Ana Sayfa Blog Sayfa 822

Futbol siyaset ilişkisi

Futbolu artık hiç kimse ‘sadece bir oyun’ olarak görmüyor. Futbolun küresel etkisi ve ticari çekiciliğinin olması herkesi ona ilgi göstermeye zorluyor

Tayyar Özbey*

Dünyada siyaset ile futbol ilişkisi her geçen gün güçlü bir hal alıyor. Devletler ve siyasetçiler zaman zaman futbol üzerinden kitlelere mesaj verme gereğini duyuyorlar. Kitlelerin futbola gösterdiği bu ilgi ve sempati sebebiyle siyasetçiler bu alanı her zaman için kullanışlı bir alan olarak görmüşlerdir. Bu anlamda futbol ve yaşamın diğer alanları arasındaki ilişkiyi göstermek için Simon Kuper 1994 yılında İngiltere’de “Futbol Asla Sadece Futbol Değildir”, yine Ajax taraftarı olduğunu dile getiren Simon Kuper, 2003’te “Ajax-Hollandalılar ve Savaş” adlı bir kitap daha yazdı. 2009 yılında ise Simon Kuper ve Stefan Szymanski ile birlikte “Futbolun Şifreleri” adlı kitabı piyasaya sürdüler. Bu kitaplar futbolun farklı yönünü ortaya koymakta ve futbola farklı bir perspektiften bakmamız gerektiğini anlatıyor. Futbolun nasıl siyaset için bir aparata dönüştüğünü göstermektedir.

Futbol, kitleleri yönlendirmede kullanılan etkili bir güç olması nedeniyle siyasette araçsallık yapmaktadır. Bu tutumun yanında başka hiçbir sosyal olayda görülemeyecek oranda, katılımcıları ve izleyicileri arasındaki yaş, cinsiyet, kültür ve sosyal sınıf farklılıklarını aşarak benzer duyguları harekete geçiren bir olgudur. Günümüzde spor, teknoloji, siyaset ve ekonominin aşırı iç içe geçişliğin en iyi örneklerinden birini teşkil etmektedir. Futbolu artık hiç kimse ‘sadece bir oyun’ olarak görmüyor. Futbolun küresel etkisi ve ticari çekiciliğinin olması herkesi ona ilgi göstermeye zorluyor. Önemli olan futbolun ayrışmaya ve çatışmaya mahal vermeden mecrasında devam etmesidir.

İspanya’nın Katalon bölgesinin başkenti Barselona’dır. Katalon bölgesinin merkezi İspanya hükümetiyle yaşadığı siyasi sorunlar nedeniyle zaman zaman Barselona futbol takımına yansımakta ve gerginliklerin yaşanmasına neden olmaktadır. Dolayısıyla futbolda yaşanan gelişmeler ve olaylar sebebiyle futbolun sadece futbol olmadığını, taraftarlarda sadece adrenalini yükselten ve heyecanla yaratan bir spor dalından öte milyonları besleyen ve ilgilendiren bir spor endüstriyeli olduğu hemen herkes hemfikirdir. Futbol bu endüstriyel faktörün yanında aynı zamanda siyasetle de yakın bir ilişki içindendir. Devletin derin yapıları devletin içindeki azınlıkları ve siyasi farklılıkları bastırmak için futbolu bir baskı aracı olarak kullandığı ya da siyasi düşüncelerinden o kitleyi uzaklaştırmak için zaman zaman bir araç olarak kullanmıştır. Onun için futbol devletin derin yapıları için kullanılabilecek güçlü bir aparattır. Siyahi futbolculara yönelik zaman zaman gelişen ırkçı saldırılar devletlerin zamanında sömürgelerini küçümsemek ve siyasi taleplerini engellemek için bu ırkçılık tohumunu ektiklerini unutmamak lazım. Bu tespitler futbol siyaset ve insan hakları ilişkisini ortaya koymakta olup, futbol ile birlikte başka birçok insani değerleri sorgular hale getiriyor. Öyle ki bazı müsabakalarda siyaset futbolun önüne geçen bir olguya dönüşü veriyor.

Türkiye ve dünyanın birçok ülkesinde yaşanan bazı toplumsal sorunlar futbol siyaset ikileminde bocalamalara ve yaşanan olaylarla birlikte siyaset daha çok konuşulur hale gelebiliyor. Daha önceki yıllarda Cizrespor futbolcularının ve teknik heyetlerinin Amedspor’un Bursa’da karşı karşıya kaldığı benzer bir durumu çoğu kez yaşaması ve saldırılara uğraması futbolun çirkin yüzünü ve ülkedeki ırkçılığı göstermek açısından önemlidir. Bu davranışlar futbolun birleştirici yanının olduğu gibi ayrıştırıcı ve ırkçı yanını göstermesi açısından önemlidir. Amedspor’un Bursa’da yaptığı maç öncesi ve sonrası karşı karşıya kaldığı şiddet sarmalı tam da yukarıda bahsettiğimiz durumun tespitidir. Devlet Bahçeli’nin grup toplantılarında yaşanan olayları destekler mahiyetteki açıklamaları ve mecliste bu müsabaka ile ilgili verilen soru önergeleri futbol siyaset ilişkisini net bir şekilde ortaya koymaktadır. Futbolun gerçekten sadece oynanan bir oyundan ibaret olmadığı gerçeğini bize göstermektedir. Bursa’da Bursalı taraftarların faili meçhul cinayetlerle özdeşleşen “Beyaz Toros” arabasının pankartını açması yine birçok insan hakkı ihlallerinin müsebbibi ve faili meçhul cinayetlerinin kapalı kutusu, korkulu yüzü ve aynı zamanda sembol isimlerinden “Yeşil”in fotoğraflı pankartının seyirciler arasında gösterilmesinin iyi organize edilmiş provokatif bir eylem olduğu aşikardır. Kesici ve yaralayıcı maddelerin ve o pankartların üst aramalara rağmen nasıl içeri koydukları kafalarda soru işaretlerinin belirmesine neden olmaktadır. “Yeşil” gibi faili meçhul cinayetlerin piyonu ve kara kutusu posterinin taşınması geçmişte yaşanmış acılı hafızayı Kürtlere yeniden hatırlatma ve şiddet üzerinden toplumu tehdit etme davranışıdır. Kitlenin bu eylemi göstermesi politize olmuş bilinçli bir eylem içinde olduklarının göstergesidir. Geçmişte yaşanmış olayların ne olduğunu Kürtlerin karşı karşıya kaldığı sorunların iyi bilindiği, bu sorunlar üzerinden can yakıcılığın nasıl tasarlandığını ve iyi organize olmuş bir kitleyi gördük. Futbolun sadece futbol olmadığını siyasetin çirkin yanına hizmet eden ve kitlelere mesaj verme eyleminde önemli bir rol oynadığını net bir şekilde görmüş olduk.

“Amed” ismi Diyarbakır’ın tarihsel ismidir. Amed ismi Kürt halkıyla özdeşleşen, toplumsal karşılık bulan ve giderek güçlenen bir kimliktir. Devlet Bahçeli’nin grup toplantısında “Amed” yoktur ve bu yaşanan olayları destekler mahiyetindeki açıklaması Amed’in temsil ettiği değerleri inkâr etme zihniyetinin doğal bir bakışıdır. Bu bakış onun siyasetten var olmasının nedenidir. Devlet Bahçeli’nin Bursaspor taraftarlarının Amedspor’a karşı taşkınlıklarını, şiddetini ve yaşananları desteklememesi ayağına kurşunu sıkmasıdır, desteklememesi o kitleyle bağını koparması demek. Çünkü bu şiddet politikaları onun düşüncesini besleyen ve var eden en önemli damardır. Bunlara arka çıkmaması kendini inkâr etme ve bu kitleyle bağını koparmadır.

Bu anlamda şiddet, faşizmin ideolojik kılıcı, tek çözüm yöntemi ve kendisini var etme nedenidir. Olaylara mahal veren şey zayıflayan faşist ideolojinin kendini bu şiddet zemini üzerinden tekrar konsolide etme isteğidir. İdeolojinin derinliği ve beslediği kitlenin pervasızlığı ve acımasızlığın başlıca nedeni karşısındaki gücün boyun eğmemesi ve giderek büyük bir güç kazanmasından kaynaklıdır.

Toplum; Bahçeli’nin neyi temsil ettiğini iyi görmeli, ortaklık yaptığı ittifaka verilecek her destek bu ideolojiyi büyütme, kendi inkarına ve bu kimliğinin uğradığı hakaretleri onaylamadır. Bu bağlamda toplumsal hafızayı güçlü ve canlı tutmak, birlikteliği artırmak esas politika olmalıdır.

Emniyetin bu şiddete zafiyet göstermesinin başlı başına birçok soru işareti barındırdığını söyleyebiliriz. Amedspor oyuncularının kente vardığı andan itibaren ve kaldığı otel önünde provokatif eylemlere rağmen herhangi önlemin alınmaması, yaşanan şiddet olaylarına rağmen maça ara vermemesi, Amedli yöneticilerin federasyon yöneticilerine ulaşamaması ve yaşanan bu olaylara rağmen federasyonun herhangi bir açıklamada bulunmaması yaşananları daha gizemli hale getiriyor. Bu tür olayların yaşanmasında organizasyonu düzenleyen federasyonun, ilin valisinin, emniyet yetkilisinin tavrı ve tutumları şiddet olaylarında belirleyici rol oynamaktadır.

Sonuç itibariyle futbolun sadece futbol olarak kalması, heyecan, tutku, zevk ve mutluluk veren, dostluk, birliktelik duygusunu geliştiren ve yaşatan bir alan olarak kalması başlıca temennimizdir. Futbolun bu temennide kalması için sorumluların görevini yerine getirmeleri, gerekli önlemleri almaları, futbolun ayrıştıran bir yöne evirilmesine izin vermemek sorumluların başlıca görevi olmalıdır.

* İnsan Hakları Derneği (İHD) Erzurum Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi

#Futbol #siyaset #ilişkisi

Newroz’un milyonlarla buluşma yolculuğu

PKK Lideri Abdullah Öcalan, Ankara’da ilk Newroz ateşini nasıl yaktıklarını, anlamını, dönemin koşullarını anlatıyor: Ülkemizin adını ağzımıza alalım mı? Herkes Doğu diyordu o zaman. Burası artık Kurdistan dedik. Samimiydik, inançlıydık. 1973 Newroz’u böyle karşılandı

Kürtlerin “yeniden doğuş” olarak nitelendirdiği Newroz’a sayılı günler kaldı. Engellemeler, saldırılar ve katliamlara rağmen Newroz ateşini yakmaktan vazgeçmeyen Kürtler, bu yıl bir kez daha “Her der Newroz, her dem azadî” ve “Newroz ateşiyle özgürlüğe” şiarıyla özgürlük taleplerini meydanlarda haykıracak.

Newroz’un kutlandığı tarih olan 21 Mart, 50 yıl önce 1973’te PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın Ankara’da bulunan Çubuk Barajı’nda Kürt gençlerini bir araya getirmesiyle farklı bir anlama kavuştu; bu tarihten sonra Kürtler için “yeniden doğuşun” anlamı oldu. Kürtlerin özgürlük mücadelesinin “işaret fişeği” olarak tanımlanmaya başladı. Yüzlerin bir araya geldiği meydanlarda, önce binler daha sonra milyonlar bir araya gelmeye başladı.
Öcalan, geçmiş dönemlerde yaptığı değerlendirmelerde Newroz sürecini genişçe ele alarak, direnişle özdeşleşen kutlamalara büyük önem atfetti. Öcalan, Newroz’u “diriliş, başkaldırı, isyan” olarak nitelendirdi.

Küçük bir grupla başladı

Abdullah Öcalan, 1994 yılında yaptığı değerlendirmelerde, küçük bir grubun az bir umutla ve çok az bir hazırlıkla 1973 yılının Newroz’unu karşılamaya çalıştıklarını belirterek, “Ülkemizin adını ağzımıza alalım mı? Herkes Doğu diyordu o zaman. Burası artık Kurdistan olsun dedik. Kitaplarda böyle sözcükler geçiyor. Birçok sol grup vardı, bir grup da bu ülke için olsun dedik. Ama birkaç kelimeden daha fazla bilgi dağarcığı yok, genel teorik uluslar üzerine çok şey söylüyor, ama biz nasıl bir ulusuz, nasıl bir ülkeyiz genel teori parti üzerine çok şey söylüyor, ama biz partileşmenin neresindeyiz, nasıl başlayacağız? Büyük bir sır var, cevabı oluşturmak gerçekten birkaç büyük cephe savaşından daha fazla sorumluluk isteyen, yaratıcılık isteyen bir savaş ister. İşte buna da kör-naçar girmeye çalışacaktık” diye anlattı.

Samimiyet, inanç…

Bu dönemde grup kurduklarını ifade eden Abdullah Öcalan, “Biraz o dürüstlüğümüz, o topraklara halen olan ilgimiz, o ‘beni unutma’ diyen dağlar, taşlar, kurtlar, kuşlar varsa devrim teorisi, varsa devrim partisi bize göre de ‘biraz oluşamaz mı?’ dedirtiyordu. Ve gerçekten ahım-şahım bir yanımız yoktu ama, bir soysuz gibi işte metropole kavuştum, yüksek okula da kapağı attım, hele de cebime sıcak paralar gelir deyip, gerçekten kendimi yere atmadım. Biraz daha ileri amaç, onun biraz daha genel düşüncesi ve biraz daha çıkara bulaşmamış arkadaşlık ilişkileri kurduk. Samimiydik, inançlıydık, artık güçlenmek de istiyorduk. 1973 Newroz’u böyle karşılandı. Dikkat edilirse anlamlı bir karşılayış, ülke adını ağzımıza alıyoruz, ayrıca sömürgedir diyoruz. İlk defa bu sözcükler çıkıyor. Ve bunun için bir de bağımsız bir grup yerindedir. Çünkü o zamanın Marksizm-Leninizm adına ahkam kesenler ufak bir grup oluşturmayı bile Marksizm’e ihanet sayıyorlardı. Biz bu anlamda ihanetse olsun dedik, kendi grubumuza yönelme gereği duyduk. Bunlar önemli gelişmelerdir” dedi.

Ulusal hareketin mayalanması

PKK Lideri, ulusal kurtuluş hareketinin ilk Newroz ateşinin yakıldığı Ankara’da mayalandığını belirterek, “Düşmanın kalesinde, Ankara’sında, Anıtkabir’in dibinde mayalandı, ulusal kurtuluşçu düşünce biraz ortaya çıktı, sosyalizmle tanışma, çağdaşlığın düşünce biçimleriyle tanışma gerçekleşti, dedim ya oburcasına, ne kadarını hazmeder demeden atıştırıyorduk ama, hiç olmazsa gerekli olanı özümseriz diyorduk. O yılları böyle değerlendirmek gerekiyor velhasıl ruhumuzu satmadığımızı düşünebilirim, söyleyebilirim. Bin bir yerden düzene bağlanmak istenilen kişiliğimizi satmamaya büyük özen gösterdiğimi belirtebilirim. Örneğin Diyarbakır’ın da beni yerel gerici mihraklara bağlamadığını söyleyebilirim. Biraz bağımsız, özgür kalmaya çalışıyoruz. Seni her taraftan yutmak isteyen, hele biraz memurlaştın mı, biraz böyle para gördün mü, biraz yüksekokul gördün mü her taraftan seni bağlamaya çalışan ve en kötüsü de senin kendi içindeki ihtiras, kendi içindeki o döneme göre çok tutkulu düzen içi yaşamın, paracıl yaşamın kendi geriliğine kalkarken, başkalarının yaşamına dört elle koşuşun seni götürebilirdi. Artık tesadüf müdür, istisna mıdır veya biraz yitirilmeyen bazı insani, halkımıza özgü yanlar mıdır bizi böyle tedbirli olmaya götürdü ve işte söylendiği gibi bir genel ülke lafı, bir sömürge lafı, bir grup niyeti öyle sanıyorum ki bu yıllara karşı bizi sigortalayan temel gerçekler oluyor” şeklinde konuştu.

İnsanlığın kazanılması

Abdullah Öcalan, insanlığın kolay kazanılmadığını ifade ederek, “Şerefli, onurlu olmak öyle sanıldığı gibi kolay değil. Kendine de karşı saygıyı yitirmek çok kolay, saygı kazanmak ise bu yıllarda çok zor. Her şey seni senden alıp götürüyor. Ama her şey bu yıllarda gerçekten seni senden alıp soğana çeviriyor ve sen zenginleşiyorum diyorsun müthiş köleleşiyorsun, özgürleşiyorum diyorsun görülmemiş ihaneti yaşıyorsun, bağımsızlaşıyorum ve böylece çağdaşlaşıyorum diyorsun. İlk çağın kölelerini anladık, prangaya vururlardı, pazarlarda alıp satarlardı ve sonuçları belliydi. Ama bu çağdaş kölelik, bu Kürt köleliğinin de gerçekten ne tarihte eşine rastlanıyor, ne de çağdaşlıkta böyle kölelik biçimlerine tanık oluyoruz. Onun gerçeği içinde yutulmamak, bu nedenle Ankara’sında yutulmamak çok önemli oluyor” ifadelerini kullandı.

Kurdistan uçuşuna hazırlandık

Kurdistan seyahatine giden süreci anlatan Abdullah Öcalan, şöyle devam etti: “O Ankara ki, TC’nin kuruluşundaki başkentinde ölüm fermanımızın çizildiği Ankara’dır. O 1925’lerin İstiklal Mahkemelerini çıkaran Ankara, Kürtlükten ne varsa olası bir gelişmenin önünü darağaçlarında bitirten bir Ankara. 1925’lerde, daha ilk kuruluşunda, o zayıf dönemde böyle olan 1970’lerde nasıl olur? Hele o geliştirdiği, çok çapul bile diyemeyeceğimiz, talan ekonomisiyle kendi halkını bile korkunç bir soyguna çeviren o asalak güruhuyla buradan nasıl sağlam çıkarsın. Onun hikayesini sizlere çok anlattım ve bu anlamda devrimci gençliğin eylemine yüksek değer biçtik. Türkiye devrimci gençliğinin eylemine de, onlardan olmaya da tereddüt etmedik, yeni dünyamızı onlarla da yaşamaya çalıştık. Fakat onların düzene bağlanışları köklü, kopuşları sınırlıydı. Bizimki öyle olamazdı. Yavaş yavaş kendi grubumuzla bir Kürdistan uçuşuna hazırlandık.

Tohum serpme hareketi

Diğer baharları bir tarafa bırakayım ama, benim 1977 baharını böyle bir uçuşla ve gerçekten ver elini Ağrı deyip geldiğimi çok iyi hatırlıyorum. Yani başında düzenin çok etkili bir Kürt ajanı var. Onu anayım mı, anmayayım mı bilemiyorum. Bir Ağrılı, Pilot diyorduk, sınırlı da olsa bir yurtseverlik düşüncesi var mıydı? Bu da araştırılmaya değer. Burada önemli olan; Ağrı Dağı eteklerindeki toplantıyı yaptığımızda, devletin gölgesinin bu kadar yakınında ama o dağın da gerçekten tam bir kutsallık ifade eden gerçeğinde bunun ne kadar ciddi bir adım olduğunun biraz farkındaydık. Şunu da söylüyordum; ‘Bu bir tohumlanma hareketidir. Ankara’da mayalandık, şimdi tohumlar saçılıyor, bundan sonra ölüm de gelse nasıl, ne biçimde gelirse gelsin, hiç umurumuzda bile değil’ ve başladık o zamanki Kürdistan seferine. Gerçekten tam bir tohum serpme hareketiydi. Ben işte oradan çıkış yaptım, Kars’ın içine, oradan Digor’a gittim. Orada küçük bir toplantı yaptım ve bazı yiğit çocuklar vardı. Bazıları şehit düştü ve halen savaşanlar da var.

Yaprak kıpıldamayan yıllar

Her an hatırlıyorum, şimdi oralar gerillanın yatağı haline de gelmiştir. Fakat anlamlıdır, yani biz geçtiğimizde bir yaprak bile kıpırdamıyordu. Orada baharı karşılıyoruz, Newroz’u karşılıyoruz. Faşist Erzurum’undan, biraz Erzincan’ından Dersim’ine geçerken kar altından böyle yeni yeni kar çiçekleri de çıkmış, bir şeyler söyler ama, bakacak halim bile yok. O da bir gerçek, yani o sert rüzgarlar altında bir çiçek çıksa bile neye yarar, neyi ifade edebilir? Yani bunu şunun için söylüyorum; biraz yaşamdan bahsediyorsunuz. Benim kendi gerçeğimde özellikle bir de bu yönlü gerçekçi olma durumum var. Çiçekleri anlamamak, yaşamın belirtilerini görmemek ne kelime, fakat gerçekleri de bir tarafa itmek pek anlamlı olmuyor. Hiçbir zaman o dönemde iyi bir çiçekçi olamadım, çiçeklere iyi bakamadım ama, hep çiçeklerin günün birinde iyi bakılması gerektiğinin farkındaydım.

Haki Karer’in hazırlığı

Dersim’i araştırdık, biraz görüştük, birkaç söz sarf ettik. Oradan bir Karakoçan toplantımız vardı. Diğer bağlamda 1 Mayıs’ta orada akşam bir katliam haberi gelir. İstanbul’un Taksim Meydanı’nda 37 emekçi bir provokasyonla katledildi. Oradan Diyarbakır’a uzanıyoruz bir 6 Mayıs toplantımız var, bu sefer Diyarbakır’ı biraz daha anlamlı kılabilecek bir toplantı. Ardından ver elini Antep, büyük şehidimizin oldukça coşkulu hazırladığı ve sabaha kadar gerçekten coşkusundan bir Newroz’u yaşar gibi, tutkusundan bir şey kaybetmeyen Haki yoldaşın sorumluluğunda biraz eylemle karşılanmış bir Antep, biraz grubun büyütüldüğü bir Antep gördük ve biz de sabaha kadar konuştuk. Ardından ver elini Ankara. Ne arıyorsun Ankara’da? Ölümü arıyoruz aslında. Ben gidip Kürdistan’da bunu yaptım, Ankara’da beni ne yaparsan yap diyordum ve nitekim daha on beş gün geçmeden Haki’nin şahadet haberi geldi. Bize cevap gelince anladık, yani idam fermanı verilmiş ve şurada-burada infazlar başlamış. Antep’e tekrar indik, şunun için söylüyorum; inerken sanki gök başımızın üstüne yığılıyor, yer yarılıyor içine giriyoruz.

Bir adım ileri…

Biraz duyarlı olanlar süreçlere böyle bakmak zorunda. Hiçbir hazırlığı yok, sadece ufak bir tohumlanma yapmışsın, en ufacık soğuk bir rüzgar kasıp kavurabilir ve nitekim kasıp kavurmaya da başlamış. Haki’nin cenazesini Türkiye’ye yolladık, o bir Karadeniz çocuğuydu. Daha sonra aile temelinde büyük bir düşmanlık da geliştirildi. Düzen böyle karşılık verdi, fakat gerçekten o tam bir arkadaştı. Anısı üzerine düşünme gereği duyduk ve madem bu güzel arkadaşımız uğruna şehit düşecek kadar kendini feda ediyor, biz o düşünceyi bir adım daha ileri götürelim ve partileştirelim dedik.”

Haber: Özgür Paksoy/MA

#Newrozun #milyonlarla #buluşma #yolculuğu

Kent kent Newroz programı

Bu yıl ‘Her der Newroz, her dem azadî’ şiarıyla gerçekleştirilecek Newroz’un programı netleşti

Her yıl milyonların katıldığı ve kitlesel kutlamalara sahne olan Newroz, bu yıl “Her der Newroz, her dem azadî” ve “Newroz ateşiyle özgürlüğe” şiarıyla gerçekleştirilecek. Mereş merkezli 6 Şubat’ta meydana gelen depremlerde yaşamını yitirenlere adanan 2023 Newrozu’nun startı, 10 Mart’ta Demokratik Toplum Kongresi (DTK), Özgür Kadın Hareketi (Tevgera Jinên Azad-TJA), Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) öncülüğünde Amed’te, 11 Mart’ta Halkların Demokratik Kongresi (HDK) ve HDP öncülüğünde İstanbul’da açıklanan deklarasyonlarla verildi.

İlk ateş Şemzînan’da

İsyan havasında 43 merkezde gerçekleştirilecek 2023 Newrozu’nun programı belirlendi. kutlamaların kent kent programı 2023 Newrozu’nun ilk ateşi, 15 Mart’ta Colemêrg’in Şemzînan (Şemdinli) ilçesinde yakılacak. 16 Mart’ta Halepçe Katliamı’nın yıldönümü dolayısıyla anma etkinlikleri gerçekleştirilecek. 17 Mart’ta da Mereş merkezli depremlerin 40’ıncı günü olması nedeniyle kutlama yapılmayacak. Newroz kutlamalarının finali ise 21 Mart’ta Amed’te gerçekleştirilecek. 43 merkezin yanı sıra tüm il, ilçe, köy ve beldelerde Newroz ateşi yakılarak, kutlamalar gerçekleştirilecek.

43 merkezde gerçekleştirilecek 2023 Newrozu’nun kent kent programı şöyle:

18 Mart

Colemêrg, Xarpêt-Dep (Karakoçan), Agırî-Panos, Muş-Kop (Bulanık), Aydın-Germencik

19 Mart

İstanbul, Wan, Mêrdîn-Qoser (Kızıltepe), Colemêrg-Gever (Yüksekova), Dêrsim, Çewlik, Êlih, Sêrt, Îdir, Mûş, Ankara, Mersin, Antalya, İzmir, Aydın, Muğla, Denizli, Manisa, Bursa, Tekirdağ, Balıkesir, Kocaeli-Gebze, Agirî-Bazîd (Doğubayazıt), Bedlîs-Tetwan (Tatvan), Sakarya-Arifiye

20 Mart

Qers, Agirî, Erdexan, Mêrdîn-Nisêbîn (Nusaybin), Erzirom-Qereyazî (Karayazı),

21 Mart

Amed, Şirnex-Cizîr (Cizre), Riha-Weranşar (Viranşehir), Çanakkale

HABER MERKEZİ

#Kent #kent #Newroz #programı

Ali Sunal: Çadır satmak, istifa etmemek normal mi, normal olan hesap sormak

Güldür Güldür Show’un dün yayınlanan bölümünde sahneye çıkan tiyatrocu Ali Sunal, deprem ile ilgili, ‘Çürük binalara imar affı vermek, çadır satmak, istifa etmemek normal mi; normal olan hesap sormak!’ dedi

Show TV’de yayınlanan Güldür Güldür Show’da sahneye çıkan tiyatrocu Ali Sunal, Mereş depremlerinde yaşananlara ilişkin konuşmasıyla sanal medyada gündem oldu.

“Çürük binalara imar affı vermek, böyle bir zamanda çadır satmak, bir kişinin bile sorumluluk hissedip istifa etmemesi normal mi?” diye soran Sunal, iktidarı eleştirerek, “Hayır, bu normal değil. Artık normal olan bir vatandaş olarak hesap sormak” diye konuştu.

Sunal’ın konuşması şöyle:

“Normalleşmenin peşindeyiz. Mesela fay hattına bina yapmak mıdır normal olan? Ya da depremden sonra arama kurtarmanın gecikmesi normal midir? Denetlenmemiş binalar, parayla satın alınan mimar diplomaları, beceriksiz müteahhitler, liyakatsiz görevliler normal midir? Çürük binalara imar affı verilmesi normal midir? Binlerce insanı ölüme göndermek normal midir? Ve böyle bir felaket sonrası bir kişinin bile sorumluluk hissedip ‘Arkadaş ben yanlış yaptım, özür diliyorum’ dememesi normal midir sizce? Hayır, bu normal değil. Artık normal olan bir vatandaş olarak hesap sormak. Artık normal olan her felaketi kadere bağlayanı değil o felaket olmadan önce bilimi dinlemektir. Bundan sonra normal olan yetki veren kişinin akrabasına, ailesine, partilisine, arkadaşına yaptırması değil, uzman olana yaptırmasıdır.”

HABER MERKEZİ

#Ali #Sunal #Çadır #satmak #istifa #etmemek #normal #normal #olan #hesap #sormak

Depremzedelere yüksek faturalar: 12 günlük fatura 800 TL

Amed’de deprem sonrası evlerinde kalmayan depremzedelere yüksek elektrik, su ve doğalgaz faturaları gönderildi

Mereş merkezi 6 Şubat’ta meydana gelen depremlerin yıkıma yol açtığı kentlerden Amed’de depremzedelere katlamalı elektrik, su ve doğalgaz faturaları kesildi. Bu süre içerisinde kimi çadırda kimi başka illere geçici yerleşen depremzedeler, önceki aylara oranla ikiye katlanan faturaları görünce şaşırdı.

Rezan (Bağlar) ilçesine bağlı Mevlana Halid Mahallesi Şengül-3 Apartmanında ikamet eden Emre Açam, depremde hasarlı binasını terk ettiğini, toplam 10 gün kalmadığı eve şişirilmiş faturalar geldiğini belirterek, “Depremde 10 gün Kırşehir’de, 10 gün de çadırda kaldık. Normal şartlarda aylık 300 TL gelen faturalar bu ay 450 TL’ye çıktı.İnsanlar perişan olmuş durumda, doğal afet ilan edildi, bu faturalar neyin nesi?” diye sordu.

Gidecek başka yeri olmadığı için hasarlı evine döndüğünü vurgulayan Açam, “Bir aydır Çevre, şehircilik ve İklim Değişikli Bakanlığı İl Müdürlüğü’nü evin hasarını incelemesi için bekliyoruz, ancak daha gelmediler. Kiralık ev arıyorum, bulamıyorum. Olan evler için 8 bin ile 9 bin TL arasında kira isteniyor” dedi.

12 günlük fatura 800 TL

Doğal afet ve benzeri olaylarda Avrupa ülkelerinde sosyal devlet anlayışının harekete geçtiğine dikkati çeken Orhan Bayık da, “Yaşanan depremden kaynaklı faturalar 45 gün olarak hesaplanmış ve 800 TL civarında geldi. Bu bir zulümdür. Sadece benim değil etrafıma kime sorduysam, gelen yüksek faturadan şikayetçidir. Gidilecek bir işimiz kalmadı, bu yükseklikteki faturaları nasıl ödeyelim. Umut ediyorum 2 ya sonra bunlardan kurtulacağız” diye konuştu.

Çaresizlikten hasarlı evine dönenlerden Eray Bilmez, “Dört kişilik bir aileyiz. Aylık elektrik doğalgaz faturası 350 ile 400 TL arası geliyordu. Depremde evimizde çatlaklar oluştuğu için sadece 12 gün kalabildik. Gelen fatura ise 800 TL” diye belirtti.

Depremden dolayı işini kaybeden ve eve ekmek götüremediği için faturayı nasıl ödeyeceğini düşünen Mesut Balta ise şunları ifade etti: “Doğalgaz faturam 662 TL, su faturası da 300 TL geldi. Her iki fatura da Şubat ayına ait, yani deprem ayına ait. İki fatura da 20 günlüktür. Evimize hasar nedeniyle giremiyorduk. Doğalgaz parasını ödeyemediğim için aboneliğini kapatmak istedim. Kapatmam için de faturayı ödemem gerekiyor. Çünkü iş güç yok. Bir de bu felaket oldu ve ben bu borcu ödeyemiyorum. Her gün sokaklardayız, gidecek yerimiz de yok. Ben eve ekmek götüremezken, nasıl bu faturayı ödeyeyim?”

Haber: Mehmet Güleş / MA

#Depremzedelere #yüksek #faturalar #günlük #fatura

Kırıkhanlılar: En büyük ihtiyacımız su

Deprem bölgesi Kırıkhan’da çadırlarda kalan halk içme suyuna ulaşamıyor

Hatay’a bağlı Kırıkhan ilçesi Gündüz Mahallesi’nde depremzedelerin kurdukları çadırlarda su sıkıntısı yaşanıyor. Evleri ağır hasarlı olduğu için İskenderun Caddesi üzerindeki çadırlarda kalan yurttaşlar, içme suyunun tedarik edilmesini istiyor.

Evlerinin yıkıldığını söyleyen ve gönüllülerin getirdiği suyu alan Sevim Hasan, “Çadırlarda kalıyoruz. Ama yardımları göremiyoruz. En büyük ihtiyacımız su. Suda zehirli madde var, içmeyin diyorlar. Hastalık yaratıyor. Çeşme suyunu içtiğim zaman kanser olacağım. AFAD yok. Allah kimseyi muhtaç etmesin. İnsanlık kalmamış, her gelen bir tekme vuruyor” diye konuştu.

Çadırlarda kalan Yüksel Demir adlı kadın ise, Kırıkhan için suyun en fazla ihtiyaç olduğunu söyledi. “Su olmazsa olmaz” diyen Demir, “Talebimiz su. Bize su gelmiyor. Bize en çok içecek su lazım. İtfaiye ile su geliyor ama o su içilmiyor. İçme suyu yok. İlk 5 günden sonra Kırıkhan’a su hiç gelmedi. Su istiyoruz” diyerek temel insani talebini haykırdı.

‘Çadır yok, korkarak evde kalıyoruz’

Sarsıntılardan korkarak yaşadıklarını belirten Kudret Karahalhaslı ise, çadır verilmediği için evinde yaşamak zorunda kaldığını ifade etti. Karahalhaslı, “Geçen deprem oldu, çadır olmadığından dolayı dışarı da kaldık ve hasta olacaktık. Muhtara başvurduk bize çadır getirsin diye. Muhtar bize ‘çadır ele geçmiyor’ dedi. Çadır olmadığından dolayı evde korka korka kalıyoruz. Bazı geceler yatamıyoruz. Bir şey olursa çocukları dışarı kaçırayım diye bekliyoruz” şeklinde konuştu.

Çadır ihtiyacının yanında suya da ihtiyaçları olduğunu söyleyen Karahalhaslı, “İçme suyumuz yok. İçme suyu lazım” şeklinde konuştu.

‘Susuz ve açız’

Duş almak, bulaşık ve çamaşır yıkamak için tankerle su getirilmesi gerektiğini belirten Hüseyin Hancıoğlu, “İçme suyu da istiyoruz. Yemeklere diğer suları kullanamıyoruz. Su sıkıntısı yaşıyoruz. Suyumuzu istiyoruz, başka derdimiz yok” diye konuştu.

Evi ve işyeri yıkılmasına rağmen devletten herhangi bir yetkilinin gelip durumlarını sormadığını söyleyen Murat Güler, “Türkiye Cumhuriyeti’nin o kadar büyük olduğuna inanır ve güvenirim. Ne AFAD’ı ne Kızılay’ı ne herhangi kimsesi gelip bir soru sormamış. Susuz ve açız. Su almaya, ekmek almaya kendi imkanlarımla gidiyorum” dedi.

Kurtlusoğuksu mevkiinde AFAD merkezi olduğunu ve orada her şey bulunmasına rağmen halka dağıtılmadığını söyleyen Güler, “Niye dağıtılmıyor. Kimler durduruyor. Askeriyede var diyoruz ‘Muhtarı getirin’ diyorlar. Muhtarı götürüyoruz, onu dahi içeri almıyorlar. Neden? Benim devletimi küçük düşürmek mi istiyorlar. Devleti yönetenler neden ilgilenmiyor? Hadi ben ulaşıyorum bir nebze ulaşamayan insanlar ne yapacak. Temizliğini yapamıyor. İhtiyacını göremiyor. Bu olabilecek birşey mi?” diye tepki gösterdi.

Yetkililerin her yere su ulaştığı açıklamalarını hatırlatan Güler, “Suyun, herşeyin bol olduğunu görüyorum, gözlemliyorum. Ama neden ulaşmıyor bu insanlara. Kurtlusoğuksu Fidan Çiftliğimizde gözümle gördüm. Ama hiçbir yetkiliye ulaşamıyoruz. Oradaki her şey neden bize ulaşmıyor. Ne Kızılay’ını gördük ne AFAD’ını. Hiç kimseyi görmedik” dedi.

Haber: Müjdat Can – Eylem Akdağ / MA

#Kırıkhanlılar #büyük #ihtiyacımız

İstanbul’da 9 gözaltı

İstanbul merkezli soruşturma kapsamında gazeteci Elif Bayburt’un da aralarında olduğu en az 9 kişi gözaltına alındı

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen bir soruşturma kapsamında İstanbul, Ankara ve Adana’da çok sayıda eve polis baskını düzenlendi.

Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) Parti Meclisi, Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF), Sosyalist Kadın Meclisi (SKM) üyeleri ve Etkin Haber Ajansı’ndan Elif Bayburt’un da aralarında bulunduğu en az 9 kişi gözaltına alındı.

İstanbul’da gözaltına alınan isimler, Vatan Caddesi’nde bulunan İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü. Gözaltı gerekçesi, avukat kısıtlığı kararı nedeniyle öğrenilemedi.

Gözaltına alınanların isimler şöyle: Deniz Aşe Akşar, Elif Bayburt, Tanya Kara, Okan Danacı, Senem Pektaş, Birkan Polat, Deniz Bahçeci, Can Papila, Devrim Barış.

Kaynak: MA

#İstanbulda #gözaltı

Jin Dergi ‘Afet yönetiminde cinsiyet ayrımı var!’ kapağı ile yayında

Her pazar yayımlanan web dergi Jin’in ikinci sayısı ‘Afet yönetiminde cinsiyet ayrımı var!’ manşetiyle okuyucu ile buluştu

Bu sayıda; Hicran Urun, ‘Afetler en çok kadınları etkilerken afet yönetimi neden cinsiyet körü?’ yazısında 6 Şubat Mereş depremleri ile birlikte yeniden gündeme gelen afet yönetimindeki cinsiyet eşitsizliğini ele alırken,  Ayşe Düzkan, ‘sermaye ve devlet iş başına, yalnızlarla da dayanışma’ yazısıyla kadınların güvenliğinin afet zamanlarında daha fazla azaldığına, böylesi zamanlarda devlet ve patriarkanın daha fazla ortaklaştığına vurgu yapıyor.

Oya Açan ise, ‘Depremde kadın olmak’ başlıklı yazısıyla deprem sürecinde yaşanan yokluk ve yoksunluğun yeni oluşmadığına, sistematik bir şekilde 20 yıldır devam ettiğine ancak afet dönemlerinde daha da derinleştiğine değiniyor.

Ayşegül Yılgör de, ‘Yeni bir hayat-Yeni bir ekonomi mümkün’ yazısında mevcut yönetim anlayışlarına karşılık yeni bir yaşamı kurmanın yollarına değiniyor.

Yeni sayıda yer alan isimlerden biri de tutuklu bulunan HDP Eski Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ.  Yüksekdağ cezaevinden ‘Yaşasın halkların dayanışması’ başlığı ile kaleme aldığı yazıda yıllardır tüm yönetimlerde ayrımcılığa uğrayan kadınların direnişle yaşamın her anını nasıl dönüştürdüğünü anlatıyor.

Selma Güngör ise, ‘Hygieia hâlâ derman’ yazısıyla deprem bölgesinde yaşanan hastalıklar için tedavi önerilerini kaleme alıyor.

Yeni sayıda yer alan başlıklar;

Afetler en çok kadınları etkilerken afet yönetimi neden cinsiyet körü? / Hicran Urun

sermaye ve devlet iş başına, yalnızlarla da dayanışma / ayşe düzkan

Depremde kadın olmak / Oya Açan

Yeni bir hayat-Yeni bir ekonomi mümkün / Ayşegül Yılgör

Yaşasın halkların dayanışması / Figen Yüksekdağ

Hygieia hâlâ derman / Selma Güngör

Yeni sayıda yer alan yazıları okumak için tıklayınız.

İSTANBUL

#Jin #Dergi #Afet #yönetiminde #cinsiyet #ayrımı #var #kapağı #ile #yayında

Adana’da 4 büyüklüğünde deprem

Adana’da 4 büyüklüğünde deprem meydana geldi.

AFAD, Adana Yüreğir’de 4 büyüklüğünde bir deprem meydana geldiğini açıkladı.

HABER MERKEZİ

#Adanada #büyüklüğünde #deprem

HDP’li eski vekil Binici tutuklandı

HDP önceki dönem milletvekili İbrahim Binici tutuklandı

Halkların Demokrarik Partisi (HDP) önceki dönem Riha Milletvekili İbrahim Binici tutuklandı. Evinden gözaltına alınan Binici, Çankaya İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü. Burada ifadesi alınan Binici, 2013 yılında Riha Viranşehir’de siyasi parti faaliyetleri kapsamında yaptığı bir konuşması nedeniyle yargılandığı Urfa 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nce verilen 1 yıl 18 aylık hapis cezasının kesinleşmesi üzerine tutuklanıp Sincan Cezaevi’ne götürüldü.

Binici’ye “propaganda” suçlamasıyla 2020’de verilen hapis cezası itiraz üzerine Yargıtay’a taşındı. Yargıtay verilen hapis cezasını Aralık 2022’de onayladı. Yargıtay tarafından verilen onama kararının ardından Binici, tutuklandı.

Binici, Kobanê Davası’ndan 9 ay tutukluluk sürecinden sonra 26 Haziran 2021’de tahliye olmuştu.

HABER MERKEZİ

#HDPli #eski #vekil #Binici #tutuklandı