Ana Sayfa Blog Sayfa 753

Newroz ateşi Avrupa’nın dört bir yanında yakıldı

Avrupa’da birçok merkezde yakılan Newroz ateşleri ile Kurdistan’da süren direnişler selamlandı

Kurdistan ve Türkiye kentlerinde kitlesel bir şekilde özgürlük mesajlarının verildiği 2023 Newroz ateşleri aynı katılım ve mesajlarla Avrupa’nın dört bir yanında birçok kentte de yakıldı.

Halklardan yürüyüş

Newroz ateşinin Almanya’daki adresi Heilbronn şehri olurken, Bielefeld kentinde de Kürt, Afgan, Belluci, Fars, Azeri ve Türk hakları bir araya gelerek düzenledikleri bir yürüyüş düzenledi. Almanya’nın Kiel, Mannheim kentlerinin yanı sıra Fransa’nın Toulouse, Touluse ile Drancy banliyösünde ve Avusturya’nın Viyana şehrinde de Newroz ateşleri yakıldı.

İtalya’nın Parma şehrinde de Newroz ateşleri yakılırken, Marsilya sokaklarında da şarkılar ve halayla meşaleli bir yürüyüş yapan gençler, Çerxa Şoreşe Marşını söyledi. Newroz alanına yürüyen gençler, havai fişeklerle karşıladı. Yunanistan’ın başkenti Atina’da Proto Maio (1 Mayıs) Meydanındaki etkinliğe Kürtlerin yanı sıra Yunanistanlı sol, sosyalist ve anarşist gruplar da katıldı.

Hollanda’nın başkenti Amsterdam’da bir araya gelen Kürtler, şehir merkezindeki Leidseplein’de Newroz ateşi yaktı. Belçika’nın Gent şehri ve İsviçre’nin Biel, Winterthur, Brugg kenti ile Aargau Kantonunda da Newroz için farklı etkinlikler yapıldı. Cenevre kentinde düzenlenen yürüyüş sonrası Newroz ateşleri yakıldı.

Jîna eylemleri unutulmadı

Viyana’da da FEYKOM’un organizesiyle Newroz etkinliği gerçekleştirildi. Resselpark’ta başlayan etkiliğe Kürt Öğrenci Hareketi (YXK) de katıldı. Eylemde yapılan konuşmalarda Newroz’un Kürt ve bölge halkları için anlamına dikkat çekilerek, İran’da yaşanan “Jin Jiyan Azadî” serhildanına da özel olarak değinildi.

HABER MERKEZİ

 

#Newroz #ateşi #Avrupanın #dört #bir #yanında #yakıldı

Metin Göktepe ödülü tutuklu gazetecilere verildi

26. Metin Göktepe Gazetecilik Ödülleri’nin kazananları belirlendi. Bu yıl Jüri Özel Ödülü tutuklanan Mezopotamya Ajansı ve Jinnews muhabirlerine verildi

26. Metin Göktepe Gazetecilik Ödülleri’nin kazananları belli oldu. Yarışmada Yazılı Haber Ödülü, Timur Soykan’ın 3 Aralık 2022 tarihinde BirGün’de ‘Karanlık dünya bir çocuğu yuttu” başlığıyla yayımlanan haberiyle kazandı. Görüntülü Haber ödülü ise Mehmet Zeki Kaya’nın Artı TV’de “Ferhat Encü’ye tokat, gazetecilere engelleme” başlıklı haberine verildi.

Jüri, Görüntülü Haber dalında, muhabir Tunca Öğreten, kameramanlar Murat Baykara ve Ömer Çakan’ın, Voys Media Youtube kanalında 12 Ocak 2023 tarihinde yayınlanan ‘Med Çıkmazı’ başlıklı haberini de Jüri Özel Ödülüne değer gördü.

Bu yılki yarışmada Fotoğraf Ödülü’nü, 19 Şubat 2023 tarihini taşıyan, BirGün’de yayımlanan “Biz de öldük ama gömülmedik” isimli fotoğrafıyla Uğur Şahin kazandı.

Yerel Gazetecilik Ödülü’nü de Murat Güreş, Dersim Gazetesi’nde 26 Şubat 2023 tarihinde “Herkesin sesini duyan var, onların yok: Abdallar depremde de ayrımcılığa uğruyor” başlığıyla yayımlanan haberiyle kazandı.

Tutuklanan gazetecilere ödül

Jüri, bu sene ayrıca iki Jüri Özel Ödülü daha verilmesine karar verdi. Son dönemde toplu tutuklamalara maruz kalan Mezopotamya Ajansı ve JinNews muhabirlerine, Jüri Özel Ödülü verilmesi kararlaştırıldı.
Jüri, depremde hayatını kaybeden gazetecileri anmak ve yaralanan gazeteciler adına depremde yaralanan gazetecilerden İskenderun Ses Muhabiri Akın Bodur’a Jüri Özel Ödülü verilmesini kararlaştırdı. 6 Şubat depremlerinde İskenderun Ses Gazetesi’nin sahibi ve kurucusu, Sürekli Basın Kartı sahibi Ayşe Figen Arlı da hayatını kaybetmişti.

HABER MERKEZİ

#Metin #Göktepe #ödülü #tutuklu #gazetecilere #verildi

Newroz’a katılan kadınlar: Mesajımız net, tecridi kıracağız

Amed Newrozu’na katılan kadınlar PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerine uygulanan tecride tepki göstererek, ‘Bizlere özgürlüğü getirecek tek kişi Sayın Öcalan’dır’ dedi

Finali dün Amed’de yapılan ve yüzbinlerin katıldığı 2023 Newrozu’nda Kürt halkına yönelik saldırılardan, 14 Mayıs’a yapılacak seçime ve PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerinde uygulanan tecride tepkilerin dile geldiği mesajlar verildi.

Katılan yurttaşlar kalıcı bir barış için PKK Lideri’nin fiziki özgürlüğüne vurgu yaparken, tecridin savaş politikalarını derinleştirdiği dile getirildi.

‘Kürtler Kürtlüklerine sahip çıkacak’

Newroz’a tecride tepki göstermek için katıldığını dile getiren Remziye Yakut, “Çok özledik. Öndersiz hayat olmuyor. Kürt sorununun artık çözülmesi lazım. ‘Kürt sorunu yok, Kürt yok’ diyorlar. Önderlik bırakılırsa Kürtlerin acısı da biter. Kürtler şu ana kadar hep acı çekti. Sağ olduğumuz müddetçe önderimize, Kürtlüğümüze sahip çıkacak, Newroz’u her zaman kutlayacağız” dedi.

‘Erdoğan tecritte olsaydı çıldırırdı’

Abdullah Öcalan’ın aile ve avukatlarıyla görüştürülmemesine tepki gösteren Cemile Demirkıran da, “Kimsenin gidip görüşmesine izin vermiyorlar. Bu Müslümanlık mıdır? İslam adı altında zulmediyorlar. Biri başını kaldırdı mı zindana atıyorlar. Ancak şunu bilmeliler ki ne tutuklama ne de öldürmeyle bitmeyiz. Erdoğan o kadar cezaevinde kalmış olsaydı şimdiye kadar delirmişti. Öcalan inşallah Amed’e gelip bize önderlik yapacak” diye belirtti.

Songül Filiz, “Kaç senedir tecrit altında. Hepimiz özgürlüğünü istiyoruz. Be Serok jiyan nabe” derken Mevlide Özcan ise, şöyle dedi: “Bırakılması gerekiyor. Gözümüz onun yolunda. Bütün tutuklular için. Tecridi kırıp, önderimizi çıkaracağız” diye konuştu.

‘Görüşmenin önündeki engeller kaldırılmalı’

JINNEWS’ten Dilan Babat ve Rojda Aydın’a konuşan Zara Kültür da, “Sayın Öcalan’dan haber alamıyoruz, sağlık durumundan endişe duyuyoruz. Bir an önce görüş önündeki engeller kaldırılmalıdır. Sayın Öcalan özgür olmadan bizler de özgür olamayız” sözlerini kullandı.

‘Biz Öcalan’ın arkasındayız’

Abdullah Öcalan’ın üzerindeki mutlak tecridin tüm topluma yönelik olduğunu belirten Hadle Varan ise Abdullah Öcalan özgürleştiği takdirde tüm sorunların çözülebileceğinin altını çizdi. Hadle, “Biz Öcalan’ın arkasındayız. Kimse umutsuzluğa kapılmasın, bizler kazanacağız. Yediden yetmişe hepimiz mücadele edeceğiz. Kürtler korkmaz, bizler varız. Önderimizin arkasındayız” dedi.

‘Özgürlüğü getirecek kişi Öcalan’dır’

Yurttaşlardan Rojda Aydın da, Abdullah Öcalan’ın derhal özgür bırakılması gerektiğini dile getirerek, “Newroz’da milyonlarca insan Öcalan’ın özgürlüğü için burada toplanıyor. Hak, adalet ve eşitlik istiyoruz. Gençler olarak tecridin kırılması için mesajımız net ve tecridin kabul edilmeyeceğine dair haykıracağız. Bizlere özgürlüğü getirecek tek kişi Sayın Öcalan’dır. Onun için buradayız” ifadelerine yer verdi.

HABER MERKEZİ

#Newroza #katılan #kadınlar #Mesajımız #net #tecridi #kıracağız

Akademisyen Arı: Seçimler talep ettiğimiz şeylerin kazanılması için bir fırsat

Barış Akademisyeni Aydın Arı: 14 mayıs seçimleri ülkede aksayan her şeye cevap verebilecek siyasetçilerin başarmasını isteyeceğimiz bir seçim olacak

Türkiye, 14 Mayıs’ta yapılacak milletvekili ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerine hazırlanıyor. Türkiye, son 22 yılda birçok demokratik hakkın kısıtlandığı, gösteri ve yürüyüşlerin şiddetle karşılandığı, bağımsız ve bilimsel söylemlerin hedef alındığı bir dönemden geçti. Bu dönem içerisinde en çok baskı gören kesimler arasında yer alan bağımsız araştırma yapma ve söz kurma hakları ellerinden alınan akademisyenler ve bilim insanları  oldu.

Akademi, üniversitelere kayyum rektör atamaları, akademisyenlerin ihraçları gibi birçok baskı ile karşı karşıya kaldı. 15 Temmuz 2016’dan sonra yayınlanan Kanun Hükmünde Kararname’ler (KHK) ile birlikte toplamda 6 bin 81 akademisyen ihraç edilirken, bunların 404’ü ise öz yönetim sürecinde Barış Bildirisi’ne imza atan Barış Akademisyenleri oldu.

Barış Akademisyenlerinden İzmir Dayanışma ve Bilimsel Araştırma Derneği (İDA) Üyesi Aydın Arı, 14 Mayıs seçimleri ve Akademinin talepleri üzerine Mezopotamya Ajansı’ndan Tolga Güney’e konuştu.

‘Gür çıkan muhalif seslere ihtiyaç var’

Türkiye’nin uzunca bir süredir otoriterleşme sürecinde ilerlediğini belirten Arı, demokratik birçok unsurun aksadığı bir atmosferde parlamento ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerine gidildiğini söyledi. Aynı sorunların akademide de olduğunu vurgulayan Arı, “Türkiye’nin demokratik bir toplum olması yönünde nasıl aksamalar varsa, akademinin de demokratik olması önünde engeller var. Yüksek öğretim demokratik karar mekanizmalarına sahip olan kurumlar olarak çalışmıyor. Bunun en temel göstergelerinden biri akademisyenlerin yeteri kadar seslerinin çıkaramıyor olması. Akademinin de demokratikleşmeye, söz haklarının daha rahat kullanıldığı ortamlara, katılımcı karar mekanizmalarına, gür çıkan muhalif seslere ihtiyacı var” dedi.

Sorunlara cevap olacabilecek siyasetçiler başarmalı

İDA’nın ağırlıklı olarak üniversitelerden uzaklaştırılmış hocalardan oluştuğunu söyleyen Arı, Türkiye Cumhuriyeti devletinin yurttaşlarına uyguladığı şiddeti orantısız bulduğumuz için üniversiteden uzaklaştırıldıklarını söyledi. Arı, seçimlere giderken akademisyenlerin en önemli talebinin temel hak ve özgürlükler konusunda aksamaların giderilebileceği politikaların uygulanması olduğunu belirti. Arı, “Dolayısıyla bu seçimler ülkede aksayan her şeye cevap verebilecek siyasetçilerin başarmasını isteyeceğimiz bir seçim olacak” ifadelerini kullandı.

‘İktidarın değişmesi yetmez’

İktidarın değişmesi gerektiğini söyleyen Arı, şöyle devam etti: “Ancak sadece bir siyasi iktidarın değişmesi yetmez. Siyaset yapma tarzının, siyasi alışkanlıkların, biçimlerin hepsinin değişmesi gerekiyor. Siyasetin ne olduğu, yurttaşın siyasete katılım biçimlerinin de değişeceği bir perspektifi işaret etmek gerekiyor. Otoriterleşen siyasi iktidar, demokratik haklarımızı yıllar içinde ihlal etti. Bunları tekrar kazanmak arzusuyla yanıp tutuşuyoruz. En ufak bir gösteri hakkımızı ihlal eden bir iktidara karşı ‘sizi istemiyoruz’ diyoruz. İlk değiştirmemiz gereken şeylerden birisi yurttaşın demokratik siyasete katılım haklarını kullanabilmesi. 5 yıl da bir oy veren sonra kenara çekilen bir yurttaş olmak istemiyoruz. Seçtiklerimizi 5 yıl boyunca bizim adımıza her türlü kararı almak için bir yerlere göndermek istemiyoruz. Her kararda bize tekrar sormalarını istiyoruz.”

 ‘Mücadele etmeliyiz’

14 Mayıs seçimlerinin Türkiye’nin demokratikleşmesi için iyi bir başlangıç olacağını söyleyen Arı, seçimi kaybedenin mevcut iktidar olacağını ifade etti.

Seçimi kazananın ise önünde birçok iş olacağını vurgulayan Arı, “Demokratik bir ortamda mücadele etmek istiyoruz. Seçim bunu sağlarsa orada konuşmaya başlayabiliriz. Meseleler üzerinde müzakere etmeye başlarız. Seçim bunu sağlayacak. Seçimden sonra sorunlar hakkında konuşmaya ve çözmeye başlayabiliriz. Seçim tek başına hiçbir şey ifade etmiyor. Talep ettiğimiz şeylerin kazanılması için fırsat olarak görüyoruz. Ufak bir şeyi değiştirebileceğini düşünüyoruz. Hem seçimler için hem de seçim sonrası için çalışmaya ve mücadele etmeye devam etmeliyiz. Bütün halklar için nasıl bir ülke istiyorsak, bunun için mücadele etmeliyiz” diye konuştu.

İZMİR

#Akademisyen #Arı #Seçimler #talep #ettiğimiz #şeylerin #kazanılması #için #bir #fırsat

AYM HDP’nin erteleme talebini reddetti

Anayasa Mahkemesi, HDP’nin kapatma davasında sözlü savunma için erteleme talebini reddetti

Anayasa Mahkemesi (AYM), HDP’nin kapatma davasının seçim sonrasına ertelenmesi talepli başvurusunu reddetti. HDP, 15 Mart’ta yaptığı başvuruda depremler nedeniyle sözlü savunmanın yapılmasının mümkün olmadığını belirterek, seçimlere etkileri nedeniyle davanın ertelenmesini talep etmişti.

HDP Hukuk Komisyonu’ndan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Serhat Eren, AYM’nin bu kararını Merkez Yürütme Kurulu’nda (MYK) değerlendireceklerini ifade ederek, sözlü savunma ve davaya ilişkin tutumlarını daha sonra açıklayacaklarını söyledi.

HABER MERKEZİ

#AYM #HDPnin #erteleme #talebini #reddetti

Polisten ‘Hizbullah yöntemleriyle’ çocuğa işkence: Türk olduğunu söyle

Licê’de eve dönerken polis tarafından durdurulan 14 yaşındaki bir çocuk darp edildi. Darp sonrası çocuk ağzı, elleri ve ayakları bağlı bir şekilde dere yatağına atıldı

Amed’in Licê ilçesinde dün akşam 10 yaşında bir arkadaşıyla evine dönerken polis tarafından durdurulan Y.D. (14) isimli bir çocuk, kaçırılarak işkence edildi.

Gerekçesiz bir şekilde kaçırılan çocuk, önce bir köy yoluna tenha bir araziye götürüldü. Türk olduğu söylenmeye zorlanan Y.D, ağzı ve elleri bağlı bir şekilde dere kenarında bataklığa bırakıldı.

Gece karanlığında bir köylünün fark etmesi üzerine hastaneye kaldırılan çocuk, bir gözünü kaybetme riski yaşıyor.

Yaşadıklarını anlattı

Dört polis tarafından işkenceye uğradığını ailesine anlatan Y.D, “Beni tenha bir yere götürdüler. Türk olduğunu söyle dediler. Silah dipçiğiyle dövdüler, sonra da elimi ve ayağımı bağladılar. Sonra çukura attılar” diye konuştu.

Kürtlere küfret dediler

Ailenin avukatı Ramazan Karalp, Y.D. isimli çocuğun yaşadıklarını şu şekilde aktardı: “Silah dipçikleriyle darp ediyorlar. Çocuğu hem dövüp hem de sürekli bir şekilde ‘ben Türküm, Kürtlere küfret’ diye söylemesini istiyorlar.

Tehdit var

Çocuk bunu yapmayınca bu kez yarına kadar İstiklal Marşını ezberlemesini istiyorlar. ‘Ezberlemezsen gelip senin kafana sıkacağız’ diyorlar. Sonra ilçe merkezinden geçen bir derenin yanındaki bataklığa atıyorlar. Ağzı ve elleri bağlı bir şekilde köhne yere bırakıyorlar. Çocuk şu an hastanede tedavi görüyor ve sağ gözünü kaybetme riski var. Gözünde sürekli bir kanama var ve açamıyor.”

Kaynak: MA

#Polisten #Hizbullah #yöntemleriyle #çocuğa #işkence #Türk #olduğunu #söyle

Newroz alanlarından mesaj: İktidarın sonu 14 Mayıs’ta gelecek

İstanbul ve Bursa Nerwozu’na katılan yurttaşlar, PKK Lideri Abdullah Öcalan için özgürlük talep ederken, 14 Mayıs’ta AKP-MHP iktidarına ‘dur’ diyeceklerini ifade etti

Kurdistan’ın dört parçası, Türkiye ve Avrupa’da 2023 Nerwozu’nda yakılan ateşler Mereş ( Maraş) merkezli 6 Şubat’ta yaşanan depremlerde hayatını kaybedenlere adandı.

“Her der Newroz, her dem azadî” şiarıyla yakılan ateşin etrafında toplanan milyonlar PKK Lideri Abdullah Öcalan’a uygulanan tecride tepki gösterirken, yaklaşan seçimler için de alanlardan mesajlar verildi. Newroz’un güçlü geçtiği Marmara Bölgesi’nde de alanda özgürlük ve direniş mesajları verildi.

Zorbalığa dur demek için geldik

İstanbul Newrozu’na katılan 50 yaşındaki Bülent Altın, 6 yaşından bu yana kutlamalara katıldığını belirterek, “Zorbalıkların olmadığı, barışın ve kardeşliğin olduğu bir coğrafyada Newroz’u kutlamak istiyoruz. Her şeyden önce barışın sağlanmasını istiyoruz. Savaşa, haksızlık ve zorbalıklara dur demek için alandayız” dedi.

Yüzlerce Kürt kadını gibi devletten alacaklıyım

Mereş merkezli depremlerden dolayı öfkeli olduklarını dile getiren 80 yaşındaki Kadriye Altun da, “Erdoğan’ı tepe taklak etmeye geldik. Her yıl çocuk ve torunlarımla isyan ve öfkemizi Newroz alanına taşıyoruz. Deprem bölgesindekilerin çoğu Kürt ve Alevi idi. Erdoğan bunu biliyordu bu yüzden müdahale etmedi. Çok öfkeliyiz. Erdoğan bu halka hesap verecek, bu son çırpınışlarıdır. Başta Kürt halkı olmak üzere herkes, barışı savunan partilerin arkasında dursun. Bütün çocuklarımız ya cezaevinde ya da toprağın altında. Kürt kadınıyım alnım açık, yüzüm ak. Yüzlerce Kürt annesi gibi bu devletten alacaklıyım, hakkımı almaya geldim. Artık yeter” ifadelerini kullandı.

Artık bu zulmü kabul etmiyoruz

Torunlarıyla birlikte Newroz’a gelen 72 yaşındaki Ali Demir ise, Kürt halkına yönelik zulme “dur” demek için alanda olduklarını vurgulayarak, “Bu seneki Newroz, başta Öcalan olmak üzere tüm tutukluların özgürlüğüne vesile olsun. Artık bu zulmü kabul etmiyoruz, özgür olmasını istiyoruz” dedi.

Kalıcı bir barış istiyoruz

Ulusal kıyafetleri ve Yeşil Sol Parti bayraklarıyla alana gelen Selahattin Çelebi de, “Bugün de başta İmralı’da bulunan Öcalan olmak üzere Edirne’de tutuklu bulunan Selahattin Demirtaş ve diğer tüm tutukluların özgürlüğü için alana geldik. Öncelikli talebimiz Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğüdür. En önemli mesajımız budur. Kalıcı bir barış ve özgürlük istiyoruz” diye belirtti.

İktidarın sonu gelecek

Bursa Newrozu’na katılan yurttaşlardan Ercan Erdoğmuş ise, duygularını şöyle ifade etti: “Burada olmamın nedeni isyan ve direniş günü olmasıdır. 2023 Newrozu’nun ruhu ve isyanıyla tecridi kaldıracağız.” Newroz alanının ötekileştirilenlerin, ezilenlerin, işçi ve emekçilerin buluştuğu alan olduğunu belirten Şerif Düz de, “Newroz sonrası gerçekleşecek seçimle AKP-MHP iktidarının sonu gelecek. Diktatör bir yönetim var. Anne, babaların çocuklarına harçlık veremediği bir dönemdeyiz. Önümüzdeki seçim var olma mücadelesi olacak. 14 Mayıs’ta oylarımız HDP’ye” diye konuştu.

Kaynak: MA

#Newroz #alanlarından #mesaj #İktidarın #sonu #Mayısta #gelecek

İzmir’de gözaltı operasyonu

İzmir’de sabah saatlerinde eve baskın yapıldı. Baskında birçok kişi gözaltına alındı

İzmir’de sabah saatlerinde birçok eve baskın yapıldı. Yapılan baskınlar sonucu Halkların Demokratik Partisi (HDP) MYK üyesi İdil Uğurlu, Barış Annesi Behiye Yalçın’ın da aralarında bulunduğu en az 5’i kadın 6 kişinin gözaltına alındığı öğrenildi. Gözaltı gerekçeleri ise öğrenilemedi.

Gözaltına alınlar; HDP MYK Üyesi İdil Uğurlu, İzmir Barış Anneleri İnisiyatifi Sözcüsü Behiye Yalçın, Selma Demir, Berfin Çiçek, Barış Kırmıztaş, Hayat İzgi ve Newroz Çelik.

İZMİR

#İzmirde #gözaltı #operasyonu

‘Hasta Kadın Mahpuslara Özgürlük için 1000 Kadın’ deklere edildi

‘Aysel Tuğluk’a Özgürlük için 1000 Kadın Girişimi’, ‘Hasta Kadın Mahpuslara Özgürlük için 1000 Kadın’ olarak yola devam etme kararı aldı

“Aysel Tuğluk’a Özgürlük için 1000 Kadın Girişimi” adı ile bir araya gelen kadınlar, “Hasta Kadın Mahpuslara Özgürlük için 1000 Kadın” olarak yola devam etme kararı aldı. Yazılı bir metin ile oluşumlarını duyuran kadınlar, 2023 Amed ve İstanbul Newrozlarına da mesajlar yolladı.

Kadınların Newroz alanlarında okunan metinlerinde şu ifadeler yer aldı:

“Bizler mücadelemizle demans hastası yol arkadaşımız Aysel Tuğluk’un cezaevinden çıkmasını sağladık. Ama 20 yıllık AKP iktidarının yarattığı toplumsal siyasal yıkımın bir sonucu da cezaevlerinde, ihtiyaçları olan tedaviye ulaşmaktan uzak, adeta ölüme terkedilmiş binlerce hasta siyasi tutsaktır. Pek çoğu insanlık dışı muamelelerde, işkencede oluşan ve tedavi edilmemeleri sonucunda kalıcılaşan rahatsızlıklara mahkum tüm hasta tutsak yoldaşlarımızın hapishane duvarlarının dışında yaşaması ve tedavi imkânlarına ulaşması, daha adil, daha özgür bir ülke inşa etme iddiasında olanların gündeminde, programlarında ve vaatlerinde yer almalı, yer alacak. Onları unutmadık, bu alanı dolduranların da unutmadığını biliyoruz. Tüm hasta yol arkadaşlarımızın önümüzdeki yılın Newroz’unda aramızda olmaları için mücadele vereceğiz. Bu irademizi ve kararlılığımızı siyasetin de görmesini talep ediyoruz. Hasta Kadın Mahpuslara Özgürlük için 1000 Kadın.”

HABER MERKEZİ

#Hasta #Kadın #Mahpuslara #Özgürlük #için #Kadın #deklere #edildi

Türkiye’de Ozanlık, Ozanlar-Turani Baba

Anadolu insanı bu ozanları dinledi, söyledi asırlar boyu. Onca zulme, yoksulluğa, savaşa, baskıya rağmen, bu sesler dinmedi. İşte budur bugünkü konumuz.

Hüseyin Cevahir, “Kalın çizgilerle edebiyatımızın dünü, bügünü” adlı makalesinde bakın ne diyor:

“Diyeceğim; bu denli gürültüye, çatırtıya bakarak, Türkiye’de birkaç yazarın, ozanın dışında, sanatın işlevi ve yararlılığı su götürmektedir. Bütün bu yakınmalar, didişmeler, bundan çıkmaktadır. Bunlar çatırtının gürültüleridir.”

(……….)

“Ama şunu belirteyim ki, tek tek ozanları, yazarları ele alıp inceledikçe, eleştirdikçe, yazar-okur çelişkisi, değerlendirmelerdeki zıtlıklar, terslikler kendiliğinden ortaya çıkacaktır.” (………….) “Ülkemizde, yapıcı otoritesi, sanat eseri üzerinde inanılır bir değer yargısına varan, kitle-sanatkar ilişkisi kuran büyük eleştirmen yoktur.”

Hüseyin Cevahir bu satırları yazdığında 23 yaşında idi. Aynı yazıda “Güneş topla benim için” satırlarının yazarı Ülkü Tamer’in gelişini de o haber vermiştir.

Gene aynı yazıda, “Sanırız ki, hiçbir zaman Türkiye’nin bu denli çok ve etkin okuyucusu olmamıştır. Gerçekten bilinçli, kültürlü, çağına göre düşünmenin olanaklarına ermiş okur sayısı her geçen gün daha da artmaktadır. Yalnızca önemli bir eksikle: Edebiyat, daha doğrusu sanat kültüründen yoksun olarak” diyerek, okuyucuyu da eleştirilerinin hedefi yapmıştır.

Yazıda bugün de geçerliliğini yitirmemiş olan iki önemli eleştiri vardır:

– “Ülkemizde, yapıcı otoritesi, sanat eseri üzerinde inanılır bir değer yargısına varan, kitle-sanatkar ilişkisi kuran büyük eleştirmen yoktur.”

– Edebiyat, daha doğrusu sanat kültüründen yoksun okuyucu çokluğu.

Bu iki eleştiriyi ele almadan önce, bugünkü konumuz üzerine bir şeyler demek istiyorum:

Yukarıdaki eleştirinin yapıldığı dönemde TR’de renkli TV yoktu. Her evde de yoktu. Sadece radyo ile gazete haberlerinden öğrenilirdi ülke genelinde olanlar. Anadolu’nun birçok köşesinde ise Ozanlar, destancılar, aynı bugünkü Facebook, Twitter, Youtube hangi işlevi görüyorsa öyle idiler.

Sadece bu mu? Onlar, kökü çok öncelerine dayanan bir eleştiri, düşünme geleneğinin de sürdürücüleri idiler. Felsefi görüşlerin yayılmasında önemli bir konumda idiler. İnsanlara belli konuları bir dörtlükte açıklayıverirlerdi. O görüşler kulaktan kulağa, dilden dile yayılırdı.

İsa’dan önce 570-526 yıllarında yaşadığını Herodot’tan öğrendiğimiz Aisopos, yani bizdeki adı ile Ezop, bu geleneğin kurucularındandır. O dönemindeki totaliter iktidarları, halka söyleyeceklerini, hayvanlar aleminden seçtiklerini konuşturarak söyler, anlatırdı. Trakya’da, bugünkü Kdz. Ereğli’den Bodrum’a giden çizgideki o dönemde İonya denen bölgede yazdı, söyledi. Ne yazık ki Anadolu’da yazma geleneği zayıf olduğundan çok sonraları duyuldu. Yeri gelmişken aynı bölgede yaşamış olan Apuleius’u (M.S. 123-170) da anmak gerek. En üretken dönemini Anadolu’da yaşayan Apuleius, “Altın Eşek” adlı eseri ile daha o dönemde zirveye oturmuştur. Asıl adı “Metamorfozlar” yani “Dönüşümler” olan bu kitabında nasıl bir dil ustası olduğunu da göstermiştir. O bugün hala süregitmekte olan “Kızım sana diyorum, gelinim sen anla” deyişi gibi birçok deyişin de ustasıdır. Kitaba “Altın Eşek” adını Augustinus (M.S. 354-430) vermiştir. Bu kitap, ünlü yazar Boccacio’ya da “Decameron” adlı Avrupa’nın ilk erotik romanını yazarken kaynak görevi görmüştür. Bu gelenek, 1200 yıllarda Al Maarri ile devam etti. Ondan Dante’ye, daha sonra da birçok yazara örnek oldu. 1600 yıllarda Fransa’da La Fontaine onu örnek aldı. Eserleri Türkçe’ye çevrildi.

Hatta bu geleneğin, M.S. 800 de Mekke’de yaşadığı sanılan Arap mizahçısı Eş’eb’den, Nobel ödüllü Günter Grass’a kadar gittiğini bile söyleyebiliriz. Onun “Teneke Trampet” adlı romanı da bir destandır aslında.

Ama asıl olan, bu geleneğin doğduğu topraklarda yaşananlar, yaşatılanlar. Avrupa’da şiirin yerini nesir almaya başlatınca, bu ozanlık geleneği de zayıfladı. Eskiler, “Söz gider yazı kalır” derler. Ama Anadolu’da öyle olmadı.

Bedros Dağlıyan’ın deyişi ile, “Anadolu türkülerle ağladı, türkülerle güldü. Bağlamanın tellerine dokundukça dile geldi acılar. Dengbêjler köy köy gezdi anlattı.” (B.Dağlıyan. Yaralı Turna)

Anlattı Pir Sultan, anlattı Karacoğlan, Kaygusuz Abdal, Aşık Dertli, anlattı Dadaloğlu… Ta Aşık Veysel’e varana kadar.

Anadolu insanı bu ozanları dinledi, söyledi asırlar boyu. Onca zulme, yoksulluğa, savaşa, baskıya rağmen, bu sesler dinmedi. İşte budur bugünkü konumuz. Bu yaşama aşkı, bu insan, bu doğa sevgisidir. Bunu yaşatanlardır.

Dün, Aşık İhsani, Aşık Mahsuni, Baba Muharrem Ertaş, daha dün kaybettiğimiz Neşet Ertaş, adını anmadığımız niceleri bu geleneği devam ettirdiler. Onları da sevgiyle saygıyla anıyoruz.

Ozanlarımız, yukarıda Hüseyin Cevahir’in biraz umutsuzca dile getirdiği iki eleştirinin hedefi değillerdir. Onlar, benimsedikleri, içselleştirdikleri eleştiri, düşünme, felsefe yapma geleneğini devam ettirdiler. Olan, sadece araya giren teknoloji oldu(!). Bu sanal ormanda, gençlerimiz, bazen onların varlıklarını unutur gibi oldular.

Aşık dertli, şikayetini:

“Tellei sazdır bunun adı

Ne Ayet dinler ne kadı

Bunu çalan anlar kendi

Şeytan bunun neresinde” diyerek, saz çalmayı “şeytan işi” gören yobazlara seslendi.

Karacoğlan:

“Şu yalan dünyaya geldim geleli

Tas tas içtim ağuları sağ iken

Kahpe Felek vermez benim muradım

Viran oldum mor sümbüllü bağ iken” deyip kadere isyan eder,

Köroğlu:

“Yürün aslanlarım savaş edelim

Buna kavga derler bey ne paşa ne?” der,

“Mert dayanır namert kaçar

Meydan gümbür gümbürdenir

Şahlar şahı divan açar

Divan gümbür gümbürdenir” deyip şahlara beylere meydan okur,

Gevheri, sanki bugünkü bugünü anlatır:

“Hey ağalar zaman azdı

Düşmüşe il üşer oldu

Küllükte sürünen eşşek

Cins atla yarışır oldu.”

Aynı bugün gibi, o dönemde de Kadıların, yani Yüksek Hakimler Kurulu Başkanlarının bile rüşvet yediği dönemler olmuştur.

İşte Dertli bunlara:

“Abdest alsan aldın demez

Namaz kılsan kıldın demez

Kadı gibi haram yemez

Şeytan bunun neresinde?” diye sormuştur.

Kaygusuz Abdal ise:

“Bir kaz aldım ben kadıdan

Boynu da uzun borudan

Kırk abdal kanın kurudan

Kırk gün oldu kaynadırım kaynamaz” diyerek yolsuzluğun boyutunu sergilemiştir.

Tekrar Hüseyin Cevahir’e dönersek: Evet sevgili Hüseyin, haklısın. Okuyucu sayımız çoğaldı. Dediğin düzeyde eleştirmenler de henüz yok; ama ozanlarımız var. Onları dinleyenler var. Önemseyenler var. Okumaya yazmaya devam ediyoruz, edeceğiz.

Bu çalkantıda çıkan gürültü bizi yıldırmıyor.

Gene Kaygusuz Abdal’ın deyişi ile:

“Bu adem dedikleri

El ayakla baş değil

Adem manaya derler

Suret ile kaş değil.”

Yaşantımıza anlam veren, umudumuzu yeşerten ozanlarımıza sahip çıkacağız.

Onlardan biri de Turani Baba. Sessiz sedasız yazıyor eserlerini. Dadaloğlu soyundan. Arif Sağ, Musa Eroğlu, daha niceleri ile saz çaldı, söyledi. Bana göre Ozanlık Geleneği’nin günümüzdeki en güçlü sesi.

Turani Baba, ülkemizdeki kargaşayı nasıl gördüğünü:

“Gelin hele büyük konser oluyor

Sazı alan toplanmışlar ormana

Katır tempo tutmuş köpek uluyor

Hızı olan toplanmışlar ormana” diyerek dile getiriyor.

Ülkesinde olup bitenler onu derinden etkiliyor. “İnançlı” denen toplumların, nasıl olup da haksızlıklara göz yumduğuna bakıp, Tanrı’ya soruyor:

“Yaradan dedik yücelttik,

Gerçek sayın bir mi senin?

Asırlardır secde ettik,

Eğilmeyen ser mi senin?

Hani tektin, eşin yoktu,

Sıfatın yok, kaşın yoktu.

Ortağın yok, başın yoktu,

Yoksa işin sır mı senin?”

Bir şiirinde dediklerini okumama izin verin:

Engelleri aşıp geçtim evrimi

Nihayet toprakta yaptım devrimi

Yaşadıkça değiştirdim seyrimi

Her yönde okudum insan oğlunu

Gezdim tüm âlemi aklın sözüyle,

Çok şey inceledim beynin hızıyla

Neler neler gördüm ilmin gözüyle,

İzanda okudum insanoğlunu”

Evet, iyi ki ozanlarımız var. İyi ki bir Hüseyin Cevahir’imiz olmuş da edebi eksikliğimizi bize duyurmuş.

İyi ki Turani Baba aramızda, hala yazıyor, derdimizi, tasamızı, sevincimizi, umudumuzu dizeleriyle dile getiriyor.

Turani Baba’ya selam olsun.

Ölenlerin anısına saygı ile.

#Türkiyede #Ozanlık #OzanlarTurani #Baba