Ana Sayfa Blog Sayfa 86

Genç Alevi, Colânî Hapishanelerinde İşkenceyle Hayatını Kaybetti

Tartus kırsalındaki Safsafa bölgesinden genç Alevi Tahir Shaddoud, Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) lideri Ebu Muhammed el-Colânî’ye bağlı gruplar tarafından gözaltına alındıktan kısa bir süre sonra yaşamını yitirdi. Yerel kaynaklar, Shaddoud’un ağır işkenceye maruz kaldığını ve cezaevi içinde hayatını kaybettiğini bildirdi.

Colânî’ye bağlı selefi grupların, son dönemde Alevi kimliğine sahip gençleri keyfi olarak gözaltına aldığı ifade ediliyor. Gözaltına alınan birçok kişinin akıbetinin belirsiz olduğu, bazı tutukluların işkence altında yaşamını yitirdiği kaydediliyor. Shaddoud’un ailesine, ölümünden günler sonra cezaevi yönetimi tarafından bilgi verildiği, cesedinin üzerinde işkence izlerinin bulunduğu belirtildi.

HTŞ, Suriye iç savaşı boyunca özellikle Alevi, Dürzi ve Hristiyan topluluklara yönelik sistematik şiddet ve infazlarla gündeme geldi. Uluslararası insan hakları kuruluşları, örgütün kontrol ettiği bölgelerde yargısız infazlar ve mezhepsel temizlik politikalarına dair çok sayıda belge yayımladı.

Yerel insan hakları savunucuları, Tahir Shaddoud’un ölümünün münferit bir olay olmadığını, Colânî’nin cezaevlerinde işkencenin “rutin bir yöntem” haline geldiğini vurguluyor. Alevi kurumları, uluslararası toplumun bu ihlallere karşı sessiz kalmasını eleştirerek, “Alevi kimliğine yönelik sistematik nefret ve infaz politikaları artık görmezden gelinemez” açıklamasında bulundu.

Büyük Ozan Feyzullah Çınar, 42. Yılında Sevgi ve Saygıyla Anılıyor

Ankara – 23 Ekim 2025

Alevi-Bektaşi müziğinin önemli ismi halk ozanı Feyzullah Çınar, Hakk’a yürüyüşünün 42. yılında Batıkent Pir Sultan Abdal Cemevi’nde anılacak. 1 Kasım Cumartesi günü saat 19.00’da gerçekleştirilecek etkinlikte, Çınar’ın eserleri seslendirilecek ve yaşamı üzerine söyleşiler yapılacak. Cemevi yönetimi, “Büyük ozan Feyzullah Çınar’ı saygı, sevgi ve özlemle anıyoruz” diyerek tüm canları bu anlamlı buluşmaya davet etti.

1937 yılında Sivas’ın Divriği ilçesine bağlı Çamşıhı yöresinde doğan Feyzullah Çınar, halkın inancını ve duygularını müziğinde ustaca harmanladı. Saz, onun elinde yalnızca bir enstrüman değil, halkın kolektif hafızasını taşıyan bir araç haline geldi. Çınar’ın müziği, teknik bir icradan öte, bir kimlik ifadesi olarak öne çıktı.

Çınar, sadece bir ozan değil, aynı zamanda Anadolu’daki sözlü kültürü kayıt altına alan önemli bir derleyiciydi. TRT arşivlerine birçok Alevi-Bektaşi nefesi ve halk türküsü kazandırdı. Bu yönüyle, 20. yüzyılın ortasında sözlü gelenekten kayıtlı kültüre geçişin köprüsü olarak kabul edilmektedir.

Feyzullah Çınar’ın deyişleri; aşk, inanç, insan sevgisi ve adalet temalarını işlerken, halk müziğini etik ve toplumsal bir vicdan alanına taşıdı. “Kınamayın Beni Hakkı Sevenler”, “Pirim Pirsultan” ve “Kerbela’da Uçan Dertli Turnalar” gibi eserleri, halkın vicdanında derin izler bıraktı. Onun müziği, yalnızca bir sanat değil, aynı zamanda bir toplumsal sorumluluk ifadesidir.

Batıkent Pir Sultan Abdal Cemevi’nde düzenlenecek anma programı, Feyzullah Çınar’ın müzik mirasını yaşatmak ve Alevi halk kültürünün sürekliliğini vurgulamak amacı taşıyor. Etkinlikte seslendirilecek eserler, Çınar’ın halkın vicdanındaki yerini yeniden görünür kılacak ve onun unutulmaz mirasını yaşatacaktır.

Alevi Kurumları Diplomasi Stratejisi İçin Bir Araya Geldi

Strazburg’da, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Diplomasi Ofisi’nde Alevi kurumlarının önemli temsilcilerinin katılımıyla gerçekleştirilen toplantıda, Alevi toplumunun güncel sorunları ve uluslararası diplomasi alanındaki girişimler ele alındı. Toplantıya, Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Genel Başkanı Ercan Geçmez, Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu (FUAF) Eşit Başkanı Erhan Aydın gibi önemli isimler katılım sağladı.

Görüşmede, Türkiye ve Avrupa’daki Alevi toplumunun maruz kaldığı hak ihlalleri, eşit yurttaşlık talepleri ve inanç özgürlüğü sorunları geniş bir şekilde değerlendirildi. Katılımcılar, Alevi toplumunun karşı karşıya olduğu baskı politikalarına karşı dayanışma odaklı bir ortak stratejinin oluşturulması gerektiği konusunda fikir birliğine vardı.

Toplantının bir diğer önemli gündem maddesi ise Suriye’deki Alevilere yönelik sistematik saldırılar oldu. Katılımcılar, bu saldırılara karşı uluslararası diplomatik alanda gerçekleştirilebilecek girişimlerin önemine dikkat çekerek, Alevi toplumuna yönelik soykırım girişimleri ve mezhepsel nefret politikalarına karşı ortak bir ses oluşturmanın gerekliliğini vurguladı.

Toplantıda, Türkiye ve Avrupa’daki Alevi hareketlerinin geleceği üzerine diplomatik iş birliği olanakları ve Alevi kimliğinin uluslararası tanınırlığı konularında ortak bir yol haritası belirlendi. FUAF Eşit Başkanı Erhan Aydın, Fransa’daki örgütlenme deneyimlerini paylaşarak, Avrupa’daki Alevi kurumları arasındaki dayanışmanın güçlendirilmesinin önemine değindi.

Sonuç olarak, Avrupa Alevi kurumları, birlik ve dayanışma temelli hak mücadelesini sürdüreceklerini vurgulayarak, AABK Diplomasi Ofisi aracılığıyla hak, eşitlik ve özgürlük mücadelesini ulusal ve uluslararası platformlarda kararlılıkla sürdüreceklerini belirtti.

Cem Vakfı’ndan ayrılışın nedenleri dede ve yöneticilerle masaya yatırıldı!

Şarköy ilçesinde yaşayan Alevi yurttaşlar, belediye tarafından inşa edilen ve Cem Vakfı’na tahsis edilen cemevine karşı itirazlarını dile getirdi. Dede Mert Ali Erdoğan, Cem Vakfı’nın demokratik bir yapıya sahip olmadığını belirterek, “Bunlarda demokrasi ve adalet yok. Tepeden inme, tek adam yönetimi mevcut” dedi. Şarköy Alevi Bektaşi Derneği yöneticisi Hüseyin Kerimoğlu ise, “Kendi kendimizi yönetmek istiyoruz. Başkaları tarafından yönetilmek istemiyoruz” diyerek Cem Vakfı’nı eleştirdi.

Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi tarafından inşa edilen cemevi, Cem Vakfı’nın yönetiminde yedi yıldır süren bir tartışmanın merkezinde yer alıyor. Protokolün 5 Ekim 2025 itibarıyla sona ereceği belirtilirken, yerel halk yeni protokolün Cem Vakfı yerine kendileriyle yapılması konusunda ısrarcı. Cemevinin yönetimi için Şarköy Alevi Bektaşi Derneği çatısı altında birleşen yurttaşlar, Cem Vakfı’nın demokratik bir yönetim anlayışına sahip olmadığını vurguladı.

Dede Mert Ali Erdoğan, Cem Vakfı ile yaşadığı sorunları aktararak, “Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Albayrak, cemevi için kimseden para almadan hizmet verdi. Ancak Cem Vakfı’nın yönetim biçimini araştırmadık ve bu nedenle yanıldık” ifadelerini kullandı. Erdoğan, Şarköy’deki cemevinin yerel halk tarafından yönetilmesini talep etti. “Cem Vakfı’nın tabelasını cemevimizin duvarından indirsinler” diyerek, uzaktan yönetim sistemine karşı olduklarını dile getirdi.

2021-2022 yıllarında Şarköy Cemevi yönetiminde yer alan Hüseyin Kerimoğlu, Cem Vakfı’nın cemevine hiçbir katkı sağlamadığını belirtti. “Özgürce hareket edemiyorduk, emirler dikte ediliyordu” diyen Kerimoğlu, Cem Vakfı’nın cemevinde elde edilen bağışlardan yüzde 20 pay talep ettiğini, ancak bu taleple karşılaşmadıklarını ifade etti. “Cemevinin yönetimini, Şarköy’de yaşayan Alevi canlar seçsin” diyen Kerimoğlu, kendi kendilerini yönetme arzusunu yineledi.

Alevi Kültür Merkezi’nden Birlik ve Dayanışma Üzerine Anlamlı Panel

Fransa’nın Haguenau kentinde bulunan Alevi Kültür Merkezi, Türkiye’den gelen Alevi kurum temsilcilerini ağırlayarak anlamlı bir panele ev sahipliği yaptı. Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez ve Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Arslan’ın katıldığı etkinlikte, Alevi kurumları arasındaki birlik ve dayanışmanın önemi vurgulandı.

Etkinlik öncesinde, Alevi kurum başkanları Strasbourg Alevi Kültür Merkezi’nin yeni cemevi binasını ziyaret etti. Ziyaret sırasında, ortak emek ve dayanışmanın Alevi toplumu için taşıdığı anlam bir kez daha dile getirildi. Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu Eşit Başkanı Erhan Aydın, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Diplomasi Komisyonu üyeleri Marc Aslan ve Taner Boyraz da panele katıldı.

Panelin açılış konuşmasını yapan Haguenau Alevi Kültür Merkezi Başkanı Ersan Boyraz, dayanışmanın Alevi kurumlarının en güçlü yönü olduğunu belirterek, etkinliğe destek veren herkese teşekkür etti. Moderatörlüğünü Eğitim ve Araştırma Komisyonu Sorumlusu Ahmet Yıldırım’ın üstlendiği panelde, Alevi kurumlarının Türkiye ve Avrupa’daki ilişkileri, yaşanan hak ihlalleri ve gençlik çalışmaları üzerine derinlemesine tartışmalar gerçekleştirildi.

Soru-cevap bölümünde katılımcıların yönelttiği sorular doğrultusunda, Türkiye ve Avrupa’daki Alevi kurumlarının ortak mücadele alanları ve dayanışma stratejileri üzerine verimli bir tartışma ortamı oluştu. Panel, katılımcıların yoğun ilgisiyle coşkulu bir atmosferde sona erdi. Haguenau Alevi Kültür Merkezi yönetimi, Türkiye ve Avrupa’daki Alevi kurumları arasındaki işbirliğinin güçlenmesinin gelecekte daha büyük birlikteliklerin önünü açacağı mesajını verdi.

Alevi Kurum Başkanları’ndan Strasbourg Cemevi’ne Anlamlı Ziyaret

Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez ve Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Arslan, Fransa’nın Strasbourg kentinde bulunan Strasbourg Alevi Kültür Merkezi’ni ziyaret etti. Ziyaret sırasında, cemevinde yürütülen tamirat ve yenileme çalışmaları hakkında bilgi alındı.

Ziyarete, Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu Eşit Başkanı Erhan Aydın ve AABK Diplomasi Komisyonu üyeleri Marc Aslan ve Taner Boyraz da katıldı. Strasbourg Alevi Kültür Merkezi Eşit Başkanı Yaşar Güler, konuk başkanlara cemevindeki yenileme süreci hakkında ayrıntılı bilgi verdi.

Başkanlar, Strasbourg Cemevi’nin coğrafi konumu ve toplumsal potansiyeli açısından Avrupa’daki Alevi örgütlenmesi için stratejik bir öneme sahip olduğunu vurguladı. Ziyaret sonrası gerçekleştirdikleri değerlendirmelerde, cemevinin tamiratının kısa sürede tamamlanarak inanç topluluğuna hizmete sunulmasının önemine dikkat çektiler.

Alevi kurumları arasındaki dayanışma ve ortak çabanın, inanç merkezlerini geleceğe taşıma kararlılığının güçlü bir göstergesi olduğunu belirten başkanlar, bu tür ziyaretlerin toplumsal birlikteliği pekiştireceğini ifade ettiler.

Köln’de Alevi Birliği: “Gelin Canlar, Birlikte Güçlenelim!”

Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF), “Be One! – Gelin Canlar Bir Olalım!” temasıyla büyük bir açık hava festivali düzenleyecek. “Open Air Festival” adıyla gerçekleştirilecek etkinlik, 30 Mayıs 2026 tarihinde Köln Tanzbrunnen’de yapılacak.

Festivalin ana teması “Çeşitlilik, Birlik ve Özgürlük” olarak belirlendi. AABF, AAKB, BDAJ ve BDAS gibi çeşitli Alevi kurumlarının ortak organizasyonuyla düzenlenecek olan bu buluşma, Avrupa’da yaşayan Alevi toplumu, dost kurumlar ve sanatçıları bir araya getirmeyi hedefliyor.

Etkinlikte müzik, dans, söyleşi ve kültürel paylaşımların yanı sıra Alevi inancının barış, rızalık ve eşitlik değerlerini vurgulayan sahne performansları sergilenecek. Alevi kurumları, bu büyük buluşma için “Tarihi not edin” çağrısında bulunarak, katılımın önemine dikkat çekti.

AABF ve bileşen kurumlar, etkinliğin yalnızca bir müzik festivali değil, aynı zamanda Alevi toplumunun birliğini, dayanışmasını ve özgürlük mücadelesini simgeleyen önemli bir buluşma olacağını vurguladı. Köln’de gerçekleştirilecek olan festival, Avrupa’daki en geniş katılımlı Alevi etkinliklerinden biri olma potansiyeline sahip.

Alevi Toplumunun Çilesi: Enerji Savaşlarının Faturasını Arap Aleviler Ödüyor

Arap Alevi Kültür Derneği Başkanı Sabahat Aslan, Suriye’deki Arap Alevilerin hedef alınmasının mezhepsel düşmanlıklar ve siyasi planların bir sonucu olduğunu belirtti. Aslan, bu durumun insanlık dramına dönüştüğünü ve Türkiye ile uluslararası kurumların sorumluluk alması gerektiğini vurguladı. Suriye’de yaklaşık dört milyon Arap Alevi bulunduğuna dikkat çeken Aslan, Alevilerin ülkenin geleceğinde önemli bir rol oynaması için örgütlü bir yapıya ihtiyaç duyulduğunu ifade etti.

Aslan, Suriye’de Arap Alevilerin yoğun yaşadığı bölgelerin enerji ve maden rezervleri açısından zengin olduğunu belirterek, bu durumun dış güçlerin bölgeye yönelik politikalarını şekillendirdiğini söyledi. Enerji kaynakları üzerindeki rekabetin mezhepsel savaşlara dönüştüğünü vurgulayan Aslan, Arap Alevilerin bu çatışmaların kurbanı olduğunu dile getirdi. “Tarihten günümüze kadar aşırı dinci grupların Alevilere yönelik bir intikam duygusu var. Bu nedenle Suriye’de Alevilere yönelik bir kıyım sürdürülüyor” dedi.

Arap Alevilerin örgütsüzlük nedeniyle savunmasız kaldığını belirten Aslan, bu durumun katliamları beraberinde getirdiğini ifade etti. Arap Alevi örgütlerinin bir araya gelerek yasal bir yapı altında toplanmasının şart olduğunu vurguladı. Türkiye’deki Alevi kurumlarının bir araya gelme ve dayanışma örneğini Arap Aleviler için de model alması gerektiğini söyledi. Arap Alevilerin kültürel kimliklerini koruyamadığını ve dil kaybı gibi önemli sorunlarla karşılaştığını belirtti.

Aslan, Arapça’nın yeniden canlandırılması ve kültürün yaşatılması gerektiğini ifade ederek, “Aleviler orada örgütlenirse Suriye’nin geleceğinde söz sahibi olurlar” dedi. Uluslararası örgütlerin, Avrupa Birliği ülkelerinin Suriye hükümetine baskı yapması gerektiğini vurgulayan Aslan, bu şekilde Alevilerin güçlenmesine destek olunabileceğini söyledi. “Bizim hedefimiz, Avrupa’daki kurumlarla iş birliği yaparak bu kıyımların durdurulması ve Arap Alevilerin yeniden güçlenmesine destek olmaktır” şeklinde konuştu.

Alevilerin Önündeki Tarihi Sorumluluk AZİZ TUNÇ

0

“Türkiye’nin ve Kürdistan’ın bugününü etkileyen geleceğini de derinden etkileyecek olan tarihi bir sürecin yaşandığı” tespiti genel olarak herkesin veya her çevrenin ortak tespitidir. Bu tespit yapılırken özellikle Kürtler, süreçten en çok etkilenecek olan temel özne olarak kabul edilmektedir. Bu doğrudur, evet Kürt sorunu en temel sorundur bu sorunun çözülmesi amacıyla geliştirilen barış ve demokratik toplum sürecinin asli öznesi ve süreçten en çok etkilenecek olanlar Kürtlerdir. Ancak bu doğru başka bir gerçekliğin görülmesini engellememelidir. Çünkü sosyo-politik olgular, çok yönlüdürler ve çok yönlü sonuçlar yaratırlar. O nedenle bu süreç Kürtlerle birlikte başta Aleviler olmak üzere toplumun tüm kesimlerini etkilemekte ve ilgilendirmektedir.

Türk devletinin kurulduğu günden beri, Türkiye ve Kürdistan’da yaşayan Alevi toplumuna yönelik soykırım ve asimilasyon uyguladığı bilinmektedir. Dolayısıyla Türk devletinin Alevi düşmanlığı yeni de değildir, döneme özgü de değildir. Erdoğan’dan önce Kemalist iktidar da inançsal olarak Alevileri düşman olarak görmeseler de Alevilerin düşmanıydılar.

Ancak Kemalistler, Alevileri yok etmek yerine bir yanda soykırımlarla korkutmaya, bir yandan da asimilasyonla dönüştürmeye çalışmışlardır. Böylece Kemalistler Alevileri, kendi toplumsal tabanı olarak hesaplamışlar ve buna uygun bir politika geliştirmişlerdir.

Türk devletinin Alevi düşmanlığı politikasını sürdüren ve son 23 yıldır Türk devletini yöneten ve kendisini İslam’ın tek temsilcisi olarak kabul eden Erdoğan ise İslam’ın düşmanı olarak kabul ettiği Alevileri ortadan kaldırmayı asli görevi olarak tespit etmiştir. Dolayısıyla Erdoğan’ın ve ortaklarının Alevilerle düşmanlığı daha ileri taşınmış, büyütülmüş ve barışık olmanın koşulları yok edilmiştir.

Erdoğan’ın Alevi düşmanlığının tek nedeni inançsal değildir. Erdoğan’ın Alevi düşmanlığının bir diğer nedeni ise her sosyal gelişmede olduğu gibi, politiktir.

Erdoğan, Aleviliğe yönelik düşmanlığını iki politik amaçla sürdürmektedir. Birincisi Erdoğan’ın ve ortaklarının Kemalizm karşıtlığından kaynaklanmaktadır. Cumhuriyetle birlikte İslam’ı gericilik üzerinde başlayan Kemalizm düşmanlığı, Kemalistlerden intikam alma arzusu, Kemalistlerin toplumsal tabanı olarak kabul edilen Alevi düşmanlığına ve aynı zamanda sosyal- siyasal hayata Alevilerden intikam alma isteğine dönüştürülmüştür.,
Alevi düşmanlığı ve İslam temsilciliği iddiası, Türk devletinin ve Erdoğan’ın İŞİD ve HTŞ gibi çetelerle ortaklaşmasının ideolojik zemini olmuştur.

Türk devleti ve Erdoğan, İslam inancı aracılığıyla sağlanan bu teorik zemine dayanarak bölgede Osmanlı- İslam devleti kurmak, bölge üzerinde egemenlik oluşturmak istemektedir. Türk devletinin, özellikle Erdoğan yönetimiyle birlikte bölge üzerinde hegemonik ilişki kurmak istediği, bütün politikalarını buna göre şekillendirdiği sır değildir.

Erdoğan’ın ve Türk devletinin, Osmanlı- İslam devleti kurma politikası sadece Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da değil, bölgedeki bütün Alevilere saldırmanın ve onların yarattığı ya da elde ettiği herhangi bir imkânı yok etmenin gerekçesi olmuştur. Türk devletinin ve Erdoğan’ın uluslararası Alevi düşmanlığı Balkanlarda Alevilerin sosyal ve siyasal faaliyetlerine müdahale, Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da Alevi- Bektaş’ı Cemevi Başkanlığı’nın devlet zoruyla dayattığı asimilasyon politikalarıyla, Suriye’de doğrudan soykırım ve katliamlarla sürdürülmektedir. Böylece Türk devleti, izlediği Alevi düşmanlığıyla bir yandan da HTŞ ve Taliban eliyle, İran’dan Balkanlara, Suriye’de Karadeniz kıyılarına kadar Alevi toplumunu ölümcül bir kuşatma altına almıştır. Bunun sonucu olarak Erdoğan’ın Türk devleti en büyük Alevi düşmanı devlet olmuştur.

Bu durum, yani Türk devletinin bölgedeki bütün Alevilere saldırması, soykırım ve asimilasyon uygulaması, Alevilerle ilgili her gelişmeyi kontrol altına almaya, yön vermeye çalışması, lokal bir sorundan kaynaklanan geçici, tekil, konjektürel saldırılar olarak görülmemelidir. Böyle bir yanlışlığa düşmemek gerekiyor.

Tam tersine, ifade edildiği gibi, Türk devletinin Alevi düşmanlığının çok daha kapsamlı, inançsal bir arka planı ve derinlikli bir politik boyutu bulunmaktadır. Yani Türk devleti, Alevilere düşmanlığı temel ve stratejik politika olarak belirlemiştir. Bunların hepsi orta vadede bu coğrafyada Alevileri topyekûn yok etme planının parçalarıdır. Bu durum Aleviler açısında tarihsel bir dönüm noktasıdır. Bu gerçek doğru görülmez, gelişmeler lokal sorunlar olarak ele alınırsa doğru bir sonuca gidilemez.

Aleviler bu düşmanlığa ve bu düşmanlığın geliştirdiği uygulama ve pratiklere karşı ciddi, kararlı ve net bir tutum geliştirmekle karşı karşıyadırlar. Bu durumun gerektirdiği her türlü çabanın ve çalışmanın gündeme alınması Alevi toplumunun ve kurumlarının temel ve stratejik görevi ve sorumluluğudur.

Çünkü Aleviler, kitlesel potansiyellerinin güçlü olması, örgütlenme ve mücadele yetenekleri, inançsal özellikleri, tarihsel tecrübeleri, sosyal konumları ve siyasal yönelimleri itibarıyla, Erdoğan’ın ve Türk devletinin Osmanlı- İslam adına bölgede hakimiyet kurma politikasının parçası olmayacaklardır.

O nedenle gerek Türkiye ve Kuzey Kürdistan’ın ve gerekse bölgenin demokratikleşmesi ve bunun için barışın gerçekleşmesi Aleviler açısında stratejik bir ihtiyaç olarak ortaya çıkmaktadır. Alevi toplumu ve kurumları, bir yıldır yaşanan barış ve demokratik toplum süreciyle bu gerçeklik üzerinde ilişkilenmelidirler.

Çünkü bölgede, Türkiye ve Kürdistan’da barış ve demokrasi gerçekleşmez ise herkes kaybedecektir. Ancak ne yazık ki Aleviler herkesten daha çok kaybedeceklerdir. O nedenle Aleviler bir toplumsal grubu desteklemek için değil, “olursa da olur olmazsa da olur” gibi ilgisiz bir biçimden de değil, asli özne olarak barış ve demokratik toplum için ellerini taşın altına koymalıdırlar. Bu sürece herkesten daha çok sahip çıkmalı, barışın ve demokrasinin Alevi toplumunun yaşam gerekçesi olduğu bilinciyle hareket etmelidirler.

Dahası Aleviler, barışın ve demokratik toplumun yaratılmasında en kararlı ve en net toplumsal kesim olarak sürecin başarısında önemli bir rol oynayacaklardır. Tarihsel hafıza, Alevi toplumunun özellikleri, mevcut durumu, yönelimi ve koşulları böyle düşünmeyi sağlamaktadır.

ŞIVAN PERVER – YILMAZ ÖZDİL NECATİ ŞAHİN

Biri, büyük bir hümanist,
bir büyük Kürt Sanatçısı…
Biri, bir “büyük” Kürt Alerjisi hastalığına yakalanan bir “büyük” Türk Gazetecisi…
Biri, bir büyük Barış sevdalısı…
Biri, bir büyük anti Kürt hastası…
Biri, “Türkülerimiz Kardeştir” deyip Türkü/Klam söylüyor…
Biri, mikrofonu eline alınca dili, kalemi tutunca eli
Kürt nefreti söylüyor,
Kürt nefreti yazıyor…
*
Niye bu konuya girmek zorunda hissettim kendimi?
Yılmaz Özdil
neredeyse her çıktığı programda, yazdığı her yazıda mutlaka ŞIVAN’a bir hakaret gönderiyor…
Kürt alerjisini Şıvan üzerinden yaşıyor
“Megri Megri” deyip dalga geçiyor, aşağılıyor aklınca…
Oysa “Megri Megri” masum bir Kürt Ağıtıdır…
*
“Peki bunlardan Sana ne” diyenlere:
ŞIVAN
1976 yılında Almanya’ya sürgüne geldiğinden bugüne kadar Arkadaşım, Dostum, Kardeşim
Bu bir yana…
Diğer yandan,
Türkiye’de,
Yılmaz Özdil TV’lerde, Gazetelerde, Konferaslarda bir büyük Halkın,
bir kadim Dilin,
Bir büyük Sanatçısına,
bir toplumun sembolüne hakaret ediyor…
Etmeden duramıyor…
Türkiye Aydını, Sanatçısı, Yazarı, Ozanı ise seyrediyor…
Susuyor…
Sineye çekiyor…
Bu daha vahim bir durumdur.
Acıdır…
Ayıptır…
Bu Ayıbı yazmalıyım dedim…
Aydınlar, Sanatçılar, Yazarlar sustukça, ırkçı coşuyor.
Irkçılar da alkışlıyor…
Yılmaz Özdil,
Şıvan’ın yalnız Kürt Halkı tarafından değil;
Türkler, Araplar, Almanlar, İngilizler, Fransızlar;
kısacası Ortadoğu ve Avrupa Topumlarınca tanındığını, sevildiğini, dinlendiğini,
taktir edildiğini bilmiyor.
Habire verip veriştırıyor…
*
Yılmaz Özdil Essen’de konferans veriyor.
Klasik “Kürt alerjisi”ni Şıvan üzerinden yapacak ya.
“Bu Şıvan Perver… ” der demez salonda alkış kopuyor.
Özdil önce ne olduğunu anlamıyor.
Şaşırıyor, afalıyor.
Sonra meseleyi çakıyor, bozuntuya vermiyor, devam ediyor Kürt alerjisini dökmeye…
Oysa salondakiler Alkışları ile Şıvan’a olan sempatilerini vurguluyor.
*
Yılmaz Özdil,
takmış “Megri Megri”ye
“Ağlama Ağlama” diye başlayan bir Kürt Ağıdı’na bu kadar düşmanlık niye?
*
Ben, “Megri Megri” ağıdını ilk kez sürgündeki bir Türk Sanatçısı Melike Demirağ’dan dinlemiştim.
Hüseyin Erdem öğretmişti.
Yıl 1983
Sanst Yönetmenliğini Sanar Yurdatapan’ın yaptığı, bizim de katkı sunduğunuz
“Türkülerimiz Kardeştir” Projesi.
Sürgündeki iki Sanatçı Arkadaşımız:
Türk Melike Kürtçe,
Kürt Şıvan Türkçe
söylüyor.
Türk ırkçıları
Türk Melike’ye;
Kürt ırkçıları
Kürt Şıvan’a
saldırıyor.
İyi mı?
*
“Türkülerimiz Kardeştir” Projesi Köln WDR radyo salonunda…
Erivan Radyosu’nda getirlen bir kayıt…
“Yaylalar Yaylalar ” Türküsü’nün orijinl Kürtçesi…
Salon dinliyor hayretler içinde kalıyor.
Çünkü “Yaylalar Yaylalar” Tüküsü askeri marş gibi Türk ırkçılığın sembolü…
*
ŞIVAN PERVER…
Bir koca ömrünü Barış’a, Kardeşliğe sunmuş bir büyük hümanist, bir büyük Kürt Sanatçısı…
YILMAZ ÖZDİL…
Bir koca ömrünü, Kürt karşıtlığına, Kürt Alerjisine harcayan bir “büyük” bir Türk Gazetecisi.
Yılmaz Bey,
Türkçeyi çok iyi kullanıyorsun Kardeşim.
Din tacirlerine karşı iyi mücadele veriyorsun
Eyvallah…
Türkçe sözcükler ile muhteşem dans ediyorsun…
Ne çare ki,
Yunus Emre’nin o güzel dilini “Kürt düşmanlığı” için kullanıyorsun.
Yapma…
(Ünlü Kürt Yazar Mehmet Uzun, işkencede kendisine küfür eden İşkenceciye büyük tepki gösteriyor.
İşkenceci: ‘Sana bu kadarı işkence ediyorum, tık yok. Küfür ediyorum tepkin büyük, neden?’
Mehmet Uzun’un tarihi cevabı:
‘Bana Yunus Emre’nin Dili ile Küfür ediyorsun.
Yunus’un Dili’ni kirletiyorsun…’)
İşte, Sen de Yılmaz Bey,
Kendi Halkının Dili’ni, Yunus’un dilini incitiyorsun
Yapma…
Ulusalcılık hakkındır.
Irkçılık haksızlığındır…
Yapma…
Şıvan Perver,
Kürt-Türk Kardeşliğe için büyük bir hümanisttir.
Şanstır…
Saldırma…
Saldıracağına, davet et Sözcü TV’ye…
Dinle…
Tanı…
Muhabbet eyle…
Göreceksin,
“Kürt Alerjisi Hastalığı”na iyi gelecektir…
*
Şıvan’ı dinlemek derindir…
Dostu olmak onurdur…
Türkülerimiz/Klamlarımız Kardeştir…
Dillerden düşmeye…
Necati Şahin
22 Ekim 2025
***
(Bilmeyen Dostlar için “Megri Megri” Ağıdı’nın Kürtçe orjinalini ve Türkçe çevresini buraya bırakıyorum)
“Megri Megri”
Serê çiyan bi dûman e bavê min
Birîn kûr in bê derman e berxê min
Gelo çima em hawa ne megrî, megrî
Ev çı hal e megrî, megrî
Şîn zewal e megrî, megrî
De menale megrî,megrî
7
Vê tariyê biçirînin bavê min
Van dîrokan bidirînin çavê min
Rastiya gelê xwe em dibînin
Megrî, megrî, megrî
Ev çi hal e megrî, megrî
Şîn zewal e megrî, megrî
De menale megrî,megrî.
Türkçe Çevirisi “Ağlama Ağlama”
Dağların başı dumanlıdır babam
Yaralar derindir dermansızdır kuzum
Acep biz neden bu haldeyiz ağlama ağlama
Bu ne haldir ağlama ağlama
Bu ne yas ne zevaldir ağlama ağlama
Artık inleme ağlama ağlama
Bu karanlığı yırtın babam
Bu tarihleri baştan örün kuzum
Halkımızın gerçekliğini görüyoruz
ağlama ağlama ağlama
Bu ne haldir ağlama ağlama
Bu ne yas ne zevaldir ağlama ağlama
Artık inleme ağlama ağlama.