Ana Sayfa Blog Sayfa 754

İzmir’de gözaltı operasyonu

İzmir’de sabah saatlerinde eve baskın yapıldı. Baskında birçok kişi gözaltına alındı

İzmir’de sabah saatlerinde birçok eve baskın yapıldı. Yapılan baskınlar sonucu Halkların Demokratik Partisi (HDP) MYK üyesi İdil Uğurlu, Barış Annesi Behiye Yalçın’ın da aralarında bulunduğu en az 5’i kadın 6 kişinin gözaltına alındığı öğrenildi. Gözaltı gerekçeleri ise öğrenilemedi.

Gözaltına alınlar; HDP MYK Üyesi İdil Uğurlu, İzmir Barış Anneleri İnisiyatifi Sözcüsü Behiye Yalçın, Selma Demir, Berfin Çiçek, Barış Kırmıztaş, Hayat İzgi ve Newroz Çelik.

İZMİR

#İzmirde #gözaltı #operasyonu

‘Hasta Kadın Mahpuslara Özgürlük için 1000 Kadın’ deklere edildi

‘Aysel Tuğluk’a Özgürlük için 1000 Kadın Girişimi’, ‘Hasta Kadın Mahpuslara Özgürlük için 1000 Kadın’ olarak yola devam etme kararı aldı

“Aysel Tuğluk’a Özgürlük için 1000 Kadın Girişimi” adı ile bir araya gelen kadınlar, “Hasta Kadın Mahpuslara Özgürlük için 1000 Kadın” olarak yola devam etme kararı aldı. Yazılı bir metin ile oluşumlarını duyuran kadınlar, 2023 Amed ve İstanbul Newrozlarına da mesajlar yolladı.

Kadınların Newroz alanlarında okunan metinlerinde şu ifadeler yer aldı:

“Bizler mücadelemizle demans hastası yol arkadaşımız Aysel Tuğluk’un cezaevinden çıkmasını sağladık. Ama 20 yıllık AKP iktidarının yarattığı toplumsal siyasal yıkımın bir sonucu da cezaevlerinde, ihtiyaçları olan tedaviye ulaşmaktan uzak, adeta ölüme terkedilmiş binlerce hasta siyasi tutsaktır. Pek çoğu insanlık dışı muamelelerde, işkencede oluşan ve tedavi edilmemeleri sonucunda kalıcılaşan rahatsızlıklara mahkum tüm hasta tutsak yoldaşlarımızın hapishane duvarlarının dışında yaşaması ve tedavi imkânlarına ulaşması, daha adil, daha özgür bir ülke inşa etme iddiasında olanların gündeminde, programlarında ve vaatlerinde yer almalı, yer alacak. Onları unutmadık, bu alanı dolduranların da unutmadığını biliyoruz. Tüm hasta yol arkadaşlarımızın önümüzdeki yılın Newroz’unda aramızda olmaları için mücadele vereceğiz. Bu irademizi ve kararlılığımızı siyasetin de görmesini talep ediyoruz. Hasta Kadın Mahpuslara Özgürlük için 1000 Kadın.”

HABER MERKEZİ

#Hasta #Kadın #Mahpuslara #Özgürlük #için #Kadın #deklere #edildi

Türkiye’de Ozanlık, Ozanlar-Turani Baba

Anadolu insanı bu ozanları dinledi, söyledi asırlar boyu. Onca zulme, yoksulluğa, savaşa, baskıya rağmen, bu sesler dinmedi. İşte budur bugünkü konumuz.

Hüseyin Cevahir, “Kalın çizgilerle edebiyatımızın dünü, bügünü” adlı makalesinde bakın ne diyor:

“Diyeceğim; bu denli gürültüye, çatırtıya bakarak, Türkiye’de birkaç yazarın, ozanın dışında, sanatın işlevi ve yararlılığı su götürmektedir. Bütün bu yakınmalar, didişmeler, bundan çıkmaktadır. Bunlar çatırtının gürültüleridir.”

(……….)

“Ama şunu belirteyim ki, tek tek ozanları, yazarları ele alıp inceledikçe, eleştirdikçe, yazar-okur çelişkisi, değerlendirmelerdeki zıtlıklar, terslikler kendiliğinden ortaya çıkacaktır.” (………….) “Ülkemizde, yapıcı otoritesi, sanat eseri üzerinde inanılır bir değer yargısına varan, kitle-sanatkar ilişkisi kuran büyük eleştirmen yoktur.”

Hüseyin Cevahir bu satırları yazdığında 23 yaşında idi. Aynı yazıda “Güneş topla benim için” satırlarının yazarı Ülkü Tamer’in gelişini de o haber vermiştir.

Gene aynı yazıda, “Sanırız ki, hiçbir zaman Türkiye’nin bu denli çok ve etkin okuyucusu olmamıştır. Gerçekten bilinçli, kültürlü, çağına göre düşünmenin olanaklarına ermiş okur sayısı her geçen gün daha da artmaktadır. Yalnızca önemli bir eksikle: Edebiyat, daha doğrusu sanat kültüründen yoksun olarak” diyerek, okuyucuyu da eleştirilerinin hedefi yapmıştır.

Yazıda bugün de geçerliliğini yitirmemiş olan iki önemli eleştiri vardır:

– “Ülkemizde, yapıcı otoritesi, sanat eseri üzerinde inanılır bir değer yargısına varan, kitle-sanatkar ilişkisi kuran büyük eleştirmen yoktur.”

– Edebiyat, daha doğrusu sanat kültüründen yoksun okuyucu çokluğu.

Bu iki eleştiriyi ele almadan önce, bugünkü konumuz üzerine bir şeyler demek istiyorum:

Yukarıdaki eleştirinin yapıldığı dönemde TR’de renkli TV yoktu. Her evde de yoktu. Sadece radyo ile gazete haberlerinden öğrenilirdi ülke genelinde olanlar. Anadolu’nun birçok köşesinde ise Ozanlar, destancılar, aynı bugünkü Facebook, Twitter, Youtube hangi işlevi görüyorsa öyle idiler.

Sadece bu mu? Onlar, kökü çok öncelerine dayanan bir eleştiri, düşünme geleneğinin de sürdürücüleri idiler. Felsefi görüşlerin yayılmasında önemli bir konumda idiler. İnsanlara belli konuları bir dörtlükte açıklayıverirlerdi. O görüşler kulaktan kulağa, dilden dile yayılırdı.

İsa’dan önce 570-526 yıllarında yaşadığını Herodot’tan öğrendiğimiz Aisopos, yani bizdeki adı ile Ezop, bu geleneğin kurucularındandır. O dönemindeki totaliter iktidarları, halka söyleyeceklerini, hayvanlar aleminden seçtiklerini konuşturarak söyler, anlatırdı. Trakya’da, bugünkü Kdz. Ereğli’den Bodrum’a giden çizgideki o dönemde İonya denen bölgede yazdı, söyledi. Ne yazık ki Anadolu’da yazma geleneği zayıf olduğundan çok sonraları duyuldu. Yeri gelmişken aynı bölgede yaşamış olan Apuleius’u (M.S. 123-170) da anmak gerek. En üretken dönemini Anadolu’da yaşayan Apuleius, “Altın Eşek” adlı eseri ile daha o dönemde zirveye oturmuştur. Asıl adı “Metamorfozlar” yani “Dönüşümler” olan bu kitabında nasıl bir dil ustası olduğunu da göstermiştir. O bugün hala süregitmekte olan “Kızım sana diyorum, gelinim sen anla” deyişi gibi birçok deyişin de ustasıdır. Kitaba “Altın Eşek” adını Augustinus (M.S. 354-430) vermiştir. Bu kitap, ünlü yazar Boccacio’ya da “Decameron” adlı Avrupa’nın ilk erotik romanını yazarken kaynak görevi görmüştür. Bu gelenek, 1200 yıllarda Al Maarri ile devam etti. Ondan Dante’ye, daha sonra da birçok yazara örnek oldu. 1600 yıllarda Fransa’da La Fontaine onu örnek aldı. Eserleri Türkçe’ye çevrildi.

Hatta bu geleneğin, M.S. 800 de Mekke’de yaşadığı sanılan Arap mizahçısı Eş’eb’den, Nobel ödüllü Günter Grass’a kadar gittiğini bile söyleyebiliriz. Onun “Teneke Trampet” adlı romanı da bir destandır aslında.

Ama asıl olan, bu geleneğin doğduğu topraklarda yaşananlar, yaşatılanlar. Avrupa’da şiirin yerini nesir almaya başlatınca, bu ozanlık geleneği de zayıfladı. Eskiler, “Söz gider yazı kalır” derler. Ama Anadolu’da öyle olmadı.

Bedros Dağlıyan’ın deyişi ile, “Anadolu türkülerle ağladı, türkülerle güldü. Bağlamanın tellerine dokundukça dile geldi acılar. Dengbêjler köy köy gezdi anlattı.” (B.Dağlıyan. Yaralı Turna)

Anlattı Pir Sultan, anlattı Karacoğlan, Kaygusuz Abdal, Aşık Dertli, anlattı Dadaloğlu… Ta Aşık Veysel’e varana kadar.

Anadolu insanı bu ozanları dinledi, söyledi asırlar boyu. Onca zulme, yoksulluğa, savaşa, baskıya rağmen, bu sesler dinmedi. İşte budur bugünkü konumuz. Bu yaşama aşkı, bu insan, bu doğa sevgisidir. Bunu yaşatanlardır.

Dün, Aşık İhsani, Aşık Mahsuni, Baba Muharrem Ertaş, daha dün kaybettiğimiz Neşet Ertaş, adını anmadığımız niceleri bu geleneği devam ettirdiler. Onları da sevgiyle saygıyla anıyoruz.

Ozanlarımız, yukarıda Hüseyin Cevahir’in biraz umutsuzca dile getirdiği iki eleştirinin hedefi değillerdir. Onlar, benimsedikleri, içselleştirdikleri eleştiri, düşünme, felsefe yapma geleneğini devam ettirdiler. Olan, sadece araya giren teknoloji oldu(!). Bu sanal ormanda, gençlerimiz, bazen onların varlıklarını unutur gibi oldular.

Aşık dertli, şikayetini:

“Tellei sazdır bunun adı

Ne Ayet dinler ne kadı

Bunu çalan anlar kendi

Şeytan bunun neresinde” diyerek, saz çalmayı “şeytan işi” gören yobazlara seslendi.

Karacoğlan:

“Şu yalan dünyaya geldim geleli

Tas tas içtim ağuları sağ iken

Kahpe Felek vermez benim muradım

Viran oldum mor sümbüllü bağ iken” deyip kadere isyan eder,

Köroğlu:

“Yürün aslanlarım savaş edelim

Buna kavga derler bey ne paşa ne?” der,

“Mert dayanır namert kaçar

Meydan gümbür gümbürdenir

Şahlar şahı divan açar

Divan gümbür gümbürdenir” deyip şahlara beylere meydan okur,

Gevheri, sanki bugünkü bugünü anlatır:

“Hey ağalar zaman azdı

Düşmüşe il üşer oldu

Küllükte sürünen eşşek

Cins atla yarışır oldu.”

Aynı bugün gibi, o dönemde de Kadıların, yani Yüksek Hakimler Kurulu Başkanlarının bile rüşvet yediği dönemler olmuştur.

İşte Dertli bunlara:

“Abdest alsan aldın demez

Namaz kılsan kıldın demez

Kadı gibi haram yemez

Şeytan bunun neresinde?” diye sormuştur.

Kaygusuz Abdal ise:

“Bir kaz aldım ben kadıdan

Boynu da uzun borudan

Kırk abdal kanın kurudan

Kırk gün oldu kaynadırım kaynamaz” diyerek yolsuzluğun boyutunu sergilemiştir.

Tekrar Hüseyin Cevahir’e dönersek: Evet sevgili Hüseyin, haklısın. Okuyucu sayımız çoğaldı. Dediğin düzeyde eleştirmenler de henüz yok; ama ozanlarımız var. Onları dinleyenler var. Önemseyenler var. Okumaya yazmaya devam ediyoruz, edeceğiz.

Bu çalkantıda çıkan gürültü bizi yıldırmıyor.

Gene Kaygusuz Abdal’ın deyişi ile:

“Bu adem dedikleri

El ayakla baş değil

Adem manaya derler

Suret ile kaş değil.”

Yaşantımıza anlam veren, umudumuzu yeşerten ozanlarımıza sahip çıkacağız.

Onlardan biri de Turani Baba. Sessiz sedasız yazıyor eserlerini. Dadaloğlu soyundan. Arif Sağ, Musa Eroğlu, daha niceleri ile saz çaldı, söyledi. Bana göre Ozanlık Geleneği’nin günümüzdeki en güçlü sesi.

Turani Baba, ülkemizdeki kargaşayı nasıl gördüğünü:

“Gelin hele büyük konser oluyor

Sazı alan toplanmışlar ormana

Katır tempo tutmuş köpek uluyor

Hızı olan toplanmışlar ormana” diyerek dile getiriyor.

Ülkesinde olup bitenler onu derinden etkiliyor. “İnançlı” denen toplumların, nasıl olup da haksızlıklara göz yumduğuna bakıp, Tanrı’ya soruyor:

“Yaradan dedik yücelttik,

Gerçek sayın bir mi senin?

Asırlardır secde ettik,

Eğilmeyen ser mi senin?

Hani tektin, eşin yoktu,

Sıfatın yok, kaşın yoktu.

Ortağın yok, başın yoktu,

Yoksa işin sır mı senin?”

Bir şiirinde dediklerini okumama izin verin:

Engelleri aşıp geçtim evrimi

Nihayet toprakta yaptım devrimi

Yaşadıkça değiştirdim seyrimi

Her yönde okudum insan oğlunu

Gezdim tüm âlemi aklın sözüyle,

Çok şey inceledim beynin hızıyla

Neler neler gördüm ilmin gözüyle,

İzanda okudum insanoğlunu”

Evet, iyi ki ozanlarımız var. İyi ki bir Hüseyin Cevahir’imiz olmuş da edebi eksikliğimizi bize duyurmuş.

İyi ki Turani Baba aramızda, hala yazıyor, derdimizi, tasamızı, sevincimizi, umudumuzu dizeleriyle dile getiriyor.

Turani Baba’ya selam olsun.

Ölenlerin anısına saygı ile.

#Türkiyede #Ozanlık #OzanlarTurani #Baba

Krizler ve çözümler

Nasıl ki işsizliğe kalıcı çözüm, eşit ve onurlu bir yaşamın inşasının ön koşuluysa; Türkiye’nin demokratikleşmesi de Kürtlük ve Aleviliğin kalıcı çözüme kavuşmasından geçiyor

Herdem Fırat

Ortadoğu’da gündem her zaman çok yoğun olmuştur. Sistem krizinin en görünür olduğu coğrafyadır. Gelişmeler çok hızlıdır. Ancak bellek çok keskin ve derin olduğu için gelişmelerin değişime yansıması çok yavaştır. Bunun nedeni gelişmelerin unutkanlığı değil yani, olayların hızlı akışına belleğin aynı hızda yanıt verememesidir. Başka yerde alınan sonuçlar burada alınamıyor. Öyle ki en yetkin analistler bile son zamanda olayların seyrini ve sonuçlarını pek de doğru şekilde öngöremiyorlar. Güncel gelişmelere dayalı analizler gerçeği yansıtmamakla birlikte çözüm seçeneklerini de doğru geliştirmiyor. Tarihsel-toplumsal kodlar var: Nerdeyse tüm krizlerin ve çözümlerin dayandığı kodlar. Toplumların olduğu gibi devletlerin de kriz ve çözüm kodları var.

Türkiye, Ortadoğu ve Avrupa arasında bir köprü görevi gördüğünden dolayı gündemlerin yoğunluğu da daha fazla oluyor. Öyle bir yoğunluk var ki hangisine yetişecek diye insan bilemiyor. Savaş ve faşizm derken, ekonomik kriz eklendi. Ekonomik kriz derken seçim sürecine girildi. Seçimin arifesindeyken büyük bir deprem oldu. Daha deprem gündemi sıcaklığını korurken, son birkaç gündür özellikle deprem bölgesinde meydana gelen sel olayı tabloyu daha da ağırlaştırdı.

Hem deprem hem de sel iktidarın çürümüş yapısını görünür kıldı. Doğanın yapısını bozup rant alanına çevirmek bir yana iktidarın depremzede ve selzedelere yaklaşımı Fransız kraliçesinin “Ekmek yoksa pasta yesinler” söylemini aratmayacak boyuttadır. Tarım bakanının sel için “Birçok cana mal oldu ama toprak da suya doydu” sözleri çürümüşlüğü gözler önüne seriyor. Ölümleri her seferinde kadere bağlayıp işin içinden çıkan iktidar bu sefer öyle kolay kolay bu işin içinden çıkamaz.

Hem deprem hem de sel sonrası rant kavgası için doğanın nasıl tahrip edildiğini görünce aklıma bir Kızılderili sözü geldi: “Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak.” Tüm olanlara rağmen iktidar hala inşaatın yenmeyen bir şey olup olmadığını anlamış mıdır emin değilim.

Durumun vahametini anlamak için bu kadar bedel vermek zorunda mıydık diye sormadan edemiyor insan. Deprem bir doğa olayıdır. Deprem olmasın diyemezsin. Yağmur doğa olayıdır. Yağmur yağmasın diyemezsin. Ama depreme karşı önlemini alabilirsin. Aşırı yağmur yağmasına karşı önlem alabilirsin. Neden dağın başındaki evi su basmıyor? Deprem için asrın felaketi deniliyor. Binlerce enkazın yanında sağlam duran binaları da insan yapmadı mı? Demek ki ‘felaket’ sözü ancak insanın yaptıklarıyla açıklanacak bir şey. Doğa olayı için felaket demek doğru değildir. Eğer bir felaket varsa bu anca ve anca insanları çürük yapılara mahkum eden ve doğayı talan eden iktidarın kendisidir. Deprem sonrası herkes müteahhitleri suçlamaya başladı. Oysa müteahhide bu yetkiyi veren iktidar, denetleme mekanizması kuran iktidar, izin veren de iktidar.

Türkiye’nin de kriz ve çözümlerin dayandığı kodları var. Normal bir doğa olayı bile krize-kaosa dönüşüyor Türkiye’de. Türkiye o kadar derin toplumsal-siyasal sorunlar yaşıyor ki en normal durum bile ister istemez başka bir duruma dönüşüyor. Bunun nedeni toplumsal-siyasal sorunları baskılama ve yok sayma yaklaşımıdır. Ülkenin temel sorunlarını doğru tespit edip çözüm sunmamaktır.

Kapitalist modernite için işsizlik-fakirlik bir zorunluluktur. İç krizini verip çözümünü de bunun üzerinden üretiyor. Hiçbir zaman kalıcı bir işsizlik çözümü sunmaz. İşsizlik bir nevi varlık koşuludur. Aynı biçimde Türkiye’de de etnik ve dini varlıkların hakları devletin resmi ideolojisi için bir varlık nedenine dönüşmüş. Her şeyi halkların ve inançların kötü emellerine bağlayan resmi ideoloji kendi krizini ve çözümünü bunun üzerinden geliştiriyor. Kendi varlığını buna dayandırdığı için hep gerçek çözümün önünde engel oluyor.

Ülkede bu kadar çürümüşlüğün nedeni de resmi ideolojiye dayalı iş yapmaktır. Hele ki iktidarın ‘yerli ve milli’ sloganı her türlü gerçeğin üzerini örten mükemmel bir örtü olmaktadır. Depremde yıkılan binalar, selde su altında kalan yapılar; deprem anında çadır satan yardım kuruluşları da ‘milli ve yerli’nin ne kadar sağlam ve üretken olunduğunu gösterdi(!)

Türkiye Cumhuriyeti 100. yılında seçime gidiyor. Herkeste büyük bir değişim beklentisi varken bir bakıyorsun krizli yapının devamı için yine birileri ısrarla devreye giriyor. Meral Akşener cumhurbaşkanlığı adayı için anlaşmazlık yaşayınca masadan kalktı. Ama aradan birkaç gün geçtikten sonra formaliteden öteye geçmeyen bir yöntemle tekrar masaya döndü. Döndü dönmesine de… ilk söylediği neydi? ‘HDP’nin talepleri bu masaya gelemez?’ Madem talepleri masaya gelemez o zaman HDP’li seçmenlerden nasıl ve neye dayanarak oy isteyeceksin? Peki HDP’nin talepleri neler? Demokrasi, özgürlük, en temel hakların korunması, Kürt sorunun demokratik çözümü…

Akşener taleplerin içeriğinden birebir söz etmeden sadece düşmanlaştırılmış, terörize edilmiş haliyle yani resmi ideolojinin argümanıyla konuştu. Resmi ideoloji var olan iktidarın toplum üzerindeki etkisinin azaldığını görünce iktidara gelecek yeni adayın kontrol altında tutulması için kolları sıvadı. Akşener’den sonra şimdi de Mansur Yavaş sahneye sürülmüş. Şimdiye kadar olabildiğince siyasi söylemlerden uzak dura Yavaş ‘çözüm önerilerini’ sıralıyor ve işi yokuşa sürme peşinde olduğu görülüyor. Akşener ve Yavaş resmi ideolojinin kodlarını taşıyan ve savunan en güzide aktörler oldukları unutulmamalı. Kürtlerin Yavaş’ın adaylığına karşı çıkışlarının da ne kadar doğru olduğu ortaya çıkıyor.

Altılı masadaki krizin nedeni Kürt ve Alevi bir adaydı. Çözüm de Kürtlük ve Aleviliğin masadan tasfiyesi üzerindeydi. Yani şu söyleniyordu; “Kürt ve Alevi biri aday olabilir ama asla ve katiyen Kürtlük ve Alevilikten söz edilemez.” İşte bu yaklaşım Osmanlı’da başlayıp TC’de devam eden toplumsal-siyasal tüm sorunların nedenidir. Krizin de nedenidir. Sel ve depremde bu kadar büyük acılar yaşanmasının da nedenidir. Resmi ideoloji bu krizlerden beslenerek varlığını devam ediyor.

Nasıl ki işsizliğe kalıcı çözüm, eşit ve onurlu bir yaşamın inşasının ön koşuluysa; Türkiye’nin demokratikleşmesi de Kürtlük ve Aleviliğin kalıcı çözüme kavuşmasından geçiyor. (Kürtlük ve Alevilik derken diğer halkları ve inançları bunun dışında tutmuyorum. Sadece bir aday üzerinden dile getirildiğini için bunlara vurgu yapıyorum.) Yani kriz de belli çözüm de belli: Resmi ideolojinin kriz üreten ve varlığını sürdüren kodları kırmak.

#Krizler #çözümler

Riha’da sele kapılan çocuğun cenazesi bulundu

Riha’da yaşanan sel sırasında Cırcıp Deresi’nin sularına kapılan 11 yaşındaki Fatma’nın cenazesi 6 gün sonra bulundu

Riha’nın Serêkanîyê (Ceylanpınar) ilçesine bağlı Aynsirac kırsal mahallesinde etkili olan yağışlar nedeniyle Cırcıp Deresi’nin sularına kapılan 11 yaşındaki Fatma Sezer’in cenazesine 6 gün sonra ulaşıldı. Cırcıp Deresi’nin uzandığı Mêrdîn’in Qoser (Kızıltepe) ilçesine bağlı Mehêna kırsal mahallesinde sulara kapıldığı yerden yaklaşık 6 kilometre ötede bulunan Sezer’in cenazesi Ceylanpınar Devlet Hastanesi morguna kaldırıldı.

HABER MERKEZİ

#Rihada #sele #kapılan #çocuğun #cenazesi #bulundu

Japaonya’da Newroz kutlandı

Japonya’nın başkenti Tokyo’da bir araya gelen Kürtler ve dostları, Newroz’u kutladı

Japonya’nın başkenti Tokyo’da yaşayan Kürtler ve Japon dostları Newroz’u coşkulu bir şekilde kutladı. Başkent yakınındaki Akigase Parkı’nda yapılan Newroz kutlamasında 2 bini aşkın kişi katıldı.

Kürtler ve Japon dostlarının katıldığı kutlamaya Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar bir mesaj gönderirken, Demokratik Birlik Partisi (PYD) Eş Başkanı Salih Muslim ise çevirimiçi bağlanarak katıldı.

Kutlamada, Japon ve Kürt sanatçılardan oluşan Koma Dengê Jinên Japonyayê sahne aldı.

HABER MERKEZİ

#Japaonyada #Newroz #kutlandı

Bandırma’da Newroz: Bize bitti diyenler meydanlara baksınlar

Balıkesir’in Bandırma ilçesinde Newroz ateşi, yüzlerce kişinin katılımıyla yakıldı

Balıkesir Bandırma ilçesi Yüzüncü yıl Mahallesi’nde yüzlerce kişinin katılımıyla Newroz ateşi yakıldı. Kutlamaya, Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Erol Katırcıoğlu, HDP Merkez Yürütme Kurulu (MYK) Üyesi Turgut Çatar, Özgür Kadın Hareketi (TJA) aktivisti Eylem Saruca, Emek ve Özgürlük İttifakı temsilcilerinin yanı sıra ve çok sayıda kişi katıldı. Kadınlar, yöresel kıyafetleri ve taşıdıkları yeşil, kırmızı, sarı flamalarla alanı doldurdu. Newroz alanında “Newroz Piroz Be” pankartı asılırken, sık sık “Jîn Jiyan Azadî” sloganları yükseldi.

Depremde yaşamını yitirenlerin anısına bir dakikalık saygı duruşunun ardından sonra başlayan etkinlik, HDP Balıkesir İl Eşbaşkanı Gülay Çelik, yurttaşların Newroz’unu kutlayarak, 14 Mayıs seçimlerinde sandıklara sahip çıkma çağrısı yaptı.

‘Bize bitti diyenler meydanlara baksınlar’

Daha sonra söz alan Özgür Kadın Hareketi (TJA) aktivisti Eylem Saruca, bu ülkenin başına gelecek en büyük doğal afetin iktidar olduğunu belirterek sözlerine şöyle devam etti: “ Kadınlar buradayız ve bu topraklarda mücadele etmeye devam edeceğiz. Tüm dünyada yankılanan ‘Jin jiyan Azadi’ sesini yükseltmek için bir kez daha sizlerin huzurunda söz veriyoruz. Dayanışmayı ve birlikteliği büyüttüğümüz bu günlerde bizlerin ihtiyacı olan şey alanları doldurmaktır. Edirne’den Ardahan’a İzmir’den Hakkari’ye kadar tüm sokakları tüm meydanları doldurduk. Bizlere bitti diyenler bir kez daha bu meydanlara baksınlar ve bizim varlığımızı görsünler. Tecrit sisteminin sona ermesi tek ve en önemli talebimizdir. İktidarın faşizan politikalarına karşı demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü paradigma doğrultusunda bu halkın inşasını ve mücadelesini sürdürmeye devam edeceğiz.”

‘AKP’yi sandıklara gömeceğiz’

Son olarak konuşan HDP İstanbul Milletvekili Erol Katırcıoğlu ise yeni bir başlangıcın tam zamanı olduğunu kaydetti. 14 Mayıs’ta yapılacak seçimlere dikkati çeken Katırcıoğlu, “Yirmi yıldır bu ülkeyi yöneten iktidarın iktidarına sandıklar gömeceğiz. Bunun için güçlü bir birlikteliğe ihtiyacımız var. Biz bu ülkede savaş ve kavga istemiyoruz. Biz bu ülkede eşitlik ve özgürlük isteyen kendi anadilinde özgürce konuşan bir Türkiye istiyoruz. Bu yüzden bu sene Emek ve Özgürlük İttifakını oluşturduk. Gerçekten bizimle hareket eden herkesle birlikte 14 Mayıs’ta bu iktidarı sandıklara gömeceğiz. Şimdi de yeni bir başlangıç için özgürlük ateşini yakacağız ve yolumuza devam edeceğiz” diye belirtti.

HABER MERKEZİ

#Bandırmada #Newroz #Bize #bitti #diyenler #meydanlara #baksınlar

Afganistan’da 6.5 büyüklüğünde deprem

Afganistan’ın Hindukuş bölgesi merkezli 6.5 büyüklüğünde deprem oldu.

Avrupa Akdeniz Sismoloji Merkezi (EMSC) tarafından yapılan açıklamada, Afganistan’da yer alan Hindukuş Dağları bölgesinde 6.5 büyüklüğünde deprem meydana geldiği bildirildi.

Deprem Pakistan’da da hissedildi. Depremde can ve mal kaybının olup olmadığına dair henüz resmi açıklama yapılmadı.

DIŞ HABERLER

#Afganistanda #büyüklüğünde #deprem

Los Angeles’ta 65 bin okul çalışanı greve başladı

ABD’nin Los Angeles şehrinde 65 bin okul çalışanı 3 gün sürecek grev başlattı

Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) Hizmet Çalışanları Uluslararası Sendikası Yerel 99’a bağlı üyeler, yaklaşık bir yıldır süren görüşmelerin sonuçsuz kalması üzerine iş bırakma kararı aldı. Los Angeles’ta okul çalışanlarının üç gün sürecek grevi nedeniyle 422 bin öğrencinin bulunduğu bölgede dersler yapılamayacak.

Okullarda öğretmen yardımcısı, okul servisi sürücüsü, kantin ve temizlik görevlileri gibi eğitim dışı alanda destek hizmeti veren sendikaya bağlı 30 bin üye, 3 günlük greve gitti.

Grevi, Los Angeles Öğretmenler Birliği Sendikası da destekliyor.

Sendika, temsil ettiği 30 bin okul işçisi için yüzde 30’luk bir maaş artışı talep etti. Los Angeles Öğretmenler Sendikası da 35 bin üyesinden işçilerin greviyle dayanışma içinde olmalarını istedi.

Grev, bölgede iki büyük sendikanın ilk ortak iş bırakma eylemi olacak ve toplam 65 bin kişi greve katılacak.

DIŞ HABERLER

#Los #Angelesta #bin #okul #çalışanı #greve #başladı

Fransız siyasetçi Melenchon’dan Newroz mesajı: Kalbimiz sizinle

Amed Newrozu’na videolu mesaj gönderen Fransız siyasetçi Jean-Luc Melenchon, ‘Biz Fransızlar olarak, Kürtlerle toplumsal ve laik savaşta derinden bağlıyız. Bu yüzden bu yeni yıla girerken kalbimiz sizinle’ dedi

Boyun Eğmeyen Fransa (LFI) partisinin eski cumhurbaşkanı adayı Jean-Luc Melenchon, Amed Newrozu’na videolu mesaj gönderdi.

Melenchon, “İşte Kürtlerin yeni yılı. Size içtenlikle mutlu bir yeni yıl diliyorum. Biz Fransızlar olarak, Kürtlerle toplumsal ve laik savaşta derinden bağlıyız. Bu yüzden bu yeni yıla girerken kalbimiz sizinle” dedi.

‘Sevgimiz hepinizle’
AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Kürtlere yönelik baskı uyguladığını dile getiren Melenchon, mesajının devamında şu ifadelere yer verdi: “Bunun bir yolu özelde HDP’ye karşı ve genel olarak Kürt direnişinin tüm liderlerine karşı oluyor. Korkunç bir deprem oldu, çok fazla ölüm ve yıkım var. Sevgimiz hepinizle. Bunca yıldır birlikte çalıştığımız, kişisel dostlarımız olan, sizlerle. Dilerim, bu gelecek seçimler Türkiye halkı için olabildiğince karlı olur. Yani umarım bu seçimler, manevralardan ve çok şüpheli araçlardan arındırılmış olur. Çünkü her seferinde sayın Erdoğan, Türkiye demokrasisine karşı bu tür araçları kullanıyor.

Kürtlerin demokrasi hakkı vardır. Demokrasi, insan topluluğunu barışçıl bir şekilde örgütlemek için en doğal şeydir. Türkiye’de çatışmalar mı var? Evet, çatışmayla başa çıkmak demokrasinin doğasında var. Ama oylama ve tartışmalarla bunları çözmek çok daha basit ve onurlu. Erdoğan’ın genel olarak Türkiye halkına karşı ve özel olarak da Kürtlere yönelik düzenli aralıklarla şiddete başvurması gibi gerici gücün uyguladığı kalıcı şiddete başvurmaktan daha akıllıca. Dostlarım, yeni yılınızı kutlarım. Yani her birinizin kendini bulacağı bir yıl olmasını dilerim. Umarım bu yıl, Türkiye’ye ve Kürt halkına faydalı olur.”

HABER MERKEZİ

#Fransız #siyasetçi #Melenchondan #Newroz #mesajı #Kalbimiz #sizinle