Ana Sayfa Blog Sayfa 887

Tokat’ta bir evde yangın: 3 kişi öldü, 1 kişi yaralandı

Tokat’ta bir evde çıkan yangında 3 kişi hayatını kaybetti, 1 kişi yaralandı

Tokat’ın Zile ilçesinde iki katlı ahşap bir evde çıkan yangında 3 kişi hayatını kaybetti, 1 kişi yaralandı.

Minareyi Sağır Mahallesi İslim Sokak’ta bulunan iki katlı ahşap evde henüz belirlenemeyen nedenle yangın çıktı.

Zile Belediyesi itfaiye ekiplerinin yaklaşık bir saatlik çalışması sonucu yangın söndürüldü. Yangında, Emre Yıldırım, Tuncay Tunç ve Oktay Bolatpan hayatını kaybetti. Yaralanan Tarık Canpolat, ambulansla Zile Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı.

TOKAT

#Tokatta #bir #evde #yangın #kişi #öldü #kişi #yaralandı

Samandağ Belediye Başkanı Eryılmaz: Devletten bana bir tane çadır gelmedi, 15 bin çadır lazım!

Samandağ Belediye Başkanı Eryılmaz, ‘devleti temsil eden hiçbir kurumun kendisini aramadığını’ ve ‘tek bir çadırın kendisine gelemdiğini’ belirterek, ‘Siyasi, ideolojik bir yaklaşım var’ dedi

Mereş merkezli 7.7 ve 7.6 büyüklüğündeki depremlerde en çok yıkımın yaşandığı illerden Hatay’ın Samandağ ilçesinde depremzedelerin çadır sorunu sürüyor.

“Bizi yok sayıyorsunuz, bari sorunları çözün” diyen Samandağ Belediye Başkanı Refik Eryılmaz, AFAD’ın çadırları kendi istediği şekilde dağıttarak inisiyatifgi yerel AKP örgütlerine verdiğini söyledi.

Depremlerin en çok sarstığı ve yardımların en geç geldiği yerlerin başında Hatay’ın Samandağ ilçesi geliyor. Cumhuriyet’e konuşan Eryılmaz, Samandağ Belediye Başkanı Refik Eryılmaz, deprem anında neler yaşadıklarını şöyle anlattı:

‘Kaderimize terk edildik’

“O gece tam anlamıyla kıyamet günü gibiydi. Ben evdeydim, ahşap olduğundan evin çatısına kaçtık. Çatı parçalandı ve 3 tonluk su depoları çatının şans eseri yanımıza düştü, ayak parmağımdaki kırıklarla ucuz atlattık. Bakın buraya AFAD 3. gün geldi. AFAD’ın ciddi bir sorumluluğu var. Kızılay zaten hiç yok. 10 tane çadırı var görüntü alma amaçlı. Neticede kurumlar buraya müdahale etmede çok geç kaldı. Asker de aynı şekilde üçüncü gün falan geldi. İlk üç gün kaderimize terk edildik.

’45 binden fazla yurttaş yaşamını yitirdi’

Başta Mersin olmak üzere yakın belediye ve kuruluşlardan yardım istedim. Beni arıyorlar, diyorlar ki ‘Başkanım biz geldik ama ekipmanımız durduruldu başka bir şehre yönlendirildi.’ Örneğin ikinci gün Mersin Büyükşehir Belediyesi’nden arama kurtarma ekibi yola çıktı. Yolda arkadaşların ekipmanı başka yere lazım diyerek alınmış. Buraya hayırseverler çok yardım gönderdi. Ancak ulaşmadı. 3 bine yakın bina yıkıldı, 5 bine yakın bina da ağır hasarlı durumda. 45 binden fazla yurttaşımız yaşamını yitirdi.”

‘Devleti temsil eden kurumlardan hiçbiri aramadı’

Ciddi bir koordinasyon eksikliği olduğunu söyleyen Eryılmaz, “Kimin ne yaptığı belli değil, hazırlıksız yakalandı kurumlar. AFAD’ın normalde bu tür afetlerdeki görevi koordinasyon sağlamak, onu yapamadı. Devleti temsil eden kurumlardan hiçbiri beni aramadı. Geçmiş olsun demedi yani. Vali bile arayıp geçmiş olsun demedi ya. Hâlâ da arayıp sormuyorlar” dedi.

Eryılmaz, şunları kaydetti:

“Evi yıkılmayan vatandaş da istiyor çadırı. Korkuyor. Binalar riskli. O kadar insana çadırı nereden getireceğim? Devlet de beni bu işe karıştırmak istemiyor ‘Biz muhtarlarla dağıtacağız’ diyor. Bugüne kadar devletten bana bir tane çadır gelmedi. Şu anda nereden baksan 15 bin tane çadır lazım. AFAD çadırları istediği şekilde dağıtıyor. Buranın AKP örgütlerine insiyatif veriliyor onlar istediklerine gönderiyor. Evinin yanında çadırı olan adam 8-9 taneyi yüklemiş arabasına. AKP yerel temsilcilerine inisiyatif veriliyor ve kontenjan veriliyor. Biz ise ne Kızılay ne AFAD tarafından görülebiliyoruz. Muhattap almıyorlar. Beni vatandaşla karşı karşıya getiriyor. Bunu devlet bilinçli yapıyor. Kendini de bu işin içinden sıyırmaya çalışıyor. Siyasi ideolojik bir yaklaşım var ortada.”

HABER MERKEZİ

#Samandağ #Belediye #Başkanı #Eryılmaz #Devletten #bana #bir #tane #çadır #gelmedi #bin #çadır #lazım

Depreme dayanıksız devlet*

40 yıllık adı konulmamış savaşa oluk oluk akıtılan parayla kaç can kurtarılırdı? Kaç afet felakete dönüştürülmezdi? ‘Büyük ve güçlü devlet’ efsanesi, ‘dünya lideri’ hikâyesi hep savaş, zor, gövde gösterisi üzerine kuruldu ama işte bunlar depreme dayanıklı değil

Figen Yüksekdağ*

Yüreğimizi yarıp geçen depremim ardından hala can topluyoruz. Tek bir canlı sesine kulak kesilmiş o tarifsiz bekleyişin acısını duyuyoruz. Uykuların, yemelerin, içmelerin, gülmelerin ve evet yaşamaların haram olduğu günler geçirdik. Henüz hiçbir şeyin bitmediğini de biliyoruz. Bu deprem kolay dinmez. Yıktığıyla geçip gitmez. Yaşama, topluma, ekonomiye, siyasete, doğaya, sosyolojiye, tarihe dair milat arıyor, soruyorsanız, depremden, o büyük felaketten başkası değildir.

Milat dediğimiz, tarihle ve toplumun bir durumdan diğerine geçişiyle ilgilidir. Toplumsal algı ve hareket her zaman onu çevreleyen, var eden koşullar temelden sarsılıp değiştiğinde bilinçli insan topluluklarının da değişimi kaçınılmazdır. Hayatın, toplumsal maddi koşulların ve durmaksızın devinen doğanın hareketine yetişemeyen insan bilinçli mahlukat olarak bu hareket karşısında hiçbir ayrıcalığa sahip değildir. Kıvranır, yozlaşır, çürür, silinir. Yok olan kaç uygarlık vardır böyle ve başlayan…

Yıkan sistem

Daha afetin ilk günü milyonlar feryat figan çırpınırken, enkazların karanlığına gömülmüşken Erdoğan halkı ve muhalefeti tehdit ediyordu. Acının, çaresizliğin çığlıkları karşısında bile hiddet saçan iktidar, yıkıcıklıkta depremle yarıştığını ispata uğraşıyordu adeta

Art arda gelen iki depremin ama devletin ve onun bütün gücünü, otoritesini kendi elinde toplayan siyasi iktidarın yıkılandan çok yıkan rolü ve karakteri her boyutun ve çıkarsamanın önüne geçti. Saray devletini, tek adam liderliğindeki şer ittifakını üç-beş müşfik ve kucaklayıcı söz söylemekten dahi uzaklaştıran, bir kötüye kurulmuşluk hali hakimdi. Daha afetin ilk günü milyonlar feryat figan çırpınırken, enkazların karanlığına gömülmüşken Erdoğan halkı ve muhalefeti tehdit ediyordu. “Yardım gelmedi” diyenleri “Deftere yazmaktan”, “Devlet nerede” diye soranlardan, “Hesap sormaktan” bahsediyordu. Acının, çaresizliğin çığlıkları karşısında bile aynı kurumuş tahammülsüzlükle kıran, döken, hiddet saçan iktidar, yıkıcıklıkta depremle yarıştığını ispata uğraşıyordu adeta.

Hala tehditler, hakaretler dozu yükselerek devam ediyor. Yardım gönüllülerine saldırma, insani dayanışma köprülerini dinamitleme, halkın erdemine, fedakarlığına haset duyma gibi bozuk bir ruh hali yönetiyor yönetenleri. Ağır acıların, olanaksızlıkların arasında sivil inisiyatiflerin, demokratik kitle örgütlerinin, siyasi partilerin çaba ve çalışmalarına “düşman kuvvetlerine” bakar gibi bakan, tez elden enkazlarla birlikte onları da ortadan kaldırmaya kitlenen hastalıklı bir ruh hali…

‘Eserleri’ 100 bin cenaze!

İktidarın ana motivasyonu kurmak değil yıkmak, yaşatmak değil yok etmek. 21 yıl boyunca ‘yaptık’ dedikleri binalar, yollar, havalimanları çökerken geriye pek eserleri kalmadığını onlar da biliyor. Bıraktıkları en önemli ‘eser’ cumhuriyetin 100. yılında yüzbin cenaze

Hakim istem ve onu var eden iktidarın ana motivasyonu kurmak değil yıkmak, yaşatmak değil yok etmek. 21 yıl boyunca “yaptık” dedikleri binalar, yollar, havalimanları çatır çatır çökerken geriye pek eserleri kalmadığını onlar da biliyor. Belki de tarihte bıraktıkları en önemli ve unutulmaz “eser” cumhuriyetin 100. yılında yüzbin cenaze olacak. Bunları bildikleri için kızgınlar. Her zamankinden daha da kızgınlar. Tıpkı iktidarı bırakmak istemeyen bütün muktedirler gibi. Firavun’un, Nemrut’un zamanında, Sümer’i, Asur’u yıkan devasa afet ve melanet anlatılardan ve bunlara benzer çoğu deneyimden bilimsel tarih görüş açısıyla çıkarılacak tek bir ders vardır; zulmü zirveye vardıran ve insandan kopan hükümranlıklar, yıktıklarıyla birlikte kendileri de yıkılırlar. Kendini ölümsüz, bitimsiz kılma hırsı, bir avuç seçkin zümrenin öldüren, bitiren bir kuvvete dönüşmesine yol açmış hep. İnsana ve her türden cana saygının, sadakatin olmadığı, kalan tortuların da çürüdüğü her yerde afetler, illetler, sadece durumun dramatikliğini perçinler. Toplumun yüzüne çarpma şiddetini artırır. 21 yıldır iktidarını korumak uğruna her gün insana, vicdana, adalete dair olandan uzaklaşanların fildişi saraylar kurup başka boyutta yaşayanların ve rıza almadığından da halkın kafasına vura vura kendini kabul ettirmeye çalışanların gerçeğidir bu.

Hesabı sorulmayınca…

Saray iktidarının hangi noktaya geldiği ve her ömür uzatma hamlesinin toplumun ömrünü tükettiği gerçeğiyle çok acı bir çarpışma yaşandı. Yıllardır her afette “takdiri ilahi”, “mukadderat” diyenlerin son açıklaması da “kader planıydı”. Bunu halk güvenliği ve sağlığı için insan odaklı tek etkili planı olmayanlar söyledi. Yaşamın bütün kritik alanlarını kâr, piyasa, yolsuzluk, çeteleşme tezgahına bağlayanlar söyledi. Kendi tercihleri olan plansızlığı “kader planı” söylemiyle mazur göstermeye çalışıyorlar yine. Bu söylemler basit geçiştirmeler değildir. İktidarın sistem ve yönetim anlayışını yansıtır. Onlara göre afetten, kırandan, felaketten başını kaldırmayan bir ülke haline gelmek büyük bir sorun değil. Aksine kadere boyun eğen, afetten sağ çıkma ihtimali için mücadele etmeyen “milleti” yönetmekten kolaydır. Sistemlerini karakterize eden bu zihniyettir. Türkiye’de Afet ve Acil Durum Yönetimi’ne bütçeden 8 küsur milyar ayrılırken, Diyanet İşleri Başkanlığı’na bunun 5 katı ödenek verilmesi üzerinde çok ciddi durulması gereken bir konudur. Devlet mekanizması Erdoğan’ın deyimiyle “dindar ve kindar” bir nesil yetiştirmeyi, kültürel hegemonyayı, tarikatlardan kendine asker devşirmeyi, dini siyaset ve örgütlenme aracı olarak kurumsallaştırmayı her şeyin önüne koyuyor. Böyle bir devletin can kurtarma ve yaşatma öncelikli davranması mümkün mü? Üstelik berbat ötesi pandemi yönetiminin, haftalarca söndürülemeyen orman yangınlarının, Soma’nın, Ermenek’in, Amasra’nın, yüzlerce iş cinayetinin ve sistem kaynaklı sayısız ölümün hesabını vermemişken… Öyle ki Türkiye can kayıplarının sıradanlaştığı, korkunç biçimde kanıksandığı ve unutulduğu bir ülke haline geldi. Hesabı sorulmayan her büyük acı unutulur çünkü, geriye her yıkımın, ölüme yazgının, yokluğun derin fay hatları üzerinde beklemek kalır. Sistem ölümü kabullendirmeyi, yaptığı devasa yatırımla pasifize olmayı, canı çekilme halini örgütlüyor. Yaşatma ve yaşam kurtarma örgütlenmesinin ne halde olduğunu herkes gördü. Bu utanç verici yetmezliğin tek sebebi devletin kendi iktidarına, itibarına, şeylüislamlığına, çürük beton şirketlerine, rüşvet, yolsuzluk çarklarına ve 21 yıllık kuralsız sömürünün eseri açık-gizli sermaye birikimine, halkların canından çok değer vermesidir. “Güçlü devlet” zırhı sadece bunları korumak içindir.

Devletin işi ne?

Devasa felaketin ilk saatlerinden itibaren devlet sahipleri en iyi bildiği işi yaptı. Baskı, tehdit, hakaret, şiddet, cezalandırma ve kendi yurttaşıyla aralıksız savaş… Bu nasıl ayar, nasıl bir motivasyondur ki hiçbir zaman bozulmuyor, ara verilmiyor. Yeri göğü sarsan afetin ortasında milyonlarca insan can verirken, kahrolurken dahi bildiğinden, yaptığından şaşmıyor. Kamuoyu etkisiyle zorunlu bazı düzeltmeler gerçekleştirse de uyaran, eleştiren, hatta “kör gözüne parmağım” yanlışlara yanlış diyenleri hesap sormak üzere defterine yazıyor. İki haftadır siyasi partileri, basını, demokratik kitle örgütlerini, yardım kuruluşlarını ve depremzedeleri “zamanı geldiğinde” cezalandırmaya hazırlanıyor. Devletlerin en organize yaptığı hazırlık budur. Saldırmak, cezalandırmak bahsinde pek bekledikleri de söylenemez. En hayati anlarda dayanışmaya en fazla ihtiyaç duyulan günlerde yardım gönüllülerine müdahale etmeyi, kurtarma ekiplerini bekletmeyi, acil ihtiyaç kamyonlarını kentlere sokmamayı dahi başardılar. Ortalık can pazarına dönmüşken siyasi hesap ve operasyon yapan, insani ortaklaşma, acılarda buluşma anında yine nefreti şefkatine galip gelen onlardır.

Devletin aklı

Milyonlarca insan kurtarma ekibi, vinç, ekmek, su, çadır, battaniye için yalvarırken, enkaz altındakiler telefonla, tweetle hayatta tutunmaya çalışırken “provokatif paylaşım” bahanesiyle sosyal medyayı kapatan devlet aklı için çok şey söylenebilir ama aklını kaçırdığı söylenemez çünkü o akıl daima böyle çalıştı. Devlet refleksi zor kullanımı üzerinden gelişip yerleşince her iktidar aygıtı her anın fonksiyonunu böylece şekillendiriyor. Bu nedenle acı ve gözyaşına kesmiş günler boyunca tek bir canın kurtulması için dünya nefesini tutmuşken hapishanelerde mahpusların silahlarla taranması, üç kişinin taammüden öldürülmesi bizim için anlaşılmaz değil. Devlet dedikleri, o hikmetinden sual olunmaz kamu otoritesi dedikleri bu. Kendini en çok hapishanelerde, insanların işkence edilmiş cansız bedenlerinin çıktığı karakollarda gösteriyor. Enkaz önlerinde günlerce yere serili bekletilen cenazeleri kaldıramaz ama çok hızlı ve isabetli kurşun sıkar. Bu yıkımın sorumlularından en tepeye kadar hesap sormaz, sordurmaz ama aç karnını doyurmak için marketten yiyecek alan depremzedeyi döve döve canından eder. Devletin aklı tutulmaz, rutin olarak böyle çalışır.

‘Devletzede’

Daha fazla cenaze toplamamak, acımasızlığın enkazları altında kalmamak için kaçırılacak tek gün yok. Toplumsal dayanışma kadar toplumsal cesaret de büyütülmeli. Sel, yangın, göçük, deprem… Halklarımız ‘devletzede’ olarak yaşamayı ya da ölmeyi hak etmiyor

Saray iktidarının elinde devlet kurumu öyle bir hele geldi ki yapısal, toplum dışı karakterini, sorunlarını tartışmaya sıra gelmiyor. En sıradan ve açık insani yardım faaliyetlerine dahi tahammül edilmiyor. HDP’nin dayanışma koordinasyon merkezine el konuldu, yardım gönüllülerine “yardım etmeyin” diye polisle kovalanıyor. Yakında kendi etiketini taşımayan derneklere, STÖ’lere, meslek kuruluşlarına, sendikalara musallat olacaklarını da ilan ettiler. Bütün süreç boyunca devlet ve tek elde toplamış merkezi yönetim adına işlenen onlarca suçlular yaratmaları gerekiyor, çünkü yıllarca her kritik süreçte böyle yaptılar. Devlet bu işi görüyor çünkü.

Şimdi büyük acı, trajedi için daha büyük fotoğrafa bakmalı. Daha büyük ve ısrarlı sorular sormalı. 40 yıllık adı konulmamış savaşa oluk oluk akıtılan parayla kaç can kurtarılırdı? Kaç aile yurtlandırılırdı? Kaç afet felakete dönüştürülmezdi? Deprem tahminen 100 bin insanımızı bizden kopardı ama daha milyonlarcası yakın yıkım tehdidi altında çaresizce ölümü bekliyor. Savaşa ayrılan kaynak, zaman ve olanaklarla nice kenti yeniden kurabilecekken her dikili taşımız patır patır yıkılıyor. Memleketin insan gücü tüketici, yok edici bir döngüye hapsedilmiş. “Büyük ve güçlü devlet” efsanesi “dünya lideri” hikâyesi hep savaş, zor, gövde gösterisi üzerine kuruldu ama işte bunlar depreme dayanıklı değil. Güvenlik, vatanın, milletin bekası adına yapılan her şey bir avuç zümre dışında kimseye yaramıyor. Binalardan çok devletin yapısı sorunlu. Ve artık bu yapı çok kritik, varoluşsal bir eşiğe gelmiş durumda. Askeri operasyon yapma kabiliyetinin, bütün bölgeye savaş ihraç etme pratiğinin ve en küçük demokratik hareketi en ağır şiddetle bastırma ısrarının çeyreğini yaşatmak için göstermediğinde o eşik toplum tarafından aşılır.

Kurşun gibi sert, ağır bir zamanda mezara dönmüş kentlerin, köylerin ortasında iyiye, emeğe, insana ve yeniden kuruluşa dair filizler de yeşerdi. Sakınmadan, iyi ve soylu deneyimleri birbirinden ayırmadan sahip çıkmak gerekir. Daha fazla cenaze toplamamak, yıkılmamak, acımasızlığın enkazları altında kalmamak için kaçırılacak tek gün yok. Sadece toplumsal dayanışmanın değil toplumsal cesaretin de büyütülmesi gereken bir zamandayız. Sel, yangın, göçük ya da deprem… Halklarımız “devletzede” olarak yaşamayı ya da ölmeyi hak etmiyor.

*Kandıra 1 Nolu F Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan HDP Önceki Dönem Eş Genel Başkanı

#Depreme #dayanıksız #devlet

Meletî’de yıkılan bina sayısı 3 bin 899 olarak açıklandı

Malatya Valiliği, Mereş merkezli depremlerde kentte yıkılan bina sayısının 3 bin 899 olduğunu açıkladı.

Malatya Valiliği, 6 Şubat’ta Mereş merkezli 7,7 ve 7,6 büyüklüğün yaşanan depremlerden etkilenen kentte son durum hakkında bilgi verildi.

Yapılan açıklamada, bugün (26 Şubat) itibarıyla 3 bin 899 binanın yıkıldığı, 23 bin 968 ağır hasarlı, 2 bin 247 orta hasarlı binanın tespit edildiği, acil yıkılacak bina sayısının ise 372 olduğu belirtildi.

MELETİ

#Meletîde #yıkılan #bina #sayısı #bin #olarak #açıklandı

Her şey Allah’tan öyle mi?

Ya cumhuriyeti demokratikleştireceğiz, farklılıklarımızın açığa çıkardığı özgün ve özerk bir yaşamı hep birlikte deneyimleriz ya da iktidarlarca üretilmiş korkulara dayanarak düşünmenin cehenneminde birbirimize azaplar yaşatmaya devam ederiz

M. Salih Balgıç

“Biz kainatın ruhundan bir soluk taşıyoruz. Var oluşumuz değersiz ve anlamsız değildir.” Hz. Ali

Hz. Ali bu cümleyi kurarken, kendi toplumsallığın süzgecinden geçmiş tecrübe ve bilgeliğin ideolojik bir bilinçle konuşmaktadır. Doğal olarak aynı düzeyde ahlaki ve politik bir söylem ortaya koymakta ve verili olanı sorgulamaktır. Zerdüşti bilgelik “insan küçük bir dünya, dünya büyük bir insandır” derken yine benzer bir ilişkiye işaret eder.

Anlamı, her bir varlığın bir olup amacı, yeri ve değeri birbiriyle bağ ve bağlamsallığı vardır. Hiçbir şey nedensiz ve gereksiz, hiçbir şey anlamsız ve amaçsız değildir. Bir kum tanesinden su damlacığına, bir kuştan ağaç fidesine, çiçekten bal arısına ve oradan da insana uzanan tüm varoluşlar birbirimizi tamamlama özelliği gösterirler. Her biri kendi özerk ve özgür kendiliklerinde ama birbirlerini tamamlayarak varoluşlarını sündürürler. Onları değerli kılan da bu birbirimizi tamamlama halidir.

Kâinatın ruhundan bir soluk taşıyan insani varoluşun diğer varlıklarından özellikler taşıyan bir özet ve en bilinçlileri olma vasfıyla bir farklılık yarattığı kuşkusuz kabul gören bir gerçekliktir. Bu gerçekliği anlamlı ve değerli yapan şey ise onun yani insanın parçada bütünü ve bütünde parçayı görebilme ahlakı ve yetisidir. İşte tam da bu ahlak ve yetinin saldırıya ve bozuma uğratıldığı yerde Hz. Ali sesini yükseltmektedir. Toplumsal bir konu olarak iktidarın icadıyla birlikte ahlak hep saldırı altına alınmış, adeta iktidarlarının üzerinde tepindiği bir zemine dönüştürmüştür.

Hayatı kolaylaştırmak ve yaşamda kılmak için bir zamanın anlamlarını yükleyerek yaşamı belirsizliğe, “Kader”, “Kader planı” kavramlarına zaman dışı bir zamanın anlamlarını yükleyerek yaşamı belirsizliğe terk etmek ve hayatı daha da zor hale getirmek bir iktidar stratejisi olarak yaşamlarımızın her alanına yansımış durumda. İster doğadan, ister insan hatasından, tedbirsizlikten veya ihmalden kaynaklanmış olsun fark etmiyor. Bayrak gibi dini de pisliklerini örtmenin türlü haline getiren anlayışı bütün hayasızlığı ve tehditkârlığıyla bizi de kendisine ortak olmaya çağırıyor. Üstelik Allah ve iman adına ama kendisi Allah ve imandan soyunmuş haldeyken! Oysa iktidar-devlet denen insan kusurunu aradan çekip çıkarsanız, insan, doğa, etnik, dini ve sınıfsal çelişki namına pek de bir şeyin kalmadığını görüyoruz.

“Her şey Allah’tan” ve “Buna da şükretmek gerekir”, öyle mi?

Peki o zaman Hz. Ali’nin “varoluşumuz değersiz ve anlamsız değildir” itirazını nereye koyacağız? Varoluşumuzu değersiz ve anlamsız kılan bu tutumun kendisi sorunlu ve sorumlu iken bizi Allah ile sınamaya kalkışmak ne kadar tutarlı? Deyim yerindeyse Kul’un Allah’ı mülk edindiği tuhaf zamanlardan geçiyoruz. Şarlatanlığın zengine vermeye çalıştığı zamanlarda kaldı ki soluğunu kâinattan alan insani varoluşun şükür edeceği adres bellidir, o da hayattır, varlıktır ve varoluştur. Duası da “Hayata varlığa ve varoluşa şükürler olsun! İnsani varoluşumuzuz ve yoldaşlığımız daim ve kaim olsun!” biçimindedir.

Mekanikliğin gri renkteki ruhsuzluğunu kuşanmak, insani varoluşumuzun ufkunu örgütlü yalan ve zulümle kuşatma çabası bu nedenle boşa çıkmaya mahkûmdur. Türkiye özelinde güncelin açığa çıkardığı yadsınamaz durum şudur; Evrendeki varoluşumuzu özgürlük ve demokrasiyle taçlandırmayan hiçbir yönetim olgusunun, bugünden itibaren yaşamımızda bir yer, değer ve anlam bulması zordur. Ya cumhuriyeti demokratikleştireceğiz, farklılıklarımızın açığa çıkardığı özgün ve özerk bir yaşamı hep birlikte deneyimleriz ya da iktidarlarca üretilmiş korkulara dayanarak düşünmenin cehenneminde birbirimize azaplar yaşatmaya devam ederiz.

Unutmayalım ki “Biz ziyandan sadece iman edenler, iyilik, güzellik ve doğruluk için çalışanlar, hak ve adalet için el birliği olanlar ve el birlik güçlüklere göğüs gerip acıları paylaşanlar kurtulmuştur.” Asr suresi.

#şey #Allahtan #öyle

Anavarza Antik Kenti de depremden etkilendi

Adana’da bulunan Anavarza Antik Kenti depremlerden dolayı hasar aldı

Peş peşe yaşanan depremlerde can kaybı remsi rakamlara göre 44 bini geçerken, birçok yapı gibi tarihi eserlerler de depremden zarar gördü. Adana’da bulunan Anavarza Antik Kenti, Mereş ve Hatay merkezli depremlerden dolayı hasar aldı.

Kentin sembolü olan zafer takında ciddi çatlaklar oluşurken, restorasyonunu yapan firmanın da tarihi eserin bir bölümünü destekledikten sonra bırakıp gitti. Deprem nedeniyle kayaların yolu kapattığı gözlemlendi.

Öte yandan Kozan ve İmamoğlu’nda bulunan köylerde de bazı ahırların depremlerden ötürü yıkıldığı belirtildi.

Semsûr (Adıyaman), Dîlok (Antep) ve Antakya’da da çok sayıda tarihi yapı yaşanan depremlerden zarar gördü.

ADANA

#Anavarza #Antik #Kenti #depremden #etkilendi

Efrîn ve Şehba Meclisi depremzedelere çadır dağıttı

Efrîn ve Şehba Meclisi tarafından depremde evleri zarar gören 500 aileye çadır dağıtıldı

Mereş (Maraş) merkezli depremde Suriye’de 3 binin üzerinde can kaybı yaşanırken, onlarca konut da hasar gördü. Efrîn ve Şehba Meclisi, komün ve meclisler yoluyla depremden evleri zarar gören ailelere 500’den fazla çadır dağıttı. Belediye tarafından evlerin tespit edilmesinden sonra Şehba ve Şêrawa’daki komün ve meclisler, depremde evleri hasar gören yurttaşlara çadır dağıttı. Efrînli mülteciler ve Şehbalı yurttaşlar, evleri onarılana kadar kendilerine verilen çadırları meydanlarda ve evlerin önünde kuruyor.

Halk Belediyesi, yurttaşlara evlerini onarmaları için malzeme dağıtırken, evleri tehlike oluşturan yurttaşlara ise çadır verecek.

Şehba Kantonu’nun alt yapısı yıllarca süren savaş sonucunda zayıfladı, ancak Efrînli mülteciler hala yarı yıkık evlerde yaşıyor.

Kaynak: ANHA

#Efrîn #Şehba #Meclisi #depremzedelere #çadır #dağıttı

Bahçeli ‘Hükümet istifa’ sloganından rahatsız oldu: Maçlar seyircisiz oynansın

Fenerbahçe maçının ardından Beşiktaş maçında da ‘Hükümet istifa’ sloganlarından rahatsız olan MHP Lideri Devlet Bahçeli, tribünleri hedef alarak, maçların seyircisiz oynanmasını istedi

Mereş’ te (Maraş) peş peşe yaşanan depremde geç kalan iktidara öfke artarken, son iki gündür tepkiler sahalara da yansıdı. Spor Toto Süper Lig’in ertelenen 14’üncü haftasının dünkü Fenerbahçe-Konyaspor karşılaşmasının ardından bu akşam da Fraport TAV Antalyaspor’u Vodefone Arena’da ağırlayan Beşiktaş maçında da “hükümet istifa” sloganları atıldı.

Henüz karşılaşma başlamadan yeşil sahayı dolduran taraftarlar, deprem nedeniyle tepkilerin odağı olan AKP’nin istifa etmesini istedi.

Bahçeli’den kulüplere çağrı

Tepkilerden rahatsız olan MHP lideri Devlet Bahçeli ise sanal medya hesabı üzerinden tribünleri hedef alarak, maçların seyircisiz oynanmasını istedi. Bahçeli, “Bütün kulüp başkanlarının müsabakaların ya seyircisiz ya da gerekli tedbirlerin alınarak oynanması hususunda acil ve gerekli adımları atmaları kaçınılmaz görevleridir. Milliyetçi Hareket Partisi konunun takipçisidir. Türk futbolunu zillet ve rezalete mahkûm etmek isteyenlere göz yummak, alttan almak, sessiz durmak geldiğimiz bu aşamada mümkün değildir” ifadelerini kullandı.

İSTANBUL

#Bahçeli #Hükümet #istifa #sloganından #rahatsız #oldu #Maçlar #seyircisiz #oynansın

TİP üyelerinin Kızılay önünde yapmak istediği açıklamaya polis saldırdı

TİP üyelerinin Kızılay önünde yapmak istediği açıklamaya polis saldırdı. Çok sayıda kişi gözaltına alındı

Türkiye İşçi Partisi (TİP) İstanbul İl örgütü Kızılay önünde yapmak istediği basın açıklamasına polis saldırdı.

TİP üyeleri Kadıköy’de, depremin üçüncü günü Kızılay’ın çadır satmasını protesto etmek istedi. Kadıköy ilçe binasından Kızılay binasına yürümek isteyen TİP üyelerinin önü Bahariye Caddesinde polisler tarafından kesildi.

Deprem bölgesine gönderilen yardımlar için koordinasyon merkezi olarak da kullanılan parti binasını ablukaya alan polis çok sayıda TİP üyesini darp ederek gözaltına aldı.

 

 

Ayrıntılar geliyor…

#TİP #üyelerinin #Kızılay #önünde #yapmak #istediği #açıklamaya #polis #saldırdı

Vodafone Park’ta maç öncesi ‘hükümet istifa’ sloganları yükseldi

Vodafone Park’ta oynanan Beşiktaş-Antalyaspor maçında taraftarlar ‘hükümet istifa” sloganı attı

Vodafone Park’ta Beşiktaş-Antalyaspor maçında taraftarlar “hükümet istifa” sloganları attı. İki takım taraftarları da meydana gelen depremler ardından hükümetin yetersizliğini “Hükümet istifa” sloganları atarak tepki gösterirken, maçın ilk dakikalarında da sahaya depremzedeler için atkı, bere ve oyuncaklar atılması üzere maç bir süre durdu.

Dün de Fenerbahçe maçında slogan atılmıştı

Fenerbahçe-Konyaspor karşılaşmasında Fenerbahçe tribünlerinden “hükümet istifa” sloganları atılmış, taraftarlar “Yalan yalan yalan dolan dolan dolan 20 sene oldu istifa ulan” tezahüratında bulunmuştu.

İSTANBUL

#Vodafone #Parkta #maç #öncesi #hükümet #istifa #sloganları #yükseldi