Ana Sayfa Blog Sayfa 898

Deprem bölgesinde ‘sansür’ talimatı: Depremzedeleri konuşturmayın!

Deprem bölgesinde gazetecilere yönelik baskıları ve ‘sansür yasasının’ yansımasını değerlendiren TGS Ankara Şubesi Başkanı Sibel Hürtaş, kimi gazetecilere ‘Depremzedeleri konuşturmayın’ talimatı verildiğini söyledi

Mereş merkezli depremlerin ardından enkaz bölgesine giderek gelişmeleri aktaran gazeteciler, baskı ve engellemelerle karşı karşıya kaldı. Depremin ilk günlerinde gazetecilerin gözaltına alınmasıyla başlayan baskıları, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) tarafından ceza yağdırılması ve televizyon ekranlarının karartılması izledi. Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ) verilerine göre; depremin meydana gelmesinin ardından bölgede haber yapan 4 gazeteci gözaltına alınırken, iki muhabir ve bir yorumcu hakkında soruşturma başlatıldı. Yanı sıra 6 gazeteci taciz edildi veya engellendi. Bir gönüllü ise verdiği röportaj nedeniyle gözaltına alınırken, depremzedeye “’Burada devlet yok, AFAD yok’ dedin mi?” diye soruldu.

Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Ankara Şubesi Başkanı Sibel Hürtaş Mezopotamya Ajansı’ndan (MA) Yüsra Batıhan’a deprem bölgesinde çalışan gazetecilere yönelik baskılara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Bölgedeki alışmaların bir parçası

Gazetecilerin deprem bölgesindeki çalışmaların bir parçası olduğunun altını çizen Hürtaş, “Gazeteciler her yerden yayınlar, duyurular yaptılar, enkaz altında kalan insanlara yardım etmeye çalıştılar. Kriz Koordinasyonunda eksik kalan tarafları dile getirdiler ve tamamlanmasını sağladılar. Kamu görevlerini yerine getirdiler. Bu anlamda engellenmeleri kabul edilemez” diye konuştu.

Gösterebildiklerimiz yüzde 10’u

Gazetecilerin hem depremin geniş bir etki alanı olduğu için hem de etik kurallar nedeniyle birçok noktadan haber sağlayamadığını, bazı görüntü ve fotoğrafları yayınlamadığını aktaran Hürtaş, “İzleyebildikleriniz orada yaşananların sadece yüzde 10’u. Gösteremediğimiz, ulaşamadığımız o kadar çok şey var ki! Düşünün bu yüzde 10’a bile tahammül edemeyen bir kamu yönetimi ile karşı karşıyayız. Bu da çok vahim bir durum” dedi.

İfade özgürlüğü sadece gazetecilerin sorunu değil

Sansür yasasının kriz döneminde uygulanmaya başladığını vurgulayan Hürtaş, sadece gazetecilere yönelik cezai yaptırımların ve tehditlerin olmadığını belirtti. Hürtaş, haber alma hakkı açısından büyük tehlikelerin mevcut olduğunu ifade ederek, şunları söyledi: “En önemli haklarımızdan biri ifade özgürlüğü hakkımızdır. Bu sadece gazetecilerin sorunu değil. Sadece deprem sürecine ilişkin bir sorun da değil. Pilot bir alan olarak uygulanmaya başlayacak belki ama normal dönemlerde de uygulanmaya devam edecek. İfade özgürlüğüne her ne olursa olsun, kime yönelik olursa olsun sahip çıkmamız gerekiyor.”

Yandaş medya her zamanki gibi

Hürtaş, 2009 ve 2012 yılları arasında Habertük TV’de genel yayın yönetmeni olan, 2011 yılında Wan depreminde verdiği talimatın ardından ödüllendirilen Yiğit Bulut’un, Temmuz 2013’te Başbakanlık Başdanışmanlığına atandığını hatırlattı. Bugün Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı olarak görev yapan Bulut’un Wan depreminde muhabirlere, “Yardım dağıtılan noktayı çekin, oradan görüntü ulaştırın” sözlerini anımsatan Hürtaş, “Günümüz itibariyle bazı televizyon kanallarının yöneticilerine ‘depremzedeleri konuşturmayın’ şeklinde talimatlar gittiğini biliyoruz. Yine bazı televizyon kanallarının yönetimlerine bazı ayarlar verildiğini, ‘sadece kurtarma görüntülerini verin, sadece şu koordinasyon merkezindeki şu çadırların önünden yayın yapın’ talimatları verildiğini biliyoruz. Maalesef bazı yayın yöneticilerinin de daha hiç talimata ihtiyaç duymadan, bazı sansür mekanizmaları geliştirdiklerini biliyoruz. Bunları bir taraflara not alın, izlemeyin, protesto edin. Bunlar gazetecilik değil, propaganda faaliyetidir. Propaganda faaliyetlerini izlemeyin. Hakikatin peşinden koşmaya devam edin. Haber verme hakkımız kadar alma hakkımız önemlidir. Biz haber verme hakkına sahip çıkacağız ama siz de haber alma haklarına bu yollarla sahip çıkın” diye seslendi.

HABER MERKEZİ

#Deprem #bölgesinde #sansür #talimatı #Depremzedeleri #konuşturmayın

Depremin üstünden 20 gün geçti, ihtiyaçları hala karşılanmadı

Depremin üstünden 20 gün geçti ancak Bazarcix’te hala ihtiyaçları karşılanmamış yurttaşlar var. HDP’li Silopiya Belediyesi depremin merkez üssüne yardıma koştu

Depremin 20’nci günü. Mereş’in Bazarcix (Pazarcık) ilçesinde çadıra erişenler gibi erişemeyenler de var. İhtiyaçlar ailelere göre belirlenmediği için depremin üzerinden 20 gün geçmesine rağmen hala ihtiyaçları giderilemeyenler var. Özellikle dezavantajlı insanların, yaşlıların ve çocukların ihtiyaçlarını belirleyen ve buna göre hareket eden bir mekanizma kurulamadığı için, bu kesimler daha çok mağdur ediliyor.

Deprem sırasında ağzındaki diş protezlerinden, kulağındaki kulaklıklarından, bastonlarından, tekerlekli sandalyelerinden ve portatif tuvaletlerinden olan yaşlılar ve dezavantajlılar, hala bu ihtiyaçları giderilemediği için büyük zorluklarla karşı karşıya kalıyor. Dezavantajlıların yaşadıkları sorunlar sadece bunlar sınırlı değil. Yemek, gıda ve kimi ihtiyaçların karşılanması sırasında uzun kuyruklar oluştuğu için özellikle yalnız başına yaşayanlar, burada da sorunlarla karşılaşıyor. Hareket etmekte zorlandıkları için genellikle sıranın en sonunda kalabiliyor ve hiçbir şeye ulaşamayabiliyor. Bu durum zaman zaman kendilerini yalnız hissetmelerine ve yaşadıkları travmanın daha da derinleşmesine neden olabiliyor.

Deprem bölgelerinde çalışma yürüten sağlıkçılar, dolaştıkları çadır kent, baraka ve köylerde benzer birçok sorunla karşılaşan insanların hikayelerine tanık olduklarını belirtiyor. Silopi Belediyesi yardıma koştu

Silopiya Belediyesi yardıma koştu

İlçeye ikinci günde bir yardım TIR’ıyla gelerek depremzedelerle dayanışma içine giren Şirnex’in Silopiya (Silopi) Belediyesi, en temel ihtiyacın sıcak yemek olduğu tespitinde bulunduktan sonra, büyük bir aşevi çadırı açtı. Belediye, 18 gündür aralıksız bir şekilde günün üç öğünü ve kimi zaman öğünlere yetişemeyenlere ara öğünlerde yemek sunmaya devam ediyor.

Her öğünde en az bin kişilik yemek çıkartan belediye çalışanları, yaralar sarılana kadar deprem bölgesinde halka hizmet etmeye, sıcak yemek sunmaya devam edeceklerini söylüyor.

 

Kaynak: MA

#Depremin #üstünden #gün #geçti #ihtiyaçları #hala #karşılanmadı

Kılıçdaroğlu: Korkmamız gereken tek şey korkmanın kendisidir

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, yaptığı açıklamada “İnsanlar molozlar altındayken saraylılar ve karanlık propaganda başkanlığı yine seçim telaşına düştü” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Twitter hesabından açıklama yaptı. “Bu saatten sonra korkmamız gereken tek şey, korkunun kendisidir” notuyla yapılan açıklamada Kılıçdaroğlu, “Günlerdir depremi konuşuyoruz. Depremle yatıyoruz, depremle kalkıyoruz. Aklımız hep bölgede. Doğru düzgün uyuyamıyoruz. Boğazımızdan geçen her lokmanın vicdan azabını çekiyoruz. Saraylılar mütevazı lokmalarımızı boğazımıza dizdiler” dedi.

Konut pazarlama işine giriştiler

Kılıçdaroğlu, 84 milyonluk ülkenin enkazın altında kaldığını vurgulayarak, “Bakın unutuyoruz ama günlerdir bu yaşadığımız felaketin yükünü küçük çocuklarımızın omuzlarına da yükledik. Peki bütün bunlar olurken, saraylılar ve karanlık propaganda başkanlığı ne yaptı? Ben söyleyeyim; oturup seçim kampanyasını nasıl değiştireceğini düşündü. 20 yıldır deprem konusunda hiçbir şey yapmayan bu iktidar, insanlar molozlar altında can çekişirken, yine acılardan siyasi rant devşirmenin, yani yine seçim stratejisinin telaşına düştü. Onlar konut pazarlama işine düştüler, çünkü dertleri seçim. ‘Türkiye yüzyılı’ sloganından ‘yüzyılın felaketi’ sloganına geçişleri göz kırpma süresinde oldu. Hiç de utanmadılar. Barınma hakkı üzerinden insanımızı tehdit ediyorlar” ifadelerini kullandı.

Korkmayın

“Bu saatten sonra korkmamız gereken tek şey korkmanın kendisidir” diyen Kılıçdaroğlu, “Kimse korkmaya teslim olmamalıdır. Kimse sizi barınma hakkı üzerinden tehdit edemez. Molozların altında binlerce aile kaldı. Erdoğan iki beton dökecek bitecek mi? Gelecek nesiller için inşa edilen Türkiye’nin bu olmasına izin mi vereceğiz? Asla. Önce ölün, saray her konuda sınıfta kalsın, sonra bu beceriksizler beton döksün bitsin” şeklinde konuştu.

#Kılıçdaroğlu #Korkmamız #gereken #tek #şey #korkmanın #kendisidir

Nerelerde kaç çocuk var, açıklayın!

Şimdi de Dîlok’tan depremzede 9 çocuğun annelerinden alınarak, işletmesi İsmailağa Cemaati’ne bağlı yatılı bir Kur’an kursuna verildiği ortaya çıktı. HDP’li Nuray Türkmen, ‘Hepimiz çocuklarla ilgili teyakkuzda olalım’ dedi

Nesli Şahiner

Mereş merkezli depremler 11 kentte büyük yıkıma neden oldu, onbinlerce kişi yaşamını yitirirken, onbinlerce de yaralı var. İktidarın ve devlet kurumlarının çok geç ve yetersiz şekilde müdahale ettiği depremlerden en çok kadın ve çocuklar etkilendi. Özellikle kayıp çocuklar ile tarikatlara teslim edilen çocuklarla ilgili iktidarın yaklaşımı, toplumda büyük tepkilere neden oldu.

Enkazdan çıkarılan, ailesi tespit edilmeyen, kimliksiz ve refakatsiz bazı çocukların tarikatlara verildiği iddiaları basına yansımıştı. Ancak Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Derya Yanık, bu iddiaları yalanlamıştı.

Çocuklara eğitim veriyorlarmış

En son gündeme düşen bir haber Aile Bakanlığı’nın yalanlamasını boşa düşürürken, bu sorunun büyüklüğünü de bir kez daha gözler önüne serdi. DW Türkçe’den Alican Uludağ’ın haberine göre; Dilok’tan (Antep) Sakarya’ya getirilen 9 çocuk, Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı olan ancak işletmesi İsmailağa Cemaati’ne yakın Sakarya Erenler İlme Hizmet Vakfı tarafından yürütülen Mekke Mescidi-Hanife Akın Kuran Kursu’na yatılı olarak verildi. DW Türkçe’nin ulaştığı vakıf yöneticisi, “Mahmut Ustaosmanoğlu’nun müridiyim” diyerek, “Kurs binası bize ait. Bu çocukları, kalacak yerleri olmadığı için Sakarya Müftüsü bize yönlendirdi. Eğitimini Diyanet ile biz veriyoruz” dedi. İl Müftüsü Hasan Başiş ise kursun Diyanet’in kontrolünde olduğunu, eğitimini kendilerinin verdiğini ancak kursun yemek ve temizlik işlemlerini bu vakfın yürüttüğünü söyledi.

Türkmen: Teyakkuzdayız

Konuyla ilgili deprem bölgelerinde sahada çalışan HDP Çocuk Hakları Komisyonu Eş Sözcüsü ve Parti Meclisi üyesi olan Nuray Türkmen’i aradık.

HDP Çocuk Komisyonu olarak depremden etkilenen, kayıp olan ve tarikat yurtlarına verilen çocukları Meclis’e taşıyacaklarını ve Aile Bakanlığı ile görüşeceklerini aktaran Türkmen, “Çocuklarla ilgili hepimiz teyakkuzdayız” dedi.

Verilerde de tutarsızlık var

Nuray Türkmen

Aile Bakanlığı ile iktidar yöneticilerinin refakatsiz çocuklarla ilgili açıkladığı verilerde de rakamsal tutarsızlıklar olduğunu söyleyen Türkmen, “Depremden etkilenen 4.5 milyon çocuk nüfusundan bahsediyoruz. En önemli ve en öncelikli sorunlardan biri de kayıp çocuklar meselesidir. Depremden önce de zaten bu iktidarın tarikatlarla, cemaatlerle çok iç içe ve organik bir ilişki içerisinde olduğunu biliyoruz. AKP MHP iktidarının kendini yeniden üretmesinin de çok güçlü araçlarından biri tarikatlar ve din alanının kullanılması. Depremden önce de çocukların cemaatlere, tarikatlara alındığını, oralarda eğitildiğini ve bazı köylerin tarikat köyleri haline getirildiğini biliyoruz” tespitlerinde bulundu.

Onlarca çocuk kayıp

“Menzil tarikatının güçlü olduğu bir bölgeden bahsediyoruz, dolayısıyla böyle bir organik ilişkide çocukların o tarikat köyüne götürüyor olması çok önemli, öncesinde de şimdi de çok tepki gösterdiğimiz bir konu” diyerek konuşmasını sürdüren Türkmen, kayıp çocuklara da dikkat çekti. Türkmen, “Tarikatlara, Kur’an kurslarına verilen çocukları sürekli gündemde tutmamız, takip etmemiz lazım. Ama ayrıca çok daha önemli bir sorun var, o da kayıp çocuklardır. Bakanlığı zorlamamız gerekiyor, kayıp çocuklarla ilgili doğrudan verileri bizimle paylaşması için” dedi.

Vücut bütünlükleri bozuluyor

Depremin üzerinden üç hafta geçmesine rağmen hala kimlikleri netleştirilmeyen çok ayıda çocuk ve yetişkin olduğuna işaret eden Türkmen, “Kayıp çocuklar nerede, ne kadar kayıp çocuk var? diye sordu. Büyük bir dram yaşandığını dile getiren Türkmen, “Hepimiz sahadayız, çocuk kriz alanında özel olarak çalışıyoruz. Şu anda yetişkinler de çocuklar da vücut bütünlüklerinin bozulmasıyla karşı karşıya. Daha pek çok çocuk ve pek çok yetişkinin kayıp olduğuna dair bilgiler alacağız, artacak bu sayılar. Çünkü enkazlarda şeritler çekilmiş, kepçe ve dozerlerle bu enkazlara giren bir devlet var” diye konuştu.

Sakarya’da Diyanet İşleri Başkanlığı’na ait bağlı Mekke Mescidi – Hanife Akın Kuran Kursu. Fotoğraf: Alican Uludağ/DW

Tarikatlarda kaç çocuk var?

Kayıp çocukları gündemin en başına koymak gerektiğini vurgulayan Türkmen, çocukların tarikat ve cemaatlerle verilmesinin de sorunun büyük bir parçası olduğunu ifade eti. Türkmen, “Devlet bize şunu söylemiyor; şu kadar kayıp çocuk var, şu kadarı bulundu, şu kadarı şurada, bu kadarı burada diye. Mesela Kur’an kursunda, tarikatlarda, cemaatlerde olan kaç çocuk var? Bunları devletin bilmesi ve kamuoyuna açıklaması gerekiyor. Ve hiçbirimizin kafasında bir soru işareti kalmayacak şekilde açıklaması gerekiyor” sözlerini kullandı.

İktidarı ve kurumları zorlayalım

Aile Bakanlığı’nın ‘cemaatlerde hiç çocuk yok’ dediğini hatırlatarak eleştiren Nuray Türkmen, son olarak şunları söyledi: “Hepimizin gözümüzü açık tutmamız gerekiyor. Çocuklarla ilgili bu sorunları gündemde ve görünür tutup, sorularımızla kurumları zorlamamız gerekiyor. Biz de bunu yapmaya çalışıyoruz, çocuklarla ilgili tüm çocuk kurumlarıyla, Diyarbakır’daki çocuk kriz ağıyla irtibat halindeyiz. Bu iktidarın çocukları düşmanlaştıran politikalarını biliyoruz, zaten güvenmiyorduk, yine güvenmiyoruz. Depremden önce de bu iktidarın, devletin çocukları istismara açık hale getirdiğini, nesneleştirdiğini gördük. Hepimizin çocuklarla ilgili tayakkuzda olmamız gerekiyor.”

#Nerelerde #kaç #çocuk #var #açıklayın

Depremin vurduğu tarih sahipsiz

Depremin harebeye çevirdiği Semsûr’da tarihi eserler de zarar gördü. Tarihi Ulu Cami ve 2 bin yıllık Karakuş Tümülüsü’nde bulunan Tokalaşma Sütunu yıkıldı. Eski Kahta Kalesi ise zarar gördü

Abuzer Şahin / SEMSÛR

Ölüm kokusunun hakim olduğu ve depremin harabeye çevirdiği Semsûr’da resmi verilere göre bin 485 bina tamamen yıkılırken, 5 bin civarında binanın ise ağır hasarlı olduğu ve acil yıkılması gerektiği belirtiliyor. Binlerce insanın hayatını kaybettiği kent sessizliğe gömülürken, enkaz kaldırma işlemleri kentin sadece ana bulvarında yapılıyor. Ölüm kokusunun yayıldığı kentin iç kısımlarında ise hala enkaz altında insanların olduğu ifade edilirken, tek bir çalışmanın dahi yapılmaması dikkat çekiyor. Halk arasında “hayalet kent” olarak ifade edilen Semsûr’da çok sayıda tarihi eser de depremin etkisi ile yerle bir oldu.

Ulu Cami

Bunlardan biri ise kentin merkezinde yer alan Ulu Camii. Caminin 1863 tarihinde yaptırıldığını gösteren kitabe, minare kaidesinin doğuya bakan üst yüzeyinde bulunuyordu. Aynı yerde altta kemer içinde bulunan bir başka kitabede caminin 1902 yılında restore edildiği ifade ediliyor. Depremin vurduğu cami yerle bir olurken, bu güne kadar korumaya alınmaması ise dikkat çekiyor. Öyleki caminin hemen yanında bulunan ve yıkılan binanın molozları ile caminin kalıntıları bir birine karıştırılmış. Bu durumda caminin aslına uygun bir şekilde restore edilmesini imkansız hale getiriyor.

Tümülüs yıkıldı

Depremde zarar gören bir diğer tarihi yapı ise Kolik(Kahta) ilçesinde bulunan Nemrut Dağı eteklerindeki 2 bin yıllık Karakuş Tümülüsü oldu. Tümülüste bulunan 4 sütundan, höyüğün batısında yer alan tokalaşma sütunu yıkıldı. Tümülüsün batısında yer alan yaklaşık 10 metre yüksekliğindeki sütun üzerinde Grekçe yazıt ve Kommagene kralı I. Antiochos’un ( MÖ 69 – 36 ) oğlu Kral II. Mithridates’in ( MÖ. 36-20) kız kardeşi Laodike ile tokalaşma kabartması yer alıyordu. Sütun üzerindeki yazıttan anıt mezarın Kral Antiochos’un eşi İsias, kızı Antiochis ve torunu Aka’ya ait olduğu anlaşılmaktaydı.

Kabartma nerede?

Depremin üzerinden 19 gün geçmesine rağmen yıkılan tümülüsün kalıntıları hala yerde dururken, tarihi eseri koruyan kimsenin olmaması ise dikkat çekti. Yıkıntı içinde tokalaşma kabartmasının olmadığı görülürken, kabartmanın kim tarafından nereye götürüldüğü ise bilinmiyor. Karakuş Tümülüsü’ne adını veren 7,18 metre uzunluğunda bulunan Kartal Sütunu ve tümülüsün doğusunda yer alan Boğa Sütunları yıkılmazken, deprem nedeniyle zarar görmüşler.

Kale zarar gördü

Deprem nedeniyle zarar gören yapılardan biri ise Eski Kahta Kalesi oldu. Millattan önce 3’üncü yüzyılda Komagene Uygarlığı tarafından yapılan ve “yazlık başkent” Arsemia ile birlikte idari merkez olarak inşaa edilen tarihi kale, üç önemli medeniyetin izlerini taşıyor. Kale, uzun yıllar süren restorasyonun ardından geçtiğimiz yıl ziyaretçilere kapılarını açmıştı. Yaşanan depremde ağır hasar gören Eski Kahta Kalesi çevresindeki yerleşim alanlarında bulunan köylerde ikamet eden yurttaşlar, deprem sonrası kalenin bulunduğu alanda büyük bir ses gürültüsü olduğunu, kalenin tamamen yıkıldığını düşündüklerini, ancak sabah olduğunda kalenin belli bölgelerinden taşların düştüğünü gördüklerini söyledi. Tekrar ziyaretlere kapatılan kalenin kapısında bekleyen görevli, hiç bir yıkımın olmadığını iddia etti. Ancak köy sakinleri ise kalenin iç kısmında büyük yıkımın olduğunu ifade etti.

#Depremin #vurduğu #tarih #sahipsiz

Depremlerde can kaybı 44 bin 218 kişiye yükseldi

AFAD, Mereş merkezli depremlerde 44 bin 218 kişinin hayatını kaybettiğini bildirdi

Afet ve Acil Durum Yönetimi (AFAD), Mereş Bazarcix merkezli 7,7 büyüklüğünde ve Elbistan merkezli 7,6 büyüklüğünde iki depremin ardından 19. günde yaşamını yitirenlerin sayısını açıkladı.

AFAD’dan yapılan açıklamada 44 bin 218 kişi, depremlerde yaşamını yitirdi.

#Depremlerde #kaybı #bin #kişiye #yükseldi

İnsana ve doğaya saygı seferberliği…

Sistemin bu acımasız, liyakatsız, koordinesiz durumu deprem sonrası süreç için biz çevre ve halk sağlığı kurum ve uzmanlarını ciddi boyutta kaygılandırdığı gibi, enkaz kaldırma biçimi de toplum ve çevre sağlığı açısından kaygı vericidir

Nujiyan Yıldırım*

Bilimsel veri ve ekolojik anlayış temelli projeleri hayata geçirmekle, doğal afetlerin felaketlere dönüşmesi engellenebileceği gibi, sosyal devlet anlayışıyla, doğal afetler sonrası krizleri, oluşabilecek kayıpları, salgın hastalıkları ve bir çok yıkımı durdurmak mümkün olur.

İnsana ve doğaya saygıyı esas almayan, can değil, önce rant diyen politikalardaki ısrarın çok acı bir sonucu olan; Maraş merkezli 10’a aşkın kenti etkileyen devasa depremin neden olduğu felaketler zinciri ile karşı karşıyayız. Devletin ilgili kurumlarının kriz yönetmedeki beceriksizliklerinin neden olduğu binlerce ölümün, yüzbinleri bulan yaralanmaların, kayıpların ve nerdeyse tamamen yok olan kentlerin acılarıyla kaplanan gökyüzü, toplumsal dayanışmanın yanısıra, sistemin çürümüşlüğünün de tanığı oldu.

İmar afları, rüşvet, rant…

Türkiye’nin deprem bölgesi olduğu bilinmesine rağmen her türlü çürük yapıya (imar aflarıyla, rüşvetle) izin verilmesinin yarattığı yıkım, binlerce insanın ölümüne neden oldu. Ve deprem sonrası hayati önemde olan saatlerde arama kurtarma bir çok yıkım merkezlerinde başlatılamadığı gibi günler sonrası müdahaledeki yetersiz ve donanımsız ekiplerin gecikmesi sonucu, ölüm sayısının katlanmasına ve çok acı mağduriyetlerin yaşanmasına neden oldu. Depremden en az etkilenen merkezlerden biri olan Diyarbakır gibi bir büyükşehirde bile yıkılan 7 apartmanın enkazından 7 günde tamamlanamayan arama kurtarma çalışmaları daha fazla can kaybına neden olurken, yıkımların çok daha fazla olduğu kentlerdeki korkunç boyutu tahmin etmek zor değildir.

Hiçbir tedbir yok

Aynı şekilde depremzedelerin barınma, beslenme ve özellikle tuvaletlere ulaşım sorununun düşünülmemesi (tedbir alınmaması) da uzun vadede ciddi hastalıklara ve kayıpların çoğalmasına davetiye çıkardı.

Afet planı, programı olmayan devlet, şehirlerin altyapısının hasar görme öngörüsü ve hazırlığını da yapmamakla birlikte hasarlı olan kanalizasyon ve su sistemlerinin neden olacağı salgın hastalıklara karşı gerekli önlemleri almadığı için uzun vadede depremlerin artçıları gibi sosyal ve çevresel sorunların artçılarıyla da karşı karşıya kalabiliriz.

Hayati önemde olan günlük içme suyu ihtiyacı, özellikle afet dönemlerinde kişi başı ihtiyacın normal şartlardaki günlük ihtiyaçtan çok daha fazla olduğunun bilinmesine rağmen, günlerce binlerce insanın hem içme, hem hijyen amaçlı (el yıkama, alınan gıdaların yıkanamaması vs.) birkaç damla suya ulaşım ciddi sıkıntı oldu. Olmaya da devam etmektedir. Bulaşıcı bir çok hastalık şimdiden etkisini göstermeye başladı. Diyarbakır’daki toplanma alanları biraz daha kontrol edilebildiği için şimdiden başlayan uyuz, ishal gibi hastalıklar erken farkedilip müdahale edilmektedir. Fakat olması gereken, sağlıklı barınma (temiz su, çamaşır yıkama alanları, çöplerin sürekli toplanması vs) koşulları yaratılarak salgın hastalıklara engel olmaktır. Afet dönemlerindeki kriz yönetimlerinin temel sorunu, yetkililerin alanın uzmanlarıyla ortaklaşmama, önerilerini dikkate almama gibi bir anlayışla, günübirlik çözümlere başvurmalarından kaynaklıdır.

Kayyum mu dayanışma mı?

Geçmişten günümüze OHAL yönetimlerinin ve kayyum politikalarının mağduru olan bölge halkının toplumsal hafızasındaki kimsesizlik kaygısı, depremin ilk saatlerinden itibaren dayanışma refleksini de harekete geçirdi. Türkiye’nin her tarafındaki doğal afetlere karşı bölge ayrımını yapmadığı bir dayanışma kültürüne sahip olduğu bilinen Kürt halkı, 6 Şubat depremlerinin ilk saatlerinden itibaren de aynı duyarlılık ve örgütlenme ile hem arama kurtarma, hem barınma vs temel ihtiyaçları karşılama çabasında bulundu. Özellikle depremin yıkıcılığını, ağır ve acı kayıplarını, etkilerini yaşayan bir kent olan Diyarbakır STK’leri, esnafı ve her kesimden insanların desteği ile hem kendi yaralarını sarmaya, yardımlaşmaya çalışırken, hem de koordineli bir şekilde deprem bölgesinin en ücra köşelerindeki depremzedelere ulaşma ve yardım çabalarını da unutmadılar. Hem gelişmiş bir dayanışma kültürüne tanıklık, hem de bireysel duyarlılıkların sağladığı ilk yardım dokunuşları ve depremzedelerin acil ihtiyaçlarını karşılayan sivil dayanışmanın gücü, insanlık adına anlamlı olduğu kadar daha güzel bir dünya için de umut verici oldu. Fakat böylesi devasa iki büyük depremin yarattığı hasar çok boyutlu olduğu gibi çözüm yolları da çok boyutlu olmalıdır. Diyarbakır gibi büyükşehir olan bir kentin seçilmişlerinin görevden alındığı ve kayyum yönetiminde olan yerel yönetimlerinin insanlık adına kıymetli olan böylesi bir dayanışma potansiyelini görmek istememesi, ortaklaşmaması, siyasi rant kaygılarının, insan hayatından daha çok önemsendiğini göstermektedir. Elbetteki kentin ilgili meslek odalarının deprem öncesi kayyumların rant ve betonarme temelli proje ve çalışmalarına karşı, doğa ve insandan yana olan duyarlıkları, deprem sonrası süreçte de devam edeceği gibi, devlet politikalarının deprem sonrası da bilimden, doğadan ve insandan yana projelerin hayata geçmesi için sürecin takipçisi olmaya devam edecektir. Deprem krizini doğru yönetemeyen, hayat kurtarmada sınıfta kalan sistem, deprem sonrası sürece de kentin dinamiklerini, ilgili uzman ve meslek odalarını katmak istemediği, kurulan çadır alanlarından anlaşılmaktadır. Doğal afetlerinin her türlüsünün beklendiği bir dönemde ve kış şartlarında Dicle Nehri kenarına kurulan çadırlarla ilgili itirazlara verilen, ‘su kenarı çadırlardaki yangın tehlikesini önler’ ve ‘zaten yakında havalar ısınacak’ gibi yanıtlar bilimden, ekolojik ve psikososyal kaygılardan çok uzaktır.

Depremzedeler için çadırların kurulduğu bu alanın çevresel şartları özellikle çocuklar için çok zor ve tehlikelidir. Atıkların çevrede oluşturacağı kirlilik, nehir suyunun daha çok kirlenmesine, insanlar için ise daha çok salgın hastalıklara neden olacaktır.

Halk sağlığı sorunu

Devletin öncelikli politikaları depremzedeler için sağlıklı yaşam koşullarını yaratmaktır. Bu olağanüstü şartlar için ancak ilgili tüm kesimlerin koordinesi ve sosyal sorumluluk projelerinin katılımıyla, depremzedeler için hayati çözümler bulunabileceği gibi, uzun vadedeki salgın hastalıklara ve sosyal, ekonomik krizlere engel olunabilinir. Depremzedeleri bekleyen çok zor döneme girmiş bulunmaktayız. Yakınlarını ve evlerini kaybetmenin ruhsal çöküntüsünü yaşayan depremzedeleri bekleyen ciddi ekonomik ve sosyal sorunlar var. Yaşam alanları ve çözüm yolları sosyal ve çevresel faktörler dikkate alınarak, sürdürülebilinir çözümler üretilmelidir. Önceliklerine göre sorunlar tespit edilerek çözümler üretilmediği takdirde ülke olarak ciddi sosyal, ekonomik ve ekolojik sorunlar yaşanacaktır. Sorunlarının başında salgın hastalıklar gelmektedir. Suya ve hijyen koşullarına ulaşamayan zor şartların yaratacağı, uyuz, mantar, kızamık, kolera gibi bulaşıcı hastalıklarla birlikte zaten varolan covid gibi solunum yolu hastalıklarının daha fazla yayılması ciddi bir halk sağlık sorunun yaratacaktır. Özelikle depremzedelerin toplanma (çadır, konteyner vs) ortak yaşam alanlarının temiz kullanıma uygun şartlara göre düzenlenmesi ve çevre temizliğine dikkat edilmelidir.

Kanalizasyonun toprağa ve suya karışmasının yanında çeşitli zehirli maddelerin sızıntılarının oluşması, insanlar için sağlık sorunları, hayvanlar ve çevre için yeni sorunlara, felaketlere neden olmaması için, erken dönem çözümler olan temiz suya, sabuna erişim, tuvalet sistemlerinin doğru ve fazla yerleştirilmesi, çöplerin sürekli toplanması gereklidir.

Enkaz nasıl kaldırılır?

Sistemin bu acımasız, liyakatsız, koordinesiz durumu deprem sonrası süreç için biz çevre ve halk sağlığı kurum ve uzmanlarını ciddi boyutta kaygılandırdığı gibi, enkaz kaldırma biçimi de toplum ve çevre sağlığı açısından kaygı vericidir.

Depremler can güvenliği sorunu yarattığı kadar, çevre ve halk sağlığı boyutuyla da ciddi sorunlara neden olurlar. Deprem gerçeğine karşı vatandaşların can güvenliğinden sorumlu olan devletin görevi, depreme dayanıklı olmayan konut yapımını engellemektir. Engellenemeyen deprem gibi doğal afetlerin yaşanması halinde ise devletin ilgili kurumlarının hazırlıklı ve koordineli çalışması ile can kaybının en aza indirilmesi için de hazırlıklı (çok boyutlu) ve koordineli çalışması gereklidir.

Elbetteki yaşanan bu büyük depremin molozu ve enkazı da fazladır. Dolayısıyla hafriyatların toplama biçimi ve yerler konusunda uzmanların uyarı ve önerileri dikkate alınmalıdır. Depremler insan ve mal kaybı yanında ciddi bir halk sağlığı ve çevre sorunları yaratmaktadır. İnşaatlarda kullanılan başta asbest olmak üzere çeşitli (zehirli) maddeler insan sağlığı ve ekosistem için tehlike oluşturmaktadır. Deprem sonrası ortaya çıkan hafriyatların doğru şekilde bertaraf edilmemesi halinde çok daha büyük sağlık ve çevre sorunları ile karşı karşıya kalacağız.

Nehir, dere kenarlarına, tarım alanlarına dökülmesi halinde toprağa ve suya karışması kısa vadede kirliliğe, uzun vadede ise kirlenen suyla sulanan gıda ürünlerini zehirlenmesine ve başta kanser olmak üzere ciddi hastalıkların çoğalmasına, yani yaşamsal doğa kaynaklarının tahribatı, zehirlenme ile ölümcül kaynaklara dönüşebilir. Bölgedeki tarım alanlarının yanısıra varolan biyolojik çeşitliliğe çok zarar verecek, birçok gıda ve hayvanların yok olmasına sebep olacaktır. Henüz dışarda bir çadır bile bulamayan binlece insan varken, barınma, sağlık ve hijyen koşulları sağlanmamışken, konut güzellemesi yapılıyor.

Konutla göz boyamak

Devletin görevi verdiği bir koli gıda yardımı veya borçlandırarak yapacağı konutlarla övünmek değildir. Elbetteki gıda ve konut yapımı yardımı da devletin görev ve sorumluluğu dahilindedir. Fakat öncelikli görevi depremzedelere güvenli ve hijyenik geçici yaşam alanları oluşturduktan sonra bilimsel temelde oluşturulacak çevre politikaları ve deprem bölgesinin altyapı sorunlarını, çevre sorunlarını çözmek, yeni sorunların önlemini almayı sağlamaktır. Beraberinde bölge halkının kültürel, ekonomik ve yerinde sosyal sürdürebilir yaşam alanlarını kurmak olmalıdır. İnsani ve ekolojik altyapı hazırlanmadan, sorunların çözümünden önce yapılan konut yapımı projeleri tüm sorunların çözümüymüş gibi propagandasının yapılması, müteahhit ve rant zihniyetidir. Çünkü deprem bölgesinde yıkılan sadece boş konutlar değildir. Yitirilen hayatlarla birlikte kentler için kaybedilen üretim alanları, iş hayatları ve mekanları deprem felaketinin tek bir boyutudur. Hem çevre sorunları açısından, hem de sosyal, kültürel, psikolojik etkileriyle ilgili ciddi çalışmalar yapılmadan, sorunların önceliklerine göre koordine edilmeden, iş, üretim ve çevre sorunları da düşünülmeden, çözümler bulunmadan, sadece konut yapmak halk ve çevre sağlığı başta olmak üzere çok daha ciddi sorunlara zemin oluşturulacaktır. Ayrıca deprem sadece kent merkezlerinde olmadı. Birçok ilin kırsal alanları nerdeyse haritadan silinmiş, fakat köy ve ilçelerdeki ekolojik yıkımın boyutu ile ilgili bir çalışma henüz yapılmadığı gibi tarım ve hayvancılıkla geçinen insanların kayıpları ve verimli arazilerinin tahribatlarıyla ilgili bir veri de yok. Deprem öncesi Türkiye’nin tarım üretiminin yaklaşık %15’lerde olan ve hayvancılık üretiminin de ciddi boyutta olduğu deprem kırsal bölgesindeki çevre sorunlarının tespiti ve insanların üretime dönük mağduriyetlerini giderecek proje ve politikalar öncelikli olmalıdır.

Bir halk deyimi

Destekler üretime ve yerinde yeni hayat kurmaya dönük olmalıdır. Geçici yardımlar felaketin ilk dönemleri için anlamlıdır. Fakat sosyal devlet politikaları sürecin psikososyal, ekonomik ve göç edenlerin memleketlerine dönüş koşullarını yaratmak, çevresel sorunları çözmek, toplumun ruh ve sosyal yaşamı için felaketlerin ilk anlardaki temel ihtiyaçlar kadar önemlidir. Çünkü sadece depremler değil yoksulluk ve ekolojik yıkımlar da öldürür.

Diyarbakır’da hasar tespiti çalışmaları, il çevre ve şehircilik müdürlüğü ve İnşaat Mühendisleri Odası’nın koordineli ve hızlı bir şekilde devam etmektedir. Şimdiye kadarki tespitlerde acil yıktırılacak yapılar tespit edilmiştir. Fakat 2000’e yakın ağır ve orta hasarlı olarak tespit edilen yapılarla ilgili henüz bir çalışma yapılmadığı için çevrelerindeki sağlam yapılar ve vatandaşlar için de ciddi riskler ve mağduriyet devam etmektedir. Çünkü risk oluşturan yapıların yoğunlukta olduğu Bağlar ilçesinde yapılarım birbirine yakınlığı bilinmektedir. Riskli bir yapının etrafında bulunan 4 sağlam yapı için de risk devam ettiği için sağlam yapılardaki vatandaşlar da evlerine girememektedirler. Bu konuda yetkililerin bir an önce bu durumdaki yapılarla ilgili acil bir eylem planının yapılması gerekmektedir ki, sağlam yapılardaki vatandaşlar da evlerine dönebilsinler. Bu krizi (kiralık ev bulma, temel ev eşyaları vs) fırsata çevirmeye çalışan bazı kesimler de vatandaşları daha fazla mağdur etmektedir. Ağır hasar oluşan yapılarda oturanların büyük kısmı ciddi ekonomik sorunları olan, yoksul kesimdir. Özellikle ev bulamama ve fiyatların katlanması sonucunda sosyo-ekonomik sorunlar daha fazla katlanarak yaşam şartlarını zorlaştırmaktadır. 1975’te büyük yıkıma neden olan Lice depremi sonrası kadınların ağıtlarında felaketleri fırsata çevirenleri dile getirdikleri bir deyim vardır, ‘ji hineka ra seferberî ye, ji hineka ra jî beşî bîrlîk e’ (bazıları için seferberlik, bazıları için ise beşi birlik’tir) sözü afetleri fırsata çeviren ahlak dışı bireysel ya da kurumsal yaklaşımları özetliyor. Elbetteki dayanışma kültürünün gelişkin olduğu Diyarbakır’da bu tarz insani ve ahlaki olmayan anlayışlar teşhir edilmektedir. Fakat sorunların çözülmediği her gün, bu anlayışları besleyeceği gibi farklı çevresel ve güvenlik sorununu da büyütecektir. Aynı durumda terkedilecek yapıların bağımlı madde vs için kullanımından tutalım oluşacak çevre kirliliği ve tehlike ile de karşı karşıyayız. Yani sadece doğal afetler değil, yoksulluk ve ekolojik yıkımların da insan öldürebileceği öngörüsüyle, mücadelemiz ve devlet politikaları insana ve doğaya karşı saygı temelinde olmalıdır.

*Çevre Mühendisleri Odası Amed Şubesi Eşbaşkanı

#İnsana #doğaya #saygı #seferberliği

Elbistan’da AFAD yetkililerine halktan tepki

Elbistan’da bulunan Cemevine gelen AFAD ekiplerine halk tepk gösterdi: Sizleri buraya gönderenlerin istifa etmesi gerekiyor

Depremin merkez üssü olan Mereş’in Elbistan ilçesinde bulunan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (Cemevi) gelerek iktidarın depremzedelere vereceğini açıkladığı maddi yardıma (10 bin TL) ilişkin bilgi vermek isteyen AFAD yetkililerine halk tepki gösterdi.

Depremzedeler, evlerinin depremde yıkıldığını ve bu yıkımlardan devletin sorumlu olduğunu söyledi.

Deprem nedeniyle evleri yıkılan depremzedeler için yapılacak konutların yüzde 40’ının yurttaşlar tarafından ödeneceğini söyleyen AFAD ekiplerine tepki gösteren bir yurttaş, “Sizleri buraya gönderenlerin istifa etmesi, özür dilemesi gerekiyor. Bugüne kadar bunlar yapılmadı. Milyon lira değerindeki dairesini kaybeden yurttaşımıza 10 bin TL’yi vermeyi nasıl söyleyebiliyorsunuz? Bu halk dilenci değil” ifadelerini kullandı. Tepkiler üzerine AFAD ekipleri Cemevi’nden ayrıldı.

MA

#Elbistanda #AFAD #yetkililerine #halktan #tepki

Sivas’ta 4,7 büyüklüğünde deprem

Sivas’ın Gürün ilçesinde saat 20.19’da 4,7 büyüklüğünde deprem meydana geldi.

Mereş merkezli depremlerde ‘afet bölgesi’ ilan edilen Sivas’ın Gürün ilçesinde 4.7 büyüklüğünde deprem meydana geldi

İçişleri Bakanlığı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı’nın (AFAD) aktardığı bilgilere göre 5.3 km derinlikte saat 20:19’da meydana gelen Gürün merkezli depremin büyüklüğü 4.7 olarak ölçüldü.

SİVAS

#Sivasta #büyüklüğünde #deprem

ABD’den Rusya’ya yönelik yeni yaptırım paketi

ABD savaşın yıldönümünde Rusya’ya yönelik yeni bir yaptırım paketi açıkladı.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Ukrayna – Rusya savaşının birinci yıl dönümünde Rusya’ya yönelik yeni bir yaptırım paketi açıkladı. Şimdiye kadar açıklanan en büyük yaptırım paketine ilişkin kararların G7 ortakları ile koordineli alındığı belirtildi.

Beyaz Saray’dan yapılan açıklamada, Rusya’ya destek veren Avrupa, Asya ve Orta Doğu’daki hem Rus hem de üçüncü ülke aktörlerini içeren 200’den fazla kişi ve kuruluşa yaptırım uygulanacağı bildirildi.

ABD Başkanı Joe Biden’ın ABD’ye ithal edilen bazı Rus ürünlerine yönelik gümrük tarifelerini artırmak için bir kararname imzalayacağı da belirtilen açıklamada, yaklaşık 2,8 milyar dolar değerinde 100’den fazla Rus metali, minerali ve kimyasal ürünü için tarifelerin artırılacağı belirtildi. Rusya’da eritilen veya dökülen alüminyumun ABD pazarına girmesinin de maliyetlerinde önemli ölçüde artışa gidileceği kaydedilen açıklamada, Rusya’nın ekonomisini kötüleştirmek için ABD’nin müttefikleri ve ortaklarıyla elindeki tüm ekonomik araçları kullanmak üzere çalışmaya devam edeceği ifade edildi.

Ticaret alanında yaptırım

Yaptırımların Rusya’nın savunma ve teknoloji endüstrisiyle bağlantılı aktörlere de uygulanacağı belirtilen açıklamada, ayrıca piyasadaki aksamaları en aza indirmek için mevcut üretimi etkilemeyecek şekilde, Rusya’nın gelecekteki enerji kabiliyetlerinin de hedef alınacağı kaydedildi. Açıklamada, Ticaret Bakanlığının da Rusya’ya ihracatın kısıtlanması yönünde adımlar atacağı ifade edildi. Bu kapsamda Çin dahil 90 Rus ve üçüncü ülke şirketinin Rusya’yı desteklemek için yaptırımlardan kaçınma faaliyetinde bulundukları gerekçesiyle kara listeye alınacağı ve bu şirketlerin ABD yazılımı kullanıp kullanmamalarına bakılmaksızın yarı iletkenleri satın almasının yasaklanacağı ifade edildi. Bu kapsamda İran yapımı dronların Ukrayna’daki savaş alanlarına girmesini engelleyecek bir dizi adımların da atılacağı aktarıldı.

#ABDden #Rusyaya #yönelik #yeni #yaptırım #paketi