Ana Sayfa Blog Sayfa 927

Fırsatçılar yine iş başında: Ev taşıma 20 bin lira!

Depremin ardından birçok yurttaş yıkık evlerini terk ederken, Nurdağı’nda nakliye ücretleri 20 bin liraya kadar çıktı

Depremin ardından can kayıpları artarken, yaşayanlar ise barınma sorunu ile yüz yüze. Dîlok’un (Antep) Nurdağı ilçesinde de, neredeyse tüm yapılar zarar görürken, yaşam durma noktasına geldi.

Bakanlık onaylıymış

Büyük oranda yıkılan ilçeye “koordinatör vali” olarak atanan Şırnak Valisi Osman Bilgin ilçenin tamamının yıkılacağını belirtmesinin ardından halk ilçeyi terk etmeye başladı. Kalanların birçoğu ise yıkılan evlerindeki eşyalarını alma telaşı içerisine girdi. İlçede her köşe başında asansörlü nakliye araçları dikkat çekerken, nakliyeciler, Çevre, Şehircilik ve İklim Bakanlığı tarafından verilen onaylı belgeyle taşıma işlerini yaptıklarını ileri sürdü.

20 bin liraya ev taşıma!

Mezopotamya Ajansı’ndan (MA) İbrahim Irmak’ın haberine göre, nakliye araçları taşıma işlemi için 6 bin liradan başlayan fiyatlarla hasarlı evlerden eşya taşıdıklarını belirterek, kimi zaman bu işlemin evin hasar ve kat yüksekliğine göre 20 bin liraya kadar yükseldiğini belirtti.

20 bin liraya kadar ödenen fahiş fiyatlar depremzedelerden alınırken nakliyeciler bu fiyatların ise sadece Dîlok sınırları için geçerli olduğunu belirtiyor.

DÎLOK

#Fırsatçılar #yine #iş #başında #taşıma #bin #lira

Elbistan’da 15 gün sonra çadır verildi

Depremin üzerinden 15 gün geçmesine rağmen Mereş’in Elbistan’a bağlı İçmeler Mahallesi’ne çadırlar yeni verildi 

Mereş’te (Maraş) 6 Şubat’ta yaşanan ve binlerce insanın hayatını kaybettiği depremin ardından ölü sayısı artarken, hala birçok yerde enkazlar yerde. Birçok yere ise aradan 15 gün geçmesine rağmen henüz çadır bile ulaşmış değil.
Elbistan’a bağlı İçmeler Mahallesi’nde de depremin etkisiyle çok sayıda ev yıkılırken, 60 cenazenin geldiği mahalleye günler sonra çadır gönderildi.

‘Topraklarımızda kalacağız’

Birçok ev, iş yeri ve otelin yıkıldığı mahallede hasa tespit çalışmaları da başladı. Mezopotamya Ajansı’ndan (MA) Adnan Bilen ve Yüsra Batıhan’a konuşan ve evleri ağır hasarlı olan, bahçelerinde kurdukları çadırda yaşamaya çalışan Demir ailesi, depremin üzerinden bunca zaman geçmesine rağmen halen mağduriyetlerinin devam ettiğini ifade ederek, topraklarını terk etmeyeceklerini vurguladı. Mahallede yaşamaya devam edeceklerini anlatan Zöhre Demir, “Ne olursa olsun burada kalmaya devam edeceğiz. Burada ihtiyaçlarımız elbette oluyor ama biz buna karşı mücadele edeceğiz” dedi.

‘Hiçbir yardım ulaşmadı’

Ali Demir de, “Günler sonra çadırın içerisinde kendi imkanlarımızla banyo yaptık. Hükümet bize haksızlık yapıyor. Köylerimizin yolları halen çamur içerisinde. Deprem olduktan sonra 4 gün boyunca fırtınalı havada bekledik ve bize hiçbir yardım ulaşmadı. Bütün imkanlarımızı kendimiz sağladık, sularımızı zor sağladık. Depremden sonra Cemevi’ne sığındık, orda üç gece kaldık. Uzun bir süre bize çadır vermelerini bekledik” diye konuştu.

MEREŞ

#Elbistanda #gün #sonra #çadır #verildi

İşkence ile gözaltına alınan 6 kişi tutuklandı

İskenderun’da ihbarla gözaltına alınan 10 kişiden 6’sı tutuklandı

Hatay İskenderun’da Bit Pazarı’nda esnaf olan M.Y., A.Y., A.Y., R.Y., B.A., C.Z., S.B., R.A., M.C.K. ve M.B. adlı kişilerin polislerce darp edilerek gözaltına alındığı belirtildi. Depremzede olduğu öğrenilen 10 kişiden M.B. ve S.B.’nin Suriyeli olduğu, emniyette de işkenceye maruz kaldıkları ve gözaltına alınanlardan bazılarının ayakkabısız tutuldukları öğrenildi.

6 kişiye tutuklama

İfade işlemlerinin ardından 12 kişi İskenderun Adliyesi’ne sevk edildi. İskenderun 1. Sulh Ceza Hakimliğine sevk edilen 10 kişi, üzerine atılı “Bina içinde muhafaza altına alınmış olan eşya hakkında hırsızlık” suçunu ret ederken, mahkeme, M.Y., A.Y., R.Y., B.A., C.Z., S.B. hakkında tutuklama kararı verildi.

A.Y., R.A., M.C. ve M.B. ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

HATAY

#İşkence #ile #gözaltına #alınan #kişi #tutuklandı

İnsanı devlet için değil, insan olduğu için yaşatmak

6 Şubat’ta Maraş merkezli yaşanan depremlerde binlerce insanın yaşamını yitirmesi, bu devleti kutsayan zihniyetin bir sonucundur. Yapılması gereken demokratik cinsiyet özgürlükçü bir zihniyeti esas almaktır

Seyithan Akyüz

Türk siyasetçilerin sıklıkla dile getirdikleri bir söz vardır. Derler ki “insanı yaşat ki devlet yaşasın.” Bu sözün kaynağı olarak da Şeyh Edebali’yi gösterirler. Şeyh Edebali, Osmanlı Devleti’nin kuruluş yıllarında yaşamış bir din adamı. Aynı zamanda Osmanlı Devleti’ni kuran ve adını bu devlete veren ilk Osmanlı Sultânı Osman Gazi’nin de kayınpederi. Konumuz Osmanlı tarihi veya Şeyh Edebali’nin kim olduğu değil elbette. Bundan ziyade söylenen bu sözün zihni arka planının ne olduğunu izah etmektir.

Tabi bu sözün gerçek anlamda kime ait olduğunu bilmiyoruz. Ama şunu iyi biliyoruz ki bu söz, insan için değildir. Görünürde insan için söylenmiş bir söz olarak anlaşılsa da, işin özü bu değildir. Bu devletiçi mantığın kendini insani kılıfta dışavurumudur. Zira burada esas yaşatılmak istenen insan değil, devlettir. Devletin yaşadığı bir yerde ise, insanın yaşam kalitesi düşük, hatta tehlikededir. Bunu binlerce yıllık yaşayan devletlerden iyi biliyoruz. Devlet denilen örgütlenmenin hangi temeller üzerinde kurulduğuna baktığımızda da, bu gerçekliği somut bir şekilde görmek mümkün. Tarihsel geçmişi 5-6 bin yıla dayanan devlet; bir avuç insanın topluma egemen hale geldikten sonra, bu egemenliğini sürdürmek ve güvenceye almak için kurdukları bir sömürü aracıdır. Devletin karakteri ve içeriği bu olduğu için, binlerce yıldır yaşıyor! Peki bu ne pahasına olmuştur? Elbette milyonlarca insanın ölümü pahasına olmuştur. Eğer sözünü ettiğimiz egemen zihniyet sahibi olanlar bugün bütün insanlığı yok etmiyorlarsa; bunun nedeni insanlığı sevmek değil, sömürülerinin bekçisi olan devleti yaşatmak içindir.

6 Şubat’ta Maraş merkezli yaşanan depremlerde binlerce insanın yaşamını yitirmesi de, bu devleti kutsayan zihniyetin bir sonucundur. Bu öyle bir zihniyettir ki; evrenimizin en harika varlığı olan insan dahi buna feda edilmekte ve bu konuda tereddüt edilmemektedir. Çünkü bu zihniyet için esas olan insan değil, sömürü aracı ve egemenliklerinin bekçisi olan devlettir. Gerektiğinde binlerce hatta milyonlarca insan buna feda edilir. Tabii ki bu şu veya bu hükümetle alakalı bir mesele değil, bu bir zihniyet meselesidir ve kim hükümet olursa olsun eğer bu zihniyeti taşıyorsa, bu şekilde hareket edecektir.

Oysa zihniyet bu olmasaydı veya esas olan devlet değil de insan olsaydı; şiddeti ne olursa olsun böylesi bir doğa olayında bu kadar insan kaybı olmazdı. Çünkü doğa, en zayıf varlığı olan insana düşünüyor olma özelliğini vermiş ve bu özelliğiyle de kendini doğal olaylar karşısında savunma imkânı sunmuştur. İnsan bu yetisi sayesinde bilimi geliştirmiş, bilim ile de kendini gücü yetmediği olaylar karşısında korumuştur. Ya da kendisini böylesi durumlarda en az zararla kurtarmıştır. Eğer bu basit gerçekliğe uygun hareket edilseydi, depremde binlerce insan ölmez ve yaralanmazdı. Bunun yanısıra milyonlarcası da yerinden olmazdı. Kuşkusuz burada en çok sorumluluğu olan yıkılan bu yapıların denetim yetkisi bulunup da yapamayanlardır. Yine siyasi iktidarının ömrünü biraz daha uzatmak veya birkaç oy fazla almak için sürekli imar aflarını çıkaranlardır. Bu nedenle burada yapılması gereken temel şey; devletçi zihniyeti beynimizden söküp atmak, onun yerine demokratik cinsiyet özgürlükçü bir zihniyeti esas almaktır. Bu olursa insan devlet için değil, insan olduğu için yaşatılacaktır.

#İnsanı #devlet #için #değil #insan #olduğu #için #yaşatmak

HDP’den mülk sahiplerine çağrı: Kiraları sabit tutun

HDP Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ve Mithat Sancar, mülk sahiplerine kiraları sabit tutmaları çağrısında bulundu

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ve Mithat Sancar, Mereş merkezli depremlerin ardından artan ev kira fiyatlarına ilişkin mülk sahiplerine çağrı yaptı. Büyük depremde yaşanan yaraları hep birlikte sarmak için yoğun bir dayanışma gerçekleştirildiği vurgulanan çağrıda, “Bu dayanışma çabası ve ruhu geleceğe dair umutlarımızı büyütüyor. İlk günden binlerce ailemiz evlerini depremzedelere koşulsuz açtı. Bunun için onlara yürekten teşekkür ediyoruz. Ancak az da olsa bizi üzen bazı gelişmeler var. Özellikle kent merkezlerindeki kira fiyatlarında orantısız bir artış olduğu yönünde bilgiler geliyor. Bu büyük afetin etkilerini azaltmak için hepimiz elimizi taşın altına koymalıyız” denildi.

Depremzedelerin daha fazla mağdur olmaması için mülk sahiplerine şu çağrı yapıldı: “Kiraları sabit tutun. Halkımızın mağdur olmasına yol açmayın. Hep birlikte dayanışarak bu zor günleri atlatalım. Şimdi dayanışma zamanı.”

HABER MERKEZİ

#HDPden #mülk #sahiplerine #çağrı #Kiraları #sabit #tutun

Sessizliğin sesi

Bilirsin doğanın bir kabahati yoktur / Bilirsin her şeyin insandan geldiğini / Bilmediğinse bu taze acıyla nasıl baş edeceğin, nasıl taşıyacağındır

Sibel Ünal

 Göçüğün etrafında dolanırsın / Yangının ateşini seyredersin / Enkazın başında beklersin.

Sessizliktir bu…

Senin sessizliğin.

Ne kadar basit / Ne kadar acımasız! / Ne kadar çaresiz ve suskun…

Sessizlik…koca bir sessizlik.

Tırnaklarınla kazırsın tonlarca enkazı / gözlerinle delmek istersin betonu / Yığılırsın sonra… / Bir inilti olsun duymak istersin / Dayarsın kulağını yerin karnına / Bir mucize beklersin / Sarsılsın yer ve tekrar ortaya çıksın / Gelsin, bulsun seni istersin / Gelmez fakat… / Çökersin.

Sessizlik…derin sessizlik.

Bütün evrenin acısı, yağmurları dökülür üstüne / Yalvarırsın… Dua edersin… Haykırırsın nafile! / Yüreğin yarılır ortasından / Ağır, sancılı tam göğsünün orta yeri erir…erir / Bitmek tükenmez sürüp gider / Bütün bedenini bir ağ gibi sarar o acı / Yanarsın… / Gelmez, hiç gelmez… / Sesi de duyulmaz.

Sessizlik…Sessizlik.

Tonlarca ağırlığın, yükün altında / Tonlarca boşluğun, hiçliğin, tonlarca bulutun, göğün altında ezilirsin… / Günler sonra artık solduğunda enkaz başında, mecalsiz… / Ucu görünür ayakkabılarından bir tekinin / Hareketsiz, cansız / Tanırsın / bir parçandır o senin / Senin cansızlığın, senin duran yüreğindir o / Yığılırsın.

Sessizlik…sessizlik…derin.

Nefes alamazsın / Donuklaşırsın / İsyan edersin / Yumruklarsın üstüne bastığın toprağı / Hiç gelmeyeni, hiç uyanmayanı, hiç gülmeyeni, hiç ağlamayanı, hiç duyulmayanı / Kardeşini, ananı, babanı…

Sensin her biri / Yerkabuğunun çırpındığı gibi / Evrenin orta yerinde çırpınırsın / Yapayalnız bırakılmışlığına ağlarsın, kahredersin…

Sessizlik…derin sessizlik…

Bilirsin doğanın bir kabahati yoktur / Bilirsin her şeyin insandan geldiğini / Bilmediğinse bu taze acıyla nasıl baş edeceğin, nasıl taşıyacağındır.

Sessizlik…sessizlik…

Kederin kendisi olursun! / Ve de ağrının içinde dolaştığı damar / Bunun gibi şeyleri duymuşluğun, okumuşluğun vardı oysa / Uzak sanırdın / Şimdiyse / Onun içindesin, o senin içinde / İnanmak istemesen de bu böyle! / Şimdi onunla birsin/ Onu tanıyor, onu biliyorsun!

Sessizlik…derin…sessizlik

Öfkelensen de sesin göğün boşluğunda dönüp dolaşacak sadece / Enkazın yaydığı koku / Senin acının kokusudur artık! / Bu bilme hali sana yeni bir biliş getirecek / Sevdiklerinin vazgeçilmez olduğu! / Bütün hırsların, açgözlülüklerin ise çöldeki kum taneleri gibi uçuşacak rüzgârda / Sen artık yeni bir sensin! / Kalbine gömdüğün o biriciği / anılarını yaşayarak geçireceğin yılları!

Sessizlik…Sessizlik.

Her şey değişecek çevrende ve yeryüzünde / Sende bu değişmeyecek / Sen onu bileceksin! / İçinde, yüreğinde mayalanan / O acıyı, ağrıyı hiç unutmayacaksın! / Bütün gürültülere rağmen / kendini hatırlatacak sessiz sesiyle / Sen de onunla sessiz kalacaksın.

Sessizlik…Sessizlik…Sessizlik.

Aynı dilde konuşacaksınız / Aynı yolda yürüyeceksiniz / Sen yürüdüğünde o da yürüyecek, koştuğunda o da koşacak / Ama sessizce ve senle birlikte / Soracaksın / Bu dilin bir geçmişi, bir geleceği var mı? / Bu suskunun, bu eylemsizliğin, bu gürültünün, bu hareketsizliğin bir geleceği var mı?

Sessizlik…derin…

İçinde taşıdığın, anısını yaşatacağın sevdiğinin geleceği de geçmişi de / Sensin artık! / Ona iyi bak! / Çünkü sende gizli artık o / Onun gözleriyle gör güneşi, denizi, dağı, ovayı, ağacı…/ Onun mutluluğu, gülüşü, sevincisin sen! / Artık o sensin! / Ufka bakan kim? / Sadece sen ve o…

#Sessizliğin #sesi

Rant hırsı insan yaşamına galip geldi

TMMOB Başkanı Emin Koramaz ile depremin yarattığı yıkımın nedenlerini, rant ve inşaat düzenini konuştuk: Rant hırsı, akla, bilime ve tekniğe, mühendislik, mimarlık ve şehir plancılığı mesleklerinin gereklerine, insan yaşamına galip gelmiştir. Siyasi iktidarlar tercihini, bilimden, teknikten ve hukuktan yana değil, kaçak yapılaşmadan ve ranttan yana kullanmıştır

Nezahat Doğan

Büyük bir deprem felaketine uyandık. Onca yitirdiğimiz can, yüzbinlerce yaralı, yardım ulaşmadığı için enkaz altında günlerce kurtarılmayı bekleyen canlar ve nerdeyse binaların yerle bir olarak haritadan silindiği kentler…

Ülke topraklarının coğrafi deprem bölgesi olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz. Ama ne yapılar depreme uygun, ne de denetimler depreme göre yapılıyor. Deprem riskine karşı alınması gereken önlemler bilimsel olarak ortadayken, bunu yok sayan uygulamalar yaşanan felaketlerin bir başka nedeni olarak ortaya çıkıyor.
Cumhurbaşkanı “bize bir sene verin, yeniden binalar yapacağız,” diyor. Ama şu anda zor kış koşulları altında yaşam mücadelesi veren milyonlarca depremzedeye temel ihtiyaçları olan çadır, yiyecek, su, ısınma, tuvalet gibi en hayati ve acil ihtiyaçları bile sağlayamıyor. İktidarın sık sık hedef aldığı ve yetkilerini tırpaladığı meslek örgütü TMMOB, bu konuda birçok bilimsel rapor açıklamıştı. Ancak tüm bilimsel uyarılarda olduğu gibi bu da dikkate alınmadı. TMMOB Başkanı Emin Koramaz ile depremde mezar olan binaları, denetim mekanizmalarını ve rant çarkı ile bağını konuştuk. Koramaz, “AKP-MHP iktidarı yıllarca çıkardığı imar aflarıyla birlikte ülkeyi bu felaketin eşiğine getirmiştir, bu artık bir devlet politikasıdır,” diyor ve ekliyor: “Bu felaketin ve yitirilen onca canın sorumlusu da bütün bilimsel uyarılarımız dikkate almayan ülkeyi yönetenlerdir.”

  • Yaşanılan felakette birçok bina yıkıldı neredeyse üç il haritadan silindi. Neden bu kadar çok yıkım oldu?

Deprem bir doğa olayıdır. Depremin yaratacağı yıkım ve can kayıplarını önlemenin ve en aza indirmenin bilinen tek yolu gerekli önlemlerin alınması ve kamunun bu önlemleri uygulayacak bir yapılanmayı oluşturmasından geçmektedir.

Depreme hazırlıklı olmak yer seçiminden başlayarak imar planlarının afet riskine göre hazırlanmasına, içinde yaşadığımız binaların tasarım, inşa, denetim ve bakım süreçlerine, halkın deprem konusunda eğitilmesine, deprem öncesi, deprem esnası ve sonrasında yapılacak çalışmalara kadar geniş bir halkayı kapsar. Bu halkanın herhangi birindeki zayıflık, diğer önemleri de işe yaramaz kılar.

Dolayısıyla depreme hazırlıklı olmak bütünlüklü bir plan, program, bu programı uygulayacak bir devlet yapılanması ve güçlü bir siyasi irade gerektirir.
Ülkemiz topraklarının yüzde 92’sinin deprem tehlikesi altında olduğunu, yüzde 66’sının ise birinci ve ikinci derecede tehlikeli deprem bölgesinde yer aldığını; nüfusu bir milyonun üzerinde bulunan 11 büyük kentimizin ve ülke nüfusumuzun yüzde 70’inin deprem tehlikesi altında yaşadığını; büyük sanayi tesislerinin, barajlarımızın neredeyse tamamının deprem bölgelerinde bulunduğunu hepimiz biliyoruz.

Buna rağmen depremin yol açacağı can kayıplarını ve hasarlarını en aza indirecek köklü önlemler bir türlü alınmamıştır.

1999 Marmara depreminin yarattığı toplumsal duyarlılıkla hazırlanan Ulusal Deprem Stratejisi ve Eylem Planı’nın (UDSEP) gerekleri yerine getirilmemiştir.

Aksine kaçak ve güvenliksiz yapılaşma teşvik edilmiş, deprem vergileri başka alanlarda kullanılmıştır. Deprem toplanma alanlarımız bile yapılaşmaya açılmış, “imar barışı” adı altında çoğunluğu hiç mühendislik hizmeti almamış 10 milyonun üzerinde yapı kayıt altına alınmıştır, kentsel dönüşüm rant yaratma aracı olarak kullanılmış, yapı denetim sistemi ticarileştirilmiş, Odalarımızın kamu yararı anlayışıyla yerine getirdikleri üyeleri üzerindeki denetim ve gözetim sorumluluğu, mesleki yeterlilik, eğitim, belgelendirme hizmetleri yapı denetim süreçlerinden dışlanmıştır.

Söz konusu plana göre 2017 yılına kadar depreme dayanıklı hale getirilmesi gereken kamu binalarında gerekli iyileştirmeler yapılmamış, 2002 yılına kadar iyileştirilmesinin yapılması gereken konutlara ilişkin ise kapsamlı bir envanter çalışması dahi gerçekleştirilmemiştir.

Kısacası, rant hırsı, akla, bilime ve tekniğe, mühendislik, mimarlık ve şehir plancılığı mesleklerinin gereklerine, insan yaşamına galip gelmiştir.
Bu süreç siyasi bir tercihtir. Siyasi iktidarlar burada tercihini, insan yaşamından, kamu yararından, planlamanın, mimarlık ve mühendisliğin gereklerinden; yani bilimden, teknikten ve hukuktan yana değil, kaçak yapılaşmadan ve rant çevrelerinden yana kullanmıştır.

  • Pek çok kamu binası da yıkıldı. Havalimanı pistleri ve yollar kullanılamaz hale geldi. Bunların deprem güvenliği ile ilgili farklı bir denetim mekanizmaları yok muydu?

Kamu binalarının yapımında denetim görev ve sorumluluğu Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nda olup bu sorumluluğu “Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Kamu Yapıları Denetim Hizmetleri Yönetmeliği” kapsamında yerine getirmektedir.

Devlet ülke ve bölge düzeyindeki karayolları güzergâhları, havaalanı yer seçimleri gibi ulaşım altyapısı ile ilgili kararlar siyasi iktidar tarafından alınmaktadır. İlgili kurum veya kuruluşlar ihtiyaca bağlı olarak da programlarına alabilirler. Özetle hükümet politikası çerçevesinde kesinleşmektedir. Bunlara ilişkin çevre düzeni planları ve imar planları ile inşat kontrolü Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yapılmaktadır.

  • Diğer taraftan da tarım alanları ve yapılaşmaya uygun olmayan zeminler imara açılıyor. İmar ve rant arasında nasıl bir ilişki var?

Özellikle son 15 yıldır, imalat sanayinden ve üretimden vazgeçilmiş ülke ekonomisi arazi rantı üzerine temellendirilmiştir. İnşaat sektörü de bu temelin odağına yerleştirilmiştir. Ülke topraklarının tamamının, ormanlar, yaylalar, meralar, milli parklar ayrımı gözetmeksizin arsa olarak değerlendirildiği mevzuatta yapılan düzenlemeler ile açık olarak görülmektedir. Örneğin yakın zamanda, Uludağ Milli Parkı’nın statüsünün kaldırılarak ve alan başkanlığına dönüştürülerek turizm sektörünün kullanımına açılması; “Orman Kanununun 17. Maddesinin Üçüncü Fıkrasının Uygulanması Hakkında Yönetmelikte” 15 Şubat 2023 tarihinde yapılan değişiklikle orman alanlarında yol, havaalanı yeraltı depolama tesisi, elektrik nakil hattı, enerji santralleri, sağlık, otel, motel, lokanta, akaryakıt istasyonu, dini tesis, terminal binaları, alışveriş üniteleri gibi 40’tan fazla kullanım için tahsis yapılması; ayrıca TEİAŞ ve TEDAŞ’a bir yerin orman sayılıp sayılmayacağını belirleme yetkisinin verilmesi güncel örneklerdendir.

Riskli yapıların dönüştürülmesi için önemli fırsatlar sunan, kentsel dönüşüm uygulamalarının riskli bölgelerden değil de kentsel rantın en yüksek olduğu bölgelerden başlatılması da diğer bir göstergedir.

Kentlerin bütüncül olarak ele alındığı imar planlarında verilen yapılaşma kararlarının, yol, otopark, kanalizasyon, içme suyu vb. teknik altyapısına, eğitim, sağlık, açık yeşil alan gibi sosyo-kültürel altyapısına ilişkin herhangi bir ilave alan ayırmadan, parsel bazında ayrıcalıklı imar haklarının verilmesi kentsel arazi rantının yeniden üretilmesidir.

  • Meclise ve kamuoyuna sunulmuş, pek çok bilimsel deprem raporu var. Bu raporlar neden hiç dikkate alınmadı?

Bu bilinçli bir tercihtir. Rant ve sömürü iştahının ne boyutlara ulaştığının göstergesidir. Bilimi yok sayan bu anlayış, deprem zararlarını azaltmak için alınması gereken önlemleri, temsil ettiği rant kesimleri ve sermaye çevreleri açısından bir maliyet yükü olarak görmektedir. Bu anlayış aynı zamanda iş güvenliği önlemlerini yük olarak gördüğü için çalışma alanlarımız işçi mezarlığına dönüşmekte, çevresel önlemleri yük olarak gördüğü için doğamız yok edilmektedir.

  • AKP’nin 22 yıllık iktidarında 9 kere imar affı çıkarması ne anlama geliyor? Bu aflarla kaçak ve kötü yapılaşma teşvik edilmiş olmuyor mu?

İmar aflarının oy artırma aracı, ekonomik kriz koşullarında kaynak yaratma aracı olarak kullanılması AKP döneminde bir devlet politikası haline getirildi. Kaçak ve güvenliksiz yapılaşma teşvik edilmiş, deprem vergileri başka alanlarda kullanılmıştır

Tabi ki, teşvik edilmiş oluyor. İmar aflarının seçim dönemlerinde oy artırma aracı, ekonomik kriz koşullarında kaynak yaratma aracı olarak kullanılması AKP döneminde bir devlet politikası haline getirildi. Sadece kentsel yapılaşma alanları değil, çevre mevzuatına aykırı bir şekilde inşa edilmiş otoyollar, hava alanları gibi stratejik öneme sahip yatırımlar ile madencilik, enerji, turizm alanındaki birçok tesis af kapsamına alındı.

Kaçak ve kötü yapılaşmanın teşvik edilmesinin yanı sıra 22 yılda 9 kez çıkarılan imar afları, toplumda adalet duygusunun onarılmaz şekilde zedelemiştir. Doğa olaylarının afete dönüşerek binlerce insanımızın hayatını kaybetmesinde, korunması gerekli doğal alanlarımız olan ormanların ve su havzalarının giderek tükenmesinde, mera ve tarım alanlarının hızla ve sistematik bir şekilde yok edilmesinde, kentlerimizdeki kamusallıkların kaybında ve haksız kazanç ile yasadışı örgütlenmelerin güç kazanmasında ciddi bir rol üstlenmiştir.

  • AKP iktidarında şehirlerin imar planları da yerel yönetimlerin elinden alınarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın yetkisine verildi. Bununla ne amaçlandı? Bu uygulama ne tür sonuçlar doğurdu?

Yerel yönetimlerin imar planları ile ilgili yetkisinde bir değişiklik yoktur. Ancak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın imar planlarına ilişkin istisna yetkisi bir yapıya ruhsat verecek şekilde genişletilmiştir. Bakanlık adeta ülkenin tek bir belediyesine dönüşmüştür. Bakanlık kamu yararı adı altında ülkenin herhangi bir noktasında veya kentin içindeki bir parselde istediği yapılaşma kararını verebilmektedir. Bakanlığın bu istisna yetkisini keyfiyetle kullanması yerel yönetimlerin yetki gaspıdır. Siyasi iktidar bu yetki gaspı ile planlamanın bütüncül niteliğini gözardı ederek “malum” çevrelere ayrıcalıklı imar hakları vermekten imtina etmemektedir.

  • AKP iktidarı, ayrıca 2018 yılında çıkardığı “imar barışı” adı adındaki son imar affı ile devlete ödenen belli bir para karşılığında mevzuata aykırı tüm yapılara yasal statü kazandırdı. Bu nasıl bir denetimsizliğe neden oldu?

İmara aykırı yada imar dışı alanlarda yapılan kaçak yapıların affedilmesi çok boyutlu bir denetimsizliğe yol açmıştır.

Genel olarak 1948 yılından itibaren getirilen imar aflarının en önemli sonucu; toplumda, imarlı alanlarda ya da yapılaşmaya kapalı alanlardaki kaçak yapılaşma için “nasıl olsa af çıkar ve yasallaşır” anlayışını yerleştirmiştir.

İmar barışı diye lanse edilen 2018 imar affının diğer imar aflarından farkı “barış” kavramı ile normalleştirilmeye çalışılması, yapının sorumluluğunu vatandaşa yüklemesi ve bunun bir barış anlaşması gibi ifade edilmesidir. Diğer önemli konu da içme suyu su havzaları, milli parklar ve Boğaziçi öngörünüm bölgesi haricinde istisnasız tüm yerlerdeki kaçak yapıların kapsam içine alınmasıdır. Bu konuda TMMOB’nin hazırladığı “sermaye ile yapılan barış: imar affı” raporu önemli bir belgedir. (<http://www.tmmob.org.tr/yayin/sermaye-ile-yapilan-baris-imar-affi> )

  • Yapı Kayıt Belgesi alan binalara yerel yönetimlerin, yani belediyelerin müdahale etme imkânı da büyük oranda ellerinden alındı bu hangi riskleri beraberinde getirdi?

Yapı kayıt belgesi alınan binalar için ilgili belediyenin kontrol ve yaptırım yetkisi elinden alınmış oldu. Yapılara sonradan eklenen bölümler, kaçak çıkılan katlar ve kaçak yapılan binalar ruhsatlandırıldı. Hiçbir mühendislik hizmeti almamış bu kaçak yapılar ve eklentileri insan hayatını tehdit etmektedir. Bunun en somut ve acı örneğini Kartal’da yıkılan bir binada yaşadık. Başta metropoller olmak üzere tüm kentlerimizde bu biçimde ruhsatlandırılan binlerce bina yıkım tehdidi taşıyor.

  • 22 yıl boyunca toplanan deprem vergileri deprem riskli taşıyan yaklaşık 4 milyon binanın yenilenmesine ve depreme karşı dayanıklı hale getirilmesine yetecek bir büyüklüğü ifade ediyordu. Bu kaynak ne oldu? Nerelere kullanıldı? Niçin deprem riskini azaltmak için kullanılmadı?

24 yıldır yaşadığımız her deprem sonrasında, kentlerimizin depreme karşı hazırlıksızlığının ortaya çıkması ve devletin yaraları sarmak için yardım kampanyalarına başvurması, deprem gerekçesiyle yıllarca toplanan vergilerin nasıl kullanıldığı sorusunu tabi ki aklımıza getiriyor.

2003 yılında dönemin Maliye Bakanı Kemal Unakıtan “Bu vergiler deprem için getirilmiş olsa, alınır biterdi. Bütçenin ihtiyacı olduğu için toplandı, milleti aldatmanın alemi yok” demiş, 2011 yılında ise dönemin Maliye Bakanı Mehmet Şimşek TBMM’de yaptığı açıklamada deprem vergilerinin sağlık, eğitim, duble yollar için harcandığını açıklamıştı.

Bu kaynağın deprem riskini azaltmak için kullanılmadığını açıkça ikrar edenler yaşanan felaketin boyutlarının asli sorumlusudurlar ve hesabını vermeleri gerekir.

  • Bölgeye çadır kentler kurulamazken bir yıl içerisinde yeni binalar yapacağız deniliyor. Yeni yerleşimler nasıl bir karar süreciyle yapılacak? Yine bir denetimsizle karşı karşıya mı kalınacak?

Geçmiş depremler sonrasında yapılanların tekrar edileceği anlaşılıyor. Deprem sonrasında zor koşullarda yaşamlarını sürdürmeye çalışan yurttaşlarımız açısından güvenli konut alanlarına bir an önce erişmeleri elbette ki temel beklentimizdir. Ancak bu sürecin bilimsel gerçekler, teknik gereklilikler ve şehircilik ilkelerine uyulmadan yapılması halinde uzun vadeye yayılmış ciddi sorunlarla karşılaşılacağı açıktır.

  • Yandaş medyadan Sizin kurumuza karşı “TMMOB neden uyarmadı” şeklinde hedef göstermeler oldu. Oysa TMMOB pek çok rapor ve belge yayınladı. Bunlara rağmen, bu şekilde hedef gösterilmenizi nasıl yorumluyorsunuz?

Bu büyük felaketin bir sorumlusu bu ülkeyi yönetenlerken bir diğer sorumlusu da bu yağma ve rant düzenine alkış tutan yandaş medyadır. Yağmalayıp yok ettikleri doğamızın, kent mekanlarının, göçük altında bıraktıkları yurttaşlarımızın hesabını vermekten korkuyorlar

Suçluların telaşı içindeler. Çünkü yaşanan bu büyük felaketin bir sorumlusu bu ülkeyi yönetenlerken bir diğer sorumlusu da bu yağma ve rant düzenine alkış tutan yandaş medya kalemşörleri ve o medya kuruluşlarının patronlarıdır. Yağma düzenleri son bulacak, ballı ihaleleri, vurgun projeleri, torpilli işleri sona erecek diye korkuyorlar. Yağmalayıp yok ettikleri kamu işletmelerimizin, ormanlarımızın, kıyılarımızın, madenlerimizin, tarım alanlarımızın, kent mekanlarının, göçük altında bıraktıkları yurttaşlarımızın hesabını vermekten korkuyorlar.

TMMOB Anayasal bir meslek kuruluşudur. Kuruluş açıkça ifade edildiği gibi, şehir plancılığı, mimarlık ve mühendislik hizmetlerinin toplum yararına sunulması için çalışmalar yürütmek TMMOB’nin asli görevidir. Gerçekleri söylemek, halkın çıkarına olanı söylemek bizim mesleki ve toplumsal sorumluluğumuzdur. Çünkü bilimden ve toplumdan yana olan bizler gerçekleri söylemezsek, iktidar sahipleri kendi çıkarlarını halka dayatırlar. Meslek alanlarımızda hazırladığımız bilimsel raporlar, düzenlediğimiz bilimsel toplantılar, yapmış olduğumuz basın açıklamaları, açtığımız davalarla kamu zararı doğuracak birçok projeyi engellememiz bu çevreleri rahatsız etmektedir. Bu nedenle yıllardır hedefteyiz. Bir yandan bizlerin mesleki denetim yetkilerini ve mesleki faaliyetlerini sınırlandırmaya çalışırken, diğer yandan da kuruluş yasamızı değiştirmeye çalışarak bizleri etkisiz kılmaya uğraşıyorlar. Ancak bilinsin ki, hiçbir şekilde susmayacağız. Ülkenin neresinde olursa olsun bilime aykırı, kamu çıkarına uymayan, doğayı ve insan sağlığını tehdit eden tüm projelere karşı aklın, bilimin ve kamusal sorumluluklarımızın gösterdiği yolda mücadele etmeye devam edeceğiz.

  • Önümüzde Kuzey Anadolu Fay hattında büyük bir İstanbul depremi bekleniyor? Bir de inatla yapımı planlanan Kanal İstanbul projesi var? Türkiye nüfusunun dörtte birini barındıran İstanbul için uyarılarınız nedir?

İstanbul depremi için ayrıca bir şey söylemeye gerek yok. Maraş depremi ile ne kadar hazırlıksız olunduğunu ve devletin kurumlarının içinin boşaltılmasının ağır sonuçlarını hep birlikte yaşadık. İstanbul’da yaşanacak bir depremde de belirttiğimiz çalışmalar tamamlanmazsa ve aynı anlayışla devam edilirse aynı sonuçlarla karşı karşıya kalacağımız gün gibi açık. Bir ekokırım ve rant projesi olarak gündeme getirilen kanal İstanbul projesi ile ilgili açtığımız birçok dava ve birçok raporumuz var. İstanbul’un yaşam destek sistemleri olan orman alanların, ekolojik ve biyolojik değerlerin, tarım alanlarının, su kaynaklarının ve sit alanlarının yok olmasına yol açacak bu projede hiçbir kamu yararı bulunmamaktadır. Sermayenin taleplerine ve iktidarın ihtiyaçlarına dayanarak hazırlanan bu proje derhal durdurulmalıdır.

  • Bugün yaşanan deprem benzeri yıkımları ne yazık kiönümüzdeki dönemde de göreceğiz. Ülke hangi risklerle karşı karşıya? Şimdi, bugün neler yapılmalı? Riskler neler?

Deprem özelinde deprem öncesi, deprem sırası ve sonrasında yapılacak çalışmalara ilişkin kamu yararı ve ülke çıkarını gözeten ulusal bir deprem politikası belirlenmeli, bu çerçevede bir Ulusal Deprem Stratejisi ve Türkiye Deprem Master Planı hazırlanmalıdır. Denetimsiz ve kaçak yapılaşmaya derhal son verilmelidir. İmar afları yasaklanmalıdır. Ülkemizin deprem ve afet planları geliştirilmeli, deprem zararlarını azaltma önlemleri, İmar Yasası ve diğer ilgili mevzuatlara yansıtılmalı, kent planlaması, yapı üretimi ve yapı denetimi konusu bütünlüklü bir şekilde ele alınmalı, ülkemiz yapı stokunda gerekli mühendislik incelemeleri yapılarak riskli yapılardaki risklerin giderilmesi çalışmaları ivedilikle başlatılmalıdır. Yapı Denetimi ile ilgili kamusal yapılanmalarda TMMOB ve bağlı Odalar, görev, yetki ve sorumlulukları tanımlanarak temsil edilmelidir. Yerel yönetimler bu konuda TMMOB’ye bağlı odalarla iş birliği içinde olmalıdır.

  • Emin Koramaz’ın derdi ne?

Üreten, sanayileşen, hakça bölüşen, üzerinde insanlarımızın çağdaş değerlerle mutlu bir yaşam sürdüğü bir ülke, barış ve güzelliklerle dolu bir dünya…

#Rant #hırsı #insan #yaşamına #galip #geldi

Koordinatör Vali’den itiraf: Açıklanan rakamlardan 2-4-5 kat daha kötü

Koordinatör Vali Osman Bilgin’den itiraf: ‘Kusura bakmayın belki geç geldik ama durum gördüğünüzden, bildiğinizden çok daha vahim. Açıklanan rakamlardan üç, dört belki beş kat daha kötü’

Depremin ardından Dîlok’un Nurdağı’na “koordinatör vali” olarak atanan Şırnak Valisi Osman Bilgin, depremzedelere yaptığı açıklamalarda deprem bölgesine geç geldiklerini itiraf etti, yaşamını yitirenlerin açıklanandan çok daha fazla olduğunu söyledi.

Sanal medyada yer alan ve 13 Şubat’ta yapıldığı belirtilen açıklamada, yaşanan afetin çok büyük olduğunu söyleyen Bilgin, “Nurdağı ilçesini komple yıkıyoruz, dün çevre bakanıyla kararını aldık. Tamamını, yüzde yüzünü yıkıyoruz. Yaşanan felaketi anlayın diye anlatıyorum. Şuanda 150 ölü çıkan apartman var. 150 ölü aldığımız apartman var. Tabi ki yüce Allah takdiri ilahi o olmadan biz bir saniye bile adım atamayız bir saniye sonrasına da hükmedemiyoruz. Ama biz insan olarak üzerimize düşen sorumluluğu yapmalıyız. Onun için buraya geldik. Devletin temsilcisi olarak sizlerle beraber olmak, sizi dinlemek için geldik” dedi.

İtiraf: Açıklanan rakamlardan belki 2-4-5 kat daha kötü

Bilgin, geç geldiklerine dair itirafı ise şu sözlerle yaptı: “Kusura bakmayın belki geç geldik ama durum gördüğünüzden, bildiğinizden çok daha vahim. Açıklanan rakamlardan belki 2-4-5 kat daha kötü. Bazı illeri yıkıp yeniden iller yapacağız. Dolayısıyla bu gördüğünüz İstanbul ya da Erzincan depremine benzemiyor. Şehirler haritadan silindi yeni haritalar oluşturulacak. O nedenle bizim devlet olarak, görevlileri olarak geç gelmişsek sizden özür diliyoruz.”

HABER MERKEZİ

#Koordinatör #Validen #itiraf #Açıklanan #rakamlardan #kat #daha #kötü

Muğla’da deniz 20 metre geri çekildi

Mereş merkezli depremler ve önceki gün gerçekleşen artçı sarsıntının ardından denizin kıyıdan yer yer 4 ila 20 metre geri çekildi

Mereş merkezli depremler ve önceki gün gerçekleşen artçı sarsıntının ardından denizin kıyıdan yer yer 4 ila 20 metre geri çekildiği gözlendi.

Çekilmenin ardından Arsuz sahilinde taşlar ve kayalıklar meydana çıktı. Vatandaşlar, çekilme sonucu oluşan durumu, cep telefonu kameralarıyla kaydetti.

Muğla’da 20 metre çekildi

Muğla’nın Bodrum ve Ortaca ilçesinde deniz suyu kıyıdan yaklaşık 20 metre çekildi. Bodrum ilçesine bağlı Gümbet Mahallesi’nde sahile gidenler, suyun çekildiği kumsalda yürüyüş yaptı, fotoğraf çektirdi.

Yaklaşık bir haftada 20 metreye yaklaşan çekilme, bölgede yaşayanları ve gezintiye gelenleri şaşırttı.

Ortaca ilçesinde, caretta carettaların üreme noktaları arasında yer alan İztuzu Plajı’nda da denizin çekildiği gözlemlendi.

Her yıl aynı dönemlerde yaşanan deniz suyu çekilmesinin, gel-git hareketleri ve rüzgar basınç değişikliklerinden kaynaklanabileceği tahmin ediliyor.

HABER MERKEZİ

#Muğlada #deniz #metre #geri #çekildi

11 can kaybı olan 350 haneli köye 3 çadır

Wêranşer ilçesine bağlı 350 haneli Mihaciran kırsal mahallesine 14 gündür sadece 18 çadır bırakıldı. Hayvanları enkaz altında olan köy sakinleri, Alevi oldukları için yardımlarda ayrım yapıldığını söyledi

Depremde en ağır hasarı gören kentlerden Meletî’nin Wêranşer (Doğanşehir) ilçesine bağlı Mihaciran (Topraktepe) kırsal mahallesi, Alevi köylerinden biri. Köyde çok sayıda evin yanı sıra hayvan ahırları da enkaza döndü. 14 gün geçmesine rağmen enkazlar yerli yerinde dururken, AFAD tarafından 350 haneli köye gönderilen çadır sayısı ise sadece 18 oldu.

11 kişinin hayatını kaybettiği köyde, yaşlı ve çocuklardan oluşan yaklaşık 200 kişi farklı şehirlerdeki yakınlarının yanına gönderildi. Yıkılan ahırların enkazı altında halen 500’e yakın büyük ve küçükbaş hayvan bulunuyor. Köy sakinleri depremin ilk gününden bu yana köye bir tek Halkların Demokratik Partisi (HDP) ve gönüllüler tarafından yardımlar getirildiğini belirtirken, devletin ise sadece helikopterle erzak bıraktığını dile getiriyor.

Köy muhtarı İrfan Barlas, enkaz kaldırmaya gelinmediğini, enkaz altında ölmüş olan hayvanların kokmasından endişe duyduklarını dile getiriyor. Yetkililerin köye gelmemesi nedeniyle enkazlara dokunmaktan da endişe ettiklerini dile getiren muhtar Barlas, köylerine halen elektrik ve su verilmediğini aktarıyor.

‘İnsanları ken kendim çıkardım’

Köy sakinlerinden Cengiz Aşar da, depremin ardından enkaz altında kalanları kendi imkanları ile çıkardıklarını dile getirirken, “İlk deprem olduğunda devlet buraya gelmedi. Ben kendi kepçemle, imkanlarımla bu yolları kendim açtım, vatandaşları ben kendim çıkardım. Eğer devlet buraya geldiyse, bir gün kepçesi, makinesi buraya geldiyse, ‘Buraya geldim, Topraktepe köyüne ben yardım ettim’ desin. Yol yarıldı, ben kendi kepçemle gidip yolu doldurdum. Ulaşımı ben kendim sağladım” diyerek, devletin köye uğramadığını anlatıyor.

“Yalandan helikopter indirdiler, 2 çadır attılar buraya” diyen Aşar, “Medya görsün, ‘Toraktepe Köyü’ne biz helikopter götürdük’ desinler diye. Yalan söylüyorlar. Nerede devlet, hani? Allah için bir bakın, hangi ev sağlam? Ne suyumuz var, ne elektriğimiz var. İzmir’den bize bir kamyon malzeme geldi. Kaç gündür biz o ekmeği yiyoruz. Allah için. 15 gündür o ekmeği yiyoruz. Kendileri niye yemiyor? Bu devlet nerede?” diye soruyor.

Enkazın altından 10 kişiyi çıkardığını ve defnettiğini kaydeden Aşar, “Hep ben kendi imkanlarımla çıkardım. Ben buradayım. Gelsinler bana sorsunlar. Kimseye bir şey sormasınlar. Bu mazotu falan hepsini ben doldurdum” diyor.

Hayvanlar enkaz altında

Halen enkaz altında olan hayvanların durumuna dikkat çeken Aşar, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Deprem kaç gündür olmuş, hayvanları hala çıkarmadılar. Havalar ısındı mı hepsi de kokacak. Biz burada kokudan duramayız. En yakın bizim köy, bir buçuk kilometre. Gelip çıkarsınlar. Bize bir şey gelmiyor. Yol kapalıymış. Allah aşkına ne yol kapalısı. Siz geldiniz, yol kapalı mıydı? Siz kendi gözünüzle gördünüz. Hep yalan, dolan. Hani nerede devlet?”

‘Alevi olduğumuz için…’

“Biz Alevi olduğumuz için bize yardım etmiyorlar” diyen Aşar, şöyle devam ediyor: “Asırlardır ırkçılık böyle devam ediyor. Bu bir ırkçılıktır, başka bir şey değil. ‘Siz Alevi’siniz, Kürt’sünüz’ olay bitti. Hep bu. O zaman bizden vergi almasınlar. Bize hizmet getirmesinler, vergi de almasın devlet. O zaman biz kendi imkanlarımızla her şeyi yapalım. Vergiye gelince gözümüzü oyuyorlar. Bizden her şeyi almaya çalışıyorlar. Hizmete de gelince, nerede hizmet var Allah için? Ayın 6’sında deprem oldu.15 gündür küflenmiş ekmekleri yiyoruz.”

MA / Ahmet Kanbal

#kaybı #olan #haneli #köye #çadır