Ana Sayfa Blog Sayfa 925

Tıp öğrencilerinden online eğitim kararına tepki

Depremin ardından okulların uzaktan eğitime geçileceğini belirtilirken, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ndeki öğrencileri yaptıkları açıklama ile duruma tepki gösterdi

Binlerce insanın ölümüne yol açan depremin ardından AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan üniversite öğrencilerinin ikinci dönem eğitimine ilişkin uzaktan eğitime geçileceğini belirtti. Erdoğan’ın sözlerine Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ndeki öğrencilerden tepki geldi.

Fatih ilçesinde bulunan fakültenin dekanlık binası önünde basın açıklaması yapan öğrenciler, online eğitim kararını kabul etmediklerini ifade ederek, “Slaytlardan ve online derslerden öğrenmek, yaşayarak öğrenmenin yerini tutmaz” dedi.

Bu karardan dönün

Öğrenciler, online eğitime geçiş kararıyla kaliteli tıp eğitimine erişim haklarının ellerinden alındığını belirterek şunları ifade etti: “Bizler bu kararın gözden geçirilmesini ve yüz yüze eğitim için bütün şartların zorlanmasını talep ediyoruz. Depremden etkilenen, barınma ve ulaşım güçlüğü yaşayabilecek arkadaşlarımızın sorunlarının çözülmesi için de üniversite yönetiminden gerekli adımları atmasını bekliyoruz. İhtiyaç doğrultusunda depremzede öğrenciler için hibrit eğitim modelinin üniversitemizce desteklenmesi istiyoruz. Bizim yüz yüze eğitim hakkımız toplumun nitelikli hekimlere erişim hakkıdır; Kaliteli tıp eğitimi Cerrahpaşalıların hakkıdır.”

İSTANBUL

#Tıp #öğrencilerinden #online #eğitim #kararına #tepki

Başaran: Mor TIR’larımızla kadınlara ulaşacağız

HDP Kadın Meclisi adına açıklama yapan HDP Kadın Meclisi Sözcüsü Ayşe Acar Başaran, depremde kadınların sorunlarının arttığına işaret ederek İstanbul’dan yola çıkan Mor TIR’larla bütün kadınlara ulaşmayı hedeflediklerini söyledi

Mereş (Maraş) merkezli 6 Şubat’ta yaşanan ve Kurdistan ile Türkiye’de on kentte binlerce insanın ölümüne yol açan depremin ardından enkaz kaldırma ve dayanışma çalışmaları devam ediyor. Halkların Demokratik Partisi (HDP) Kadın Meclisi Sözcüsü Ayşe Acar Başaran, deprem bölgelerinde kadınların yaşadıkları sorunlara ilişkin basın açıklaması yaptı.

Peyas (Kayapınar) İlçe Örgütü’nde yapılan basın toplantısında değerlendirmelerde bulunan Başaran, Amed’deki depremde  Kürt kadın hareketinin ilk derneği olan Yurtsever Kadınlar Derneği kurucularından ve HADEP’in ilk kadın komisyonu başkanı, insan ve kadın hakları aktivisti olan Melike Alp’in ve  Devrimci Parti Genel Başkanı Elif Torun’un kızı Eylem Şafak Aydın ile birlikte binlerce kişinin hayatını kaybettiği vurgulandı.

Dayanışmaya el koydular

HDP olarak ilk günden beri sahada olduklarını vurgulayan Başaran, 15 gün geçmesine rağmen hala birçok kentte çok ciddi sorunların olduğunu vurguladı. Partisine yönelik engellemelere vurgu yapan Başaran, Mereş Pazarcıx’ta çalışmalarına kayyum atanmasını hatırlatarak, “Arama kurtarma çalışmalarında görünmeyen, halka ihtiyaçlarını ulaştırmada ortalıkta olmayan, kolluk, devlet, iktidar Pazarcık’ta dayanışma merkezimize el koymak için bütün kolluğu oraya yığdı. TIR’larımıza ve dayanışma ihtiyacı için topladıklarımıza el koydu” diye belirtti.

23 bin kadın doğum yapacak

Deprem bölgesinde kadınlara dair edindikleri bilgileri paylaşan Başaran, Birleşmiş Milletler nüfus fonunun Türkiye’ye dair verdiği bilgiye göre deprem bölgesinde en az 214 bin kadın hamile ve bu kadınlardan en az 23 bini bir ay içerinde doğum yapacağını ve deprem bölgesinde çalışmalarda yeterince kadın olmadığı için çok ciddi sorunların yaşandığını vurguladı. Deprem bölgelerinde hijyen başta olmak üzere birçok sorun olduğunu belirten Başaran, Dilok’ta (Antep) yaşadığı bir olayı anlattı: “Bir kadının sözlerini buradan sizlere aktarmak istiyorum. ‘Hijyenik pandimi değiştirecek bir yer bulmakta zorlanıyorum’ en insani ihtiyaç bile şu anda deprem bölgesinde maalesef karşılanamıyor. Afet bölgeleri cinsel şiddette kadınların ve çocukların en savunmasız olduğu alanların başında gelmeye başladı. Şiddete maruz kalan kadınların gidebileceği herhangi bir mekanizma şu anda söz konusu değil.  Adliyelerin, karakolların yıkıldığı neredeyse bir kaos ortamından bahsediyoruz. Biz bunu pandemi sürecinde de neredeyse çok net bir biçimde gördük ki en çok kadınlar mağdur oluyor. ”

Güvenlik en önemli sorun

Kadınların deprem bölgelerinde yaşadığı bir diğer problemin güvenlik kaygısı olduğunu sözlerine ekleyen Başaran, “Yalnız yaşayan kadınlar deprem koşullarında barınamamanın bambaşka bir boyutunu yaşıyor. Mülteci kadınlar kaldıkları çadır kentlerde geceleri sırayla nöbet tutmak zorunda kalıyorlar. Maalesef yine bu güvenli alan sağlanamadığı için çocuk yaşta zorla evlendirilme riskinin de açığa çıktığını ifade etmek lazım” dedi.

Kadınların yükü arttı

Çocukların istismar ve saldırılarla karşı karşıya olduğunu vurgulayan Başaran, “Bu çocukların iyi olma halini saplama başta devletin, sonra toplum olarak bizim sorumluluğumuz olduğunu hatırlatmak isteriz. Yine çok iyi biliyoruz ki kadınlar toplumsal cinsiyet eşitsizliği sebebiyle bakım yükümlülüğünü, sorumluluğunu almak zorunda olan kesimlerin başında geliyor. Deprem alanlarında çocuk, hasta, yaşlı bakım gibi sorumluluklar daha fazla kadınların omzuna yüklenmiş durumda” diye vurguladı.

Çocukların İHH’ya verilmesine v Diyanet’in evlatlık edinmeye dair açıklamasına da değinen Başaran, buna karşı mücadele edeceklerini belirtti.

Sınırsız bir dayanışma var

İstanbul’da şu anda hazırlığı yapılan Afet İçin Feminist Dayanışma Grubu tarafından doldurulan Mor TIR’ın yola çıkmak üzere olduğunu belirten Başaran, sözlerini şöyle sürdürdü: “Batman ve Cizre’den kadın örgütleriyle, TJA ile ortak Mor TIR’larımız yola çıktı. Yine, kadınların özgün ihtiyaçlarını karşılamak üzere mor çadırlar kuracağız bütün deprem alanlarında. Başta; Hatay, Maraş, Adıyaman, Antep, Malatya ve Diyarbakır olmak üzere depremzede kadınların yaşadıklarını yerinde tespit etmeye devam edeceğiz ve onların ne talebi varsa karşılamaya çalışacağız. ”

İktidarın “doğal afet, kader” söylemlerine tepki gösteren Başaran,  “İstedikleri kadar gündem saptırmaya çalışsınlar çocukları hedef alan ‘fetvalarla’ ve mültecileri hedef gösterdikleri maşalarıyla beraber kendi çürümüşlükleri karşısında bugün hepimize umut olan uçsuz bucaksız, sınırsız bir dayanışma var” diyerek dayanışmanın süreceğini ve yaşananlar karşısında sorumlulardan hesap soracaklarını belirtti.

AMED

#Başaran #Mor #TIRlarımızla #kadınlara #ulaşacağız

Silopiya Belediyesi Narlı’da da aşevi kurdu

HDP’li Silopiya Belediyesi, Narlı’da da aşevi kurdu. Aşevinde 3 bin kişiye 2 öğün yemek veriliyor

HDP’li Silopiya Belediyesi, Mereş’in Bazarcix (Pazarcık) ilçesinden sonra Narlı beldesine de aşevi kurdu. Bölgedeki 3 kişiye hizmet veren aşevi yurttaşlara 2 öğün yemek servis ediyor. Silopiya Belediyesi personelleri ve 7 gönüllü de depremzedelere hizmet veriyor.

Belediye tarafından görevlendirilen ustalardan Deniz Aytaç, güçleri yettiğince depremden mağdur olanlara hizmet etmeye devam edeceklerini ifade etti.

ŞIRNEX

#Silopiya #Belediyesi #Narlıda #aşevi #kurdu

Tanrıkulu: Diyarbakır halkının dayanışması Türkiye’ye örnek olmalı

Depreme ilişkin basın toplantısı düzenleyen CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Amed’teki halk dayanışmasını hatılatarak, ‘Türkiye’ye örnek olmalı’ dedi

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu ve Amed İl Başkanı Abdullah Atik, Mereş merkezli yaşanan depremlere ilişkin basın toplantısı düzenledi.

CHP Amed İl Başkanlığı’nda gerçekleştirilen toplantıda konuşan Tanrıkulu, depremin ilk gününden itibaren kentte olduğunu belirterek, “Deprem hala devam ediyor. Diyarbakır’da 409 yurttaşımız hayatını kaybetti, binden fazla yurttaşımız ise yaralı ve birçok yurttaşımız ise hala yoğun bakımda mücadele ediyor. Hasar tespit çalışmalarına göre, birçok konut oturulmaz halde” diye belirtti.

Deprem sonrası Amed halkının ördüğü dayanışmaya dikkati çeken Tanrıkulu, şunları söyledi: “Deprem günü Diyarbakır halkı kendi aralarında dayanışmaya geçti, bunun tüm Türkiye’ye örnek olması gerekiyor. Diyarbakır başta olmak üzere Adıyaman, Maraş, Hatay, Malatya, Elbistan da hala yurttaşlarımız enkaz altında can veriyor. Buradan AKP’ye sesleniyorum; bunun hesabını siyasi olarak soracağız. Hesap verecekler, bu adil olmayan düzene son vereceğiz. CHP olarak Türkiye’yi yeniden kuracağız. 2’nci yüzyılda yaşanabilir, adalet ve barışçıl bir Türkiye inşa edeceğiz.”

AMED

#Tanrıkulu #Diyarbakır #halkının #dayanışması #Türkiyeye #örnek #olmalı

Eylemlerine ara veren Şenyaşar Ailesi yeniden eylem alanında

Deprem dolayısıyla eylemlerinin 700’üncü gününde eylemlerine ara veren Şenyaşar ailesi Adalet Nöbeti’ni yeniden başlattı

Riha’nın (Urfa) Pirsûs (Suruç) ilçesinde, 14 Haziran 2018 tarihinde AKP Milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın koruma ve yakınları tarafından eşi ve iki oğlu katledilen Emine Şenyaşar ile saldırılardan yaralı kurtulan oğlu Ferit Şenyaşar’ın 9 Mart 2021’de başlattıkları Adalet Nöbeti’ne 6 Şubat’ta Kurdistan ve Türkiye kentlerinde yaşanan deprem nedeniyle ara verilmişti.

15 gün sonra yeniden

Depremzedelere yardımcı olmak için nöbete ara veren aile, 15 günün ardından bugün yeniden Adalet Nöbeti’ne kaldıkları yerden devam etti. Urfa Adliyesi önüne gelen Şenyaşar ailesi, eylemlerinde depremde hayatını kaybedenleri andı.

‘Adalet sağlanana kadar buradayız’

Nöbet yerinde konuşan Ferit Şenyaşar, “Enkaz altındaki insanlar günlerce kurtarılmayı beklerken adliye önünde nöbet tutmayı etik bulmadık. Bu nedenle 15 gündür nöbetimize ara verdik. İmkanlar dahilinde depremzedelerin yaralarını sarmaya çalıştık” dedi. Talepleri karşılanmadığı için eylemlerinin devam ettiğini belirten Şenyaşar, “Ailemizden 3 kişi hastanede katledildi. Bir kardeşim halen tutuklu. Ortada bir hukuksuzluğun olduğunu Cumhurbaşkanı da dahil, herkes biliyor. Ancak katliamı yapan iktidar partisinin bir milletvekili olduğu için adalet sağlanmış değil. Adalet sağlanana kadar bizler adliye önünden ayrılmayacağız” ifadelerini kullandı.

‘Hükümet zulümden başka bir şey yapmıyor’

Başta depremden etkilenenler için yardım çağrısı yapan Emine Şenyaşar ise, “Ailemde 3 kişiyi öldürdüler. Bir oğlum 5 yıldır tek kişilik hücrede tutuluyor. Bu hükümet bize zulümden başka bir şey yapmıyor. Çocuklarımı öldürenler kendilerine vekil diyerek serbestçe dolaşabiliyor. Neden cezalandırılmıyorlar?” diye sordu.

RIHA

 

#Eylemlerine #ara #veren #Şenyaşar #Ailesi #yeniden #eylem #alanında

KNK’den 21 Şubat Dünya Anadil Günü açıklaması: Dil varlığın direğidir

KNK, 21 Şubat Dünya Anadil Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, ‘Dil, her ulus için varlığın direğidir’ vurgusu yaparak Kürtçe üzerindeki baskı ve asimilasyon polititkalarına dikkati çekti

Kürdistan Ulusal Kongresi (KNK), 21 Şubat Dünya Anadil Günü dolayısıyla yazılı açıklama yaptı.

Kürt diine yönelik yok olma tehlikesinin özellikle ‘ülkenin kuzey ve doğusunda hissedildiği’ ifade edilen açıklamada, günlük konuşmalarda ana dilin kullanılmamasının da bunun en önemli nedeni olduğu vurgulandı.

Açıklamanın devamında şu ifadelere yer verildi: “Daha önemlisi ana dilin eğitim ve öğretim dili olmamasıdır. Dil, tarih boyunca Kürtler için direnişin mevzisi olmuştur ve bunun güçlendirilmesi gerekiyor. Dil, her ulus için varlığın direğidir.

Güney Kürdistan’da parlamento, hükümet ve resmi kurumlar var. Federal Irak devletinin anayasasında Kürt dili tanınmıştır. Ancak dile ilişkin politikalar ve bilimsel planların olmaması Kürt dilini engellerle karşılaştırmaktadır. Güney Kurdistan hükümeti bu sorunları hızlıca çözmeli ve dil konusunda kanal ve platformlar oluşturmalıdır.

Rojava’da işgal, savaş ve direnişle yüklü hassas bir süreçten geçilmesine rağmen bu olağanüstü durumda güçlü bir irade mevcuttur. Özerk yönetim, eğitim kurumlarında Kürtçe ve Süryanice eğitim verilmesini sağlıyor.

Ülkenin diğer iki parçasında da Kürtçenin eğitim dili olarak kullanılmaması haricinde, işgalci devletlerin faşist sistemleri Kürt dili ve Kurdistan bileşenlerin dillerini tehlikeye atmaktadır.

KNK olarak başta Kürt dilini dijital araçlara, global iletişim ve teknolojiye dahil edenler olmak üzere Kürt diline hizmet eden tüm kişi ve kurumlara başarılar diliyoruz. Bu kazanımların çok değerli olduğunu düşünüyor ve 21 Şubat Anadil Günü’nü büyük bir fırsat olarak değerlendiriyoruz. Ayrıca tüm dil, kültür, eğitim, medya ve basın kurumlarını Kürt diline yönelik tüm saldırı, baskı ve tehlikeleri durdurmaya ve işgalcilerin planlarını karşı sessiz kalmamaya çağırıyoruz. Tüm Kürt yetkililer dille ilgili bir politika ve planlamaya sahip olmamanın yarattığı tehlikelere karşı uyarılmalıdır. Bizler için dil, sadece bir iletişim aracı değil aynı zamanda kimliğimiz ve varlığımızdır. Dili korumak görevimizdir. Hep birlikte buna hizmet ederek, en yüksek seviyelere taşımalıyız.”

Kaynak: MA

#KNKden #Şubat #Dünya #Anadil #Günü #açıklaması #Dil #varlığın #direğidir

Hatay Kriz Koordinasyon Merkezi: Şehir ranta teslim edilmemeli

Hatay Kriz Koordinasyon Merkezi tarafından yapılan basın açıklaması ile talepler sıralanırken, ‘Şehri terk etmek zorunda kalan insanların geri dönüşleri teşvik edilmeli, şehir hiçbir biçimde inşaat rantına teslim edilmemelidir’ denildi

Mereş (Maraş) merkezli yaşanan depremle yerle bir olan kentlerden Hatay’da çalışmalar devam ediyor. Hatay Kriz Koordinasyon Merkezi, depremden sonraki iki haftalık sürece ilişkin basın açıklaması yaparak taleplerini sıraladı.
Akdeniz Mahallesi’ndeki Defne Evi’nde açıklama yapılan açıklamada grup adına konuşan Mutlu Aymaz, felaketin sorumlularının yargı önünde hesap vermesi için tüm güçleriyle mücadele edeceklerini belirtti.

İktidar toplumun üzerine yıkıldı

Antakya, Defne, Samandağ ve Kırıkhan’ın onarılacak değil, yeniden kurulacak kentler haline geldiğini belirten Aymaz, iktidarın toplumun üzerine yıkıldığına işaret ederek, kentte yaşanan işkence görüntülerin değindi. Aymaz, “Yaşadığımız süreçte göçmenlere, farklı kimliklere öfke ve kin duymak, ‘yağmacı’ olduğu ileri sürülen kişilerin lince varan darp görüntüleri, jandarma karakolundan gelen işkence ve ölüm haberleri, kabul edilebilir değildir” diye konuştu.

Aymaz, açıklamanın devamında kente dair talepleri şöyle sıraladı:

“* Öncelikle yıkılan ve ağır hasar gören, depremin yıkıcı etkisinin büyüklüğünü de dikkate alarak ihtiyaç duyan bütün Hatay halklarının “barınma sorunu” kentin özgün karakteri de dikkate alınarak ve altyapı sorunları çözülmüş biçimde giderilmelidir. Binlerce kişilik çadır kentler yerine çadır mahallelerin kurulması gerekmektedir. Uzun vadede mahallelerde konteyner kentler oluşturulmalıdır.

* Halklarımızın “Beslenme-giyim kuşam–sağlık ve eğitim ihtiyaçları hiçbir eksiklik yaratmayacak biçimde çözülmelidir. Engelli, kronik hasta vb. dezavantajlı gruplar hiçbir biçimde mağdur edilmemelidir.

* Depremde mağduriyet yaşayan bütün halklarımıza “asgari ücret” altında kalmamak üzere düzenli ve sürekli bir “nakdi” destek yapılmalıdır.

* Hatay şehrinin yeniden imarında ‘şehrin tarihsel ve kültürel’ dokusuna saygılı olunmalı, şehri terk etmek zorunda kalan insanların geri dönüşleri teşvik edilmeli, şehir hiçbir biçimde inşaat rantına teslim edilmemelidir.

* Onbinlerce canın ölümünün ne afet, ne kader, ne de depremden kaynaklanmadığının bilinci ile ülke yönetme erkini elinde bulunduran ve her türlü kararı alma yetkisine sahip eski ve yeni bütün bürokratik ve siyasi sorumluların hesap vermesi sağlanmalıdır.

* Deprem mağdurlarının diğer kentlere nakli, tarikat-mafya ilişkilerine dayanan kurumların gözetiminden çıkarılmalı, gidilen kentlerdeki barınma sorunu da öğrenci yurtlarının boşaltılması ile değil, mülkiyet sahiplerinin rant için elinde tuttuğu otel, pansiyon, konutlar ile ve kamuya ait, ancak iktidar tarafından yandaş zümrelere tahsis edilmiş binaların kullanıma açılmasıyla çözülmelidir.

* Depremzedelere yönelik konut inşaatlarının yer seçim kararının aceleye getirilmemesini, iktidara yakın firmaların servetine servet katılırken, yer seçiminde orman, mera, tarım alanı vb. alanların umarsızca talan edilmemesini talep ediyoruz.”

HATAY

#Hatay #Kriz #Koordinasyon #Merkezi #Şehir #ranta #teslim #edilmemeli

Enkaz kaldırılmadan rant paylaşımı

Depremin üzerinden 10 gün geçmeden Kamu İhale Kanunu’nda önemli bir değişiklik yapıldığı ortaya çıktı. Değişiklikle depremin yıktığı kentlerin yeniden inşası için yapılacak ihalelerin kimler arasında pay edileceğinin belirlendiği yorumları yapıldı

Depremin üzerinden 10 gün geçmeden Kamu İhale Kanunu’nda önemli bir değişiklik yapıldığı ortaya çıktı. 16 Şubat 2023 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan 6807 sayılı kararla, 4737 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun 3. maddesinin (b) bendi kapsamında yapılacak ihalelere ilişkin usul ve esasları yürürlüğe koyuyor. Kamu İhale Kanunu’nda şimdiye kadar yüzden fazla değişiklik yapıldığı biliniyor. Değişiklikle depremin yıktığı kentlerin yeniden inşası için yapılacak ihalelerin kimler arasında pay edileceğinin belirlendiği yorumları yapıldı.

İhalesiz ihale

4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun 3. maddesinin (b) bendinde yer alan ihalelerin kapsamı şöyle: “Savunma, güvenlik veya istihbarat alanları ile ilişkili olduğuna veya gizlilik içinde yürütülmesi gerektiğine Cumhurbaşkanı veya ilgili bakanlık tarafından karar verilen veya mevzuatı uyarınca sözleşmenin yürütülmesi sırasında özel güvenlik tedbirleri alınması gereken veya devlet güvenliğine ilişkin temel menfaatlerin korunmasını gerektiren hallerle ilgili olan mal ve hizmet alımları ile yapım işleri.”

Yapılması istenen değişiklikle bu ihalelerin pazarlık usulu ile bazı kişilere verileceği belirtiliyor. Ve ihalleri verme yetkisi sadece cumhurbaşkanlığında ve Maliye ve Hazine bakanlığında toplanıyor. Bazı kulis bilgilerinde göre Hatay’da yıkılan bazı ilçelerin inşa işinin kimlere verileceği bile bugünden belirlenmiş. Tosyalı ailesini adı geçiyor. Varlık Fonu yöneticisi Fuat Tosyalı’nın İskenderun’un inşa işini üstleneceği söyleniyor. İskenderun Belediye Başkanı Fatih Tosyalı, Fuat Tosyalı’nın akrabsası. Diğer kentlerin inşası ile ilgili bazı isimlerin konuşulduğu ve ihalelerin pazarlık usulü ile belirlenmiş kişilere verileceği belirtiliyor. Bu gelişmeler daha enkaz kaldırılmadan deprem bölgesinde rant paylaşılmaya başlandığı değerlendirmelerini beraberinde getirdi.

HABER MERKEZİ

#Enkaz #kaldırılmadan #rant #paylaşımı

Beyrutlu kadınlardan Abdullah Öcalan yorumu: Çağın ötesinde düşünür

PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın felsefesinden etkilendiklerini söyleyen Beyrutlu kadınlar ‘Çağının ötesinde bir düşünür’ diyerek fiziki özgürlüğü için mücadele edeceklerini ifade ettiler

Uluslararası bir komployla 15 Şubat 1999 yılında Kenya’nın başkenti Nairobi’den kaçırılarak Türkiye’ye getirilen PKK Lideri Abdullah Öcalan 24 yıldır İmralı F tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevinde tek kişilik bir hücrede mutlak tecrit altında tutuluyor. İmralı işkence sistemi olarak değerlendirilen genişletilmiş ve genelleştirilmiş tecrit, komplonun yıldönümünde dört parça Kurdistan, Türkiye ve dünyanın her yerinde Kürtler ve dostları Abdullah Öcalan’ın üzerindeki tecrit kaldırılsın, fiziki özgürlüğü sağlansın diyerek panel, seminer, yürüyüş gibi birçok eylem gerçekleştiriyorlar.
‘Jin Jıyan Azadi’ öncülüğünde gelişen eylemlerin felsefik, ideolojik ve örgütsel alt yapısını oluşturan ve kadın özgürlük paradigmasıyla tüm dünyada etki yaratan Abdullah Öcalan’ın felsefesi dalga dalga yayılarak kadınlar ve toplumları etkiliyor. Komplo dolayısıyla Nûn Öcalan’a Özgürlük İnisiyatifi’nden bir heyet Abdullah Öcalan’a yönelik ihlallere dikkat çekmek için Avrupa Konseyi’ni (AK) ziyaret etti.

Nûn İnisiyatifi’nin Sözcüsü Sewsen Şoman, hukuk profesörü ve Kolombiya’daki kadın mahkumlar için insan hakları aktivisti, Adalet, Eğitim ve Sosyal ve Kişisel İlişkilerden Sorumlu Suçla Mücadele Grubu üyesi Diyana Restrepo ve Fransız-Kürt Derneği Başkan Sylvie Jean, Fransa’nın Strasburg kentindeki Avrupa Konseyi’nde bir toplantı yaptı. Heyet ayrıca Gözlemciler Komitesi Genel Sekreteri ve parlamentonun sol bloğu, parlamentonun sağ bloğu ve Kıbrıs Hukukçular Komitesi ile de görüştü. Bu ziyareti Avrupa’daki Kürt Kadın Hareketi organize etti. Yapılan görüşmelere dair Beyrutlu kadınlar da bir sempozyum düzenledi.

‘Umut hakkı’ ihlali

Nûn Öcalan’a Özgürlük İnisiyatifi’nden Sawsan Mahmoud, “Nûn Öcalan’a Özgürlük İnisiyatifi’nden bir heyet İmralı Cezaevi’nde tutulan PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik ihlallere dikkat çekmek için Avrupa Konseyi’ni (AK) ziyaret etti. Öte yandan çeşitli komitelerle toplantılar yapıldı. Bu komiteler toplantılar sırasında Önder Öcalan’ın ‘Umut Hakkı’nın’ ihlal edildiğini belirtti. Ancak Türkiye Önder Öcalan’a yönelik hak ihlallerini devam ettiriyor. Girişim olarak toplantılar, seminerler, konferanslar düzenleyeceğiz ve bu yol ile hem Türkiye’ye hem de CPT’ye baskı uygulayacağız” dedi.

Felsefesiyle büyüdüm

Abdullah Öcalan’ın felsefesiyle büyüdüğünü söyleyen Kürt kadın Dylan Hassan, Abdullah Öcalan’ın ‘Demokratik Uygarlık Manifestosu’ kitabına değinerek, “Kitabın girişini okumaya başladığımda çok etkilendim ve ağlamaya başladım. Abdullah Öcalan çağının ötesinde bir düşünür. İnsanların insan olarak haklarını elde etmeleri ve içinde yaşadıkları toplumun bir parçası olmaları için barış ve güvenlik çağrısında bulunmuştur” şeklinde konuştu.

‘Uluslararası bir düşünür’

Jin Derneği Başkanı Büşra Ali de Abdullah Öcalan’ın tutuklanmasının ideolojisinin yayılmasına katkı sağlayıp sağlamadığına ilişkin bir soruya yanıt olarak, “Tutuklanması düşüncelerinin yayılmasına engel olmadı. Hatta Kürt meselesi bu süreç içerisinde daha çok tanındı. Birçok insan Önder Öcalan’ın yaşam ve mücadelesini bilmiyordu ancak Önder Öcalan’ın tutukluluğu ardından birçok kişi bu bilgilere daha çok sahip oldu. Gerçekleşen uluslararası bir komplodan sonra halk onu merak etti. Öcalan tutuklandıktan sonra uluslararası bir düşünür oldu” diye konuştu.

‘Öcalan hayattaki idealim’

Sempozyuma katılan Samah Al-Ali ise Abdullah Öcalan’ın düşüncesi üzerindeki etkisine ilişkin olarak şunları söyledi: “Önder Abdullah Öcalan’ın ideolojik düşüncesini ondan istifade etmek ve başkalarına fayda sağlamak amacıyla kavramaya çalışıyorum. Ben psikoloji okuyorum ve bu konunun gerçekliğini psikolojik bir bakış açısıyla anlamaya çalışıyorum. Bu insanın felsefesini benimsiyorum. Onu sadece liderim olarak değil, hayattaki idealim olarak görüyorum.”

Haber: Carolıne Bazzı / Beyrut – NuJinha

#Beyrutlu #kadınlardan #Abdullah #Öcalan #yorumu #Çağın #ötesinde #düşünür

Çocukların İHH’ya verilmesine tepki: #ÇocuklarınTakipçisiyiz’

Afet İçin Feminist Dayanışma ve Eşitlik İçin Kadın Platformu depremzede çocukların İHH’ye verilmesine tepki gösterdi: ‘Devlet istismar geçmişiyle bilinen tarikat bağlantılı oluşumlara görev ve yükümlülüklerini devredemez. #ÇocuklarınTakipçisiyiz’

Afet için Feminist Dayanışma, İstanbul’da en 20 çocuğun İHH İnsani Yardım Vakfı tarafından ‘ayarlandığı’ belirtilen evlere yerleştirilmesi ile ilgili yazılı bir açıklama yayınladı. Twitter hesabından yayınlanan ve “Depremden etkilenen çocuklar tarikat evlerine gönderilemez!” başlıklı açıklamada, çocukların hangi koşullarda ve kim tarafından bu evlere yerleştirildiğinin açıklanmadığına dikkat çekildi. Açıklamada ayrıca #ÇocuklarınTakipçisiyiz etketi de kullanıldı.

“Çocuklar bakanlığın iddia ettiği gibi ‘annelerinin refakatinde’ dahi olsalar depremin travmasını yaşayan kadın ve çocukların bu evlere yerleştirilmesi kabul edilemez” ifadelerine yer verilen açıklamada, “Devlet hiçbir uzmanlığı olmayan hatta istismar geçmişiyle bilinen tarikat bağlantılı oluşumlara görev ve yükümlülüklerini devredemez” denildi.

Bakanlığın, “şartları kötüleşirse korumaya alırız” sözlerininin de hatırlatıldığı açıklamada devamla şu ifadelere yer verildi: “Bakanlığı acilen Anayasa ve yasalara uygun hareket etmeye çağırıyoruz. Devletin her türlü istismar ve şiddete karşı çocukları koruma yükümlülüğü vardır. Bakanlığa bu yükümlülüğünü hatırlatıyoruz! Toplumsal muhalefeti ve kamuoyunu deprem bölgesinde olan ve deprem bölgesinden başka illere nakil edilen çocukların akıbetinin takipçisi olmaya çağırıyoruz! Çocukları yaşadıkları yıkımın ardından hiçbir istismar ortamına terk edemeyiz, acilen sosyal hizmet kurumlarında koruma altına alınmaları sağlanmalıdır!”

Bir açıklama da EŞİK’ten

Eşitlik İçin Kadın Platformu (EŞİK) de yaptığı yazılı açıklama ile çocukların durumuna dikkat çekti. “Şeffaf olmayan bir şekilde Devlet dışı kurumlara gönderilen kaç çocuk var? Bakanlık bu durumla ilgili ne yapacak” sorularının sorulduğu açıklamada, 18 Şubat’ta bakanlık tarafından İHH’ya yerleştirilen çocukların durumunun itiraf edildiği belirtildi. Açıklamada, “Çocuklara ilişkin yasal düzenlemelerin ve uygulamaların tümü, çocuğun üstün yararı ilkesi gözetilerek yapılmak zorundadır. Hukuk dışına çıkılamaz. Refakatsiz, mülteci, yoksul çocukların yasal düzenlemelere aykırı şekilde devlet dışı kurumların, tarikatların evlerine yerleştirilmeleri kabul edilemez” denilerek sürecin şeffaf yürütülmesi gerektiği vurgulandı.

İktidar ülkenin üzerine yıkıldı

Diyanet’in evlat edinme ile ilgili açıklamalarına da değinilen metinde, “Evlat edinmek de dahil toplumsal yaşama ilişkin konularda dini dayanak sunmak, Anayasa’ya ve laiklik ilkesine açıkça aykırıdır”diye vurgulandı.
Diyanet’in paralel devlet yapılanmasına dönüştüğü belirtilen açıklamada, “Deprem yirmi yıldır devletin içini boşaltan iktidarın tüm ülkenin üzerine yıkılmasına neden oldu. Çocukları, hepimizin güvencesi olan laiklik ve hukuk güvenliği ilkelerini, seçim güvenliğini, eşit ve şiddetsiz bir ülkede yaşama umudumuzu iktidarın hukuk tanımaz tavrına teslim edemeyiz. Hukuka sahip çıkmaktan, toplumsal dayanışmayı büyütmekten ve birlikte mücadele etmekten başka yolumuz yok” denildi.

Ne olmuştu?

Mereş’te dokuz saat arayla meydana gelen ve 11 ilde yıkıma yol açan iki büyük depremde ailesini kaybeden ve refakatsiz en az 20 çocuğun iktidara yakınlığıyla bilinen İHH İnsani Yardım Vakfı tarafından bu eve yerleştirildiği ortaya çıktı.

TELE1.com.tr’den Egehan Erkün’e konuşan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı yetkilisi, söz konusu ihbarın ardından bakanlık personellerinin polis ekipleriyle birlikte villaya gittiğini ve konutun Aynur Akdeniz isimli İHH yöneticisine ait olduğu bilgisine ulaştıklarını ifade etti.

Bakanlık kaynağı, Aynur Akdeniz ile 20 depremzede çocuk ve 7 annenin Hatay’ın Kırıkhan ilçesinde geçmişte de iletişim halinde olduğunu söyledi.

Öte yandan deprem nedeniyle birçok çocuğun ailesini kaybettiği veya çocukların kaybolduğu iddia ediliyor. Depremin ilk günlerinden bu yana bazı depremzede çocuklara devlet tarafından sahip çıkılmadığı belirtiliyor.

Bu iddialara ilişkin daha öne açıklama yapan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, “Deprem bölgesinde şu ana kadar ailelerine ulaşılamayan refakatsiz çocuklar konusunda tek yetkili kurum bakanlığımızdır” demişti.

Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği, deprem bölgesindeki refakatsiz çocukların tarikatlar tarafından kaçırıldığı, kendilerini aileleri olarak tanıtan kişilere veya organ mafyalarına teslim edildiğine dair iddialar üzerine suç duyusunda bulundu.

Çağdaş Hukukçular Derneği de depremzede ve kimsesiz olabileceği düşünülen çocukların tarikatlarla ilişkili olabilecek bir derneğe teslim edildiği yönünde ciddi şüpheler içeren bir ihbar aldıklarını duyurmuştu.

HABER MERKEZİ

#Çocukların #İHHya #verilmesine #tepki #ÇocuklarınTakipçisiyiz