Ana Sayfa Blog Sayfa 870

Talabani’den çağrı: PKK ile Türkiye arasında barışı sağlayalım

YNK Lideri Bafil Talabani KDP’ye çağrı yaparak ‘Türkiye ile PKK arasında barışı sağlamaya yönelik çalışmalar yapalım’ dedi

Hewler’de konuşan YNK Lideri Bafil Talabani, Kürtler arası ilişki, Federe Kurdistan Bölgesi ve Irak’ın durumuna ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Talabani birlik mesajları verdikten sonra KDP’ye çağrı yaparak “Türkiye ile PKK arasında barışı sağlamaya yönelik çalışmalarda bulunalım” dedi.

Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırılara dikkat çeken Bafil Talabani, “KDP ile birlikte halkımızın sorunlarını çözmemiz gerekiyor. Her gün bombardıman gerçekleştirilen Rojava’daki kardeşlerimize yardım etmeliyiz. Gelin sorunları çözelim” dedi.

Huzur mesajı

Kürt partileri arasındaki birliğin önemine dikkat çeken Bafil Talabani, “Gelin PKK ile Türkiye arasındaki barışı sağlayalım. Mam Celal yapabildiyse biz neden yapmayalım? Gelin bölgede huzuru sağlayalım. Partilerin bayrağı yerine Kürdistan bayrağını taşıyalım. Bütün bunları hep beraber yapabiliriz” çağrısı yaptı.

Hewlêr ve Bağdat arasındaki sorunlara da dikkat çeken Bafil Talabani, son olarak şunları söyledi: “Bağdat bizimle anlaşmaya hazır. Biz üzerimize düşeni yapmaya hazırız diyorlar.”

Kaynak: MA

 

#Talabaniden #çağrı #PKK #ile #Türkiye #arasında #barışı #sağlayalım

Emek Sineması’nı yıkan ile Galeria’yı yapan aynı şirket

Mereş merkezli meydana iki depremde Amed’te yıkılan kentin ilk alışveriş merkezi olan Diyar Galeria İş Merkezi’ni yapan aynı zamanda İstanbul’da bir tarih olan Emek Sineması’nı yıkarak yerine AVM yapan Kamer İnşaat

Selman Çiçek /Amed

Mereş (Maraş) merkezli meydana iki depremde etkilenen illerden biri olan Amed’te biri boş yedi bina yıkıldı. Yıkılan binalardan biri de kentin ilk alışveriş merkezi olan ve kentin kültürel tarihi ile özdeşleşen Diyar Galeri İş Merkezi. Dört bloktan oluşan iş merkezi, dört bloğun ilk üç katı ortaklaştırılarak alışveriş merkezi haline getirildi. Daha sonra kentin büyümesi ile alışveriş merkezi özelliğini yitirse de Galeria İş Merkezi Amed’te sinema ve tiyatronun ana merkezi haline geldi.

Galeria’nın sinema yolculuğu

Diyar Galeria, bir dönem Avrupa Sineması, Şehir Sineması ve Yenişehir Galeria Sineması üç sinemayı site bünyesinde barındırmıştı. Anadolu Kültür bünyesindeki Diyarbakır Sanat Merkezi (DSM) de 2002’de Galeria’da kurulmuş ve Diyarbakır Edebiyat Günleri, Diyarbakır Kadın Filmleri Haftası, Belgesel Film Günleri, İstanbul Bienali gibi kültür-sanat etkinlikleri DSM’nin Galeria’daki mekânında Diyarbakırlılarla buluşmuştu. Galeria, 2010’ların sonuna kadar da Filmekimi ve Diyarbakır Film Günleri gibi festivallere de ev sahipliği yaptı. 2003’te kurulan Diyarbakır Sinema Kulübü de film gösterimlerini yıllarca DSM’nin Galeria’daki mekânı ve Avrupa Sineması’nda yapmıştı.

Mem û Zin, Galeria’da

Galeria İş Merkezi, sadece sinemaya ev sahipliği yapmazken Kürt tiyatrosuna da ev sahipliği de yaptı. Amed Büyühşehir Belediyesi’ne atanan kayyum, ilk olarak kültürel alanı hedef alarak Kürtçe tiyatronun yapıldığı Şehir Tiyatrosunu kapattı. Kayyum, sadece şehir tiyatrosunu kapatmakla yetinmeyip, tiyatrocuların işine de son verdi. Kayyumun işten çıkardığı tiyatrocular, Tiyatro Amed oluşumu ile bir grup oluşturarak Diyar Galeria İş Merkezi’nde daha önce Diyarbakır Sanat Merkezi’nin kullandığı alanı sahne olarak kullandı. Uzun yıllar burada teknik imkansızlıklara rağmen Kürtçe tiyatroyu halka buluşturan grup, daha sonra halkın desteği ile yeni bir salon inşa etti. Yine herkesin beğenisini toplayan Kürtçe Müzikal, Mem û Zin, Galeria İş Merkezinin tüm katlarının sahne olarak kullanılarak sergilendi.

İş merkezini yapanlar serbest bırakıldı

6 Şubatta meydana gelen depremde iş merkezinin dört bloktan oluşan sitenin B bloğu deprem ile birlikte yıkıldı, diğer blokları da hasar gördü. İş merkezinde ölen yurttaşların sayısı açıklanmadı. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın kentte yıkılan binalarla ilgili başlattığı soruşturma kapsamında sitenin mülk sahibi Hasibe Yıldırım ve inşaat mühendisi Mustafa Cevat Arsız ile birlikte gözaltına alınan Şeref Kesgün ise ifadesi alınarak serbest bırakıldı.

Emeği yıkan da Galeria yapan da aynı şirket

Bianet’ten Çiğdem Mater’in yaptığı habere göre, Emek Sineması’nın yıkılmasına neden olan ve ardından Emek sineması yerine Grand Pera AVM’yi yapan şirket ile Diyar Galeria İş Merkezi’ni yapan şirket aynı. Sinema tarihinde önemli bir yere sahip olan Emek sinemasını da yıkan Diyar Galeria İş Merkezi’ni depreme dayanıklı bir yapı yapmayan da Kesgün ailesine bağlı Kamer İnşaat. Şirketin, iş merkezini yaptığı sırada zeminindeki su birikintisini dikkate almadığı ve taşıyıcı kolanları depreme dayanıklı halde inşa etmediği yönünde şikayetler var.

#Emek #Sinemasını #yıkan #ile #Galeriayı #yapan #aynı #şirket

Seralarını çadıra dönüştürdüler

Hatay Defne’de çadıra ulaşamayan seralarını temizleyerek yaşam alanı için çadır haline getirdi

Mereş merkezli depremlerin üzerinden 24 gün geçmesine rağmen yurttaşların büyük bölümü başlarını koyacak bir çadır bulamadı. Depremzedeler çadır telaşındayken, Kızılay’ın depremin üçüncü gününde AHBAP’a 46 milyon TL’lik 2 bin 50 adet çadır sattığı ortaya çıktı. Ancak 6 Şubat depremi sonrası 20 Şubat’ta 6,4 büyüklüğünde yeni bir depremle sarsılan Hatay’ın Defne ilçesinde çadıra ulaşamayan yüzlerce aile bulunuyor.

Seraları çadır yaptılar

Kente bağlı Çekmece Mahallesi’nde depremin ilk gününden bu yana AFAD ya da Kızılay’dan çadır alamayan Dağlıoğlu ailesi bu ailelerden sadece biri. Dağlıoğlu ailesi 20 kişi, depremin ilk gününden bu yana hasar gören evlerinin yanında bulunan seralarında yaşam mücadelesi veriyor. Aile fertleri, gün içinde yakıcı sıcak nedeniyle seraya giremiyor. Akşamları ise soğuk havadan korunmak için seranın naylonlarının etrafını battaniyelerle kapatıyor.

En büyük ihtiyaç çadır

Aile fertlerinden Sinan Dağlıoğlu, devletin kendilerine çadır göndermedikleri için sera çadırında 20 kişi kaldıklarını söyledi. Yardımların hayırseverler tarafından getirildiğini belirten Dağlıoğu, kendilerinin daha çok çadır ihtiyacı olduğuna dikkat çekti. Mahallelerinde arabada kalan yurttaşlar olduğunu da aktaran Dağlıoğlu, “Gündüz hem çok sıcak, hem de ne olur ne olmaz diye kalmıyoruz. Çadır başvurusu yaptım. Çoğu kişiden de başvuru yapan oldu. Bir, iki kişi aldı. Yardımlar olmazsa Hatay bitmişti” diye kaydetti.

Selam söyle başkanımıza

Aynı mahallede depremin ilk günlerinde serada yaşam mücadelesi vermek zorunda kalan Ahmet Güzeloğlu da, serada domates ektiklerini, depremden sonra dometesleri temizleyerek kendilerine yaşam alanı oluşturduklarını söyledi. Bir çadırda 20 kişi kaldığını söyleyen Güzeloğlu,  “İyi yaşamadık. Keşke yardım gelseydi. Bugüne kadar kimseyi görmedik. Asker yoldan geçiyor sadece. Başka bir şey yok. Selam söyle bizim başkanımıza (Erdoğan’a)” ifadelerini kullandı.

Kaynak: MA 

 

#Seralarını #çadıra #dönüştürdüler

Depremzedeler anlatıyor: Kızımı sağ çıkardık, soğuktan öldü

Gazeteci Sedat Yılmaz’ın tanıklığı ve depremzede Lütfiye Yüce’nin ‘Kızımı canlı çıkardık, daha 30’undaydı. İlk gün mağaraya sığındık’ sözleri Antakya’da yaşanan felaketin boyutunu gözler önüne seriyor

Peş peşe yaşanan depremlerin ardından binlerce yurttaş hayatını kaybederken, hayatta kalanları ise hem sevdiklerinin acısı hem de hayatta kalma mücadelesi bekliyor. Bir yandan yerle bir olmuş kentler bir yandan ne yapacağını bilemeyen binler.
Deprem kentlerini gezen gazeteciler de bu durumun en yakın tanıkları. Hatay’a giden gazeteci Sedat Yılmaz’ın tanıklığa da yaşanan tabloya işaret ediyor.

Kızım soğuktan öldü

“Kızım soğuktan öldü” bu söz çok ağır, buz gibi, kan dondurucu, biliyorum ama çoğu var azı yok. Bu kadar gerçek, bu kadar ağır bir kentten bildiriyorum. “Bana bir yıl verin” diyorlar, değil bir yıl, yıllar verseler de inanmayın. Bu kenti gezen, gören, bakan bu enkazı “5’li çete” ve türevlerinin tüm kamyonlarını yığsalar da kaldıramaz. Özetle bu şehirde tek bir sağlam bina yok. Yok, yok, yok!

Akılda kalan tek cümle

Antakya’nın Küçükdalyan mahallesinin yaslandığı Habib-i Neccar Dağı ile Hac Dağı arasında yoksul bir çeper. Depremin 10’uncu gününde birkaç çadırla varabilmiş “Devletin şefkatli, merhametli, uzun eli.” Mahallelinin öfkesini anlatmaya kalem, kağıt, akıl, izan yetmez. Yetmez çünkü trajediyi yonta yonta elimde kalan birkaç sözcükten biridir, “Kızım soğuktan öldü” cümlesi.

Kızım daha 30’undaydı

Dağdan kopan kayalıkların enkazında komşuların elbirliğiyle canlı çıkan 65 yaşındaki Lütfiye Yüce ve yaralı kurtulan iki kızından birisi yağan yağmur ve soğuk havadan kaynaklı yaşamını yitirmiş. “Saatlerce ambulans bekledik, aradığımız hiçbir yer cevap vermedi, hastane yok, araç yok, yol yok. Kızımı canlı çıkardık, daha 30’undaydı. İlk gün mağaraya sığındık” diyen Yüce, “Nereye gidecek, ne edicik” bilmiyor.

Mezarlıkta yer yoktu

Anlatılanlar, insanın boğazını düğümlüyor, sözcüklerde yontulacak harf bırakmıyor. “Kızımın cenazesi dört gün sokakta, açıkta, yağmurda, soğukta kaldı” diyor gözlerinde damla damla yaş akan Yüce’nin. Dudakları hareket ettikçe ağırlık çöküyor, bedene, ruha, “Dört günün sonunda cenazemizi kendimiz kaldırdık. Oğlum kardeşini kendi elleriyle yıkadı, kefenledi. Mezarlıkta yer yoktu, teee uzak bir köye gömdüler.”

İkinci bir ömrüm yok

Bu trajedinin üstüne trajedi mi olur? Var, ötesi var. 65’ine kadar didinmiş, yememiş, içmemiş, giyinmemiş, gezmemiş, tepe tepe, tıka basa harcamamış üç beş kuruşla, borçla aldığı evi Habib-i Necar’ın kayalıkları altında un ufak oldu. “Yıkılmış dünyanın” bundan sonrası için Yüce’ye sunacağı hayat, “Bir daha ev alacak, ikinci bir ömrüm yok” cümlesinde kalsın!

Kaynak: MA

 

#Depremzedeler #anlatıyor #Kızımı #sağ #çıkardık #soğuktan #öldü

Deprem kentlerinde hayvanlar ölüme terk edildi

Deprem kentlerinde özellikle hayvanların durumu kötüleşiyor. Gıda bulamayan hayvanların can güveliği de yok

Mereş’te (Maraş) 6 Şubat’ta peş peşe yaşanan depremlerin üzerinden 24 gün geçti. 10 kentte etkili olan ve resmi rakamlara göre en az 45 bin kişinin hayatını kaybettiği depremlerde, sağ kurtulanların başta sağlık ve barınma sorunu hala çözülmezken, deprem kentlerinde özellikle hayvanlar da tehlikede.
Özellikle kırsal mahallelerde enkaz altında kalan sayısızca hayvan da öldü. Kurtulan ve yaralanan hayvanlar ise aç susuz kaldı. Deprem bölgesindeki hayvanların durumu resmi bir kayıt tutulmadığı için ne olduğu bilinmiyor.

Enkazlarda binlerce hayvan var

Depremden sonra kısa süre Hatay’da kalan Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) İzmir Şubesi üyesi ve aynı zamanda İzmir Barosu Hayvan Hakları Komisyonu üyesi avukat Rojda Kuruş, “Enkaz altında, hasarlı binalarda binlerce hayvan var ve hala yaşıyorlar. Depremin olduğu günden bu yana aç susuz bir şekilde kurtarılmayı bekliyorlar. Şuan oradaki tozdan, dumandan, asbestten insanlar kadar hayvanlarda etkileniyor. Şuan on binlerce hayvan bu tehlike altında” diye belirtti.

İş makinaları hayvanları öldürecek

Devletin insanlar gibi hayvanları da kurtarmadığını söyleyen Kuruş, hem sokakta yaşayan hem de evde bakılan hayvanların durumunun kötü olduğunu aktardı. Bölgede yaşanan göç nedeniyle hayvanları besleyecek kimsenin de kalmadığını ifade eden Kuruş, “İnsan sağlığına zararlı birçok zehirli gazdan bahsediliyor. Bunlar hayvanlara da zararlı. İnşaatların etrafında açlıktan, susuzluktan olmasa bile iş makinaları hayvanları öldürecek” dedi.

Gönüllülerin çalışmaları yetersiz kalır

Medya üzerinden hayvanlara karşı yaratılan kötü bir algı olduğuna dikkati çeken Kuruş, “Kuduz, hastadır” denilerek, hayvan düşmanlığının oluşturulduğunu söyledi.
Hayvanlar için uygun koşulların sağlanmasını isteyen Kuruş, “Hayvanlar için sadece gönüllülerin yaptığı çalışmalar yetersiz kalır. Belediyelerin düzenli besleme, aşılama yapması gerekiyor” diye konuştu.

Haber: Delal Akyüz / MA

#Deprem #kentlerinde #hayvanlar #ölüme #terk #edildi

İran’da bir kişi idam edildi

Kürdistan İnsan Hakları Ağı, İran’da Ali Dudkanlu isimli tutuklunun idam edildiğini açıkladı

Kürdistan İnsan Hakları Ağı, iki yıl önce “kasten öldürme” iddiasıyla tutuklanan Ali Dudkanlu’nun İran Urmiye Cezaevi’nde idam edildiğini duyurdu.

Ayrıca 28 tutuklunun dosyasının İdam Cezası İnfaz Dairesi’ne gönderildiği belirtilirken, son 20 günde 10 tutuklunun idam edildiği kaydedildi.

DIŞ HABERLER

 

#İranda #bir #kişi #idam #edildi

Afrika’da ‘Öcalan’a Özgürlük’ konferansı: Sonuç bildirgesi yayınlandı

Güney Afrika’da gerçekleştirilen ‘Öcalan’a Özgürlük’ konferansının sonuç bildirgesinde Nelson Mandela Kuralları hatırlatılarak Abdullah Öcalan ve tüm tutukluların serbest bırakılması çağrısı yapıldı

Güney Afrika’nın Cape Town şehrinde iki gün gerçekleştirilen “Abdullah Öcalan’a Özgürlük, Dünya’ya Barış ve İstikrar Konferansı”nın sonuç bildirgesi açıklandı.

Abdullah Öcalan’ın iki yıldır avukatları ve ailesiyle görüştürülmemesinin uluslararası hukukun ihlali anlamına geldiğinin kaydedildiği bildirgede, “Türkiye’deki mevcut tutukluluk koşullarının Birleşmiş Milletler Tutuklulara Uygulanacak Muameleye İlişkin Asgari Standart Kurallarına (Nelson Mandela Kuralları) aykırı olması nedeniyle, Türk hükümetine, Sayın Abdullah Öcalan’ın avukatları ve ailesiyle görüşmesinin acilen kolaylaştırılması çağrısında bulunuyoruz” denildi. Abdullah Öcalan’ın serbest bırakılmasının Ortadoğu’daki barış süreci açısından kritik önem taşıdığı vurgulanan bildirgede, “Türk hükümetinden Sayın Abdullah Öcalan’ı ve diğer tüm mahkumları derhal serbest bırakmasını talep ediyoruz” çağrısı yapıldı.

Afrikada’ki yetkililere çağrı

Bildirgede ayrıca Güney Afrika hükümeti, iktidardaki ANC ve diğer tüm siyasi ve ilerici örgütlere, özgürlük, onur, demokrasi ve insan hakları mücadelesinde Kürt halkının davasını destekleme çağrısında bulunuldu. Bildirgede, Afrika Hükümeti, SACP, COSATU ve tüm ilerici siyasi ve sosyal oluşumlara da Suriye hükümetine Kürt halkıyla görüşmelere başlaması için baskı yapmaya çağırdı.

Bildirgenin devamında şunlar yer aldı: “Tüm dayanışma örgütlerini ve Güney Afrika hükümetini, Suriye’nin kuzey ve doğusu ile Irak’ın kuzeyindeki Kürt bölgelerine yönelik sürekli ve sistematik saldırılarından, sivillerin hayatlarını riske atmaktan ve bu bölgelerde üsler ve karakollar inşa edip muhafaza etmekten vazgeçmesi için Türk hükümetine baskı yapmaya çağırıyoruz.”

HABER MERKEZİ

#Afrikada #Öcalana #Özgürlük #konferansı #Sonuç #bildirgesi #yayınlandı

AKP’nin ‘af’ ettiği binalar mezar oldu

Amed İnşaat Mühendisleri Odası Başkanı Mahsum Çiya Korkmaz imar affını şöyle anlatıyor: ‘Deyim yerindeyse iktidar af ettiği konutu görmeden af etti. Herhangi bir kontrol mekanizması yoktu. Depreme dayanıklığı ölçülmedi, insanlara bir belge verdiler, para aldılar’

Hüseyin Kalkan

Bütün Cumhuriyet döneminde 20 ‘imar afı’ çıkarıldı. Bu ‘afların’ yarısını AKP iktidarı çıkardı. Bu imar aflar milyarlarca liranın iktidarın kasasına girmesine yaradı. “İmar affı”nın en en yıkıcı sonuçlarını veren ise 2018’de çıkarılanı oldu. AKP’li Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan kent kent gezerek bu “imar affı”nı övdü ve oya tahvil etmeye çalıştı. Depremden önce iktidar yeni bir imar affı çıkarmaya hazırlanıyordu. İttifakın çeyrek ortağı BBP Genel Başkanı Mustafa Desteci’nin hazırladığı yeni imar yasası Meclis’teyken Türkiye depreme yakalandı.

Cumhuriyet ve ‘imar afları’

Cumhuriyet tarihinde 20 kez ‘imar affi’ ilan edildiğini yukarıda belirtmiştik. İlk imar affı 1948 senesinde ilan edildi. Bu yasaların hükümetlere göre dağılımı şu şekilde. Tek parti (CHP) döneminde üç, Demokrat Parti (DP) iki kez, Adalet Partisi (AP) de bir kez, Kenan Evren döneminde de bir kez, Turgut Özal (ANAP) döneminde dört kez, Bülent Ecevit’in koalisyon (DSP, ANAP, MHP) Başbakanlığı döneminde de bir kez imar affı çıkmış. AKP döneminde de tam dokuz kez “imar affı” çıkardı. Bu durum AKP iktidarının rantçı karakterini gösteren önemli bir veri. Ülkeyi depreme hazırlamak için 20 yıllık AKP iktidarı döneminde bir adım atılmamıştır. Ama Kanal İstanbul gibi büyük rant projeleri üretilmiş ve bütün muhalefete rağmen Erdoğan bu projeden vazgeçmemiştir.

‘Başkan’ın büyük affı

En çok eleştiri alan imar affı 2018 yılında çıkarılan yasa. Bunun nedeni yapının durumu ne olursa olsun af edilmesiydi. AKP tarafından 2018 yılında, 31 Aralık 2017’den önce yapılmış, ruhsatsız ya da ruhsata aykırı yapıların imar sorununun çözülmesi amacıyla ‘imar barışı’ düzenlemesi hayata geçirilmiştir. Yurttaştan yapı kayıt belgesi almak için bedelin en az yüzde 25’ini yatırması istenmişti. Uygulamadan 10 milyon yurttaş yararlandı ve yapı kayıt belgesi bedeli olarak da 25 milyar lira toplandı. CHP Milletvekili Mahmut Tanal’ın 2022 yılında 2018 imar affıyla kaç konut ve işyerinin “Yapı Kayıt Belgesi” aldığını Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum’a sorması üzerine verilen yanıta göre; imar barışı kapsamında Türkiye genelinde toplam 7 milyon 85 bin 969 adet Yapı Kayıt Belgesi verilirken, bunların 5 milyon 848 bin 927’sini konutlar oluşturuyor. İmar barışı sayesinde elde edilen gelire ilişkin ise Kurum, “imar barışında hedefe ulaşıldığını” belirterek, “Devletin kasasına 25 milyar 592 milyon TL girdi” bilgisini paylaştı.

Af edildiği kadar yıkıldı

Depremin vurduğu 10 ilde yıkılan bina sayısı neredeyse af edilen bina kadar. Erdoğan, 2019 yılında Mereş’te yaptığı konuşmada imar affı ile 144 bin 556 Maraşlının sorununun çözüldüğünü söylüyordu. Depremde neredeyse aynı sayıda konut yıkıldı. Resmi rakamlara göre Mereş’te 15 bin 940 bağımsız bölüm (Daire) yerle bir oldu. Kentte acil yıkılacak, ağır hasarlı ve yıkık bina sayısı 19 bin 194, konut sayısı 60 bin 667, ticarethane sayısı 14 bin 776, ahır sayısı 397 şeklinde kayıtlara geçti. 37 bin 424 bağımsız bölümden oluşan 13 bin 2 binada ise tespit yapılamadı. Dulkadiroğlu ilçesinde bin 187, Türkoğlu ilçesinde 770, Pazarcık ilçesinde 582, Onikişubat’ta 483, Elbistan’da 468 bina yakıldı. Bunlar resmi veriler. 6 milyon konut af edildi.

Ve Hatay

Erdoğan, benzer bir konuşmayı Hatay’da yaptı. Buradaki konuşmada da ‘imar affı’ ile 205 bin Hataylı’nın sorununu çözdüklerini söyledi. Depremde en büyük yıkımlardan biri Hatay’da meydana geldi. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın açıkladığı rakamlara göre yaklaşık 130 bin binanın bulunduğu Hatay’da 5 bin 696 bina yıkıldı. Yıkılan bağımsız bölüm sayısı 23 bin 90 oldu. 6 bin 318 binada, 19 bin 505 bağımsız bölümde ise tespit yapılamadı. Acil yıkılacak, ağır hasarlı ve yıkık bina sayısı 25 bin 822, konut sayısı 85 bin 724, ticarethane sayısı 19 bin 646, ahır sayısı 449 oldu. En fazla yıkılan bina 3 bin 79 rakamıyla Antakya’da meydana geldi. Kırıkhan’da 893, Samandağ’da 351, Altınözü’nde 263, Hassa’da 258, Defne’de 227, İskenderun’da 216 bina yıkıldı.

Mereş merkezli depremlerin etkilediği 10 ilde verilen yapı kayıt belgesi sayısı ise 294 bin 166 oldu. Bunlar 10 ile göre şöyle sıralanıyor: Adana’da 59 bin 247, Semsûr’da (Adıyaman) 10 bin 629, Amed’de 14 bin 719, Dîlok’ta (Antep) 40 bin 224, Hatay’da 56 bin 464, Mereş’te (Maraş) 39 bin 58, Kilis’te 4 bin 897, Meletî’de (Malatya) 22 bin 299, Osmaniye’de 21 bin 107, Riha’da (Urfa) 25 bin 521 yapı kayıt belgesi verildi.

Çevre ve Şehircilik Bakanı’nın açıkladığı rakamlara göre depremin vurduğu diğer illerdeki yıkılan bina sayısı şöyle: Meletî: 2 bin 285 bina yıkıldı. Dîlok: 3 bin 364 yıkıldı. Amed: 175 bina yıkıldı, Semsûr: 2 bin 249 bina yıkıldı. Adana: 85 bina yıkıldı. Şunu eklemek gerekiyor ki bu yıkılan bina sayısı her gün değişmektedir. Depremde zarar göre binaların yanı sıra hiç de küçük olmayan artçı depremler yıkımların artmasın yol açmaktadır.

Af edilen yapı mı afet mi?

Son depremle ilgili önemli veri ise imar affının nasıl uygulandığına dair. Uzmanların verdiği bilgilere göre her başvuranın yapısı ruhsatlandırılmış. Bu yapılar arasında sadece konutlar değil, Türkiye çapında iki milyonu aşkın ticari yapıya da ruhsat verilmiş. Amed İnşaat Mühendisleri Odası Başkanı Mahsum Çiya Korkmaz, imar affının nasıl uygulandığını şöyle anlatıyor: “Bu sadece politik bir karardı. Teknik bir altyapısı yoktu. Teknik bir gerekçesi yoktu. Ancak başvurunun kendisi bile sıkıntılıydı. ‘Af edilen’ konutlarda herhangi bir inceleme yapılmadan e-devlet üzerinde ada, parsel giriyorsunuz, diğer bilgileri giriyordunuz. Bu bilgileri girdikten sonra sistem size bir ücret çıkarıyordu. Ücreti bankaya yatırıp e-devletten belgenizi alıyordunuz. Deyim yerindeyse iktidar af ettiği konutu görmeden af etti. Herhangi bir kontrol mekanizması yoktu orda. Belki girilen bilgilerin doğruluğunu yanlışlığın kontrol etmedi devlet. İnsanlara bir belge verdiler, para aldılar, insanların can ve mal güvenliğini üzerlerinden atmaya çalıştılar.”

‘Yapı belgesi alanlar yıkıldı’

Meletî İnşaat Mühendisleri Odası Başkanı Bedir Özten ise Meletî’de 2018 affı ile ruhsatlandırılan binaların çoğunun depremde yıkıldığını söylüyor. Özten, “imar affı” ve yarattığı yıkımı şöyle anlatıyor: “İmar affı veya barışı; imar mevzuatına göre yapılmayan yapıların kayda alınmasını bir nevi ruhsatlandırılmasını düzenleyen kanundur. Zaten kaçak olmasına rağmen yıkılmayan bu yapılardan harç almak için yapılan bir kanundur. Kaçak yapıların teknik olarak yürürlükte olan bina yapım yönetmeliklerine özellikle dayanım sorgulaması yapılmadan sadece harç alarak ruhsatlandırılması kayda alınması korkunç bir şey. Oysa bu kanun şu şekilde çıkarılmış olsaydı kabul edilebilir olabilirdi; kaçak yapılarla ilgili en azından geçerli olan deprem yönetmeliğine uygun olup olmadığına bakılıp bunu sağlayan yapılara ruhsatlandırma yapılmış olsaydı kabul edilebilir olabilirdi. Kaldı ki, Malatya İnşaat Mühendisleri Odası olarak yıllardır çeşitli platformlarda özelde Malatya’da genelde ülkemizde yürürlükte olan deprem yönetmeliğini sağlamayan yapıların acil olanlardan başlayarak dönüştürülmesi gerektiğini dile getirdik. Bu yapıların birçoğu 6 Şubat 2023 depremlerinde ya tamamen yıkıldı ya da ağır veya orta hasar aldı.”

2018’deki ‘imar barışı’nın en büyük sakıncalarından biri “yapı kayıt belgesi düzenlenen yapıların depreme dayanıklılığı hususunun yapı malikinin sorumluluğuna bırakılması”na yönelik maddesi oluşturuyor. Böyle yaparak iktidarı sorumluktan kurtulmaya çalışıyor. Ama bu mümkün değil. Çünkü barınma hakkı, konut edinme hakkı temel bir insan hakkıdır ve devlet insanların barınmasını sağlam zorundadır. 10 Aralık 1948 tarihli BM İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 25. maddesinde, “Herkesin kendisine ve ailesinin sağlık ve refahı için beslenme, giyim, konut ve tıbbi bakım hakkı vardır” ifadesi yer almakta. Mahsun Çiya Korkmaz, imarın affında yer alan maddelere rağmen devletin sorumluktan kaçamayacağını söylüyor. Korkmaz şunları ekliyor: “İmar affından yararlananların da can ve mal güvenliğinden devlet sorumludur. Eğer benim binam çürürse bana neden bu iskan ruhsatını verdi? Eğer bir bina kaçaksa, o kaçaklığın sorumlusu da devletir. Çünkü devlet denetlemek zorundadır. Bütün yapı stokunun çürük olması, güçlendirilmemesinin birinci sorumlusu hükümet ve ona bağlı birimlerdir.”

Yandaş medya Erdoğan’ın ‘imar affı’nı halka yapılmış büyük bir hizmet olarak lanse etti. Erdoğan, deprem öncesi gittiği her ilde sözü imar affına getirerek ‘vatandaşların sorununu’ çözüldüğünü söyledi. Affı, oya tevil etmek için elinden geleni yaptı. Ayrıca bu af ile iktidarın kasasına 25 milyar lira gibi bir miktar girdi. Deprem gösterdik ki bu paranın bir kuruşu bile depreme hazırlık için kullanılmamış. Bütün bunlardan sonra iktidar ‘yıkılan binaların yüzde 98’nin 1999’dan önce yapıldığını’ iddia ederek, sorumluluğu önceki döneme atmak istiyor. Bu konuda kesin veriler yok ama, bu verinin doğru olmadığı kesin. Çünkü gözle görülür şekilde yıkılan binaların yüzde 98’nin 1999 öncesi olması mümkün değil. Öyle olsa bile bunlara depreme dayanıklı belgesi vererek af eden AKP iktidardır.

Binayı görmeden affettiler

Amed İnşaat Mühendisleri Odası Başkanı Mahsum Çiya Korkmaz, ‘imar affı’nın nasıl çıkarıldığını ve uyguladığını şöyle anlatıyor: “İmar affı denilen kavram başlı başına sorunlu bir kavram. Bu kavram sorunlu yapılarla ilgili hükümetin sorumluluğu üzerinden atma, bunu karşılığında ordaki yapıyı kaçaklıktan çıkamak için icat edilmiş bir kavramdır. İnsan yaşamı üzerine oynanan bir oyundur bu. Biricisi eğer bir yapı kaçaksa bununla ilgili işlemler yapılması gerekiyor. Kontroller sonucu oradaki yapı kusurlu ise yıkılması gerekiyor. Ama devlet ne kaçak yapının önüne geçebildi, ne de bu yapıları yıkabildi. O yapı orda öylece durdu. Bunu ortadan kaldırmak için imar affı diye bir kavram ortaya attı. Bununla şunu yaptı, kendi sorumluluğunda olan yapıların güvenliğini üstünden attı. Bir de üstelik bundan para kazandı. İmar affına şöyle bir madde koydular ‘olası bir afet ve yıkım durumunda sorumluluk malike (sahibine) aittir.’ Bunun karşılığında ruhsat veriyor. İnsanlar da bir barınağa kavuşmak için imza atıyor. Para karşılığında bu belgeyi verdi. Yani böylece konut stokunun iyileştirilmesi yapılmadı. Depreme dayanıklığı ölçülmedi, oturulabilir bir konuttur diye bir şey denilmeden, sadece yıkım gibi bir işlemin yapılamayacağı garantisi verildi. Barınma hakkı yaşama hakkı kadar kutsal bir hak. Devlet insanların sağlıklı olarak barınmasını sağlamak zorundadır. Barınmanın sağlanmasını tamamen bireylerin kendi sorumluluğuna bırakırsanız, bu depremde gördüğümüz manzaralar ortaya çıkar. Ama dediğim gibi bu imar affı tamamen bir kandırmacaydı.”

#AKPnin #ettiği #binalar #mezar #oldu

Toplumun depreme dair notları

Toplum, muhaliflerin kendi öz gücüyle oluşturduğu dayanışmayı daha hızlı içselleştirmiş, toplumun örgütlü gücüne olan inanç bir kez daha yücelmiştir. İktidarın en korktuğu şey de tam olarak toplumun kendiliğinden bir dayanışmayı hızlıca örgütlemiş olmasıydı

Cem Şahin

Şu ara iktidarca fazlaca kullanılır olagelen not tutmak mevzusunun toplum cephesinden de belli bir karşılığı olacağı açığa çıkmış vaziyettedir. Çünkü vaziyet odur ki; Türkiye’de devlet denilen şebeke, en kritik anlarda varlığını daha aleni bir düzeyde göstermesi gerekirken olaylara yeterli bir görünürlük katamamıştır. Deprem alanlarında kendi suretinin toplumca oluşturulan dayanışma ağlarından daha az hissedilmesinden rahatsız olan Erdoğan kendinden daha görünür olan dayanışma ağlarını bundan ötürü tehdit etmiş, zamanı geldiğinde tuttuğu notların hesabını soracağını dile getirmiştir. Tartışmamızın ana bağlamını oluşturacak bu husus not tutma ve hesap sorma inisiyatifinin sadece devlete has bir kabiliyet olmadığını, halkların da devletin yapıp ettiği veyahut yapmadığı şeyler üzerine bir tartışma yürüttüğünü izah etmeye çalışacaktır.

Toplumun tuttuğu notlar devletin deprem felaketiyle oluşmuş krizi ne denli bir beceriyle karşıladığı ya da karşılayamadığı üzerine tutuluyor. Toplum felaket sürecinin ilk aşamalarından bu zamana değin devletin krize müdahale etme tarzını acı bir deneyimle de olsa kavramış gibi görünüyor. Hepimizin hatırlayacağı üzere toplumun ilk refleksi deprem bölgesinde hiçbir devlet görevlisinin bulunmaması ve yeterli yardımın olmayışı üzerineydi. Özellikle ilk 2-3 gün hiçbir akut ekibin deprem bölgelerinde bulunmuyor oluşu yıllardır vergi ödenen, halkını her türlü kötülüğe karşı koruması gerektiği bilinen devleti sorgulanır bir hale getirmiş, toplum devletin ne işe yaradığını bir kez daha tartışır olmuştur. Toplum bu tür süreçlerin devletin kudretli esamesiyle bir an önce hallolmasını beklerken devlet korunaklı kurumlarından çıkamamış, krizin sorumluluğunu toplum üstlenmiştir. Bu toplumun felakete dair tuttuğu ilk nottu. İktidar bu süreçte kendi resmiyetine hakaret olarak algıladığı dayanışma topluluklarının süreci manipüle ettiğini öne sürmüş, yetmemiş halkça oluşturulan kriz masalarına kayyum atamıştır. HDP başta olmak üzere muhalif toplulukların halka yardım götüren TIR’larına el konulmuş, kendi iktidarına eleştirel tutum alan herkes afete rağmen kriminalize edilmeye çalışılmıştır. Devletin saramadığı yaraları kendi karşıt gruplarının sarması iktidar cenahını o kadar öfkelendirmiş olacak ki bunu dile getiren herkes iktidarın hedefi haline getirilmiştir.

Halkın kendi kendine örgütlediği pratikleri hazmedemeyen Erdoğan her fırsatta tehditler ve küfürler savurmuş, lakin her şeye rağmen dayanışma kendi kudretini yaşanılır kılmıştır. Toplum, muhaliflerin kendi öz gücüyle oluşturduğu dayanışmayı daha hızlı içselleştirmiş, toplumun örgütlü gücüne olan inanç bir kez daha yücelmiştir. Toplumun depreme dair belki de en önemli notlarından birini bu oluşturuyor. Kİ iktidarın en korktuğu şey de tam olarak toplumun kendiliğinden bir dayanışmayı hızlıca örgütlemiş olmasıydı. Yan yana gelip yaralarını beraber saran deprem mağdurlarının oluşturduğu yatay inisiyatif devlet cephesinden paranoyaya sebep olmuştur. AKP iktidarı açığa çıkmış dayanışmanın oluşturduğu örgütlülüğün kendini hedef alacağını bildiklerinden ötürü öfkenin adresini mültecilere mıhlamış, yetmemiş linç kampanyaları ile birçok kişinin şiddet görmesine yol açmıştır. Bu ülkede yaşayan herkes AKP iktidarının mesul olduğu felaketlerin sorumluluğu aldığı bir döneme şahitlik yapmamıştır. Zira AKP iktidarı kendi dışındaki herkesi suçluluk kisvesi altında tutarak neden olduğu garabetleri dış güçler vb yöntemlerle her daim manipüle etmiştir. AKP iktidarının muhalif güçleri deprem bölgesinin dışına çıkarmak istemesinin en temel nedenini de bu detay oluşturmaktadır.

Çünkü muhalif güçler suçun bizatihi devleti yönetenlerin politik tutumları sonucu yaşandığını, kentleri ranta açan AKP iktidarın başat sorumlu olduğunu biliyor ve ona göre hareket ediyorlar. Bu hakikatin sonucu olarak sorulacak hesabın korkusunu yaşayan AKP iktidarı fazlaca endişelendiği için muhaliflerin deprem bölgesindeki çalışmalarını elinden geldiği kadar engellemeye çalışıyor. Halkın depreme dair tuttuğu notların kayda değer bir kısmını da bu oluşturuyor. Çapsız övünmeleri ve narsist tavırlarıyla ihtişamlılık pozu kesen AKP iktidarı her krizde olduğu gibi bu krizde de mahkûm olmuş, gerçek dayanışmayı kendi imajı pahasına yok saymak istemiştir. Bundan ötürü de muhalifler ve toplum arasındaki bağı kesmek istemektedir. Hiç şüphesiz neoliberal atmosferin tüm yerküreyi tahakkümünde tutmak istediği bir çağda liberal bireyciliği aşan kolektif bir örgütlenme inşasının hızlıca gerçekleşiyor oluşu iktidarları korkutur. Bundan ötürü deprem gibi kötü bir vesileyle ortaya çıkmış olsa da kapitalist uygarlığın tüm iktidar tekniklerine rağmen halkın toplumsal yönünü alt edememesi tutulan not ajandasının diğer en umutlu detayını oluşturmaktadır. Devletin tuttuğu notlara karşılık halkın da kendi deneyimleri üzerinden tuttuğu çetelenin devlet ve işleyişine dair bundan sonra daha güçlü bir hafıza oluşturacağı şüphe götürmez. Toplum özellikle AKP ile birlikte devletin devletten çok seçici bir azınlığın tekeline teslim olmuş bir şirket olduğunu, krizlere cevap olmaktan çok neden olduğunu, halkın tek dostunun kendinden olan başka halklar olduğunu, devletin kâr hırsının her şeyi öncelediğini, iktidar sahiplerinin tek yaptıkları şeyin kendi siyasal bekalarını kurtarmak olduğunu görmüş ve kendi deprem ajandasına not düşmüştür.

Velhasıl deprem bir kez daha toplumun kendi yönetimini devlet dışı mekanizmalar üzerinden örgütlemesi gerektiğini kanıtlamış, devleti yöneten patronların rant hırslarının kurbanı olan milyonlar başka bir dünyanın mümkünlüğünü deneyimlenmişler. Bunun ötesine mevzilenmek, bu devleti bütün kurumlarıyla ele geçirmiş Erdoğan despotizminin tehditlerine karşı koymak ve yeni yaşamın tohumlarını şu an ki dayanışma ruhuyla bugünden kurmaktan gayrı bir çıkış yolu bulunmamaktadır. Tuttuğumuz notları bu dönemde yapılan haksızlıklar ve AKP iktidarının tutumları üzerine daha fazla yazıp çizerek çoğaltmak en istikrarlı çabamız olmalı. Son not: Dayanışma yaşatır!

#Toplumun #depreme #dair #notları

’81 çocuğun kimliği tespit edilemedi’

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı enkaz altından kurtarılan refakatsiz çocuklardan 81’inin kimliğinin henüz tespit edilemediğini söyledi

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, depremlerde enkaz altından kurtarılan refakatsiz 1911 çocuktan 1543’ünün ailesine teslim edildiğini duyurdu.

Bakanlığın Twitter hesabından yapılan açıklamada, 95 çocuğun tedavisinin ardından kuruluş bakımına alındığını, 273 çocuğun ise hastanelerde devam eden tedavi sürecinin yakından takip edildiği bilgisi verildi.

Açıklamada, çocuklardan 1830’unun kimliğinin tespit edildiği, 81’inin kimliğinin henüz bilinmediği ifade edildi.

HABER MERKEZİ

#çocuğun #kimliği #tespit #edilemedi