Ana Sayfa Blog Sayfa 907

‘Cenazeleri bile götürecek yer yoktu, sabaha kadar ateşin başında cenazelerle bekledik’

Semsûr’da çalışmalarda gönüllü olarak yer alan Bekir Fırat,’Her enkazın altından sesler geliyordu. AFAD veya asker yoktu. Halk kendi imkânları ile yaralılarını kurtarmaya çalışıyordu’ dedi

Peş peşe 6 Şubat’ta yaşanan depremlerde 11 kent etkilenirken, en ağır etkilenen kentlerden biri de Semsûr (Adıyaman) oldu. Arama kurtarma çalışmalarının ilk günler sadece gönüllüler aracılığıyla gerçekleştiği şehirde binlerce insan resmi yardımın geç gelmesi yüzünden hayatını kaybetti.

Kentte çalışmaların büyük bir kısmı hala gönüllüler aracılığıyla yürütülürken, çalışmalara katılanların anlatımları ise yaşanan yıkım ve ölümlerin tablosunu gözler önüne seriyor. Çalışmalara katılan gönüllerden biri de Bekir Fırat.

İlk gün hastanede yer bile yoktu

Deprem yaşandığı zaman Ardûş (Gerger) ilçesine bağlı bir köyde olduğunu belirten Fırat, kent merkezine geldikleri zaman sadece Riha’nın (Urfa) Wêranşar (Viranşehir) ve Siverek ilçesinden gelen gönüllüler gördüklerini dile getirdi.

Fırat, “Her enkazın altından sesler geliyordu. Millet çığlık atıyordu. AFAD veya asker yoktu. Halk kendi imkânları ile yaralılarını kurtarmaya çalışıyordu. Gelen gönüllüler ile ekip kurmuştuk ve bu süreçte en az 150 cenaze çıkardık. Cenazeleri çıkardığımız zaman cenaze torbası bile yoktu. Onları battaniyelere sarıyorduk. İlk gün o kadar cenaze çıkmıştı ki, çıkardığımız ve kendi araçlarımızla hastaneye gönderdiğimiz cenazeleri, ‘yer yok’ diyerek geri gönderiyorlardı. Cenazeleri geri getirip sabaha kadar ateşin önünde onlarla beraber durduk” şeklinde yaşadıklarını anlattı.

Enkaz enkaz insan arıyorduk

İlk gün uzman ekipler olsaydı çok fazla insanın kurtulacağını vurgulayan Fırat, “Çünkü çoğu insanın sesi geliyordu. İnsanlar zamanında çıkarılmadığı için çok kişi donarak öldü. Onlara yardım yetişmedi. El gücüyle çıkarmaya çalışıyorduk. Enkaz enkaz dolaşıp insanlara yardım etmeye çalışıyorduk. Herkes gelip, ‘benim akrabam şuradadır’ diyordu. Bizde gücümüz kadar çalışıyorduk” dedi.

Biz çıkardık AFAD kendi çalışması gibi gösterdi

Enkaz altında arama ve kurtarma çalışmalarının gönüllüler üzerinden yürüdüğünü söyleyen Fırat, “3’üncü gün Hollandalı ekipler geldi. Beraber bir enkaza girdik. Orada canlı birinin olduğu tespit edildi. Enkazda çalışmaya başladık. Tam o yaralıyı çıkarıyorduk, bir anda AFAD, asker geldi ve hepimizi oradan uzaklaştırdılar. Hollandalı ekibi bile oradan çıkardılar. Kameraları getirip çekime başladılar. Böyle bir durumda bile siyaseti düşünüyorlar. Biz onu çıkarmıştık, genç bir kadındı. Ama AFAD ve asker kendileri çıkarmış gibi yaptılar. Bunlara diyecek bir şey kalmıyor” diyerek AFAD’ın çalışma şeklini aktardı.

Sadece halkımız yardım etti

Fırat, “Beni en çok duygulandıran an 4 çocuk cenazesi çıkardığımız an oldu. Çocuklardan iki tanesini battaniyeye sardık, 2 tanesini de bir tane cenaze torbasına koyduk. O an dayanamadım. Hüngür hüngür ağladık. Manzara o kadar kötüydü. Biz sahipsizdik. Bize sadece halkımız yardım etti. Başka kimse yoktu” diye konuştu.

Adıyaman enkazların içinde

Halkın yakınlarını sağ bulmayı bıraktığını ve artık cenazesini bile bulamadığını anlatan Fırat, çok kötü günler yaşandığını belirtti. Ulaştırma ve Altyapı Bakanı’nın yaptığı “Herkes yerleştirildi” açıklamasına tepki gösteren Fırat, “Halkı nereye yerleştirdiler? Halk kendi çadırlarını bile daha kuramadı. Brandaların altında kalıyorlar. Ana akım medya gidip Kahta’yı gösterip Adıyaman’ın eski haline döndüğünü söylüyor. Adıyaman hala enkazların içinde. Yalan yanlış haberler yapıyorlar” diye konuştu.

Haber: Ömer Akın / MA

#Cenazeleri #bile #götürecek #yer #yoktu #sabaha #kadar #ateşin #başında #cenazelerle #bekledik

WHO: Suriye’de yaptırımlara ara verilmesiyle depremzedelere ulaştık

WHO yetkilileri yaptıkları açıklama ile Suriye’de yaptırımlara ara verilmesiyle depremzedelere hızlıca ulaşıldığını belirtti

Mereş (Maraş) merkezli yaşanan depremden Suriye kentleri de etkilenirken, en az 4 bin 525 kişi hayatını kaybetti. Depremin ardından kentlere yapılmak istenen yardımlar ise ambargolardan kaynaklı engellerle karşılaşıyor.

Yaptırımlara ara verilmesi fırsat oldu

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) de yaptığı açıklamada, Suriye’ye uygulanan yaptırımların geçici olarak hafifletilmesinden yararlanarak hızla bölgeye yardım taşıdıklarını belirtti.

WHO Doğu Akdeniz Bölgesi Acil Durum Başkanı Rick Brennan, “Yaptırımlardaki bu duraksamadan yararlanmak için Birleşmiş Milletler ortaklarımızla işbirliği içinde çalışacağız” diye konuştu.

Salgına karşı ilaç tedariği

WHO yetkilileri açıklamalarında, özellikle oluşabilecek salgın hastalıklar için ilaç tedarik edildiğini vurguladı. WHO yetkilileri Suriye’nin kuzeybatısında daha iyi su ve hijyen sağlamak için de uğraştıklarını ifade ederken, ellerindeki 1 milyon 70 bin doz kolera aşısı ile martın ilk haftasına kadar en kötü durumdaki topluluklara ulaşmayı hedeflediklerini belirtti.

Ambargo sürüyor

Öte yandan özellikle Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi hakimiyetinde olan bölgelere Şam hükümetinin ambargosu ise halen devam ediyor. Bölgeye yardımlar kısmi olarak ulaşabiliyor.

HABER MERKEZİ

#Suriyede #yaptırımlara #ara #verilmesiyle #depremzedelere #ulaştık

UNDP: Depremlerin ardından 1,5 milyon kişi evsiz kaldı

UNDP, Mereş ve Hatay merkezli depremlerin ardından 1,5 milyon kişinin evsiz kaldığını belirterek barınma ihtiyacının karşılanabilmesi için en az 500 bin yeni konut inşa edilmesi gerektiğini kaydetti

Mereş merkezli 6 Şubat’ta meydana gelen iki büyük deprem 11 ilde büyük yıkıma neden oldu. Resmi verilere göre, depremlerde şu ana kadar 43 bin 556 kişinin yaşamını yitirdi. Hatay’da da 20 Şubat akşamı meydana gelen ve 6 kişinin hayatını kaybetmesine neden olan 6.4 büyüklüğündeki deprem de önceki depremlerde hasar gören bazı binaların yıkılmasına neden oldu. Yine açıklanan son resmi verilere göre, şu ana kadar hasar tespit çalışması tamamlanan 1 milyon 188 binadan 156 bininin yıkık, acil yıkılacak ve ağır hasarlı olduğu tespit edildi.

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) uzmanları, depremlerin ardından Türkiye’de 1,5 milyon kişinin evsiz kaldığını belirtti. UNDP uzmanları ayrıca, yıkım karşısında barınma ihtiyacının karşılanabilmesi için en az 500 bin yeni konut inşa edilmesi gerektiğini kaydetti.

UNDP Türkiye Temsilcisi Louisa Vinton, deprem bölgesinden 116 ila 210 milyon ton enkaz çıkarılması gerektiğinin altını çizdi. Louisa, yaptığı açıklamada yeniden inşa sürecinde zorlukların yaşanabileceğini de vurguladı.

HABER MERKEZİ

#UNDP #Depremlerin #ardından #milyon #kişi #evsiz #kaldı

Tutuklu gazetecilerin duruşması 16 Mayıs’ta

Tutuklu gazeteciler hakkında 3 buçuk ay sonra hazırlanan iddianamenin kabul edilmesinin ardından ilk duruşma için 16 Mayıs tarihini belirledi

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında 29 Ekim’de tutuklanan Mezopotamya Ajansı Yazı İşleri Müdürü Diren Yurtsever, muhabirleri Berivan Altan, Ceylan Şahinli, Deniz Nazlım, Emrullah Acar, Hakan Yalçın, Selman Güzelyüz, JINNEWS muhabirleri Habibe Eren ve Öznur Değer ile tutuksuz yargılanan MA muhabiri Zemo Ağgöz ve bir süre MA Ankara bürosunda stajyer olarak çalışan Mehmet Günhan hakkında açılan davada duruşma günü belirlendi.

Gazeteciler hakkında tutukluluktan 3 buçuk ay sonra 17 Şubat’ta hazırlanan iddianamede, tüzel kişiliği bulunan Mezopotamya Ajansı da sanık olarak yer aldı. İddianamenin büyük bir bölümünü MA’da yayınlanan 149 haber oluşturdu. Haberlerin yanı sıra PKK-KCK’nin kuruluş tarihine 3 kez yer verilen iddianamede, gazeteciler hakkında beyanı olmayan açık ve gizli tanıkların ifadeleri yer aldı.

Delillerden yoksun ve gazetecilerin “örgüt üyesi” olduğu iddia edilen iddianameyi kabul eden Ankara 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi, aynı gün gazetecilerin avukatı Resul Temur’un yaptığı tahliye talepli başvurusunu reddetti.

Ayrıca, MA muhabiri Zemo Ağgöz ve Mehmet Günhan hakkında dosya kapsamında adli kontrol şartı uygulamasının devamına karar verildi.

Gazeteciler hakkında açılan davanın ilk duruşması ise 16 Mayıs’ta görülecek.

Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ) yaptığı açıklama ile gazetecilerin “terör örgütü üyeliği” ile suçlanmasına tepki göstermiş ve ‘gazetecileri ‘terörizm’ ile suçlamaktan vazgeçin’ çağrısı yapmıştı.

CPJ tutuklu gazetecilerin iddianamesini inceledi: ‘Terörizm’ ile suçlamaktan vazgeçin

HABER MERKEZİ

#Tutuklu #gazetecilerin #duruşması #Mayısta

AYM’den Cumartesi Anneleri davasında ‘hak ihlali’ kararı

Cumartesi Anneleri’nin 700’üncü hafta eylemine dönük polis saldırısına ilişkin kararını veren AYM, hak ihlali kararı verdi

Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini soran ve faillerin yargılanmasını isteyen Cumartesi Anneleri, 27 Mayıs 1995’ten bugüne her hafta eylemini sürdürüyor. Cumartesi Anneleri’nin 28 yıldır sürdürdüğü eylemin 25 Ağustos 2018 tarihli 700’üncü hafta eyleminin İçişleri Bakanlığı kararıyla yasaklanması üzerine polis saldırısına uğrayan aileler, darp edildi, yerlerde sürüklendi, şiddete maruz kaldı, gözaltına alındı. Şiddete uğrayarak gözaltına alınan Cumartesi Anneleri’nden 47 kişi, “2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu”na muhalefet ettikleri gerekçesiyle davalık oldu.

Karar Resmi Gazete’de

Polis saldırısında darp edilerek ters kelepçeyle gözaltına alınan Maside Ocak Kışlakçı, polislerin orantısız güç kullanması ve toplantı, gösteri, yürüyüş hakkının hukuka aykırı bir şekilde ihlal edilmesine karşın polisler hakkında 10 Eylül 2018’de İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından suç duyurusuna dair 2 Mayıs 2019’da takipsizlik kararı vermesi üzerine Kışlakçı, 19 Haziran 2019’da Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) bireysel başvuruda bulundu. Yapılan başvuruya dair 16 Kasım 2002’de verilen karar, Resmi Gazetede yayımlandı.

AYM’den başvuruya kötü muamele yönünden red

Başvuruyu değerlendiren AYM, İçişleri Bakanlığından savunma istedi. Bakanlık görüşünde, başvurunun süre aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğunu savundu. Bakanlık, darp edilerek ters kelepçeyle gözaltına alınmasına rağmen başvurucunun kötü muameleye uğradığına dair her türlü şüpheden uzak makul kanıtların olmadığını ileri sürdü. Anayasa Mahkemesi de başvurucunun olaydan 15 gün sonra darp raporu almasını gerekçe göstererek, başvurunun kötü muamele yönünden reddedilmesine karar verdi.

700. haftada yasak

Başvuruyu toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlali yönünden değerlendiren AYM, kararında Kışlakçı’nın olaya dair şu görüşlerine yer verdi: “Başvurucu; kardeşinin gözaltında kaybolduğunu, kayıp kişilerin akıp etlerini açıklanması ve adalet arayışı nedeniyle diğer kayıp kişilerin yakınları ile birlikte 24 yıldır her hafta toplanarak oturma eylem ve basın açıklaması yaptıklarını, etkinliğin barışçıl nitelikte olduğunu, bu zamana kadar yapılan toplantılarda hiçbir şiddet hareketinin yaşanmadığını belirtip slogan dahi atılmadığını vurgulamıştır. Anılan amaçla yapılmak istenen 700. haftalık toplanmanın idarece yasaklandığını, kararın taraflarına tebliğ edilmediğini, ayrıca haksız ve orantısız şekilde toplantıya müdahale edildiğini, bu nedenle ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini ileri sürmüştür.”

Bakanlıktan ‘kamu düzeni’ savunması

AYM kararında savunmasına yer verilen bakanlık, toplantının bildirim verme yükümlülüğüne uyulmadan gerçekleştirildiği, ihtara rağmen grubun dağılmadığı, katılımcıların kolluk görevlilerine sözlü ve fiziki saldırılar da bulunması sonucu polislerin yaralandığı ve bu nedenle müdahalenin kamu düzenini sağlamaya yönelik ve gerekli olduğunu savundu.

Hak ve özgürlükleri nasıl zedeleyeceğine dair açıklama yok

Başvuruyu toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı kapsamında kabul eden AYM, benzer başvurularla ilgili verilen kararları hatırlatarak, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ile kamu düzeni arasında adil bir denge kurulması gerektiğinin altını çizdi. AYM, müdahaleye gerekçe gösterilen yasaklama kararında toplantı için bildirim yapılmamasının kamu düzenini ne şekilde bozacağına veya başkalarının hak ve özgürlüklerini nasıl zedeleyeceğine dair hiçbir açıklamada bulunulmadığına dikkat çekti.

24 yıldır aynı yer ve zamanda yapılıyor

Cumartesi Annelerinin eyleminin 24 yıldır devam ettiğini hatırlatan AYM, eylemin aynı yer ve aynı zamanda yapılması nedeniyle idarenin bilgi sahibi olmamasının mümkün olmadığına dikkat çekildi. Eylemin barışçıl olması nedeniyle idarenin toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının etkin kullanımını sağlamaya yönelik pozitif hükümlerin hatırlatıldığı kararda, ancak bunun yapılmadığı ve yasaklama yoluna gittiği belirtildi. Bu nedenlerle idarenin etkinliği yasaklama kararı için dayanak gerekçelerinin haklı ve ikna edici olmadığının altı çizilen kararda, “Başvurucunun da içinde yer aldığı grubun kaybolan yakınlarının bulunması ve kamuoyunda farkındalık yaratılması amacına yönelik oturma eylemi ve basın açıklaması yapmak istemesi demokratik bir toplumda saygıyla karşılanmalıdır” denildi.

Hukuka aykırı müdahale

Polis saldırısına yönelik tepkilerin polisin hukuka aykırı müdahalesini hukuka uygun hale getirmeyeceği belirtilen kararda, “Bu doğrultuda kolluk görevlilerinin somut olayda etkinliğe müdahale etmesini gerektirecek makul sebep ortaya koymadan ve anılan hakkın kullanılabilmesine yönelik tolerans göstermeden gruba müdahale ettiği sonucuna varılmıştır. Açıklanan gerekçelerle Anayasanın 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir” denildi

Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının ihlali

Anayasa Mahkemesi üyesi Muhterem İnce’nin şerh koyduğu ve oy çokluğuyla alınan kararda, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine hükmedildi. Ayrıca Kışlakçı’ya manevi tazminat ödenmesine karar verildi.

HABER MERKEZİ

#AYMden #Cumartesi #Anneleri #davasında #hak #ihlali #kararı

Dicle Nehri kenarına kurulan çadır kente tepki: Bir projenin ön aşaması olabilir

Dicle Nehri kenarına kurumu başlanan Çadır Kent’e tepki gösteren ZMO Şube Eşbaşkanı Abdussamed Ucaman, alanın hafriyat alanı olduğunu vurgularken, depremzedeler de olası bir baraj suyu taşkınında kaçacak yerleri olmayacağını belirtiyor

Kurdistan ve Türkiye’de peş peşe yaşanan depremlerin enkazları kaldırılmaya çalışılırken, ölü sayısı her geçen gün artıyor. Hayatta kalan yurttaşlar ise başlarını sokacak bir yer telaşında. Ancak depremde geç kaldığı için tepkilerin hedefinde olan iktidarın depremzedeler için aldığı önlemler de bir o kadar pes dedirten türden.

Amed’de etkili olan depremin ardından Dicle Nehri kıyısında riskli olmasına rağmen 4 bin 200 hanelik “Çadır Kent” inşa ediliyor. Bilim insanları ve depremzedeler ise duruma tepkili.

Mezopotamya Ajansı’ndan (MA) Eylem Akdağ ve Bazid Evren’e konuşan Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Amed İl Koordinasyon Kurulu (İKK) Deprem Kriz Masası’nda yer alan Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) Şube Eşbaşkanı Abdussamed Ucaman, yaşanacak sorunlara dikkati çekti.

Orası hafriyat sahası

Çadır kent inşa edilen alanın tercih edilmesi gereken son alan olması gerektiğini vurgulayan Ucaman, “Çünkü orası tümüyle dolgu malzemesi ve hafriyat sahasıdır. Bu hafriyat sahaları genelde Seyrantepe, Yeni Hal alt geçit dediğimiz bölgelerden, kazılardan getirilmiştir. Bununla birlikte alt yapı için kazılan kazılar içerisinde kanalizasyon kanalları dediğimiz beton kanallar da kırılıp o alana getirilmiştir. Yine yeni yapılan inşaatların toprakları da getirilmiştir. Bu kanalizasyon kanallarında asbest var mı yok mu bunu da değerlendiremiyoruz” uyarısında bulundu.

Alanda alt yapı çalışması yok

Ucaman sözlerine şöyle devam etti:

“DSİ tarafından o bölgelere şu an da tek bir kanalizasyon sistemi yapılmamış. Açıktan veya farklı farklı şekilde milletin orada oluşturduğu kanalizasyon sistemleri var. Düşünün, bu oluşmayan kanalizasyonların döküntüleri Dicle Nehri’ne akacak ve hemen karşı sahilde, sol sahilde olan yapılar. İlkbaharla birlikte bunun oluşturacağı haşaratının referans noktası olarak da yine oradaki villalar gösteriliyor. Oraya ilaçlamanın yapıldığı, çadırlara da yapılacağı ve sıkıntının olmayacağı yönünde değerlendirmeleri var. Villalarla açıkta olan çadırın karşılaştırılması ve referans alınması doğru bir değerlendirme değildir.

Bir projenin ön aşaması olabilir

“O bölgeyi imara açmakla yeni bir şey mi planlanıyor? Oraya dünya kadar alt yapı oluşturuldu. Elektrik nakliyatlarından tutalım dünya kadar yeni düzenlemeler oluşturuldu. Daha önceden de böyle girişimler oldu ve biz TMMOB olarak karşı çıkmıştık. Hafriyat yönetmeliğine göre o alanlarda sadece mesire alanı olabileceği bunun dışında herhangi bir şey olamayacağıyla ilgili değerlendirmeler var. Şu anda bu vasfının olmadığını görüyoruz, hemen nehrin kenarında nehir koruma, kıyı koruma şeridi nerede? Belli ki bir şeylerin ön aşamasıdır. Mesire ve ağaçlandırma alanları için karşı çıkmıyoruz, o alanlarda ağaçlandırma yapılabilir zaten hafriyat yönetmeliğinde mevcuttur. Ancak biz o bölgelerde imara açılmayla ilgili durum söz konusu olduğu zaman kabul etmeyeceğiz.”

Baraj patlasa nasıl kurtulacağız?

Depremzedeler için Peyas (Kayapınar) ilçesi Kent Meydanı’nda kurulan çadırlarda kalan depremzedeler de durumua tepkili.

Ağır hasarlı olduğu için evine dönemediğini belirten depremzedelerden Hediye Gezer, Dicle Nehri kıyısında kurulan Çadır Kent’in tehlikelerine dikkati çekerek, “Eşim 3 yıldır tekerlekli sandalyede ve şeker hastalığından dolayı ayağı kesildi. Dostlarımız bize bir daire aldı o da gitti. Şimdi açıkta kaldık. 2 çocuğum ve eşimle beraber çadırda kalıyoruz. Şimdi de bize buradan, Silvan yolundaki çadır kente götürecekler. Orada baraj kapağı patlasa nasıl kurtulacağız?” diye belirtti.

Nehir kıyısında hangi mantıkla çadır kurulduğunu soran depremzede İkram Kaçer de, “Depremde ölmedik ama orada öleceğiz. Baraj patlasa bütün halk kökten ölecek, kimse kalmaz. Kim gider ki oraya? Depremden ölmedik, bizi oraya götürüp selle, suyla öldürecekler. Amed’te başka yer mi kalmadı? Bu soğukta kim oraya gider, bu aklı onlara kim vermiş? Parkta yatarım oraya gitmem” diyerek tepki gösterdi.

Bir şey olursa sorumlusu AFAD

Riha’dan (Urfa) Amed’e gelen depremzede Bediha Bayırhan da, nehir yatağındaki çadırlara gitmek istemediğini vurgulayarak, ekledi: “Oraya gitsem arabam yok, yabancıyım nasıl kaçacağım bir şey olsa. Orada çocuklara bir şey olursa sorumlusu AFAD’dır” dedi. 18 gündür hala barınma sorunun yaşandığını dile getiren Azize Kurt da, “3 bin çadırı dizmişler oraya. Hastalık var diye düşünmüyorlar mı? Gitmek istemiyoruz. 3 gecedir bankta yatıyorum bir battaniye dahi verilmiş değil. Vali, kaymakam, cumhurbaşkanı kim gelmişse yüzünü bile görmedik. Onlara yaklaşmamıza dahi izin verilmedi” dedi.

AMED

 

 

#Dicle #Nehri #kenarına #kurulan #çadır #kente #tepki #Bir #projenin #ön #aşaması #olabilir

TÜİK iki yıldır açıklanmadığı ‘ölüm istatistiklerini’ açıkladı

TÜİK verilerine göre, ölüm sayısı 2020 yılında 507 bin 938, 2021 yılında 565 bin 594 oldu. Ölüm nedenlerine göre incelendiğin dolaşım sistemi kaynaklı hastalıklar ilk sırada

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), iki yıldır açıklamadığı ölüm istatistiklerini bugün yayımladı. TÜİK’in, 2020 ve 2021 yıllarına ait “Ölüm ve Ölüm Nedeni İstatistikleri” verilerine göre, ölüm sayısı 2020 yılında 507 bin 938 iken, 2021 yılında yüzde 11,4 artarak 565 bin 594 oldu.

Ölen kişilerin 2020 yılında yüzde 56’sını erkekler, yüzde 44’ünü kadınlar oluşturdu. 2021 yılında ise ölen kişilerin yüzde 54,6’sını erkekler, yüzde 45,4’ünü kadınlar oluşturdu.

Bin kişi başına düşen ölüm sayısını ifade eden “kaba ölüm hızı”, 2020 yılında binde 6,1 iken 2021 yılında binde 6,7 oldu. Diğer bir ifade ile 2020 yılında bin kişi başına 6,1 ölüm düşerken 2021 yılında bin kişi başına 6,7 ölüm düştü.

Dolaşım sistemi kaynaklı hastalıklar ilk sırada

Ölümler nedenlerine göre incelendiğinde, 2021 yılında yüzde 33,4 ile dolaşım sistemi hastalıkları ilk sırada yer aldı. Bu ölüm nedenini yüzde 14 ile iyi huylu ve kötü huylu tümörler, yüzde 13,4 ile solunum sistemi hastalıkları izledi.

Dolaşım sistemi hastalıklarından kaynaklı ölümler alt ölüm nedenlerine göre incelendiğinde, ölenlerin yüzde 41,8’inin iskemik kalp hastalıklarından, yüzde 23,3’ünün diğer kalp hastalıklarından, yüzde 18,9’unun serebro-vasküler hastalıklardan öldüğü görüldü.

2021 yılında dolaşım sistemi hastalıklarına bağlı ölüm oranının en yüksek olduğu il yüzde 43,4 ile Afyonkarahisar oldu. Bu ili Aydın, Çanakkale, Balıkesir izledi. Dolaşım sistemi hastalıklarına bağlı ölüm oranının en düşük olduğu il ise yüzde 26,1 ile Kayseri oldu. Bu ili İstanbul, Kocaeli, Mûş ve Eskişehir izledi.

İyi ve kötü huylu tümörlerden kaynaklı ölümler alt ölüm nedenlerine göre incelendiğinde, ölenlerin yüzde 29,7’sinin gırtlak ve soluk borusu/bronş/akciğerin kötü huylu tümöründen, yüzde 7,7’sinin lenfoid ve hematopoetik kötü huylu tümöründen, yüzde 7,6’sının midenin ve kolonun kötü huylu tümörlerinden öldüğü görüldü.

İyi ve kötü huylu tümörlerden kaynaklı ölümlerin en yüksek olduğu il, yüzde 17,8 ile Ankara oldu. Ankara’yı Qers, Tekirdağ, Îdir (Iğdır) izledi. İyi ve kötü huylu tümörlerden kaynaklı ölüm oranının en düşük olduğu il ise yüzde 7,9 ile Kilis oldu. Bu ili Riha (Urfa), Sêrt, Dîlok (Antep) izledi.

COVID-19 kaynaklı ölüm sayısı 65 bin 198

TÜİK’e göre, COVID-19 kaynaklı ölüm sayısı 2020 yılında 22 bin 136 iken 2021 yılında 65 bin 198 oldu. COVID-19 nedeniyle 2021 yılında ölenlerin 35 bin 693’ünü erkekler, 29 bin 505’ini kadınlar oluşturdu.

COVID-19 kaynaklı ölümlerin 2020 yılında en fazla olduğu yaş grubunun 65-74, 2021 yılında ise 75-84 olduğu görüldü.

COVID-19 nedeniyle 2021 yılında 75-84 yaş grubunda ölenlerin 9 bin 493’ünü erkekler, 8 bin 566’sını kadınlar oluşturdu.

Bebek ölüm hızı binde 9,2 oldu

Bebek ölüm sayısı, 2020 yılında 9 bin 657 iken 2021 yılında 9 bin 938 oldu. Bin canlı doğum başına düşen bebek ölüm sayısını ifade eden bebek ölüm hızı, 2020 yılında binde 8,7 iken 2021 yılında binde 9,2 oldu. Diğer bir ifade ile 2021 yılında bin canlı doğum başına 9,2 bebek ölümü gerçekleşti.

Doğumdan sonraki beş yıl içinde ölme olasılığını ifade eden beş yaş altı ölüm hızı, 2020 yılında 10,6 iken 2021 yılında binde 11,2 oldu.

HABER MERKEZİ

#TÜİK #iki #yıldır #açıklanmadığı #ölüm #istatistiklerini #açıkladı

Hayalet kente dönen Defne’den izlenimler

Mereş merkezli 6 Şubat’taki depremlerden sonra 20 Şubat’taki depremle tekrar yıkılan Defne ilçesi hayalet kente döndü

Mereş merkezli 7,7 ve 7,6 büyüklüğünde depremlerde büyük yıkıma uğrayan Hatay, 20 Şubat akşamı merkez üssü Defne olan 6,4 ve 5.8 büyüklüğündeki depremlerle tekrar sarsıldı. Mezopotamya Ajansı’ndan Azad Altay, 20 Şubat depreminin merkez üssü Defne’den son gelişmeleri aktardı:

“Depremin yaşandığı ilk günden bu yana gazeteci arkadaşım Abdurrahman Gök ile birlikte Bazarcix’ta gelişmeleri takip ederken, 20 Şubat akşamı kaldığımız çadırda yeniden depreme yakalandık. Bir süre sonra depremin merkez üssünün Hatay’ın Defne ilçesi olduğunu ve büyüklüğünün ise 6,4 olduğunu öğreniyoruz. Ertesi günün akşamı ise yönümüzü Defne’ye çeviriyoruz. Yol boyunca karşılaştığımız her yerleşim yerinde benzer bir tabloyla karşılaşıyoruz; enkaza dönmüş ya da ağır hasarlı yapılar, ateş başında ısınmaya çalışan aileler, derme çatma barakalar ve AFAD çadırları, uzun namlulu silahlarla sokak başlarında bekleyen asker ve polisler…

Hayalet kent

Yaklaşık 210 kilometre yol kat ettikten sonra hayalet bir kenti andıran Defne’ye varıyoruz. Yıkılan yapıların molozlarıyla kaplı sokak ve caddelerde ilerlerken, her an üzerimize çökecek gibi yan yatmış binalardan uzak durmaya çalışıyoruz. Bir yandan da gazeteci arkadaşlarımızın bulunduğu Uğur Mumcu Caddesi üzerindeki çadırların olduğu yeri bulmaya çalışıyoruz. Telefon navigasyonun kafası karışık olacak ki bizi sürekli dönüp dolaştırıp aynı noktaya getiriyor. En son karşılaştığımız bir polisten aldığımız yol tarifiyle gideceğimiz yere ulaşıyoruz.

STK’lar kentte

Gök’ü yeniden karanlık sokaklardan Bazarcix’a yolcu ettikten sonra, günlerdir az bir uykuyla, yılmadan ve yorulmadan depremzedelerin yaralarını sarmaya gönüllülerle birlikte bir ateşin etrafından kentin son durumuna dair sohbete koyuluyoruz. Halkların Demokratik Partisi (HDP), Demokratik Bölgeler Partisi (DBP), Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP), KESK, üniversite öğrencileri, milletvekilleri ve kadın örgütlerinden gönüllülerden bazıları, depremin ilk gününden bu yana, bazıları ise yaklaşık bir haftadır çalışmalara dahil olduğunu belirtiyor. Yoğun tempo ve uykusuzluktan kaynaklı göz altlarında morluklar oluşan gönüllüler bir bir çadırlarına çekilirken, kent semalarında sürekli tur atan helikopter dikkatimizi çekiyor.

Artçı depremler sürüyor

Hatay’da olan gazeteci arkadaşım Müjdat Can, helikopterle yıkılan yeni yapıların olup olmadığının tespit edilmeye çalışıldığını belirtiyor. Ayrıca helikopterle olası yağma vakalarına karşı da bir nevi “tedbir” alındığını söylüyor. Yorucu bir günün ardından çadırımıza geçtiğimizde ise yeniden bir artçı deprem yaşanıyor. Ancak bir önceki depremden büyük olmaması ve kısa sürmesi nedeniyle kimse kılını dahi kıpırdatmıyor.

Harabeye dönen caddeler

Sabahın erken saatlerinde ateş başında bir şeyler atıştırdıktan sonra Müjdat Can ile birlikte yıkım nedeniyle büyük bölümü yerle bir olan Armutlu Mahallesi’ne doğru yola koyuluyoruz. Bomboş sokaklarda ilerlediğimizde, sadece köşe başlarını tutan uzun namlulu özel hareket polisleriyle karşılaşıyoruz. Uğur Mumcu Caddesi üzerinden bulunan tüm binaların ağır hasarlı olduğunu, bazılarının çöktüğünü, yıkılan yerlerden içerideki eşyaların göründüğünü, yerlerde çatlaklar oluştuğunu görüyoruz.

Demokrasi Meydanı’na ulaştıktan sonra depremin en çok etkilediği Gündüz Caddesi’ne geçiyoruz. Polisler, “İleriye geçmeyin, evler her an yıkılabilir” uyarısında bulunuyor. Ancak yaşanan yıkımı kamuoyuna ulaştırmak için caddede ilerlemeye başlıyoruz. Yaşanan yıkım nedeniyle cadde, büyük bir savaşın yaşandığı bir yer görünümünde. Cadde boyunca alt katları iş yeri olan 7-8 katlı yapıların birçoğu yerle bir olmuş. Ayakta kalan birçok bina ise yan devrilmiş. Caddeye doğru yan yatan binaların altından geçerken, çatırdama sesleri nedeniyle korkuya kapılıyoruz. Hızlıca ilerleyip, “güvenli” hissettiğimiz bir binanın enkazı üzerine çıkıyoruz. 8 katlı bir binanın enkazı olduğunu düşündüğümüz yerden yüzlerce kişinin can verdiği korkunç tabloyu görüntülüyoruz.

Enkazda hatıralar aranıyor

Çekimlerimizi sürdürürken, bazı binaların başında yurttaşlarla karşılaşıyoruz. Halen yaşadıklarının şokunu atlatmaya çalışan yurttaşlar, bir yandan ev ve işyerlerini ararken, diğer yandan telefonlarıyla yıkımı görüntülüyor. İş yerlerini bulan yurttaşlar ise, riskli olmasına rağmen sağlam kalan eşyalarını çıkarmaya çalışıyor. Bazı yurttaşlar da enkaz altında hatıralarını arıyor.

Duvarları yıkılan odalarda asılı aile fotoğrafları, çatıları caddeye savrulmuş ve yan yatmış binaları, etrafa saçılan hatıralar ve eşyaları görüntüledikten sonra yeniden geldiğimiz yere hızlıca geri dönüyoruz. Gazeteci Can, enkaz kaldırma çalışmalarının 20 Şubat’ta yaşanan depremden sonra durdurulduğunu aktarıyor.

Hiç girilmemiş dar sokaklar

Her ikimiz de karşılaştığımız ağır tabloya karşı söz bulamadan, sessiz bir şekilde buradan ayrılıyoruz. Ara sokaklarda da durum farksız değil. Hatta dar olmalarından kaynaklı daha da tehlikeli. Bazı dar sokaklara girmek ise mümkün değil. Çevrede karşılaştığımız bazı yurttaşlar, söz konusu sokaklara depremin yaşandığı günden bu yana tek bir insanın dahi cesaret edip giremediğini aktardı.

Mahallenin diğer sokaklarında ilerlerken, ağır hasar gören evlerinden eşyalarını kurtarmaya çalışan aileler, TÜBİTAK için evlerde inceleme yapan Ankara Gazi Üniversitesi çalışanları ile enkaz kaldırma çalışmalarına ara veren DSİ ve Karayolları çalışanlarıyla karşılaşıyoruz. Bunun dışında meraklı gözlerle sokakları dolaşan birkaç kişiyle karşılaşıyoruz. Sadece rüzgarın etkisiyle sallanan salıncak sesleri ile ayak seslerimizin duyulduğu sokaklardan, dayanışma çadırlarının kurulduğu Sevgi Parkı’na geçiyoruz.

Sivil dayanışma!

Parkın neredeyse tümünün kentin yaralarını sarmak için çalışan sivil toplum örgütü, siyasi parti, sendika ve kadın örgütlerinin çadırlarıyla dolu olduğunu görüyoruz. Sağlıktan hukuki desteğe, gıda yardımından barınmaya, sıcak yemekten içeceğe kadar her ihtiyaca dair hummalı bir çalışma göze çarpıyor. “Deprem değil kapitalizm öldürür” ve “Elbet bir gün buluşacağız” yazılarının bulunduğu dövizler dikkat çekiyor.

Çadırda çay molası

Saatlerce yürüdükten sonra Halkevleri çadırında çay molası veriyoruz. Semaverde yaptığı çayı ikram eden Mustafa Avcıoğlu, avukat olduğunu ve Ankara’dan geldiğini aktarıyor. 6 gündür yurttaşlara hukuki destek verdiğini ifade eden Avcıoğlu, hasar tespit ve tazminat haklarına dair bilgilendirme yaptıklarını ifade ediyor. Kentte danışabilecekleri ve bilgi alabilecekleri bir kamu kurumunun bulunmadığına dikkat çeken Avcıoğlu, “Açıkçası kaymakamlıktan devlet kurumlarına kadar tam bir bilinmezlik olduğunu söyleyebiliriz” diyor.

En hasarlı mahaller: Çadır kente taşınmak istemiyorlar

Çay molasının ardından yeniden çadırlarımıza doğru yola koyuluyoruz. Yakıcı öğlen güneşinin de etkisiyle yorgun düşerek, çadırların hemen yanındaki banklarda dinlenirken, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü’nde çalışan bir yurttaşla karşılaşıyoruz. Gönüllü çalışmalarda yer aldığını aktaran yurttaş ile kentteki yaşananlara dair konuşuyoruz.

Hatay’ın merkez ilçeleri olan Defne ve Antakya’da en çok hasar gören mahallelerde yaşananları anlatan yurttaş, “Defne’nin Armutlu, Sümerler, Elektrik, Gazi ve Çekmece mahalleleri ile Antakya’nın Ürgenpaşa, Odabaşı, Küçükdalyan, Akevler ve Cumhuriyet mahalleri en çok yıkımın yaşandığı mahalleler. Buradaki bazı aileler, çadır kentlere yerleşmek istemiyor. Bulundukları yerlerde yaşamak istiyor. Bundan kaynaklı çadıra ulaşamıyorlar. Kendi imkanlarıyla kurdukları barakalarda yaşıyor” diye aktarıyor.

Kentte en çok çadıra ihtiyaç olduğunu belirten yurttaş, “Devlet, topraklarını terk etmek istemeyenleri terbiye etmeye çalışıyor. Köylerden hiçbir haber yok. Oradaki durumu bilmiyoruz. Ancak kent merkezindekilerin haliyle ilgilenebiliyoruz” diye ekliyor.

Geride yoksullar kaldı

Daha sonra kentin yaralarını sarmaya çalışan sivil toplum örgütü temsilcileriyle konuşuyoruz. Kentin yüzde 70’inin evlerin büyük bölümünün yıkılması ya da ağır hasar görmesi nedeniyle göç etmek zorunda kaldığını aktaran temsilciler, durumu iyi olanların göç ettiğini, yoksul ailelerin ise acı ve korkularıyla geride kaldığına dikkat çekiyor.”

HABER MERKEZİ

 

#Hayalet #kente #dönen #Defneden #izlenimler

Kayyum zihniyetine karşı halk dayanışması

Depremin merkez üssü olan Mereş ve ilçelerinde yapıların yüzde 70’inin yıkıldığı düşünülürken harabeye dönüşen kentte kayyum zihniyetine rağmen halk, HDP öncülüğünde dayanışarak yaralarını sarıyor

Selman Çiçek – Mereş

Mereş’in Bazarcix (Pazarcık) ilçesinde 6 Şubat’ta meydana gelen 7,7 ve 7,6 şiddetindeki depremlerde 43 binin üzerinde kişi yaşamını yitirdi. 10 binlerce kişi de yaralandığı depremde yıkılan binaların altında cenazeler çıkarılmadan AFAD öncülüğünde enkaz kaldırma işlemine başlandı. Depremin üzerinden 19 gün geçmesine rağmen halen bir çok yere yardım götürmeyen devlet, Bazarcix başta olmak bir çok noktada dayanışma içerisinde olan halkın dayanışmasını engellemeye çalışıyor.

Depremin merkez üssü olan Mereş’te depremden dolayı kaç kişinin yaşamını yitirdiği açıklanmazken kentin yüzde 70’inin yıkıldığı düşünülüyor. Çağlayancerit ilçesi dışında kent merkezi ve ilçelerinde hasar tespiti alırken yapılan hasar tespitinde il genelinde toplam 117 bin 801 binada bulunan 374 bin 218 bağımsız birimde hasar tespit çalışması yapıldı. Hasar tespitinde 22 bin 113 binada yer alan 84 bin 59 bağımsız birimin acil yıkılması gerektiği belirtildi. 2 bin 208 binadaki 12 bin 975 bağımsız birimin orta hasarlı, 33 bin 664 binada bulunan 139 bin 406 bağımsız birim az hasarlı, 45 bin 395 binadaki 98 bin 242 bağımsız birimin de hasarsız olduğu saptandı.

Molozlar arasında cenaze arıyorlar

Mereş merkezinde bulunan Onikişubat ve Dulkadiroğlu ilçeleri depremde en çok etkilenen bölge oldu. Kentin birçok merkezinde enkaz kaldırma çalışması devam ederken arama kurtarma çalışması sadece depremde en çok kaybın verildiği Ebrar Sitesi’nde devam ediyor. Buradaki arama kurtarma çalışması ise hassas arama yerine enkaz kaldırılırken kepçe başında bekleyen iki görevli cenazenin olup olmadığına bakarak yapılıyor. 12 bloktan oluşan sitenin 8 bloğu tamamen yıkılırken 4 blok ise ağır hasar aldı. Arama kurtarma çalışmasının devam ettiği sitede 300 kişi yaşamını yitirdi. Kentte yoğun bir şekilde enkaz kaldırma çalışması sürerken toplanan molozlar, Dulkadiroğlu ilçesindeki AFAD Müdürlüğüne yakın bir araziye dökülüyor. Dökülen molozlar arasında görevliler, tekrar inceleme yaparak ceset arıyor.

Kent tarikatçılara emanet!

Yardımların az olduğu kentte çadır sorunu ise en büyük sorun. Bir çadırda 3 veya 4 aile birlikte kalırken kentte kurulan deprem koordinasyonlarının tarikatlara teslim edildiğini gözle görülür düzeyde. Bu tarikat grupları ise sık sık taciz gibi konularla gündeme gelenler olması dikkat çekiyor. Kentin bir çok noktasına tarikatlara ait kurulan çadırlar mevcut iken bunların asayiş ve kolaylığını da polisler sağlıyor.

Halk Bazarcix’ı terk etmedi

Mepremin merkez üssü Bazarcix’ta ise durum daha farklı. Kent merkezine göre daha çok yıkımın olduğu ilçede gözle görülür kalabalık dikkat çekiyor. Nüfusun büyük bir çoğunluğunun ilçeyi terk etmeyerek yaralarını toplumsal dayanışma ile sarıyor. Fatih Mahallesi’nde HDP’li Silopiya Belediye’nin kurduğu aşevinin adresini sorduğum bir çok kişi adresi tarif etmeden önce belediyeye övgüler yağdırdı. 19 gün boyunca devletten hiç kimsenin yanlarında olmadıklarını sadece HDP, KESK ve Silopiya Belediyenin olduğunu söyleyen halk, özellikle belediyenin aşevi ile insanların yemek sorununu aştığını söylüyor.

9 bin kişiye yemek yapılıyor

Günde üç öğün yemek dağıtılan aşevinde 6 bin kişiye yemek çıkarılıyor. Yemeklerden sadece depremzedelerin yararlanmadığı bölgede görevli polislerin de yararlandığını gözlemliyoruz. Depremzedelerle birlikte sıraya giren polisler, buradan yemek ihtiyaçlarını gideriyor. Bazarcix’ın ardından Narlı beldesine de aşevi kuran belediye, burada da günde 3 öğün yaklaşık 3 bin kişiye yemek çıkarıyor.

Kayyuma inat dayanışma sürüyor

Kentte HDP ve emek örgütlerinin koordinasyon ettiği dayanışma merkezlerinden biri olan Hasankoca Cemevi’ne kayyum atayan iktidar, tüm yardımlara el koyarak halka yapılan desteğin önüne geçmek istedi. Ancak dayanışmadan geri atmayan HDP ve emek örgütleri, Fatih Mahallesi’nde kurdukları çadırlarla halka destek vermeye devam ediyor. Bazarcix’ta kayyum atanan koordinasyon merkezi 9 günlük çalışmasında, 50’ye aşkın mahalleye ulaşarak 40 tır yardım dağıttı. Ulaşılan mahallelerde gıda ve yaşam malzemeleri dağıtımın yanı sıra sağlık hizmeti de sağlandı. Devletin atadığı kayyuma rağmen çalışmalarına ara vermeyerek adeta ilde halkın sorunlarına çözüm olan tek merkez haline geldi.

Köylere halen devlet gitmedi

Depremin en çok etkilediği alanlar ise köyler geliyor. Birçok köy fay hattı üzerinden geçtiği için evler büyük hasar aldı. Depremin üzerinden 17 gün geçmesine rağmen köylere ne AFAD ne de başka bir devlet yetkilisi gitmedi. Bazarcix, Elbistan, Narlı, Nurhak ve Türkoğlu’nun köylerinde yaşayan insanlar yakınlarını kendi emekleri ile enkazlardan çıkardı. Kendi aralarında kurdukları dayanışma ile yaralarını saran köy halkı, desteğin devletten çok HDP ve alevi derneklerinden geldiğini söylüyor.

Köylerimizi terk etmeyeceğiz

Gün boyu gezdiğim Türkoğlu’nun Küpelikız, Kuyumcular, Zinkon, Tevekelli, Kocalar ve Ökkeşler köyünde yaşayan bir çok yurttaş, devletin ilgisizliğinden dolayı öfke dolu iken ne olursa olsun topraklarını terk etmeyeceklerini söylüyor. Birçok yurttaşın çocukları yurtdışında yaşamalarına rağmen gitmeyi planlamadıklarını kalıp köylerini daha güçlü inşa edeceklerini söyledi. Devletin sadece kendilerine çadır getirdiğini söyleyen yurttaşlar, bu çadırların bile yetersiz olduğunu, daha çok kalan hayvanlarının yaşamlarını idame ettirmesi için yem ve su sorunun çözülmesini istiyor.

#Kayyum #zihniyetine #karşı #halk #dayanışması

Katlettikleri tutukluya yemek faturası çıkardılar!

Geçtiğimiz yıl gardiyanların işkencesi sonucu hayatını kaybeden tutukluya tutuklu bulunduğu 3 yıl için yemek faturası çıkarıldı

İşkence merkezlerine dönüşen cezaevlerinde hak ihlallerinin ardı arkası kesilmezken, Silivri 5 No’lu L Tipi Kapalı Cezaevi’nde geçtiğimiz yıl işkence ile katledilen tutukluya yemek faturası çıkarıldığı ortaya çıktı.

Silivri 5 No’lu L Tipi Kapalı Cezaevi’nde 6 Nisan 2022’de gardiyanların işkencesi hayatını kaybeden Ferhan Yılmaz’ın ikametgâhına 14 bin TL yemek bedelli faturası tebliğ edildi.

Ödenmezse haciz gelecek

Yılmaz’ın İstanbul’da kayıtlı olduğu ikametgaha dün tebligat gönderen Balıkesir Vergi Dairesi Başkanlığı, 3 yıllık tutukluluğunun yemek bedeli olarak kestiği faturanın 15 gün içinde ödenmesini istedi. Vergi dairesi, paranın belirtilen sürede ödenmemesi halinde haciz için mahkemeye başvuracaklarını bildirdi.

Ciğerimiz daha yanıyorken…

Yaşanan duruma dair konuşan Yılmaz’ın ağabeyi Hikmet Yılmaz, kardeşini kanlı bir tabut ve vücudunda işkence izleriyle teslim aldığını belirterek, üstüne üstlük bir de para istenmesini vicdansızlık olarak ifade etti. Yılmaz, “Bizim ciğerimiz halen yanıyorken gözyaşımız durmuyorken kardeşime bir de cezaevinden mahkeme kararıyla para cezası geldi. Yazıklar olsun ve adalet isim olarak değil gerçekten vicdan olarak olsun” diye belirtti.

Ne olmuştu?

Yılmaz’ın 60 gardiyanın işkencesine uğradığına dair görgü tanıkları, koğuş arkadaşlarının anlatımı ve kameralara yansıyan görüntülerle ortaya çıkmıştı. Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü, “kalp krizi” diyerek işkence iddialarını ret ederken, Yılmaz’ın vücudunda işkence izleri tespit edildi. İstanbul Barosu, İnsan Hakları Derneği, Özgürlük için Hukukçular Derneği, cezaevinde yaptıkları görüşmelerin sonucunda hazırladıkları raporda “cezaevindeki tutukluların şiddet gördükleri ve intihara yönlendirildikleri” yönündeki iddialarının doğrulandığını belirtti. İnsan Hakları Derneği ise ziyaret sonrası işkenceye uğradığı iddia edilen 10 kadar tutuklunun Karabük T Tipi, Akhisar T Tipi, Bolu T Tipi, Düzce T Tipi, İzmir 1 No’lu F Tipi, Manisa T Tipi, İzmir 2 Nolu F Tipi, Eskişehir H Tipi, Manisa Salihli T Tipi, Kütahya Tavşanlı T Tipi cezaevlerine sevk edildiklerini açıkladı. Ne Adalet Bakanlığından ne de Savcılıktan başka bir açıklama gelmedi.

Haber: Fethi Balaman / MA

#Katlettikleri #tutukluya #yemek #faturası #çıkardılar