aleviliğin sosyalist öğretiye katabileceği değerlerin altını çizdi. Alevi toplumunun, kendi öğretisiyle buluşmasının ve bunu toplumsallaştırmasının önemini vurgulayan Koçyiğit, bu bağlamda Aleviliğin sosyalist, demokratik ve toplumsal bir yapıda hızla örgütlenebileceğini ifade etti.

Koçyiğit, Alevilik ve sosyalizm arasındaki bu etkileşimin, her iki taraf için de yeni bir anlayış ve ortak mücadele zeminleri oluşturabileceğini belirterek, toplumsal adalet ve eşitlik mücadelesinin önemini bir kez daha hatırlattı.

Dersim Tertelesi Planlı Bir Yok Etmenin Adı ELİF KELEŞO

0

Bazı tarihler takvim yaprağı değildir.

Bir halkın boğazında düğümlenen çığlık, bir coğrafyanın açılmayan yarasıdır.
4 Mayıs 1937 böyle bir tarihtir. Devletin resmi raporları, operasyon kayıtları ve bizzat dönemin devlet görevlilerinin itiraflarına göre Dersim, “medenileştirme” adı altında kuşatılmış, bombalanmış, yakılmıştır. Bu itiraflardan en bilineni, dönemin Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil’e aittir. “Mağaralara iltica etmişlerdi. Ordu zehirli gaz kullandı. Mağaraların içine gaz attılar, fare gibi zehirlediler. Yediden yetmişe kestiler.” Bu söz bir tanıklık değildir. Bu, suçun itirafıdır.

Bu ‘isyan bastırma’ değildir. Bu, kimlik hedefli bir tasfiye planıdır. 1937–1938 yılları arasında. On binlerce insan öldürüldü. Binlercesi sürgüne gönderildi. Binlerce çocuk özellikle kız çocukları — ailelerinden koparıldı, başka ailelerin yanına verildi, kimliksizleştirildi. Birleşmiş Milletler Soykırım Sözleşmesi çok açıktır. Bir grubun fiziksel ve zihinsel olarak yok edilmesi. Yaşam koşullarının o grubun varlığını sürdüremeyeceği şekilde değiştirilmesi. Çocukların zorla başkalarına verilmesi, soykırımı tanımlar.

Dersim’de yapılan tam olarak budur.

Dersim’e yapılan “operasyon” değildi.Bir tertele bir yok etme seferberliğiydi.

Devlet özür dilemedi. Sadece kelime kurdu.

2011 yılında dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, şöyle dedi. “Eğer devlet adına özür dilemek gerekiyorsa, ben özür dilerim.” Bu bir özür değildir. Bu bir şart cümlesidir. Bu, yüzleşmeye değil, konuyu kapatmaya hizmet eden bir siyasi manevradır. Çünkü. Arşivler açılmadı. Kayıp kızların akıbeti açıklanmadı. Mezarsız bırakılanların yerleri söylenmedi. Dersim adı hala iade edilmedi. Özür, sonuç doğurmadığı sürece bir ses efektidir. O sözün ardından devletin yaptığı tek şey susmak oldu.

Dersim, biat etmeyen akıl olduğu için hedef seçildi. Modern ulus devlet, tek tip, itaatkar, sorgulamayan tebaa istiyordu.

Tek dil.
Tek din.
Tek ulus.

İnancı gereği iktidarın önünde eğilmeyen Dersim, bir “engel”di. Bu nedenle sadece silah değil, propaganda da devreye sokuldu. Din kullanıldı, fetvalar yayıldı. “Yedi Alevi öldüren cennete gider. Canları, malları helaldir.” Dini araçsallaştırarak nefret devşirildi. Zulüm, kutsandı.

Bugün hala. Mezarlar gizli. Kayıp kızların akıbeti karanlıkta. Dersim Tertelesi Planlı Bir Yok Etmenin Adı Genelkurmay arşivleri kapalı. Dersim adı geri verilmedi. Bunların her biri, suçun devam ettiğinin kanıtıdır.

Devletin yapması gereken bellidir. Tunceli adı kaldırılmalı, Dersim adı iade edilmelidir. Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerleri açıklanmalıdır. Arşivler açılmalı, belgeler kamuoyuna sunulmalıdır. Kayıp çocukların dosyaları ortaya çıkarılmalıdır. Sürgün edilenlerin ve ailelerinin zararları tazmin edilmelidir. Bunlar bir lütuf değildir.

Devletin borcudur.

Unutmak erdemlik değildir.

Unutturmak ise suçun devamıdır.

Bugün birileri hala. “O işler eskide kaldı.” diyor. Hayır. Geçmiş, yüzleşilmediği sürece bitmez. Adalet zaman aşımına uğramaz. Tarih, susturulanların yakasından düşmez. Bu coğrafyada bir çığlık var. Ve o çığlık hala soruyor. “Benim çocuklarım nerede?”

Biz unutmayacağız. Biz susturulanların sesi, kayıp kızların iz sürücüsü olacağız. Dersim Tertelesi’nin hesabı sorulana kadar, sorular bitmeyecek. Çünkü bazı tarihler geçmez. Bazı acılar susmaz. Bazı gerçekler saklanmaz.

Dersim’in hesabı sorulacak.

Semah: Alevi İnancının Derinliği, Seyirlik Değil Hakk’a Yönelik

Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) İnanç Kurulu, Semah’ın kutsal bağlamının korunması amacıyla cemevlerine önemli bir çağrıda bulundu. Kurul, Semah’ın yalnızca Cem erkânı içinde icra edilmesi gerektiğini vurgulayarak, bunun inancın manevî özüne aykırı olduğunu belirtti. Açıklamada, “Semah, Hakk’a ermişliğin nişanesidir; kültürel bir gösteri ya da dans değildir” denildi.

AABF İnanç Kurulu, 2 Kasım 2025 tarihinde yaptığı açıklamada, Semah’ın ibadet bağlamı dışındaki gösterimlerinin inançsal değerlere zarar vereceğini ifade etti. “Semah, yalnızca Cem erkânı içerisinde icra edilen, ibadetimizin son ve maneviyata ermişlik hâlidir” ifadesine yer verildi. Kurul, Semah’ın kültürel bir gösteri olarak algılanmasının inancın özünü zedeleyeceğini vurguladı.

Açıklamada, Semah’ın folklorik bir gösteri gibi sunulmasının inançlarını olumsuz etkileyeceği belirtilerek, “Hakk için olan, seyir için olmayacaktır” ifadeleriyle Semah’ın yalnızca Hakk rızası için icra edilmesi gerektiği hatırlatıldı. Cemevlerinin bu hassasiyete özen göstermesi gerektiği vurgulandı.

AABF İnanç Kurulu, Cemevleri’nden Semah’ın Cem erkânı dışındaki etkinliklerde yer almaması talebinde bulunarak, inancın manevî bütünlüğünü korumanın önemine dikkat çekti. Açıklamanın sonunda, her türlü soru ve görüş için iletişim kanallarının açık olduğu belirtildi.

Bu açıklama, Avrupa’daki bazı etkinliklerde Semah’ın ibadet bağlamı dışında sergilenmesine karşı Alevi yol erkânının korunması yönünde önemli bir kurumsal uyarı olarak değerlendiriliyor. Alevi toplumunda Semah’ın kutsallığı konusundaki hassasiyetin yeniden hatırlatılması açısından kritik bir adım olarak öne çıkıyor.

Mustafa Kemal Atatürk’ü Saygı ve Minnetle Anıyoruz

Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD), Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümünün 87. yılı dolayısıyla bir açıklama yaptı. Açıklamada, “Kurtuluş Savaşı’nın önderi, Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ü saygıyla anıyoruz.” ifadesi kullanıldı.

Federasyon ve dernek, Atatürk’ün öncülüğünde verilen bağımsızlık ve özgürlük mücadelesinin halkın örgütlü iradesiyle kazanıldığını vurguladı. Açıklamada, Cumhuriyet’in eşit yurttaşlık ve laiklik değerlerinin önemine dikkat çekildi.

Alevi Bektaşi Federasyonu ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, bu değerlerin korunmasının tarihsel bir sorumluluk olduğunu belirterek, Atatürk’ün mirasının yaşatılması gerektiğini ifade etti. Anma mesajı, “Saygıyla…” ifadesiyle sona erdi.

Seyid Rıza Anmaları Avrupa ve Kanada’da Yükseliyor

Dersim 1937-38 Soykırımı’nda idam edilen Seyid Rıza ve yol arkadaşları, katledilişlerinin 88. yılında Avrupa ve Kanada’da düzenlenecek etkinliklerle anılacak. Bu etkinliklerin amacı, Dersim halkının belleğini yaşatmak ve adalet ile hakikat talebini sürdürmektir. Anmalarda paneller, sinevizyon gösterimleri, ağıtlar ve halk ozanlarının deyişleri yer alacak.

Almanya’daki anma programları 14 Kasım’da Stuttgart’ta “88 Yıl Sonra Tekrar Soruyoruz!” temasıyla başlayacak. Etkinlik, Soykırımlara Karşı Mücadele Platformu tarafından düzenleniyor. 15 Kasım’da Mainz’de “Dersim 1937/38 Soykırımı” temalı anma etkinliği düzenlenecek. Aynı gün Hürth’te de bir anma gerçekleştirilecek.

16 Kasım’da Almanya’nın birçok kentinde eş zamanlı anmalar yapılacak. Mannheim’daki Mezopotamya Kültür Merkezi’nde yazar Mehmet Bayrak, Dortmund’daki Dakme Kültür Merkezi’nde Hüseyin Yamaç ve Leverkusen Alevi Dergahı’nda gazeteci Ali Güler konuşmacı olarak yer alacak. Ayrıca Bern’de “Dersim’in Hafızası ve Bugünü” başlıklı bir panel gerçekleştirilecek.

Avrupa’daki etkinliklerin ardından 22 Kasım’da Londra’da “Dersim 1937/38 Soykırımı – Seyid Rıza ve Yol Arkadaşlarını Anıyoruz” başlıklı anma yapılacak. Bunun yanı sıra, Kanada’nın Toronto kentinde de bir anma etkinliği düzenlenecek. Bu yılki anmalarda, “Seyid Rıza ve yol arkadaşlarının mezar yerleri açılsın” talebi bir kez daha dile getirilecek.

Etkinliklerde, Dersim halkının direniş mirası, hakikat arayışı ve barış mesajı ön planda olacak. Anmalar, adalet ve eşitlik arayışının bir parçası olarak büyük önem taşıyor.

Ayten Kordu: Pülümür’ün doğası enerji çıkarları uğruna yok ediliyor

DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Pülümür ilçesinde yapılması planlanan Paşa Depolamalı Rüzgâr Enerji Santrali (DRES) projesinin çevresel etkilerini Meclis gündemine taşıdı. Mina Marble Mermer Maden Ticaret A.Ş. tarafından gerçekleştirilecek proje için verilen “ÇED olumlu” kararının tarım, hayvancılık ve ekosistem dengesi açısından ciddi tahribatlara yol açabileceğine dikkat çekti. Kordu, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’a yanıtlanmak üzere bir soru önergesi sundu.

Projenin, yoğun arıcılık faaliyetlerinin yürütüldüğü köyleri kapsadığını vurgulayan Kordu, arı popülasyonlarındaki azalma, tozlaşma dengesinin bozulması ve su kaynaklarının kirlenmesi gibi risklerin bölge halkının yaşamını tehdit ettiğini ifade etti. Ayrıca, bilimsel araştırmaların göz ardı edildiğini belirterek, Pülümür’ün Türkiye’nin en fazla bitki türünü barındıran ilçe olduğunu ve bölgedeki ekosistemin korunması gerektiğini söyledi.

Kordu, rüzgâr türbinlerinin yarattığı elektromanyetik alanların ve gürültülerin hayvanlar üzerinde olumsuz etkileri olduğuna dikkat çekti. “Rüzgâr türbini sendromu” olarak adlandırılan bu durumun insan sağlığına da zarar verdiğini belirtti. Ayrıca, Paşa DRES projesinin göçmen kuşların rotası üzerinde ciddi tehditler oluşturduğunu, bu durumun biyolojik çeşitliliği tehlikeye attığını ifade etti.

Kordu, Bakanlığa yönelttiği sorularda ÇED kararının bilimsel değerlendirmelere dayanıp dayanmadığını, yerel halkın görüşlerinin alınıp alınmadığını ve projenin doğa üzerindeki etkilerinin incelenip incelenmediğini sorguladı. Tüm Dersim coğrafyasındaki ekolojik tahribatın durdurulması gerektiğini vurgulayan Kordu, her yatırımın doğayla uyumlu bir şekilde yapılması gerektiğini ifade etti.

AABF-BW Kadınlar Birliği “Bir Olalım, Hür Olalım, Eşit Olalım” Şiarıyla Genel Kurulunu Gerçekleştirdi

Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu Baden-Württemberg (AABF-BW) Bölge Kadınlar Birliği, 9 Kasım tarihinde Göppingen Alevi Toplumu Cemevi’nde olağan seçimli genel kurulunu gerçekleştirdi. Genel kurul, “Bir olalım, hür olalım, eşit olalım” şiarıyla birlik, eşitlik ve dayanışma mesajlarıyla geçti.

Kadın zakirlerin delil uyandırması ve deyişlerin okunmasıyla başlayan genel kurulun açılış konuşmasını, yönetim kurulu adına Hacer Başoğlu yaptı. Başoğlu, üç yıl boyunca karşılaştıkları zorluklara rağmen birliğin çalışmalarına ara vermeden devam ettiklerini belirterek,

“Kadın elinin değdiği her iş güzelleşir, kadın sesinin duyulduğu her yer aydınlanır. Her adımımızda dayanışmanın gücünü, kadın yüreğinin sabrını, Ana Fatma’nın bereketini hissettik.”
ifadelerini kullandı.

Saygı duruşunun ardından divan seçimi yapılarak genel kurul devam etti.

“Kadın Cinayetleri Hız Kesmeden Devam Ediyor”

AABF-BW Kadınlar Birliği Başkanı Ruhiye Akbaba, konuşmasında kadına yönelik şiddet ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğine dikkat çekti. 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü’nün yaklaşmakta olduğunu hatırlatan Akbaba,

“Her gün kadınlar katlediliyor, yazılıyor, çiziliyor ama kadın cinayetleri hız kesmeden devam ediyor. Oysa sevgi yaşatır, öldürmek için değil.”
dedi.

Akbaba, ayrıca Alevi inancında kadın-erkek eşitliğine vurgu yaparak,

“Hacı Bektaş-ı Veli’nin ‘Erkeği okutursanız bir ferdi, kadını okutursanız toplumu aydınlatırsınız’ sözü bizler için yol göstericidir. Eğitimli kadın, aydınlık bir toplumun teminatıdır.”
ifadelerini kullandı.

“Kadınların Yeri Mutfak Değil, Karar Mekanizmalarıdır”

Kadınlar Birliği yönetim kurulu üyesi Firaz Durmaz ise konuşmasında Alevi kadınlarının tarih boyunca özgür iradeleriyle karar veren, toplumsal yaşamın öznesi olduklarını vurguladı.

“Cemevlerinde kadın birliğinin yeri mutfak değildir. Kadınlar karar mekanizmalarında, eşit fırsatlarla yer almalıdır.”

diyen Durmaz, kadın örgütlerinin işbirliğinin önemine dikkat çekti.

Durmaz ayrıca, kadınların kurumsal yapılarda daha görünür olması gerektiğini belirterek,

“Daha güçlü bir kadınlar birliği için şeffaf, etik, yenilikçi ve kalıcı çalışmalar yürütmeliyiz.”
ifadeleriyle sözlerini tamamladı.

Geniş Katılımlı Serbest Kürsü: Eşitlik, Eğitim ve Dayanışma Konuşuldu

Genel kurul, üç yıllık mali ve çalışma raporlarının sunumunun ardından “aşk-ı muhabbet” eşliğinde serbest kürsü oturumuyla devam etti.

Serbest kürsüde öne çıkan başlıklar arasında Alevi toplumunda can kavramının korunması, toplumsal cinsiyet eşitsizliği, kadın kotası uygulamaları, iki dönem kuralı, Aru projesi (Almanya devlet okullarında Alevilik dersi), genç kadınların örgütlenmesi, gender equality (toplumsal cinsiyet eşitliği) eğitimleri ve kadına yönelik şiddetle mücadele gibi konular yer aldı.

Katılımcılar, Alevi kadınların kurumlarda özneleşmesi önündeki engelleri tartışarak, gelecekte eşitsizlikleri ortadan kaldırmak için yapılabilecek ortak projeler hakkında görüş alışverişinde bulundular.

Viyana’da Sey Rıza ve Yol Arkadaşları Anılacak

Avusturya Alevi Kültür Merkezi (AAKM), Dersim’in simge ismi Sey Rıza ve yol arkadaşlarını anmak üzere bir etkinlik düzenliyor. 15 Kasım 2025 Cumartesi günü gerçekleştirilecek programda, direnişin önderleri anılacak, onların inanç, adalet ve özgürlük mücadelesi yeniden hatırlatılacak.

Etkinlik, AAKM’nin Viyana’daki merkezinde (Märzstraße No:11, 1150 Wien) saat 14.00’te başlayacak.

Programda, İmam Canpolat ve Cuma Tak panelist olarak yer alacak. Ayrıca Naime Kapcık ve Pir Hüseyin Elmas da anma kapsamında ağıtlar seslendirecek.

AAKM yönetimi, yaptığı açıklamada anmanın amacının “Sey Rıza ve yol arkadaşlarının onurlu direnişini, adalet arayışını ve inançlarına bağlılığını bir kez daha hatırlatmak” olduğunu vurguladı.

Anma etkinliği, Viyana’daki Alevi toplumu ve Dersimliler başta olmak üzere geniş bir katılımla yapılması bekleniyor.

Dersim Katliamı tanığı Ali Koçak: Dönüşte her yer kan ve yıkıntıydı

Ali Koçak, 1938 Dersim Katliamı’nın tanığı olarak, o dönemde yaşadığı trajediyi anlattı. 1934 yılında doğan Koçak, henüz dört yaşındayken açlık, sürgün ve ölümle tanıştığını dile getiriyor. Yaşadığı olayları, “Annem beni kolumdan tuttu, çarıklarımı giydirdi. Evden çıkarken askerlerle milisler önümüzü kesti” şeklinde aktarıyor. O dönem, devletin isyan bastırma adı altında gerçekleştirdiği askerî harekâtlar, binlerce insanın ölümüne ve on binlercesinin sürgün edilmesine yol açtı.

Koçak, yaşananların ardından sürgün yollarına düştüklerini ve ailesinin birçok ferdinin katledildiğini belirtiyor. “Devlet yanlışlık yaptı, çoluk çocuk öldürmeyecekti” diyen Koçak, yaşadığı travmayı ve hayatta kalma mücadelesini unutamadığını vurguladı. O günlerde bulundukları köylerin yakıldığını, açlıkla mücadele ettiklerini ifade eden Koçak, annesinin kendisini nasıl korumaya çalıştığını hatırlıyor.

Dersim’den sürgün edilenlerin Kütahya ve çevresindeki illere dağıtıldığını anlatan Koçak, burada yaşadığı zorlukları ve ailesinin yeniden bir araya gelme çabalarını da paylaştı. “Meğerse bizi Kütahya’ya sürgün etmişler” diyen Koçak, orada dört yıl kaldıklarını ve sonrasında tekrar Dersim topraklarına döndüklerini belirtti. Dönüşte karşılaştıkları manzara ise içler acısıydı; “Döndüğümüzde her taraf kan harabeydi” dedi.

Ali Koçak, yaşananların halk üzerinde bıraktığı derin izleri ve devletin uygulamalarının yarattığı travmayı da dile getirerek, “Korku kalmamıştı artık. Hükümetin de ne olduğunu öğrendi herkes” ifadelerini kullandı. 1938’de yaşanan olayların yarattığı tahribatın ve inanç özgürlüğüne yönelik ihlallerin unutulmaması gerektiğini vurguladı.