Ana Sayfa Blog Sayfa 75

Celal Fırat: “Zalimlerin Zulmuna Karşı Hakk’ın Adaletine Selam Duruyoruz”

DEVA Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Alevi inancı ve eşit yurttaşlık mücadelesi üzerine önemli bir yazı kaleme aldı. Fırat, “Hiçbir güç, Alevilerin kendi varoluşunu yasaklayamaz” diyerek, hakikat ve adalet arayışlarından asla vazgeçmeyeceklerinin altını çizdi.

Farklılıklara tahammülsüzlüğün, bilgisiz ve düşüncesiz bir toplum yarattığını belirten Fırat, bu kadim coğrafyada inanç ve düşüncelere yapılan müdahalelere karşı duracaklarını ifade etti. “Halkları birbirine düşman ederek kin ve nefreti çoğaltamazlar” diyen Fırat, Alevilerin özgürlük mücadelesinin tarihsel bir sorumluluk olduğunu vurguladı.

Fırat, eşit yurttaşlık hakkının anayasada yer aldığını hatırlatarak, hukukun üstünlüğü için mücadele edeceklerini dile getirdi. Kamusal gücün yasaya tabi olmasının önemini vurgulayan Fırat, adalet yerini bulana dek mücadeleye devam edeceklerini belirtti.

Şah Hüseyin ve Pir Sultan’ın izinden gideceklerini ifade eden Fırat, “İnkârcı ve yok edici tercihlerin sınırı olmayacak; biz, inancımızın kutsallığına sahip çıkacağız” şeklinde konuştu. Bu bağlamda, Alevi kimliğinin ve değerlerinin korunması için verdikleri mücadelenin süreceğini sözlerine ekledi.

Devlet adına inşa edilen Alevilik DEVRİŞ ÇİMEN/AZİZ ORUÇ

“Aleviliğin ibadet dili Türkçe’dir” sözünün tetiklediği tartışma sürüyor. 72 millete ve dile bir bakan bir inancı tek dile sıkıştırmanın Aleviliğin özüne aykırı olduğu tepkileri gelmeye devam ediyor. Uzun tarihi boyunca pek çok baskıya, asimilasyona, inkara maruz kalan Alevi inancının çoğulcu ve kapsayıcı hakikatini 5 bölümlük dosyamızda bizzat muhataplarına sorduk, onlar da Aleviliğin zengin birikimini, çoğulcu dilini anlattı. Dosyamızın son bölümünde gazeteci ve Üryan Hızır Ocağı dedelerinden Veli Büyükşahin ve sanatçı Cihan Çelik’le konuştuk.

Kürt Alevilerin ibadetini kendi dilleri ile gerçekleştiremiyor olmalarını neye bağlıyorsunuz?

Tümden kendi dillerinde ibadet yapmıyorlar demek biraz haksızlık olur. Çünkü bütün asimilasyon çabalarına rağmen kendi dillerinde ibadetlerini bin bir zorlukla bugüne kadar taşıdılar. Bunu belli bir noktaya kadar yapabiliyor olmaları oldukça önemlidir. Ancak şu gerçeğin altını çizmeliyiz ki, bu topraklarda tekçilik üzerinde bir ulus inşa süreci yürütüldü. Etnik kimlik, inanç kimliği, kültürel yapı neredeyse tümden tekleştirilmeye çalışıldı. Alevi inancı da bundan fazlasıyla nasibini aldı.

Son yüzyıldaki Türk ulus inşa sürecinde, “Anadolu Aleviliği”, “Halk İslamı” adı altında Orta Asya ve Türk merkezli bir Aleviliğin inşasının bizzat devlet tarafından yapıldığına tanıklık ettik. 1925’teki Tekke ve Zaviyeler Kanunu gibi düzenlemeler; Koçgirî, Dêrsim, Maraş gibi katliamlarla özel olarak Kürt Alevilere yönelik bir yaklaşımın olduğunun da altını çizmek gerekir. Yani devlet, özellikle Kürt Alevileri, hem inançsal, hem de etnik ve dil konusunda ya asimile etmek, sisteme entegre etmek, ya da yok etmek konusunda çok ciddi çalışmalar yürütmüştür. Baha Sait ve İttihatçılar ile başlayıp, Fuat Köprülü gibi isimlerle bir paradigma yaratmışlardır. Dolayısıyla şunu çok net ifade edebiliriz ki, inşa edilen Alevilik, Fuat Köprülü ve benzerlerinin yarattıkları paradigmanın ürünüdür; bu da devlet adına yapılmıştır. Maalesef üzerinden yüzyıla yakın zaman geçmiş olmasına rağmen halen bu paradigma geçerliliğini korumaktadır. Kürt Aleviler, ocakları, pirleri, mürşitleri yol erkanlarını yürütürken kovuşturmaya, saldırıya ve kötü muamele maruz kalmışlardır. Hatta yer yer kullandıkları dilden ve kendilerine özgü yürüttükleri yol erkandan dolayı sapkın ilan edilmişlerdir. Bunun örnekleri yakın tarihimizde fazlasıyla vardır.

Gelişen durumda gulbanglar, deyişler, dualar veya dileklerin Kurmancî veya Kirmancki dillerinde gerçekleştirilmiyor olunması, Kürt Alevilerinin kültürel geleceği açısında nasıl bir duruma dönüşebilir?

Her dinin, inancın, halkın ve kültürel kimliğin kendisine has bir evreni, coğrafyası ve bir toplumsal uzamı vardır. Bir inancı, tarihinden, coğrafyasından, ziyaretlerinden ve en önemlisi de dilinden koparırsanız hakikatin dışına atmış olursunuz. Bir gulbangı, bir duayı, ya da deyişi başka bir dile çevirmek ile aynı duyguyu ve maneviyatı yaşatamazsınız. Hızır sizin coğrafyanızın Hızırıdır. Kendi dilinizdeki, ‘Xuda,’ ‘Hüseni Deşti Kerbela’ anlamı başka bir dilde aynı anlamı bulamayabilir. Kürt Alevilerin kendi dillerinde inancının gereğini yapmasında ortaya çıkan zorluklar, kendi inançsal kültürel yapılarına bir yabancılaşmayı ve zaman içinde tümden farklılaşıp asimile olmalarına yol açacaktır. Her topluluk kendine has, kendine özgü ve biriciktir. Bu kendine özgü olmayı kaybetmek bir nevi yok olmak anlamına da gelmektedir. Nihayetinde bunun sonu, Türkiye’de Türkleşmek, İran’da Farslaşmak, bir başka yerde Araplaşmak olacaktır. Tersinden, Arap Alevilerini, Türk Alevileri ya da Arnavut Alevlerini başka bir etnik kimliğe zorlamak da kendi hakikatinden koparmak anlamına gelecektir. Dilin kullanımı bu anlamda çok merkezi bir rol üstlenmektedir. O yüzden Kürt Alevilerin kendi dillerinde ibadetini yapması hayatı önem taşımaktadır.

Kürt Aleviler ibadet dilinin dönüşümüne nasıl yaklaşıyor? Bu konuda bir farkındalık, sahiplenme ya da direnç var mı?

Özellikle göçler ve kentleşme ile birlikte kendi coğrafyalarından kopan Kürt Aleviler dillerini kullanma konusunda ciddi bir sıkıntıyla karşı karşıya. Çünkü yaşamın her alanında kamuda ve özel alanda tüm her şey tek bir dil Türkçe üzerinden yürütülmektedir. Bunun yarattığı ciddi zorluklar var. Ancak Kürt Aleviler, kendi Aleviliklerini kendi dillerinde yapma konusunda son yıllarda daha fazla bir çaba içerisindedirler. Özellikle Alevi kurumlaşması, kentlerde cemevlerinin kurulması ile birlikte neredeyse ibadetin dili, yol, erkan tekleşmeye başladı. Gelenekten gelen ocaklarımızın ve pirlerimizin sayısının az olması bu süreçte oldukça olumsuz bir duruma neden olmaktadır.

Elbette kendi coğrafyalarında tanık oldukları, içinde oldukları kendi dillerindeki yol, erkan ve ibadet dilinin değişmesiyle, toplum bir rahatsızlık yaşıyor; kendi Aleviliğinin eksik yürüdüğünü, manadan ve inançtan uzaklaştığını fark ediyor. Kendi dilinde yapılan uygulamalara da fazlasıyla sahip çıkıyor. Yani elbette, kendini koruma konusunda bir direnç var.

Alevilik içindeki “ibadet dili Türkçedir” yaklaşımı sizce Kürt Alevilerde nasıl bir karşılık buluyor?

Bu konuda, son zamanlarda ortaya çıkan tartışmalar aslında hepimizi oldukça şaşırttı. Birincisi, halen Aleviliği inşa edilmiş tekçiliğin içine sıkıştırma çabası ile bu inancı kendi sınırları içine hapsetmedir. Tam da devletin Alevileri sisteme entegre etme ve Türklükle sınırlandırma çabası varken, Kürtçe üzerine kamuoyunda ciddi tartışmalar yürütülürken bu tür bir yaklaşımın ortaya çıkması elbette oldukça şaşırtıcıdır. Tabii ki gözden kaçırmamamız gereken en önemli noktalardan bir tanesi de, asimilasyon ve tekçi politikalardan dolayı Kürt Alevilerinin zaten bir kısmının, Kürtçe ile ibadet yapmamakta bir sorun görmemeleridir. İkincisi ise bu konuda Kürt Alevilerinin çok yüksek düzeyde tartışmaya dahil olması, güçlü tepki vermesiydi. Sadece Aleviler değil, genelde Kürt toplumu da sahiplenen bir noktadan yaklaştı. Bu oldukça önemli. Bu tartışma bize göstermiştir ki, Kürt Alevi toplumu, kendi inancını, kendi diliyle yapma konusunda bir refleksin içindedir.

Alevilikte ibadet dili meselesi sizce inançsal bir konu mu, siyasal mı?

İbadette tek bir dili dayatmanın inançsal mı yoksa siyasal mı olduğu konusu, nereden baktığımızla ilgilidir. Nihayetinde cumhuriyetin kuruluşu ile birlikte dayatılan tekçilik ve asimilasyon dayatması siyasal bir yaklaşımdır. Herhangi bir inanca başka bir dili dayatmak, elbette ki siyasal bir yaklaşımdır, ama aynı zamanda o inancı yozlaştırmak, içini boşaltmak, coğrafyasından koparmak, kültüründen ve hakikatinden uzaklaştırmak anlamına gelmektedir.

Cemlerde kullanılan dilin değişimi ne zaman ve nasıl gerçekleşti?

Aleviler uzun süre kendi coğrafyalarında kapalı bir toplum olarak yaşadılar. Kentlerle ilişkileri minimum düzeydeydi. Ancak kentleşme ve göçler ile birlikte durum değişti. Gittikleri yerlerde hem ciddi uyum sorunları yaşadılar; hem de dini ibadetin kendisini oluşturan talipler ve ocakzadeler, pirler göç edip birbirinden kopunca ciddi bir krizin içine girdiler. Yani göç edenler açısından ibadet çökme noktasına geldi. Şehirlerde bin bir zorlukla kurulan cemevlerine gittiklerinde ise ne buldularsa ona razı oldular. Devlet her ne kadar bu cemevlerine sürekli mesafeli dursa da ama belli düzeylerde müdahale etmekten de geri durmadı. Yani inancın kendisine, dilin kendisine her aşamada müdahale etmeye çalıştı. Yüzyıl geriye gittiğinizde, Kürt Alevi coğrafyasında Türkçe’nin hiçbir hükmü yoktur. Dolayısıyla ibadet dilinin Türkçe olmasının koşulları da yoktur. Geçmişte, ibadette Farsça ve Arapça kadar bile etkisi olmamıştır. Kısaca söylemek gerekir ki Kürt Alevilerin ibadet dilleri kentlerde değişmeye başlamıştır.

Alevi kurumları bu tartışmayı nasıl ele almalı?

Aleviler aslında bu tartışmayı uzun süredir yapıyorlar. Özellikle Alevilerin etnik kökeninin ne olabileceği konusunda ciddi tartışmalar yaşanıyor. Bu tartışma biraz da Türkiye’de devletin, Türklük dışındaki kimliklere, başta Kürtler olmak üzere bu konuda yürüttüğü tartışmalarla eş düzeyde yürüyor. Sistem hem Aleviliği yok etmeye çalışmış, hem de aynı zamanda kendisinin bir parçası haline getirmeye çalışmıştır. Alevi kurumlaşmasının bir kısmı zaten bir şekilde sistemin denetiminde çalışmalarını sürdürüyor, dolayısıyla o paradigmaya göre hareket ediyor ve Kürt Alevilerinin varlığını reddediyor. Ancak demokratik Alevi hareketini oluşturan kurumlar ise bu konuda güçlü bir iç tartışma yapma konusunda çok çekinceli davranıyorlar. Bence, öncelikle Alevi toplumu ve kurumları, kendi hakikatiyle, kendi geçmişiyle ve devletle yüzleşmek durumundadır. Aleviliğin başka etnik grup ve dillerde varlığını inkar etmenin aslında Alevi inancının tarihine büyük bir ihanet olduğunun fark etmemiz gerekiyor. Aksi halde ‘Yol bir sürek binbir’ ve ’72 milleti aynı nazarla bakma’ temel desturlarımızı yok etmiş oluruz.

* * *

Cihan Çelik: İbadetin dili olmaz

Koçgirî’de yaşayan Kürtlerin çoğunluğu Alevidir, peki ibadetlerini hangi dilde gerçekleştiriyorlar?

İbadet etmenin ne manada anladığımızla bağlı; bunu dua etmek, yalvarma ve yakarış olarak düşünüyorsak büyük bir çoğunluğuyla Kürtçe anadiliyle ibadet ediyor. Geçmişte bu daha baskın ve belirgindi. Günümüzde maalesef, sadece Koçgirîler değil, Aleviler Türkleşti veya Türkleştirildi. Yani Türk dilini kullanıyorlar. Bundan ötürü Kürt Alevilerin yoğun bir kesimi cemleri Türk dili üzerinde icra ediyor.

Tarihsel süreç içerisinde Koçgirî’de yaşanan katliam dile ve ibadet diline nasıl bir etkisi oldu?

Şimdi 1921’de yaşanan katliam büyük bir feceat. 1800’li yıllarda Koçgirîliler üzerinde uygulanan benzer bir katliam gerçekleştirilmiş. Bunların yarattığı büyük travmatik etkileri var. Sadece Koçgirî İsyanı ve gelişen katliam değil, sonrasında 1960’lardan itibaren şehirlere göç ve yol açtığı asimilasyonun dili etkiledi. Dil kullanılmamaya başlandı ve giderek zayıfladı.

Katliamın yarattğı atmosferin etkisi anlaşılır. Yani Kürt Alevilerinin Kurmancî ve Kirmanckî dillerini kullanmaması 1960’lardan sonra mı hızlandığını belirtiyorsunuz fakat öncesi nasıldı?

Birçok kez değişik platformlarda belirttim, “Koçgirîliler travmatik bir toplumdur.” Örneğin bir muhabbette oturulur, deyiş ve türkü söylersiniz ama bir bakarsın sonunda bir ağıt yakılmış ve hepsi ağlıyor. Bir gün sonra ise, eğlenme ve ağlamayı iç içe anlatıyorlar. Bunu yaşadıkları acının etkisi ile yapıyorlar. İçselleştirilmiştir. Yani bu şekilde rahatlamayı kendine bir eğlenme olarak görüyor. Eğlenme biçimi acı ile iç içe geçmiş.

Bu durumun senin sanatına ne gibi olumsuz ya da olumlu etkileri oldu?

Yıllardır Kürt Alevi müziği temelinde çalışma ve değerlendirmeler yapıyorum. Büyük bir arşiv toparladım. Berlin Orient Enstitü’de benim adıma kayıtlı arşivim var. Koçgirî toplumunda ağıt ve kılamlar geçmişten günümüze kadar tembur eşliğinde bir silsile biçiminde devam ediyor. Ama ibadette kullanılan -yanlış anlaşılmasın ibadet dili değil- nefes, gulbang, mersiye, devriye, tevhit, semah bulmamız çok çok zordur. Geriye doğru gittiğimizde böyle bir şeyle karşılaşmıyoruz. Bu sadece asimilasyondan dolayı değil. Belki o dönemin popülasyonundan mı veya başka sebepler mi kaynaklıdır, bilmiyorum. Özellikle Osmanlı döneminde, bunlar genellikle Türkçe ya da Osmanlıca yazılmış. Mesela Pir Ali, Fuzuli var ve bu isimler çoğaltılabilir. Cemde olmazsa olmaz dediğimiz bazı eserler var ki genelde Türkçedir. Bu Kürtçe olmağı anlamına gelmiyor. Kürtçe olanların bazılarını ben yayınladım. Örneğin 1937’de de şehit edilen Alişêr Efendi’den Kürtçe Duaz-ı İmam’ın müziklerini bestelediğim. Yani Kürtçe beyit de var, nefesler de var. Ama ibadet dilinde semahlar, nefesler, devriyelere dayalı külliyatın maalesef büyük kısmı Türkçedir.

Şimdi Aleviler ibadet dilini, Kürt dili üzerinden mi yoksa onun külliyatı üzerinden mi düşünüyoruz? Kürt dili üzerine düşündüğümüzde, Şerefname veya buna benzer birçok eseri Kürtçe bulabiliyoruz. Yazılmış, günümüze kadar da gelmiş. Kürt-Sünni coğrafyasında sözlü gelenekte de çok geriye gidilmiyor. Ama Alevi-Kürt coğrafyasında sözlü gelenek olsa da semah, beyit, devriye çok az bulunuyor. Çünkü geçmişte yasak olan Alevi inancıydı. Dili değildi. Olsaydı illaki bir yerden çıkardı. Yine destanlar var. Hazreti Ali’yi de onun Cenknameleri dediğimiz kahramanlıklarını anlatan destanlar var. Bunları Kürt coğrafyasının birçok yerinde bulabilirsiniz.

Elbette asimilasyonun etkisi oldu. Ama ibadetten kasıt yanlış anlaşılıyor. Bir insan yalvararak, yakararak ibadet edilebilir. Rütüel söz konusu olduğunda Alevi cemlerinde Şah Hatayi ile birlikte sistematize olan bir silsilesi var. Bu ritüeller silsilesi içerisinde İslam kaynakları büyük kısmı Osmanlıcadır.

Alevilik içindeki “ibadet dili Türkçedir” yaklaşımı sizce Kürt Alevilerde nasıl bir karşılık buluyor?

“Aleviler Türkçe ibadet eder” söylemi yanlıştır ve bilmezlikten kaynaklanıyor. Benim nenem Kürtçe ibadet ve dua ederdi. Ben yetiştim ve bunların kayıt altına aldım, albümler yaptım. Gulbangların kliplerini çektim, yayınladım. İbadet dili Türkçe’dir demek büyük bir hata olur. Nusayriler Arapça yapar. Kürtler Kirmanckî ve Kurmancî yapar. Yani ibadetin dili olmaz.

Aleviler tarih boyunca anadilleri neyse o şekilde ibadet etmişlerdir. Aleviler yoğun bir şekilde bir halk olmamışlardır. Yakın zamana kadar da kentlerde yaşayan bir toplum değildiler. Genellikle, dağlık alanda yaşayan köylü ve feodal bir toplumdu. Dedeler gider ve orada cemler kılarlardı. Bunlar da hangi bölgeye giderse hangi dili konuşuyorsa o dilde topluma hitap ederdi. Koçgirî’de dedelerimiz, pirlerimiz geldiği zaman Kurmancî konuşurdu. Kurmancî cemleri yürütürdü. Bu esnada ne kadırı Türkçe, ne kadarı Kürtçe idi tartışması ayrıdır. Fakat şu bir gerçek, ibadet dili Türkçe tartışmaları inanç bağlamında çıkarılıp, siyasi bir tartışmaya dönüştürülmüş ve sağlıklı bir tartışma değildir.

yeni özgür politika gazetesi

Seyit Rıza ve Yol Arkadaşları Gustavburg’da Anma Töreniyle Yaşatılacak

Rhein Main Dernekler Birliği Alevitische Gemeinde und Cem Evi e.V., Dersim İsyanı önderi Seyit Rıza ve yol arkadaşlarının idam edilişlerinin 88. yıl dönümünü anmak için bir panel düzenleyecek. Etkinlik, 16 Kasım 2025 Pazar günü saat 17.00’de Gustavsburg’taki cem evi binasında gerçekleştirilecek.

“Xo Vira Meke!” (Kendini Savun!) başlığıyla yapılacak olan anma panelinde, Seyit Rıza’nın şahsında tüm canların anısına saygı duruşunda bulunulacak. Etkinlikte, Dersim direnişinin tarihi, adalet ve hakikat mücadelesi konuları ele alınacak. Konuşmacılar arasında Hüseyin Çatal (Dersim İnşa Kongresi), Kadir Karagöz (Halk Ozanı), Haydar Beltan (Dersim Kültür Derneği Mainz – Yazar) ve Hüseyin Çelik (Groß-Gerau Cem Evi İnanç Kurulu) yer alacak.

Organizatörler, anma etkinliğinin sadece bir tarih hatırlatması olmadığını, aynı zamanda Alevi kimliğinin direniş geleneğini yaşatma çağrısı olduğunu belirtti. Açıklamada, “İdam edilişlerinin 88. yılında, Seyit Rıza şahsında yitirdiğimiz tüm canlarımızı anıyoruz” ifadelerine yer verildi.

Etkinlik, Alevi toplumu için önemli bir anı temsil ederken, Dersim hafızası ve direniş kültürü üzerinde de durulacak. Bu tür anmalar, tarihsel bağların korunması ve gelecek nesillere aktarılması açısından büyük bir önem taşıyor.

Etkinlik detayları ise şu şekildedir: Alevitische Gemeinde und Cem Evi e.V., Lange Streng 12, 65462 Gustavsburg, 16 Kasım 2025, Saat: 17.00.

Seyit Rıza ve Yol Arkadaşları Mannheim’da Anılıyor

Mannheim’da, Dersim İnşa Kongresi, Alevi Dernekler Federasyonu (ADEF) ve FEDA tarafından düzenlenecek anma etkinliğinde, Seyit Rıza ve yol arkadaşları idam edilişlerinin 88. yılında anılacak. Etkinlik, 16 Kasım 2025 Pazar günü saat 13.00’te Mezopotamya Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilecek.

Etkinlik, Seyit Rıza’nın “Adu yalan ile bizi mağdur etmeyiniz” sözü etrafında şekillenecek. Bu ifade, adalet arayışını ve Alevi halkının direniş geleneğini simgeliyor. Anma programında, yazar Mehmet Bayrak konuşmacı olarak yer alacak. Moderatörlüğünü Hasan Hayri Ateş’in üstleneceği panelde, ADEF Genel Başkanı Muharrem Erdoğan da katılımcılar arasında bulunacak.

Etkinlikte, Dersim’de yaşanan tarihsel kırımlar, Seyit Rıza’nın mücadelesi ve Alevi toplumu açısından direnişin mirası ele alınacak. Organizatörler, anmanın Alevi kimliğinin ve direniş hafızasının yaşatılması için önemli bir buluşma olduğunu vurguladı. “İdam edilişlerinin 88. yılında, Seyit Rıza şahsında yitirdiğimiz tüm canlarımızı anıyoruz” ifadesiyle bu anlam vurgulandı.

Etkinlik, Dersim’in direniş hafızasını yaşatmak ve toplumsal hafızayı tazelemek amacıyla düzenleniyor. Katılımcılara açık olan bu anma etkinliği, Alevi inancının ve kültürünün önemli bir parçası olan Seyit Rıza’nın hatırasını yaşatmayı hedefliyor.

Dersim 1937/38 Soykırımı Anması: Seyit Rıza ve Arkadaşları Yaşatıldı

İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi, Dersim 1937/38 soykırımında katledilen canları anmak amacıyla bir anma programı düzenliyor. Etkinlik, Seyit Rıza ve yol arkadaşlarının idam edilişinin 88. yılı vesilesiyle 22 Kasım 2025 Cumartesi günü saat 17.00’de Londra’da gerçekleştirilecek.

Anma programında, Dersim’in tarihsel hafızası ve Alevi kimliğinin direniş boyutu ele alınacak. Etkinlik, sinevizyon gösterimi ile başlayacak ve ardından panel ile devam edecek. Panelin konuşmacıları arasında gazeteci Ali Güler ve yazar Hüseyin Çatal yer alacak. Ayrıca, programda Dersim ağıtları da seslendirilecek.

Organizatörler, anmanın geçmişi hatırlamanın ötesinde, Dersim’in tarihsel hakikatini ve toplumsal hafızasını canlı tutma amacını taşıdığını vurguladı. Etkinlik, “Seyit Rıza ve yol arkadaşlarını anıyoruz!” şiarıyla düzenleniyor.

Etkinlik bilgileri: Tarih: 22 Kasım 2025 Cumartesi, Saat: 17.00, Yer: İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi, 19 Clarendon Road, London, N8 0DD.

Kamilağaoğlu’ndan Erişim Engeline Tepki: “Susturma Politikaları Sürüyor”

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Başkanı Nevin Kamilağaoğlu, Ankara 11. Sulh Ceza Hakimliği’nin Alevi Haber Ağı’nın X hesabına yönelik erişim engeli kararına sert tepki gösterdi. Kamilağaoğlu, bu kararın sadece teknik bir müdahale olmadığını, Alevi toplumunun sesini bastırmaya yönelik sistematik bir susturma politikası olduğunu vurguladı.

Alevi toplumunun ifade özgürlüğünün kısıtlanmasının kabul edilemez olduğunu belirten Kamilağaoğlu, bu tür uygulamaların Alevi bireylerin ve kurumların haklarını ihlal ettiğini ifade etti. Alevi Haber Ağı’nın, inanç özgürlüğü bağlamında önemli bir platform olduğunu hatırlatan Kamilağaoğlu, toplumun haber alma hakkının önündeki engellerin kaldırılması gerektiğini söyledi.

Kamilağaoğlu, Alevi kurumları olarak basın özgürlüğüne sahip çıkacaklarını ve bu tür engellemelerin karşısında duracaklarını belirtti. Alevi toplumunun sesi olmaya devam edeceklerini ifade eden AABK Eşit Başkanı, dayanışmanın önemine dikkat çekti.

Son olarak, Kamilağaoğlu, “Basın özgürlüğü hiçbir iktidarın keyfine göre sınırlandırılamaz” diyerek, Alevi toplumu adına sessiz kalmayacaklarını ve haklarını savunmaya devam edeceklerini sözlerine ekledi.

Feyzullah Çınar, İzmir’de Alevi geleneğinde anıldı

Büyük halk ozanı Feyzullah Çınar, Hakk’a yürüyüşünün 42. yılında İzmir’de anıldı. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Bornova Şubesi Cemevi’nde düzenlenen etkinliğe Çınar’ın kızı Hüsniye Çınar ve kardeşi Aziz Çınar’ın yanı sıra çok sayıda seveni katıldı. Anma etkinliği öncesinde Feyzullah Çınar’ın hayatına dair kısa bir gösterim yapıldı.

Bornova Cemevi Başkanı Barış Çelik, anmada yaptığı konuşmada, Feyzullah Çınar’ın ozanlık geleneğinin muhalif kimliğine dikkat çekti. Çelik, “Feyzullah Çınar sadece bir saz ustası, bir türkü söyleyeni değildi. O, halkın vicdanını dile getiren, hakikatin yolundan yürüyen bir erdi. Sazını eline aldığında adalet, özgürlük ve eşitliği haykırıyordu. O, inancını saklamadan yaşayan bir Aleviydi” ifadelerini kullandı.

Çelik, Feyzullah Çınar’ın türkülerini sadece birer melodi değil, direniş çağrısı ve insanlık dersi olarak tanımlayarak, “Onun mirası bize bir yol bırakmıştır. O yol, hakikatin, adaletin, kardeşliğin yoludur. Bizler Bornova Cemevi olarak, bu yolun bugünkü yürüyenleriyiz” dedi.

Anma etkinliği, Mesut Akbaba, Hüseyin Koçak ve Ali Onur Geyik’in Feyzullah Çınar’dan eserler seslendirmesiyle sona erdi.

İlhan Erdost’dan Hakan Tosun’a: Bir Belleğin İzleri TÜRKAN DOĞAN

Bazı ölümler vardır; sadece bedeni alıp götürmez, bir halkın vicdanını da silip süpürür, kelimeleri eksiltir, düşünceleri yarım bırakır.

İlhan Erdost, Tokat’ın taşlı sokaklarında büyümüş, Anadolu’nun sert ama direngen toprağıyla yoğrulmuş bir aydındı.

Yayınevinin kapısındaki paslı zil hâlâ onun parmak izini taşır, ama o parmak artık yoktu; elleri, düşünceleri dövülerek susturulmuştu.

7 Kasım 1980’de, Ankara’da, işkencenin gölgesinde, bir insanın sesi kesildi; ama sessizlik onun adını silemedi.

Faşizmin karanlığı yalnızca İlhan’ı değil, bir halkın hatırlama ve direnme yetisini hedef almıştı.

İlhan’ın yokluğunda onun sesini duyan, kelimelerini taşıyan yoldaşları oldu.
Her kitap sayfasında, her sözcükte İlhan’ın nefesini hissetti; her satırda faşizmin ürkek ve zalim gölgesine karşı duruşu öğrendi.

Toplumun vicdanı, onun gözlerinde parlayan kararlılıkta, ellerinde yazıya dönüşen öfkede yeniden dirildi.

Çünkü bazen bir insan öldürülür, ama yoldaşları, onun yokluğunda direnişi sürdürür; onun sözcükleriyle yeniden hayat bulur.

Faşizmin hedefi yalnızca bedenler değildir; düşünceyi, sözü, direnişi ve hafızayı da susturmaktır.

Ama bilmediler ki vicdan, tıpkı bir kelime gibi, öldürülemez.

12 Eylül’de teslim olmayan, direnişi mayalayanların önemi büyüktü. Onların varlığı, karanlık günlerde yüreğimize serpilmiş bir su gibi ferahlık verdi; direnmeyi öğretti. Bu gelenek, yalnızca geçmişi anlatmakla kalmadı; ardı ardına sorulan hesaplar, yüreğimize su serpti, umut ve cesaret verdi. Direnme geleneği fedakarlığa dönüştü; sessizliğe karşı yükselen bir davet, söze ve eyleme dönüşen kararlılıkla her yeni kuşağa ışık tuttu.

Yıllar sonra, Hakan Tosun’un adı karşımıza çıktı.

Yine aynı mevsimde, Ekim’in son günlerinde, başka bir köşede, başka bir faşist refleksin kurbanı olarak susturuldu.

Ama Hakan’ın susturuluşu, İlhan’ın susturuluşuyla aynı tarihin farklı sayfalarında yazılıydı; aynı düşünceye vurulan darbeler, aynı toplumsal korkunun yankılarıydı.

Faşizm, insanın insana körleşmesidir; düşüncenin susturulması, kelimenin öldürülmesidir.
Ama bilmediler ki, karanlığın en derin gölgesinde bile vicdanın ışığı yanar.

Hakan, benzer bir sessizlikle karşılaştığında, yoldaşları hâlâ açıktı; kalem, kelime ve düşünce, hiçbir zaman zincirlenemezdi.

Faşizm yalnızca öldürmekle kalmaz; mahalleleri, sokakları, evlerin duvarlarını, insanların yüzlerindeki ifadeyi bile kirletir.

Bir ülkede korku dolaşmaya başladığında, sessizlik bulaşıcı olur.

Komşular birbirini gözetler, öğrenciler öğretmenlerine, işçiler ustalarına susar; kimsenin kimseye bakmadığı, herkesin yalnızlaştığı bir toplumsal çoraklık yaratır.

Ama bu karanlığa rağmen, bir yerlerde bir kalem düşer, yoldaşları bir başka yoldaşın adını fısıldar — ve tarih yeniden yazılmaya başlar.

Bugün biz, İlhan’dan Hakan’a uzanan bu hatıraya bakarken, yalnızca iki insan değil, bir halkın direnişini görüyoruz. Direnme geleneği, feda ile yoğrulmuş bir ışık gibi nesilden nesile aktarıldı; karanlığa rağmen söze ve eyleme dönüştü. Devrimciler, bu ülkede temel hak ve özgürlükleri savunan insanlar olarak her zaman bir taraf olmuşlardır; vicdanı ve cesaretiyle tarih boyunca sessizliği delmiş, baskıya karşı durmuştur. Her adım, her yazı, her hatırlama, direnişin ve fedakarlığın izini taşır; yaşamın kendisi, geçmişin acısını geleceğe dönüştüren bir direniş manifestosudur.

İşte bu, ölümün susturamadığı bir yankıdır;bu, yaşamanın, hatırlamanın ve yazmanın direnişidir. Her Kasım’da, her yeni yas gününde, bir kitap sayfası çevrildiğinde, bir insan başını kaldırıp düşünür:

“Bir halk hâlâ direniyor, hâlâ yazıyor, hâlâ hatırlıyor; ve öldürülenlerin adları hâlâ bizi yaşatıyor, hâlâ bize yol gösteriyor, hâlâ geleceğe köprü oluyor.”

Mannheim Cemevi’nde Nefes ve Müzik: Her Nefes Bir İz Bırakır

Mannheim Cemevi, 9 Kasım Pazar günü müzik dolu bir etkinliğe ev sahipliği yapacak. Rhein-Neckar Bölgesi Cemevi ve Kültür Merkezi’nde gerçekleşecek olan buluşmada, Deniz Bakır yönetimindeki Mannheim Cemevi Halk Korosu, müzikolog Ulaş Özdemir ve sanatçı Ali Tutay ile birlikte sahne alacak.

Etkinlik, “Her söz bir nefes, her nefes bir iz bırakır” temasıyla saat 16.00’da başlayacak. Dinletinin ardından müzikolog Ulaş Özdemir’in katılımıyla bir imza günü de gerçekleştirilecek.

Mannheim Cemevi’nden yapılan açıklamada, bu anlamlı etkinliğe tüm canların davetli olduğu vurgulandı. “Birlik ve paylaşım duygusunun güçleneceği bu buluşmaya tüm canlarımızı bekliyoruz” denildi.

Etkinliğin detayları ise şöyle: Tarih: 9 Kasım 2025 Pazar, Saat: 16.00, Yer: Rhein-Neckar Bölgesi Cemevi ve Kültür Merkezi E.V., Adres: Innstrasse 24–26, 68199 Mannheim.

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkanı’nı Ziyaret Etti

TEKİRDAĞ – Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, Sultanbeyli Şube Başkanı Erdal Aksoy, Çerkezköy Şube Başkanı Gönül Dündar ve dernek yönetim kurulu üyeleri, Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Candan Yüceer’i makamında ziyaret etti.

Ziyarette, Pir Sultan Abdal’ın felsefesi doğrultusunda halkın birliği, eşitliği ve adaleti için sürdürülen mücadelenin önemi vurgulandı. Dernek temsilcileri, inanç özgürlüğü ve eşit yurttaşlık ilkeleri çerçevesinde, cemevlerinin kamusal statüsünün tanınması gerektiğini belirtti.

Heyet, ayrıca inanç hizmetlerinin özgürce yürütülmesi ve yerel yönetimlerle dayanışmanın artırılması konularındaki görüşlerini paylaştı. Bu bağlamda, yerel yönetimlerin destekleyici rolü ve toplumda barış, kardeşlik anlayışının güçlendirilmesi gerektiği ifade edildi.

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, bu ziyaretiyle toplumda eşitlik ve adalet arayışını sürdürme kararlılığını bir kez daha gözler önüne serdi.