Ana Sayfa Blog Sayfa 903

3 yoldaş 30 yıl tutukluluğun ardından yeniden bir arada: İnsanı ayakta tutan şey umut

30 yıl önce birlikte tutuklanan ve 30 yılın ardından tahliye olan Nuri Arı, Abdullah Oflas ve Ramazan Özyiğit ‘insanı ayakta tutan şeyin umut olduğunu’ vurguladı

İktidarın özellikle siyasi tutuklulara yönelik bir politikaya dönüştürdüğü infaz yakmalar sonucu onlarca tutuklunun tahliyeleri ertelenirken, son iki yılda 90’lı yıllarda tutuklanan birçok tutuklu da tahliye edilmeye devam ediyor.
Onlardan üçü de birlikte tutuklanan ve 30 yıl sonra yeniden bir araya gelen Nuri Arı, Abdullah Oflas ve Ramazan Özyiğit.

Yedisi birlikte tutuklandı

Şirnex’in Hezex (İdil) ilçesine bağlı Xirabêşeref köyüne 1993’te ev aramalarında gözaltına alınan Ahmet Zenger, Osman Kapan, Süleyman Sungur, Ramazan Özalp, Nuri Arı, Abdullah Oflas ve Ramazan Özyiğit gözaltına alındıktan sonra tutuklandı. 7 kişi hakkında “Devletin birlik ve bütünlüğünü bozmak” iddiasıyla verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası daha sonra bozularak, ayrı ayrı müebbet hapis cezasına dönüştürüldü.

İki hasta tutuklu hayatını kaybetti

Tutuklulardan Süleyman Sungur cezaevinde, hasta tutuklu Ramazan Özal ise 2014’te tahliye edildikten 3 ay sonra hayatını kaybetti. Şuanda Giresun Espiye L Tipi Kapalı Cezaevi’nde bulunan 63 yaşındaki hasta tutuklu Ahmet Zenger’in cezası, Şubat ayında tahliyesine bir hafta kala İdare ve Gözlem Kurulu’nun pişmanlık dayatmasını kabul etmediği için 6 ay daha uzatılırken, Bolu Cezaevi’nde tutuklu bulunan Osman Kapa’nın da infazı yakıldığı için Nisan ayında tahliye edilmesi bekleniyor.

Tutuklulardan Arı ve Oflas 12 Şubat’ta İzmir Şakran T Tipi Cezaevi’nden, Özyiğit ise 6 Şubat’ta Van Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden tahliye edildi.

30 yılın ardından yeniden bir arada olan Arı, Oflas ve Özyiğit yaşadıkları hak ihlallerine dikkat çekti.

‘Kürdüz dediğimiz için tutuklandık’

19 yaşında girdiği cezaevinden 49 yaşında tahliye edilen Arı, cezaevlerinde derinleştirilen tecride karşı büyük bir mücadelede olduğunu söyleyerek, “‘Kürdüz, kimliğimiz var’ dediğimiz için tutuklandık ve 30 yıl cezaevinde kaldık. Cezaevlerinin şartları ve koşulları ortada. Hasta tutuklular tedavi edilmiyor. Pandemi bitti ancak cezaevlerinde izolasyon arttı. Bununla da sınırlı kalınmadı ve ortak alanlar kaldırıldı. Bu tutuklular arasındaki ilişkiyi kesti” diye belirtti. Bir diğer sorunun çeşitli gerekçelerle verilen disiplin cezaları olduğunu ifade eden Arı, buna karşı verilen direnişi ise şu sözlerle anlattı: “Cezaevlerinde saldırılar var ama buna karşı da bir direniş de var ve direniş özgürlüğe yaklaştıran tek şey.”

Ayakta tutan şey umuttu

Tutukluları güçlü kılan tek şeyin özgürlük umudu olduğunu söyleyen Arı, “30 yıl çok uzun bir süre ama önemli olan insanın umudunu kaybetmemesidir. Tekrar ülkeme döndüğüm için mutluyum ama dışarıda yaşamayı henüz öğrenemedim” ifadelerini kullandı.

‘Teslim almak istediler ama başaramadılar’

46 yaşında girdiği cezaevinden 76 yaşında çıkan Ramazan Özyiğit de hem cezaevine yakalandığı hastalıkları hem de cezaevi sistemin şu sözlerle tarif etti: “Cezaevi koşullarından kaynaklı birçok hastalığım oluştu. 30 yılda 13 hastalığım oldu. Kalbimden, sol böbreğimden ameliyat oldum ama tedavi görmedim. Her cezaevine sevk istediğimizde ‘dışarıya çıktığınızda gidersiniz’ diyorlardı. Daha sonra gelip pişmanlık dayatmasında buluyorlardı. Kulaklarımı kasten sağır ettiler. Tedavi edilmedim. Cezaevi sistemi insan ruhunu çürütüyor. Cezaevlerinde böylesi bir sistemi oluşturuldular. Bizi bu şekilde teslim almak istediler ancak amaçlarına ulaşamadılar. Derler ya insan dünyaya bir kez gelir ama ben cezaevinde çıktığımda yeniden doğmuş gibi hissettim. ”

‘Biz çıktık ama hasta arkadaşlarımız hala içerde’

45 yaşında cezaevine giren ve şu an 75 yaşında olan hasta tutuklu Abdullah Oflas ise, özellikle hasta tutukluların durumuna dikkat çekerek, “Tedavi sadece revire götürüp daha sonra cezaevine götürmekti. İnsan cezaevinde bu kadar uzun süre kalıp daha sonra çıktığında üzülüyor ve özgürlüğü eksik yaşıyor. Çünkü arkanda bir sürü insan bırakarak çıkıyorsun” ifadelerini kullandı.

Haber: Zeynep Durgut / MA

#yoldaş #yıl #tutukluluğun #ardından #yeniden #bir #arada #İnsanı #ayakta #tutan #şey #umut

Bolton: Erdoğan seçimi çalarsa kimse için bir çözüm olmayacak

ABD eski Ulusal Güvenlik Danışmanı Bolton, Türkiye’deki seçimleri ve Erdoğan’ın Kürt karşıtı politikalarını değerlendirirken seçimler için ‘büyük şans’ ifadesini kullandı ve ‘Erdoğan bu seçimi çalarsa, kimse için tatmin edici bir çözüm olmayacak’ dedi

Uzun zamandır Ankara siyasetini meşgul eden seçimler, Mereş merkezli 11 kenti enkaza dönüştüren depremlerin ardından belirsizlik haline evrildi. Deprem öncesi 10 Mart’ta seçimler için çağrı yapacağını belirten AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, tarih olarak 14 Mayıs’a işaret etmişti.

Binlerce kişinin enkaz altında olduğu depremden bir hafta sonra yeniden başlayan seçim tartışmalarında Millet İttifakı “Seçimler ertelenemez, zamanında yapılacak” yorumları yaparken, Cumhur İttifakı’ndan şimdiye kadar bir açıklama gelmedi.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) eski Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton, Erdoğan’ın Yeni Osmanlıcılık ile iç ve dış politika izlemeye çalıştığını belirterek, iktidarda kalabilmek için medyayı baskı altına alması, düşünce ve ifade özgürlüğünü engellenmesinin ciddi bir sorun olduğunu belirtti.

Wall Street Journal Gazetesi’nde kaleme aldığı yazıda, Erdoğan için “Avrupa’nın yeniden hasta adamı” tanımlaması yapan Bolton, AKP iktidarının seçim planlarına dair Mezopotamya Ajansı’ndan (MA) Sterk Sütcü’ye değerlendirmelerde bulundu.

‘Seçimler büyük bir şans’

Türkiye’de Mayıs ayında yapılması planlanan seçimlerin halkın sesinin duyulması için ‘büyük bir şans’ olduğunu dile getiren Bolton, “Umarım özgür ve şeffaf bir seçim olur, gerçekten istedikleri lideri seçebilirler. Bence Türkiye’nin, Erdoğan’ın izlediği politikayı tersine çevirme şansı var” yorumunu yaptı.

Erdoğan’ın Kremlin ile ittifakı, Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya katılmasına karşı çıkması, ‘Ortadoğu’daki provokatif faaliyetleri’ne vurgu yapan Bolton bunlaarın Erdoğan’ın politikası olduğunu ve halkın genel kanaatini yansıtmadığını söyledi.

“Erdoğan, iktidarda kalabilmek için seçimi çalmaya çalışıyorsa, medyayı baskı altına alıyorsa, insanların fikirlerini açıklamasını engellemeye çalışıyorsa, bence ciddi bir sorunumuz var demektir” diyen Bolton, “Erdoğan’ın halkın durduğu yerde olduğunu düşünmüyorum ve bence kendilerini ifade edebiliyorlarsa, bu herhangi bir ülkenin nihai egemenliğidir ve meşruiyetin bulunduğu yer de burasıdır” diye belirtti.

Erdoğan’ın ekonomiyi ele alışı dehşet verici

Erdoğan’ın Osmanlı Devleti’nin yıkılmasının ardından kurulan Cumhuriyetin temel ilkelerinden uzaklaştığını belirten Bolton, “Hatalar oldu ama Anayasal yapı esasen yüzyıldır işliyordu ve Erdoğan’ın yapmaya çalıştığı bir nevi Yeni Osmanlıcılık iç ve dış politikası izlemek. Erdoğan’ın son zamanlarda ekonomiyi ele alışı dehşet verici, Türk Lirası krizde. Ancak bu Erdoğan’ın, devletin ve toplumun merkezi olarak kendisine odaklanarak temelde anti-demokratik ilkeler oluşturmasının genel yaklaşımıdır.”

‘Yeni Osmanlıcılık hedefi bir yere varmaz’

Erdoğan’ın Suriye’ye ve Ortadoğu’nun başka yerlerine ‘karışmasını’, bölgedeki ‘Yeni Osmanlıcılık hedefine’ bağlayan Bolton, “Bunun bir yere varacağını sanmıyorum. Bence bölge yüzyıl önceki gibi değil ve bu Türkiye’nin yararına da değil” ifadelerini kullandı.

‘Kürtlere söyledim, Erdoğan düşmeden geleceğiniz hakkında tartışmalar yapamazsınız’

Bu politikaların Türkiye açısından büyük bir sorun olduğunun altını çizen Bolton, ayrıca Erdoğan’ın Kürt karşıtı olduğunu da defalarca gösterdiğini belirterek, şöyle devam etti:

“Bunu Türkiye içinde çeşitli şekillerde gösterdi. Bunu Suriye’de de gösteriyor ve yıllardır gösteriyor. Erdoğan’ın, bir bütün olarak Türkiye’ye değil, kendine fayda sağlayacak politikalar izlediğini düşünüyorum. Sorunun bir parçası da bu ve bu sorunun ne kadar zor olduğunu fark etmemektir. Kesinlikle Kürt temsilcilerle yaptığım görüşmelerde söylediğim şey, Erdoğan iktidardan düşene kadar Türkiye’de veya başka bir yerde Kürtlerin geleceği hakkında anlamlı tartışmalar yapamayacağınızdır. Bu yüzden muhalefet, Erdoğan gibi bir figürle nasıl başa çıkılacağı konusunda çoğu zaman anlaşmakta zorlanıyor, bunun ne kadar zor olduğunu anlıyorum, ancak seçim sisteminde, umarım Türkiye cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turunda muhalefet zemini Erdoğan’ı görevden alır ve sonra bu sorunları çözmeye çalışır. Çözülmesi zor problemlerdir. Bu konuda hiç şüphe yok ve umarım Türkiye vatandaşları hangi kesimden olursa olsun, bu işi birlikte çözerler. Ama şuna da eminim ki Erdoğan bu seçimi çalarsa, kimse için tatmin edici bir çözüm olmayacak.”

HABER MERKEZİ

#Bolton #Erdoğan #seçimi #çalarsa #kimse #için #bir #çözüm #olmayacak

Hatay’da depremzedeler için hukuki destek merkezi

Depremzedeler için hazırlanan hukuk rehberi kitapçığını dağıtan Hatay Barosu, adliye önünde kurulacak merkezde yurttaşlara ücretsiz hukuki destek sunacak

Mereş merkezli 6 Şubat’ta meydana gelen depremlerin enkaza dönüştürdüğü Hatay’da, depremzedelerin mağduriyetlerinin giderilmesi için hukuki girişimler başladı. Hasar tespit çalışmalarının iki kez yapıldığı kentte, Hatay Barosu ve birçok barodan destek amacıyla gelen avukatların hazırladığı “Depremzedeler için hukuk rehberi” adlı kitapçık halka dağıtılıyor. Hasar tespiti için başvuranlara hukuki destek sunan avukatlar, yarın yeni adliye binası önünde kuracakları konteynırda depremzedelere ücretsiz adli destekte bulunacak.

Kitapçığın içeriği

Avukatlar tarafından dağıtılan Türkiye Barolar Birliği’nin (TBB) kitapçığında, ceza hukuku yönünden ölüm ve yaralanma hakkında bilgiler yer alırken, “Özel hukuk” başlığında, mirasçılık, delil tespiti, maddi ve manevi tazminat davaları, zati belgesinin alınması, açılması gereken menfi tespit, iş kanunu kapsamında olan işçilerin tazminatı, çocuklara özgü düzenleme ve korunma konuları yer alıyor. İdare hukuku yönünden de yapılacak işlem başlıklarının yer aldığı kitapçıkta, vergi hukuku, sağlık hukuku, depremzedelere yıkılan veya zarar gören yapılar sebebiyle konut ve işyeri için sunulan destek bilgileri, kitapçığın son bölümünde ise adli yardımlaşma bölümü yer alıyor.

Depremzede hakları

Defne ilçesine bağlı Sevgi Parkı üzerinde kurdukları stantla Muğla Barosu’ndan avukatlarla birlikte halka kitapçık dağıtan Hatay Barosu avukatlarından Hasan Anıl Oflazoğlu çalışmaları hakkında Mezopotamya Ajansı’ndan (MA) Azad Altay ve Müjdat Can’a konuştu.

Oflazoğlu, yaşanan ölümlerin telafi edilemeyeceğini ancak haklarından ötürü depremzedeleri bilinçlendirmek adına bu çalışmayı yürüttüklerini söyledi. Meydana gelen yıkımla ne tür haklara sahip olduğunu, hangi hukuki süreçlerin izlemesi gerektiğinin bilinmesi için bir takım çalışma yürüttüklerini aktaran Oflazoğlu, Hatay Adliyesi önünde hizmet vereceklerinin bilgisini paylaştı.

İtiraz süresi 30 gün

Hasar tespit kararlarına karşı depremzedelerin 30 gün itiraz hakkının olduğunu aktaran Oflazoğlu, “Bunlar askı ilanından itibaren işlemeye başlayacak. Şuan herhangi bir itiraz alınmıyor. Askıya çıkanlar haricinde herhangi bir itiraz süreci başlamadı. İnsanlar oturdukları evlerde meydana gelen hasarın daha farklı olduğunu düşünüyorlarsa, meydana gelen zararın daha az yada daha çok olduğunu düşünüyorsa, itirazlarını askı ilanından 30 gün sonra yapmalılar” diye belirtti.

Sorumlular hakkında bilgilendirme

İtirazların Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na veya kaymakamlıklara yapılması gerektiğini vurgulayan Oflazoğlu, şöyle devam etti:

“Yapılan yapılar nedeniyle gerek yeni yapılarda meydana gelen zarar, binanın yıkılması, meydana gelen zararlardan müteahhitlerin sorumluluğu, yapı denetim firmaları, imara açan belediyelerin sorumlulukları ile ilgili bilgilendirme yapıyoruz. Ayrıca meydana gelen zararlarla ilgili yapılacak yargılamalarda harç muafiyeti ile ilgili adli yardım kapsamında ücretsiz olarak yararlanması için baromuz gerekli girişimleri yapmıştır.”

HABER MERKEZİ

#Hatayda #depremzedeler #için #hukuki #destek #merkezi

Trabzonspor Basel maçında ‘Enkaz var devlet yok’ pankartı açıldı

UEFA Avrupa Konferans Ligi play-off turu rövanş maçında Basel ve Trabzonspor arasında oynanan maçta ‘Enkaz var devlet yok, Tayyip Erdoğan istifa’ pankartı açıldı

UEFA Avrupa Konferans Ligi play-off turu rövanş maçında Basel ve Trabzonspor arasında oynanan rövanş maçında yaşanan depremler için pankart açıldı. UEFA Avrupa Konferans Ligi’de ilk karşılaşmayı kendi evinde 1-0 kazanan Trabzonspor, rövanş maçı içinse İsviçre’nin Basel takımı ile St. Jakop Parks Stadı’nda karşılaştı.

Taraftarlardan ortak pankart

Trabzonspor taraftarları, depremzedelere destek amacıyla stadyuma getirdiği koreografinin pankartını Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş taraftarlar birlikte açarken, statta, Kurdistan ve Türkiye’de yaşanan depremlerde iktidarın ihmallerine vurgu yapılan “Enkaz var devlet yok, Tayyip Erdoğan istifa” sözlerinin yer aldığı bir pankart açıldı. Sahada bulunan taraftarlar pankartın açıldığı o anları görüntüledi.

Öte yandan karşılaşmayı 2-0 kaybeden Trabzonspor turnuvaya veda etti.

HABER MERKEZİ

#Trabzonspor #Basel #maçında #Enkaz #var #devlet #yok #pankartı #açıldı

Depremzedeler ev için 20 yıl borç ödeyecek: Toplanan paralar ne olacak?

Deprem bölgesinde yapılacak konut maliyetinin yüzde 40’ının kendileri tarafından karşılanacak olmasına tepki gösteren depremzede Yıldız, ‘İktidar merkezdeki yerimi alacak, dağın dibine atacak, 20 yıl daha borçlandıracak. Zulüm bu’ dedi

Mereş Bazarcix ve Elbistan merkezli depremler on binlerce can kaybına, yüzbinlerce yapının yıkımına neden oldu. Açıklanan son resmi rakamlara göre; Elbistan’da 468 bina yıkıldı, ayakta kalan birçok binada da ağır hasar meydana geldi.

AKP Merkezi Yürütme Kurulu (MYK) toplantısında depremzedeler için yapılacak evlere ilişkin detaylar açıklandı. Özel İletişim Vergisi (ÖİV) adı altında 2000 yılından bu yana toplanan deprem vergilerinin oranı ise 87 milyar 998,6 milyon lira olmasına rağmen devletin deprem bölgesinde yapacağı 3+1 evlerin maliyetinin yüzde 60’ının devlet, yüzde 40’ının ise depremzedeler tarafından karşılanacağı belirtildi.

20 yıl borçlandıracak

Cihan Mahallesi Göktürk Caddesi’nde bulunan Emlak Sitesi’nde yaşayan Maksut Yıldız, depremde evlerinin tamamen yıkıldığını söyledi. Yıldız, ayrıca eşine ait iş yerinin yıkıldığını, arabalarının ise enkaz altında kaldığını aktararak, “58 yaşındayım. Bir ev sahibi olmuşum, eşim yıllarca kuaförlük yapmış, emek vermiş, devlete vergi vermişiz. Devlet, 60 yaşından sonra beni yüzde kaç borçlandırıp, 80 yaşında mezara kadar benim aldığım 5 bin 500 liralık, eşimin aldığı 6 bin lirayı istiyor. Evimiz, dükkanımız, arabamız gitmiş. Ben emekli maaşımı oraya mı vereyim yoksa götürüp taksit mi ödeyeyim? Ben böyle bir sistem görmedim. Merkezdeki yerimi alacak, dağın dibine atacak, 20 yıl daha borçlandıracak. Zulüm bu” diye konuştu.

‘Deprem vergileriyle neden önlem alınmadı?’

Özel İletişim Vergisi (ÖİV) adı altında deprem vergisi toplandığını hatırlatan Yıldız, “Mevcut iktidar 20 yıldır arabamdan mecburi sigorta, mecburi muayene, deprem sigortası alıyor. Mecburi evde yapsın o zaman. Çöp vergimi, emlak vergimi alıyor” diyerek deprem vergileriyle neden önlem alınmadığını sordu.

‘İktidar ve belediyeler de sorumlu’

Bilim insanlarının uyarılarına rağmen “imar affı” çıkarıldığına ve buradan gelen paralarla kendi keselerini doldurduklarına dikkat çeken Yıldız, deprem için dışarıdan gelen paralarla ne yapılacağını sordu.

Yıldız şöyle devam etti: “Muhtemelen bugün de dün gibi olacak. Hükümet binası 6-7 yıllık. Kontrolde oturulamaz dendi. Bizim orası 20 yıllık bina. 99 depreminden sonra yapılmış. Müteahhit düz demir kullanmış. Peki belediye, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı neredeydi? Bizim cebimizden alıp kendilerini zengin edecekler. Sadece müteahhit değil, iktidar ve belediyeler de sorumlu.”

‘AKP her şeyi Allah’a yüklüyor’

Politik baskılarla halkın öfkesini dışa vuramadığını dile getiren Yıldız, “Mevcut iktidar, Türkiye’nin başına gelmiş geçmiş en tehlikeli iktidar. Konuşamıyorsun, konuştuğunda polis geliyor. Polis benim polisim, memur benim memurum. Bizi atmak mı istiyorsun, at buyur. Her şeyimiz gitti, canımız da gitsin. AKP şu anda her şeyi Allah’a yüklüyor. Ya sen teknolojiye yükle, Allah’a yükleme” ifadelerini kullandı.

İktidarın enkaz kaldırma çalışmalarının ardından yürüteceği çalışmaların güven vermediğini belirten Yıldız, “Zaten karar alınmış. Ne etüt yapılmış ne jeolog çalışmış ne başka bir şey olmuş. Televizyondan duydum, sayın Cumhurbaşkanı ‘dağlara yayacağız’ diyor. Çarşıların hali berbat. Esnaf kendisi yapsa içinden çıkamaz” dedi.

‘HDP’liler bizimle çalıştı’

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Kriz Koordinasyon Merkezi tarafından Riva Düğün Salonu’nda yürütülen yardım çalışmasına değinen Yıldız, burada birçok şehirden gönüllülerin bulunduğunu belirterek, şunları söyledi: “Geçen gün biriyle çalışıyordum, kendisi Şırnak milletvekiliymiş. Burada HDP milletvekilleri, HDP’li arkadaşlar bizimle çalıştı, bizi yalnız koymadı. Onlara çok teşekkür ederiz. Evimiz yıkıldı, torunumun, gelinimin bütün ihtiyaçlarını buradan temin ettik.”

Haber: Yüsra Batıhan/ MA 

#Depremzedeler #için #yıl #borç #ödeyecek #Toplanan #paralar #olacak

Depremde cezaevleri: ‘Şansları’ varsa yaşarlar

İHD Merkezi Hapishane Komisyonu Üyesi avukat Ercan Yılmaz, ‘Mahpusların olası bir deprem anında firarlarını engellemek için hapishane idaresi ve görevlileri mahpushaneyi terk edip, orayı mahpusların firar edemeyeceği bir şekle dönüştürmüşler’ dedi

Mereş’te ( Maraş) yaşanan depremin üzerinden 19 gün geçti. Depremden etkilenen kentlerde yaşam mücadelesi devam ederken, özellikle cezaevlerinin durumu ile ilgili belirsizlik sürüyor. Adalet Bakanlığı’ndan herhangi bir açıklama yapılmazken,  depremle birlikte bölgedeki cezaevlerinde de hasar yaşandığı belirtiliyor.

Yaşanan sürece dair bilgi veren İnsan Hakları Derneği (İHD) Merkezi Hapishane Komisyonu Üyesi avukat Ercan Yılmaz, kendilerine bu yönlü çok sayıda başvurunun geldiğini söyledi.

Sevklerde çıplak arama

Depremin ardından birçok cezaevinde tutukluların aileleri ile görüşemediğini ve ancak 2’inci 3’üncü gün telefon haklarını kullanabildiklerini belirten Yılmaz, depremin meydana geldiği kentlerden, Antalya 1 Nolu Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi, Konya Ereğli Yüksek Güvenlikli Cezaevi, Bodrum S Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu ve Samsun Yüksek Güvenlikli Cezaevi’ne yoğun sevklerin yaşandığını ifade etti. Yılmaz, ayrıca tutukluların sevkler sırasında çıplak arama gibi baskılara uğradığını belirtti.

Adalet Bakanlığı sorumluluk almalıydı

Yaşanan ihlallerine değinen Yılmaz, “Burada ihlal edilen en temel hak yaşam hakkı ihlali. Burada hızlı bir şekilde Adalet Bakanlığı’nın ilgili hapishanelerin uygun koşullar yaratarak mahpusların aileleriyle iletişim kurmalarını sağlaması gerekirken, bu konuda çok ciddi bir direnç gösterildi. Bu nedenle de mahpuslar bu durumu kabul edemedikleri için karşı tepkilerini geliştirdiler ve birçok mahpusun yaşamını yitirmesine, birçok mahpusun yaralanmasına varan olaylar meydana geldi” diye konuştu.

Kelepçeli halde işkence

Basına da yansıyan görüntülerde firar teşebbüsünde bulunduğu iddia edilen tutuklulara işkence edildiğini vurgulayan Yılmaz, “Mahpusların ters kelepçeli bir şekilde yere yatırılarak, baş ve yüz kısımlarında kanamaların olduğunu, bu da bize işkencenin yaşandığı emaresi teşkil ediyor. Burada işkence ve kötü muameleye maruz kalan mahpusların da etkili başvuru yollarına ulaşabilmesi gerekiyor. Bu süreçte işkence iddiası olan, yaşam hakkı ihlaline maruz kalan her bir mahpus için etkili bir soruşturma yapılmasını talep ediyoruz” dedi.

‘Şansları varsa yaşarlar’ anlayışı hakim

Cezaevlerinde “güvenlik” adı altında şartların daha da ağırlaştırıldığını belirten Yılmaz, “Mahpusların olası bir deprem anında firarlarını engellemek için hapishane idaresi ve görevlileri mahpushaneyi terk edip, orayı mahpusların firar edemeyeceği bir şekle dönüştürmüşler. Mahpusların yaşamlarının ne kadar risk altında olduğunu ve deprem sırasında ‘şansları varsa yaşarlar’ anlamına geldiğini gösteriyor. Hâlbuki mahpushanelerde de acil toplanma alanlarının olması gerekiyor” diye konuştu.

Kaynak: MA

#Depremde #cezaevleri #Şansları #varsa #yaşarlar

Yıkımı durdurma kararı ‘sehven’ verilmiş!

Amed Barosu’nun hasarlı binalarda yıkımı tedbiren durdurma talebinin kabulü ‘şehven’ gerçeklemiş

Amed Barosu, 6 Şubat’ta Mereş’te meydana gelen deprem sonucunda Amed’te Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’nün tespit ettiği acil yıkılacak ve hasarlı binaların ileride hukuki ve cezai sorumluluk açısından hak kayıplarına sebebiyet vermemesi için Diyarbakır 1’inci Sulh Hukuk Mahkemesi’nin delil tespiti yapılacak yapılarda yıkımın tedbiren durdurulması ve yıkım sebebine ilişkin delil tespiti talebi kabul edilmişti.

Kararı duyuran Baro, yaptıkları başka bir açıklama ile kararın “sehven” verildiğini açıkladı.

Baro açıklamasında şu ifadelere yer verildi: “…Öncelikle delil tespitinin yapılabilmesi için yapıların yıkımının tedbiren tespitler bitinceye kadar durdurulması kararında görev ve yetki konusunda hukuki bir tereddüt bulunmamaktadır. Aksi durum yani yıkım işleminin devamı delil tespit talebini konusuz bırakacaktır. Bizleri asıl kaygılandıran kararın hukuki değerlendirmesinden ziyade, kararın kamuoyunda ve basın yayın organlarında işlenmesinden sonra mahkemenin mesai saatleri dışında kararından rücu etmiş olmasıdır. Bu durumu; yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı açısından kaygı verici buluyor, kararı ve değerlendirmeyi kamuoyunun vicdanına bırakıyoruz.”

AMED

#Yıkımı #durdurma #kararı #sehven #verilmiş

Adana’da deprem sonrası madende göçük: Bir işçi ağır yaralandı

Adana’da dün akşam yaşanan depremin ardından bir madende yaşanan göçükte bir işçi ağır yaralandı

Adana’da dün akşam meydana gelen 3,5 büyüklüğündeki deprem sonucu bir çinko madeninde göçük meydana geldi. Feke ilçesindeki madende oluşan göçüğün altında kalan bir işçi ağır yaralandı.

Alınan bilgiye göre, Saimbeyli ilçesinde dün akşam 20.37’de meydana gelen 3,5 şiddetindeki deprem sonucu, Feke ilçesi Kısacıklı Mahallesi Darıbükü mevkisinde bulunan çinko madeninde göçük oluştu.

Madende çalışan Arif Karayavuz, göçük altında kaldı. Ekipler gelen kadar duruma müdahale eden diğer işçiler Karayavuz’u göçükten yaralı olarak kurtardı.

İlk müdahalesi sağlık ekiplerince yapılan Karayavuz, önce Feke Devlet Hastanesine ardından Adana Şehir, Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edildi.

Karayavuz’un hayati tehlikesinin bulunduğu öğrenildi.

ADANA

#Adanada #deprem #sonrası #madende #göçük #Bir #işçi #ağır #yaralandı

Yıkıldık ey halkım enkaz altında kaldık

Zindan hepten çekilmez oldu. Orada olmalıydık, enkazdan yükselen sese derman olmalıydık. Kötülüğe isyana ses katmalıydık. Yitip giden canlar anısına çığlığı arşa varan çocuğun hatırına; bir ekmek, bir damla su, bir tas çorba, bir çadır çok görülen halkın feryadına…

Serdar Altan*

Üşüdüm
Bedenim yıkıntılar arasında
Enkazda
Kaç vakit geçti bilemedim, zaman takıldı göremedim
Vuruldum
Bir kovuğa sığındım
Üzerimde taş ve moloz
Yoruldum
Şu parçalanan bedenim mi yoksa umutlar mı enkazda
Bu virane çok soğuk
Üşüdüm
Bir çaresizliğe savruldum
Dışarıda irite eden tekbir sesleri
Umutları yıkıntılara gark eden tanrılara şükran
Beni boğan tufan
Var mıdır bu kıyıma feveran
Havar havar!
Şu dayatılmış çaresizliğe isyan
İman edilmiş kadere, samimiyetsizliğe, iş bilmezliğe, kötülüğe, aşağılık aymazlığa
Üşüdüm
Bir enkaza gömüldüm
Zemheride, ayazda
Usulca çekiliyor kanım
Ruhum bedenimden kopuyor sanki
Canımı alacak şu kolon, demir taş ve yığın
Hayır hayır!
Üşüyerek ölüyorum galiba.

(Enkazların altında son nefesini veren tüm canlara)

Bilemedim birkaç dize sağaltır mı yaralarımızı, enkazın altında kalan canları geri getirebilir mi? Umutları, hayalleri diriltir mi, peki ne teselli edecek bizi? Nasıl saracağız derin yaraları, kanamış bedenleri, ruhları? Zaman 6 Şubat’a takılı kaldı, saatler 04:17’ye…

Pazarcık’ı vurdu deprem, sonra Elbistan’ı. Sarsıldı Maraş, yıkıldı Hatay, viran oldu; Adıyaman, Antep, Malatya, Urfa, Amed… Halep’i de yıktı geçti, Cindiresê hep enkaz… Adana, Kilis, Osmaniye onlarca kasaba, binlerce köy.
Yıkıldık ey halkım enkaz altında kaldık. Sadece demir, kum, betondan oluşan moloz değil bu enkaz. On yılların biriktirdiği pisliğin, kokuşmuşluğun, yolsuzluğun, usulsüzlüğün, zalimliğin, düşman hukukunun, faşizmin, barbarlığın ve daha sayamayacağım bir sürü kötülüğün enkazı. Kaldırırız bu kumu çakılı üzerimizden, çürük duvarlar kolonlar parçalayamaz bedenimizi. Ama şu kötülükler var ya! Çürüttü bedenlerimizi, ezdi geçti tenimizi, kemiğimizi. Kırıklar içerisindeyiz, kanıyor her yanımız. Yıkıldık, enkazın altında kaldık. Zindanda sarsıldık biz de. Halkımızla birlikte enkazda kaldık. Yıkıntılar her yanımızı sardı, acılar, feryatlar… Her bir artçı binaları sarsmakla kalmadı, bedenimizi, ruhumuzu titretti. Her bir sarsıntı ne kadar daha yıktı acaba, ya ikinci deprem?

Sarstı yine her yanı, yıktı geçti tüm umutları, parçaladı yürekleri. Biz mahpusta tutsak, halkım enkazda mahpus. Her yanımız feryat ve figan. Çaresizliğin laneti vurdu içimizi. Kıra kıra ilerledi fay hatları. Kırıklarla doldurdu hıçkıran nefesimizi, soluk alışımızda boğulduk. Zindan hepten çekilmez oldu. Orada olmalıydık, enkazdan yükselen sese derman olmalıydık. Kötülüğe isyana ses katmalıydık. Yitip giden canlar anısına çığlığı arşa varan çocuğun hatırına; bir ekmek, bir damla su, bir tas çorba, bir çadır çok görülen halkın feryadına…

23 meslektaşımız da can vermiş enkaz altında. Onlara uzansaydı elimiz. Engelleniyormuş arkadaşlarımız, onlarla omuz omuza verebilseydik. Ne mümkün, halkımız enkaz altında mahpus, biz mahpusta tutsak.

Yıkıldık ey halkım enkaz altında kaldık. Ama bu kez yıkılan sadece biz olmadık. Bu enkazın müsebbibi kötülük de yıkıntılar arasında. Neresinden tutarlarsa ellerinde kalıyor. Günler sonra tıpkı akbabalar gibi üşüştüler enkazın başına. Yağmacılar şimdi de acılarımızı yağmalayacaklar. Talan etmeye hazır bekliyorlar. Aslında pek de bekleme gereği görmediler, tepiniyorlar ölü canlar üzerinde. Ekranlarda mal bulmuş mağribi misali acıları sömürüyorlar. Her biri bir reklam bir PR çalışmasında, halktan aldıklarını halka verme ahlaksızlığı, kalantor sermayedarların şapur şupur dökülen yardım samimiyetsizliği.

Amaç çoktan hasıl olmuştu. Düzenlenecek yardım kampanyasıyla yoksul halkın üç kuruşuna da çökeceklerdi. Kumbarasını kıran çocukların samimiyetine göz dikmişlerdi. Onlar bir cepten alıp öbürüne koyarken, ineğini satanın, doğum parası biriktirenin, kenara üç beş bir şey koyanın tüm varlığını aldılar. El ele verip milyonların kumbarasını kırdılar. Evet, acımasızdır kapitalizm, yoksulu daha yoksul, zengini ihya etmek üzerine kuruludur. Ama bu akbabalar bir çocuğun kumbarasına göz dikecek kadar ahlaksız. O yüzden diyoruz ya, sadece enkazın üzerinde tepinmiyorlar, acılarımızı yağmalıyorlar, talan ediyorlar tüm umutları. Benliğimizi sömürmeye çalışıyorlar, çocuklarımızın geleceğine göz dikiyorlar. Yıkıldık ey halkım ve yıkıntılar arasında biz zindanda tutsak, halkım enkaz altında.

Enkazın yaratıcıları da şimdi karartma peşinde. Bunca yaşanmışlığı, kötülüğü yok etmeye yok saymaya çalışıyorlar. Her çıkan çatlak sesi bastırma çabası içerisindeler. Enkazda bıraktık 23 basın mensubu canımızı, şimdi geride kalanların üstünü de enkazla kapatmaya çalışıyorlar. Gazetecilere, dijital medya kullanıcılarına tehdit gırla. Özgür Basın’ı zapt edemiyorlar, susturamıyorlar. Kıyısından köşesinden az biraz yaşananları göstermeye çalışan ana akıma gösterdiler sopayı. Birkaç çatlak sesi bertaraf edince yine fabrika ayarlarına döndüler. Ekranlar övgüden geçilmiyor. Onların dilinde ise sövgü. Not ediyorlarmış her bir aykırı konuşanı, anlatanı, yazanı. Not etsinler bakalım. Özgür kalemler de tarihe not düşüyor. Bunca kötülüğün kaybolacağını sanıyorlarsa aldanıyorlar. Bedel verdi Özgür Basın, can verdi ama kalemini teslim etmedi. Not edin bakalım ne kadar sayfa doldurabileceğinizi görelim. Hatta bizi de yazın diyeceğim ama sözcüklerim zayi olacak. Zira kara kaplı defterlerinizde, kırmızı kitaplarınızda isimlerimiz kalın harflerle bir hattat ustalığı ile işlenmiş durumda.

Peki, sustuk mu? Neyse siz not etmeye devam edin. Bir gün bizim de işimize yarayacaktır. Her şeye rağmen enkazların altından yeşerteceğiz umutları, yaşamları. Bahar çiçekleri tomurcuklanmaya başladı.

*Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) Eş Başkanı, Diyarbakır 2 nolu Yüksek Güvenlikli Cezaevi

#Yıkıldık #halkım #enkaz #altında #kaldık

Defne Belediye Başkanı isyan etti: Çadır yok, duyun artık, bittik!

Hatay Defne Belediye Başkanı İbrahim Güzel, canlı yayında isyan etti: İnsanların başlarını sokabileceği bir yerleri yok. Duyun artık ya. Vallahi yeter

Hatay’ın Defne ilçesi Belediye Başkanı İbrahim Güzel, canlı yayında depremzedelerin çadır sıkıntısının devam ettiğini belirterek “Duyun artık ya. Vallahi yeter. Bir çadır gönderemediniz” dedi. Güzel, “Bunun muhatabı kimse üstüne alınsın. Beni de Silivri’ye atın” ifadelerini kullandı.

İbrahim Güzel, bugün Halk TV ana habere bağlandı. Moderatör İrfan Değirmenci ile yaşanan son depremi konuşan Güzel, depremzedelere yeteri kadar yardımın getirilmediğini söyleyerek, “İnsanların başlarını sokabileceği bir yerleri yok” diye konuştu.

Güzel şunları söyledi:

“Dost belediyeler geldi. Beslenme, su, battaniye ihtiyacını karşıladık ama insanların başlarını sokabilecek bir yerleri yok. Duyun artık ya. Vallahi yeter. Bir çadır gönderemediniz. Bunun muhatabı kimse de o üstüne alınsın artık. Beni de Silivri’ye atın. Bittik ya, kapatıyorum ben artık, yeter.”

Güzel bu sözlerinin ardından telefonu kapattı.

HABER MERKEZİ

#Defne #Belediye #Başkanı #isyan #etti #Çadır #yok #duyun #artık #bittik