Ana Sayfa Blog Sayfa 897

Cumartesi Anneleri depremde kaybolanların akıbetini sordu

Cumartesi Anneleri depremden sonra birçok kişiden haber alınamadığını belirterek, bakanlıklara kayıplar için koordinasyon kurulması çağrısı yaptı

Cumartesi Anneleri/İnsanları, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle sürdürdükleri eylemlerinin 935’inci haftasında Mereş merkezli meydana gelen depremde hala haber alınamayanların akıbetini sordu.

Kayıplar nerede?

Sanal medya üzerinden depremde ortaya çıkan yıkımı gösteren bir video paylaşan Cumartesi Anneleri açıklamada şu ifadelere yer verdi: “Depremde kaybolanlar nerede? Birçok kişi yakınlarının izlerini sürüyor ve ulaşamıyor. Tanık beyanlarına göre, ambulansa bindirilmiş veya hastaneye götürülmüş olan yakınlarına ait bir kayda rastlamadıklarını, tüm çabalarına rağmen onlara ulaşamadıklarını söylüyorlar. Ağır bir felaket yaşamış bu insanlar; yaralarını sarmaya fırsat bulamadan, sevdiklerine ulaşamamanın ağır travmasını yaşıyorlar. Kayıpların izini sürebilecek sağlıklı bir koordinasyon kurulmadığı için çaresizlik duygusu ile baş başa bırakılıyorlar”

Kayıpların bulunması için koordinasyon kurulması talebinde bulunulan açıklamada, bakanlıklara da çağrı yapıldı. Açıklamanın sonunda, “Deprem sonrası sevdiklerine ulaşamayanlar; tüm kalbimizle yanınızdayız! Sevdiklerinize kavuşuncaya kadar biz de sormaya devam edeceğiz” ifadelerine yer verildi.

HABER MERKEZİ

#Cumartesi #Anneleri #depremde #kaybolanların #akıbetini #sordu

AB’den Rusya’ya 10’uncu yaptırım paketi

Rusya-Ukrayna savaşının birinci yıl dönümünde AB, Rusya’ya yönelik 10’uncu yaptırım paketini onayladı Paket, 11 milyar euro’yu aşan miktardaki ürüne ihracat yasakları içeriyor

Rusya- Ukrayna savaşının birinci yıldönümünde Avrupa Birliği (AB) de ABD’nin Rusya’ya yönelik yeni yaptırımlarını açıkladı. AB’nin savaşın başladığı 24 Şubat 2022’den bu yana Rusya’ya yönelik 10’uncu yaptırım paketi kapsamında hem sivil hem de askeri amaçla kullanılabilecek ürün ve teknolojilere ihracat kontrolleri ile insansız hava aracı (İHA) gönderenlere ilave kısıtlamalar getirecek yeni yaptırımlar onaylandı.

AB Dönem Başkanı: Ukrayna’yı desteklemeye devam edeceğiz

AB dönem başkanı İsveç’in resmi sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda, “AB üye ülkeleri birlikte, Ukrayna’nın savaşı kazanmasına yardımcı olmak için şimdiye kadarki en güçlü ve geniş kapsamlı yaptırımları uyguladı. AB, Ukrayna ve Ukrayna halkının yanında duruyor. Ne kadar sürerse sürsün Ukrayna’yı desteklemeye devam edeceğiz” ifadeleri yer aldı.

Paylaşımda yeni yaptırım paketinin çift kullanım ve teknoloji ürünlerine daha sıkı ihracat kısıtlamaları getirdiği belirtildi ve bunun savaşı destekleyen, propaganda yayan veya Rusya’ya savaşta kullanılan İHA’ları teslim eden kişi ve kuruluşlara yönelik kısıtlayıcı tedbirler içerdiğine işaret edildi.

11 milyar euro’yu aşan miktardaki ürüne ihracat yasakları

Yaptırımların bütün detayları ise henüz paylaşılmadı. Ancak AB Komisyonu’nun geçen hafta hazırladığı yaptırım paketi, Rus ekonomisini kritik teknoloji ve sanayi ürünlerden mahrum bırakmak için 11 milyar euro’yu aşan miktardaki ürüne ihracat yasakları içeriyordu. Paket ayrıca, özel Alfa-Bank ve çevrimiçi banka Tinkoff da dahil olmak üzere daha fazla bankanın küresel SWIFT sisteminden bağlantısını kesmek için tasarlandı.

Elektronik, özel araçlar, makine ve motor parçaları, kamyon ve jet motorları için yedek parçalar gibi ürünleri içeren paket, inşaat sektörünün Rusya ordusuna yönlendirilebileceği anten veya vinç gibi ürünleri de hedef alıyor. Hem askeri hem sivil maksatla kullanılabilecek çeşitli ürünlere de ihracat yasağı getiriliyor. İHA, füze ve helikopter de dahil, Rusya’nın silah sistemlerinde kullanılabileceği yeni elektronik bileşenler ile termal kameralar da kısıtlamalara dahil ediliyor.

İlk kez üçüncü ülke kuruluşları dahil edildi

Rusya’ya yönelik çift kullanımlı ürün yaptırımları kapsamında ilk defa üçüncü ülke kuruluşları da eklendi ve bu çerçevede İran Devrim Muhafızları’na bağlı yedi kurumun yaptırım listesine dahil edildiği açıklandı. Paket, mevcut yaptırımların ihlal edilmesi veya çevresinden dolaşılmasını önlemek için yeni önlemler içeriyor. Propaganda faaliyetinde bulunanlar, askerler ve siyasileri içeren çok sayıda kişi de paketle AB yaptırım listesine ekleniyor, bu kişilere seyahat yasağı getirilirken kurum ve bireylerin mal varlıkları donduruluyor. AB üyesi ülkeler, onay için oy birliği gereken yaptırım paketini üç gündür müzakere ediyordu.

DIŞ HABERLER

#ABden #Rusyaya #10uncu #yaptırım #paketi

Çadırı olmadığı için donma tehlikesi geçirdi

Bazarcix’a bağlı Narlı Mahallesi’nde yaşayan Hüseyin Güllü, kendi imkanlarıyla kurduğu çadırda donma tehlikesi geçirince, komşusunun çadırına geçti

Mereş’in Bazarcix (Pazarcık) ilçesine bağlı Narlı Mahallesi’nde yaşayan ve depremde evi hasar gören Mehmet Güllü, birçok kuruma başvurmasına rağmen kendisine çadır verilmediğini ifade etti.

MA’dan Dilgeş Ruvanas’ın haberine göre Güllü, hem barınacak sorunu hem de çölyak hastalığı nedeniyle eşini İstanbul’da bulunan akrabalarının yanına gönderdiğini söyledi.

Donma tehlikesi yaşadı

Çadır verilmediği için kendi imkanlarıyla yaptığı çadırda bir hafta kaldığını ancak hava alan çadırda donma tehlikesi yaşadığını ifade eden Güllü, “Komşum çadırında kalmamı istedi. Ben de bir süredir onun çadırında kalıyorum. Askeriye sadece birkaç parça odun verdi. Başka da bir şey yok. Acil olarak çadıra, elektrik sobasına ve suya ihtiyacım var. Yetkililer gelip evime baktı ve gitti. Kapıma bir barkod yapıştırdılar ama bu barkodun neye yaradığını, niçin astıklarını bilmiyorum. Benim tavuklarım var, onlar da canlı ve yeme ihtiyaçları var. Tavukları dışarıya da bırakamıyorum. Onlar için yem lazım” dedi.

Geçici olarak komşusunun çadırında kaldığını söyleyen Güllü, “Sonsuza kadar burada kalamam” sözleriyle mağduriyetini dile getirdi.

MEREŞ

 

#Çadırı #olmadığı #için #donma #tehlikesi #geçirdi

Qazi Muhammed’in kızı Süheyla Qazi sürgünde hayatını kaybetti

Mahabad Kürt Cumhuriyeti’nin kurucusu Qazi Muhammed’in kızı Süheyla Qazi, sürgünde hayatını kaybetti

Mahabad Kürt Cumhuriyeti’nin kurucusu Qazi Muhammed’in kızı Süheyla Qazi’nin Almanya’nın Bonn kentinde dün hayatını kaybettiği duyuruldu. 11 Temmuz 1941’de Mahabad’da dünyaya gelen Süheyla Qazi, 40 yılı aşkın süredir yaşadığı sürgünde hayatını kaybetti.

2010 yılında Demokratik Özgür Kadın Hareketi (DÖKH) tarafından düzenlenen Kürt Kadın Konferası’na katılmak için Amed’e gelen Süheyla Qazi, Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kapatılan Dicle Haber Ajansı’na (DİHA) verdiği röportajda “Ülkeme döneceğim günün hasretiyle yaşıyorum” demişti.

Süheyla Qazi röportajda şu ifadeleri kullanmıştı:

Mahabad Kürt Cumhuriyeti kurucusu olan babası Muhammed Qazi’nin idam edilmesi ve sürgün hayatını anlatan Süheyla Qazi, babası idam edildiğinde 7 yaşında olan Qazi, o döneme ilişkin çok az şeyi hatırladığını ifade etti. Yaşı küçük olduğu için babasının simasını bile çok az hatırlayabildiğini ifade eden Qazi, “Babamı şehid düştükten sonra geride kalan ve yayınlanan resimlerindeki gibi hatırlıyorum. Babam idam edildikten sonrada ailenin üzerinde baskılar hiç azalmadı. Çok zor dönemler geçirdik. İran askerleri sürekli evimizi basıyordu. Bazen haftalarca bizim evin etrafında konaklıyorlardı. Dışardan su almamıza bile izin vermiyorlardı. Kimsenin evimize gelmesine bizimle ilişki kurmasına izin vermiyorlardı” dedi.

Belgelere el koyuldu

Evlerinin talan edildiğini dile getiren Qazi, evdeki eşyalarının bile götürüldüğünü ifade etti. Cumhuriyete ait olan tüm mal varlığına da el konulduğunu söyleyen Qazi, şunları kaydetti: “Özelilkle Mahabat Cumhuriyeti’nin tüm arşivlerine el koydular. Bizim belleğimiz sayılacak her türlü belge, resim, harita gibi evrakları götürdüler.” Babasının hatırladığı bir sözünün olduğunu kaydeden Qazi, “Babam bana bir keresinde ‘Kızım sana milletin nedir?’ diye sorduklarında ‘Benim kadınlığımdır cevabını ver’ dedi. Şimdi düşündüğümde daha iyi anlıyorum. Buda onun kadına ne kadar değer verdiğini gösteriyor. Halkın ailemize sevgisi vardı. Yardımcı oluyorlardı. Yine annem cesaretli bir insandı. O zaman sadece İran devletinin değil bir çok gücün gözü aile üzerindeydi. Özellikle Amerika, İngiltere ve diğer komşu ülkelerin hesapları vardı” diye konuştu.

‘ABD’liler davet etti’

Qazi Muhammed’in idam edilmesinden sonra ABD’li bazı yetkililerin ailesine geldiğini sonradan öğrendiğini belirten Süheyla Qazi, kendilerinin ABD’ye götürülmek istendiğini ifade etti. Qazi şunları kaydetti: “Anneme bizi ülkelerine götürmek için izin istemişler. Yine İngiltere’den de aynı talep gelmiş. Her türlü yardımı yapacaklarını vaat etmişler. Bizi halkımızdan ayırmak istiyorlardı. Elbette başka amaçları da vardır. Ancak annem çocuklarının Kürt halkı arasında büyümesi için buna izin vermemiş. Çünkü annemde halka çok bağlıydı. Kürt halkıyla gurur duyuyordu. Bu benim için bir şanstı. Çünkü Kürt çocukları arasında büyüdüm” diye konuştu.

‘Bizden intikam alındı’

Kız kardeşinin de İsveç’te bombalı saldırı sonucu yaşamını yitirdiğini dile getiren Qazi, annesi Mina Qazi’nin ise 85 yaşında tutuklandığını söyledi. Qazi şunları belirtti: “Bir yıl boyunca ondan hiç haber alamadık. Anneme çok işkence etmişler. Sürekli ailemizden bazı kişileri tutukluyorlardı. Yıllarca cezaevlerinde kalan aile bireylerine ise sordukları sorular aynıydı. Hep ‘Qazi Muhammed olmasaydı bu sorun bu hale gelmezdi’. Bunun için intikam alıyorlardı. Babamın Kürtlere çok ‘kötü’ bir yol çizdiğini söylüyorlardı.” 20 yıl geçmesine rağmen baskıların hiç azalmadığını belirten Qazi, evlendikten sonra bu baskılara dayanmadığı ve öldürme tehlikesi olduğundan 1979 yılında göç etmek zorunda kaldığını söyledi.

Ülkesini bırakarak 31 yıldır sürgünde yaşadığını ifade eden Qazi, “Huzurlu bir tek gün yaşatmadılar. Çünkü sürgünlüğün huzurlu yaşamı olmaz. Sürekli ülkemin hasretiyle yaşıyorum. Ancak hala ülkeme dönemiyorum. Ülkeme dönme hasretiyle yaşıyorum. Kürt halkının haklarını kazanacağına inanıyorum. Eğer birlik ve beraberliğimizi sağlarsak bunu başaracağız” diye konuştu.

HABER MERKEZİ

#Qazi #Muhammedin #kızı #Süheyla #Qazi #sürgünde #hayatını #kaybetti

Çadır kentteki yaralı yavru köpek yaşamını yitirdi

Bir haftadır Narlı’daki çadır kentte olan ve tedavi edilmeyen yavru köpek, götürüldüğü Kapıçam Hayvan Barınağı’nda yaşamını yitirdi

Mereş merkezli depremlerde 43 bini aşkın insanın yanı sıra binlerce hayvan da yaşamını yitirdi. Mereş’in Narlı Mahallesi’nde depremden sonra araç çarpması sonucu iki ayağı kırılan yavru köpek için hayvanseverler ve gönüllüler birçok yere başvuruda bulundu ancak yaşanan depremler nedeniyle köpeği tedavi edecek kimse bulunamadı.

Mezopotamya Ajansı’nın “İki ayağı kırılan yavru köpek tedavi edilmeyi bekliyor” başlıklı haberi sonrası yavru köpek gönüllüler tarafından Kapıçam Hayvan Barınağı’na götürüldü. Köpek barınağa götürüldükten kısa bir süre sonra ajansımıza ulaşan hayvanseverler, yavru köpeği tedavi etmek için İstanbul’a aldırmak istediklerini aktardı.

Barınakla iletişime geçen hayvanseverler, yavru köpeğin omurgasının kırıldığını öğrendi.

Geç müdahale edilen yavru köpeğin yaşamını yitirdiği öğrenildi.

Haber: Dilgeş Ruvanas/ MA 

#Çadır #kentteki #yaralı #yavru #köpek #yaşamını #yitirdi

Gimgim’den Mereş’e: Aile 57 yıl önceki kaderi yaşadı

1966 Gimgim(Varto) depreminden 2 yıl sonra göç ettikleri Mereş’te kurdukları köye Varto adını veren Snmez ailesi, 57 yıl önceki kaderi yaşadı. Gimgim’de 15 ferdi ölen ailenin bu kez de 8 ferdi can verdi

Mûş’un Gimgim (Varto) ilçesinde 19 Ağustos 1966 yılında meydana gelen ve 2 bin 394 can kaybına neden olan depremden 2 yıl sonra Mereş’in Türkoğlu ilçesine gelen 4 kardeş, inşa ettikleri köye Varto adını verdi. 4 kardeşin yerleştiği köyde, deprem öncesi 15 evde toplam 200 kişi yaşıyordu. Mereş merkezli depremde bütün evler ya yıkıldı ya da oturulamaz hale geldi. 57 yıl önceki depremde 15 bireyi yaşamını yitiren Sönmez ailesi, Mereş merkezli depremlerde de 8 ferdini kaybetti. Köylüler hem yaralılarını hem de cenazelerini kendi çabalarıyla, kazma ve küreklerle kazdıkları koridorlardan çıkardı. Devlet yetkililerin yardım için uğramadığı köye, sadece hasar tespit ekibi gitti.

Aile bireyleri, fay hattının üzerinde köy inşa ettiklerinin farkında olmadıklarını ve 57 yıl sonra yine bir depreme tanıklık ettiklerini belirtti. Depremin üzerinden 19 gün geçmesine rağmen kendilerine herhangi bir yardım gitmedi. Mereş merkezde oturan, annesi ve babasını son depremde kaybeden Mehmet Sönmez, 25 dakikada köye yetiştiğini ve kendi imkanlarıyla arama kurtarma çalışmalarını başlattığını söyledi. Devletin depremden iki gün sonra geldiğini aktaran Sönmez, gelen jandarmaların da köye sadece girip çıktığını söyledi.

Göç hikayesi

Gimgim’dan yaşadıkları göç hikayesini anlatan Fesih Sönmez, “Babamlar 4 kardeşler. Gelmişler burada kendi imkanlarıyla arsa alıp ev yapmışlar. Varto köyüne ilk geldiğimizde de çadır kurduk. Bir süre öyle kaldı ve buranın ismi Varto oldu. Burada herkes bizi Vartolu olarak tanıyor. Burası çok kötüydü ama yeni bir yaşam inşa ettik. Bu köy 1968’da filizlendi. Şimdi ise bu eski düzeni kurmak için ne yaşımız yetiyor ne de bütçemiz yetiyor” dedi.

Devlet dün de yoktu bugün de

Köyde aile dışında hiç kimsenin olmadığını aktaran Sönmez, “Köyde bulunan 15 evde ya yıkıldı ya da hasar gördü. Bütün hayvanlarımız da öldü. O zaman da devlet yardım etmedi, şimdi de yardım etmiyor. Devlet bugüne kadar bize yardımda bulunmadı. Gelen erzaklar da gönüllüler tarafından getiriliyor. Yetkililer bir başsağlığına dahi gelmedi. Kim öldü, kim kaldı, haliniz nedir diyen soran olmadı. Yardımlar da yok. Yeme içmemiz de hayırseverler tarafından sağlanıyor” diye konuştu.

1966 yılına geri döndük

Gimgim depreminde 8 yaşında olan Fesih Sönmez de 57 yıl sonra Mereş’te depreme yakalandığını söyledi. 8 akrabasını kaybeden Sönmez, “1966 yılında Varto depreminden sonra buraya geldim. Burada büyüdüm. Şimdi 65 yaşındayım ve yine bir deprem yaşadım, yine çadırda kalıyorum. Yine 1966 yılına geri döndük. İlk geldiğimizde de garibandık, şimdi de garibanız” diye belirtti.

Devletin verdiği 10 bin TL

Çadır bulamadıkları için kendi imkanlarıyla Konya’dan çalışan eniştesinin kendisine bir konteynır alıp gönderdiğini aktaran Sönmez, “Konteynır TIR’la geldi. Konteynırın getirdiği TIR’a 10 bin TL cebimden verdim. Nakliye parası için de devletin depremzedelere verdiği 10 bin TL’yi verdim. Sadece AFAD mı Kızılay mı birine başvurdum. Bize 10 bin TL verdiler. İşte onunla da anca konteynırın kirasını ödeyebildim. Elini cebime koysanız, şuan 20 TL ya çıkar ya da çıkmaz” diye anlattı.

Anne ve babasını kaybetti

Mehmet Sönmez, annesi Hediye ve babası Zeki Sönmez’i depremde kaybettiğini belirterek, “Depremden sonra 4 dedemiz buraya yerleşiyor. Ancak burası da tam olarak fay hattının üstüdür. Deprem esnasında Mereş merkezdeydim. Depremden hemen sonra köylerimize koşarak geldik. Araçlarımıza binip köyün yakınına kadar geldik. Yollar bozuk olduğu için de aracı bir yere bıraktıktan sonra koşarak köye ulaştık. Köye ulaştığımızda da taş üstünde taş kalmamıştı. Şiddetli bir yağmur ve soğuk vardı. Annemin ve babamın cansız bedenini, 14 saat süren bir çalışmanın sonunda enkazdan kendi imkanlarımızla, köylülerimizin yardımıyla çıkarttık” ifadelerini kullandı.

Enkazda yaşayanlar vardı, bakıp gittiler

Devletin herhangi bir yetkilisinin buraya gelmediğini kaydeden Sönmez, “Haftalar geçmesine rağmen kimse gelmedi. Bir jandarma ekibi depremden bir gün sonra köye geldi. Enkazda 4 yaralı köylümüz var ve sesleri geliyordu. Jandarma komutanına 4 kişinin olduğunu ve sağ olduklarını söyledim. Gelip baktılar ve araçlarına binip gittiler. O dört kişi de vefat etti. Sonrasında da bir iki hafta boyunca köyümüze herhangi bir yetkili gelmedi. Enkaz altındakiler için de gelmediler. En son köye hasar tespit için yetkililer geldi” şeklinde konuştu.

Varto’da kurtuldular, Mereş’te öldüler

“Annem ve babam Varto’daki depremden kurtuldular ama buradaki depremden kurtulamadılar” diyen Sönmez, fay hattını üstüne ev kurduklarını ancak buradan başka gidecek yerlerinin olmadığını ve dayanışmanın sürmesini talep etti. Depremlerden en çok çocukların etkilendiğini dile getiren Sönmez, “Çocuklarım artık betonarme yapılara girmek istemiyorlar. Hatta boyalı bir yere dahi girmek istemiyorlar. Bugüne kadar çocuklar için herhangi bir psikolojik destek sunulmadı” dedi.

Haber: Dilgeş Ruvanas/MA

#Gimgimden #Mereşe #Aile #yıl #önceki #kaderi #yaşadı

Her enkazda bir hikaye: Matem değil dayanışma zamanı

Depremin yerle bir ettiği Haatay’da her enkaz beraberinde bir hikaye de getiriyor. Bu hikayelerden biri de matemini dayanışmaya dönüştüren Gamze’nin hikayesi

Selman Çiçek

Mereş Bazarcix (Pazarcık) merkezli 7,7 ve 7,6 şiddetinde meydana gelen depremlerden etkilenen 10 kentte 44 binden fazla kişi yaşamını yitirdi. Çöken binaların altında kalan binlerce kişi kurtarılmayı beklerken, enkaz kaldırma çalışmaları başlatıldı. Her enkaz binlerce hikayenin başlangıç ve bitiş noktası gibi. Her kaldırılan enkazda bulunan en ufak bir eşya bile koca bir hikaye dönüşebiliyor. Bu hikayelerden biri de Hatay’da tanıştığım Gamze’nin hikayesi. Gamze, Mustafa Kemal Üniversitesi Çocuk Gelişimi bölümü okuyor. Okuldan iki arkadaşı ile birlikte kaldığı evde depreme yakalanıyor. Gamze’yi Sevgi Parkı’nda kurulan bir dayanışma parkında tanıdım. İki elleri de sargılı idi. Elleri sargılı olmasına rağmen sağa sola koşturuyor, insanlara yardım ediyordu. Ya birine yemek götürüyor ya da evsiz bir köpekle ilgileniyordu. Beş dakika dinlendiğini görmediğim, her çadıra gidiyor, hayatında hiç tanımadığı insanlarla sohbet ediyor, bir ihtiyaçları olup olmadığını soruyor.

Üstelik bir depremzede…

Gece geç saatte dayanışma merkezine geldiğim için hemen yanıma koştu; “Aç mısın, bir şeye ihtiyacın var mı?” diye sordu. Hayatında ilk kez görmüş birine bu kadar can siper olmuş halde yardım eden birini daha önce hiç görmemiştim. Üstelik o bir gönüllü değil, depremzede idi. İki çay alıp yanıma oturuyor. Önce ellerini soruyorum. Sorduğum anda uykuya dalar gibi gözleri kapanıyor, saniyeler içinde uyandığında “önemli bir şey değil” diyor.

Kendini anadilde ifade etmek

Sorularım onun canını acıtacağının farkındayım, ama bir hikayesinin de olduğunun farkındayım. Ve bu farkındanlık soru sormamı engellemiyor. “Enkazda mı kaldın” diye sorduğumda yine dalıyor. Sonrasında Arapça bir şeyler söylüyor bana, bir şeyler anlattığı belli ama “anlamıyorum” diye kesmekte istemiyorum. Çünkü anadili ile insanların kendini en iyi ifade ettiği coğrafyadan geliyordum. Anadilinin insanları en çok iyileştiren dil olduğunu bildiğim için sadece Gamze’yi dinliyorum. Sözleri bittikten sonra “Biliyorum, anlamadın. Kısaca ‘dirildim’ ben” diyor.

Yeniden dirildiğine inanmak

Gamze yeniden dirildiğine inanıyor. Çünkü yaşadığı ev yıkılmış, Davut ve Fikret adında iki arkadaşı ile kaldığı evden bir tek o sağ çıkmıştı. Konuşmasında sık sık Davut ve Fikret’ten bahsediyordu. Her bahsedişinde yine soruyordum ama her defasında da susmayı tercih ediyordu. “Enkaz altında kaldılar mı” diye sorduğumda ise şu cevabı vererek yaşadıklarını özetlemişti: “Deprem olduğunu ben önceden söyledim. Onlara kalk dedim. Ama bana inanmadılar. Davut ve Fikret iki iyi arkadaşımdı. Hayır hayır, halen benim arkadaşımlar.”

Matem değil dayanışma zamanı

Gamze’nin, yaşadığı acının tarifi hiçbir zaman olmayacak. Tıpkı ellerindeki yaralar gibi ruhundaki yaraları da sarmadan hiçbir zaman hikayesinin tamamını bilmeyeceğiz. O yaralar sarılmadan hikayesi hep eksik bir parça gibi duracak. Gamze’nin ne hikayesini ne de dostluğunu unutacağım. Unutmak mümkün bile değil. Gamze’nin hikayesinde ölümün ve acının anlamsızlaştığına tanık oldum. Gamze bu anlamsızlaşmayı toplumsal dayanışmaya dahil olarak daha çok yaşatma hikayesini seçti. O dayanışarak yaşatacaktı. Elbette kendi içinde bir matemi olacak Gamze’nin ama bu matem onu hapsetmeyecekti. Gamze de gördüğüm matem zamanı değil, dayanışma zamanı idi.

#enkazda #bir #hikaye #Matem #değil #dayanışma #zamanı

ÇHD’den AFAD, bakanlık ve Kızılay’a dair suç duyurusu

AFAD, bakanlık ve Kızılay’a dair suç duyurusunda bulunduklarını belirten ÇHD yöneticisi Topalkara, BTK’nin bant daratlmasının ihmal değil suç olduğunu söylerek ‘Kasten insan öldürüldü’ dedi

Mereş merkezli meydana gelen depremlerde resmi açıklamaya göre, 45 bine yakın yurttaş yaşamını yitirirken, yüz binlerce kişi de yaralandı. Depremlerde 600 binden fazla bağımsız bölüm yıkılırken, acil yıkılacak, ağır hasarlı ve orta hasarlı bina sayısı ise yaklaşık 750 bin. Yüz binlerce kişinin sokaklarda kaldığı depremin beşinci gününden sonra enkaz kaldırma çalışmaları başlatıldı. Arama kurtarma çalışmaları bitmeden yıkılan binaların enkazlarının kepçelerle kaldırılması tepki topladı.

Mezopotamya Ajansı’ndan Esra Solin Dal’a konuşan Hukukçular Derneği (ÇHD) Genel Merkez Yöneticisi Avukat Oğuzhan Topalkara, sahada yürütülen çalışmaların hukuka uygun olmadığını belirtti. Topalkara, Devlet ve kurumları hakkında deprem bölgesindeki ihlalleri nedeniyle suç duyurularında bulunduklarını söyledi

‘Canlı insanlar enkaz altında bırakıldı’

Depremin üzerinden iki hafta geçmesine rağmen halen ulaşılamayan enkazların olduğunu belirten Topalkara, birçok insan enkaz altındayken dahi enkaz kaldırma işlemlerinin başladığını vurguladı. Devletin yapması gereken şeyin öncelikle oradaki cenazeleri hukuka uygun bir şekilde muhafaza ederek yakınlarına teslim etmesi gerektiğini ifade eden Topalkara, “İnsanlara inşaat arttığı gibi davranılamaz. Bu öncelikle bu bir suç, hukuka aykırı bir durumdur. Yine AFAD’ın bu konu da birçok yerde geç kaldığını biliyoruz. Birçok insana müdahale gelmediği için hayatını kaybetti. Isı yok, ses yok denilerek birçok canlı insan enkaz altında bırakıldı” dedi.

Her inşaat bir suç mahali

Deprem bölgelerinde ortaya çıkan görüntüyü “Bir suç mahalli” olarak değerlendiren Topalkara, “Şu an her bir inşaat bir suç mahalli. Bu suç mahallinde de buna göre bir muamele yapılması gerekir” ifadelerini kullandı.

Sorumlular hakkında delil yetersizliği uayarısı

Binaların çoğunun denetimsizlik, kar hırsı ve malzemeden çalınmasından dolayı yıkıldığını belirten Topalkara, dışarıdan çok şık görünen milyonluk evlerin insanların başına yıkıldığını vurguladı. Geride kalan binaların hasar tespitlerinin usulüne uygun ve uzmanla birlikte inşaat başına gidip numune alınması gerektiğini kaydeden Topalkara, “Bu gün gözaltına alınan müteahhitler, mimarlar var. Eğer usulüne uygun bir şekilde numuneler alınmasa, yarın dava açıldığında bu insanlar hakkında delil yetersizliği söz konusu olacak. Çünkü diyecekler ki ‘Bu bir afet ben her şeyi usulüne uygun bir biçimde yaptım. Bu afet yüzünden yıkıldı, benim hiçbir sorumluluğum yok.’ Ama o numuneler alınmış olsa o numuneler derki malzemeden çalmışsın, o numuneler der ki, gerekli harcamayı yapmamışsın, dolayısıyla o müteahhidin kurtulma şansı olmaz. Ancak bu yapılmazsa delil yetersizliği söz konusu olacaktır” dedi.

Olması gereken

Türk Ceza Kanunu’nun 283’üncü maddesindeki “delil karartma”yı örnek veren Topalkara, “Burada insanlar öldü, buradaki suç ‘insan öldürme’ suçu, ‘yaşam hakkına saldırı’ içeren suç. Dolayısıyla burada müdahale yapan bakan, savcı, polis, sivil vatandaş her kim ise oradaki hafriyat çalışmalarını yapan, ‘delil karartma’ suçunu koşulsuz, şartsız işler. Önce o numuneyi alacaksınız, o cenazeyi düzgün bir şekilde çıkaracaksınız, testini yaptıracaksınız ve cenazeyi sahibine vereceksiniz. Ancak bunlar bittikten sonra o bilimsel uzmanlar enkazın başına gidip o örneği alıp muhafaza ettikten sonra savcı, avukat, tamam dedikten sonra ancak o zaman hafriyat çalışmasını yapabilirsiniz. Aksi halde herkes suç işliyor” diye aktardı.

Şirket ve kurumlar hakkında suç duyurusu

Hem yapıların denetlenmeme sürecine hem de AFAD ve Kızılay gibi kurumlara karşı suç duyurusunda bulunduklarını aktaran Topalkara, “Türkiye’de şöyle bir çarpıklık var. İnşaat şirketi sahipleri, aynı zamanda denetim şirketi sahipleri. Yani siz hem inşaat yapabilirsiniz hem de yakınınıza, kardeşinize, amcanıza bir yapı denetim şirketi kurdurup ona denetletebilirsiniz. Bunun ne kadar hukuka uygun olduğuna dair vs. gerek yok, açık bir şekilde insanlar kardeşlerine kurdukları yapı denetim şirketlerine kendilerini denetlettiriyorlar. Buna ilişkin itirazlarımız yapmıştık ama devlet bu inşaat şirketlerine karşı gerekeni yapmadı. Bizim suç duyurumuz bununla ilgiliydi. İkinci suç duyurumuz AFAD, bakanlık ve Kızılay’a dairdi. Çünkü çok net bir şekilde yurtdışından gelen heyetlerde söylüyor. İlk kritik 24 saatte AFAD ve devlet kurumları hiçbir şey yapmadı, tamamen atıl kaldılar” diye konuştu.

‘Devletin yaptığı ihmal değil, suç’

Devletin her noktada başarısız olduğunu dile getiren Topalkara, sözlerini şöyle sonlandırdı: “Eğer halkımızın bu denli yüksek bir dayanışması olmasaydı, manzaranın ne olacağı gerçekten tahmin dahi edemezdik. Buna dair de suç duyurusu yaptık. BTK İletişim Başkanlığı’na suç duyurusunda bulunduk. Bu korkunç bir suçtu. Dikkat ettiyseniz hep ihmallerden bahsettik ama bu artık bir ihmal değil, bu bir suç. Bant daraltma ile birlikte kasten insan öldürüldü; iddiamız bu yöndeydi. Korkunç bir iş gerçekten, devlet üzerine düşeni yapmadığı gibi daha da kötüsünü yaptı. İnsan kaçırmalarından, işkencelerden, kayıp çocuklardan bahsediyoruz. Yaşanan hukuksuzlukların hesabını sormak için hepimizin mücadele etmesi gerekiyor. “

HABER MERKEZİ

#ÇHDden #AFAD #bakanlık #Kızılaya #dair #suç #duyurusu

Küçük esnafın boçları silinmedi, enkaz altından malzeme çıkartıyorlar

Elbistan’da yurttaşlar işyerlerinin enkazında gözyaşı dökerek malzemelerini molozların içinden çıkarmaya çalışıyor

Merkez üssü Mereş’in Bazarcix (Pazarcık) ve Elbistan ilçeleri olan 6 Şubat’ta meydana gelen depremlerinin üzerinden 20 gün geçti. İkinci depremin merkez üssü olan Elbistan ve köylerinde halen dokunulmayan yapılar bulunurken, ilçe merkezinde yıkılan binaların enkazları getirilen onlarca iş makinesi ile taşınıyor. Yıkılan binaların büyük bir bölümünün enkazları kaldırılırken, iş makinelerinin çalıştığı molozların başında ise işyeri sahipleri bekliyor. Kimileri molozlar arasında eşyalarını çıkarırken, kimi ise değerli eşyalarını arıyor.

İlçedeki her kaldırılan enkazın başında onlarca kişi beklerken, iş makineleri bazen çalışmaya ara vererek insanların eşyalarını molozların arasından çıkarmasını bekliyor. İktidarın işyeri zararlarının nasıl karşılanacağına ilişkin açıklama yapmaması esnaflarda belirsizliğe neden oluyor.

MA’dan Adnan Bilen’in haberine göre işyerleri yıkıldığı halde elektrik faturaları gelmeye devam ederken, esnaf çaresiz bir şekilde bekleyişini sürdürüyor.

Açıklama yok

İlçe esnafından 350 metrekare işyeri enkaza dönen Ali Dağdelen, kendilerine ilişkin nasıl bir çözüm bulunacağına ilişkin hiçbir açıklama yapılmadığını ifade etti. Dağdelen, “Ben, burada esnaftım. İşyerim tamamen yıkıldı. Bizim çok büyük sıkıntılarımız var. Devlet yetkilileri bugüne kadar esnaflarla ilgili tek bir kelime etmediler. Bizim durumumuzun ne olduğunu bilmiyoruz. Yaptıkları açıklamalar da mülkiyet sahiplerine ilişkindir. Ben kiracıyım ve çok büyük malım enkazın altında kaldı. Ben, bir kiracı esnaf olarak ne yapmam gerekiyor bilmiyorum. Bizimle ilgili ne bir yardım ne bir açıklama var. Belirsizlik içerisindeyiz” dedi.

Borçlar silinmedi

Tüm borçların ertelendiğine dikkat çeken Dağdelen, bunun çözüm olmadığını söyledi. Dağdelen, “Elektrik ve diğer faturalarımızı silmek yerine ertelediler. Vergi borçlarını yine ertelediler. Beş ay sonra benim vergi borcumu istedikleri zaman, nasıl ödeyeceğim. Bir gelirim yoksa, nasıl yapacağım. Net bir açıklama bekliyoruz artık. Bizim zararımızın karşılanması konusunda yardımcı olunması gerekiyor. Borçlarımızın bir kısmının devlet, bir kısmının ise diğer fonlardan ödenmesi gerekiyor. Yine bize faizsiz ve uzun vadeli kredi verilmesi gerekiyor. Eğer bu yapılmazsa, buradaki esnaf ayağa kalkamaz bir daha. Hiç olmazsa devlet borcumuzun bir bölümünü ödesin” diye seslendi.

MEREŞ

#Küçük #esnafın #boçları #silinmedi #enkaz #altından #malzeme #çıkartıyorlar

Dünyanın ilk ışıklandırılan caddesi artık enkaz altında

Dünyanın ilk ışıklandırılan caddesinin bulunduğu tarihi Hatay’da depremle birlikte tarih de yerle bir oldu. Ağır hasar gören yapılara, “Tescilli kültür varlığı izinsiz müdahale edilemez” yazıları asıldı

Mereş merkezli 6 Şubat’ta meydana gelen depremler nedeniyle Hatay’ın tarihi ilçesi Antakya’nın büyük bölümü yerle bir oldu. “Dünyanın ilk ışıklandırılan caddesi” olarak bilinen Kurtuluş Caddesi ve etrafındaki sokaklarda bulunan yüzlerce tescilli yapı, deprem sonrası büyük oranda yıkıldı.

Kültür ve Turizm Bakanlığı, yıkılan ya da ağır hasar gören yapılara, “Tescilli kültür varlığı izinsiz müdahale edilemez” uyarısının yer aldığı tabelalar astı. Defne merkezli 20 Şubat’ta yaşanan deprem sonrası bir süre ara verilen yıkım çalışmaları ise yeniden başladı.

Tarihi yapılar ağır hasarlı

Her yıl on binlerce yerli ve yabancı turisti ağırlayan Kurtuluş Caddesi, depremden en çok zarar gören yerlerden. Deprem nedeniyle cadde üzerindeki yapıların büyük bölümü yerle bir oldu. Cadde üzerinde ve etrafında yer alan Antakya Musevi Havrası ve Yeni Apostolik Havari Kilisesi’nin ön cephesi yıkılmazken, iç taraflarında yıkım yaşandı. Habibi Neccar Camisinin büyük bölümü yıkıldı.

Ulu Camii, Rum Ortodoks Kilisesi ve Hatay Tibbi Ve Aromatik Bitkiler Müzesi zarar gören tarihi yapılardan. Hatay Cumhuriyet Meclis Binası büyük oranda yıkıldı. Saray Caddesi, Uzun Çarşı, Künefeciler Sokağı, Affan Kahvesi ve eski tarihi sokakların tümü de deprem nedeniyle büyük zarar gördü.

Enkaz kaldırılıyor

Binlerce kişinin yaşamını yitirdiği ilçede sadece tarihi yerler değil, son yıllarda inşa edilen yapılar da yerle bir oldu. İlk depremler sonrası başlatılan enkaz kaldırma çalışmaları, 20 Şubat tarihli deprem nedeniyle bir süre durdurulmuştu. Enkaz kaldırma çalışmalarına yeniden başlandı; Türkiye ve Kurdistan’ın birçok kentinden getirilen yüzlerce ağır iş makinasıyla enkaz kaldırma çalışmaları sürüyor.

Kent terk edildi

Yıkım nedeniyle kent adeta boşalmış durumda. Yıkım ekipleri, özel hareket polisleri, askerler ve enkazlar arasında arda kalan eşyalarını çıkarmaya çalışan yurttaşlar dışında birilerine rastlamak pek mümkün değil. Yurttaşlar, tozlu sokaklarda ev ve iş yerlerinde arda kalan eşyalarını bazı yurttaşlar da enkazlar içerisinde hatıralarını arıyor. Her sokak başında devriye atan uzun namlulu özel hareket polisleri ise, sık sık yoldan geçen kişileri kimlik kontrolünden geçiriyor.

Kaynak: MA

#Dünyanın #ilk #ışıklandırılan #caddesi #artık #enkaz #altında