Ana Sayfa Blog Sayfa 741

Uluslararası Af Örgütü 2022 yıllı raporunu açıkladı

Uluslararası Af Örgütü, 2022 yıllı raporunu açıkladı. Rapora göre, Türiye’de hak ihlalleri, ayrımcılık ve toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri arttı

Uluslararası Af Örgütü, 156 ülkeyi kapsayan 2022 yıllı raporunu açıkladı. Raporun Türkiye’ye ayrılan bölümünde yıl içerisinde yaşanan ihlallere yer verildi. Milyonlarca kişi için yaşam maliyeti krizinin derinleştiği ifade edilen raporda, yıl boyunca insan hakları savunucuları, gazeteciler, muhalif siyasetçiler ve pek çok kişi hakkında temelsiz soruşturmalar, yargılamalar ve mahkumiyet kararlarının devam edildiği vurgulandı.

‘İfade özgürlüğü kısıtlandı’

Raporda, “Parlamento, mevcut yasalarda çevrimiçi ifade özgürlüğünü daha da kısıtlayan sert değişiklikler yaptı. Polis, birçok ilde yasaklanan Onur Yürüyüşleri’ne katılan yüzlerce kişiyi hukuka aykırı güç kullanarak gözaltına aldı ve barışçıl toplanma hakkı ciddi şekilde kısıtlanmaya devam etti. Danıştay, 2021 tarihli İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararını bozmayı reddetti” denildi.

Ekonomik kriz derinleşti

Türkiye’nin dünyanın en yüksek sayıda mülteciyi barındırdığı belirtilen raporda, siyasetçilerin  mültecilere karşı ırkçı söylemlerinin arttığı, başvuruları alınmadan geri gönderilmeleri ölümlere ve ciddi yaralanmalara neden olduğu belirtildi. Raporda, Türkiye’de, “Yoksulluk ve sosyal dışlanma ile mücadele için yeterli ve koordineli bir yaklaşımın da bulunmadığı” tespitine yer verilerek, enflasyonun yüksek olması nedeniyle milyonlarca kişi için yaşam maliyetine dair yaşanan krizin daha derinleştirdiğinin altı çizildi.

‘Sansür yasası’

Yasalaşan “Sansür Yasası”na da dikkat çekildi. Raporda, “yasa ayrıca cezai, idari ve mali sorumluluklar ekleyerek, sosyal medya şirketlerine yönelik mevcut katı kurallar daha da genişletildi” denildi. Bu yasa nedeniyle gazetecilerin tutuklanmaya başlandığına dikkat çekilen raporda, Amed’te aralarında Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) Eşbaşkanı Serdar Altan’ın da bulunduğu 16 Kürt gazetecinin tutuklanmasına yer verildi. Raporda, gazetecilerin iddianamesinin hala hazırlanmadığına da işaret edildi.

STK’lara baskı

Sanatçılara ve Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi üyelerine yönelik açılan dava, Cumartesi Anneleri’nin 1995’ten itibaren yaptığı protesto gösterilerinin engellenmesi protesto ve gösteri hakkının engellendiği ve bu hakkı kullanan yüzlerce kişinin keyfi bir biçimde gözaltına alındığı belirtilen raporda, “Türkiye, kara para aklama ve terörizmin finansmanı ile mücadele konusundaki tavsiyelerini STÖ’lerin taciz edilmesini kolaylaştırmayı maskelemek için kullanırken, hükümetler arası Mali Eylem Görev Gücü’nün ‘gri listesinde’ kalmaya devam etti. Yetkililer ayrıca Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun kapsamında STÖ’lere yönelik müdahaleci denetimleri yoğunlaştırdı” diye belirtildi.

HDP kapatma davası

Halkların Demokratik Partisi’ne (HDP) yönelik kapatma davası ve 451 siyasetçiye siyaset yasağına da dikkat çekilen raporda, şu ifadelere yer verildi: “Kasım ayında AİHM, HDP eski Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ ve diğer 13 eski milletvekilinin haklarının, devletlerin insan haklarını kısıtlama yetkisini sınırlayan 18. Madde kapsamında Türkiye tarafından ihlal edildiğine hükmetti. Nisan ayında ‘Kadın haklarını savunma kisvesi altında, yasa dışı ve ahlak dışı faaliyetlerde bulunduğu, Türk aile yapısını zedelediği’ iddiasıyla Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’na yönelik kapatma davası başladı. Tarlabaşı Toplum Merkezi’ne, ‘toplumda LGBTİ+ olarak bilinen bireylerin cinselliğini normalleştirerek çocukların cinsel yönelimlerini etkilemeye çalışmak’ iddiasıyla Mayıs ayında açılan dava yıl sonunda devam ediyordu. İş insanı Osman Kavala ve HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’a dair Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından kararlar verildi.  Osman Kavala’nın 2019 kararı uyarınca cezaevinden tahliye edilmemesi, Şubat ayında Avrupa Konseyi’nin Türkiye aleyhine ihlal prosedürü başlatmasına neden oldu. Bu, şimdiye kadar bir üye devlete karşı başlatılan ikinci ihlal prosedürüydü” denildi.

Kadın cinayetleri

Raporda, “resmi verilere göre ilk 10 ayda 225 kadın katledildi ancak Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun verilerine göre 393 kadın katledildi. Hükümet yetkilileri dahil bazı siyasetçiler devamlı olarak LGBTİ+’lara karşı nefret söylemine ve karalama kampanyalarına başvurdu ve bunlar medya tarafından körüklendi” denildi.

Raporda, ayrıca cezaevlerinde yaşanan işkence ve kötü muameleye de dikkat çekildi.

HABER MERKEZİ

#Uluslararası #AfÖrgütü #yıllı #raporunu #açıkladı

Amed’te çocuğa işkence uygulayan 2 polis ikinci kez serbest bırakıldı

Lice’de çocuğa işkence yaptıkları gerekçesiyle gözaltına alınıp serbest bırakılan 2 polis savcılığın itirazı sonrası tutuklanmasının ardından yeniden serbest bırakıldı

Amed’in Lice ilçesinde 14 yaşındaki Y.D’yi darp ederek yaraladıkları iddiasıyla daha önce gözaltına alınıp serbest bırakılan ancak dün gece tutuklanan 2 polis ikinci kez yapılan itirazla yeniden serbest bırakıldı. Amida Haber’in aktardığına göre Diyarbakır Barosu, polislerin serbest bırakılmasına itiraz edecek.

5 polisten 3’ü tutuklandı 2’si serbest bırakıldı

Amed’in Lice İlçesi’nde yaşayan Y.D, evine gitmek isterken, polisler tarafından durdurulmuş, boş bir araziye götürülerek darp edilmişti. El ve ayakları bağlanarak dereye atılan Y.D’yi yoldan geçen köylüler bulmuştu.

Dicle Üniversitesi Hastanesi’ne kaldırılan Y.D, maruz kaldığı işkence nedeniyle sağ gözünü kaybetme riski ile karşı karşıya. Diyarbakır Barosu’nun suç duyurusu üzerine şüpheliler gözaltına alınmış, 3 polis memuru ‘‘kişiyi hürriyetinden yoksun kılma’ ‘nitelikle kasten yaralama’ suçlarından tutuklanmıştı. İki polis memuru ise serbest kalmıştı.

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı üzerine serbest bırakılan iki polis memuru için dün gece tutuklama kararı çıkmıştı.:

İşkenceci polisler kendilerini savundu: Kademeli güç kullandık!

HABER MERKEZİ

#Amedte #çocuğa #işkence #uygulayan #polis #ikinci #kez #serbest #bırakıldı

Peru’da Türkiye’ye kokain taşıyan bir gemiye el konuldu

Peru’dan yapılan açıklamaya göre, Türkiye’ye 2.3 ton kokain taşıyan bir gemiye el konuldu

Peru’da Narkotik Suçlarla Mücadele Birimi yetkilileri, bir deniz rotası üzerinden Türkiye’ye gitmekte olan 2.3 ton kokain yüklü gemiye el koyduklarını duyurdu.

Yetkililere göre, uyuşturucu çetelerinin gittikçe daha sık kullandıkları bir deniz rotası üzerinde el koyulan kokain, seramik kaplama yüklü kargo gemisindeki konteynırlara gizlenmiş.

Operasyon Peru’nun en büyük limanı El Callao’da gerçekleşti.

Euronews’de yer alan habere göre El Callao polis şefi Albay Luis Angel Bolanos, uyuşturucu kaçakçılığının çoğunlukla Belçika, Hollanda, İspanya ve Fransa’ya yapıldığını belirterek, “Bu, kargonun Peru limanlarında olduğu ve nihai varış yerinin Türkiye olduğunu bildiğimiz ilk olay.” dedi.

20 milyon dolar

Uyuşturucuyu basına sergileyen yetkililer, ele geçirilen kokainin değerinin “en az 20 milyon dolar” olduğunu aktardı.

Reuters’a göre Peru’da geçen yıl 86.4 ton uyuşturucu ve diğer yasa dışı madde ele geçirdi.

Brezilya’da yakalanan uçak

Türkiye’nin kokain ve eroin rotasında olduğu iddiaları daha önce de sık sık dile getirilmiştir. 2021 yılında Brezilya’da kokain dolu bir çak ele geçirilmişti. Uçağın Türkiye’ye doğru yol alacağı ve uçağın sahibinin ACM adlı bir Türk şirketi olduğu ortaya çıkmıştı.

Suç örgütü lideri Sedat Peker de Türkiye’nin Latin Amerika’da uyuşturucu için yeni bir pazar olduğunu iddia etmişti. brezilya’nın yanı sıra geçtiğimiz yıl Ekvadorda’da da Türkiye’ye gönderilmek üzere konteynırlanmış kokain bulunmuştu.

İlgili haber:

Ekvador’dan Türkiye’ye kokain konteyneri

DIŞ HABERLER

#Peruda #Türkiyeye #kokain #taşıyan #bir #gemiye #konuldu

Depremde açılan toplu mezarlar yağmurda tahrip oldu

Semsûr’da depremde yaşamını yitirenlerin toplu şekilde gömüldüğü belediye mezarlığı yağan yağmurla hasar aldı. Mezarlığı ziyaret eden aileleri karşılan Diyanet Vakfı üyeleri ise ‘kader’ savunması yapıyor

Mereş merkezli yıkıcı depremin ardından büyük yıkımın yaşandığı Semsûr’da yaşamını yitiren on binlerce kişi kepçelerle toplu şekilde defnedildi. Ölü sayısının halen netleşmediği kentte toplu mezarlara gömülen yurttaşların mezar yerleri sağanak yağmurla birlikte yerle bir oldu. Mezar taşları bir bir düşerken, mezar taşı olarak bırakılan tahtalar ise yıkıldı.

Ölüye hiçbir aşamada saygı gösterilmedi!

NuJinha’dan Mediden Mamedoğlu’nun haberine göre, cenazeler enkazdan çıkarıldıktan sonra ilk olarak hastane koridorlarında bekletildi. Ardından üst üstte konularak cenaze aracı içerisinde mezarlığa getirilen cenazeler, burada bulunan morgda da bekletildi. Morgun ardından cenazeler kepçelerle açılan mezarlıklara toplu şekilde defnedildi. Bir taş veya bir tahta parçasının bırakıldığı mezar başlarına ise isim değil numaralar verildi. Depremde yaşamını yitirenler için merkezde kurulan dört ayrı alan dolarken sadece belediye mezarlığına 5 bin kişi defin edildi.

Yakınlarını kaybedenler mezarları ayırt etmek için aralara tahta koyarken, bazı aileler taşların üzerine isim, elbise veya yaşamını yitiren kişiden kalma bir eşya bıraktı. Her bir taşının ayrı bir hikâye barındırdığı mezarlık son haftalarda yağan yağmurla tahrip oldu. Tahta ve taşların düştüğü mezarlıkta bazı mezarlarda ise toprak yığınları oluştu.

Diyanet Vakfı üylerinden tanıdık savunma: Kader

Hasar alan mezarlıkta ailelerin yanı sıra depremin ilk gününden bu yana mezarlıkta bulunan ve kendileri için ayrı bir yer tahsis edilen Diyanet Vakfı üyeleri de bulunuyor. Defin işlemlerinde, savcılığın numune alma işlemlerinde bulunan vakıf üyeleri mezarlığı ziyaret eden ailelerin yanına oturarak sohbetler ediyor. Ağıt yakan annelere, “Ağlamayın” telkinlerinde bulunan vakıf üyeleri mezarlığa ziyarete gelen ailelere sık sık “Kader” açıklamaları yapıyor.

HABER MERKEZİ

#Depremde #açılan #toplu #mezarlar #yağmurda #tahrip #oldu

Avukat Owen: Tecritle uluslararası yasalar ihlal ediliyor

PKK Lideri Abdullah Öcalan’ı ‘Kürt Mandela’ olarak tanımlayan Britanya İmparatorluk Nişanı sahibi avukat Margaret Owen, 4 Nisan’a ilişkin de ‘Doğum günü, sesimizin her zamankinden daha yüksek yankılandığı bir gün olsun’ mesajı verdi

Riha’nın (Urfa) Xelfetî (Halfeti) ilçesine bağlı Amara (Ömerli) köyünde 4 Nisan 1949 yılında dünyaya gelen PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın yaş günü tüm dünya halkları tarafından kutlanıyor. Kürt halkının her yıl birçok etkinliğin yanı sıra fidan dikerek karşıladığı 4 Nisan bu yıl, yaklaşık çeyrek asırdır İmralı Adası’nda tutulan ve 2 yıldır kendisinden hiçbir haber alınamayan PKK Lideri üzerinde uygulanan ağırlaştırılmış tecridin son bulması ve fiziki özgürlüğünün sağlanması talebiyle kutlanıyor.

Kürt halkının yanında

16 Mayıs 2022 tarihinde Kuzey ve Doğu Suriye’nin kadın yapılanması Kongra Star öncülüğünde 75 kadın örgütü ve kadının, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreterliği ve Kadın Örgütü’ne, Güney Kurdistan, Şengal, Kuzey ve Doğu Suriye ile Mexmûr’a yönelik AKP-MHP iktidarının gerçekleştirdiği saldırılara ilişkin gönderdiği mektubun imzacılarından olan Britanya İmparatorluk Nişanı sahibi, insan hakları savunucusu ve avukat Margaret Owen da Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğünün sağlanması için birçok kampanya destekçisi ve mücadele yürütenlerden biri. Kürt halkının mücadelesinde uzun yıllardır yer alan Owen, Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğü için yürütülen çok sayıda kampanyanın destekçisi ve Kürdistan Barış Kampanyası grubunun da üyeleri arasında yer alıyor.

Kürt Mandela

PKK Lideri’ni “Kürt Mandela” olarak tanımlayan Owen, Abdullah Öcalan’ın yaş gününe ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Abdullah Öcalan’ın dünya halklarının lideri olduğuna dikkat çeken Owen, 74’üncü doğum gününe ilişkin şunları kaydetti: “Kürt halkının bu büyük liderinden hiç kimsenin haber alamayışına dair tam iki yıl oldu. Felsefesi, fikirleri, yazıları tüm dünya halklarını ilgilendiriyor. Çünkü insanlık tarihindeki herhangi bir liderin şimdiye kadar yaptığından daha barışçıl ve adil bir dünya modeli veriyor bize. 74’üncü doğum günü, İmralı Adası’nda hücre hapsinde hukuksuz işkence gördüğü 24’üncü yılında (ne kadar büyük bir skandal), haksız yere hapsedilmesini vurgulamak ve özgür olması çağrısını yoğunlaştırmak için bize yeni bir fırsat veriyor.”

Barışın anahtarı

Abdullah Öcalan’ın barışın anahtarı olduğunu vurgulayan Owen, “Dünyanın her yerinde, Öcalan’ın özgürlüğü için sıkı bir kampanya yürüten destekçileri var. Doğum günü, sesimizin her zamankinden daha yüksek yankılandığı bir gün olsun! Bu nedenle, çok sayıda BM İnsan Hakları Sözleşmesi ve kararına uymayı imzalayan üye devletler, önlerindeki kanıtlarla Türkiye’nin bunların birçoğunu nasıl ihlal ettiğini, örneğin AİHS’nin maddeleri, BM İşkenceye Karşı Sözleşme, Mandela Kuralları, yargı bağımsızlığından yana olanlar artık Öcalan’a yapılan işkenceleri yüksek sesle kınamakla kalmamalı, sözlerini eylemle eşleştirmeli” sözleriyle seslendi.

‘Özgürlüğü talep edilmeli!’

Abdullah Öcalan’a uygulanan tecride karşı devletlerin ve uluslararası kurumların tavır alması gerektiğini belirten Owen, “Batılı hükümetler artık Türkiye’ye ‘büyük müttefikimiz’ dememeli. Avrupa Birliği (AB), Avrupa Birliği Sivil Türkiye Komisyonu (EUCCT) tavsiyelerini uygulamalı ve Öcalan’ın özgürlüğü için çağrıda bulunmalıdır. Korkarım Güvenlik Konseyi’nin, Rusya ve Çin’in beş daimi üyesinden ikisi olması engellendi. Ama yine de bir açıklama yapmayı düşünmeli. Çünkü bu tecrit, bu tür temel uluslararası yasaları ihlal ediyor. Sessizlik tehlikelidir. Çünkü diğer üye devletlere temel yasaları ceza görmeden çiğneyebileceklerine yeşil ışık yakar. Son olarak sivil toplum ve dünyanın her yerindeki halklar, Öcalan’ın özgürlüğünün sağlanmasını talep etmeleri için hükümetlerine baskı yapmak için birleşmeli” sözleriyle herkesi harekete geçmeye çağırdı.

‘Mesajları eğitim olarak verilmeli’

Kürt siyasetçiler ve Abdullah Öcalan’ın avukatlarının tutuklu olmasının kabul edilemez olduğunu dile getiren Owen, “Bu nedenle çağrım, Öcalan’ın dünyaya verdiği barış mesajını okullarda ve eğitim kanallarında yaygın olarak yayınlamak için elimizden geleni yapmaktır. Öcalan’ın barış mesajı, okullarda ve üniversitelerde müfredatın bir parçası olsun. Mücadelemizi güçlendirmek için medyayı, bu hikayeyi adalet, barış ve özgürlük için aktarmaya teşvik etmeliyiz” sözleriyle seslendi.

Haber: Marta Sömek / JINNEWS

#Avukat #Owen #Tecritle #uluslararası #yasalar #ihlal #ediliyor

Kadınlar yine Amara’ya akacak

Amed Newroz’una katılan kadınlar, bu yıl da yine Amara’da olacaklarını söyledi

Bu yıl “Her der Newroz, her dem azadî” şiarıyla 40 merkezde Newroz ateşi yakıldı. Newroz’un finali Amed’de görkemli bir şekilde yapılırken, PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik kesintisiz devam eden 23 yıllık mutlak tecride de Newroz alanlarından tepki gösterildi. PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın doğum günü olan 4 Nisan’ı bir kez daha Abdullah Öcalan’sız geçireceklerini belirten kadınlar, her şeye rağmen Riha’da (Urfa) Amara köyüne giderek Abdullah Öcalan’ın doğum gününü kutlayacaklarının mesajını verdi.

Özgürlük talebi

Amara’ya giderek Öcalan’ın doğum gününü kutlayacaklarını ifade eden Heybet Kurami, “Yıllardır tüm baskılara rağmen gidiyoruz. Bu yıl da tüm baskılara rağmen Amara’ya gideceğiz. Artık önderimizin özgür olmasını istiyoruz. Bu yıl önderimizin doğum gününü birlikte kutlamak istiyoruz. Her 4 Nisan’da önderimizin bizden ayrı olması canımızı yakıyor. Duygusallaşıyoruz, önderimizi artık aramızda görmek istediğimiz için. Her 4 Nisan bizim için yeni bir gün anlamına geliyor” diye belirtti.

Barışa verile olsun

PKK Lideri’nin doğum gününün barışa ve özgürlüğe vesile olmasını dileyen Edibe, “Bu yıl dileğimiz önderimizin özgür olmasıyla beraber cezaevinde yaşanan sorunların son bulmasıdır. Önderimiz sayesinde şu an bu duruma geldik, önderimiz özgür olmadan Kürt halkı da özgür olmayacak” dedi.

‘Kimse güneşimizi karartamaz’

Amara’ya gitmeyi çok istediğini vurgulayan Adile Geçer de, “Her sene gittim, bu sene de gitmeyi düşünüyorum. Her 4 Nisan’da önderimizin aramızda olmasını istiyoruz. Önderimizin bir an önce cezaevinden çıkmasını istiyoruz. Ne olursa olsun kimse güneşimizi karartamaz. Tüm baskılara rağmen Amara’ya giderek önderimizin evinde doğum gününü kutlayacağız. Tek dileğimiz önderimizin özgür bırakılması” diye konuştu. 4 Nisan bir yanlarının hep buruk geçtiğini belirten Ayşen Bulak da “Önderimizin serbest bırakılmasını istiyoruz. Kürt halkı da önderimizin de istediği tek şey barış. 4 Nisan’da yeni bir dünya kuruluyormuş gibi geliyor. Önderimizin yanında olmak istiyoruz. Önderimizin üzerindeki tecridin bir an önce kaldırılması gerekiyor” dedi.

Çalıştı için Amara’ya gidemediğini ama her yerde Öcalan’ın doğum gününü kutlayacaklarını ifade eden Faike Bulak, “4 Nisan’da bir yanımız burukken bir yanımız da heyecanlı. Önderimizin derhal serbest bırakılmasını istiyoruz. Ama en yakın zamanda önderimizin mücadelemizle serbest bırakılacağını düşünüyoruz. Önderimizin doğum günü kutlu olsun.”

‘Hep birlikte kutlayacağız’

Fatma Timur ise, “4 Nisan günü benim için çok önemli. Doğum gününü canı gönülden kutluyorum. 2 yıl oldu ondan haber alamıyoruz, ailesi ile görüşmesine izin verilmiyor. Ne durumda olduğunu bilmiyoruz. Bundan dolayı da çok üzgünüz. Meydanları dolduranlar tecridi kıracak ve hep birlikte 4 Nisan’ı kutlayacağız. Ve ‘Bijî Serok Apo’ diyerek kazanacağız” şeklinde konuştu.

CPT görevini yapmıyor

4 Nisan’ın bütün Kürt halkına kutlu olması temellisinde bulunan Rasime ise, “Newroz coşkusu o güne de yansısın. 2 yıl oldu haber alamıyoruz, CPT görevini yapmıyor. Görüşme sağlandığında barış ortamı da sağlanır. Onun özgürlüğü hepimizin özgürlüğüdür. Kürt halkı da tecridi kırmak için elinden geleni yapmalı” ifadelerini kullandı.

AMED

#Kadınlar #yine #Amaraya #akacak

Efrîn’de halkın öfkesi devam ediyor

Gazeteci Hesen, Newroz kutlamasında 4 sivilin katledilmesiyle başlayan protestolara ilişkin,’Efrîn’de Kürtler korku duvarını yıktı’ dedi

Efrîn’in Türkiye ve himayesindeki paramiliter grupların 24 Mart 2018 tarihinden bu yana işgal edilmesiyle kent, şiddet, tecavüz, katliam, hak ihlalleri, saldırı, gasp, tecavüz ile anılır oldu. Son olarak 20 Mart’ta Efrîn’in Cindirês ilçesinde bir aileden 4 kişi, Newroz kutlamak istedikleri için katledildi, 2 kişi de yaralandı. Türkiye’ye bağlı Ehrar El Şerqiye grubu tarafından gerçekleştirilen katliam, Efrîn halkını sokaklara döktü. İşgal altındaki Efrîn’de 5 yıl sonra ilk defa sokaklara dökülen halkın, bu saldırılara karşı öfkesi devam ediyor.

Rojava TV muhabiri Nurhat Hesen, Cindirês ilçesindeki katliam ve Efrîn halkının devam eden protestolarıyla ilgili Mezopotamya Ajansı’na (MA) konuştu.

 ‘Halkın göç etmesini amaçladılar ‘

Hesen, Efrîn’de onlarca kişinin Türkiye’ye bağlı paramiliter gruplar tarafından katledildiğini söyledi. 20 Mart’ta Newroz kutladıkları için Türkiye’ye bağlı Ehrar El Şerqiye üyeleri tarafından 4 sivil yurttaşın katledilmesiyle ilgili konuşan Hesen, “Bu katliamların en büyük amacı halkı göç ettirerek demografyayı değiştirmek. Depremden etkilenen Cindirês’te Türk devleti halkın göç etmesi için elinden geleni yaptı, ancak halk evleri yıkılmasına rağmen göç etmedi ve kendi kurdukları çadırlarda kaldılar. Halkın göç etmemesi, onların amaçlarına ulaşmasını engelledi. Bu nedenle de çeteler eliyle 4 sivili katlettiler. Newroz ateşi zalime karşı gelmenin sembolü, onlar da zalim olduklarını biliyorlar. Bu nedenle de Newroz ateşi zorlarına gidiyor, halkın kutlamasını istemiyorlar” ifadelerini kullandı.

‘Efrîn’de hiçbir kanun yok’

Efrîn’de Kürt halkına yönelik bir soykırım olduğuna dikkat çeken Hesen, şöyle devam etti: “Türk devleti Cindirês’te katledilen sivillerin ailelerini ölümle tehdit ediyor. ‘Bu protestoları durdurmazsanız sizi de öldürürüz’ diyorlar. Bu nedenle Efrin’de yaşananlara sadece işgal diyemeyiz. Efrîn’de Kürt halkına karşı bir soykırım uygulanıyor. 5 yılda 7 binden fazla Kürt zindanlara atıldı, birçok kişi katledildi. Yaşlı bir kadın ile adam zindanda katledildi. Kürt kadınları zindanlarda tecavüze uğradı. Yani işgalin de kendine göre kanunları var, ancak Efrîn’de hiçbir kanun yok. Bu nedenle Efrîn halkına yönelik bir soykırım gerçekleşiyor” dedi.

‘Katliamlardan Türkiye sorumlu’

Bu katliamlardan Türkiye’nin sorumlu olduğunu belirten Hesen, Türkiye çetelerin Efrîn’e girmesine izin verdi. Aynı şekilde bu çetelerin Efrîn’de katliamları yapmasına izin veriyor. Uluslararası devletler de diyor ki, biz Türkiye’nin bu katliamı yapanları yargılamasını istiyoruz ama bu katliamları asıl yapan Türkiye, kendisini nasıl yargılayacak? Uluslararası devletlerin de böyle bir çelişkisi var. Efrîn halkı da bu katliamların asıl sorumlusunun Türk devleti olduğunu biliyor. Efrîn yeni işgal edildiğinde Türk devleti çetelerle bir toplantı yaptı. Toplantıda çetelere Kürtleri bu bölgeden çıkarın diye emir verilmiş” diye belirtti.

‘ENKS işgali meşrulaştırıyor’

Türkiye ve ENKS iş birliğine de değinen Hesen, ENKS’nin geçmişten beri Türkiye ile ilişki içerisinde olduğunu belirtti. ENKS’nin Türkiye’nin Efrîn’deki işgalini meşrulaştırdığının altını çizen Hesen, “Türk devleti Barzani Yardım Vakfı’nın depremden etkilenen Cindirês ilçesine girmesine izin verdi. Çünkü Türkiye ile Güney hükümetinin arası iyi. Fakat depremden etkilenen Cindirês halkı, yardım istemediklerini belirtip, çetelerin bölgeden çıkmasını istediler. ENKS ise halkın protestolarını engellemek istiyor. Halka sürekli evlerinize girin, protestoları durdurun diyorlar. Türk devleti de katledilen 4 sivilin ailesini tehdit ederek ‘bu protestolar durmazsa sizi de öldürürüz’ diyorlar. Fakat buna rağmen protestolar devam ediyor. ENKS Türk devletinin Efrîn’deki işgalini meşrulaştırıyor. Türk devleti ENKS’yi kullanarak, ‘biz Efrîn’i işgal etmedik, bakın bir Kürt partisi burada’ diyerek işgalini meşrulaştırıyor. Kürt halkının bu tür partilerden uzak durması gerekiyor” dedi.

‘Sadece Özerk yönetim işgale karşı’

Türk devleti Özerk Yönetimin Efrîn’e girmesine izin vermediğini belirten Hesen,  “Düşünün, Suriye sınırları içerisinde bir yönetimin yardımı dışardaki bir devlet tarafından engelleniyor. Çünkü Özerk Yönetim dışında hiç kimse Efrîn’deki çetelere ve Türk devletinin işgaline ses çıkarmıyor” şeklinde konuştu.

Efrîn’liler  ‘artık korkmuyoruz’

4 sivilin katledilmesiyle 5 yıl sonra Efrîn halkı ilk kez sokaklarda ‘Şehitler ölmez, Efrîn Kürtlerindir, ey şehit kanın yerde kalmayacak’ sloganları atıyor. Efrîn’de Kürtler korku duvarını yıktı. Efrîn’de bir anne ‘sokaklarda öldürülüyoruz, artık korkmuyoruz’ diyor. Efrîn’de bir baba bu konuşmadan sonra ‘öldürüleceğimi biliyorum’ diyor ama yine de ‘konuşacağım’ diyor. Bu protestolar sonlasa dahi yine halk sokaklara çıkacak. Artık korku duvarı yıkıldı” dedi.

Efrîn Halkına güçlü  destek çağrısı

Efrin’deki hak ihlallerine karşı Birleşmiş Milletler’in (BM) raporlarına da değinen Hesen, raporlara rağmen uluslararası devletlerin Türkiye ile olan çıkarlarından dolayı sesiz kaldıklarını söyledi. Efrîn halkının eylemlerine devam etmesi için güçlü bir desteğe ihtiyaçları olduğunu kaydeden Hesen, halka şu çağrıda bulundu: “Bugüne kadar sokağa çıkan ve eylemlere katılan çok sayıda kişi tutuklandı. Cindirês ve Efrîn’de çok sayıda yurttaş tutuklanıp işkence gördü ama eylemler hala devam ediyor. Rojava bölgesinde de bu katliama karşı çok sayıda tepki, açıklama ve gösteri yapıldı. Bunun yanında güçlü bir tepki görmedik. Avrupa’da eylemciler tepki gösterdi ama yeterli değil. Efrîn halkının çok güçlü bir desteğe ihtiyacı var. Kürt halkının her yerde sokaklara çıkıp bu desteği göstermesi gerekiyor. Kürtlerin de birlik olması gerekiyor. Birlik olursak Efrîn halkının isteklerine cevap olabiliriz.”

HABER MERKEZİ

#Efrînde #halkın #öfkesi #devam #ediyor

Görme engelli yurttaşa ‘örgüt kitaplarını okuyor’ denilerek dava açıldı

Çocuğunun karakolda korkudan ‘örgütün kitaplarını okuyor’ söylemini esas alan savcılık görme engelli baba Hasan Yalçın hakkında dava açtı

Êlih’in Hezo (Kozluk) ilçesinde polislerin tehdidine maruz kalan 14 yaşındaki S.Y, Ağustos 2020 tarihinde götürüldüğü Kozluk Emniyet Müdürlüğü’nde eline tutuşturulan bir metin imzalatıldı. MA’dan Fethi Balaman’ın haberine göre çocuğun ifadesi sonucu evlerine düzenlenen baskınla gözaltına alınan görme engelli baba Hasan Yalçın, 4 gün boyunca karakolda tutuldu.

35 kişi gözaltına alınan

Gözaltına ilk kez alınan görme engelli Yalçın’a da hakları anlatılmadan, avukatı olmadan ve bir kağıda parmak basması istendi.

Emniyetteki işlemlerinin ardından “örgüte yardım” ve “örgüt propagandası” suçlamasıyla mahkemeye çıkartılan Yalçın’a ev hapsi verildi. Yalçın’a imzalatılan ve kendisine okunmayan ifade metnine dayandırılarak bu kez Eylül 2021’de aralarında Hezo Belediyesi Eşbaşkanı Nazime Avcı’nın da olduğu 35 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar daha sonra serbest bırakıldı.

Görme engelli ama okuyor!

Batman Cumhuriyet Başsavcılığı’nın hazırladığı iddianamede, Yalçın’ın evinde bulunduğu ileri sürülen sarı, kırmızı yeşil renkli flamalar, Özgür Gündem gazetesi, Demokratik Modernite dergisi, PKK Lideri Abdullah Öcalan ve PKK’lilerin fotoğrafları, üzerinde Sakine Cansız’ın fotoğrafının bulunduğu ve “Erkek vuruyor, devlet koruyor” yazılı dövizler suç delili olarak sıralandı.

İddianame, Yalçın’ın kızı olan S.Y.’nin verdiği öne sürülen “Sürekli örgütün kitaplarını okuyor, gazetelerini alıyor” yönündeki ifadesi üzerine kurgulandı. İddianamenin neredeyse tamamı S.Y.’nin avukat ve pedolog olmadan alınan “ifadesinden” oluşurken, çocuk üzerinden suçlanan kişilerin, kilosundan yaşına ve saç teli rengine kadar tarif etmesi dikkati çekti.

30 Martta ilk duruşma

Yalçın hakkında “Örgüte yardım etmek” ve “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla hapis cezası istenen iddianame Batman 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilirken, ilk duruşma 30 Mart’a verildi.

Bu duruma tepki gösteren Hasan Yalçın, polis ifadesinde parmak bastığı tutanağın kendisine okunmadığını ve neye parmak bastığını dahi bilmediğini söyledi. Kendisinin görme engelli, eşinin ise zihinsel engelli raporunun bulunduğunu vurgulayan Yalçın, “Küçük kızımı kandırıp, üzerime ifade verdirmişler. Yaşı tutmadığı için bizim bir akrabayı da devreye koymuşlar ve üzerime olmayacak şekilde ifade verdirtmişler. Benim de 35 kişi üzerine ifade vermem için oyun oynamışlar. Daha sonra kızımı yetiştirme yurduna verdiler. Orada bir süre kaldıktan sonra haksız oldukları ortaya çıkınca kızımı geri verdiler. Ben engelliyim, 5 çocuk ile yoksulluk içinde yaşıyoruz. Bunu bize niye yapıyorlar?” diye sordu.

ÊLİH

 

#Görme #engelli #yurttaşa #örgüt #kitaplarını #okuyor #denilerek #dava #açıldı

DSG: 2 bin 323 DAİŞ’li yakalandı

DSG Genel Komutanlık üyesi Newroz Ehmed düzenledikleri operasyonlarda 2 bin 323 DAİŞ’linin yakalandığını belirtti.

Suriye Demokratik Güçleri (DSG) Genel Komutanlık üyesi Newroz Ehmed, 2019 yılının Mart ayında Baxoz’da DAİŞ’e karşı elde edilen zaferin 4’üncü yıl dönümü dolayısıyla ANF’nin sorularını yanıtladı. Baxoz’da “hilafet devleti”ne son verdiklerini belirten Ehmed, DAİŞ’in bölgedeki uyuyan hücre yapılanmaları da halen durduğunu hücreleri yöneten birçok çete başı yakalandığını ve operasyonların halen sürdüğünü söyledi.

2 Bin 323 DAİŞ’li yakalandı

DAİŞ tehlikesinin halen devam ettiğine dikkati çeken Ehmed, sonrasında yaşanan saldırılar ve düzenlenen operasyonlara dair şu bilgileri paylaştı: “Elimize geçen istihbaratı bilgiler doğrultusunda DAİŞ’in kendini örgütlediği Hol Kampı, Til Berak, Til Hemîs, Reqa, Derazor, Tebqa, Sirîn vb. birçok bölgede onlarca operasyon düzenlendi. Özellikle Serêkaniyê ve Girê Spî’ye dönük saldırıların ardından DAİŞ çetelerinin bölgeye dönük Hesêkê Sinaa ve Reqa cezaevlerine dönük düzenlenen saldırılar gibi birçok büyük saldırısı oldu. Bu süre zarfında DAİŞ’in 352 terör saldırısı oldu. Uluslararası Koalisyon ve İç Güvenlik Güçleri’yle düzenlenen operasyonlar sonucunda saldırılar düzenleyen ve çetelere yardım eden 397’si ölü olmak üzere 2 bin 323 DAİŞ’li ele geçirildi. Tutuklanan çetelerin sorgusu halen sürmekte.”

En büyük yük tutuklu DAİŞ üyeleri

Tutuklu DAİŞ’li sayısının 10 binin üzerinde olduğunu belirten Ehmed, DSG ve Özerk Yönetim olarak üzerlerindeki en büyük yükün tutuklu DAİŞ’liler olduğunu söyledi.

Bölgedeki cezaevleri sağlam olmadığını ve mevcut durumdan kaynaklı tutukluların bölgede dağıtılmış durumda olduğuna dikkat çeken Ehmed, “Tutuklu DAİŞ’liler için harcanan sağlık, giyim, güvenlik vb. ihtiyaç harcamaları bize yıkılmış. DAİŞ karşıtı uluslararası koalisyon bu yükün sadece %10’unu üstlenmiş, diğer yük hepsi bize bırakılmış durumda. Uluslararası kuruluşlar özellikle Sinaa Cezaevi sonrasında bölgeye gelse de bu destek mevcut ihtiyaçların çok azı. Yapılması gereken her ülkenin kendi vatandaşını ülkesine götürmekti. Ancak bu çok gerçekleşti. DAİŞ çetelerinin bölgede yargılanması durumu kolay bir şey değil uluslararası bir mahkemenin kurulması gerekiyor. Ancak bu konuda adım atılmadı. Tutuklu DAİŞ’liler ve ailelerinin büyük çoğunluğu Irak uyruklu. DAİŞ’lilerin gönderilmesi için Irak hükümetiyle ortak müzakereler oldu, ancak çok ağır işliyor. Çünkü bölgelerimiz sürekli uçaklarla ve top atışlarıyla bombalanıyor. Bu tutukluların yükü tek başına kaldırılamaz. Tüm dünya için tehlikeler” diye konuştu.

Kaynak: MA

 

 

#DSG #bin #DAİŞli #yakalandı

Yeşil Sol Parti’den sandık güvenliğini sağlamak için ‘görev’e çağrı

Yeşil Sol Parti Merkezi Seçim İşleri Koordinasyonu sandık güvenliği için çalışmalara başladıklarını belirterek, herkesi sandıklarda görev almaya çağırdı

Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerinin 14 Mayıs’ta yapılacağının duyurulması ardından siyasi partiler, çalışmalar için kolları sıvadı. Emek ve Özgürlük İttifakı da, seçmen oylarının doğru şekilde sonuçlara yansıması için seçim güvenliği çalışmalarına başladı.

Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) Anayasa Mahkemesi’nde süren kapatma davası nedeniyle listelerinde seçime gireceği Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti), seçim hazırlıklarını sürdürüyor.

MA’dan Ergin Çağlar’a konuşan Yeşil Sol Parti Merkezi Seçim İşleri Koordinasyonu Marmara Bölgesi Eş Sözcüsü Ela Hasanoğlu, sandık güvenliği için halka çağrıda bulundu

Marmara’da 50 bin sandık kurulacak

Henüz Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) sandıklar için herhangi bir rakam vermediğini belirten Hasanoğlu, bölgedeki son seçimleri hatırlatarak, bu yıl ki seçimler için İstanbul’da 30 bin, Marmara Bölgesi’nde ise toplam en az 50 bin sandığın kurulacağını düşündüklerini aktardı. Hasanoğlu, tüm hazırlıklarını da bu yönde sürdürdüklerini ifade etti.

Sandık güvenliğini sağlamak için çalışıyoruz

Yeşil Sol Parti’nin Meclis’te temsili olarak bulunmamasından dolayı sandık kurullarında görev alamayacaklarını dile getiren Hasanoğlu, bu durumun güvenlik anlamında sorun oluşturacağını bildiklerini ancak buna karşı da önlem aldıklarını söyledi. Hasanoğlu, “Tabi geçmiş yıllara oranla bir fark var. Sandık kurulu resmi üyeliğinden müşahitliğe geçtik. Bu seçimlerde hedefimiz her sandıkta bir müşahitle partimizi temsil etmek, her okulda en az bir okul sorumlusu bulundurarak, koordinasyonu sağlamak. Onun ötesinde avukatlarımıza destek birimleri oluşturmak, il, ilçe seçim kurullarında temsilcilerimizle itirazlarımızı yapabilecek örgütlenmeyi sağlamak üzere hazırlanıyoruz” dedi.

İtiraz hakkımız var

Seçim güvenliği için müşahitliğin önemini hatırlatan Hasanoğlu, “Müşahit olduğumuzda tüm haklarımızı yitirmiyoruz. Seçim kurulunda sadece oy hakları farkı var. Müşahitlerimizi ve okulda bulunan okul sorumlularımızı mümkün olduğunca itirazı yetkili kişi belgesiyle donatıyoruz. İtiraz ve müdahale hakları var. Hatta ‘Emin değilim bir daha sayın?’ deme hakkı da var. Bu seçimde tüm muhalefet partileri aynı amaçla bulunduğumuz için o itirazın seçim kurumlarında da karşılığını bulacağını düşünüyoruz. Sandık meselesinde Türkiye’de bir takım oyunların yapıldığını hepimiz biliyoruz. Yapılma ihtimallerini de biliyoruz ve inanıyoruz. Bunu göz ardı eden bir yerden elimiz kolumuz bağlı duramayız. Sahip çıkacağız.” ifadelerini kullandı.

Güvenliği kendimiz sağlayacağız

Sandık güvenliğinin sadece sandıkların açılmasından ibaret olmadığını vurgulayan Hasanoğlu, buna dair şunları belirtti: “‘Sandık güvenliği’ dediğimiz olay sandıkların açılmasıyla başlamıyor. Aslında güvenlik seçim sabahında saat 06.00’da başlıyor. Sabah saatinde tüm görevlilerin orda olması, görevin başlangıcından itibaren konuya hakim olması, akşam sandıklar sayılırken, herkes için seçmenin iradesini yansıtan sonucun doğru olması gerekiyor. Çoğu yerde en büyük hatalarımızdan biri akşam ıslak imzalı tutanaklarımızı aldığımızda ‘işi yaptık’ zannediyor olmamızdır. Torbaların, tutanakların değiştirildiği bilgileri her seçimde oldu. Devlet seçim güvenliğini sağlamıyorsa kendimiz sağlayacağız.”

İSTANBUL

 

#Yeşil #Sol #Partiden #sandık #güvenliğini #sağlamak #için #göreve #çağrı