Ana Sayfa Blog Sayfa 95

Zeynel Abidin Koç: Alevi örgütleri sürece daha fazla dahil olmalı!

Türkiye Alevi Federasyonu Başkanı Zeynel Abidin Koç, Alevi örgütlerinin Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde daha aktif bir rol alması gerektiğini vurguladı. 2 Ekim tarihinde Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları ile yapılan görüşmelerde, Alevi örgütlerinin Meclis’teki süreçte daha fazla söz sahibi olmaları gerektiği ifade edildi.

Koç, Alevi örgütlerinin Meclis komisyonlarına dahil edilmesinin önemine dikkat çekerek, mevcut iktidarın Alevi taleplerine duyarsız kaldığını belirtti. Ayrıca, 29 Ekim’de yapılması planlanan Alevi Açılımı’nın detaylarının henüz net olmadığını ancak bu konuda umutlu olduklarını dile getirdi.

Alevi örgütlerinin inanç taleplerinin sınırlı olduğunu, ancak demokratikleşme sürecinin tüm topluma fayda sağlayacağını vurgulayan Koç, Alevi kurumlarının haklarının tanınması ve inanç merkezlerinin kamusal alanda yer bulması için mücadelenin devam edeceğini açıkladı.

Koç, muhalefet partileriyle daha sık görüşmeler yapacaklarını ve bu süreçte Alevi taleplerinin masada yer alması için çalışacaklarını ifade etti. Alevilerin taleplerinin, Türkiye’nin demokratikleşmesiyle doğrudan bağlantılı olduğunu belirten Koç, bu nedenle Alevi örgütlerinin taleplerinin her platformda gündeme gelmesi gerektiğinin altını çizdi.

Ana Narin Gülçiçeği: “Madem silahlar bırakıldı, neden barış olmasın?”

PİRHA’ya konuşan Babamansur Ocağı evladı Ana Narin Gülçiçeği, barış çağrısında bulunarak, “Bir daha acı yaşamak istemiyoruz. Silahlar bırakıldıysa neden barış olmasın?” dedi.

Barış tartışmalarının yeniden gündeme geldiği günlerde PİRHA’ya konuşan Ana Narin Gülçiçeği, bir ana olarak en büyük dileğinin barış olduğunu ifade etti. Hükümetin barış konusundaki söylemlerini samimiyetsiz bulduğunu belirten Gülçiçeği, “Bir ana olarak gerçekten fazla inandırıcı bulmuyorum. Barış ancak halkın talebiyle hayata geçebilir” diye konuştu.

“Kürt ve Alevi kadınları mücadeleyi hiç bırakmadı”

Kadınların barış sürecinde belirleyici bir rol oynadığını söyleyen Gülçiçeği, özellikle Kürt ve Alevi kadınlarının tarih boyunca direnç gösterdiğini vurguladı. “Kürt ve Alevi kadınları mücadelesini hiçbir zaman bırakmadı. Bu toplumda kadınlar hep direnerek var oldu” dedi. Analara düşen en büyük görevin barışı sahiplenmek olduğunu söyleyen Gülçiçeği, “Evlatlarımız ölmesin, anaların yüreği yanmasın” ifadelerini kullandı.

Alevi inancının yok sayılması

Röportajda inanç özgürlüğüne dair sorunlara da değinen Ana Narin Gülçiçeği, devletin Alevi toplumuna yönelik yaklaşımını eleştirdi. Cemevlerinin ibadethane olarak tanınmamasına dikkat çeken Gülçiçeği, Kültür Bakanlığı’na bağlama girişimlerinin de inancın özüne aykırı olduğunu söyledi. Kutsal ziyaretgâhlara yönelik müdahalelerin kabul edilemez olduğunu belirterek, “Alevi kimliği hâlâ görmezden geliniyor” dedi.

“Barış kadınların omuzlarında yükselecek”

Ana Gülçiçeği, barışın ancak kadınların güçlü iradesiyle kalıcı hale gelebileceğini belirterek sözlerini şöyle tamamladı:
“Bir daha evlatlarımız ölmesin, anaların gözyaşı dinsin. Barış kadınların omuzlarında yükselecek.”

DEM Parti Eş Genel Başkanları Alevi Kurumları ile Buluştu

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, Alevi kurum temsilcileriyle bir araya geldi. Görüşme, DEM Parti Genel Merkezi’nde gerçekleştirildi.

Toplantıda, Alevilerin karşılaştığı sorunlar detaylı bir şekilde ele alındı. Eş Genel Başkanlar, Alevi toplumu ile ilgili meselelerin çözümüne yönelik fikir alışverişinde bulunarak, bu konulara dair duyulan hassasiyeti vurguladılar.

Ayrıca, Barış ve Demokratik Toplum Süreci üzerine de kapsamlı tartışmalar yapıldı. Bu bağlamda, Alevi kurumlarının rolü ve katkıları üzerinde durularak, toplumda adalet ve eşitliğin sağlanması için öneriler geliştirildi.

Görüşmeye, Halklar İnançlar Komisyonu Eşsözcüsü Yüksel Mutlu, PM üyesi Zeyno Bayramoğlu ve Dersim Milletvekili Ayten Kordu da katılarak destek verdiler. Bu buluşma, Alevi toplumu ile siyasi temsilciler arasındaki diyaloğun güçlenmesine katkı sunmayı hedefliyor.

Ezilenlerin mücadelesine Aleviler olarak omuz veriyoruz!

FEDA ve DABK, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dair yaptıkları açıklamada, Aleviler başta olmak üzere tüm ezilenleri geleceği kazanma mücadelesine davet etti. “İçinde bulunduğumuz sürecin başarıya taşınmasını tarihi ve hayati bir görev olarak ele alıyoruz” ifadeleriyle başlayan açıklamada, Alevilerin barış sürecini nihayete erdirip anayasal haklarını elde etmesi gerektiği vurgulandı.

Alevilerin tarih boyunca çeşitli zulümlere maruz kaldığını belirten federasyonlar, bu duruma karşı direnişin onurlu bir şekilde sürdüğünü ifade etti. Suriye’deki Arap ve Kürt Alevilere yönelik devam eden baskılar ve saldırılar, uluslararası hukukun ihlali olarak nitelendirildi. Ayrıca, Türkiye’de Alevilere, Kürtlere ve diğer ezilenlere yönelik uygulanan baskılara karşı mücadele edilmesinin Alevilerin asli görevi olduğu belirtildi.

Alevilik inancının kadınlara özel bir yer verdiği ifade edilerek, Alevi kadınlarının barış ve demokratik toplum mücadelesinin öncüsü olduğu kaydedildi. “Alevi kadını olmadan barışın da, demokratik toplumun inşası da eksik kalacaktır” denildi. Emekçilerin, gençlerin ve tüm ezilenlerin gücüne ihtiyaç duyulduğu vurgulandı.

Aleviliğin dilinin halkların ortak hakikati olduğuna dikkat çekilerek, her dilde ibadetin doğal bir hak olduğu belirtildi. Son olarak, FEDA ve DABK, bütün ezilenleri barış ve demokrasi mücadelesine davet etti ve “Emin olmalıyız ki, örgütlenir ve mücadele edersek mutlaka kazanacağız” mesajı verildi.

Alevi öğretisinde edebli kelamda dil İSMAİL PEHLİVAN

“Eyvah neler açtın başıma benim
Beni ellik ellik gezdiren dilim
Her zaman karıştın işime benim
Sarılmış yarayı azdıran dilim” Ozan Emekçi

Dil, insanlığın iletişim aracıdır. Dil, bir toplumun sosyal, kültürel, siyasal, ekonomik ve inanç anlayışlarındaki çatışma ve uzlaşmaların ana kaynağıdır.

Alevi toplumunun bazı unsurlarının son zamanlarda kullandığı dil ve üslup beraberinde çatışmaları getirdi. Adeta ‘itibar suikastı’na girişildi. Sosyal medyada kullanılan bu çirkin dilin Alevi öğretisinde yeri olmadığı halde bazı unsurlar bunu akıl edemediler. Saldırgan ve incitici sözcüklerle toplumda kutuplaşma yaratılmaya çalışıldı.

Anadolu Alevi Öğretisi ve inancında kullanılan dilin önemi, inancın özünü, kimliğini ve sürekliliğini sağlaması açısından hayati bir role sahiptir. Bu rol, sadece iletişim kurmaktan öte, geleneksel kültür mirasının ve inanç birliğinin korunması anlamına da gelir.

Yol ve Erkan’ın yaşatılması, ancak uzlaşıcı ve hoşgörülü kültür hazineli Alevilik felsefesinin içerdiği bir DİL ile mümkündür.

***

Teknolojinin yol açtığı hızlı iletişim ağlarının sağladığı olanaklar kötü amaçla kullanıldığında tam bir belirsizlik haline tanıklık ediyoruz. Modern hayatın dayattığı kültürel yaşam bu duyguyu besleyen bir tarza dönüştürüldü. Sosyal medya at izi ile it izinin ayırt edilemediği bir alan haline geldi.

Büyük filozof Konfüçyüs’e sormuşlar:

– Bir memleketi yönetmeye çağrılsaydınız yapacağınız ilk iş ne olurdu?

– Büyük Filozof şöyle cevap veriyor:

– Hiç şüphesiz, dili gözden geçirmekle işe başlardım.

Dinleyenlerin hayret dolu bakışları karşısında sözlerine devam eder:

– Dil kusurlu olursa, sözcükler düşünceyi iyi anlatamaz. Düşünce iyi anlatılmazsa, yapılması gereken şeyler doğru yapılamaz. Ödevler gereği gibi yapılmazsa TÖRE VE KÜLTÜR bozulur. Töre ve kültür bozulursa ADALET yanlış yola sapar. Adalet yoldan çıkarsa şaşkınlık içine düşen halk ne yapacağını, işin nereye varacağını bilmez. İşte bunun içindir ki hiçbir şey DİL kadar önemli değildir.’ ifadeleri ile cevap vermiştir.

***

Alevi sivil toplum örgütlerine (STK) bu alanda büyük sorumluluk düşmektedir. Anadolu Alevi inancının doğru aktarımı ve yaşatılması doğrultusunda teknolojik olanaklar kullanılarak toplumsal barışa hizmet eden adımların acilen atılması zorunlu bir görevdir.

“Çağdaş medeniyetlere sahip toplumlar düzeyindeki haklara sahip olmak isteyen toplumlarda, STK’lara büyük görevler düşmektedir. STK’lar, temsil ettikleri toplulukların sorunlarını çözmede ancak takdir edilecek çalışmalar yaparak güçlü bir dinamizme ve desteğe sahip olurlar. Bunun için de güç birliği yapmak zorundadırlar. Bu güç birliğinin devamını ise ortak bir DİL’i konuşmakla sağlayabilirler. Çünkü iletişim deyince de akla DİL gelir. Dil bir toplumun aynasıdır.” (Hüseyin Aldoğan-Dede)

***

Alevi toplumu içinde yaşanan güncel iletişim sorununa, inancın tarihi ve felsefi özünden kopmadan, modern çözümler sunacak yol ve yöntemler geliştirilmelidir.

Bu konuda Alevi STK’lara önerilerim şunlardır:

1-Sosyal medya ve diğer mecralarda, Alevi inanç felsefesinin özündeki sevgi, hoşgörü ve “eline, beline, diline sahip olma” ilkelerine uygun bir dilin benimsenmesi için somut kampanyalar başlatılmalıdır. Çatışmacı ve kutuplaştırıcı söylemlerin, inancın temel değerleriyle çeliştiği sürekli hatırlatılmalıdır.

2-Eleştirilerin, kişiler yerine fikirlere, ilkelere veya uygulamalara yöneltilmesi teşvik edilmelidir. Kişileri hedef alan, incitici ve yaftalayıcı dilden kesinlikle uzak durulmalıdır.

3-Temsil gücüne sahip tüm Alevi kuruluşları (Dernekler, Vakıflar, Cemevleri) için ortak bir etik ve üslup rehberi hazırlanmalı. Bu rehber, özellikle demeçlerde, yazılı iletişimde ve medya organlarında (TV, sosyal medya) kullanılacak kapsayıcı ve yapıcı dile önem verilmelidir.

4-Panel, sempozyum ve kurultaylarda konuşmacıların (Dedeler, Ana’lar, Yöneticiler, Yazarlar) temel konularda ortak bir terminoloji ve söylem birliği kullanması sağlanmalıdır. Bu, inancın ve taleplerin medya ve kamuoyu nezdinde doğru, güçlü ve etkili temsilini artıracaktır.

5-Dedeler ve Ana’lar gibi manevi rehberlerin, Cemlerde ve toplantılarda söylem birliğini koruma ve çirkin dil kullanımının inançsal ve toplumsal zararlarını vurgulama konusunda öncü olması önemlidir. Manevi rehberler ile dernek ve Cemevi yöneticileri, sosyal medyada paylaştıkları mesajlarda ve yaptıkları canlı yayınlarda, hoşgörülü ve yapıcı dilin önemini sık sık vurgulamalı, böylece takipçilerine rol model olmalıdır.

6-Deyişler, nefesler ve duvaz-imamların Alevi kimliğini aktarmadaki rolünü korumak ve genç kuşaklara doğru biçimde ulaştırmak temel hedef olmalıdır.

Gençlere yönelik düzenlenen eğitimlerde, “Dört Kapı Kırk Makam”, “Enel Hakk”, “Hak-Muhammed-Ali Öğretisi”, söylence ve mitolojik anlatımlar gibi temel felsefi kavramların orijinal ve zengin dilinin öğretilmesine öncelik verilmelidir.

7-Hakk aşıkları Türkçe deyişlerinin, nefeslerinin ve saz mirasının (hem müzikal hem edebi olarak) gençlerin ilgi duyduğu görsel ve dijital platformlara (podcast, kısa videolar, animasyonlar) aktarılması sağlanmalıdır. Bu, kültürel mirasın dilini gençlerin erişimine sunar.

Edebi yaşam anlayışların sadece inanç bilgisi değil, aynı zamanda toplumsal tarih, değer yargıları ve mizah anlayışını da içerdiği bilinciyle, bu metinlerin güncel olaylarla ilişkilendirilerek anlatılması “Toplumsal Bellek”in aktarımı sağlanmalıdır.

8-Sazın “ortak dili temsil eden en önemli araç” olduğu gerçeğinden hareketle, genç Zakir ve Ozanların yetiştirilmesine yönelik profesyonel programlar desteklenmeli. Bu, Alevi coğrafyaları arasında inançsal bütünlüğü koruyan iletişim mirasının sürekliliğini sağlar.

9-Anadolu’da Kürtçe, Zazaca, Türkçe gibi dillerin zorunlu etkileşimine rağmen, temel felsefenin aktarıcı dili genellikle Türkçe olan deyişlerin önemi korunmalı, ancak diğer dillerdeki kültürel ve inançsal ifadeler de saygıyla kucaklanmalıdır.

10- Alevi kurumları, “Eline, Beline, Diline Sahip Ol” prensibini merkeze alan kısa, çarpıcı ve profesyonel video/görsel içerikler üretmeli. Bu içerikler, Ozan Emekçi’nin dizeleri gibi öğretici metinleri kullanarak, eleştiri ve hakaret arasındaki farkı net bir şekilde göstermeli.

11- Temsil gücü olan kuruluşların bir araya gelerek, sosyal medya üzerinden yapılan saldırgan ve incitici paylaşımları izleyecek, değerlendirecek ve gerekirse uyarıda bulunacak bir çalışma grubu oluşturması faydalı olacaktır. Bu kurul, öncelikle eğitici ve rehberlik edici bir rol üstlenmelidir.

12- Topluluğun, kurumsal birliği ve huzuru bozan çirkin dil kullanan hesapları topluca raporlama ve engelleme (bloklama) konusunda teşvik edilmesi ve eğitilmesi gerekir. Bu, çatışmacı dilin dijital alanda zemin bulmasını zorlaştırır.

13- Gençlere ve aktivistlere yönelik “Fikre Eleştiri, Kişiye Saygı” ilkesini öğreten kısa eğitimler düzenlenmelidir. Tartışmaların, bireyleri hedef almaktan (itibar suikastı) çıkarılıp, düşüncelerin yapıcı bir zeminde tartışılmasına odaklanması hedeflenmelidir.

14- Hakk aşıklarının ve Zakirlerin deyişlerinin taşıdığı kültürel mirasın ve felsefi derinliğin genç kuşaklara aktarılması, inancın sürekliliği için hayati öneme sahiptir. Ayrıca menkıbelerin de gençlerin anlayabileceği şekilde anlaşılır bir dile dönüştürülerek, verdiği mesaj anlatılmalıdır.

Alevi Hakk aşıklarının (Şah İsmail Hatayi, Pir Sultan, Kul Himmet, Nesimi, Yunus Emre vb.) deyiş ve nefeslerindeki Alevi felsefesini içeren kelimeler ve kavramlar (Dört Kapı Kırk Makam, Enel Hakk vb.) güncel Türkçe’ye ve gençlerin anlayacağı dile tercüme edilerek yayımlanmalıdır. Bu sayede felsefi dilin karmaşıklığı genç zihinler için aşılabilir hale gelir. Örneğin: Bir deyişin hem orijinal metni hem de her bir kıtanın taşıdığı felsefi anlamı açıklayan kısa dipnotlar eklenerek görsel içerik üretilebilir.

15- Sazın “ortak dili temsil eden bir araç” olduğu gerçeğinden hareketle, gençlerin saz öğrenimini destekleyen online/hibrit kurslar açılmalıdır. Bu kurslarda sadece enstrüman eğitimi değil, aynı zamanda çalınan deyişlerin edebi ve inançsal arka planı da anlatılmalıdır.

16- Alevi felsefesinin temel kavramlarının (cem, rızalık, görgü, musahiplik, dar-ı didar) genç bir ses tonu ve güncel bir anlatım diliyle anlatılan podcast serileri hazırlanmalıdır.

17- Gençlerin ilgi duyduğu grafik tasarım, animasyon ve kısa film gibi alanlar desteklenerek, temel Alevi öğretisi ve dili (Alevilik’teki doğa sevgisi, insan odaklı yaşam tarzı) sanatsal içeriklerle ifade edilmelidir. Bu, dilin sadece sözle değil, görsel bir kimlikle de aktarılmasını sağlar.

18- Anadolu coğrafyasındaki dil zenginliğini (Kürtçe, Zazaca, Türkçe, Arapça) kabul eden, ancak Alevi öğretisinin temel taşıyıcı dilini koruyan kapsayıcı etkinlikler düzenlenmelidir. Bu, gençlerin dil farklılıklarını bir ayrışma sebebi değil, bir kültürel zenginlik olarak görmesine yardımcı olur.

Sorunların çözümünün dışarıdan bir dayatma ile değil, inancın kendi içinden gelen otokontrol ve etik kuralları olduğunun bilinciyle topluma hizmet edilmelidir.

Sosyal medyada ve bireysel ilişkilerdeki çatışmacı ve incitici dil sorununa karşılık yapıcı, edebi ve inançsal ilkelere dayalı bir söylem birliği geliştirecek yol ve yöntemlerle sağlanabilir.

Dil, toplumsal birlik ve huzurun korunması açısından hayati bir öneme sahiptir.

Aşkı muhabbetlerimle…

halktv.com.tr

Filistin’in Zaferi İçin Birlikte Mücadele: Soykırımcı İsrail Yenilecek!

Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD), Siyonist İsrail devletinin Filistin halkına yönelik saldırılarını şiddetle kınadı. Yayımladıkları ortak açıklamada, uluslararası topluma İsrail’in işlediği suçlara karşı yaptırım uygulama çağrısında bulundular.

Açıklamada, “Filistin halkı özgürlüğe, adalete mutlaka ulaşacak, Filistin kazanacaktır” ifadesi yer aldı. Federasyonlar, bu bağlamda Filistin’deki soykırımın durdurulması için uluslararası toplumun harekete geçmesi gerektiğini vurguladılar.

AKP hükümetine de eleştirilerde bulunan ABF ve PSAKD, “Soykırımcı İsrail ile yapılan tüm ekonomik ve askeri anlaşmaların iptal edilmesi” çağrısında bulundu. Bu talep, Türkiye’nin uluslararası insan hakları normları çerçevesinde sorumluluk almasının önemini ön plana çıkarıyor.

Açıklama, “Nehirden denize özgür Filistin” sloganıyla sona ererken, Filistin halkının mücadelesine destek mesajı verildi. Bu ifade, Filistin’in özgürlük mücadelesinin uluslararası dayanışma ile güçleneceğine dair bir umut taşıyor.

Ayten Kordu: Akit’in Provokasyonlarına Karşı Sesimizi Yükselteceğiz

DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Akit gazetesinin Alevilere ve Dersim’e yönelik nefret söylemi içeren haberine sert tepki gösterdi. Kordu, Akit’in yaklaşımını “habercilik değil, düpedüz provokasyon” şeklinde nitelendirerek yetkililere sorumluluk çağrısında bulundu.

Kordu, Akit’in yayımladığı haberin açıkça nefret dili içerdiğini vurguladı. “Akit, bir kez daha nefret saçan bir haberiyle inancımızı ve kentimizi hedef göstermektedir. Bu dil, habercilik değil, düpedüz provokasyondur. Akit’in oynadığı bu rol, halkları ve inançları karşı karşıya getiren zehirli bir dildir” dedi.

Alevi yurttaşlarla ilgili hassasiyet belirten yetkililerin, bu tür provokatif söylemlere karşı da aynı duyarlılığı göstermeleri gerektiğini ifade eden Kordu, “Akit’in Dersim ve inancımız üzerine yaptığı kaçıncı provokatif haber bu?” diye sordu.

Kordu, Akit’in provokatif söylemlerine rağmen toplumsal barış ve birlikte yaşam mücadelesinden vazgeçmeyeceklerini belirtti. “Bu kışkırtmalara gelmeyeceğiz. Tam tersine toplumsal barışı, demokrasiyi, birlikte yaşamı inşa etmek için mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz” ifadelerini kullandı.

Son olarak, nefret diline karşı sessiz kalınamayacağını vurgulayan Kordu, yetkililere sorumluluklarını yerine getirmeleri için çağrıda bulundu. “Bu nefret diline karşı sessiz kalınamaz. Yetkilileri, sorumluluklarını yerine getirmeye davet ediyoruz” dedi.

DAD’dan Alevi Bektaşi Federasyonu’na İki Dilekçe: Hâlâ Cevap Yok

Can TV’de yayınlanan Aleviler Konuşuyor özel programında DAD Eşbaşkanı Zeynel Kete, Alevi Bektaşi Federasyonu’na neden üye olunmadığı sorusunu yanıtladı. Kete, resmi dilekçelerle iki kez başvuruda bulunduklarını ancak herhangi bir yanıt alamadıklarını açıkladı.

Can TV’de Şükrü Yıldız’ın yönelttiği “Neden Alevi Bektaşi Federasyonu’na üye değilsiniz?” sorusuna yanıt veren Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, sürece ilişkin dikkat çekici açıklamalarda bulundu.

Kete, DAD’ın iki kez yazılı başvuru yaptığını belirterek şunları söyledi:

“Biz Alevi Bektaşi Federasyonu’na iki defa dilekçeyle başvurduk. Bu federasyona üye olmak istediğimizi söyledik. Başvurduğumuz dilekçeler bizdedir. Ancak bir türlü olumlu ya da olumsuz bir cevap gelmedi. Hiçbir yanıt verilmedi, nedenini bilmiyoruz.”
“Federasyon tek çatı olmalı”

Kete, Alevi kurumlarının tek bir çatı altında toplanmasının önemine değinerek şöyle devam etti:

“Bir federasyon altında bütün Alevi kurumlarının, bütün süreklerin olması gerekiyor. Söylemler farklı olabilir ama sürek bin birdir. Federasyon tek çatı altında örgütlenmenin avantajlarını sağlar. Dezavantajları olsa da avantajları daha fazladır. Ancak buna rağmen bize herhangi bir geri dönüş yapılmadı.”

“Devlet bile dilekçeye cevap veriyor”

Başvurulara karşı sessiz kalınmasını eleştiren Kete, devlet bürokrasisinde bile bir dilekçeye süresi içinde cevap verildiğini hatırlatarak şu ifadeleri kullandı:

“Devlet bürokrasisinde bile dilekçeye 15 gün, en fazla 1 ay içinde yanıt verilir. Bizimkisi yıllar oldu, hâlâ cevap verilmedi. Toplum da bu soruyu soruyor. Yani mesele sadece örgütlerimizin meselesi değil, toplumun da merak ettiği bir konu.”

Program sonunda Kete, bu tartışmaların ilerleyen dönemde daha kapsamlı şekilde ele alınması gerektiğini ifade ederek sözlerini noktaladı.

ALEVİ  HUKUKU Av. HÜSEYİN ÖZDEMİR

Çoğumuz  Alevi  akidelerinin tümüyle  kendine özgü bir  hukuk türü olduğunun  farkında değiliz.  Denilebilir ki, Alevi hukuku diye bir hukuk var mı,   varsa bu günün modern kent yaşamında uygulamak mümkün mü? Bu sorulara  olumlu cevap vermek için, önce Alevi inancını, yaşam biçimini, felsefesini Hukuk Fakültelerinde okutulan ‘‘Hukuk tarihi’’ ve ‘‘Hukuk kavaramı’’  hakkındaki görüşlerle kıyaslayarak cevaplamak gerekir.

Konuyu günümüz modern/pozitif hukukunun temelini oluşturan bahse konu bu görüşlerin en başında gelenleri  hukuk felsefesi ve hukuk sosyolojisiyle birlikte kısaca  irdelemeye çalışalım:

1-Hukuk ve Toplum Düzeni: Köklerini Roma hukukundan alan bu görüşe göre, ‘‘Nerede yaşayan bir insan topluluğu varsa orada hukuk vardır.’’ (ubi societessibi İus) Başka bir deyimle  ‘‘Hukuksuz toplum olmaz.’’ Çünkü toplumsal yaşam bir düzeni gerektirir.  Bu görüşten hareketle, farklı bir inanca sahip olan  Alevilerin de kendi toplum düzeni için şüphesiz ki bir hukukları vardı ve halen de vardır.‘Hukuk düzeni, barışı, güvenliği, eşitliği ve özgürlüğü  sağlar.’’ (Hukuk sosyolojisi)

2-Tabii/Doğal Hukuk Grüşü: Bu görüşe göre ‘‘hukuk, en geniş anlamıyla temellerini tabiattan alır.’’ Doğal hukuk ‘‘pateist bir evren içinde kavranır ve doğanın  beşeri statasüne dayanır. Evren  (kozmos) tanrısal bir düzendir. Hukuk,  ‘‘esasen doğanın iradesinin kanunudur’’  Bu nedenle tabii hukuka ayni zamanda  akli hukuk da denilmektedir. Bildiğimiz gibi Alevi tasavvufuna göre evrendeki tüm varlıklarda tanrının zerresi vardır. Tanrı,  insanın bir parçasıdır. (Vahdet-i vucut ve enelhak görüşü.) Alevi hukuku,  sonuçta tümüyle Alevi kültüründen süzülüp ortaya çıktığına göre doğal olarak ayni inançla bütünleşecektir. O  halde  Alevi hukuku da   Tabii/doğal hukukun kendisidir diyebiliriz.

Alevi hukuku ayni zamanda AKLİ’dır.   Bildiğimiz gibi Alevi inancı tinsel esaslardan öte akli esaslara dayanır. Bu nedenle  Alevilerin ibadeti genel anlamda şekli değil,  aklidir.  İnsanların şekli olmayan  yollarla   tanrıya  varmaları mümkündür. Hacı Bektaş Veli’nin  ‘‘Keramet baştadır  taçta değil, hararet nardır sacta değil. Her ne ara isen kendide ara, Küdüst’te, Mekke’de değil’’ vecizesi bunu en anlaşılır örneğidir.  Bildiğimiz gibi  Aleviler tüm müşkülatların tek çozüm yolunun  akıl   olduğuna  inanmışlardır. Bu nedenle Aleviler, aklın eseri olan  pozitif bilime itibar etmişlerdir.  Yine Hacı Bektaş Veli’nin  ‘İlimle gidilmeyen yolun sonu karanlıktır’’ vecizesi  bu anlayışın temelini oluşturur. Bu vecizeyi hukukla açıklarsak,  şu sonuç ortaya çıkıyor: ‘‘Hukuk süzgecinden geçmeyen  bilimnin sonu felakettir.’’ (Hukuk ve Bilim.)

Yukarıda belirttiğimiz gibi Alevi hukuku, Alevi kültürünün nihai eseri olması nedeniyle  Akli Hukuktur. (Adalet, hukukun idesi ve idalidir, bu bakımdanda hukuk bir kültür  görünümüdür.  (Hukuk felsefesi)

3-İçtimai Mukavele Teorisi: Fransız filozofu Jan Jack Russo tarafından ortaya atılan bu teoriye göre, zamanla ortaya çıkan gereksinimler nedeniyle insanlar toplu halde yaşamak zorunda kalmışlardır. Bu aşamada bireyler topluluğun dirlik ve düzenini sağlamak için bir araya gelerek bir sözleşme yaparlar. (toplumsal sözleşme.) İşte bu sözleşme ile  ilk hukuk kurallarının  orta çıktığı kabul edilmiştir. (Hukuk tarihi.)

Toplumsal sözleşme görüşünü Alevi inancıyla kıyaslarsak; Alevilerin de bir toplumsal sözleşmesinin var olduğu, Alevilikteki BİAT kavramıyla açıklamak mümkündür. Biat, yani ikrar, Alevileri cemaatlaştırmıştır.  (ANSİKLOPEDİK BİLGİ: Aleviler biat aracılığıyla önce Hz. Aliye, oradan Hz. Muhammet’e ulaşırlar ve nihayet bu aşamalar sonunda Alevi inanç toplumu oluşur.) Aleviler, toplumun birliğini ve dirliğini kendine özgü bazı AHLAKİ kurallarla sağlamaktadırlar. İşte bu  Ahlaki kurallar Alevi hukukunun esaslarını oluşturmaktadır.

Yukarıda sözü edilen toplumsal sözleşmenin kurallalarını önceleri bireylerin bizzat kendileri denetliyorlardı. Ancak, topluluk zamanla büyüyünce bu kez kuralları daha güçlü daha teşkilatlı bir mekanizma-aygıt- denetlemeye başladı ki bu mekanizmaya bu gün DEVLET diyoruz.

Devlettin ortaya çıkmasıyla birlikte hukuk yeni bir veçhe  aldığı için tarifi de yeni bir anlam almıştır. Buna göre hukuk, devlettin maddi yaptırıma bağladığı kurallar bütünüdür. Bu tarife, maddi yaptırımı olmayan ve fakat toplum düzenini sağlayan ahlak, din, örf adetleri de eklersek bu defa daha geniş anlamda hukuku tarif etmiş oluruz.

 ALEVİ HUKUKUNUN ORTAYA ÇIKIŞI VE ÖZELLİKLERİ: Aleviler bildiğimiz gibi  tarih boyunca hep egemen inançların baskısı altında yaşamışlardır. Bu nedenle Aleviler, sırf egemen inancın hukukuna tabi olmamak için kendi inançlarından -buna kültürleri de diyebiliriz- imbik imbik süzdükleri kurallar içeren, yaptırımı olan bir ALTERNATİF-KARIŞIT hukuk sistemini yaratmışlardır. Böylece Aleviler tarih boyunca hem özü’nü korumuşlar ve hem de özümlenmekten kendilerini kurtarmışlar. Yukarı da açıkladığımız gibi, Alevi Hukuk sistemi diğer tüm egemen inançların hukuk sistemlerinden tümüyle farklıdır. Örneğin, Aleviler hiçbir zaman şeriat hukukunu kabul etmemişler. Merkezi otoritenin hukukuna tabi olmamışlar. Bu durumda Alevi Hukuku,  İslam hukukunun dışında kalan, kendine özgü bir hukuk sistemidir demek yanlış olmaz. Örneğin,  Aleviler, toplumsal yaşamları içinde çıkan sorunlarını şeriattın kadılarıyla değil, dedelerin’lerin ya da mürşit’lerinin önderliğinde Cem Mahkemelerinde yani Cem Meclislerinde çözmüşler.

Alevi toplumu, icat ettikleri bu hukuk sistemiyle kendilerini güçlendirdikleri gibi daha güçlü bir AHLAK kavramını da geliştirmişler. Örneğin, Alevi toplumunun eşitlikçi, paylaşımcı, dayanışmacı olması bu hukuk sisteminin getirdiği disiplin ve bireyin  ‘biat’tın dan ötürüdür. Yine Alevilerin temel ahlak ilkesi olan ‘‘Eline, beline, diline sahip ol’’ ilkesi Alevi Hukukunun temel düstürünü oluşturur. Alevi Hukukunun kuralları emredilicilikten değil, tamamen bireyin sorumluluğuna dayanır. Birey ‘Benlik lanetlenmesiyle’  yani ‘‘nefis terbiyesiyle’’ kendi hukukuna kendini teslim etmiştir. Alevi hukuku, gerçek yaşamın devamı için toplumun bizzat kendi deneyimleriyle,  kolektif belleğiyle edindiği ve koyduğu kurallar bütünüdür. Yukarıda açıklamıştık; Alevi hukuku toplumsal sözleşme  nazariyesine benzer usulla ortaya çıkmıştır. Yenileyelim; Alevilerin toplum sözleşmesinin temeli Biat –ikrar- ve Ahlaktır.

Bütün bu anlatımlardan sonra  diyebiliriz ki; her hukukun bir mahkemesi ve yargılaması olduğu gibi, Alevi Hukukunun da bir mahkemesi, bir yargılaması  vardır. Şöyle;

ALEVİ MAHKEMESİ VE YARGISI:  (formalimz-biçimcilik) Alevi mahkemesi,  Cem meclisi ya da Cem Mahkemesidir,  Alevi yargılaması, cem ayin’inden önce Mürşit’in veya Dede’nin önderliğinde suçla itham olunanın yani sanığın DAR’a (Darı-ı  Didar) çekmekle başlar. Modern/pozitif yargılama uslünde bu tür yargılamaya  Açık Yargılama (aleniyet prensibi) denilmektedir  Bu sırada Dede’nin ya da Mürşit’in görevi günümüz mahkemelerdeki yargıçların görevi gibidir. Sorgulamak ve kanıt toplamak gibi. Tüm cemaatın birebir katıldığı,  çözüm getirdiği ve ceza verdiği bu tür bir yargılamayı icra eden heyete/topluluğa   Halk Mahkemesi demek yanlış olmaz. Keza bu heyeti,  Avrupa yargılamasında uygulanan Juri Heyeti’ne de benzetmek mümkündür. Yine Alevi yargılamasını,  bu gün çağdaş hukuk sistemlerinin uyguladığı Meditasyon yani  ‘hakem’lik sisteminin de bir  başka biçimidir diyebiliriz.

Alevi mahkemesinde suçla itham olunan yani sanık,  meclisin orta yerinde sorgulanır. (Dar meydanı-Dar-ı Didar)  Yargılamanın sonunda suçun çeşidine göre sanığa bir ceza verilir. Ceza tüm ‘heyet’in onayı ile dede ve mürşit tarafından tefhim olunur. Hangi suça hangi cezanın verileceği BUYRUK’ta belirtilmiştir. Buyruk  Alevilerin Ceza kanunudur. Belirtelim ki, Alevi hukukunda hapis ve ölüm cezası yoktur. Yine Alevi hukukunda kolluk kuvetti de yoktur.  Alevilerde en ağır ceza Düşkünlük cezasıdır. Düşkünlük cezası dar’ı düşkünlük ya da düşkünlük meydanın da verilir. Düşkünlük cezasını kaldıran meydana  da mürüvvet meydanı denilmektedir.

(ANSİKLOPEDİK BİLGİ: Alevilik -Bektaşilikte cem; yalnızca dinsel nitelikli bir toplantı, tören değildir, ayni zamanda hem ruhen yenilenme, arınma, hem de toplumsal ve bireysel sorgulama yeridir…  Alevilik-Bektaşilik inancına göre; dünya işleri dünyada çözülür, kişi tanrıya olan borcunu ödeyemeden ölse bile bu yalnızca onun sorunudur. Dünya işleri kapsamında kul borcunu ödemek temel koşuldur.  Bu koşulu yerine getirmeyen yargılanıp düşkün ilan edilir.  Ve toplumdan dışlanır..)

Alevi hukukunda icra edilen yarılama biçimi  esasen bir ÖZELEŞTİRİ niteliğindedir.Yargılamanın temel amacı ceza vermek değil, kişiyi kötülüklerden arındırıp topluma kazandırmaktır. Kişiye toplum içindeki görevlerini, sorumluluklarını hatırlatmaktır. Kısaca Alevi yargılamasının nihai amacı  KAMİL İNSAN yaratmaktır.

(İnsanlara oldukları gibi muamele edersek, onları daha kötü kılarız; eğer onları olması gerektiği gibi ele alırsak, olabilecekleri kadar iyi yaparız)  GOETHE 

 

Kemal Uzun Anma Toplantısı Bergisch Gladbach’ta

Demokrasi ve emek mücadelesinin değerli ismi, öğretmen, sendikacı ve yazar Kemal Uzun için Almanya’nın Bergisch Gladbach kentinde bir anma toplantısı gerçekleştirilecek.

Tarih: 12 Ekim 2025
⏰ Saat: 15:00 – 18:00
Yer: Saal 2000, Schlodderdircher Weg 48a, 51469 Bergisch Gladbach

Toplantıya, Uzun’u tanıyan dostları, yol arkadaşları ve sevenler katılacak.

Kemal Uzun (1940 – 11 Eylül 2025)

1940’ta Artvin Ardanuç’un Bereket köyünde doğan Kemal Uzun, öğretmenlikten eğitim müfettişliğine uzanan meslek yaşamı boyunca aynı zamanda örgütlü mücadelenin de öncülerindendi. 1965’ten itibaren TÖS ve ardından TÖB-DER saflarında yer aldı; 1978’de TÖB-DER Genel Sekreteri seçildi.

12 Eylül darbesi sonrası baskılar nedeniyle 1981’de Almanya’ya iltica etti. Burada da demokrasi, barış ve insan hakları mücadelesini sürdürdü; TÜDAY’ın kurucuları arasında yer aldı. Türk-Kürt dostluğu ve demokratik çözüm arayışlarının aktif savunucusu oldu.

“Türkiye’nin Avrupa Birliği Yolundaki Engeli: Kürt Sorunu” ve “Yaşanmış Gibi Yaşanmamış Bir Ömür” gibi kitaplarıyla düşüncelerini kalıcı hale getirdi. Mütevazı kişiliği ve yol erkanına bağlılığıyla tanınan Kemal Uzun, 11 Eylül 2025’te Köln’de yaşamını yitirdi.