Ana Sayfa Blog Sayfa 864

Depremzede çocuklar sanal medyada satılıyor mu?

Depremden sonra kaybolan çocuklarla ilgili açılan bir sanal medya hesabı çocukların ‘satılıyor’ olma endişesini arttırdı. Depremden sonra 15 yaşındaki kızını arayan Muhammed Nafiz Hamvi, kızının resmini paylaşan hesap tarafından engellendi

Resmi rakamlara göre 45 bin insanın hayatını kaybettiği 6 Şubat’ta yaşanan depremlerin ardından onlarca ailesiz kalırken, birçoğunun da kimliği belirlenemedi. Depremin ilk günlerinde çocukların İHH ve tarikat yurtlarına verildiği ortaya çıkarken, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ise bin 9000 çocuğun aileleriyle buluşturulduğunu sadece 83 çocuğun kimliğinin belirsiz olduğunu açıkladı.

Ailelere kendileri arıyor

Çocukların akıbeti konusunda endişeler ile birlikte tepkiler de sürerken, kaybolan çocukların birçoğunun Suriyeli olduğu belirtildi. Birçok aile kendi imkanlarıyla çocuğunu bulmaya çalışırken, çocukları kayıp olan depremzedeler sanal medya hesapları üzerinden bir grup kurdu. Çoğu çocuk 120’ye yakın kişinin akıbeti bu hesaplardan soruluyor.

Çoğu Suriyeli

Suriyeli aileler, valilikler ve bakanlık yetkilileriyle yaptıkları görüşmelerde bir sonuç alamazken, kimi aileler çocuklarının fotoğraf ve bilgilerinin yer aldığı broşürleri kentin farklı yerlerine asarak arıyor.

Sanal medyada ise, kimi hesaplarda kayıp çocuklarla ilgili fotoğraf ve bilgiler paylaşılarak, ailesini kaybeden çocukların başka ailelere sahiplendirildiği yönünde paylaşımlar yapılıyor.

Adana konumlu hesaptan çocuk paylaşımı

Mezopotamya Ajansı’ndan ( MA ) Ahmet Kanbal’ın haberine göre, bu hesaplardan dikkat çekici olanlardan biri ise Adana konumlu Arapça “Prenses Karvar Katrina” isimli hesap. Adana konumlu 61 bin takipçisi olan Arapça “Adana Suriye Sokağı” isimli grupla bağlantılı olduğu görülüyor. Söz konusu hesabın 12 Şubat 2023’te kurulduğu, ilk paylaşımını da 13 Şubat 2023’te yine bahsi geçen grup üzerinden yaptığı görülüyor.

Yapılan paylaşımların tamamının depremde kaybolan çocuklarla ilgili olması dikkat çeken hesapta, ilk olarak “Kızlarımızın aileleri depremde öldü. 2’sine sahip çıktık” yazıldığı görülüyor. Yapılan yorumlarda yine Arapça olarak kimileri çocukları sahiplenebileceklerini dile getirirken, kimileri de çocukların yetkililere teslim edilmesi çağrısında bulunarak, yapılanın suç olduğuna dikkat çekiyor.

Birçok çocuğun bilgisi var

Hesapta bir sonraki paylaşımda “Evladını kaybedenler bana ulaşsın” şeklinde bir mesaj yer alırken, hastanede çekilen fotoğrafı paylaşılan başka bir kız çocuğu için yine “O bizim bir kızımız tanıyan varsa bize ulaşsın lütfen” notu bırakıldığı görülüyor. Sonraki paylaşımlar da çocuklar ile ilgili olurken, 4 çocuğunu ailelerine teslim ettiği iddiası fotoğrafsız şekilde yer alıyor.

Bir başka paylaşımda “İstanbul’da Avrupa’da güzel insanlar, yetimhaneye götürülen çocuklara bakmak için benimle iletişim kuruyordu” ifadeleri dikkat çekiyor. Başka paylaşımda “Yara Noam ve Amal Bakur adında iki kızımız var” paylaşımı görülürken, diğer paylaşımda ise elinde kimi isimlere ait pasaportlar olduğuna yer veren hesapta, Suriyeli kadın ve erkeklerin çocukları sahiplenmek istediklerini belirtmesi üzerine, özelden yazmaları isteniyor.

15 yaşındaki kızını arıyor

Mereş’in merkez Dulkadiroğlu Mahallesi’nde yaşan ve evi yıkılan Suriyeli Muhammed Nafiz Hamvi de kızını arayanlardan. Şehir dışında olduğu için sağ kurtulan Hamvi’nin evde bulunan oğlu Abdulvahap ile babası Abdulvahap’ı yıkılan binanın enkazından hayatını kaybetti. Aynı gün evde bulunan 15 yaşındaki kızı Messe Hamvi’ye ise ulaşılamadı.

Baba bağlantıya geçti

Hamvi deprem günü evden çıktığını öğrendiği kızı için şehrin birçok yerine astığı Arapça ve Türkçe “Deprem günü evinden gittiğini gören iki kişi olduğu söyleniyor. Fakat bugüne kadar izine rastlanmadı. İnsanlık adına görenlerin bu telefon veya emniyet birimlerine bildirmeleri rica olunur” broşürleriyle bilgi almaya çalışıyor.

Önce cevap verdiler sonra engellediler

Baba Hamvi, sanal medyada da kızına ulaşabilmek için paylaşımlar yaparken, bir arkadaşının haber vermesi üzerine kızının fotoğrafı ile geçici kimlik belgesine ait fotoğrafların Arapça “Prenses Karvar Katrina” isimli sanal medya hesabında paylaşıldığını gördü.

Paylaşıma bırakılan notta Arapça, “Bu kız Maraş’tan geldi bize. Ailesini tanıyan varsa bizimle iletişime geçsin” şeklinde bir not bırakılırken, bunun üzerine aile söz konusu kişiyle iletişime geçti. Ancak iletişime geçtikleri kişi, başta cevap verdiği Hamvi’yi bir süre sonra engelleyerek, paylaşımı da sildi. Paylaşımın ekran görüntüsünü alan Hamvi, konuya dair suç duyurusu yapsa da henüz bir sonuç alamadı.

Yaşadıklarını anlatan Hamvi, “Enkaz kaldırırken, 6 gün boyunca binanın önünde duruyordum. Oğlum ve babam enkazdan cansız şekilde çıkarıldı. Kızım ise ortada yok. Binanın altındaki bakkal 7/24 saat açık, o görmüş. Bir de 8’inci katta bir komşumuz görmüş. Suriye’deki akrabam Facebook’ta kızımın fotoğrafını ve kimliğini paylaşan bir hesap olduğunu söyledi. Biz de iletişime geçmeye çalıştık. Bir türlü ulaşamadık. Dulkadiroğlu Karakolu’na gittik. Sanal medya paylaşımını yapan kadın hakkında şikayetçi olduk. Kayıp başvurusu yaptık. Şu ana kadar bir haber yok” diye konuştu.

Çocuklar satılıyor endişesi

Artık kızından haber almak istediğin kaydeden baba Hamvi, paylaşımı yapan kişinin tespit edilerek, soruşturulmasını ve kanuni gerekliliklerin yerine getirilmesini istediğini söyledi. Hesapta yapılan paylaşımlardan hesap sahibinin elinde çok sayıda çocuğun olduğunu izlenimine vardığını ifade eden Hamvi, sadece kendi çocuğu için değil, tüm çocuklar için kaygılandığını ve çocuk ticaretinden endişe ettiklerini söyledi.

MEREŞ

#Depremzede #çocuklar #sanal #medyada #satılıyor

Kaya: AKP yasaklar ile Taliban ekolü din yaratıyor

Muhalif ilahiyatçıların kuran meallerinin yasaklanıp imha kararı alınmasını değerlendiren HDP Milletvekili Hüda Kaya, asıl amacın düşünmeyen, sorgulamayan, Taliban vari bir din yaratmak olduğunu belirtti

Reyhan Hacıoğlu / İstanbul

Tek dil, tek bayrak, tek millet söyleminden sonra AKP iktidarı dinde de tek tipleştirme için çalışmalara başladı. Muhalif kimlikleriyle bilinen ilahiyatçıların Kur’an mealleri tek tek toplatılıyor, yetmiyor imha diliyor. Öncesinde Prof. Gazi Özdemir’in Kur’an Mealinin yasaklanmasından sonra muhalif ilahiyatçı İhsan Eliaçık için de 21 Şubat’ta “İslam Dini’nin temel nitelikleri açısından sakıncalı unsurlar içerdiği” gerekçesiyle “Yaşayan Kur’an Türkçe Meal-Tefsir” adlı kitabının İstanbul Sulh Ceza Mahkemesi tarafından yasaklanıp, imha kararı alındı.

12 isim daha yasaklanacak

Önceki gün bir youtube kanalına katılan muhalif ilahiyatçılardan Prof. Dr. Mustafa Öztürk de kendisinin eserlerinin de dâhil 12 isim için bu kararın alındığını ve Eliaçık kararına gelen tepkiler sonucu bu kararın seçim sonrasına ertelendiğini dile getirdi. Öztürk, yasaklanacak 12 mealin içerisinde dünyaca ünlü Muhammed Esed’in Kuran Mesajı Meal-Tefsir’inin de olduğunu söyledi.

Diyanet tarikatların elinde

Bu duruma tepki gösteren HDP İstanbul Milletvekili Hüda Kaya, konuyu Meclis gündemine taşıdı. Görüştüğümüz Kaya, 2022 yılında Prof. Dr. Gazi Özdemir için alınan kararın ülke gündemi içinde çok gündeme gelmediğini belirterek, “Özdemir’in de kuran meali yasaklanmıştı ama Türkiye’nin sürekli değişen gündemleri arasında pek göze çarpmadılar alınamadı. Şimdi ise Diyanet Din İşleri Yüksek Kurulu ki AKP iktidarının dirsek teması içinde olduğu biliyorsunuz oradaki bazı tarikatların, cemaat çevrelerinin. Şuanda oraya çöreklenmiş durumdalar, aldıkları bir karar” diye yorumladı.

İmha kararı aldılar

Diyanet Bakanlığı’nı ele geçiren bu tarikatlardan bakanlık içindeki çevrelerinde rahatsız olduğunu vurgulayana Kaya, “Bu ele geçirdiklerim Din İşleri Yüksek Kurulu’nda 2018’de bir karar yayınlanıyor. Piyasada mevcut olan tüm kuran mealleri elden geçirilecek diye. Ve bir süredir bunu denetliyorlar idi. Şimdi İhsan hocanın da metni için 23 sayfalık bir karar açıklanmış” dedi.

Devamı gelecektir

Asıl amacın dinde bir ekol yaratmak olduğunu vurgulayan Kaya devamında şunları dile getirdi: “Bunun arkasından diğer örnekleri de gelecek. Diğer başka ilim insanlarına, muhalif çevrelere de yaptırımlar artmaya deva edecek. Yani Kuran-ı esas alan muhalif şahsiyetlerin kuran mealleri piyasada toplatılıp, bakın bugüne kadar toplatılıyordu, yasaklanabiliyordu, basımı durdurulabiliyordu ama imha edilme kararı veriliyor şimdi.”

Hafıza yok ediliyor

Bu şekilde hafızanın yok edilmeye çalışıldığına vurgu yapan Kaya, yaratılmak istenen durum için ise şu yorumu yaptı: “Hafıza yok ediliyor. Yani siz ehlisünnetin en katı, Taliban vari uygulamasıyla, bir örnek olarak veriyorum Taliban’ı. Taliban da bu ekollerden bir tanesi çünkü. Yani Türkiye’de de bin bir çeşit farklı ekoller var. Muhalif olan bizim pek çok Şafii, Kürt melelerimiz, din insanlarımız var veya şafi olmayan hanifi olmayan Eliaçık gibi, İslamoğlu gibi, Edip Yüksel gibi pek çok şahsiyetlerimiz var. Amaçları şuanda yandaş cemaatlerin yaratmak istediği ehlisünnetin en katı kuralıyla, AKP iktidarının 2023’te olası kesin kazanma kaydıyla girdikleri seçim sonrasında değil siyasi, muhalif partilerin kalması, muhalif STK’lardan tutun sosyal medyadan, derneklere varıncaya kadar bir salonda dahi konuşabilme imkânına sahi olamayacağız. O ortamı yaratma çabasındalar.”

Akıldan yoksun

Din algısının cahilane ve sorgulamadan uzak yönteminin devreye konulmak istediğini belirten Kaya, “Bir tek muhalif insan eleştirisini ortaya koyamayacak ve dini temsiliyetini kendi teslim olduğu bu cüppeli vari tarikat, aklı yok sayan, en cahilane versiyonlarıyla insanlara din öğretmeyi esas alan bir inanç yaratmaya çalışıyorlar. Bunu inşa edip, buna teslim etmeye çalışıyorlar” dedi.

Sorgulamayan toplum

Böylece eleştirmeyen, sorgulamayan bir toplum yaratılacağının altını çizen Kaya, “Çünkü insanlar düşünmeyecekler, sorgulamayacaklar, eleştirmeyecekler, muhalif olmayacaklar. Yeri geldi mi belki kendilerini belki halife ilan edecekler. Yarı tanrı yarı kutsal bir tek şahsiyet yaratıp onu eleştiren herkes Allah’ı eleştirmiş gibi olacak” dedi.

Bir din inşasıdır bu

“Bir din inşası bu” diyen Kaya son olarak, “Tek devlet, tek bayrak, tek inanç, tek dinden geçtik tek ekol yani mezhep bile değil bu. Tek zihniyet algısına, kendilerinin sapkın, saltanatçı, erkekçi, cinsiyetçi din anlayışlarına bütün ülkeyi mahkûm etmek istiyorlar asıl mesele budur” dedi.

Kaya’dan Bozdağ’a soru önergesi

Kaya, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın cevaplaması istemiyle Meclis Başkanlığına verdiği soru önergesinde şu ifadeler yer aldı:
“*Eliaçık’ın “Yaşayan Kur’an Türkçe Meal-Tesfir” isimli eseriyle ilgili toplatma kararı verilen Mahkeme başvurusu kim veya kimler tarafından yapılmıştır?

*Söz konusu eser ile ilgili toplatma kararında Diyanet İşleri Başkanlığının 2019 yılında yayımladığı Kur’anı Kerim meallerini inceleme yetkisinin Yüksek Din Kurulu’na ait olduğunu belirten ve son derece antidemokratik olan genelge mi referans alınmıştır? Öyleyse, Mahkemelerin Diyanetin genelgelerini referans almasının yasal dayanağı nedir?
*Kur’an Mealinin yasaklama, toplatılma kararıyla beraber imha edilme kararı da dikkat çekicidir. Bu durumda Kur’an meallerinin nasıl imha edilmesi düşünülmektedir? Mealler yakılarak mı, kırpılarak mı veya başka hangi yollarla imhası yapılacaktır?

* Daha önce Prof. Gazi Özdemir’in Kur’an Mealinin yasaklanmasından sonra İhsan Eliaçık’ın Kur’an Mealinin de yasaklanması ile AKP iktidarının yanında olan bazı Cemaatlerin din anlayışının topluma tek tip bir inanç olarak dayatılması durumunu ortaya çıkarmaktadır. Dolayısıyla Diyanete çöken bu anlayışlara muhalif olan başka ilmi şahsiyetlerin de Kur’an Mealleri ve eserlerinin yasaklanması mı düşünülmektedir?”

#Kaya #AKP #yasaklar #ile #Taliban #ekolü #din #yaratıyor

’15 yakınımın sesini duydum yardım edemedim, hepsi öldü’

Yakınlarından 50’yi aşkın kişiyi kaybeden depremzede Hasan Arın, enkazlarda onlarca insanın sesini duyduklarını ancak imkanları olmadığı için yardım edemediklerini söyledi

Depremden en çok etkilenen kentlerden biri olan Semsûr’da (Adıyaman), özellikle kent merkezinde yüzlerce bina yerle bir olmuş durumda. Depremde dayısının eşini, 3 yaşındaki oğlu ve yeni doğmuş kızı ile arkadaşlarından 50’yi aşkın kişiyi kaybeden Hasan Arın, yaşadıklarını MA’ya anlattı.

Yardım edemedik

Depremin ilk gecesi yaşadıklarını anlatan Arın, “Yaşanan depremi normal bir sarsıntıymış gibi düşündük.  Deprem durduktan hemen sonra, çocukları da alarak hep birlikte dışarı çıktık. Araçta yakıtımız olmadığı için de, ilk olarak petrole uğrayıp yakıt aldık.  Dayımların enkaz altında kaldığının bilgisi geldi. Ne yazık ki, devlet yetkilileri ve AFAD Semsûr’a çok geç geldi. Evimiz de hasar yok ama eş dost ve akrabalarımızın hepsi yaşamını yitirdi. Enkazlarda 15 kişiye yakın insanın sesini duyduk, devlet yoktu ve hiçbir şekilde yardım edemedik” dedi.

50 kişi yaşamını yitirdi

Çadırların Semsûr’a, 5-6 gün sonra geldiğini kaydeden Arın, en az 7-8 hanenin 3 ya da 4 araçta günlerce kaldığını söyledi. Arın, “Dayımın eşi, gelini, torunu ve çocuklarıyla birlikte, diğer dayımın ise iki çocuğu yaşamını yitirdi.  Ailemden bu kadar kişi yaşamını yitirmesine rağmen, insanların enkazına müdahale etmek zorundaydım çünkü kimse yoktu. İlk 3 gün dayımların enkazına gittim. Dayımın gelininin enkaz altındaki alanı kötü olduğu için doğrudan eks olmuştu. Onu kurtarabilme durumumuz yoktu ve çok müdahale edemedik. Akrabalarımdan, 6-7 kişi, eş dost yakınlardan da toplam 50 kişi yaşamını yitirdi” şeklinde konuştu.

4 gün sonra çadıra ulaştım

Üç gün boyunca toplu merkezlerde çadır dağıtılan yerlerde müracaatta bulunduğunu ve 4’ncü günden sonra çadır aldığını anlatan Arın, “İnsanlar bir çadır için birbirlerine giriyordu ve 4’üncü günün sonunda bir çadıra yerleştim” dedi.

SEMSÛR

#yakınımın #sesini #duydum #yardım #edemedim #hepsi #öldü

Erdoğan’dan deprem bölgesine lütuf: Şikayetinden vazgeçti

Cumhurbaşkanı Erdoğan, depremden etkilenen illerde yaşayan yurttaşlara bir lütufta bulunarak hakaret soruşturmalarındaki şikayetinden vazgeçti

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın avukatı Hüseyin Aydın, Erdoğan’ın depremden etkilenen iller ve bağlı yerleşim yerlerinde kendisine yönelik hakaretler nedeniyle açılan soruşturma ve kovuşturmalarda şikayetinden vazgeçtiğini bildirdi.

Aydın, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Cumhurbaşkanımız, depremden etkilenen 11 il ve bağlı yerleşim yerlerinde, şahsına yönelik hakaretler nedeniyle açılan soruşturma ve kovuşturmalarda şikayetten vazgeçmiştir” ifadesine yer verdi.

Deprem sonrası Emniyet yaptığı operasyonlarla sanal medya üzeridnen yapılan paylaşımları gerekçe göstererek yüzlerce yurttaşı gözaltına almış 30’a yakın insan paylaşımları nedeniyle tutuklanmıştı.

İSTANBUL

#Erdoğandan #deprem #bölgesine #lütuf #Şikayetinden #vazgeçti

Şehirden köye göç: 480 kişilik mahallede nüfus 3 bine dayandı

Depremin ardından köylere göçler artarken, Samandağ’ın Aknehir kırsal mahallesinde 480 kişi olan nüfus depremden sonra 3 bini aştı

Enkazların tam olarak kaldırılmadığı deprem kentlerinde sağ kurtulanların birçoğu şehirleri terk edip köylere göç ederken, şehirlerde kalanlar ise depremin üzerinden günler geçmesine rağmen bir çadır bulmuş değiller.

Köyler insanla doldu

Öncesinden şehirlere göçün fazla olduğu deprem bölgelerinde şimdiler de ise köyler insan yığınına dönüştü. O yerlerden biri de depremin yerle bir ettiği Hatay’ın tepesinde St. Simon Manastır’ı, sıralı ormanlık dağların içinde kurulu, portakal, limon, incir, zeytin ağaçların arasında saklı bir bahçeyi andıran Samandağ’ının Aknehir kırsal mahallesi. Depremin ardından onlarca insan kimisi akrabalarının yanına kimisi eski komşusuna kimisi de boş bir araziye kurduğu çadıra yerleşti.

480 nüfuslu mahallede sayı 3 bine ulaştı

Köyde birçok evin hasarlı olmasına rağmen, avlulara kurulan çadırlar şimdilik geçici bir çözüm sağlarken, köyde normalde sadece yaşlıların kaldığını, gençlerin ya kentte ya da başka şehir veya ülkelerde olduğunu belirten muhtar İsa Taş, 500 haneli köyün bin 480 nüfusunun depremden dolayı şu an 3 bine ulaştığının bilgisini verdi.

Bir evde 30 kişi kaldı

Mahallede yaşayan 64 yaşındaki Zehra Yolcu, depremden sonraki gün kentte kurtulabilen akraba, eş, dost, eski komşu kim varsa köye geldiğini söyledi. İlk gün evin bir odasına 30 kişinin barınmak zorunda kaldığın belirtti.

Her şeyini satıp v yaptı geriye bir şey kalmadı

Şeyh ve Ehl-i Beyt inancından olduğunu vurgulayan 79 yaşındaki Ali Abas Yolcu eşiyle birlikte depremin ikinci günü köye taşınanlardan. Daha önce her şeyini satıp kente yerleştiğini ifade eden Yolcu’nun evinden geriye bir şey kalmazken, “Dünyada asiller, basitler ve acizler yaşar. Asiller kurar, basitler çalışır, acizler ise karanlıktır. Bu zamanda acizler çoğaldı” diyor.

Ailesinden 17 kişiyi kaybetti

Bağ-bahçe ve kısmen de hayvancılığın yapıldığı köyde, şimdiye kadar 70 cenaze getirildiğini belirten Delal Deli de, sadece kendi ailesinden 17 kişiyi kaybettiğini vurgularken, araç bulamadıkları için cenazelerini kentte gömmek zorunda kaldıklarını ifade etti.

Gündüz köyde gece şehirdeler

Köyün kent ve ülke dışında yaşayan nüfusu da yakınlarının yardımına, gelmiş durumda. Dışarıdan gelen herkes gündüz kentteki dayanışma ağlarına dahil olurken, akşamları da köye dönüyor. Köye gelenler bir yandan da mesleklerini yapmaya çalışıyor. Arabistan’da kuaför olan bir genç deprem dolayısıyla köye geldiğini dile getirirken, bir yandan da sıraya dizilmiş kendisini bekleyen eş, dost ve komşusunun saç tıraşını yapıyor.

‘Bunların hepsi yalan söylüyor’

Arap Alevi köyde, depremde yalnız bırakıldıklarını ve bunun bilinçli bir politika olduğunu ince mesajlarla hissettiriyor. Görmedikleri yardım, kendilerine ulaşmayan yetkililer, iktidar kanadındaki açıklamaları bir bir değerlendiren mahalle halkı, bir göç ve demografik yapının değiştirilmesine yönelik kaygısını gizlemiyor. “Bunların hepsi yalan söylüyor” diyen bir mahalleli, HDP Eşbaşkanı Pervin Buldan’ın tavır ve tutumuna ilişkin hayranlığını dile getirmesi, birçok kişinin de ortak görüşüne dönüşüyor.

Haber: Azad Altay – Sedat Yılmaz / MA

#Şehirden #köye #göç #kişilik #mahallede #nüfus #bine #dayandı

AKP döneminde on binlerce can gitti tek bir istifa bile yok!

Yunanistan’da 46 kişinin yaşamını yitirdiği kaza sonrası Ulaştırma Bakanı’nın istifa ederken, resmi rakamlara göre 45 bin insanın hayatını kaybettiği Mereş merkezli deprem başta olmak üzere 21 yıllık AKP iktidarında on binlerce canın yitirilmesine rağmen tek bir istifa yok

Yunanistan’da yolcu treni ile yük treninin çarpışması sonucu en az 46 kişinin yaşamını yitirdiği kazanın ardından Ulaştırma Bakanı Kostas Karamanlis istifa ederken, ülkede 3 günlük ulusal yas ilan edildi. Yaşanan istifa sonrasında dünyada bu tür olaylarda yaşanan refleksler gündeme geldi. Dünyanın birçok ülkesinde bu tür facialarda istifalar bir bir yaşanırken, Türkiye’de ise ihmaller nedeniyle yaşanan büyük katliamlara rağmen tek bir istifa olmadı.

Yunanistan’daki istifa örneği gibi dünyada bu tür olaylara dair birçok örnek mevcut. 24 Ağustos 2018 Bulgaristan’da 17 kişinin ölümüne yol açan trafik kazasının ardından Ulaştırma Bakanı İvaylo Moskovski, Bölgesel Geliştirme Bakanı Nikolay Nankov ve İçişleri Bakanı Valentin Radev istifa etti. 17 Kasım 2012’de Mısır Tahire’de 49 kişinin öldüğü tren kazası sonucu Ulaştırma Bakanı Rashad al-Mateeni istifa etti. 21 Kasım 2013’de alışveriş merkezindeki çatının çökmesi sonucu 54 kişinin ölmesiyle “Benim de sorumluluğum var” diyen Letonya Başbakanı Valdis Dombrovskis istifa etti. 11 Mart 2011’de yaşanan 8.9 şiddetindeki deprem ve ardından gelen tsunamideki etkisiz kriz yönetimi eleştirilen Japonya Başbakanı Naoto Kan istifa etti. 5 kişinin öldüğü köprü çökmesi olayından sonra Kosta Rika Ulaştırma Bakanı Karla Gonzales istifa etti.

Hakaret etti

Bunlar sadece birkaç örnekken, Türkiye’de ise en yakın tarih olan 6 Şubat’ta Mereş merkezli meydana gelen ve 11 ili etkileyen depremlerde istifaların yaşanmaması kıyaslamaları yapıldı. Türkiye’de depremde ölüm sayısı 45 bini aşmasına rağmen tek bir istifanın yaşanmamasına tepkiler çığ gibi büyüyor. Üstüne depremzedeler başta olmak üzere, “devletin olmadığı ve geç kaldığı” eleştirini yapan yurttaşlar azarlanıyor. AFAD ve Kızılay’ın deprem bölgelerinde etkisiz kaldığı yönündeki eleştirilere AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan “Sivil yardım kuruluşlarına, bunlara yapılan hakaretleri de asla unutmadığımızı, ileride hesabını sormak üzere kayıtlarımıza aldığımızı da ifade etmek istiyorum” ve “Be ahlaksız be namussuz, Kızılay günde 2,5 milyon insana yemek veriyor” diye halkı televizyonlarda azarlıyor.

Yine iktidarın küçük ortağı MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ise aynı tepkilere, “Deprem bölgesinde tek bir çadırın olmadığını iddia etmek rezil bir siyasi saplantının, meczup ve muzır bir ideolojik savrulmanın hezimet dolu iftirasıdır” derken, son olarak gittiği Mereş’te yardımların yetersizliğini savunan depremzedelere yönelik “Sessizlik olacak, dağılın gitsin” sözlerini yükseltti.

Kadere sığındı

Erdoğan’ın Mereş merkezli deprem sonrasında 10 kentin ağır hasar görmesine yönelik ilk sözleri de yine inşaat müjdesi ve kader sığınması üzerine kuruldu. Erdoğan, “Enkaz kaldırma çalışmalarını Çevre Şehircilik Bakanlığımız inşallah yürütmeye başlayacak. Çünkü hedefimiz; bir yıl içerisinde de aynen diğer felaketleri yaşadığımız illerde nasıl hemen Toplu Konut İdaresi olarak bu operasyonları yaptıysak, gerçekleştirdiysek, aynı şekilde Kahramanmaraş ve diğer dokuz ilimizde de bunları gerçekleştireceğiz. Vatandaşlarımızın asla sokakta kalmasına müsaade edemeyiz” derken depremden etkilenen yurttaşlara da sadece 10’ar bin lira dağıtılacağını açıkladı.

Bütün bunların yanı sıra akıllara Türkiye’de daha önce yaşanan katliam ve felaketlerde iktidarın söylem ve pratikleri geldi.

Karadon faciası

Karaman’ın Karadon ilçesinde 17 Mayıs 2010 tarihinde Türkiye Taşkömürü Kurumuna ait Karadon Müessese Müdürlüğü’nün kömür ocağında meydana gelen grizu patlamasında 30 işçi yaşamını yitirmesinin ardından da benzer açıklamalar yapıldı. Bölge insanının bu tür “olaylara” alışık olduğunu söyleyen dönemin Başkakanı Erdoğan, “’20 yıl gerisine kadar incelediğimde, ta 90’lı yıllardan bugüne kadar Zonguldak bölgesinde bu tür kazaları, grizu facialarını yaşadık. Ben de geldim, bu tür ocaklar nasıl ocaktır diye indim. 2 bin metre derinlikteki kömür madeni ocaklarında çalışan kardeşlerimin nasıl çalıştıklarını gördüm. Onlarla orada iftar yaptım. Bu mesleğin, kaderinde maalesef var. Bu mesleğe giren kardeşlerim de, bu mesleğe girerken içerisinde bu tür şeylerin olacağını bilerek giriyorlar” dedi.

Madencilere tekme

Türkiye tarihinde yaşanan en büyük iş kazası olan Soma maden katliamı için de aynı sözler ve tehditler savuruldu. 13 Mayıs 2014’te Manisa Soma ilçesindeki kömür madeninde çıkan yangın nedeniyle 301 madenci hayatını kaybetti. Olay sonrasında bölgeye giden dönemin Başbakanı Erdoğan, ”Arkadaşlar yani biz bir defa bu tür ocaklarda bu olanları, lütfen buralarda bu olaylar hiç olmaz diye yorumlamayalım. Bunlar olağan şeylerdir. Literatürde iş kazası denilen bir olay vardır. Bunun yapısında fıtratında bunlar var. Hiç kaza olmayacak diye bir şey yok. Tabi işin boyutunun bu kadar fazla olması bizi derinden yaralamıştır. Bizi derinden üzmüştür. Kontrollerle de burası gerçekten gerek işçi sağlığı gerek işçi güvenliği açısından da iyi noktada kömür ocaklarından birisi olarak değerlendirmesi yapılmış ve nisan mayısta da çalışmalarına devam etmiştir” sözlerini söylerken kendisini protesto eden madenci yakınları ise Özel Kalem Müdür Yardımcısı Yusuf Yerkel tarafından yerlerde tekmelendi.

Yıllardır fail bulunmadı

20 Kasım 2015’te Riha Pirsus ilçesinde DAİŞ’in, Kobanê’ye geçmek isteyen Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu’nun açıklamasına yönelik saldırısında 34 kişi öldü, 100’den fazla kişi yaralandı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olayı vahşet olarak niteleyip kınama açıklaması yaparken, İçişleri Bakanlığı da “Bu menfur saldırıyı gerçekleştirenleri devletimiz en kısa sürede bulacak, failler yargı önüne çıkartılacaktır” açıklamasında bulundu. Fakat saldırı sonrasında yaşanan yargılama süreci ise yapılan açıklamaların tam tersine olayın üstünü örtmek üzerine yürütüldü. Yine o dönem açıklama yapan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, ise “Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu isimli paravan bir oluşumun, Kobani’yi beraber savunduk, beraber inşa ediyoruz kampanyası çerçevesinde toplanan kalabalığın Suruç’a hareketi felaketle sonlanmıştır” dedi. Saldırında ölenlerin “terör şubesi partiler ve bölücülüğün yanında saf tuttuklarını” ve “İstanbul’dan Suruç’a Kobani bahanesiyle yola çıkanların bir defa amaç ve yöntemleri halis ve ahlaki görülemeyeceğini” belirtti.

Ankara Katliamı

10 Ekim 2015’te KESK, DİSK, TTB ve TMMOB tarafından düzenlenmek istenen miting öncesinde Ankara Garı kavşağında DAİŞ tarafından düzenlenen bombalı intihar saldırısında 109 yurttaş hayatını kaybetti. Saldırı sonrası RTÜK tarafından yayın kuruluşlarına geçici yayın yasağı getirildi ve internet servis sağlayıcıları tarafından bazı sosyal medya (Twitter, Facebook) sitelerine erişim engeli uygulandı. Saldırı sonrasında AKP’liler olayı seçimlere yönelik “tehdit” olarak algılarken Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, “Seçim zamanı özellikle milletin huzurunu bozmak isteyenler hep bu tür terörist eylemleri yapıyorlar. Daha önce Diyarbakır’da seçimlerden önce ’sırf barajı aşsın’, ’mağdur duruma düşsün’ diye böyle bir provokatör eylem yapıldı. Aynı filmi biz Diyarbakır’da görmüştük. Başka yerde de gördük” diyerek saldırıyı mitinge katılanların kendilerinin yaptığını savundu. İçişleri Bakanı Selami Altınok ise, herhangi bir güvenlik açıklarının olmadığı açıklamasını yaptı.

Başsağlığı ile yetindiler

8 Temmuz 2018 tarihinde Kapıkule’den İstanbul-Halkalı’ya doğru hareket eden yolcu treninin Çorlu yakınlarından geçerken rayların altındaki toprak menfezinin kayması sonucu 5 vagonunun devrilmesi sonucu 25 kişi öldü, 317 kişi de yaralandı. Olay sonrasında sorumluluklarını kabul etmeyen hükümet mensupları, sadece başsağlığı mesajları yayınladı. Mecliste verilen soru önergelerini cevaplayan Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Cahit Turhan ise “Demiryolu hatlarında arızaları haber vermek üzere görev yapan yol bekçilerinin kadro dışı bırakılmasına” ilişkin sorusuna, “bekçilik hizmeti ile sağlanan kontrollere yeni bakım sisteminde ihtiyaç kalmadığını” belirtti. Bakan Turhan, Hat Bakım ve Kontrol Planı”na göre uygulanan bakım sisteminde, Demiryolu Bakım Müdürü, Yol Bakım Şefi ve Hat Bakım ve onarım memurlarının hat bakım ve kontrollerini “eksiksiz” yerine getirdiğini belirtti.

İzmir’de sözler tutulmadı

30 Ekim 2020’de merkez üssü Yunanistan’ın Sisam Adası açıklarında yaşanan deprem sonrasında İzmir’in Bayraklı ve Bornava ilçelerinde yıkım yaşanırken 117 kişi öldü, bin 53 kişi ise yaralandı. Bu deprem sonrası da olayın sorumluluğunu üstlenmeyen iktidar yeni inşaat “müjdeleri” verdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kentsel dönüşüm projeleriyle depreme dayanıksız yapı stokumuzu yeniliyoruz, ülkemizi her geçen gün afetlere karşı daha hazırlıklı hale getiriyoruz. Ocak ayında meydana gelen Elazığ ve Malatya depreminin acıları hala yüreğimizde tazeyken İzmir’den gelen bu haber bizi derinden üzmüştür” derken, Çevre, Şehircilik Bakanı Murat Kurum ise tıpkı Mereş depremi sonrasında olduğu gibi İzmir’de yapıların 1 yıl içinde teslim edileceğini söyledi. Fakat aradan geçen 2 buçuk seneye rağmen yıkılan 17 binada yaşayan yurttaşların büyük bölümü evlerine kavuşamadı.

AKP’den itiraf

11 Ağustos 2021’de Batı Karadeniz illerinde etkili olan sağanak yağış sonrasında meydana gelen sel, su baskını ve heyelanlar sonucunda Kastamonu, Sinop ve Bartın illerinde toplamda 82 kişi hayatını kaybetti, 228 kişi ise yaralandı, 16 kişi için ise kayıp başvurusu yapıldı. Yaşanan sel felaketi sonrasında AKP’li Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Mustafa Şentop’tan itiraf niteliğinde, “Bozkurt ilçesinde yapılaşmaya izin verilmemeliydi. 1-2 yıllık perspektiflerle bakarsak olmuyor. Onun için çok daha bilinçli olarak tabiata, doğaya uyum içerisinde, onu anlayarak ve büyük perspektifler içerisinde, 100, 200 yıllık, geçmişi ve geleceği düşünerek planlamalar yapmamız lazım. Bunu acı bir şekilde gördük, görüyoruz” dedi. Fakat o tarihten sonra da Karadeniz’in birçok ilinde seller yaşanmaya devam ederken, aynı dere yataklarına yapılaşma devam ettiriliyor.

Sorumluluk almadılar

Bunların yanı sıra Wan, Çewlîg depremleri, her yaz ayında Rize, Artvin ve Giresun başta olmak üzere yaşanan sel felaketleri, yine Karaman, Zonguldak, Bursa, Şirnex’te yaşanan maden kazaları ve sayısız iş cinayeti, bombalama ve siyasi cinayetlerde AKP’li hiçbir yetkili istifa etmediği gibi sorumlulukta kabul etmedi. Afetlerde sorumluluğu doğaya atan iktidar, iş kazalarını “kader”, siyasi saldırıları ise “kınama” ile geçiştirdi.

Haber: Tolga Güney / MA

#AKP #döneminde #binlerce #gitti #tek #bir #istifa #bile #yok

AFAD’dan İBB’ye: Gelmeyin, muhatap yok

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, AFAD’dan kendilerine gelmeyin dediklerini aktararak, deprem sonrası kurumu temsilen bir muhatap bulamadıklarını açıkladı

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ekrem İmamoğlu, depremin ardından AFAD’la aralarında skandal bir durumun yaşandığını açıkladı.

Halk TV’de İsmail Küçükkaya’nın sunduğu “Yeni Bir Sabah”  programında konuşan İmamoğlu AFAD’ın kendilerine gelmeyin dediğini aktardı.

Hesabı sorulmalı

İBB’ye bağlı Afet Koordinasyon Merkezi’nde (AKOM) yapılan yayında İmamoğlu, “Deprem oldu saat 5:00’da buradaki koltuğumdaydım. Bütün arkadaşlarımla birlikte hızlıca mesaimize başladık. AFAD’ın eşleştirmesi ve önderliği ile bölgeye arama kurtarma ekiplerimizi yönlendirmeye başladık. Şunun altını çizelim; ilk 48 saatte neler yaptık? AFAD, Türkiye’nin en çatı kurumu kimse AFAD’ı reddedemez. Bugün eğer toplumun büyük bir kesiminde bir sıkıntı var ve bu konuda bir eleştiri varsa ciddi ciddi masaya yatırılmalı ve hesabı sorularak önlemler alınmalı” dedi.

AFAD koordinasyonda yetersiz kaldı

Depremin ilk 48 saatinde çalışmalarda yetersiz kalındığını ifade eden İmamoğlu, “Biz depremin ikinci günü Sayın Genel Başkanımız ve üç büyükşehir belediye başkanımızla hemen bölgeye gittik. Ne yazık ki acı, feryat çok yoğun bir şekildeydi. Biz dördüncü gün dahil bölgede dolaştık, sokakta insanlarımızın yardımına koşan kurumlar konusunda AFAD’ın koordinasyonunda çok ciddi sıkıntılar yaşandı. Depremin yedinci gününde de oradaydık ve çoğu şey düzelmemişti. Arama kurtarmada ilk 48 saat çok önemlidir denir ya, ne kadar ulaşabildik?” diye konuştu.

AFAD’a gittik muhatap yok

Depremin sekizinci günü AFAD’a gittiğini belirten İmamoğlu, “Arkadaşlarım bana ‘gelmeyin’ demesine rağmen gittim. O gün itibarıyla Hatay’da yaklaşık 4 bine yakın personeli 750’ye yakın iş makinesi olan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı diyor ki ‘AFAD’a geleyim konuşalım’, dediler ki ‘Gelmeyin muhatap yok’. AFAD’a gittik, yarım saat 1 saat muhatap aradık. En son ‘Bir vali var ama şu an Sağlık Bakanı ile görüşüyor’ dediler, gittik kapıyı çaldık ve biraz konuştuk. İBB, o günden sonra AFAD’a dahil olabildi.

HABER MERKEZİ

#AFADdan #İBBye #Gelmeyin #muhatap #yok

‘Kahraman baba’ ve çaresizlik!

Çocuğuna mahcup, devletine öfkeli, kendisine kızgın ve ölenlerin kurtulduğunu düşünen sayısız insan, gittikçe umudunu yitiriyor. Bundan ötesi yok…

Sedat Yılmaz*

Adnan Daglı (43), vatanına, milletine, devletine kökten bağlı bir Türk! Şimdi, “Sen ne biçim Türkiye Cumhuriyetisin?” diye soruyor. Vergisini verdiği, askerliğini yaptığı, itirazsız her isteğini yerine getirdiği devleti zor gününde yanında değildi ve enkazda kendi çabasıyla 5 saat sonra çıkmış. Tek başına, yağmur ve soğuk altında devletini beklemiş ama gelmemiş. Günlerce gelmeyen devleti, engelli çocuğunu hastaneye götürürken, enkaz altında kalan kimliğini sormuş. Uğruna canını verdiği devletine kimliğini kanıtlaması için birince derece bir yakınını, nenesinin adını ve üç de komşusunu şahit göstermesi gerekiyor. Bulacak da gösterecek de banka hesabına yatıp yatmadığını bilmediği 10 bin TL’yi Adana’da çekmeye gidecek.

“Anamdan doğdum cıbıldağ, ölünce de cıbıldağ” olduğunu deprem şokunu atlattıktan sonra anlayan Daglı, Habib-i Neccar Dağı’nda topladığı şimşir, defne, murt yeşilliklerinden günlük kazandığı 70 lirayı da kaybetmiş ve çaresiz bir halde.

Daglı’yı asıl öldüren, kahreden şey 10 aylık engelli bebeği için hiçbir şey yapamaması. İleride kendisini kahraman, tanrı, güçlü, eşsiz, kusursuz görecek çocuğuna karşı çaresiz, mahcup, perişan ve yenik bir baba olmanın ezikliğini yaşıyor. Milliyetçi hezeyanın dalgasıyla karınca olduğunu unutup, fil gibi davranan ama ilk yüzleşmede hayal kırıklığına uğrayan binlerce “vatansever” gibi, itirazını yüksek sesle, sinkaflı sözcüklerle dile getiriyor Daglı, “Günlerce çocuğuma kapı kapı mama dilendim.”

Daglı, baştan başa, yukardan aşağı moloz yığınına dönmüş Hatay’da yalnız değil. Kafanı hangi yana çevirsen, hangi yüze baksan, hangi ele el versen, “Dünya başımıza yıkıldı” sözünü duyarsın. Sevgi Parkı’nda çıkartılmak istenen Delal Toprak (56) da hayal kırıklıklarıyla geziniyor. Yüzü donuk, utangaç, gözleri dolu dolu ama ağlamamak için kendini tutan Toprak, çadırını kaldırmaya gelen devletine soruyor: “Şimdi kovuyorlar bizi. İnsan memleketinden kovulur mu?”

Boğazında açılmış bir delikten sesini duyurmaya çalışıyor. Yüzde 90 engelli olduğunu, eşini ve akrabalarını kaybettiğini, kimsesiz olduğunu anlatmaya çalışıyor, el kol işaretleriyle. Adını sormaya gerek duymuyor insan, zira hepsi, herkes bir birine benziyor. Acıda, yoksullukta, yoklukta eşitlenmiş bir kent hali. “Engelliyim, tek başıma olduğum için bana çadır veremeyeceklerini söylediler. 25 gündür arabada yatıp, kalkıyorum. Duş yok, tuvalet yok, su yok, yemek yok.”

Hatay…

*Bu izlenim Mezopotamya Ajansı’ndan alınmıştır.

#Kahraman #baba #çaresizlik

Kaçak yapılara göz yummayan siyasetçiler yargılanıyor

Peş peşe yaşanan depremlerin ardından kaçak yapılara izin veren belediyeler tartışmaların hedefinde olurken, kaçak yapılara izin vermeyen Kürt siyasetçiler ise uzun yıllardır bu gerekçe ile yargılanıyor

Kurdistan ve Türkiye 11 kentte resmi olarak 45 bin insanın hayatını kaybettiği depremlerin ardından gözler kaçak yapılara çevrildi. Olası deprem riskinin yüksek olduğu kentlerde çalışmalar başlatılırken, bir yandan da daha önce iizn verilen rank odaklı projeler tartışılmya başlandı.

Deprein hemen ardından yıkımlardan sorumlu olan onlarca müteahhit tutuklanırken, iktidar başta olmak üzere yapılara izin veren, ruhsat veren kurumlar ise hiç günde olmuyor. O kurumların başında ise rant odaklı imar planları, imar affı uygulamaları, kaçak yapılara göz yumulması, denetimsizlik gibi uygulamalarda imzaları olan belediyeler geliyor.

Göz yummadıkları için davalar açıldı

Deprem tartışması sürerken, iktidarın Kürt siyasetçilerine dönük mahkemeler eliyle yürüttüğü yargılamalar arasında en çok da Barış ve Demokrasi Partisi Belediye başkanlarının kaçak yapılara göz yummayarak, yıkım işlemi gerçekleştirmesi sonrası açılan davalar bulunuyor.

İnşaat sahibi şikayetçi oldu

Bu davalardan biri Mêrdîn’in Qoser (Kızıltepe) Belediyesi’nin BDP yönetiminde olduğu döneme ait. 2013’te Atatürk Mahallesinde kaçak olarak inşaat halindeki bir bina hakkında yıkım kararı verilmesi üzerine inşaat sahibi, dönemin Belediye Başkanı Ferhan Türk ve belediye yetkilileri hakkında şikayetçi oldu. Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan yargılama izni talebine İçişleri Bakanlığı, cevap vermedi.

Peş peşe davalar açıldı

AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın “çözüm süreci”ni sona erdirmesinin ardından Kürt siyasetçiler hakkında peş peşe davalar açıldı. İçişleri Bakanlığı da 3 yıl boyunca cevap vermediği talebe, Kasım 2016’da şikayete konu olan dönem öncesi ve sonrası da eklendikten sonra “imar planları yapıldıktan sonra parselasyon planları yapılmadığı” gerekçesiyle 2006 yılından 2014 yılı ve sonrasında Kızıltepe Belediye Başkanlığı yapan isimler ile kimi belediye personelleri hakkında soruşturma izni verdi.

Tutuklamalar başlayınca cevap verdiler

Savcılık, bunun üzerine belediye Başkanları Cihan Sincar (2006-2009) ve Ferhan Türk (2009-2014) ile eşbaşkanlar İsmail Asi ve Leyla Salman (2014 ve sonrası) ve kimi belediye personelleri hakkında Mart 2020’de “imar planları yapıldıktan sonra parselasyon planları yapılmadığı” gerekçesiyle söz konusu isimler hakkında “görevi kötüye kullanmak” iddiasıyla iddianame hazırladı. Kızıltepe 4’üncü Asliye Ceza Mahkemesinde 2020 yılında kabul edilen iddianameyle açılan dava devam ederken, kayyum yönetimleri davaya dahil edilmedi.

Yıllardır tamamlanmadı

2016 yılından bu yana kayyumlar tarafından yönetilen Kızıltepe Belediyesi’ne 2016’dan itibaren sırasıyla Kaymakamlar, Ahmet Odabaşı, Mehmet Yüzer, Hüseyin Çam ve Fatih Cıdıroğlu kayyım olarak atandı. Ancak 2000’li yıllardan sonra başlayan ve yıllar içinde devam eden parselasyon çalışmaları 4 kayyum tarafından da tamamlanmadı. Bunun yanı sıra kayyumlar döneminde değiştirilen imar planları ile 18 uygulamasında “rüşvet” ile usulsüz işlemler yapıldığı gerekçesiyle dönemin Mardin Valisi ve Büyükşehir Belediye Kayyımı Mustafa Yaman’ın görevden alınmasının ardından yeni kayyum Mahmut Demirtaş tarafından eski planlar encümen kararıyla iptal edildi. Bu nedenle kentin önceki imar planları da parselasyon çalışmaları da rafa kalkarken, ilçede halen parselasyon çalışmaları tamamlanmadı.

Haber: Ahmet Kanbal /MA

#Kaçak #yapılara #göz #yummayan #siyasetçiler #yargılanıyor

Hasta tutuklu ayrımı sürüyor: Erdoğan üç generali serbest bıraktı

AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kararıyla Resmi Gazete yayımlanan kararla 28 Şubat davası hükümlüsü üç emekli general hakkında verilen hapis cezaları kaldırıldı

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın imzasıyla 3 Ocak’ta “Sürekli Hastalık, Sakatlık ve Kocama Sebebiyle Kişilerin Cezalarının Hafifletilmesi veya Kaldırılması Hakkında İşlemler” başlıklı genelge yayımlandı.

Genelge sonrası gözler, İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) listesinde bulunan 651’i ağır toplam bin 517 hasta tutuklunun durumuna çevrilirken genele ile hasta siyasi tutuklular için herhangi bir girişimde bulunulmadı.

AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, ilk olarak 28 Şubat davasında müebbet hapis cezasına çarptırılan 87 yaşındaki İlhan Kılıç ve 75 yaşındaki Kenan Deniz’in af yetkisini kullanmış, adli hükümlü Mustafa Kartal’ın 9 yıl 46 ay 24’lük cezasını da “sürekli hastalık” sebebiyle kaldırmıştı.

Üç generale yaş tahliyesi

Erdoğan son olarak; Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı kararlarına göre, 28 Şubat davasında müebbet hapis cezasına çarptırılan 83 yaşındaki emekli Korgeneral Hakkı Kılınç, 91 yaşındaki emekli Orgeneral Ahmet Çörekçi ve 75 yaşındaki emekli Tuğgeneral İdris Koralp hakkında verilen müebbet hapis cezaları Adli Tıp Kurumunun “kocama hali” raporu sebebiyle kaldırılmasına karar verdi.

Özkan ve Güler tahliye edilmiyor

Her defasında 28 Şubat’ı yaşatanları cezalandırdıklarını söyleyen ancak kendi imzası ile generalleri bir bir bırakan Erdoğan, hasta tutuklular 83 yaşındaki Mehmet Emin Özkan ve 87 yaşındaki Sıddık Güler’i görmüyor. Özkan ve Güler, ilerleyen yaşları ile ağır sağlık sorunlarına rağmen Adli Tıp Kurumu’nun bilimsellikten uzak “Cezaevinde kalabilir” raporları ile tahliye edilmiyor.

HABER MERKEZİ

#Hasta #tutuklu #ayrımı #sürüyor #Erdoğan #üç #generali #serbest #bıraktı