Ana Sayfa Blog Sayfa 835

Jîna eylemlerine ‘Min jin im’ klibiyle destek

Rojhilat ve İran’da süren halk ayaklanmasına destek için Jîna Emînî Grubu ‘Min jin im’ klibi yayınladı

İran ve Rohilat kentlerinde geçtiğimiz Eylül ayında başlayan ve devam eden halk ayaklanmasına destekler de sürüyor. Süren halk isyanına destek amacıyla Jîna Emînî Grubu tarafından “Min jin in” ismi ile bir klip yayınlandı.

Mücadeleye destek olmak istedik

Kadın hakları aktivisti Bihar Munzur, resmi Facebook hesabından klibe ilişkin bir mesaj paylaşarak şunları ifade etti: “Doğu Kürdistan ve İran’ın diğer bölgelerinde özgürlük için mücadele edenlere destek olmak için Jîna Emînî grubuyla birlikte ‘Min jin im’ adlı klibi hazırladık. Bu çalışmada genel müdür olarak yer aldım ve dört aydır bunun için çalışıyoruz. Bu çalışmayı Dünya Kadınlar Günü’nde yayınladık.”

HABER MERKEZİ

#Jîna #eylemlerine #Min #jin #klibiyle #destek

Kılıçdaroğlu: Elbette HDP’yi ziyaret edeceğim

Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu, HDP’yi ziyaret edeceğini açıkladı

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı olarak açıklamasının ardından Halkların Demokratik Partisi (HDP) ile ilgili başlayan tartışmalara dair konuştu.

Halk TV’ye konuşan Kılıçdaroğlu, “HDP’yi ziyaret etmemde ne sakınca olabilir?” diye sordu.

‘Toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışıyoruz’

Kılıçdaroğlu, şunları söyledi: “Elbette HDP’yi de ziyaret edeceğim. Cumhurbaşkanı adayı olarak, tüm Türkiye’nin, 85 milyonun cumhurbaşkanı olacağım iddiasında biri olarak tüm partileri ziyaret etmem zaten demokrasinin gereğidir. HDP’yi ziyaret etmemde ne sakınca olabilir? Meclis’te HDP’li Başkan Vekili’nin yönetimi altında çalışıyoruz. Komisyonlarda HDP’li vekillerle birlikte çalışıyoruz. HDP’yi ziyaret etmem kadar doğal bir şey olamaz. Ben zaten toplumun bütün kesimlerine ulaşmaya çalışan bir anlayışa sahibim, bunu da uygulamaya çalıştım. Bu yönde çalışmalarım devam edecek.”

HABER MERKEZİ

 

#Kılıçdaroğlu #Elbette #HDPyi #ziyaret #edeceğim

Abdullah Öcalan: Newroz başkaldırıdır

‘Kürt ve Kürdistan adının kalmadığı bir dönemde Newroz ateşiyle insanlık ve kimliğin yeniden dirildiğini’ ifade eden Abdullah Öcalan, 21 Mart 1998’de Newroz ile ilgili ‘Direniş umutsuz olmaz’ değerlendirmesini yaptı

Demirci Kawa’nın zalim Asur Kralı Dehak’a karşı öncülük ettiği direnişle ilk olarak Milattan Önce (M.Ö.) 612 yılında yakılan Newroz ateşi, 2635’inci yılında Kürtlerin direnişiyle harlanıyor. Demirci Kawa’nın direnişi örgütlediği gün olan 21 Mart, 50 yıl önce Kürtler için yeniden doğuşun anlamı oldu. Kürtlerin özgürlük mücadelesinin “işaret fişeği” olarak tanımlanan ilk adım, 1973’te PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın Kürt gençlerini bir araya getirdiği Ankara’nın Çubuk Barajı’nda atıldı. 50 yıl önce Çubuk Barajı’nda yakılan ateş, Kürtlerin için yeniden doğuşun ve özgürlük bayramının başlangıcı oldu. Abdullah Öcalan ve 6 Kürt genci tarafından yakılan o ateş, 12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından Diyarbakır 5 Nolu Cezaevi’nde işkence ve baskılara karşı 21 Mart 1982’de Newroz gecesi PKK’nin öncü kadrolarından Mazlum Doğan’ın 3 kibrit çöpünü yakmasıyla, Kürtlerin direniş günü olarak simgeleşti. Kürt tarihine “Çağdaş Kawa” olarak geçen Mazlum Doğan’ın bu eylemi, bugün milyonların doldurduğu meydanlarda harlanıyor.

Diriliş Bayramı

Abdullah Öcalan’ın 50 yıl önce yaktığı ateş, Mazlum Doğan’ın bedeninde “Diriliş Bayramı” anlamını yükledi. Çubuk Barajı’nın kıyısında yakılan, Mazlum Doğan’ın bedeninde simgeleşen bu ateş, 50 yıldır Kurdistan ve Türkiye’nin dört bir yanına yayılarak, direniş ve diriliş ruhunu büyüttü. Nitekim PKK Lideri Abdullah Öcalan da Newroz’u Kürtler açısından diriliş, başkaldırı, isyan olarak tanımladı. Newroz’un özgür yaşam ısrarı olduğunu vurgulayan Abdullah Öcalan, 21 Mart 1998’de Newroz’un anlam ve önemi üzerine kapsamlı değerlendirmelerde bulundu.

25’inci yıl

Büyük tarihi düşüşün bir Mezopotamya Uygarlığı olan Med İmparatorluğu ile başladığını vurgulayan PKK Lideri, “2 bin 500 yıllık bir düşünün ardından her bir yılı bir yüzyılı bulan bu 25’inci yıl, gerçekten bir diriliş, kurtuluşa en yakın an oluyor. Tam düşünebilirsek, nerden geldiğimizi ve nasıl bir duruma sokulduğumuzu anlayabilirsek, nasıl olmamız gerektiğine dair düşünebilirsek, neler yapabileceğimizi kararlaştırırsak, yaşamın ölümden beter olacağını göreceğiz. Ve çıkacaksak kendi insanlığımıza, toprakla kaynaşmış özgürlük kimliğimize, bunun bir sınırlı nefes alışverişini bile ne kadar değerli olduğunu mutlaka takdir etmek gerekir” dedi.

Büyük umut savaşımı

Newroz’un Kürtler açısından bir diriliş olduğunun altını çizen Abdullah Öcalan, “Aynı zamanda bu korkunç bitişin, karanlığın eşiğindeki zayıf insanımızın kendine ‘Ben dürüst olacağım’ sözünü vermesi, hiçbir umut işaretinin olmadığı bir zamanda bile ‘Ben bu kimlikle bu söz için yaşayacağım’, ‘Gerekirse savaşacağım’ diyebilmesi işin özüdür. Başka türlü olmuyor. Kendim o günü şuan gibi hatırlıyorum. Düşmanların payitahtında, silik, iddiasız ve yutulma ile karşı karşıya olan bir gençlik döneminde, ben de sömürgeciliğin bütün çekici imkanlarıyla karşı karşıya iken, kendimize ait olan hiçbir şeyde ilgiye değmeyecek kadar geriyken, bitmişken, böylesi bir günde tercih yaptım. İmhacı sömürgeciliğin oldukça imkan dahiline giren yaşamına hayır dedim. Ne kadar hukuksuz, olanaksız ve belki de imkansız gibi gözüken bir özgürlük umuduna, herkesin mensupları da dahil hiç inanmadıkları belki her şeye bir anlam vererek, bir adım attık. Dünyada ve tarihte eşi yoktur. Biz bu kararı verdik. İki sözcükle olacaksa; ‘Ana topraklı ve kimlikli bir yaşam olmalı, yaşam olacaksa, özgür olmalı’ dedik. Ve gerçekten büyük umut savaşımına giriştik” diye belirtti.

Direniş umutsuz olmaz

Kürt ve Kürdistan adının kalmadığı bir dönemde Newroz ateşiyle insanlık ve kimliğin yeniden dirildiğini ifade eden Abdullah Öcalan, “Kimisi içinde kimisi dışında ama hepsi ilgilidir. Bu önemli bir gelişme ve kazanımdır. Diriliş bu olmadan olmaz, direniş umutsuz olmaz. Kurtuluşa daha zamanda olsa, önce bu gerekli. Güzel bir tespit, yerinde ve doğru bir adım. Bu yıllara o kadar iradeyle bağlandık ki yine kavgası o kadar soluk soluğa, o kadar nefes nefese, o kadar çelişkili, o kadar hırs ve kinli oldu ki bütün bunları öfkeyi müthiş kabartıyor. Ama öfkenin kabarması her bir hataya dönüşmezse, iyi bir kavga başlatıcısıdır. Kavga, anlamlı düzeyi ortaya çıkarmakta bir gelişmedir. Ben ne yapacağım, köleliğimizle zafer bile kazanmışız. Bana göre hiçbir işe yaramaz” diye konuştu.

Nasıl bir yaşam?

“Nasıl bir yaşam?” diye soran Abdullah Öcalan, şunları söyledi: “Bunu açığa çıkarmak, kurtuluştan daha değerlidir. Diriliş bunun acı sancılarıyla olmuştur. Nedir Newroz, gün ışığına çıkan çiçektir. Yaşama duruştur. Doğanın rengarenk açılışıdır. Bütün yaşam damarlarına kan yürümesidir. Diriliş için doğasında bir şey varsa, onun yeşillenmeye, çiçeklenmeye açma girişimidir. Ama birde bu Newroz günlerinde sert esen kasırgalar vardır. Bazen çiçekleri bile kasıp kavuran, meyveye kesilmek iddiasında olan meyve tohumlarını da yakan, onlar da içimizde yok mu? Var. Diriliş tohumlarını az mı kasıp kavurmaya zemin oluyoruz. Az mı kasıp, kavuruyoruz. Tarihi de güncelliğini de kasıp kavurmaları da ne kadar gerçekçi. Gerçeği olduğu gibi kabul etmek daha doğrudur. Biz her zaman şuna inanıyoruz. En son bir sözü şöyle söyledik. Hiçbir kanun özgür yaşam kanununun üstünde bir güce sahip olamaz. En büyük güç, kanun, özgür yaşam kanunudur” dedi.

Özgür yaşam iradesi

Anayasa’da en büyük kanun olan özgür yaşama yer verilmediğini belirten Abdullah Öcalan, şunları söyledi: “İlk çıkışımızda ben şunu söyledim; en büyük kanun özgür yaşam iradesidir. Ve galip gelen de tüm yönleriyle olması da budur. Bu yasalar, ölüm yasaları. En güçlüsüdür diyenler ve her gün bu yasaları kan kusturarak uygulayanlar, açıktan düşmanın ölüm yasaları kadar, bir de hainlerin, hiç özgürlüğü tanımayanların yasaları. Bir de çürümüş, kendisinin olamamış, kendisini tanımlayamamış, bir ilkenin ve bir özgürlük mücadelesinin sahibi olamamış siliklerin, maymunların yasaları. Bukalemun yasaları. O çok söylenen muğlak, en kutsal amacın karşısında bile bir türlü doğruya gelemeyenlerin yasaları. Onlar da çok güvendiler kendi yasalarına. Böylece 3 temel yasa koyucu açıktan, katliamcı yasa, hain yasa, düşkün, sinik, Bukalemun yasası karşımızdaydı. Biz de ‘Özgür yaşamın yasası olacak’ dedik. Ve bu yıllara bu yasayı dayattık. Ve görüyoruz ki bu yasa en güçlü yasadır.”

Özgürlüğün savaşçıları

“Özgürlük ağacının bağrındaki kurtçukları da perişan ediyoruz” diyen Abdullah Öcalan, şöyle devam etti: “Mezopotamya’da Hammurabi’nin yasaları da var. Asur’un en başta yasa koyucu olduğu bilinir. Korkunç yasalardı. Tarihte yasalar bu topraklarda doğdu. Gerçekten bir de özgürlüğün savaşçıları da vardı bu topraklarda. Gerici en katı Asur İmparatorluğu çözüldüğünde, yalnız Kürtlerin değil, Asur halkı da dahil bütün halkların bir özgürlüğü de başladı. Bu anlamda Mezopotamya bir özgürlükler ülkesi ve tarihidir. Demirci Kawa’dan Mazlum Doğan’a kadar çok soylu özgürlük savaşçıları vardır. Hallacı Mansur’lardan Pir Sultanlara, Sivas’ta yakılan Nesimi’lere hepsi bu toprağın özgürlük savaşçılarıdır. Ama gerçekten Türkiye şahsında en son kendini dile getiren, egemenlerin acımasız yasaları da vardır. Bunlar büyük bir savaşın içindeler. Biz bu savaşta yerimizi iyi dahil ettik. Halkların direniş tarafında yer almak, özgürlük yasalarına bağlı kalabilmek… İnsanlıkla burada başlayan özgür yaşama veya özgürlük tarihinin bu beşiğine bir kez daha sahiplik etmek, bağlı kalabilmek. Bize çok çekici geldi ve bugün bizi buraya getirdi. Mutluyuz, gerçek kutlamanın içindeyiz.”

Zekiyeler, Zilanlar, Ronahiler

PKK Lideri, Newroz’un Kürtler açısından önemine vurgu yaparak, “Bundan sonra bütün günler Newroz’dur. Geçen bütün günler, gerçekten Newrozlu günlerdi. Sözümüz buydu, çiğnetmedik. Fakat, zalimlerin dayattığı acılar, işkenceleri vardı. Kasıp kavurmaları vardı. Yaktılar nice insanları her türlü teknikle, silahla, işkenceyle yaktılar. İşte yüreğimiz diyor ki bu yakılanların anısına nasıl sahip çıkılacak. Zekiyeler, Zilanlar, Ronahiler bugünlerin büyük şehitleri olurken, aslında tam da ‘Özgür yaşam nasıldır?’ sorusuna ulaşmak için bunu yaptıklarını, bizzat sözlerinden, vasiyetlerinden biliyoruz. Mezopotamya, Zagrosların eteklerindeki yaşamın belirişi, bütün kutsal kitapların anlatmak istediği cennet ülkesi, Nuh’un tufan sonrası yeni yaşam alanı… Bu topraklarda oldum olası, insanlar özgürlük tutkularıyla yaşamışlar. Belki de hiçbir ülkedekine benzemez, belki de yazılan hiçbir kitaba da benzemez. Belki de kitapta dahi yazılmamıştır ama bir özgürlük savaşı vardır. Belki de kitabı tam yazılmamışsa, kurtuluşu tam olmadığı içindir. Yazılan kitaplar daha çok yarım kalan kitaplarsa, o da kurtuluşun tam olmamasındandır” şeklinde konuştu.

Tarihin özüne yanıt

Newroz’un tarihin özüne bir yanıt olduğunu belirten Abdullah Öcalan, “Kolay değil, insanın beşiğindeki insanın mezardan daha kötü bir yaşam tutsağı da demeyeceğim, yaşam dışılığını kabul etmesi çok zor. Burada insanlık dile geldi. Burada ilk kanunlar yazıldı. Burada ilk umutlar insanlar adına dile getirildi. Her toprağa dokunuşta bir eser meydana geldi. İlk hayvanlar evcilleştirildi. İlk bitkiler tahıl oldu ambarlara dolduruldu. İlk köyler burada kuruldu ve ilk şehirlerde. Devletler ilkin burada doğdu. Ve şiir, müzik ilkin burada yapıldı. Bütün insanlar ilk burada doğdular. Kimi yerde bir sınıf gerçeği oldu. Bir köleci imparatorluk oldu. Bir aşiret yasası oldu, halen tüm gücüyle sürüyor ama bir şey daha oldu. Sanki bütün bunlar olmamış gibi, bir silikliğin alanı oldu. İnsanlığın kimliği yok, umudu bile kalmadı. Nasıl oluyor bu büyük çelişki. Hem tüm ilklerin anayurdu hem de şimdi hiçbir eserin kalmayışı. Bu büyük çelişkiyi çözmek gerek. Gılgamış’ın büyük destanı. İlk arkadaşlığın oluştuğu yer. Şimdi en hainin yürüdüğü yer haline geldi. Hem de içimizden. Bunu çözmek gerek. Bu büyük tarih nasıl düştü?” diye sordu.

Haziniler kaybedildiği yerde aranır

PKK Lideri, bunun yeniden diriliş tarihi olacağını vurgulayarak, “İşte heyecanın kaynağı burasıdır. Hazineler kaybedildiği yerde aranır. İnsanlık doğduğu yerde kökleri üzerinde araştırılır ve bulunacaksa burada bulunur. Amerika’da bulunmaz. Rusya’da, Sibirya’da bulunmaz. Merkezi burasıdır. 25 yıldır insanı arıyoruz, önce kendi insanını. Ve bu insan ilk insandır. Ve belki de olacaksa doğrusu en son insanda o olacaktır. Olmak durumunda. Eğer yaşama selam duracaksa, Newroz gibi her şey yaşamla gülüşecekse, onun dilini yakalamak gerek. Onun için yaşam kolay değil. Kendim halen büyük bir yaşam arayıcısıyım. Her şeyi durdurdum. Hiçbir ön yargıya saptanmadan, hiçbir kalıba girmeden, hiçbir kesin yargıya da gitmeden hep anlamak, daha derin anlamak nedir, ne olmalıdır nasıl olmalıdır? İşte yoğunlaşma denilen olay bu. Kendimi kolay tanımlamamak. Hele kirli binlerce yılı bulan, bu özgür insanı tanınmaz hale getiren uygarlığı kendimde tanımlamamak, kendimde tanımamak, kendimde yaşamamak, kendimde yaşatmamak. Verilen tüm isimleri kendi ismim olarak almamak. Dayatılan tüm iradelerden kuşku duymak. Ve halen yaşamaya bile karar verememek, vermemek, verdirmemek. Olacaksa en doğrusu, en güzeli ve en buranın kök tarihine, beşikliğine uygun. Tıpkı Gılgamış’tan başlayan bütün bu yaşam arayışçılarının, ölümsüzlük peşinde koşanların gerçeğine sadık bir yaşam tanımı. Tam da yaraşan bu toprakların özgürlük insanına boğuluyor” ifadelerini kullandı.

Haber: Özgür Paksoy / MA

#Abdullah #Öcalan #Newroz #başkaldırıdır

HDP Çocuk Komisyonu: Bakanlık verileri çelişiyor, kayıp çocuklar nerede?

Deprem sonrası çocukların yaşadıkları sorunlara dair açıklama yapan HDP Çocuk Komisyonu, kayıp çocuk sayısı konusunda bakanlıların verilerindeki tutarsızlıklara işaret ederek, ‘Bir bakanlık 78 diyor bir bakanlık 213 diyor, 134 çocuk nerede peki?’ diye tepki gösterdi

Mereş (Maraş) merkezli depremlerin ardından çocukların yaşadıkları sorunlar ve yine refakatsiz depremzede çocukların tarikatlara verildiği gündemleri tartışılmaya devam ediyor.

Çocukların yaşadıkları sorunlara dair Halkların Demokratik Partisi (HDP) Çocuk Komisyonu Eş Sözcüleri Nuray Türkmen ve Hüseyin Kaçmaz HDP Genel Merkezi’nde basın toplantısı düzenledi.

İlk günden beri sahadayız

Toplantıda konuşan Kaçmaz, AFAD başta olmak üzere resmi kurumların depremde geç kaldığını vurgulayarak, yaşanan doğal afetin AKP-MHP iktidarı tarafından bir felakete dönüştürüldüğüne dikkat çekti. HDP’nin tüm birimleriyle depremin ilk gününden beri sahada olduğunu vurgulayan Kaçmaz, çocuk komisyonu olarak kendilerinin de sorunların tespiti için sahada olduklarını vurgulayarak, ihtiyaçlar noktasında ellerinden geleni yaptıklarını söyledi.

5 milyon çocuk depremden etkilendi

Depremin etkilediği kentlerde toplam 5 milyon çocuk olduğunu belirten Kaçmaz, “Bir başka ifadeyle deprem bölgesinde yaşayan toplam yaklaşık 15 milyonluk nüfusun 5 milyonu çocuktur. Bölgede deprem öncesinde yaşayan ve TÜİK verisi olan yaklaşık çocuk nüfusu dışında bu açıklama boyunca sizlerle paylaşacağımız sayısal verilerin hiçbiri net verileri ifade etmemektedir” diye konuştu.

Çocuklar günlerce soğukta kaldı

Deprem sonrası toplam 2 milyon insanın göç ettiğini ancak göç eden çocuklara dair bir veri olmadığını belirten Kaçmaz, Kızılay’ın depremzedeler için olan çadırları satmasını hatırlatarak, milyonlarca çocuğun kış koşullarında soğuk havada bırakıldığına vurgu yaptı.

Bakanlıklar birbiriyle çelişiyor

AKP’nin 20 yıllık iktidarında “çocuk düşmanı” politikalar izlediğini vurgulayan Kaçmaz, depremde kaybolan ya da refakatçisi olmayan çocukların akıbetine dair ise şunları söyledi: “Aile ve Sosyal Hizmetleri Bakanlığı ile Emniyet Genel Müdürlüğü verileri arasında büyük bir tutarsızlık yansıdı dün yapılan toplantıya. Aile Bakanlığının 79 refakatsiz/kimliği tespit edilemeyen diye paylaştığı çocuk sayısı bakanlığın resmi internet sitesinde aynı gün 78 olarak yazılmıştır. Toplantıda İçişleri Bakanlığı 213 refakatsiz ve kimliği tespit edilemeyen çocuğun olduğu bilgisini paylaştı. Gördüğünüz üzere Aile Bakanlığı 79 sayısını paylaşırken, İçişleri Bakanlığı 213 refakatsiz çocuktan bahsediyor. Bu denli önemli bir meselede İçişleri Bakanlığı ve Aile Sosyal Hizmetler Bakanlığı arasındaki refakatsiz, kimliksiz çocuk sayısı farkı kabul edilemez bir durumdur. ”

134 çocuk nerde?

Kaçmaz, “Yine İçişleri Bakanlığı yetkilileri 213 kimliksiz/refakatsiz çocuk olduğunu belirtiyor. Sayılar arasındaki bu tutarsızlık yani 134 kimliksiz/refakatsiz çocuk farkı ortaya çıkınca bakanlıklar farkın nedeni anlık değişimlere bağlayarak durumun garabetini ve vahametini gizlemeye çalışıyor. Nasıl bir anlık gelişme ise sadece bir kaç sayı oynamıyor, 134 çocuk bakanlıklar arasında bir fark olarak ortaya çıkıyor. ”

Kimliksiz bebekler ne olacak?

“Kayıp, refakatsiz ve kimliği tespit edilemeyen çocuk sayısı kaçtır ve kayıp çocuklar nerededir”, “137 kimliksiz bebeğin durumu ne olacaktır” ve “Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı konuyla ilgili hangi çalışmaları yürütmektedir” sorularını yönelten Nuray Türkmen ise, “Onlar sayı derken üstelik yanlış sayıları açıklarken biz insan diyoruz. Çocuk diyoruz. Komisyon toplantısında dile getirilen önemli bir konu da refakatsiz, kimliği bilinmeyen 0-1 yaşa arası 137 bebeğin varlığının gerçekliğidir” vurgusu yaparak sürecin takipçisi olacaklarını söyledi.

Türkmen, dayanışma çalışmalarının ve çocuklara yönelik projelerinin süreceğini vurgulayarak konuşmasına son verdi.

ANKARA

#HDP #Çocuk #Komisyonu #Bakanlık #verileri #çelişiyor #kayıp #çocuklar #nerede

Beşiktaş İskelesi ’emniyet tedbiri’ nedeniyle kapatıldı: Nedeni belirsiz

İstanbul Valiliği, ’emniyet tedbirleri’ sebebiyle Beşiktaş Barbaros Hayrettin Paşa iskelesini 15.00’e kadar kapattı

İstanbul’da deniz ulaşımını düzenleyen İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) bağlı Şehir Hatları, Beşiktaş Barbaros Hayrettin Paşa iskelesinin 4 saat boyunca kapanacağını duyurdu.

Kararın, İstanbul Valiliği’nin aldığı ‘güvenlik tedbirleri’ sebebiyle olduğu ifade edildi. Valilik, ne için emniyet tedbiri alındığını kamuoyuyla paylaşmadı.

Saat 15.00’e kadar iskele kapalı kalacağı için, seferler Tarihi Beşiktaş İskelesi’nden düzenlenecek.

İSTANBUL

#Beşiktaş #İskelesi #emniyet #tedbiri #nedeniyle #kapatıldı #Nedeni #belirsiz

Qers ve Agirî’de şap tehlikesi: Hayvan pazarları kapatıldı

Qers ve Agirî’de şap hastalığı nedeniyle hayvan pazarları kapatıldı

Qers ve Agirî’de hayvan pazarı şap hastalığı olan SAT-2 varyantı nedeniyle kapatıldı. Dün Agirî’de Tarım ve Orman Bakanlığı Hayvan Sağlığı Müdürlüğü tarafından kapatılan hayvan pazarı, 20 ile 25 gün arasında kapalı olacak. Qers’te ise bugün Kars ve Selim Belediyesi Hayvan Pazarları kapatıldı. Qers’teki hayvan pazarlarının ne zaman açılacağına dair ise bir bilgi edinilemedi.

QERS

#Qers #Agirîde #şap #tehlikesi #Hayvan #pazarları #kapatıldı

HDP’den kadınlar için kanun teklifi: 8 Mart tatil olsun

HDP Kadın Meclisi Sözcüsü Ayşe Acar Başaran, 8 Mart dolayısıyla verdiği kanun teklifinde, bugünün tatil olmasını isterken, kadınların ped gibi hijyen ürünlerine de ücretsiz ulaşmasını talep etti

Deprem, baskı ve yaklaşan seçimlerin gölgesinde tüm engellere rağmen kadınların sahada olduğu 8 Mart dolayısıyla Halkların Demokratik Partisi (HDP) Êlih (Batman) Milletvekili ve Kadın Meclisi Sözcüsü Ayşe Acar Başaran, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nün resmi tatil olmasına, ped ve tamponların ücretsiz olmasına ilişkin Meclis’e paket kanun teklifi sundu.

Kadınlar hijyen ürünlerine ulaşabilsin

“17.03.1981 Tarih ve 2429 Sayılı Bayram ve Genel Tatiller Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” olarak sunulan teklifinin gerekçesinde, kadınların birçok hayati sorunla yüz yüze olduğu vurgulanarak, yıllardır süren mücadeleye saygı olarak 8 Mart’ın tatil olması istendi. Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nda değişiklik yapılmasına ilişkin kanun teklifi” gerekçesinde ise regl yoksulluğu ve kadınların hijyenik pedlere ulaşamamasındaki sorunlara dikkat çekilerek, özellikle yaşanan depremde bunun öneminin bir kez daha anlaşıldığı belirtildi.

Kadınların özgün ihtiyaçları karşılanmadı

Başaran ayrıca “Afetin ilk anından itibaren kadınların yaşadığı sorunların tespiti, alınması gereken tedbirlerin, izlenmesi gereken politikaların belirlenmesi amacıyla” Meclis’e araştırma önergesi verdi. Önergede, kadınların deprem bölgelerinde özgün ihtiyaçlarını karşılayamadığı, güvenli alanlarda kalamadıkları, kendilerini ve çocuklarını istismardan korumak için nöbet tuttukları belirtildi.

Yardımlar herkese ulaşmadı

Kadınların barınma ve şiddet sorununa dikkat çekilen, güvenlik açısından ciddi risklerle karşı karşıya oldukları belirtilen önergede, yardımlara ulaşmada mülteci, engelli ve ve LGBTİ+ların sorunlar yaşadığı da belirtildi.

Önergede depremin üzerinden bir ay geçmesine rağmen kadınların gıda, barınma ve giyim ihtiyaçlarının henüz karşılanmadığı belirtilerek, cezaevlerindeki kadınların durumuna da dikkat çekildi. Önergede, “OHAL süreci kapsamında verilen görüş yasaklarıyla tutuklu/hükümlü kadınlara işkence edilmiştir” denilerek sorunların tespiti için araştırma komisyonu kullanılması gerektiği belirtildi.

ANKARA

#HDPden #kadınlar #için #kanun #teklifi #Mart #tatil #olsun

Freedom House’tan seçim uyarısı: Türkiye incelenmeli

Freedom House, Türkiye’nin ‘Özgür Olmayan Ülke’ kategorisinde olduğunu söyleyerek seçimler konusunda uyarılarda bulundu: Türkiye incelenmeli

ABD merkezli düşünce kuruluşu Freedom House, Türkiye’de seçimlere dikkat çeken “Demokrasi Mücadelesinde 50. Yıl” başlıklı raporunu açıkladı.

Buna göre Türkiye özgür olmayan ülkeler kategorisinde değerlendirildi. Raporda seçimlere ve ‘Dezenformasyon yasasına’ da bir başlık ayrıldı ve iktidarın politikaları nedeniyle Türkiye’nin izlenmesi gerektiğini vurguladı.  

Türkiye 5 yıldır ‘Özgür Olmayan Ülke’ statüsünde

Türkiye’yi “Özgür Olmayan Ülke” kategorisinde değerlendiren rapor, Türkiye’de 2016 darbe girişiminin siyasi haklar ve sivil özgürlükleri uzunca bir süredir gölgelediğine dikkat çekti. Rapor,  ayrıca “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve AKP olayı, kilit demokratik kontrol ve dengelerin kaldırılmasını ve siyasi rakiplerin tasfiye edilmesini haklı çıkarmak için kullandı” ifadelerine yer verildi. 2018 yılına kadar Türkiye’yi raporda “Kısmen Özgür Ülke” olarak değerlendiren Freedom House, yıllık raporunda ilk kez 2018’de statüsü “Kısmen Özgür Ülke” kategorisinden “Özgür Olmayan Ülke” kategorisine düşürdü ve 2018’den bu yana Türkiye “Özgür Olmayan Ülke” olarak sınıflandırılıyor.

Seçim uyarısı 

Türkiye’nin bu yıl önemli bir seçime hazırlandığını not düşen rapor, geçen yıl seçim kanununda yapılan değişiklikler ile hükümetin seçim sonuçlarına gelen itirazları değerlendirecek hakimlerin belirlenmesini kontrol edeceğine dikkat çekti. Ayrıca raporda, geçen yıl yürürlüğe giren “dezenformasyon yasasıyla” muhalefetin kampanyalarının ve bağımsız medyanın daha fazla baskıya uğrayabileceği değerlendirmesi yapıldı. 2022’deki bu gelişmeler nedeniyle Türkiye, 2023’te özellikle incelenmesi gereken ülkeler listesinde yer aldı.

HABER MERKEZİ

 

#Freedom #Housetan #seçim #uyarısı #Türkiye #incelenmeli

DFG ve MKGP’den açıklama: Gazetecilerin tutukluluğu infaza dönüştü

Basın açıklaması ile tutuklu gazetecilerin 9 aydır iddianamesinin hazırlanmamasına tepki gösteren DFG ve MKGP, tutukluluk sürecinin bir infaza dönüştüğüne dikkat çekerek, ‘Hani tutuklu yargılanma istisna, tutuksuz yargılanma esastı’ dedi

Amed’de 8 Haziran’da düzenlenen operasyonda 20’si gazeteci 22 kişi gözaltına alındı. Operasyonda gazetecilerin evleriyle birlikte çalıştıkları Pel, Piya ve Ari isimli yapım şirketleri ile JINNEWS bürosunda da arama yapıldı.

Piya ve Ari Yapım’da 30 günü aşkın süre “arama” adı altında polis ablukası sürdü, çalışanlarının dahi binaya girmesine izin verilmedi. 8 gün süren gözaltının ardından Diyarbakır Adliyesi’ne çıkartılan gazetecilerden 16’sı tutuklandı. Gazetecilerin tutukluluğunun üzerinden 9 ay geçmesine rağmen henüz iddianameleri çıkmadı.

Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) ve Mezopotamya Kadın Gazeteciler Derneği (MKGP), gazetecilerin tutukluluğunun üzerinden 9 ay geçmesine rağmen iddianame hazırlanmamasını Diyarbakır Adliyesi önünde bir araya gelerek protesto etti.

“Özgür basın susturulmaz” pankartının açıldığı açıklamada tutuklu gazetecilerin fotografları taşındı. Tutuklu Gazetecilerin aileri ve HDP Milletvekili Remziye Tosun’un da katıldığı açıklamanın Türkçesini DFG yönetcisi Cuma Daş, Kürtçesini ise MKGP üyesi Rozo Metina okudu.

İddianame neden hazırlanmıyor

Açıklamayı okuyan Cuma Daş, 16 gazetecinin tutukluluğu üzerinden 9 ay geçmesine rağmen ortada hazırlanmış bir iddianamenin olmadığını söyledi. Tutukluluk süresinin bir işkenceye ve yargısız infaza dönüştüğüne dikkat çeken Daş, “Bu işkenceyi ortadan kaldırmaktan sorumlu dosya savcısı, bu haksız tutukluluk süresine kılıf aramaya çalışmaktadır. ‘Dijital dokümanlar çok fazla’ gerekçesi uyduran savcıya soruyoruz: ‘Gazetecilerin bunca süre tutuklu kalması çok fazla değil mi?’ Arkadaşlarımız gözaltındayken yandaş medyada algı yaratmak için servis edilen haberlerde, 80 saatlik program dökümlerinin incelendiği belirtilmiş ve buradan örgütsel bağ kurulduğu iddia edilmişti. Belli ki o 80 saatlik program dökümünden ‘örgüt üyeliği’ çıkartamayan savcı bu kez de farklı dijital doküman arayışlarına girmiştir. Savcı, bir ayını geride bırakan depremi gerekçe yaparak, dijital dokümanların eline ulaşmamasını Emniyet İl Müdürlüğü binasının hasar görmesine bağladı. Peki, depremden önceki 8 ay boyunca ne yaptınız, neden hazırlamadınız?” diye sordu.

Bırakın bahaneyi

Dosya savcısının bu tutumunun iddianameyi savcının değil de polisin hazırladığına işaret ettiğini söyleyen Daş, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın bu duruma müdahale etmesi gerekirken, “Dijital dokümanlar çok fazla” gerekçesine sığındığını söyledi.

Savcılığın bahaneleri bırakıp iddianameyi hazırlamasını isteyen Daş, “Bırakın bu bahaneyi; bu kadar kapsamlı olduğunu söylediğiniz bu soruşturmanın savcısını neden diğer dosyalardan muaf tutmuyorsunuz? Neden bu dosyaya tek kişinin yargılandığı bir dosya muamelesi yapıyorsunuz? Diyelim ki “dijital dokümanlar çok fazla’, bırakın tüm meslektaşlarımızı ve iddianameyi öyle hazırlayın. Hani tutuklu yargılanma istisna, tutuksuz yargılanma esastı!” diye konuştu.

Tutuklama cezalandırmaya dönüştü

16 gazetecinin 9 aydır cezaevinde olmasının bir cezalandırmaya dönüştüğüne vurgu yapan Daş, bu durumun seçimlere giderken enkaz olup halkın üstüne çöken siyasal iktidardan bağımsız olmadığını bildiklerini söyledi. Savcı ve hakimlere seslenen Daş, “Bugün olan, yarın olmayacak olan iktidarın talimatıyla hareket etmeyi bırakın, bu yanlıştan dönün, haksız ve hukuksuz uygulamadan vazgeçin. Gazetecileri sırf iktidarın güdümünde yayın yapmadıkları için yargılamayın. 16 gazeteci arkadaşımızı derhal tahliye edin ve iddianamelerini hazırlayın” diye konuştu.

HABER MERKEZİ

#DFG #MKGPden #açıklama #Gazetecilerin #tutukluluğu #infaza #dönüştü

HDP’nin sözlü savunma tarihi ertelendi

AYM HDP’nin sözlü savunma tarihini erteledi

Anayasa Mahkemesi (AYM), Halkların Demokratik Partisi (HDP) kapatma davasında sözlü savunmanın tarihini partinin talebi üzerine erteledi.

Yüksek Mahkeme, HDP’nin kapatma davasına ilişkin sözlü savunmayı 11 Nisan’da yapmasını kararlaştırdı. Daha önce bu tarih 14 Mart’ta kararlaştırmıştı.

Ayrıntılar geliyor…

 

 

#HDPnin #sözlü #savunma #tarihi #ertelendi