Ana Sayfa Blog Sayfa 940

Pendik’te Şahkulu Dergahı’na silahlı saldırı: Bir kişi yaralandı

Şahkulu Dergahı’nın İstanbul Pendik’teki şubesine deprem bölgesine gönderilmek üzere hazırlanan yardım paketleri TIR’lara yüklenirken silahlı saldırı gerçekleşti

Şahkulu Dergahı’nın İstanbul Pendik’teki şubesine silahlı saldırı düzenlendi. Öğrenilen bilgiye göre, deprem bölgesine gönderilmek üzere hazırlanan yardım paketleri TIR’lara yüklenirken bir araçla gelen silahlı kişiler ateş açtı. Bacağından yaralanan bir kişi hastaneye kaldırıldı.

Olay yerine polis ekipleri sevk edilirken; saldırganların kaçtığı öğrenildi.

Şahkulu Sultan Vakfı Başkanı Beyzade Özkahraman “Deprem nedeniyle çok sayıda üyemizden yardım topladık ve gönderdik. Bugün de yardımları organize etmek için Pendik’te çalışmaya başladık. Sayısını bilmediğimiz silahlı kişiler Pendik’teki TIR’ımızı bastı ve yardımlara çökmeye çalıştı. Karşı koyan bir arkadaşımız yaralandı. Olay karakola intikal etti. Süreci yakından takip edeceğiz” dedi.

Tırların önünü kestiler

Şahkulu Sultan Pendik Cemevi Şubesi yöneticileri de saldırganların saldırı sonrası aracı bırakıp kaçtıklarını belirterek şu bilgileri paylaştı: “Yardım malzemeleri götürülecekken, bu şekilde önümüzün kesilmesi çok kötü. TIR’ımızın önünü kestiler. ‘Bizim arkamızda kimler var, siz bunları biliyor musunuz? Buraya adam yığarız’ dediler. Sabotaj amaçlı gelmişler, arabanın ön ve arka plakası yok. Şase numarasını patlatmışlar.”

HABER MERKEZİ

#Pendikte #Şahkulu #Dergahına #silahlı #saldırı #Bir #kişi #yaralandı

Hasarlı binaların mühürlendiği Rezan’da birçok yurttaş evsiz kaldı

Amed’de hasar tespit çalışmaları kapsamında güvenilir olmayan binalar mühürleniyor. Evsiz kalan yurttaşlar ise ne yapacaklarını, nereye gideceklerini bilemez durumda yetkililerden çözüm bekliyor

Amed’de deprem sonrası Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı İl Müdürlüğü ile Kent Koruma ve Dayanışma Platformu Kriz Masası’na bağlı mühendislerin katılımıyla başlatılan hasar tespit çalışmaları kapsamında güvenilir olmayan binalar mühürlenirken, evsiz kalan yurttaşlar, ne yapacaklarını, nereye gideceklerini bilemez durumda.

Rezan (Bağlar) ilçesine bağlı Şeyhşamil Mahallesi’nde hasarlı olduğu tespit edilen evlerden çıkmak zorunda kalan yurttaşlardan Ramazan Kaya, “Ağır hasar gören binalardan insanlar apar topar çıkartılıyor. Bazıları eşyalarını dahi alamıyor. Kimi insanların gidecek yeri var, kimisinin gidecek bir yeri bile yok. İnsanlar eşyalarını ya yakın akrabalarının evlerine ya da depolara götürüp bekliyorlar. Parası olan ev bakıyor, olmayan işini Allah’a bırakıyor. Deprem sonrası ailemle birlikte Newroz Park’ta kurulan çadırlara yerleştik. İnsanlar şehirden köylere yerleşti artık. Kiralar arttı, bu durumda kimsenin yapacak bir şeyi kalmadı” diye belirtti.

‘Orta hasarlı olduğuna inanmıyoruz’

Sabah saatlerinde eve gittiklerini, akşamları ise başka yerlerde kaldıklarını söyleyen Fadime Tekgül, “10 gündür perişan bir şekilde yaşamımızı sürdürmeye çalışıyoruz. Çocuklarımızı köye gönderdik, bizler de bazen ihtiyaç üzeri eve gelip gidiyoruz. Orta hasarlı denildiği için eşyalarımızı da çıkaramıyoruz. Yetkililer tam rapor vermemiş orta hasar diyor fakat biz orta hasarlı olduğuna inanmıyoruz. Binada oldukça büyük hasarlar var” dedi.

Binadan çıkartıldıklarında sahipsiz kaldıklarını ve hiçbir yardım alamadıklarını belirten Tekgül, şöyle dedi: “Devlet sadece ‘binalardan çıksınlar’ diye bir bilgi veriyor. Hasar gören binaları ne doğru düzgün tespit ediyorlar ne de ilgi gösteriyorlar. İnsanların can güvenliğini hiçe sayıyorlar. Çocuklarımızın psikolojisi bozulmuş durumda. Aralarında ‘Evimiz yıkılacak paramız yok’ diye konuşuyorlar.”

‘Bizlere rapor versinler’

İnsanların canının hiçe sayıldığını ifade eden Kıymet Gürbüz de, “8 kişi kalıyoruz ve evimizdeki duvarlarda çatlaklar mevcut. Hasar tespiti için bir kişi geldi halen rapor ortada yok. Ona rağmen binaya girişlerimiz yasaklanıyor. Şehircilik Bakanı’nın kendisi gelip bizzat baksın ve bizlere rapor versinler. Ona göre bizler de halimize bir çare bulalım” dedi.

‘Ev yok konteyner yok’

Eşinin hasta olduğunu ve 10 günlük deprem sürecinde Rezan’da halka açılan bir spor salonunda kaldıklarını vurgulayan Gürbüz, şöyle devam etti: “Şunu sormak gerekir; hasar tespitleri sağlıklı ekipler tarafından yapılıyor mu? Verilen raporlara güvenmiyoruz. Rast gele 2 kişi yüzeysel bir şekilde bakıp gidiyor. Bizi dışarı çıkardılar kalacak yer vermediler. Konteynır yok, evler hasarlı ne yapacağımızı bilmiyoruz.”

HABER MERKEZİ

#Hasarlı #binaların #mühürlendiği #Rezanda #birçok #yurttaş #evsiz #kaldı

Sancar ve beraberindeki HDP heyeti Amed’de depremzedeleri ziyaret etti

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, milletvekilleri ve beraberindeki parti yöneticileri Amedspor Tesisleri ve Mevlana Halit Ortaokulu’nun spor salonunda barındırılan depremzedeleri ziyaret etti

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, HDP Dış İlişkiler Komisyonu üyesi milletvekili Hişyar Özsoy, İl Eşbaşkanı Gülistan Atasoy, Êlih milletvekili Feleknas Uca, Dîlok milletvekili Mahmut Toğrul, Şirnex milletvekili Nuran İmir ve beraberindeki parti yöneticileri Amed’in Peyas (Kayapınar) ilçesinde bulunan Amedspor Tesisleri’ndeki depremzedeleri ziyaret etti. Amedspor Tesisleri’ndeki koşulları yerinde inceleyen heyet, depremzedelere dayanışma duygularını paylaştı.

‘Diyarbakır’da hızlı bir sivil toplum organizasyonu oluştu’

Burada kısa bir konuşma yapan HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, her şehirde çalışma içerisinde olduklarını belirterek, duruma ve ihtiyaca göre tedbir almaya çalıştıklarını belirtti. Sancar, “Birlikte çalışıyoruz. Halkımızın ihtiyacı neyse birlikte yerine getireceğiz. Bizim burada yapmamız gereken halkımızın acılarını, yaşadığı bu yıkımla nasıl birlikte baş edebileceğimize bakmak. Asıl amacımız, dayanışmayı olabilecek en güçlü şekilde örmek. Burada gördüğümüz tablo da memnuniyet verici. Amedspor da çok güzel hizmet yapıyor. Dayanışma adına çok iyi şeyler yapıyor. Diyarbakır’ın bütününde aldığım bilgilere göre çok hızlı bir sivil toplum organizasyonu oluşmuş. Odalar, meslek ve emek örgütleri, bizim partimiz de sahada zaten. Çok hızla organize olmuşlar ve ihtiyaçları tespit edip hızla gidermeye çalışmışlar. Diyarbakır dayanışmanın çok değerli bir örneğini sergiliyor. Diyarbakır’daki bütün bu kuruluşlara, bireylere, gönüllülere ben de teşekkürlerimi sunuyorum” dedi.

‘Birlikte çıkacağız’

HDP heyeti daha sonra da Rezan (Bağlar) ilçesinde Mevlana Halit Ortaokulu’nun spor salonunda barındırılan depremzedelerle bir araya geldi. Burada depremzedelerle görüşen heyet, her bir vakayla tek tek ilgilenildiğini dile getirdi. Depremden etkilenen yurttaşlara dayanışma mesajı veren heyet, süreçten birlikte çıkılacağı mesajını paylaştı.

HDP’liler daha sonra Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Saliha Aydeniz’in 13 Şubat’ta hayatını kaybeden annesi için kurulan taziyesine katıldı. Peyas (Kayapınar) ilçesinde bulunan Lice Sisi Köyü Taziye Evi’nde Aydemir’e başsağlığı dileyen heyet, günün diğer programlarına katılmak üzere buradan ayrıldı.

AMED

#Sancar #beraberindeki #HDP #heyeti #Amedde #depremzedeleri #ziyaret #etti

Yurtsever Kadınlar Derneği kurucusu Alp depremde yaşamını yitirdi

Yurtsever Kadınlar Derneği’nin kurucusu Melike Alp, yıkılan Diyar Galeria İş Merkezi Sitesi enkazında yaşamını yitirdi

Yıkılan Diyar Galeria İş Merkezi Sitesi’nde Kürt kadın hareketinin ilk derneği olan Yurtsever Kadınlar Derneği’nin kurucusu ve Halkın Demokrasi Partisi’nin (HADEP) İlk Kadın Komisyonu Başkanı aktivisti Melike Alp’in dün akşam cenazesine ulaşıldı.

Rosa Kadın Derneği, Melike Alp’in ölümüne ilişkin ailesine başsağlığı mesajı yayınladı. Derneğin sosyal medya hesapları üzerinden yapılan açıklamada, “yaşanan deprem felaketinde Kürt kadın hareketinin ilk derneği olan Yurtsever Kadınlar Derneği’nin kurucusu ve HADEP’in ilk Kadın Komisyonu Başkanı aktivisti Melike Alp’i kaybettik. Çok üzgünüz. Ailesine, sevenlerine ve tüm hak savunucularına başsağlığı diliyoruz” diye belirtti.

HABER MERKEZİ

#Yurtsever #Kadınlar #Derneği #kurucusu #Alp #depremde #yaşamını #yitirdi

ÖHD’den 15 Şubat açıklaması: Evrensel hukuk ilkelerine uygun

PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik uluslararası komplonun yıldönümü olan 15 Şubat’a dair açıklama yapan ÖHD İstanbul Şubesi, ‘evrensel hukuk ilkelerine uyun’ çağrısı yaptı

Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) İstanbul Şubesi, PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik 15 Şubat 1999’da gerçekleştirilen uluslararası komplonun yıldönümünde yazılı bir mesaj yayınladı.

Mesajda, “İmralı Ada Hapishanesi’nde, Sayın Abdullah Öcalan üzerinde 15 Şubat 1999 yılında başlatılıp 24 yıldır devam eden ağırlaştırılmış tecrit koşullarına ve Sayın Öcalan’a özgü geliştirilen bir istisna infaz rejimi olan İmralı infaz rejimine derhal son verilmelidir. Aile, vasi ve avukat ziyaretinin önündeki engellerin kaldırılması ve Sayın Öcalan’a özgü inşa edilen İmralı Hapishanesi’nin kapatılması gerekmektedir. Bizler ÖHD olarak, ilgilileri evrensel hukuk ilkelerine uygun hareket etmeye davet ediyoruz” sözleri kullanıldı.

Kaynak: MA

#ÖHDden #Şubat #açıklaması #Evrensel #hukuk #ilkelerine #uygun

İHH deprem üzerinden kar mı elde ediyor?

Deprem bölgesinde bulunan ve adı sık sık Suriye’deki cihatçı örgütlerle anılan İHH’nın piyasada 75 bin 545 lira olan 21 metre kare bir konteyner evi  yüzde 22,69 zamla satışa çıkardığı ortaya çıktı

Suriye savaşı sırasında bölgedeki cihatçılarla ilişkileri sık sık kamuoyuna yansıyan İnsani Yardım Vakfı (İHH) Mereş Bazarcix ve Elbistan merkezli depremlerin ardından “Konteyner Mahalle” adı altında başlattığı proje ile depremi ranta çevirdi.

MA’da yer alan habere göre sanal medyada yaptıkları duyuruda, başlatılan proje kapsamında 21 metre kare bir konteynırın fiyatının, gelen vergi indirimi ile birlikte 100 bin lira olarak güncellendiği açıklandı.

Piyasada 75 bin 545 lira olan 21 metre kare bir konteyner ev, İHH tarafından yüzde 22,69 zamla satışa çıkarıldı.

El koyma girişimi var

Öte yandan deprem bölgesinden edinilen bilgilere göre, İHH grupları yardım amacıyla gönderilen konteynerleri kentlerin girişinde durdurarak, “Biz ortaklaşa dağıtıyoruz” diyerek, konteynırları depolarına götürme girişiminde bulundu.

Kaynak : MA

#İHH #deprem #üzerinden #kar #mı #elde #ediyor

Güreşçi’ye işkence Adli Tıp raporuna yansıdı

İşkenceyle katledilen abi Ahmet Güreşçi ile birlikte gözaltına alınan Sabri Güreşçi’nin Adli Tıp raporu işkenceyi gözler önüne serdi

Ahmet Güreşçi ve Sabri Güreşçi Hatay’da 7 Şubat’ta “hırsızlık” yaptıkları iddiasıyla Altınözü Jandarma Karakolu ekipleri tarafından 12 Şubat’ta gözaltına alındı. Abi Ahmet Güreşçi, karakolda gördüğü ağır işkence sonucu kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirmişti..

Ağır işkencelere maruz kalan Sabri Güreşçi ise 13 Şubat’ta adliyeye sevk edildi. İşkence nedeniyle yaralanan Güreşçi, darp raporu verilmesi amacıyla Adana’ya götürüldü. Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı’ndan verilen raporun ardından Güreşçi, adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

Katledilen Güreşçi’nin babasının şikayeti ve Sabri Güreşçi’nin teşhisi üzerine işkence uygulayan 3 asker hakkında soruşturma açıldı. Askerler açığa alındı.

Adli tıpta işkenceyi anlattı

MA’dan Hamdullah Yağız Kesen’in haberine göre Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı’nın hazırladığı kati raporunda, Güreşçi’nin beyanlarına da yer verildi. 11 Şubat’ta jandarmanın kendisine işkence edip, cop ve sopalarla darp edildiğini belirten Güreşçi, “Kardeşini döverek öldürdüklerini, copla kendisine tecavüz edeceklerini söylediklerini, kendisini soyduklarını, sadece külotla kaldığını, cop sokmakla tehdit edildiğini ama yapmadıklarını, kardeşinin yumurtalıklarına vurduklarını ama kendisine yapmadıklarını, vücudunun her tarafında ağrılar olduğu bir hastaneye götürüldüğünü, ama hangi hastane olduğunu bilmediğini, sonrasında karakola götürüldüğü, Adana’ya nasıl getirildiğini beyan etmektedir” diye anlattı.

Güreşçi’nin fiziki muayenesine dair şu tespitlere yer verilen rapor Güreşçi’nin darpa uğradığı noktalarını teyitledi.

Raporda şu ifadeler yer aldı;

Kişinin ortopedi bölümü konsültasyon cevap notunda genel durum iyi, şuuru açık, koopera olduğu, desteksiz mobilize olduğu, her iki ön kol dorselde şişkinlik olduğu, sağ el birinci parmakta şişkinlik ve hassasiyet olduğu, sol skapula üzerinde ekimoz olduğu, her iki üst ekstremitede nörovaskürler defisit tespit edilmedi. X-Ray’da sol akromioklaviküler eklemde dejenerasyon (eski travma) olduğu, sağ el birinci parmak distal falanks kırığı olduğu, hastaya sağ el birinci parmak için parmak ateli yapıldığı kayıtlıdır. Kişinin göğüs cerrahisi konsültasyon cevap notunda sol spkapula üzerinden aksillaya uzanan alanda ekimozlar mevcut olduğu, sol yanda hassasiyet tariflediği çekilen PAAC grafisinde sol 7-8 Kostta posterolateraide kot fraktürleri mevcut olduğu, hastaya Toraks BT istendiği Toraks BT’sinde görülebildiği kadarıyla pnömotoraks ve hemotoraks olmadığı, sağ akciğerde hava kistleri görüldüğü posterolateralde nondeplase fraktür görüldüğü kayıtlıdır.”

Tıbbi müdahale yeterli değil

Raporun sonuç bölümünde ise, Güreşçi’nin “tedavisinin tamamlanana kadar bir sağlık kuruluşunda kalmasının uygun olduğu, kişinin yaşadığı travma nedeni ve Ruh Sağlığı ve Hastalıkları uzmanı önerisi ile Ruh Sağlığı ve Hastalıkları tarafından muayenesi ve takibinin uygun olduğunu, kişinin öyküsünde belirttiği cop, sopa ve tekmeyle dövülmeyle muayenede saptanan lezyonların uyumlu olduğu” tespitlerine yer verildi.

HABER MERKEZİ

#Güreşçiye #işkence #Adli #Tıp #raporuna #yansıdı

HDP: Ortada bir ‘kader planı’ değil rant politikası var

HDP Eş Genel Başkanları Buldan ve Sancar, depremin 10’uncu gününde Kriz Koordinasyon Merkezi ile birlikte yaptıkları çalışmalara dair bilgi verdi ve gözlemlerini paylaştı. Sancar konuşmasında, ‘kader planı’ değil rant politikası var vurgusu yaptı

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ve Mithat Sancar, Mereş merkezli depremlerin 10’uncu gününe ilişkin Amed’de kurulan Kriz Koordinasyon Merkezi’nde yürütülen çalışmaları yerinde izledikten sonra basın toplantısı düzenledi.

Kriz Koordinasyon Merkezi’nin yönetildiği HDP Peyas (Kayapınar) İlçe Örgütü binasında düzenlenen basın toplantısına milletvekilleri ve parti yöneticileri katıldı.

Toplantıda ilk olarak HDP Örgütlenmeden Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Özlem Gündüz konuştu. Gündüz, Kriz Koordinasyon Merkezi’nin çalışmalarını paylaştı.

Depremin ilk gününden itibaren Amed ve Ankara’da olmak üzere kurdukları iki kriz koordinasyon merkezinde 3 bin 500’den fazla gönüllüyle sahada olduklarının bilgisini veren Gündüz, 100’ün üzerinde parti yöneticisi, çalışanı, milletvekili ve Parti Meclisi (PM) üyeleri ile Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyelerinin kriz koordinasyonunda seferber olduğunu söyledi.

Gündüz, süreç içerisinde yürüttükleri çalışmalara dair şu bilgileri paylaştı:

“İlk günde deprem alanıyla ilgili birçok birim oluşturuldu, bilgi işlem birimi, lojistik birimi, konaklama, barınma, ulaşım, yaralıları takip birimi ve enkaz ihbarı ve gelen enkazları ilgili birimlere ulaştıracak bir birimimiz oluşturuldu. Yine gönüllüleri organize edecek birimlerimiz oluşturuldu. Depremden dolayı diğer kentlere göç etmek zorunda kalan insanlarımızla ilgilenen, oradaki ihtiyaçları karşılayan, konaklama, barınma ve diğer ihtiyaçları karşılayacak diğer birimlerimiz, il binalarımızda oluşturduğu kriz masaları üzerinden bu ihtiyaçlar karşılanmaya başlandı.

827 afetzede hastanelere taşındı

Şu ana kadar bizim kriz koordinasyon merkezimize gelen göçük ihbar sayısı 1097, bildirilen kayıp göçük altındaki afetzede sayısı 6636. Bütün veriler tek kriz masalarımız tarafından ilgili yerlere iletildi. Bugüne kadar TIR kamyon kamyonet gibi araçlarla 700’den fazla araç yardım bölgelere iletildi, köylere ulaştırıldı. Deprem bölgesinde bağı olmayan kurum ve kuruluşlar yardım sevenler onlarca araçla yardım gönderdiler. Bu gelen yardımlarda bizim koordinasyonlar üzerinden dağıtıldı. Deprem bölgelerinden Ankara, Mersin, Urfa, İstanbul ve Kayseri’deki hastanelere taşınan tedavi gören 827 afetzede ile kriz masamız üzerinden temas sağlanmıştır.

387 aile evlere yerleştirildi, 496 çadır kuruldu

Evlerde misafir etme çalışmaları kapsamında 30 farklı ilden aldığımız bilgiler üzerinden, 387 aileyi bugüne kadar misafir ettik.

Çeşitli illerimizden gönderilen kış şartlarına uygun 496 adet büyük çadır bin 541 ısıtıcı bin 200 ton odun kömür ve 18 adet jeneratör ile 133 tüp deprem bölgelerine ulaştırıldı.

Deprem bölgelerinde il, ilçe mahalle ve köylerdeki sandık kurulu üyelerimiz, komisyonlarımız tarafından aranmaya başlandı. 3567 sandık kurulu üyemizi aradık. Bu üyelerimiz yine deprem bölgelerinde yaşanan durumlar hasar tespitleri alınarak kriz masalarımız tarafından değerlendiriliyor. Merkezi kriz koordinasyonumuz tarafından oluşturulan 40 kişilik bir ekip deprem bölgelerinde köy ve mahalle muhtarlarını aradılar. Bu deprem bölgelerinde hasar tespitlerini talepler nelerdir bunlar alınarak il kriz koordinasyonlarımıza ve ilgili kurumlarına yönlendiriliyor. Bugüne kadar 2015 muhtar arandı, bu aramalar devam ediyor.

Kayyum atanmayan belediyeler sahada

Özellikle kayyım atanmayan belediyeler üzerinden yürüttüğü çalışmalar var. Belediyelerimiz bütün imkanlarıyla sahadalar. Belediyelerimiz merkezlerde 4 aşevi kurdu, kriz koordinasyonumuz tarafından da 5 aşevi kuruldu.”

Daha sonra sözü alan Eş Genel Başkan Pervin Buldan’ın konuşmasından satır başları şöyle:

“Her yerde feryat var. İnsanlar hem yakınlarına ulaşabilmek için, aynı zamanda açlıktan ve soğuktan yaşamlarını yitirmemek için büyük bir feryat içerisindeydi. Bu feryadı 10 gün içerisinde gördük ama bir şey daha gördük; iktidara büyük bir öfke olduğuna da gördük gittiğimiz her yerde. Fakat bütün bunların yanında belki de bizleri en mutlu eden büyük bir dayanışmanın olmasaydı. Siyasi görüşü ne olursa olsun, mezhebi ne olursa olsun, insanlar büyük bir dayanışma ruhuyla, bir seferberlik ruhuyla bu yaraları hep birlikte sarmak için depremzedelerin yanında olmaya çalıştı, yaralarını sarmaya çalıştı.

Yaşamını yitiren insanların sayısı, bugün 35 binlerle ifade ediliyor ancak bu sayının çok fazla olduğu gerçeğini de unutmamak lazım. Çünkü enkaz altında hala insanlar yakınlarını bekliyor, enkazdan çıkarılmasını bekliyor. Dolayısıyla enkaz kaldırma çalışmalarının titizlikle yapılmasının altını bir kez daha çizmek isterim. Hukuk komisyonumuz hukuki hazırlıklar yapılmadan enkazların kaldırılmaması, için de büyük bir çaba sarf ediyorlar.

Kimsesiz çocuklar

İhtiyaçlar çok fazla, özellikle soba, çadır, battaniye ihtiyacı ve hijyen malzemelerine ihtiyaç var.

Bir başka mesele, kimsesiz çocuklarla ilgili, özellikle sosyal medyada ortaya atılan kimi iddialar var. Bunların bir an önce araştırılması ve kamuoyunun bu anlamda aydınlatılması gerektiğini düşünüyorum. Kimsesiz çocukların nerelere gönderildiği, nerelerde kaldığı, bunların kimlik tespitlerinin bir an önce yapılmasına yönelik bir çalışma da mutlaka başlatılmalıdır.

İktidar organize olamadı

Evet, 10 gündür organize olmayan bir iktidar var. Maalesef bu 10 günlük süreç içerisinde iktidarın olumsuz anlamda yaptıklarını ve yapamadıklarını bir kez daha gördük. Özellikle ilk 2 gün, gittiğimiz yerlerde, ben Adıyaman’da, Sayın Sancar Hatay’da, gördüklerimizi, yaşadıklarımızı, iktidarın bu konudaki eksikliklerini, yetmezliklerini, organize olamama durumunu yerinde tespit ettik. Şuna inanıyoruz elbette, zamanında bir kurtarma çalışması olsaydı, belki bugün kayıplarımız bu kadar olmayacaktı. Bütün bunlarla birlikte STK ve siyasi partilerin yaptığı çalışmaların engellendiğini görüyoruz.

İmar affı çıkaranlar sorumludur

On binlerce insanın enkaz altında can vermesi elbette bir cinayettir. İmar affı çıkaranların, denetim yapmayanların, önlemleri almayanların, bundan birebir sorumlu olduğunu da belirtmek istiyorum. Biz Meclis’te bütün bunlara karşı, özelikle imar affına karşı, 2018’de çıkarılan imar affına karşı muhalefet eden tek partiydik, dolayısıyla bugün bunların sonuçlarının ne kadar ağır olduğunu, sonuçlarının insanlara ne kadar büyük zarar verdiğini hep birlikte gördük.

Savaş ekonomisi

Ama ne yazık ki ‘bir mermi kaç para?’ diyen zihniyetin insanların çadırsız kaldığını, insanların açlıktan ve soğuktan sokaklarda kaldığını hep birlikte gördük ve deneyimledik. Savaşla ülkenin ekonomisini çökerttiklerinin gerçeğini bir kez daha ifade etmekte fayda var. Biz ısrarla barış politikasını savunduk hala barışı savunmaya devam ediyoruz.

Tecrit politikaları ile yüzleşilsin

Bugün 15 Şubat uluslararası komplonun yıldönümü bu komployu kınadığımızı ifade etmek istiyorum. Savaş ve tecrit politikalarıyla bu ülkenin yüzleşmesi gerektiğini bu ülkeyi yönetenlerin yüzleşmesi gerektiğinin altını çizmek istiyorum. Bu ülkenin daha fazla acıyı ve ölümleri yaşamaya takati kalmadı bunu hepimiz görüyoruz. Parti olarak insanları ölüme terk değil yaşatan bir düzene olan ihtiyaç için bundan sonraki mücadelemizi titizlikle belirtmek isterim. Bir enkaz düzeni değil bir yaşam düzenine ihtiyaç var bu ülkede.

Deprem doğal, iktidarın politikası felaket

Buldan’ın ardından sözü alan Sancar’ın konuşmasından bazı başlıklar ise şöyle:

“Depremin bir doğa olayı olduğu, hepimiz biliyoruz. Deprem kendi başına bir felaket değildir, sonuçları felaketin kendisidir. Bu felaketi de yaratan esas olarak, iktidarların, devletlerin politikasıdır. Bu depremde de aynı gerçeği bir kez daha yaşadık.

Can kayıplarının artmasında da acil müdahale ve yardım çalışmalarının fazlasıyla gecikmesi önemli rol oynamıştır. Bu da felaketin sebebinin iktidar tercihleri olduğunu bizlere gösteriyor. O nedenle sadece bu olayı ‘asrın felaketi’ olarak nitelemek sorumluluktan kaçıştır. ‘Kader planı’ sözleriyle sorumluluğu üzerinden atmaya çalışmanın herhangi bir inandırıcı bir tarafı yoktur. Ortada bir kader planı değil bir talan, rant ve sömürü planı söz konusudur.

İnsanlık ayakta, dayanışma büyük

Sahada gördüğümüz tablo yıkımın büyüklüğü ve bu yozlaşmış düzenin çöküşüydü ama bütün bu enkazın altından umut veren bir başka gerçeklik de ortaya çıktı. O da dayanışmanın büyüklüğüydü. İnsanlık ayakta dayanışma büyük bu da yaraları sarma konusunda önemli bir katkı sağlıyor. İktidarın bundan sonrası için de planları olduğunu görüyoruz.

İktidar rant planı yapıyor

Depremin yıkımlarını yaratan politikaları bu iktidar hayata geçirdi şimdi de bu sonuçları siyasi ve iktisadi ranta dönüştürme planlarını yapıyor. Buna karşı hukuki ve siyasi alanda mücadelemizi sürdüreceğiz. Binlerce arkadaşımız sahada on binlerce gönüllü bu çalışmalara katılıyor ama bundan sonra bizleri bekleyen uzun ve zorlu bir süreç var. Bu süreçte siyasi iktidarın rant planlarına, siyasi ve ekonomik rant planlarına karşı en geniş muhalefeti ve en geniş mücadeleyi örgütlemek gerekiyor.”

Seçim sorusu

Konuşmasının ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan Sancar, seçim tartışmalarına yönelik bir soruya, “Biz biraz önce belirlediğimiz çerçevede çalışmalarımızı yürütüyoruz. Seçim tartışmalarını takip ediyoruz ama bu toplantımızın amacı felaketle ilgili çalışmaları değerlendirmek ve değerlendirmelerimizi sizlerle paylaşmaktır. Şuan bu tartışmalar için herhangi bir yorumda bulunmak istemiyoruz. Elbette takip ediyoruz ama bunu da değerlendirip tartışacağız, görüşlerimizi daha sonra kamuoyu ile paylaşacağız.”

Buldan ve Sancar, parti yöneticileri ve kriz koordinasyon merkezi çalışanlarıyla birlikte toplantının devamını basına kapalı olarak gerçekleştirdi.

AMED

#HDP #Ortada #bir #kader #planı #değil #rant #politikası #var

İmralı raporu: Toplumsal refah Kürt sorununun çözümü ile mümkün

İmralı’ya ilişkin 2022 yıllı raporunu açıklayan Asrın Hukuk Bürosu, görüşme önündeki engellere dikkat çekerek, ‘Bu yönüyle 2022 yılı tümüyle mutlak iletişimsizlik ve haber alamama yılı olmuştur’ dedi

Asrın Hukuk Bürosu, müvekkilleri PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın tutulduğu İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde yaşanan ihlallere ve mevcut koşullara dair 2022 yıllına dair raporunu açıkladı.

15 Şubat Uluslararası komplonun yıldönümü dolayısıyla yayınlanan “İmralı Ada Hapishanesinde Yaşanan Hak İhlalleri Ve Mevcut Koşullara Dair 2022 Yılı Tespit Raporu” yazılı bir açıklama ile birlikte paylaşıldı.

Mereş merkezli depremde yaşamını yitirenlerin ailelerine başsağlığı dileği ile başlayan raporda, “Yaralılarımızın tez elden iyileşmesi en büyük temennimizdir. Yaşanan mağduriyetlerin bir an önce telafi edilmesi umuduyla başta Türkiye ve Rojava olmak üzere bütün coğrafya halklarına tekraren geçmiş olsun dileklerimizi sunarız” ifadelerine yer verildi.

İmralı Cezaevi’nde Abdullah Öcalan ve yanındaki diğer tutuklulardan haber alınamadığı ve bu durumun ulusal mevzuat, uluslararası sözleşme, evrensel norm ve değerlere aykırı olduğu belirtilen raporda, “Bu durum bu denli felaketlerin yaşandığı bir süreçte dahi ısrarla devam ettirilmektedir” vurgusu yapıldı.

‘Toplumsal refah Kürt sorununun barışçıl çözümü ile mümkün’

“İmralı İşkence Sisteminin sürekliliğinin sağlanması için hukuktan verilen tavizlerin bütün ülkeyi ne şekilde hukuksuzluk cenderesine aldığı her geçen gün acı örnekleriyle karşımıza çıkmaktadır” denilen raporun devamında “Bilinmelidir ki ülkenin ulusal güvenliği, toplumsal refah ve huzuru Kürt sorunun barışçıl çözümü ve bu çözümün açığa çıkaracağı demokratik gelişme ile mümkündür. Bu çözümün yegâne muhatabının Sayın Öcalan olduğu gerek toplumsal karşılığı gerekse de İmralı koşullarına rağmen sergilediği teorik ve pratik çabalarla defalarca teyit edilmiştir. Bu nedenlerle salt hukuki bir sorun değil toplumsal bir çözümün anahtarı olarak İmralı Tecrit Sisteminin son bulması gerekmektedir” ifadelerine yer verildi.

Uluslararası komplonun 24 yılını geride bıraktığına işaret edilen raporun devamında şu ifadelere yer verildi:

“Sayın Öcalan tarafından boşa çıkarılan, etkisizleştirme ve iradesizleştirme amaçlarına ulaşamayan uluslararası komplo İmralı tecrit sistemi ile varlığını sürdürmeye çalışmaktadır. Ancak 24 yıldır demokratik birlikteliğin inkarı olarak yaşam bulan İmralı tecrit sistemi artık sürdürülemez bir hal almıştır. İşkence ve kötü muamele yasağının ihlalini oluşturan mevcut haber alamama hali müvekkillerimizin sağlık ve güvenliklerine dair yadsınamaz kaygılara sebep olmaktadır. Bu hususa dikkat çekmek adına gerek müvekkillerimizin bulundukları koşulları gerekse de bu koşulların aşılması için tarafımızca gerçekleştirilen girişimleri konu alan 2022 yılına ait İmralı Cezaevi Gözlem ve Tespit Raporumuzu yazılı olarak kamuoyu ve ilgili çevrelerin bilgisine sunarız.”

Her türlü iletişim aracı yasak

Raporda yer bazı başlıklar ise şöyle:

“Kurulduğu günden bugüne İmralı Ada Hapishanesi, temel hak ve özgürlüklerin sistematik olarak ihlal edildiği bir mekân olmuştur. Gelinen aşamada ise müvekkillerin Anayasa’da, uluslararası sözleşmelerde ve yasalarda tanınan; avukatları ile görüşme hakları, aile bireyleri ile görüşme hakları, dış dünya ile telefon, mektup, faks vb. her türlü iletişim araçlarıyla haberleşme hakları tümüyle ortadan kaldırılmış vaziyettedir.

1999’dan beri tek kişilik hücrede

Müvekkillerimizin sağlık durumları, tutulma koşulları, hukuki durumları ve benzeri diğer boyutlar hakkında herhangi bir bilgiye sahip olunamamıştır. Bu durum kaygıların hat safhaya ulaşmasına sebep olmuştur. Sn. Abdullah Öcalan; 15 Şubat 1999 tarihinden beri İmralı ada hapishanesinde, tek kişilik hücrede tutulmaktadır. İlk on yıl boyunca bu ada hapishanesinin tek mahpusuydu. 2009 Kasım ayından itibaren bu hapishaneye tadilatla başka hücreler eklenip beş mahpus daha getirilse de hafta içi günün 23 saati, hafta sonu 24 saat boyunca tek kişilik hücrede tutulmaya devam edilmiştir.

Incommunicado kesintisiz sürüyor

‘Incommunicado’ haber alamama hali 2022 yılında da kesintisiz sürdürülmüştür. Örneğin müvekkillerimizle iletişimin kesildiği 25 Mart 2021 tarihinden 2022 yılının sonuna kadar 238 avukat ve 79 aile-vasi görüşme başvurusuna yanıt verilmemiş, bu süreçte müvekkillerden herhangi bir yazılı mektup, telgraf veya faks alınamamış, herhangi bir telefon görüşmesi de gerçekleştirilememiştir. Müvekkillerin telefon haklarının, İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi Yönetim ve Gözetim Kurulu’nun 18 Ekim 2021, 30 Mart 2022, 9 Mayıs 2022 ve 9 Haziran 2022 tarihli kararları ile 6 ay boyunca kısıtlandığı hususu uluslararası kurumlara yapılan başvurular sonrası hükümetin verdiği yanıtlar üzerinden öğrenilebilmiştir.

2022 mutlak iletişimsizlik yılı oldu

Bunlarla birlikte uzun yıllardır sürdürülen fiili ve hukuk dışı aile-avukat ziyaret yasakları da sistematik ve kesintisiz bir şekilde devam ettirildiğinden, 2022 yılında da tek bir aile ve avukat ziyareti de gerçekleştirilememiştir. Bu yönüyle 2022 yılı tümüyle mutlak iletişimsizlik ve haber alamama yılı olmuştur.”

Tutukluların aile ve avukat görüş haklarının Anayasa’da hüküm olarak yer aldığına işaret edilen raporda, Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı ve İmralı Cezaevi idaresi yanı sıra Ağır Ceza Mahkemeleri ve diğer yargı mercilerine yapılan başvuru ve sonuçlarına yer verildi.

2022 yıllı boyunca yapılan 49 aile görüş başvurusuna herhangi bir yanıt verilmediğinin bunun yanı sıra avukat görüşü için yapılan 98 görüşme başvurusunun da yanıtsız bırakıldığı kaydedildi.

Raporda, “Müvekkillerin aile ve vasi görüşme talepleri 2018’den bu yana sistematik olarak İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü Disiplin Kurulu’nun ‘3 ay süreyle ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma’ şeklindeki disiplin ceza kararları gerekçe gösterilerek engellenmektedir. 2022 yılı boyunca da aile ve vasi ziyaretleri İmralı Cezaevi Disiplin Kurulu Başkanlığı tarafından üçer aylık periyotlarla kesintisiz bir biçimde 3 Şubat 2022, 31 Mayıs 2022, 9 Eylül 2022, Aralık 2022 tarihlerinde verilen disiplin cezaları gerekçe gösterilerek engellenmiştir” denildi.

UYAP kayıtları avukatlara verilmedi

Raporda, devamla şu ifadeleri yer aldı: “Avukatlar fabrikasyon bir biçimde oluşturulan disiplin cezalarına adeta körleştirilmiş bir hukuk koridorunda itiraz etmeye çalışsa da her seferinde bu dosyalara erişimleri İnfaz Hakimliğince engellenmiştir. Netice itibariyle tüm talep ve itirazlara rağmen disiplin dosyaları avukatlara verilmemiş, UYAP kayıtları yapılmamış, müvekkillere dair kurulan cezai işlem ve kararlar avukatlarından gizlenerek korsanca kesinleştirilmiş, hukuki yardım almaları idari-yargısal karar ortaklığıyla engellenmiştir.”

Avukat görüşlerinin de Bursa İnfaz Hâkimliği tarafından altı aylık periyotlarla halinde engellendiği belirtilen raporda, “Avukat yasaklama kararları da avukatlardan gizli yürütülmüştür. Yasak kararları, tüm başvurulara rağmen yaptırılmayan avukat görüşmelerinin sağlanması için Bursa İnfaz Hâkimliğine yapılan başvurular sonrası Hakimlik kararında geçen ‘hükümlülerin avukatları ile görüşmelerinin 6 ay süreyle ayrı ayrı yasaklanmasına karar verildiği’ şeklindeki cevaplardan öğrenilebilmiştir. Bu şekilde 2022 yılı boyunca hakimlik tarafından görüş 13 Nisan ve 21 Ekim 2022’de alınan kararlarla engellenmiştir. Bu kararlara karşı yapılan itirazlar da yasaklama kararlarının dış dünya ile tüm bağı koparılmış müvekkiller üzerinden kesinleştirilmiş olmasından bahisle ret edilmiştir” ifadelerine yer verildi.

Yapılan başvurular

Tecridin son bulması için 24 Aralık 2021 tarihinde AYM’ye başvuru yapıldığı belirtilen raporda, AYM’nin 12 Ocak 2022’de ara karar verdiğini ve tecridin kaldırılmasına dair talepleri reddettiği belirtildi.

Raporda, bu duruma karşı Türkiye’de 29 farklı baroya kayıtlı 775 avukatın 10 Haziran-17 Haziran 2022 tarihleri arasında Bursa Cumhuriyet Başsavcılığına ve İmralı Cezaevi İdaresine başvurarak avukat ziyaretlerinin biran önce gerçekleştirilmesine yönelik talepte bulunduğu belirtildi.

Raporda ayrıca, “İçlerinde baro başkanlarının da bulunduğu yüzlerce avukatın bu başvurusuna herhangi bir şekilde yanıt verilmemiştir. Aynı zamanda 29 Temmuz 2022 tarihinde Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi’ne tedbir talepli başvuruda bulunulmuştur. Avrupa ülkeleri başta olmak üzere 22 farklı ülkeden 350 avukat 14 Eylül 2022 tarihinde, Ortadoğu’dan 756 avukat da 19 Eylül 2022 tarihinde Adalet Bakanlığına başvuruda bulunarak İmralı Ada Hapishanesinde bulunan müvekkillerle görüşmek istemiş ve sürdürülmekte olan ihlal durumlarına son verilmesi talebinde bulunmuştur. Ancak bu talepler de yanıtsız bırakılmıştır” denildi.

‘İşkence rejimi’

Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi’nin (CPT) 20-29 Eylül’de İmralı’ya yaptığı ziyarete de işaret edilen raporda, CPT’nin herhangi bir açıklama yapmadığı belirtildi. Raporda, şu ifadelere yer verildi: “Bununla birlikte İmralı ada hapishanesinde ‘yasal düzenleme’ ile yürütülen ağırlaştırılmış infaz rejiminin bizatihi kendisi de insanlık dışı muamele yasağını ihlal etmektedir. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) 18 Mart 2014 tarihli Öcalan No:2 kararı ile ağırlaştırılmış infaz rejiminin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) Madde 3’te yer verilen işkence yasağını ihlal eden koşullara sahip olduğuna hükmedilmiştir. Bu kararda ihlalin karar anında değil, yasal düzenlemenin yapıldığı andan itibaren doğduğuna işaret edilmiştir. Yani İmralı ağırlaştırılmış infaz rejiminin başından bu yana bir işkence rejimi olduğu uluslararası nitelikte karar altına alınmıştır.”

AİHM kararları

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Abdullah Öcalan’a dair verdiği kararın uygulanması için 1 Ocak 2021’de Bursa İnfaz Hâkimliğine başvuruda bulunulduğu, mahkemeden, koşullu salıverilme önünde engel teşkil eden maddenin iptali için AYM’ye başvuru yapılmasının talep edildiği belirtilen raporda, “Ayrıca AİHM kararının da tespit ettiği üzere Sn. Öcalan’ın 23 yıl boyunca işkence yasağına aykırı koşullarda tutulmuş olması, tutukluluğunun da sosyal, siyasal ve hukuksal açıdan daha fazla uzatılmadan sonlandırılarak özgürlüğüne kavuşmasının sağlanması talep edilmiştir. Ancak İnfaz Hâkimliği, AİHM’in ihlal tespitleri ile karar içerisindeki değerlendirmeleri görmezden gelerek başvuruyu ret etmiştir. Bu karara yapılan itiraz da Bursa Ağır Ceza Mahkemesince reddedilmiştir. Bunun üzerine aynı taleplerle 3 Aralık 2021’de Anayasa Mahkemesine başvuru yapılmıştır” şeklinde ifadeler yer verildi.

Raporda, devamla şu ifadelere yer verildi:

“AİHM, ölünceye kadar hapis biçimindeki ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının işkence yasağını ihlal ettiğine yönelik Öcalan No.2 kararından sonra Kaytan/Türkiye, Gurban/Türkiye ve Boltan/Türkiye başvurularında da ihlal kararları vermiştir. Bunun üzerine dört dosya Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nde izleme sürecine alınmış ancak Türkiye karara uymamasına rağmen Komite tarafından 7 yıl boyunca gündeme getirilmemiştir. Büromuz tarafından belirli aralıklarla ilgili AİHM kararlarının uygulanmadığı gerekçesiyle yapılan beş bildirim (2016, 2017, 2018, 2021 ve 2022’de) ile 2021 yılında Özgürlük İçin Hukukçular Derneği, İnsan Hakları Derneği, Türkiye İnsan Hakları Vakfı ve Toplumsal Hukuk Araştırmaları Vakfı’nın yapmış olduğu bildirimler sonrasında Komite, her dört kararı gündemine almaya karar vermiştir. Söz konusu karardaki ihlallerin ortadan kaldırılmasını sağlama sorumluluğu olan Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi 30 Kasım-2 Aralık 2021 tarihli toplantı ara kararlarında, mevcut işkence yasağı ihlalinin devam ettiğini, Türkiye’nin konuyla ilgili mevcut bilgileri paylaşmadığını, kararın gereğini yerine getirmediğini yeniden tespit etmiştir.

İmralı’da sürdürülen ağır insan hakları ile ilgili olarak 2022 yılında yerel düzeyde yapılan başvurular dışında yüksek mahkeme niteliğinde Anayasa Mahkemesi’ne üç, BM İnsan Hakları Komitesine de bir bireysel başvuruda bulunulmuştur. Yine AİHM’e birçok başvuru yapılmıştır. Bu başvurularla birlikte bugün her 4 müvekkilimiz adına toplamda Anayasa Mahkemesi’nde 82 bireysel başvuru, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde 12 başvuru ve son olarak BM İnsan Hakları Komitesinde 1 başvuru derdest durumdadır.

Sayın Abdullah Öcalan olmak üzere İmralı ada hapishanesinde bulunan Müvekkillere uygulanan rejim, tüm ülke geneline yayılan bir hukuksuzluk politikası olmuştur.

Yirmi dört yıllık tecrit; 2015 sonrası mutlak tecrit ve 2021 sonrası başlatılan ve 2022 yılında derinleştirilen mutlak iletişimsizlik ve haber alamama uygulamaları, Kürt sorununa yaklaşımda hukukun lağvedilmesi ile demokratik siyasi seçeneğin devre dışı bırakılması, zor seçeneğinin, savaş ve şiddetin esas alınması anlamına gelmektedir. Bu seçenek, demokratik çözüm ve barış için diyalog ve müzakereye karşı çıkan, çözümsüzlük ve kutuplaştırma siyasetinden, savaştan ve ranttan beslenen kesimlerin politikalarıdır. Ki bunun yarattığı olumsuz sonuçlar, ülkeyi çoklu krizlere sürükleyen bir noktaya getirmiştir. Bu çok yönlü kriz halinin aşılmasının yolu Kürt sorununda demokratik çözüm seçeneğinin yeniden güncellenmesi İmralı tecrit sisteminin lağvedilerek Sayın Öcalan’ın demokratik çözüm ve barışçıl rolünün gereğini yerine getirmesine olanak tanınmasından geçmektedir.”

Kaynak: MA

#İmralı #raporu #Toplumsal #refah #Kürt #sorununun #çözümü #ile #mümkün

Wan’da komploya karşı açıklama: Ortadoğu yangın yerine döndü

Wan’da siyasi partiler PKK Lideri Abdullah Öcalan yönelik uluslararası komplonun yıldönümüne ilişkin açıklama yaptı

Wan’daki siyasi parti ve sivil toplum örgütleri, PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik 15 Şubat 1999’da gerçekleştirilen uluslararası komplonun 24’üncü yıldönümüne ilişkin basın açıklaması yaptı.

“Em 15 Sibatê şermezar dikin” pankartının açıldığı açıklamada DBP İpekyolu İlçe Eş Başkanı İdris Polat konuştu.

Ortadoğu yangın yerine döndü

Polat, bugün yaşanan tüm krizlerin ana sebebinin devam eden komplodan kaynaklandığını söyledi. Komplo ile Kürt ve Ortadoğu halklarının çözümsüz bırakılmaya çalışıldığını kaydeden Polat, “9 Ekim 1998’de uluslararası emperyalist güçler tarafından başlatılan ve 15 Şubat 1999’da en üst düzeye çıkarılan komplo aynı zamanda Ortadoğu’ya dönük müdahalelerin de ilk adımıdır. Ortadoğu halklarının ortak, eşit ve bir arada yaşamasını savunan Sayın Öcalan’ın bölgeden çıkarılmasında rol oynayan güçlerin tamamı o tarihten başlayarak fiziken de bölgeye yerleşmiş ve Ortadoğu’yu yangın yerine dönüştürmüştür” dedi.

Gardiyanlık rolü

Öcalan’a dönük komploda uluslararası güçlerin Türkiye’ye “gardiyanlık rolü” verdiğine dikkat çeken Polat, “Kürt meselesinde çözümün anahtarı tutsak alınmıştır. Sayın Öcalan, daha ilk günden bu oyunu görmüş, boşa çıkarmak için bütün imkansızlıklarına rağmen bölgeyi tümden esir almayı amaçlayan bu yönelime karşı amansız bir mücadele vermiştir. Sayın Öcalan komploya karşı mücadele etmesin, oynanan oyunlar konusunda halkları uyarmasın diye, 15 Şubat tarihinden bu yana komplonun devamı olarak bir tecrit politikası devreye sokulmuştur” diye belirtti.

Kayyum rejimi

İmralı Cezaevi’nde hukukun, yasaların, Anayasa’nın ve evrensel ilkelerin askıya alındığının altını çizen Polat, şöyle konuştu: “İmralı tecrit rejiminin hukuki, ahlaki, vicdani bir karşılığı yoktur. Bu hukuksuzluk ve adaletsizlik hali sadece Sayın Öcalan için değil bütün toplum için büyük bir tehlikedir. Bugün yaşanan ekonomik kriz ve deprem karşısındaki çaresizlik tecrit ve İmralı sisteminin sonuçlarıdır. Barış politikalarına dönülmeden krizden çıkış yoktur. Ülke kaynaklarının barışa ve refaha dönüşünün ilk koşulu bu tecrit sisteminin lağvedilmesidir. Toplumsal yaşamın her alanına sirayet eden tecrit sistemi, Kürt sorununa ilişkin demokratik ve barışçıl çözümü hedeflemiştir ve Türkiye’yi karanlığa mahkûm etmeyi amaçlamaktadır. Türkiye bir tecrit ve kayyum rejimine dönüşmüştür.”

WAN

 

#Wanda #komploya #karşı #açıklama #Ortadoğu #yangın #yerine #döndü