Ana Sayfa Blog Sayfa 941

TİP’li Atay: Antakya’da devletin yapması gerekeni halk yapıyor

Depremin en çok etkilediği illerden biri olan Hatay’da olan Türkiye İşçi Partisi Milletvekili Barış Atay, Antakya’da devletin yapması gereken şeyi yurttaşların yaptığına dikkat çekti

Selman Çiçek

Merkez üssü Mereş Bazarcix (Pazarcık) olan 7,7 ve 7,6 büyüklüğünde gerçekleşen ve 10 ilde  hissedilen yıkıma neden olan  depremin dokuzuncu gününü geride bırakırken birçok kentte arama kurtarma çalışmaları devam ediyor. Depremin en çok etkilendiği illerden biri olan Hatay’da durumun vahameti gittikçe artıyor. Devletin hiçbir desteğini görmediğini söyleyen yurttaşlar, kendi yaralarını kendileri sarıyor. Depremin ilk gününden beri Hatay’da olan Türkiye İşçi Partisi Milletvekili Barış Atay ve HDP Milletvekili Züleyha Gülüm yaşananları gazetemize değerlendirdi.

Bütün köylere ulaşıyorlar

Türkiye İşçi Partisi Milletvekili Barış Atay, Antakya’da devletin yapması gereken şeyi yurttaşların yaptığına dikkat çekerek, acil ihtiyaçların olduğunu söyledi. Atay, depremin ardından günler geçtiğini ancak umutları korumaya devam ettiklerini söyledi. Türkiye İşçi Partisi olarak Asi nehri kenarında koordinasyon merkezini kurduklarını belirten Atay, “Çok hızlı müdahale etmeye çalıştık. Depremden hemen sonra kişisel gelişimlerimizle yardım bulmaya çalıştık. Şehir dışından yardımlar geldi ve bunları özellikle Defne, Samandağ ilçelerine gönderdik. Çünkü buraya hiç yardım gelmedi. Arama kurtarma çalışması ilk günlerde olmadı.  Çok sıkıntılı durumdaydı. Daha sonra bu yaptıklarımızı gören yurttaşlar, sağ olsun buraya yönlendirmeye başladılar. Bizde şuan Defne ve Samandağ’ın bütün mahallelerine, köylerine mümkün oldukça hızlı ulaşmaya çalışıyoruz” diye konuştu.

Salgın hastalık riski

Antakya’da arama kurtarma ekiplerinin her gün enkaza çıkıp bir mucize aramaya devam ettiğini söyleyen Atay, normalde devletin yapması gereken arama kurtarma çalışmasını burada 50-60 kişilik gönüllü bir grubun yürüttüğünü söyledi. Bölgede salgın hastalık tehlikesinin de olduğuna dikkat çeken Atay, ne depremzedeler ne de buraya gelen gönüllüler, duş alamadıklarını, tuvalete çıkamadıklarını bundan ötürü kısa bir sürede hastalıkların baş göstereceğine işaret etti. Gelen yardımlar konusunda bilgi veren Atay, yardımların temel ihtiyaçlara yönelmesi gerektiğini, acilen çadır, konteynır, jeneratör, ısıtıcı, hijyen malzemelerine ihtiyaç duyulduğunu söyledi.

Depremin sorumlusu iktidardır

Depremin asıl sorumlusunun iktidar olduğuna dikkati çeken HDP Milletvekili Züleyha Gülüm,  yaşanan deprem sonrası iktidarın ne kadro olarak ne de düzenleme olarak depreme hazır olmadığına tanıklık ettiklerini söyledi. Hatay’ın bir deprem bölgesi olması bilinmesine rağmen iktidarın hiçbir hazırlık yapmadığına dikkat çeken Gülüm, hazırlık yapmanın ötesine fay hattı üzerine havalimanı inşa ettiklerini, bundan dolayı şu an havalimanın kullanılamaz hale geldiğini söyledi. Gülüm, ganlış politikalar sonucu inşa ettikleri havalimanı kullanmaz hale geldiği için destek ekiplerinin bölgeye gelmediğini belirtti.

İlk günden itibaren devleti görmediklerini ifade eden Gülüm, “Şimdi yeni yeni gelişler var ama toplumsal muhalefeti engellemek istiyorlar.  AKP burada yarattığı vahametin gözükmesini istemediği için buranın üzerini örtmeye çalışıyor. Buradaki arkadaşlarımıza zorluk çıkarıyor” diye konuştu.

Ortak bir hat oluşturduk

Dayanışmanın bu süreçte çok önemli olduğunu vurgulayan Gülüm, “HDP olarak burada koordineli olarak çalışıyoruz. Burada diğer yapılarda var.  KESK, HDK, Birleşik Mücadele Güçleri ile ortak bir hat oluşturduk. Buradan köylere, ihtiyaç olan yerlere dağıtımlar yapıyoruz.  Buradaki dayanışmayı daha da güçlendirmek gerekiyor. Daha planlı programlı daha koordineli sağlamak gerekiyor. Kayıplar var insanlar yakınlarını bulamıyorlar. Kayıt tutulmamış. cenazeler gömülüyor. engelliler açısından çok ciddi bir sorun var. Hastalar için ilaç temini çok önemli. Hasta bakımı için tıbbı malzemelere ihtiyaç var. Bunları asıl koordine etmesi gereken devletin kurumları devlet mekanizmaları ama onlar yoklar. Şu çok net depremin olduğunda zarar vermeyecek sağlayacak hiçbir şey yok” diye belirtti.

Buradaki halk ayrımcılığa uğradığını söylüyor

Yaralarımızı birlikte saracağız

“Bu depremin sorumlusu bu iktidardır” diyen Gülüm, “Buradaki halk ayrımcılığa uğradığını söylüyor. Bu gerçekse çok vahim.  Kürt olduğu için Alevi olduğu için bir ayrımcılık yapıldıysa herhangi bir halk için inanılmaz. Bu iktidarın anlayışı böyle.  İnsanların kaygıları çok. Geleceğe dair bir planın yapılması gerekiyor. Bunun için çözümler üretmemiz gerekiyor. Görünen o ki bu devletten hiçbir şey gelemdi bugünden sonrada gelemeyecek yaralarımızı hep beraber birlikte sarmalıyız” dedi.

#TİPli #Atay #Antakyada #devletin #yapması #gerekeni #halk #yapıyor

Kılıçdaroğlu sert konuştu: Asrın felaketi Erdoğan’dır

Depreme ilişkin açıklama yapan CHP Lideri Kemal Kılıdçaroğlu, iktidarı eleştirdi: Asrın felaketi Erdoğan’dır. Asrın ihanetidir, asrın iş bilmezliğidir, asrın beceriksizliğidir

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin genel merkezinde konuştu. Depreme ilişkin açıklamalarda bulunan Kılıçdaroğlu, “Gördüklerimi unutamıyorum. Gecelerdir uyumak mümkün değil. ‘Devlet nerede’ diye haykıranları duydum. Kulaklarımdan silinmiyor” dedi.

Kılıçdaroğlu Erdoğan’ı da eleştirerek “Bu ülke için asrın felaketi tek adam rejimidir, Erdoğan’dır. Art arda felaketler yaşadık. Beceriksizliği ile bir önceki felaketi arar oldu. Asrın ihanetidir, asrın iş bilmezliğidir, asrın beceriksizliğidir” ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

Vatandaşlarımızın kanı bu iktidarın elindedir

“Acım tarifsiz. Deprem bölgesi karış karış gezdim. Duygularım karmakarışık. Ailesiz kalan çocuklar gördüm, evlat kaybetmiş anneler gördüm. Babalarla ağladım. Enkaz altında kalan sevdiklerinin sesini duyan çaresiz kalan kadınların feryadını dinledim. Devlet nerede diye haykıranları gördüm, her gittiğim bölgede. Bunlar kulaklarımdan silemiyorum. Tedbirsizlik, sorumsuzluk, rüşvet her türlü sorumsuzluktan kaçma. Açıkça söylüyorum, vatandaşlarımızın kanı bu iktidarın elindedir. Sorumlusu tek adam rejimidir.

Asrın felaketi Erdoğan’dır

Asla koordine olamadılar. İnsanlarımız ölürken onlar nasıl bu işi siyaset üssüne taşırız diye özel çaba harcadılar. Nasıl bir korkaklıktır kendi askerinden korkmak. Asker bu konuda deneyimlidir. İlk 12 saat içerisinde işleri çözecek kapasiteye sahip ama askeri beklettiler. Zaten olmayan akli melekelerini kaybettiler. Tüm koordine sosyal medyaydı. Sosyal medyaya yasak getirdiler, ağırlaştırdılar. Soru soran gençler, gazetecileri, bilim insanlarını gözaltına aldılar. Haber kanallarına sorumluluğu hafifletme talimatı verdiler. Vatandaşlarımızın önünden mikrofonları çektiler. Onlara göre senin kader planında molozlar var. Bu ülke için asrın felaketi tek adam rejimidir, Erdoğan’dır. Art arda felaketler yaşadık. Beceriksizliği ile bir önceki felaketi arar oldu. Asrın ihanetidir, asrın iş bilmezliğidir, asrın beceriksizliğidir

Seçimler tarihinde olacak

Açık ve net söylüyorum, seçimler zamanında olacak. Seçim savaş dışında ertelenemez. Savaş için bile TBMM kararı verir. Anayasa madde 78 çok açık. Tıpkı Anayasa 101. Maddede olduğu gibi.

TBMM’de de YSK’da da afet halinde seçimi erteleme diye bir olay yoktur, böyle bir yetki de yoktur. Söylüyorum, aklınızdan bile geçirmeyin. Bunu YSK talep ederse demokrasiye darbe talebinde bulunmuş olur.

Erdoğan çıkmış bana bir yıl daha verin mesajıyla ortada geziniyor. Erdoğan bu ülke tam 20 yıl verdi. Bu saatten sonra sana bir yıl değil, bir saat bile veremez.”

ANKARA

#Kılıçdaroğlu #sert #konuştu #Asrın #felaketi #Erdoğandır

HDP MYK: Türkiye uluslararası komplonun yarattığı yıkımla yüzleşmeli

HDP MYK, PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik uluslararası komplonun yıl dönümünde ‘yüzleşme’ vurgusu yaptı ve komployla Türkiye’nin krizlere sürüklendiğine, çözümün de diyalogtan geçtiğine işaret etti

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Merkez Yürütme Kurulu (MYK), PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik uluslararası komplonun 24’üncü yıldönümüne ilişkin açıklama yaptı.

“Uluslararası komplo ile yüzleşme zamanıdır” başlıklı açıklamada, ülkenin barışına ve halkların ortak yaşam iradesine yönelik 24 yıl önce gerçekleştirilen uluslararası komplonun sonuçlarının bugün bütün ağırlığıyla sürdüğü belirtildi.

Abdullah Öcalan’ın, 15 Şubat 1999’da getirildiği İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde, yerel ve uluslararası hukukun ve imzalanmış sözleşmelerin çiğnenerek mutlak tecrit koşullarında tutulduğu kaydedilen açıklamada, “İnsani ve hukuki bütün değerlerin yok sayıldığı ve dünyada böyle bir örneğin olmadığı mutlak tecrit politikasıyla açık bir şekilde suç işleniyor” denildi.

Tecrit hukukun sıfırlandığı noktadır

İmralı tecrit sisteminin sadece aile ve avukat görüşünün engellenmesi olmadığına işaret edilen açıklamada, “Elbette bunların hepsidir, ama tecrit hukukun da sıfırlandığı bir noktadır. Tecrit aynı zamanda AKP-MHP iktidarının, Kürt halkının mücadeleyle elde ettiği tüm demokratik kazanımları ortadan kaldırma ve çözümsüzlük politikasının uygulamasıdır. Mart 2021’den beri İmralı’dan herhangi bir haber alınamıyor. Mart 2021’den beri herhangi bir görüşme yapılamıyor. Bütün avukat ve aile başvuruları reddediliyor. Eş Genel Başkanlarımız ve milletvekillerimizin yaptığı başvurular cevapsız bırakılıyor. Dünyada 30’un üzerinde ülkeden 2 binden fazla avukatın yaptığı görüşme başvuruları reddediliyor. Son 11 yılda yalnızca 5 kez avukat, son 8 yılda sadece 5 aile görüşünün yapıldığı bir mutlak tecrit sürdürülüyor” diye belirtildi.

Uluslararası bir dayatma

PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın, kendisiyle son temasta “Ayrıcalık değil, hukuk istiyorum” ifadelerinin hatırlatıldığı açıklamada, şunlar kaydedildi:

“Bulduğu her fırsatta çözüm ve barış için var gücüyle uğraşıyor, her devreye girdiğinde çözüm umudunu büyütüyor. Komplocular ise bu iradenin önüne geçmek için mutlak tecrit uyguluyor. Tecrit politikası Kürt halkı başta olmak üzere bütün topluma karşı kurgulanan bir sistem olarak yaygınlaşıyor. Kürt halkının yaşam alanlarına yönelen baskı ve saldırılar, halkların bir arada ve eşit bir şekilde yaşam imkanı bulduğu Kuzey ve Doğu Suriye’ye karşı geliştirilen düşmanlık politikaları mutlak tecridin güncel hamleleridir. Tecrit aynı zamanda, demokratik ve barışçı çözüme, Türkiye’nin kendi iç dinamikleriyle eşit ve özgür koşullarda bir arada yaşama iradesine karşı geliştirilen uluslararası bir dayatmadır.

Komplo ve tecrit politikaları ne yazık ki Türkiye’yi krizlere sürüklüyor, toplumu ve kurumları çürütüyor. Savaşla, tecritle, saldırı ve baskılarla, hukuksuzlukla beslenen bu rejim demokrasiyi ve toplumsal adaleti yerle bir ediyor. Çeyrek asır önce gerçekleştirilen bu komplonun amaçları, hedefleri ve yol açtığı yıkımlarla bütün Türkiye toplumu, ülkenin geleceği konusunda kaygı duyan bütün güçler yüzleşmelidir. Gelin eşit ve özgür koşullarda bir arada ve güvenle yaşayacağımız koşulları yaratalım.”

Rojava’da binler yürüdü

Öte yandan Kuzey ve Doğu Suriye’de PKK Lideri Abdullah Öcalan’a karşı uygulanan uluslararası komplonun 24’üncü yıl dönümünde 9 merkezde, “Halkların mücadelesiyle İmralı sistemini yıkacağız” şiarıyla yürüyüşler düzenlendi. Qamişlo Kontonu, Girkê Legê, Dêrik, Hesekê Kantonu, Dirbêsiyê, Kobanê Kantonu, Tebqa, Reqa ve Şehba Kantonu’nda binlerce kişi alanlara çıktı. Yürüyüşlerin olduğu merkezlerde esnaf da kepenk açmadı.

Kaynak: MA

#HDP #MYK #Türkiye #uluslararası #komplonun #yarattığı #yıkımla #yüzleşmeli

CPT’de tavsiye var karar yok!

CPT, İmralı’daki 24 yıllık mutlak tecridi görmüyor sadece tavsiyede bulunuyor

PKK Lideri Abdullah Öcalan, uluslararası komplo ile Türkiye’ye getirildiği 15 Şubat 1999 yılından bu yana İmralı Adası’nda ağır tecrit koşulları altında tutuluyor. Abdullah Öcalan’a yönelik komplo genişletilmiş ve genelleştirilmiş mutlak tecrit uluslararası güçlerin ve Türkiye’nin işbirliği 24 yıldır farklı şekillerde devam ediyor. İmralı’daki tecrit politikasını Türkiye ve Kurdistan cezaevlerinden uygulayan iktidarın tüm tepkilere rağmen geri adım atmamakta ısrar ediyor.

Öte yandan cezaevlerindeki kötü muameleyi önlemek için çalışmalar yürüten CPT, İmralı’da yaşanan tecride ilişkin somut çözüm adımları atmayarak, 24 yıllık tecrit içerisinde İmralı’ya 9 defa ziyaret gerçekleştirdi. CPT bu ziyaretlerin ardından Türkiye’ye tavsiye vermekle yetiniyor. Her yaptığı ziyarette Türkiye’de iktidarın İmralı koşullarında bir değişiklik yapmadığını söyleyen CPT, başta Kürtler olmak üzere birçok kesim tarafından tepkiyle karşılanıyor.

10 yılda 5 avukat görüşü

Asrın Hukuk Bürosu, 2013 yılı boyunca görüşme için 102 kez yaptığı başvuru 82 defa gemi bozuk, 12 defa hava muhalefeti, 4 defa koster bozuk gerekçeleriyle kabul edilmedi ve görüşme gerçekleştirilmedi. 2014 yılında 104 kez başvuru yapıldı. 86 defa gemi bozuk, 9 defa hava muhalefeti, 6 defa gemi onarımda, 3 defa resmi tatil gerekçesiyle görüşme gerçekleştirilmedi. 2015 yılının Temmuz ayına kadar 56 başvuru yapıldı. 49 defa gemi bozuk, 7 defa hava muhalefeti gerekçesiyle görüşme gerçekleştirilmedi. 2016-2018 yılları arasında yapılan başvurularda aynı gerekçelerle kabul edilmedi. En son avukat görüşü 2-22 Mayıs, 12-18 Haziran ve 7 Ağustos 2019 tarihlerinde gerçekleştirildi. Avukatlar o tarihten bu yana hala müvekkilleriyle görüştürülmüyor.

Aile görüşü yok

Abdullah Öcalan 2013 yılında 11 kez, 2014 yılında 8 kez aile görüşü gerçekleştirdi. 2019’da Mehmet Öcalan Abdullah Öcalan ile bir görüş gerçekleştirdi. 2021’ye kadar görüş gerçekleştirilmezken en son 25 Mart 2021’de kardeşi Mehmet Öcalan ile kesintili telefon görüşmesi gerçekleştirildi. O tarihten bu yana da Abdullah Öcalan’dan her hangi bir haber alınmış değil.

CPT’ye 10 yılda 34 bildirim

Asrın Hukuk Bürosu avukatları, 2013 yılında 4, 2014 yılında 2, 2015 yılında 2, 2016 yılında 4, 2017 yılında 4, 2018 yılında 4, 2019 yılında 3, 2020 yılında 4, 2021 yılında 4, 2022 yılında 3 tane olmak üzere 10 yılda CPT’ye İmralı’ya dair gelişmeleri ve koşulları içeren toplam 34 bildirim gerçekleştirdi.

CPT’den 4 ziyaret

İmralı’ya ilk ziyaretini 27 Şubat- 3 Mart 1999 yılında gerçekleştiren CPT, İmralı’ya 24 yılda toplam 9 ziyaret gerçekleştirdi. Her geçen gün derinleşen tecrit karşısında CPT ise, 10 yılda sadece 4 defa ziyaret gerçekleştirdi. Bu ziyaretler şu tarihlerde gerçekleştirildi: 6-17 Ocak 2013, 28-29 Nisan 2016, 6-17 Mayıs 2019, 20-29 Eylül 2022. 2021 yılında Türkiye’ye gerçekleştirdiği ziyarette İmralı’ya yer vermeyerek sadece yetkililer üzerinden bilgi aldıklarını açıkladı.

CPT sadece tavsiye ediyor

16-17 Ocak 2013 tarihlerinde İmralı’ya ziyaret gerçekleştiren CPT, raporunu Nisan 2014’te açıkladı. Açıkladığı raporda, 2011 yılı boyunca disiplin cezalarının tek seferde uygulandığı ve bunun sonucu olarak Abdullah Öcalan’ın aralıksız olarak 240 gün hücre cezasında tutulduğu bilgisi verildi. Bunun kabul edilemez olduğu ifade edilen raporda devletin bu kadar uzun süre hücre cezasının tekrardan oluşmaması için önlem alması tavsiyesinde bulundu. 2011 yılında düzeltilmesi yönünde tavsiye verdiği, gün ışığına erişimin hala eksik olduğu, diğer tutsaklara tanınan günde dört saat havalandırma olanağının Abdullah Öcalan’ın tanınmamaya devam ettiği bilgisini verdi.

2 saat havalandırma

İmralı’da tutsaklar haftanın 168 saatinin 36 saatine kadar,  Abdullah Öcalan ise sadece 22 saat kadar hücre dışında kalabiliyor. CPT, Türk yetkililerin ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmış tutsaklarla ilgili politikasını gözden geçirmesi ve ilgili mevzuatı buna göre değiştirmesi yönünde tekrardan tavsiyede bulundu.

CPT endişeli ama!

Üç yılın ardından CPT, 28-29 Nisan 2016 tarihlerinde İmralı’yı ziyaret etti. Ziyareti “ad hoc’ (önceden planlanmamış) olarak tanımlayan CPT, bu ziyarete dair raporunu 2018 yılının Mart ayında açıkladı. Raporda tutsakların dışarı ile iletişim halinde olmamasının endişe yarattığını ifade etti. CPT, görüşmeleri engelleyen nedenleri inandırıcı bulmadığını vurgulayarak bu ziyaretinde de önceki ziyaretlerinde de olduğu gibi ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasındaki mevzuatların tekrardan gözden geçirilmesi tavsiyesinde bulundu.

Çağrıyla kaldı

CPT, en son yaptıkları 2013 ziyaretinden bu yana dışarı ile temas konusunda bir değişiklik yapılmadığını, durumun daha kötüye gittiğini belirterek 2011’den bu yana tek bir avukat görüşü bile gerçekleşmediğini belirti. CPT, “Türk makamlarına İmralı Cezaevi’ndeki tüm mahpusların istiyorlarsa akraba ve avukatlarından ziyaretçi alabilmesini sağlamak için gerekli adımları daha fazla gecikmeksizin atmaları yönündeki çağrısını bir kez daha yinelemektedir” dedi.

Mektuplar verilmiyor

CPT, 1 Ocak 2015’ten ziyaret gerçekleştirdikleri süreye kadar olan zaman için tutsakların gönderilmesini talep ettikleri mektup sayısı ve gerçekten gönderilen mektup sayısı, cezaevi tarafından alınan mektup sayısı ve mektup okuma komisyonu tarafından tutulan mektup sayısı hakkında bilgi istedi. Devlet bu talebe şöyle cevap verdi: “1 Ocak 2015’ten bu yana Abdullah Öcalan’a toplam 568 mektup gönderildi. Bu mektuplardan 329’u Öcalan’a verilirken 239’u sakıncalı iddiasıyla verilmedi. Abdullah Öcalan 1 mektup gönderme talebinde bulundu ve mektubu gönderildi.”

159 saat tecrit altında

CPT, 6-17 Mayıs 2019 tarihleri arasında gerçekleştirdiği ziyaretin raporunu 5 Ağustos 2020’de açıkladı. Raporda, İmralı’da ağır bir tecrit uygulandığı şu ifadeler ile belirtildi: “Tüm mahkumlar çoğu zaman hücrelerinde tecrit edilmiştir (hafta sonları günde 24 saat olmak üzere haftalık 168 saatten 159 saat). Böyle bir durum kabul edilemez. 2016 ziyareti raporunda belirtildiği gibi, açık hava egzersizleri ve diğer organize etkinlikler sırasında mahkumların bir araya gelmesine ilişkin yukarıda belirtilen kısıtlamaların uygulanmasını haklı kılacak meşru bir güvenlik kaygısı olamaz.

CPT’de İmralı’yı görmedi

CPT, 2021’de Türkiye’de bulunan birçok cezaevine “kolluk kuvvetleri tarafından gözaltına alınan kişilere sağlanan muamele ve güvencelerin yanı sıra cezaevlerinde tutulan kişilere uygulanan muamele ve tutukluluk koşullarını incelemek” amacıyla ziyarette bulunduğunu açıkladı. CPT, en ağır hak ihlallerinin yaşandığı İmralı Cezaevi’ni ziyaret etmedi. CPT, sadece “Heyet, ziyaret vesilesiyle, CPT’nin İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde tutulan mahpusların durumuna ilişkin önceki tavsiyelerinin takibi ile ilgili olarak ilgili makamlara bazı konuları da gündeme getirdi” diyerek bir açıklama gerçekleştirdi.

Abdullah Öcalan görüşmeye çıkmadı

Bunun ardından CPT, 20-29 Eylül 2022 tarihlerinde Türkiye’ye bir ziyaret gerçekleştirdi. Ziyarete dair 3 Ekim 2022’de açıklama yapan CPT, İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nin de yer aldığını duyurmuştu. Bu ziyarete ilişkin Asrın Hukuk Bürosu ise 29 Kasım 2022’de, “CPT’nin Eylül 2022 tarihinde İmralı Adası’na yaptığı ziyarette Sayın Öcalan’ın görüşmeye çıkmadığı duyumuna sahibiz” açıklamasını yaptı. Bu gelişmelerin devamında Asrın Hukuk Bürosu avukatları, CPT’ye başvuru yaparak “Incommunicado”nun her geçen gün daha da ağırlaştığını belirterek son ziyarete ilişkin raporunun açıklanması yönünde talepte bulundu.  AMED/ JINNEWS

#CPTde #tavsiye #var #karar #yok

Tutuklulardan 15 Şubat mesajı: Tecrit insanlığın yok edilmesidir

Abdullah Öcalan’a yönelik uluslararası komplonun yıl dönümüne dair açıklama yayınlayan Bandırma 1 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi’ndeki tutuklular, ‘Sayın Öcalan’ı özgürleştirmeliyiz. Tecrit insanlığın yok edilmesidir’

Bandırma 1 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi’ndeki tutuklular, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın uluslararası komployla Türkiye’ye getirilmesinin 24’üncü yıldönümü dolayısıyla aileleri aracılığıyla bir mektup gönderdi. Abdullah Öcalan’a yönelik ağırlaştırılan tecrit ve komplonun değerlendirildiği mektupta, mücadele çağrısı yapıldı.

Tutuklular mektuplarında,

“Abdullah Öcalan üzerindeki tecrit aynı zamanda Kurdistan üzerindeki tecrittir. Tecrit Kürt halkıyla savaşta ısrar ve halkların ekonomisini çökertmektir. Abdullah Öcalan üzerindeki tecrit, toplumun kültür ve değerlerinin, düşüncelerinin ve insanlığının yok edilmesidir.

İmralı tecridine karşı bedenini ateşe veren Veysi Taş ve Mehmet Akar’ın mesajı iyi anlaşılmalıdır. Bu ateş bir çağrıdır. Sayın Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kırılmasıdır. Cezaevlerinde faşizmin baskı ve zulmü bütün haliyle devam ediyor. Bütün kirli politikalar önce cezaevlerinde yürütülüyor. Sonra da topluma yayılıyor. Bu yüzden AKP-MHP faşizminin karanlık yüzünü iyi biliyoruz ve tanıyoruz. Bu baskıları Bandırma Cezaevi’nde bulunan tutsaklar olarak bütün tehditleriyle yaşıyoruz. Sayın Abdullah Öcalan mücadelesiyle doğru yolu bize gösteriyor. Şehit Veysi Taş ve Mehmet Akar, ateşle bizi mücadelelerine ve tecridin kırılmasıyla halkımızın özgürlüğüne çağırdı. Bandırma Cezaevi’nde olan tutsaklar olarak, bu sesi an be an her haliyle duyuyor ve bu sese ses veriyoruz. Bu rejimi değiştirmeliyiz. Sayın Öcalan’ı özgürleştirmeliyiz. Özgürlük ancak mücadele ve örgütlülükle gelir” ifadelerine yer verdi.

Kaynak: MA

#Tutuklulardan #Şubat #mesajı #Tecrit #insanlığın #yok #edilmesidir

Şemzînan’da 3 gözaltı

Şemzînan’da 3 kişi, polis ev baskınıyla gözaltına alındı

Colemêrg’in (Hakkari) Şemzînan (Şemdinli) ilçesinde, polis tarafından yapılan ev baskınlarında 3 kişi gözaltına alındı.

Sanal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek gözaltına alınan Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Şemzînan ilçe eşbaşkanı Cabbar Taş, Habil Alioğlu ve Ergin Avcı, Şemdinli İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü. Baskın sırasında yapılan ev aramasında Taş’a ait olmayan bir cep telefonuna da el konuldu.

Kaynak: MA

#Şemzînanda #gözaltı

Fincancı protestosundan yargılanan 57 kişiye beraat: Haklarını kullandılar

Fincancı protestosuna katıldıkları için haklarında dava açılan 57 kişinin yargılandığı mahkeme, emsal karar vererek sanıkların tümüne beraat verdi

26 Ekim 2022’de Kadınlar Birlikte Güçlü (KBG) ve Emek Barış ve Demokrasi Güçleri’nin çağrısıyla Kadıköy Süreyya Operası önünde kimyasal silah kullanımına dair görüşlerini açıkladığı için tutuklanan TTB Başkanı Şebnem Korur Fincancı ve gazetecilerin gözaltına alınması protesto edilmişti. Protestoda gözaltına alınan 57 kişi hakkında dava açıldı.

Aralarında insan hakları savunucuları ve gazetecilerin de olduğu 57 kişinin yargılandığı davanın ilk duruşması bugün İstanbul Anadolu 15. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmada sanıklardan 10 kişi hazır bulundu.

Kimlik tespitiyle başlayan mahkeme, sanıkların savunmasıyla devam etti. Sanıklar, Fincancı’nın bilim insanı ve hekim olduğunu, dolayısıyla yargılanmasının hukuka aykırı olduğunu söyledi. Kadıköy’de gerçekleşen protestoya bilerek katıldıkları belirten sanıklar, kolluk kuvvetlerinin kendilerine işkence uygulandığını ve yasal hakkın önüne geçtiklerinden dolayı asıl yargılanması gerekenlerin polislerin olduğuna vurgu yaptı. Sanıklar son olarak beraat edilmelerini talep etti.

Ara kararda konuşan savcı, sanıkların protesto eylemini ‘kişisel hak’ olarak yorumladı ve sanıkların beraat edilmelerini talep etti.

Ardından savunma yapan avukatlar, savcının olumlu yönde kararını destekledi.

Savunmaların ardından kararı açıklanan hakim, protestonun gösteri ve yürüyüş hakları çerçevesinde olduğunu ve bundan dolayı mahkemeye bile gerek olmadığını söyledi. Hakim, davayı karara bağlayarak sanıkların beraatine karar verdi.

HABER MERKEZİ

#Fincancı #protestosundan #yargılanan #kişiye #beraat #Haklarını #kullandılar

İmralı’da 9 ay kalan Kuran: Tek çözüm Demokratik Cumhuriyet

İmralı’da Abdullah Öcalan ile 9 ay 10 gün kalan tutuklu Nasrullah Kuran, güncel olan AKP-MHP-Ergenekon ittifakının yenildiğini, Kürt mücadelesinin ise yeni ittifaklarla büyüdüğünü belirterek, çözümün cumhuriyetin demokratikleşmesinden geçtiğini vurguladı

Nasrullah Kuran, PKK’ye 1990 yılında katıldı. 14 Nisan 1992’de Antalya’nın Alanya ilçesinde gözaltına alınan ve yargılandığı Malatya 1’inci Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde (DGM) “devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma” iddiasıyla müebbet hapis cezası verilen Kuran, 31 yıldan beridir birçok cezaevinde kalan  Kuran, 15 Mart 2015 tarihinde Nazili E Tipi Kapalı Cezaevi’nden PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın büyük çabalarıyla başlayan ancak devletin “tasfiye” süreci olarak ele aldığı dönemde tutuklu Veysi Aktaş, Ömer Hayri Konar, Mehmet Sait Yıldırım ve Çetin Arkaş’la birlikte “sekreterya görevi” ile İmralı Yüksek Güvenlikli Cezaevi’ne götürüldü. Kuran, İmralı’da 9 ay 10 gün kaldıktan sonra 26 Aralık 2015’te Çetin Arkaş ile birlikte Silivri 9 Nolu F Tipi Kapalı Cezaevi’ne getirildi.

Nasrullah Kuran, yüzüncü yılına giren cumhuriyeti ve Abdullah Öcalan’ın geliştirdiği “Demokratik Cumhuriyet” projesini Mezopotamya Ajansı’na (MA) değerlendirdi.

Soykırıma karşı direniş tarihi

Türkiye’nin kuruluşundan itibaren “oligarşik” bir yapıda olduğunu ifade eden Nasrullah Kuran, “Bu durum damgasını vurmuştur. Cumhuriyet hiçbir zaman demokratik rejim haline gelmemiş, sadece Türk egemen elitleri tarafından kullanılmıştır. Dolayısıyla 100 yıllık tarih, esasta Türk devlet oligarşisinin devrede tuttuğu soykırım politikalarıyla buna karşı Demokratik Cumhuriyet mücadelesi veren Kürtlerin köklü direniş tarihidir. 100 yıllık süreci bu gerçekliğin ışığında, ‘Türklük sözleşmesi’nin Kemalist ve siyasal İslam veçhesi uygulanması temelinde bir değerlendirmeye tabi tutmadan güncel şartlarda bir mesafe katledebilmenin ve demokrasiyi, Demokratik Cumhuriyeti inşa etmenin imkanı yoktur” dedi.

Türkiye toplumunun “çöküşün” eşiğine geldiğini belirten Kuran, “Günümüzde siyasal İslam’la vücut bulan oligarşik dikta rejiminin, faşizmin en kötü hali olarak Türkiye toplumunu sosyal, siyasal, ekonomik ve ideolojik çöküşün eşiğine getirdi. Klasik devlet-ulus rejimini ahlaki çürütme ve yozlaşmanın başını alıp yürüdüğü bir mafya düzenine dönüştürdüğü kuşkusuz kendileri dışında herkesin malumu bir gerçeklik olarak durmaktadır. Mücadele ve arayış, daima bir öncekinin aşılması üzerinden kendini kurar. Aşılmış olanı tekrarlamak ve benzeşme özellikleri bir mücadeleyi ve çözüm arayışını değil, süslü kavramla elbisesi giydirilmiş bir aldatmayı içerir” diye kaydetti.

Nasrullah Kuran

Kürtlerin kurucu mecliste yer alması

Mustafa Kemal’in 1920’lerde batı emperyalizminin yıkılacağı ve doğu halklarının birlikte yaşayacağına dair öngörüsüne işaret eden  Kuran, “Bu gerçeklik, ittifak anlayışı çerçevesinde Kürtler açısından da önem kazanmıştı. M. Kemal’in 1920’de El Cezire Bölge Komutanı Nihat Paşa’ya gönderdiği Kürtlere özerklik tanıyan talimat, Kürtlerin ve Türklerin ortak sınırlarını belirleyen 28 Ocak 1920 tarihli Misak-ı Milli bildirisi, Haziran 1921’de Kürt lideri ile Ankara hükümeti arasında imzalanan protokol ve 10 Şubat 1922’de TBMM’de kontrolüyle Anayasa hükmü haline getirilen otonomi yasası, Kürtlerin ortak temelinde kurucusu olarak T.C’nin kuruluşunda yer alması sağlanmıştı” diye belirtti.

Emperyalizmle uzlaşma

Mustafa Kemal’in “halkların birlikteliğine” işaret eden sözlerinin Demokratik Cumhuriyet’i tanımladığına dikkat çeken Kuran, “Bu fikri, ne yazık ki İngiliz emperyalizme uzlaşmanın ufkunda hızla erimeye yüz tutmuş, yerini din ve soy ayrımına dayalı tekçi bir devlet anlayışına, oligarşik faşizme doğru evirilmiştir. Kürtlerle kurulan stratejik ittifak ve emperyalizime karşı olarak direniş yerini, İngiliz hegemonyasının denetiminde Sovyetlere karşı Avrupa için tampon rolünü oynayacak Türk devleti ulusunun kurgulanmasına ve Kürtlerin bu kurgunun taktik kavramları haline getirilmesine bırakılmıştır” dedi. Kemalizm’in çözüm olmadığına işaret eden 31 yıllık tutuklu Kuran, “Çözüm, Atatürk’ü ve Atatürk jeopolitiğini güncellemekten değil, sömürgecilik ve emperyalizm karşıtı M. Kemal’i, M. Kemal jeopolitiği olan Kürt-Türk birlikteliğine dayalı Misak-ı Milli’yi güncellemekten ve Demokratik Cumhuriyeti’n inşasından geçmektedir. Devlet ulus cihazı, doğası gereği faşizm ve oligarşik dikta üretir!” dedi.

Kürtlerin direnişine çarptı

Kuran, Kemalizm’in Kürt direnişine çarptığını vurguladı ve şöyle devam etti: “Kemalist inşaya dayalı 80 yıllık yapısallıkları da hem anlamsal hem de kurumsal açıdan etki üretme yeteneklerini, dolayısıyla iktidarsal hegemonyalarını yitirmeyle karşı karşıya kaldılar. ABD hegemonyasının ‘Genişletmiş Büyük Ortadoğu Projesi’ gereği olarak, Kemalizm’in yerine 70’lerden beri hazırlandığı siyasal ılımlı İslam’ı ikame etmesi bu sürece karşılık geldi. AKP ve Erdoğan her ne kadar bu projenin model partisi ve lideri olarak öne çıkarsalar da, ABD hegemonyası açısından bu durum esasta bir geçiş sürecine karşılık geliyordu. Türkiye ayağının yürütücü pozisyonu için hazırlanan esas güç, AKP içerisinde ve devletin önemli kurumlarında konumlanan Fethullahçı yapılanma ve bu yapılanmanın lideri Fethullah Gülen’di. Bir anlamda AKP ve Erdoğan projenin kabuğu, Gülen ve Gülenci örgütlenme ise çekirdek işlevini görüyordu”

Ergenekon-AKP-MHP üçlüsü

Ergenekon’un denetim altına alındığına ve AKP’nin tamamen devlet kurumlarına yerleştiğine dikkat çeken Nasrullah Kuran, “AKP’nin iktidara gelmesiyle birlikte ABD, AKP ve KDP işbirliğiyle Kürt Özgürlük Hareketi’nin tasfiyesi ve yerine ‘ılımlı bir PKK yaratma’ amacıyla PKK’nin içine müdahalelerin başlatılması süreci, özünde AKP’nin önünü açma ve işini kolaylaştırmaydı. AKP’yle bir yandan Kemalist devlet yapılanması yıkıma uğratılıp yerine siyasal İslam projeksiyonuna dayalı yeni bir devlet inşasının startı verilirken, diğer taraftan PKK tasfiye edilerek KDP ile bütünleşmiş ılımlı bir oluşum yaratılması ve ABD hegemonyasında geliştirilecek Türk-Kürt ittifakıyla Ortadoğu’nun yeniden şekillendirilmesi planlanmıştı” diye belirtti.

Tüccar mantığı

AKP-MHP-Ergenekon üçlüsünün iktidarda olduğu sürece bu durumun küçümsenmemesi gerektiği uyarısında bulunan Kuran, şu ifadeleri kullandı: “Ancak bilinen klasik devlet ulus kalıplarıyla böylesi bir iddiaya yaşam kazandırmayacakları son 7 yıldaki pratikleşmelerinin açık ettiği çıkmazları ve tıkanıklıkları yeterince göstermektedir. Her şeyden önce, dünyadaki siyasi gelişmeleri iyi izleyen ve öngören bir liderlik ya da kadro yaygınlaştırılması açığa çıkarmamışlardır. RTE somutundaki pratikleşme, bunun çok uzağında, derinlik ve yoğunluktan yoksun, daha çok bir tüccar mantığının tutarsız ve güven vermekten öte gel-git ayarında kendini görünür kıldı. İHA, SİHA ve roket vb. üretimler, hala sağlam teknolojik alt yapıya dayanmaktan çok, ülke teknolojilerinin montajı üzerinden yürütülmektedir. Türkiye’den Avrupa ve Amerika’ya doğru gerçekleşen ve sürmekte olan yoğun beyin göçü sebebiyle, yakın gelecekte de Türkiye’nin bu alanda sıçrama yapması oldukça zor görünmektedir.”

Demokratik Cumhuriyet için mücadele etmeli

Türklük olgusunun son oyunda kaybedeceğinin altını çizen Kuran, “Kaybetmek istemeyen Kürtlük gibi, kaybetmek istemeyen Türklük de yine en az Kürtler kadar, hatta son oyununu oynamakta olduğu günümüz 21’inci yüzyılında Kürtlerden daha çok Demokratik Cumhuriyet için mücadele etmeli. Demokratik Cumhuriyet; ‘kişi artığı’ndan hak sahibi özgür yoldaşlığa giden yol! Ancak yozluğun ve çürümüşlüğün tavan yaptığı, sosyal, siyasal, ekonomik ve hukuki her alanda açığa çıkan tıkanıklıkların mafyatik yöntemlerle aşılmaya çalışıldığı ve bunun daha başarılmadığı bir 2023 Türkiye’sine uyanmak, kuşkusuz tarih ve siyaset bilincine sahip hiç kimse için sürpriz olmamıştır. Türk devletinin 100’üncü kuruluş yıldönümü 2023’e ‘ülkede dinlik, Türk devletlerinde birlik, küresel güçlerle denklik’ hedefi ve ‘Türk dilli devletler birliği’ parolasıyla girmeyi amaçlayan üçlü oligarşik iktidar aklı, ortaya dökülen bütün bu kaybetmelerin sorumlusu olduğu açıktır” ifadelerini kullandı.

Birlikte yaşam kurtuluş

Kürtler, Türkler, Araplar, Çerkesler ve Lazların yanı sıra Zerdüşî, Yahudi, Hıristiyan ve Müslüman ile ateistlerin birlikte yaşamasının ancak Demokratik Cumhuriyet ile mümkün olduğunu vurgulayan Nasrullah Kuran, “Siyasal partilerle birlikte sivil toplum kuruluşlarının özerkliklerini koruyarak siyasete katılımlarını ve demokratik siyasetin özgürlükçü karakterine süreklilik kazandırmaları da bu temsil ve katılım dinamiğinin işler hale gelmesiyle mümkün olacaktır” dedi. Ancak bu hal ile devletin “demokratik bir çatı örgütü” haline geleceğini belirten Kuran, şu ifadeleri kullandı: “Bu şekilde demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti olma vasfını kazandırır. Demokratik siyaset, sivil toplumculuk ve demokratik özerklik cumhuriyetin temel ilkeleri haline getirildiğinde, devlet-ulus cihazının olumlu yönde dönüşümü sağlanmış olur.”

Demokratik Cumhuriyet

AKP-MHP-Ergenekon üçlemesinin benimsediği ve uyguladığı “özel savaş” yöntemlerinin en çok Türklüğü vurduğunun altını çizen Kuran, şunları belirtti: “Sosyal, siyasal, ekonomik her alanda yaşanan yozlaşma ve küçülme, Yusuf Has Hacib’in ‘Kutadgu Bilig’deki serzenişi anımsatır: ‘Bütün iyi insanlar gittiler, giderken beraberlerinde yasa götürdüler. Geriye kişi artığı kaldı, şimdi ben iyi insanı nereden bulayım?’ Devlet-ulusun ‘kişi artığı’ olmak mı, yoksa Demokratik Cumhuriyet’in her konuda eşit hak sahibi özgür yurttaşı olarak yaşam bulmak mı? Devlet-ulusun 100’üncü yılında Türklüğün yanıtlanması gereken en anlamlı soru bu olacaktır. Çünkü 21’inci yüzyıl bu tercihin devrilmesiyle çalkalanıp şekil bulacaktır.”

#İmralıda #kalan #Kuran #Tek #çözüm #Demokratik #Cumhuriyet

İslahiye’de depremzedeler duvarlara not bırakıp gittiler

İslahiye’de ‘ihaleye verileceği’ gerekçesiyle enkaz kaldırma çalışmalarının durdurulduğu belirtilirken, elektrik ve suyun kesik olduğu ilçeyi bir an önce terk etmek isteyen depremzedeler, hasar tespiti için kapılara not bıraktı

Mereş merkezli 6 Şubat’ta meydana gelen depremlerden etkilenen Dîlok’un (Antep) İslahiye ilçesinin neredeyse yarısı yıkılırken, devam eden zorunlu göçle beraber ilçede hayat durma noktasına geldi. Enkaz çalışmalarının “ihale işlemleri sürüyor” gerekçesiyle durdurulduğu İslahiye’de, Atatürk, Fevzipaşa ve Bahçelievler mahallelerinde yıkılan ve hasarlı binalardan eşyalarını alan yurttaşlar, ilçeyi terk etti.

Eşyalarını el yordamı ve vinç yardımıyla çıkaran bazı yurttaşlar, köylerdeki yakınlarının yanına ya da Dîlok merkeze gitti. Birçok binaya “Dikkat bu bina yıkılacak!!” yazısının yanı sıra ilçeden bir an önce gitmek isteyen yurttaşlar, hasar tespit ekiplerinin kendilerini araması için kapı ve duvarlara “Hasar tespiti için arayın” yazılı ve iletişim bilgilerinin de yer aldığı kağıtlar astı.

İlçede yaşamaya devam edenler için ise henüz elektrik ve suyun verilmemesi ciddi sıkıntılara neden oluyor.

Haber: Müjdat Can – İbrahim Irmak / MA

#İslahiyede #depremzedeler #duvarlara #bırakıp #gittiler

30 yıllık hasta tutuklunun infazı yakıldı: Pişman değil

Espiye L Tipi Cezaevi’nde tutulan 30 yıllık hasta tutuklu Ahmet Zenger, ‘pişman değilim’ dediği için infazı yakılarak, cezası 6 ay daha uzatıldı

Şirnex’in Hezex (İdil) ilçesine bağlı Xirabaşeref köyünde 1993 yılında gözaltına alınan ve Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde (DGM) yargılanarak müebbet hapis cezası verilen hasta tutuklu Ahmet Zenger (63) 30 yıldır cezaevinde. Zenger’in tahliye olmasına bir hafta kala kaldığı Giresun Espiye L Tipi Kapalı Cezaevi’nde İdare ve Gözlem Kurulu’nun pişmanlık dayatmasını kabul etmediği için cezasının 6 ay uzatıldığı belirtildi.

Yeğeni Veysi Zenger, Ahmet Zenger’in ailesiyle yaptığı telefon görüşmesi sırasında, “pişman değilim” dediği için infazının yakıldığını aktardı.

Zenger’in yeğeni Veysi Zenger, verilen karara tepki göstererek, Türkiye’de hukukun işlemediğini söyledi. Zenger, “Bundan bir hafta önce koğuşları basıldı ve hakaretlere maruz kaldılar. Baskından önce tahliyesine bir hafta kalmıştı. Ancak daha sonra keyfi bir şekilde mahkemeye çıkardılar ve keyfi bir muamelede bulundular. Yaptıkları hukuki değildi. Bu kararı veren savcı ve hakimler için de bir gün adalet lazım olacak” dedi.

Kaynak: MA

#yıllık #hasta #tutuklunun #infazı #yakıldı #Pişman #değil