Ana Sayfa Blog Sayfa 748

HSM: İktidar hazırlık içinde, seçim öncesi savaş başlatmak istiyor

HSM bir mesaj yayınlayarak, 14 Mayıs seçimleri öncesi iktidarın ‘bir takım hazırlıklar içinde olduğunu’ ve ‘seçimden önce bir savaş başlatılmak istendiğini’ vurguladı

Halk Savunma Merkezi (HSM) Karargah Komutanlığı, yayımladığı bir mesajla eylemsizlik kararına rağmen saldırıların sürdüğüne dair bir mesaj yayımladı.

Fırat Haber Ajansı’da (ANF) yer alan mesajda, 14 Mayıs’ta yapılacak seçimler öncesi bu saldırıların yoğunlaşabileceği uyarısına yer verildi. AKP-MHP’nin seçimler öncesi gerilimi tırmandırmak istediğine dikkat çekilen mesajda, “Önümüzdeki 2 ay içinde birçok karanlık olaylar, türlü oyunlar ve hileler geliştirmesi uzak bir ihtimal değil. Çünkü AKP-MHP rejimi gerilimi tırmandırarak ve suni bir kriz yaratarak seçime gitmek istiyor. Bunun için de bir takım hazırlıklar yapmış durumdalar” denildi.

6’lı masanın dağıtılması amacıyla İYİ Parti üzerinden bir “operasyon” gerçekleştirildiğini ancak bunun boşa çıktığının vurgulandığı mesajda, “ikinci operasyonun” devreye konulmak istendiği kaydedildi.

Mesajda, “İkinci operasyon da Kurdistan’ın özgürlük mücadelesine ve siyasi alana yapılacaktır. Önder Apo’ya daha fazla baskı yapacaklar. Daha büyük askeri saldırılar yapacaklardır. Hatta Rojava’ya veya Medya Savunma Alanları’na yeni saldırıların başlatılması bile mümkün. Yani bu önemli ve tarihi süreçte hiçbir arkadaşımız eylemsizlik kararımıza yanlış bir yaklaşımda bulunmamalı” ifadelerine yer verildi. Mesajda, ayrıca “Seçimden önce bir savaş başlatılmak isteniyor” uyarısı yapıldı.

Kaynak: MA

#HSM #İktidar #hazırlık #içinde #seçim #öncesi #savaş #başlatmak #istiyor

Siz hiç cenazenizi yağmur suyuyla yıkadınız mı?

‘Dört cenazemi kuyuda biriken yağmur suyu ile yıkadım’ sözlerinin hafızama kazınmasının ardından yüreğimde ve omuzlarımda biriktirdiğim acı ve ağırlıkla birlikte Ankara’ya dönüşümün kolay olmayacağını biliyordum

Dilan Babat*

Günlerdir yaşadığım acının ardından yeni rotam Dîlok ve Hatay oluyor. Dîlok’a vardığımda şehir merkezinde çok fazla bir yıkımın olmayışı, insanların normalleşmeye dönme çabaları gözüme çarpıyor. Daha önce geldiğim Dîlok’un gezdiğim ara sokaklarında buram buram tarihi olan birçok binanın ağır hasar alması da ayrı bir acıyı getiriyor.

“Keşke önceden buraları görmeseydim buraların bu hale gelmesi ne acı verici” sözlerimin karşılığında Nurdağı ve İslahiye’ye doğru yol alıyorum. Akşam saatlerinde vardığım İslahiye’de soğuk havaya karşı yakılan ateşin etrafından oturan ve depremin yıkıcı etkilerini konuşan insanların sohbetlerine dahil oluyorum. Ardından Nurdağı’nda büyüyen bir gazeteci arkadaşımla sohbet ediyoruz. “Bildiğim tüm sokaklar gitmiş, okul arkadaşlarım yaşamını yitirmiş” cümlelerini sıralarken, tek yapabildiğim şey arkadaşıma sarılmak oluyor. Arkadaşımı yolcularken, günün erken saatlerinde mahallelere doğru yol alıyorum. Sağlam tek bir binanın dahi kalmadığı İslahiye ve Nurdağı’nda uzun bir süredir aşina olduğum duygular yeniden beliriyor.

İhmaller yüzünden bize yaşatılanlar gerçekten geçecek mi?

Omuzlarıma yüklenen yükler, yüreğime işlenen acıların tarifsizliği içerisinde, 7 kimliğin yıllardır bir arada yaşadığı, görmek istediğim ama sürekli ertelediğim Hatay’a doğru yol alıyorum bir kez daha. Mereş’ten Dîlok’a, Hatay’a kadar binlerce hikayeye tanıklık etmenin ağırlığı içerisinde, bu ülkede yaşamın da ölümün de ne zor olduğunu kendime ara ara hatırlatıyorum. Dinlediğim her bir gerçeklik karşısında bitmeyen boğaz düğümleri, “Geçmiş olsun” sözlerini kullanırken, “Gerçekten geçecek mi? cevabı ile karşılaştığımda sözlerin anlamsızlığı yerini sessiz dakikalara bırakıyor.

Dayanışma yaşatıyor…

Soğuk ve kasvetli havanın sardığı Hatay’daki canlılık da enkazlarla beraber yok olmuştu sanki. Koordinasyon alanına indiğimde gözlerim sürekli tanıdık birilerini aradı. Tanıdık bir arkadaşıma sarılsam her şey geçecekmiş gibi düşünürken, daha önce Ankara’da birlikte çalıştığım ardından başka bir yere geçen bir kadın arkadaşımı görerek sarılıyoruz birbirimize. Birbirimizin durumunu sorup ardından Hatay’daki yıkımlardan söz ediyoruz. “Diğer yerlerde Hatay gibi mi?” sorusu karşısında bir anda sessizleşerek kafamı sallıyorum sadece. Ateşin önünde uzun uzun sohbet ettikten sonra ateşin önüne gelerek ısınmaya çalışan insanlarla tanışıyorum. Her biri ayrı bir şehirden gelmiş, kimi depremin ilk gününden bu yana Hatay’da, kimi ikinci günde, kimi üçüncü günde gelmiş Hatay’a. Hiç tanımadığımız insanlar için bir araya gelmenin verdiği dayanışma yitirmek üzere olduğum umudumu yeniden yeşertirken, “Dayanışma yaşatır” sloganının bir cümleden öte olduğunu bir kez daha anlıyorum. Her bir arkadaştan aldığım güçle insanlara en iyi şekilde nasıl yetişebiliriz tartışmaları da beraberinde geliyor.

Bitmeyen, bitmeyecek acılar…

Hatay’da kaldığım süre boyunca, Samandağ, Arsuz, İskenderun’da tablo hep aynıydı. Bitmeyen ihmaller silsilesi, insanların kaderine terk edilişi, lavabo bulamadığı için çadırda tuvaletini bir kutuya yaptığını ve akşamları dışarıya atabildiğini söyleyen insanların ağlayışları, “Oğlumun binasının hemen yanında başsavcılığın görümcesi vardı gelip onu kurtardılar ama iki oğlumun olduğu enkazda arama yapılsın diye yalvarışlarımız bile cevapsız bırakılarak çekip gittiler” feryatları bir saniye dahi dinmedi. Bir ay boyunca bulunduğum bölgede her ne kadar acı biriktirsek de umudu yeşertmek mücadelesi de verildi. Deprem boyunca herkes “insan olma gayreti gösterdi” peki ya devlet…

“Devlet nerede, devlet yok” cümlesinin bir saniye dahi dinmediği Hatay’ın Defne ilçesine bağlı Karaali Mahallesi’nde Nahide Doğruev’in 4 cenazesini kuyuda biriken yağmur suyu ile yıkamasını dinliyoruz.

4 kişi yaşamını yitirdi

Kentlerin büyükşehir olma düzenlenmesi ile birlikte önce köy olan ardından mahalle olan Karaali Mahallesi’nde herkes akraba. Depremin ilk gününden bu yana elektrik ve suya ulaşamayan Nahide ve ailesi geceyi bir naylon altında geçirmek zorunda kalmış. Evinin yakınında oturan 4 yeğenini enkaz altında kendi çabalarıyla kurtarmaya çalışan Nahide, yaşamını yitirenleri enkaz altında bırakmak zorunda kalıp yaşayanları kurtarmaya çalışmış. Nahide, “İki günden sonra ablamı canlı çıkardılar ama ilk gün gelinimi ve küçük bebeğini kendimiz kurtardık. Gelinim yolda öldü ama bebek şimdi yoğun bakımda. Aileden 5 kişiden sadece minik yavrumuz yaşıyor” diyor.

Soba zehirlenmesinden iki kişi yaşamını yitirdi

Nahide’nin enkaz altında kalan ablası ve eniştesinin üzerine soba devrilmiş. Eniştesi beş gün boyunca “kurtarın bizi” diye bağırırken, Nahide, beş gün boyunca eniştesi ve ablasına kâr suyunu eriterek, borudan onlara doğru ulaşması için suyu boruya dökerek yaşama tutunmalarını sağlamış. “Beşinci günün sonunda zehirlenmekten dolayı yaşamlarını yitirdi” diyen Nahide, “Çok zor günler geçirdik. Onları saracak kefen bulamadık. Enkazların altında ya da ağır hasarlı evlerin içine girerek çarşaf bulup öyle gömdük. O gün yağmur yağıyordu, ben dört cenazemi su kuyusunda biriken yağmur suyuyla yıkadım. Evin avlusunda dizip o yağmur suyunu damla damla üstlerine dökerek yıkadım” sözlerini kullanıyor.

Ölmek istemiyorum haykırışları

İki gün boyunca enkaz altında akrabalarını kurtarma çabaları sürerken, üçüncü günden sonra AFAD mahalleye gelerek yaşayanları kurtarmaya çalışmış. Geliniyle son güne kadar konuşan Nahide, kurtarılan bebeğin annesi tarafından korunduğunu belirtiyor. Yolda kalbi dayanamayan gelininin yaşamını yitirdiğini söyleyen Nahide, “Hala çadır ve su sorunu yaşıyoruz, beş gün sonra su bulduk. Serada kalıyoruz. Geçen fırtına çıktı, çadırlar uçtu. AFAD ve Kızılay’a çadır başvurusunda bulunduk sürekli ‘gelecek’ diyorlar. Ama kaç hafta geçti hala bekliyoruz. 4-5 güne kadar kendi cenazelerimizin derdindeydik. Devletten tek bir şey gelmedi biz görmedik. Erkenden gelselerdi ölenlerimiz dahi kurtulurdu. Eniştem sürekli ‘ölmek istemiyorum’ diye bağırıyordu” sözleriyle anlatmaya devam ediyor.

Ya cenazesini yıkayamayanlar…

Enkazlar için kepçeleri de kendi imkanlarıyla bulan Nahide, beşinci gün sabahında eniştesinin “Boğuluyoruz dumandan” bağırmalarını duyar. Yoldan geçen itfaiyenin önüne kollarını iki yandan açarak yardım isteyen Nahide’ye itfaiye görevlilerinin cevabı ise, “Su varsa su dökün bizim görevlendirilmemiz burası değil benim işim de değil” sözleri ile karşılaşır. Nahide şöyle ekliyor: “Sadece burası değil, yakınımızda bulunan mahallenin hepsi öyle. Çok şükür biz yıkadık ya yıkayamayanlar ne yapacak. Onlarca cenaze toplu bir şekilde gömüldü.”

*Bu izlenim JinNews’ten alınmıştır

#Siz #hiç #cenazenizi #yağmur #suyuyla #yıkadınız #mı

Newroz meydanları adresi gösterdi: Abdullah Öcalan

HDK Merkezi Kadın Koordinasyonu üyesi Çınar Çınar, yüz binlerin katıldığı İstanbul Newrozu’nu değerlendirdi

Bu yıl “Her der Newroz, her dem azadî” sloganıyla Mereş merkezli depremlerde yaşamını yitirenlere adanan Newroz, milyonların katılımıyla kutlandı. 2023 Newrozu’nun temel gündemleri ise 24 yıldır ağırlaştırılmış tecrit altında tutulan ve 2 yıldır da kendisinden hiçbir haber alınamayan PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğünün sağlanması, Mereş (Maraş) merkezli 6 Şubat’ta gerçekleşen ve 11 kenti etkileyen depremlerde yaşamını yitiren on binlerce depremzede için tutulan öfke ve yası ile AKP-MHP iktidarının seçimde gönderileceği oldu.

İmralı’ya selam

Yenikapı Miting Meydanı’nı akın akın dolduran yüz binler, farklı renklerden halkları da Newroz ateşi etrafında buluşturdu. Bayrakları, pankartları, flamaları, kesk û sor û zer renkleri, ulusal kıyafetleri ile alanı hınca hınç saran yüz binlerin dilinden bir kez olsun, “Selam sana ey Serok” “Bijî Serok Apo”, “Bê Serok jiyan nabe”, “Bijî berxwedana zindanan”, “Hükümet istifa”, “Deprem değil bu düzen öldürür”, “Newroz pîroz be”, “Bijî biratiya gelan” sloganları düşmedi. Yüz binler, tek ses olup gün boyu PKK Lideri’ne selam göndererek, AKP-MHP iktidarını göndereceğini, tecridi kırarak Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğünün sağlanacağını ve halkların kazanacağının mesajını verdi.

Görkemli İstanbul Newrozu’na ilişkin Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Merkezi Kadın Koordinasyonu üyesi Arife Çınar, değerlendirmelerde bulundu.

‘İsyan alanlara yansıdı’

İstanbul Newrozu’na gençlerin katılımının yoğun olduğunu söyleyen Çınar, “Tüm halkların renklerini biz bu Newroz’da daha yoğun bir şekilde gördük. Ve aynı zamanda sözünü kuran bir yerden yaklaşılan da bir Newroz’du” şeklinde konuştu.

Mereş merkezli yaşanan depremde halkların karşılaştığı afetin felakete dönüştüğüne değinen Çınar, “Felakete dönüştüren de devletin kendisiydi. Depremin ilk 3 günü devletin orada görülmemesi Türkiye’deki tüm halklarda bir öfke yarattı. Özellikle depremle karşılaşan halkta çok daha büyük bir öfke yaratmış oldu. Tam da bu bağlamda bu öfke isyana dönüştü ve Newroz alanlarına yansıdı. İstanbul’da da özellikle ön plana çıkan hem bir yönüyle yas atmosferi vardı, bir yönüyle de öfke ve isyan vardı” dedi.

Gündem tecrit oldu

Newroz’da ön plana çıkan bir diğer önemli konunun ise tecrit olduğunun altını çizen Çınar, “Sayın Öcalan’ın tecrit altında tutulması, bugün Türkiye’deki tüm halkların özellikle tek adam ve bu sistem tarafından tecrit altında tutulmasının da getirmiş olduğu bir öfke vardı. Newroz’daki bir diğer önemli gündem de seçimdi. Halkların artık Türkiye’de savaş politikalarıyla değil, gerçekleşecek seçimle birlikte Türkiye’de tekçi anlayış kodlarının değişmesi, eşit ve barış koşullarında yaşayabileceği bir Türkiye ideali söz konusu. Tam da bu Newroz, bu 3 gündemi ele alarak seçimle de tek adam sistemine karşı bir isyanı ve öfkeyi ortaya koyan bir Newroz’du” diyerek Newroz’un temel gündemlerini sıraladı.

‘Adres Sayın Öcalan’

Halkların Newroz’da PKK Lideri’nin çözüm olduğunu haykırdığına işaret eden Çınar, “Sayın Öcalan’ın tecrit altında tutulması, bu yönüyle baktığımızda Kürt varlığını inkar eden bir Türkiye Cumhuriyeti’yle karşı karşıya kaldık. Ama 2023 yılı itibariyle de artık Kürtlerin statüsüz yaşamak istemediklerinin de bir haykırışıydı aslında bu Newroz. Sayın Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması, Kürt sorununun çözümünün ve Türkiye’de barışın, yeni yaşamın inşa edilmesi üzerinden sloganlarıyla birlikte adresin Sayın Öcalan olduğunu da gösteren bir Newroz’du” vurgusunu yaptı.

Birlikte inşa edilecek

Deprem bölgelerindeki gibi halkların dayanışmasıyla yeni yaşamı hep birlikte inşa edeceklerinin mesajını veren Çınar, “Halklar, inançları, kültürleri, çoğulcu kimlikleri üzerinden yaşayacakları bir Türkiye gerçeğini, hakikatini yaşatacaktır. Tam da seçime giderken bu dayanışmanın önemini gören ve sistemin topluma hizmet eden bir yerden bakılması gerekiyor” diye belirtti.

Haber: Marta Sömek / İstanbul-JINNEWS

#Newroz #meydanları #adresi #gösterdi #Abdullah #Öcalan

TTB ve SES kadınlar için deprem bölgesinde: Yaralar sarılana kadar buradayız

Semsûr’da TTB ve SES üyesi gönüllü sağlıkçılar ‘Kadın Sağlık Kabini’ni hayata geçirdi. Böylelikle gebe kadınlar ve çocuklar düzenli tedavi imkânına erişti

Mereş merkezli depremlerin üstünden 50 güne yakın zaman geçti ancak bölgedeki sorunlar bir türlü giderilmedi.

Halk yaralarını kendi öz dayanışmasıyla sarmaya çalışırken gönüllüler de yurttaşlar için ellerinden gelen her şeyi yapmaya devam ediyor.

İktidarın seçimleri kazanma telaşına düşmesiyle iyice yalnızlaşan halkla toplumsal muhalefet unsurları ve meslek odaları dayanışıyor.

NuJinha’dan Medine Mamedoğlu’nun haberine göre Türk Tabipler Birliği (TTB), Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) ve gönüllü sağlık hizmeti veren sağlık çalışanları kadınlar, içinde ultrasonun da olduğu ‘Kadın Sağlık Kabini’ oluşturdu.

Semsûr’da (Adıyaman) oluşturulan kabinin diğer şehirlerde de hayata geçmesi bekleniyor.

Kadınlar ve çocuklar daha fazla etkilendi

Yürütülen çalışmalara dair bilgi veren Amed Tabip Odası Başkanı Elif Turan, bu felaketten de her zaman olduğu gibi en dezavantajlı kesim olan kadınlar ve çocukların en fazla etkilendiğini söyledi.

Kadın ve çocukların bu süreçte sağlığa erişim haklarının engellendiğine dikkat çeken Elif Turan, “Bu durum kadınlar ve çocuklar için ciddi sıkıntılar ortaya çıkarıyor. TTB ve SES olarak depremden hemen sonra organize olabildik. Sağlık alanındaki o örgütlenmeyi sağlayabildik” sözlerini kullandı.

Gebe kadınlar için tedavi

Önce revirlerini kurarak poliklinik hizmeti verdiklerini ardından sağlık kabinleri oluşturduklarını aktaran Turan, bu süreçte koruyucu sağlık hizmeti kapsamında çalışmalar yaptıklarını söyledi. Özellikle gebe kadınlar için ultrason cihazları ile muayene işlemlerine başladıklarını belirten Turan “Burada gebe kadınlar için kadın doğum uzmanımız gelip muayeneler yapıyor. Gönüllü ekiplerin verdiği ekipmanlarla tanı işlemi koyup ilaç veriyoruz. Kadınların bu şekilde daha sağlıklı bir gebelik geçirmesi için elimizden geleni yapıyoruz” ifadelerini kullandı.

Gönüllü ekipler bürokratik engellere takılıyor

Gönüllü ekiplerin bürokratik işlemlere takıldığına dikkat çeken Turan, yaralar sarılana kadar alanda olacakları sözü ile son olarak şunları söyledi: “Dediğim gibi önlemler alınmayınca felaketi yaşıyoruz. Bu felaketten hastanelerde, aile sağlığı merkezleri de etkilendi. Şu an burada 400 yataklı bir hastane hizmet veriyor ama tam kapasiteli bir hizmet vermiyor. Ayrıca burada depremden etkilenmiş sağlık çalışanı arkadaşlarımız da var. Onları da dinlendirmek için bizlerin de gönüllü olarak burada yer almamız gerekiyor. Yaralarımızı belli bir oranda sarana kadar burada olacağız. Dezavantajlı grup olan kadınlar için de ayrıyeten çalışmalarımız durmadan devam edecek.”

SEMSÛR

#TTB #SES #kadınlar #için #deprem #bölgesinde #Yaralar #sarılana #kadar #buradayız

Aydeniz, Başarır ve Türkkan’ın dokunulmazlık fezlekesi Meclis gündeminde

DBP Eş Genel Başkanı Saliha Aydeniz ile CHP’li Ali Mahir Başarır ve İYİ Parti’li Lütfü Türkkan’ın dokunulmazlıkları, Meclis Genel Kurulu’nda görüşülecek

Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Saliha Aydeniz, Cumhuriyet Halk Partisi Milletvekili (CHP) Ali Mahir Başarır ve İYİ Parti Milletvekili Lütfü Türkkan’ın dokunulmazlıklarının kaldırılması, bugün Meclis Genel Kurulu gündemine taşınıyor.

Genel kurulda oylanacak

Meclis Anayasa ve Adalet Komisyonu üyelerinden oluşan Karma Komisyon yaklaşık üç hafta önce Başarır ve Türkkan’ın, 8 ay önce de Aydeniz’in dokunulmazlıklarının kaldırılmasına karar vermişti. Dokunulmazlık kaldırılması sürecinin tamamlanması için Karma Komisyon’un kararının Meclis Genel Kurulu’nda oylanması gerekiyor.

Yargılama yapılabilecek

Genel Kurul’da dokunulmazlıkların kaldırılmasına ilişkin oylamada, karar yeter sayısı olan 151 oy yeterli olacak. Her milletvekili için ayrı oylama yapılacak ve Genel Kurul oturumunda dokunulmazlıkların kaldırılması yönünde bir sonuç çıkarsa, üç milletvekilinin yargılanmasının önü açılacak. Milletvekilleri, yargılama süresince görevine devam edecek. Yargılama sonucunda milletvekili hakkındaki ceza kesinleşirse, milletvekilliğinin düşmesi söz konusu olacak.

Hazırlanan fezlekelerin içeriği

DBP’li Aydeniz hakkında açıklama yaptığı sırada kendisini engellemeye çalışan polise müdahalede bulunması gerekçesiyle fezleke düzenlenirken, CHP’li Başarır hakkında, görevden alınan CHP’li Yalova Belediye Başkanı Vefa Salman’ın yargılandığı Yalova 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki davaya müdahalesi nedeniyle “duruşma hakimlerine alenen hakaret” ve “adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs” nedeniyle fezleke düzenlenmişti.

İYİ Partili Türkkan hakkında ise Bingöl’de esnaf ziyareti sırasında hayatını kaybeden asker yakınına “hakaret” nedeniyle fezleke hazırlanmıştı.

ANKARA

#Aydeniz #Başarır #Türkkanın #dokunulmazlık #fezlekesi #Meclis #gündeminde

Rojhilat’ta Newroz coşkusu

Mahabad ve Bokan kentleri arasında bulunan Kulice köyünde yüzlerce kişinin katılımıyla Newroz kutlandı

Rojhilat’ın (İran Kurdistan’ı) Mahabad ve Bokan kentleri arasında bulunan Kulice köyünde bir araya gelen halk, yaktıkları ateş ile Newrozu kutladı.

Marşlar ve devrim ezgilerinin ardından halaya duran yurttaşlar, Jîna Emînî ve onun öldürülmesinden sonra başlayan serhildanlarda yaşamını yitiren gençleri de unutmadı. Özgürlük mücadelesinde yaşamını yitirenlerin ailelerinin de katıldığı Newroz’da, özgürlük mücadelesinde yaşamını yitirenler de anıldı.

Kaynak: MA

#Rojhilatta #Newroz #coşkusu

Elbistan’da depremzedelere sahurda yemek dağıtılmadı

Elbistan’da bulunan çadır kentte kalan depremzedelere sahurda yemek dağıtılmadı. Depremzedeler oruçlarını sahur olmadan tutmaya başladı

Mereş merkezli iki büyük depremin ardından 45 gün geçmesine rağmen depremzedelerin koşulları iyileştirilmedi. Ramazan ayının gelmesiyle beraber depremzedelerin sorunlarına bir yenisi daha eklendi.

MA’dan Yüsra Batıhan’ın haberine göre Elbistan Cumhuriyet Mahallesi’nde bulunan çadır kentte bugün Ramazan’ın ilk günü olmasına rağmen sahur için yemek dağıtılmadı.

Çadır kentte kalan depremzedeler, ilk oruçlarına sahursuz başladı.

HABER MERKEZİ

#Elbistanda #depremzedelere #sahurda #yemek #dağıtılmadı

Umut Kitapevi davasındaki cezasızlık AYM’ye taşındı

Umut Kitabevi’ne bombalı saldırı gerçekleştiren astsubaylar Ali Kaya ve Özcan İldeniz ile itirafçı Veysel Ateş hakkında verilen beraat kararı AYM’ye taşındı

Colemêrg’in (Hakkari) Şemzînan (Şemdinli) ilçesinde Umut Kitabevi’ni bombaladıktan sonra kaçarken suçüstü yakalanan astsubaylar Ali Kaya ve Özcan İldeniz ile itirafçı Veysel Ateş hakkında verilen beraat kararının Yargıtay tarafından onanmıştı. Avukatlar, beraat kararını Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) taşıdı.

Başvuruda “Bu suçu yaptırımsız ve cezasız bırakmak kabul edilemez” denildi.

Başvurunun detayları

Başvuruda, “Sanıkların mahkûm olduğu suçlara ilişkin kesin ve inandırıcı kanıtlarla mahkûm edildikleri halde yeniden yapılan yargılama sefahatinde söz konusu açık ve tartışmasız bu deliller yokmuş gibi sanıklar beraat ettirilerek esasında kamuya karşı işlenen suçlar cezasız bırakılmıştır. Dosyadaki rapor, tanık ve katılan beyanları görmezden gelinerek, somut kanıtlara neden itibar edilmediğine ilişkin somut hiçbir gerekçe yazılmamıştır” diye kaydedildi.

Yaşam hakkı ihlal edildi denildi

AYM başvurusunda, yeniden yargılamanın sonucunda verilen beraat kararlarının kamu görevlileri hakkında tespit edilen eylemlerin niteliği ve yargılama dosyasındaki somut kanıtlar bir bütün olarak değerlendirildiğinde, sorumluların fiilleriyle orantılı ceza almaları koşulunun yerine getirilmediği ve cezasızlık sonucunun doğduğu vurgulandı. Başvuruda, “başvurucuların yaşam hakkı ağır suretle maddi ve usul boyutuyla ihlal edilmiştir” ifadelerine yer verildi.

Kaynak: MA

#Umut #Kitapevi #davasındaki #cezasızlık #AYMye #taşındı

Çocuğa işkence uygulayan polisler hakkında soruşturma

Licê’de 14 yaşındaki Y.D.’yi darp edip, ellerini ve kollarını bağlayarak dere yatağına bırakan polisler hakkında soruşturma açıldı

Amed’in Licê ilçesinde önceki akşam 10 yaşında bir arkadaşıyla evine dönerken polis tarafından durdurulan Y.D. (14) isimli bir çocuk, kaçırılarak işkence edildi. Kaçırılan Y.D, hastanelik edilerek ağzı ve elleri bağlı bir şekilde dere kenarında bataklığa bırakıldı. Haberin yayınlanması üzerine Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, polisler hakkında soruşturma başlattığını duyurdu.

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, “Lice ilçemizde meydana geldiği iddia olunan ve sosyal medyada yer alan olay ile ilgili Cumhuriyet Başsavcılığımızca adli soruşturma başlatılmıştır. Soruşturma titizlikle yürütülmektedir” denildi.

AMED

#Çocuğa #işkence #uygulayan #polisler #hakkında #soruşturma

Direniş kimliği: Newroz

Ulusal kimlik mücadelesinin ısrarı toplumsal bütünleşmenin bir reddi değil tam tersi toplumsal, siyasal ve kültürel bütünleşme şartlarının yeniden gözden geçirilmesi anlamına geliyor

Sebatullah Tekin

Clifford Geertz, bir halk olma arzusunu taşıyanlar için şöyle diyordu: “bir kez bir nüfus yerine bir halk olma, bu dünyada sayılan ve dikkat edilen, tanınan ve saygı duyulan bir halk olma arzusu ortaya çıktı mı, bu arzu, gerçekleşmemesi durumunda belli ki yatıştırılamaz niteliktedir. En azından şimdiye kadar hiçbir yerde yatıştırılamadı.” Kürtlerin tarihsel süreci, varoluş mücadelesi aynı zamanda saygı duyulan bir halk olma, ulusal kimliğiyle var olma arzusudur. Newroz da Tarihdışılaştırılmaya çalışılan bir halkın ulusal mücadelesinin sembolü ve bunu tarihsel bilince çıkaran mücadelenin meşalesidir. Newroz Kürt ulusal inşa sürecinde tarihsel olarak çok büyük bir role sahip olmuştur. Newroz bu yüzden Kürtlerin tarihinde yalnızca baharın gelişi olarak algılanmaz. Özgürlüğün, zulme başkaldırının ve yok edilmeye çalışılan bir halkın varoluş mücadelesidir.

Türkiye’nin, Irak’ın, Suriye’nin kendi resmi tarihleri açısından cesaret kırıcı olarak görüp yüzleşmedikleri, ancak Kürtlerin saygın bir halk olma arzusunun ve varoluş mücadelesinin gün yüzüne çıkardığı tarihle yüzleşmek zorunda kaldılar. Newroz işte bu yüzden ulusal kimliği tarihselleştiren ve günümüze kadar taşıyan mücadelenin, isyanın ve varoluşun adı olarak dünyanın her yerinde yankılanıyor. Kürt ulusal tarihini inşa eden, ete kemiğe bürünmesine katkı sağlayan temelleri Newrozlarda görüyoruz. Saygın ve tanınan bir halk olma arzusunu, kendilerini tanımlayan ulusal kıyafetlerini, birliği ve ulusal bilinci inşa eden devrim marşlarını, şarkılarını, kilamlarını, karanlığa karşı tutuşturulan ateşi Newroz alanlarında görüyoruz. İşte bu yüzden Newroz Kürtlerin tarihsel ve ulusal mücadelelerini ete kemiğe büründüren, canlı tutan önemli bir direniş kimliğidir.

Manuel Castells’ten referansla direniş kimliği, etnik temellere dayalı milliyetçilik, bir yanda yabancılık duygusundan, diğer yanda siyasi, ekonomik ya da toplumsal olsun haksız bir dışlanma duygusundan doğar. Direniş kimliği hakim olanın, başat olanın mantığı tarafından değersiz görülen ve/veya damgalanan koşullarda bulunan aktörler tarafından geliştirilir. Kimliği dışlananlar, yok sayılanlar veya değersiz bir kategoride görülenler kimliklerine daha fazla sarılıp onu gurur haline getirerek karşılık verirler. Diğer bir ifadeyle incinen, hırpalanan yer en çok üzerinden durulan ve başvurulan yer olur. Kimliği dışlananlar da kimlikleri üzerinden bir direniş hamlesini başlatırlar. Bu anlamda Kürt kimliği ve saygın bir halk olma mücadelesi, devletin sembolik ve fiziksel şiddetine karşılık bir direniş kimliği olarak öne çıkmıştır. Devletin tasfiyesine karşı sosyo-politik olarak ayakta kalma durumu, değersizleştirilen veya tarihdışılaştırılmaya çalışılan bir halkın geliştirmiş olduğu savunma veya ayakta kalma stratejisi olarak bir direniş kimliğinden söz edilmektedir. Newroz da bu direniş kimliğini sembolize eden tarihsel sürecin adıdır.

Ulusal kimlik mücadelesinin ısrarı toplumsal bütünleşmenin bir reddi değil tam tersi toplumsal, siyasal ve kültürel bütünleşme şartlarının yeniden gözden geçirilmesi anlamına geliyor. Çünkü varolan siyasal, kültürel, ekonomik ve genel olarak toplumsal şartlar belli grupları veya kimlikleri dışlayıcı ve baskıcı bir konumda yer almaktadırlar. Türklüğün kendisine uygun olan tarihsel, siyasal, kültürel şartları evrenselleştirme girişimi üzerinden dayattığı baskı ve inkar diğer kimliklerin karşı olarak konumlanmasına ve bir direniş kimliği olarak öne çıkmalarına da neden olmuştur.

Farklılıkların kendi farklılıklarıyla tanınma istediği, örneğin Kürtlerin tanınma ve kabul görme siyaseti, varolan siyasal sistem tarafından bir tehdit olarak algılanmaktadır. Türklüğün parametreleri üzerinden kurgulanan ve dayatılan sistem sürekli çatışma, şiddet ve ayrılıklar üretiyor. Yüzleşilmesi gereken farklı kimliklerin varoluş ve direniş siyasetlerinden ziyade bu farklı kimlikleri dışlayan sistemin kendisidir.

Kürtlere, Ermenilere, Alevilere karşı uygulanan devlet ırkçılığını, şiddetini veya asimilasyon ve dışlayıcı politikalarını görmezden, bilmezlikten gelen, bunlarla yüzleşmek istemeyen veya bu yapılanları “devletin sahibi” refleksliğiyle “devletin bekasına karşı olanlara” yapıldığından bunu hak olarak gören büyük bir kesim var. Türklerin büyük bir kesimi bu anlayışı benimsemiş durumda. Bir kimlik için evrenselleştirilen haklar diğer kimlikler için görülmüyor veya onlara hak olarak tanınmıyor. Bu yüzden Kürtlerin direnişi, isyanları ve mücadeleleri toplumsal bütünleşme şartlarının tekrar gözden geçirilmesi gerektiği anlamına da gelir.

Bilmezden, duymazlıktan gelinen ulusal kimlik talebinin, yaşanan baskılara karşı isyanın ve temel taleplerinin yankılandığı Newroz alanları aynı zamanda bütünleşme ve bir arada yaşama şartlarının tekrar gözden geçirilmesi gerektiğini ifade eder. Temel hak taleplerini haykıran bu alanlar ayrıca yaşananlara karşı sessiz olan ve kıyımları, haksızlıkları duymazlıktan, görmezlikten gelenlere de bir toplumsal ve siyasal mesajdır. Kürtlerin tarihinde Newroz, yok edilmeye karşı bir varoluş ve direniş mücadelesinin simgesi olmuştur. Dağlardan zindanlara, halk meydanlarına kadar ateşin isyanı hissedilir. Newroz’un ruhu her zaman sömürgecileri, baskıyı ve imhayı dayatanları korkutmuştur.

Özgürlüğe duyulan tutkunun, saygın bir halk olma mücadelesinin simgesi olan bu ruh Kürtlerde ise siyasal, kültürel ve toplumsal olarak bir direniş kimliğini ifade eder. Bu anlamda Newroz direniş kimliğinin somut ifadesi ve Kürt tarihinin ise önemli bir parçasıdır. Dolayısıyla Newroz alanlarını, toplumsal bütünleşme koşullarının tekrar gözden geçirilmesi gerektiğini ifade eden, Kürtlerin saygın ve kabul edilen bir halk olarak yaşama arzusunu yansıtan alanlar olarak görmek gerekir.

Kürtleri bir halk olarak görmeyen ve tarihlerini yok sayan zihniyeti parçalayan bu ateş aynı zamanda bir tarihi hesaplaşmadır. Özgür ve saygı duyulan bir halk olarak yaşama arzusunu yansıtan, büyük bir tarihi hesaplaşmayı ortaya koyan Newroz ateşi artık hiçbir baskı, şiddet veya zulüm karşısında yatıştırılamaz. Tüm baskılara rağmen meydanlarda yükselen ses bunun temel göstergesidir.

#Direniş #kimliği #Newroz