Ana Sayfa Blog Sayfa 963

‘İnşaat Ya Resulullah’

Yaşanan depremlerin hemen ardından borsalarda çimento fabrikalarının hisselerinde anormal artış yaşandı. Bu durum sermayenin ahlaksız yüzünü ortaya koyarken, depremde yaşanan yıkım ve ölümlerin nedeni inşaat rantının sonuçlarıydı

Yusuf Gürsucu / İstanbul

Kapitalizm özellikle neoliberal politikalarıyla birlikte çeşitli alanlarda oluşturduğu sermaye birikiminin yeniden değerlendirilmesi sürecinde en önemli birikim alanı kent merkezleri ve doğal yaşam alanları olmuştur. AKP iktidarı da kent ve çevre politikalarını bu bağlamda ortaya koyarak sermaye kesimlerinin yağma yolunu açmıştır. Bu durum sadece kent merkezleriyle sınırlı kalmamakta ve kırsal alanlarda aynı hedef doğrultusunda rant alanı olarak düzenlenmektedir. Büyükşehir Belediye Yasası’yla, kırsal alanların sermaye talanına daha hızlı biçimde eklemlenmesi amaçlanmıştır.

Kentsel cazibe merkezi

Kent merkezlerinde ise dar gelirli insanların mahallelerinden uzaklaştırılmasıyla sermaye kesimlerine yeni parseller yani yeni rant alanları açıldı ve açılıyor. Kent merkezlerinden uzaklaştırılan yoksulların yaşam alanları, seçkinleştirme yoluyla sermaye çevrelerinin ve ona hizmet eden hükümetlerin çok sevdiği sözcük olan yeni kentsel cazibe merkezlerine dönüştürülüyor. Diğer yandan metropollerde rant değeri yüksek alanlar ortaya çıkarılırken, ülkenin yoksul kentlerinde ve özellikle Kürt coğrafyasındaki rant, iktidarın yerel işbirlikçileri eliyle sürdürülürken, inşaatlarda yetersiz ve hurdadan mamul demir ve kalitesi düşük beton kullanımıyla halk yaşarken müteahhitler halkın mezarlarını inşa etti.

‘Esmer siyah vatandaşlar’

99 depremi sonrasında iktidara gelen AKP’nin G.Başkanı ve Başbakan olan R.T. Erdoğan, “Depreme dayanıklı olmayan tüm evler yıkılacak ve yerine yenileri yapılacak, bu uygulama bana oy kaybettirse de bunu gerçekleştirmeye karalıyız” diyen bir açıklama yapmıştı. Erdoğan, Roman halkıyla özdeşleşen İstanbul Sulukule için “ucube” bir yer diyerek, Sulukulelileri ‘esmer siyah vatandaşlar’ sözleriyle tanımlayarak ırkçı yüzünü ortaya sermişti.

Kent merkezleri

Dönemin Çevre ve Şehircilik Bakanı olan Erdoğan Bayraktar ise Sulukule ve diğer gecekondu alanları için, “Terörün, uyuşturucunun, devlete çarpık bakmanın yerleri ve psikolojik olumsuzlukların merkezleri” sözleriyle o dönem talanın başlayacağı alanları yalanlar süsleyip işaretliyordu. Bugün Sulukule’ye yapılan evlere kimler sahip, nasıl ve kimin için rant oluşturulduğu apaçık ortadayken kent merkezleri soylulaştırma hedefleriyle inşaat şirketlerine rant alanları haline getirildi.

Deprem ve terör

Bugün hemen hemen bütün şehirlerimizde kentsel dönüşüm adı altında, özellikle yoksulların, sıradan halkın evleri, arazileri yok pahasına zorla ellerinden alınmakta, çılgın projelerle tarım alanlarımız, su havzalarımız talana açılmaktadır. Bakan Kurum, İzmir depremi sonrası yaptığı açıklamada, “Her zaman söylüyoruz, depremle mücadele terörle mücadele kadar önemlidir, hayatidir” sözleriyle yüzbinlerce kişinin nasıl “terörist” sayılarak cezaevlerine tıkıldığı, işlerinden atıldığı ve HDP’li belediyelere nasıl el konulduğuna işaret ediyordu. Depremle ürettikleri laflarla mücadele eden iktidarın, 2002’de İstanbul’da belirlenen 496 adet deprem toplanma alanı imara açıldı. Yerlerine rezidanslar ve AVM’ler yapıldı.

AKP’nin ekonomi politiği

İktidarda olan ve kendilerini liberal-muhafazakâr olarak niteleyen siyasetin en önemli rant alanı inşaatlar olmuştur. Yaptıkları inşaatların temel atma törenlerinde astıkları ‘Şefaat Ya Resullulah’ pankartları çokça ‘İnşaat Ya Resulullah’ biçiminde çevrilerek, uygulanan politikalar teşhir edilmişti. İnşaat, AKP iktidarının ekonomi-politiğinin temelidir. İktidar ülkenin şantiyeye döndürülmesini gururla ifade ederken kalkınmanın, refahın, zenginliğin simgesi olarak gösterildi. İnşaatçılık yeni bir zengin sınıfı ortaya çıkarırken, 5’li çete olarak nitelenen inşaat şirketleri iktidarın kanatları altında devasa kârlar elde etti. Depremler coğrafyasında yaşarken her deprem bu şirketler için büyük bir yağma ve rant alanı olarak işlev gördü.

KUTU

Yıkımlar ve gerçekler

“Deprem sadece bu dönemde mi can aldı? Tarihten bu yana hep vardı” sözleriyle iktidarı eleştirenlere sözde yanıtlar veriliyor. Bilimin bu kadar geliştiği bir çağda depremin yıkıcı sonuçlarının nasıl engellenebileceği çok iyi biliniyor. Bu durum bilinmesine karşın can yakıcı sonuçların ortaya çıkması masumane bir edayla bir doğa olayının sonucu yaşanmaktadır gibi gösterilemez. İzmir depremi sonrası konuşan deprem bilimci İTÜ’lü Prof. Dr. Ahmet Ercan, “Deprem yoksulun sorunudur. Bir ülkede yoksulluğu yenmedikçe depremin adı ölüm olur. Depremin kaderi yoksulluktur” sözleri depremle kimlerin yüz yüze kaldığına, zengin sınıfların ise bundan azade olduğuna işaret ediyordu.

Kibrit kutusu gibi inşa edilmiş çürük yapılar depremde kağıt gibi yıkılırken, canların yıkımın altında kalmasının sorumlusu iktidarın inşaat rantına dayalı politikalarıdır

Kibrit kutusu binalar

Yoksulların kentlerde inşa ettiği gecekondu türü evlerde yıkım yaşansa da ölümler çok fazla yaşanmazdı. Nedeni ise derme çatma 1 katlı yapılar yıkılsa da sağ kalabilmesi mümkündü. Bugün yıkımlarda yaşanan binlerce ölüm çok katlı binalarda görülüyor. Bu binaları inşa edenler ise yoksul yurttaşlar değil sermaye sisteminin müteahhitleridir. Müteahhitlerin fazla kâr elde etmek adına yaptıkları binalarda projenin gereğini yapmaktan kaçıp hırsızlık yaptıkları bilinir. Bu binaları kontrol eden kurumlardaki görevlilerle al gülüm ver gülüm ilişkisi kurulur ve elde edilen kirli paradan görevlilere hırsızlıktan doğan payları ödenir.

Deprem zenginlere ninnidir

Yoksulların büyük çoğunluğunun parası yok, ancak bazı kesimlerin borçlanabilme olanakları var. Bankaların çalışanlara krediler vererek ömür boyu ev borcu ödemesi sağlanırken, bu sömürü çarkının diğer bir bileşeni ise devlettir. Devlet, hem bankaların hem de müteahhitlerin teşvikler yoluyla olası zararları karşılanırken yurttaşlar borç ödeme yeteneğini yitirdiğinde evleri elinden alınarak evden çıkarılıp sokağa atılır ve ev bir başkasına satılır. Zenginlik, hırsızlık ve sömürüye dayanır. Başka türlü zengin olmanın hiçbir yolu yoktur. Zenginler saraylarda otururken deprem onlara ninni gibi gelir. Yoksullar ise kibrit kutusu gibi üst üste dizilmiş evlerde zorluk içinde yaşarken, depremlerde ölenler onlardır.

‘Harcanması gerekene harcadık’

99 Gölcük depremi sonrası başlayan ve depremde yıkımda kullanılacağı iddia edilen 100 milyara yakın toplanan ek vergilerin nereye gittiği sorusuna Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle cevap vermişti: “Harcanması gereken yere harcadık.” Bir Bakan ise yollar yaptık diye açıklarken, yurttaşları öldüren müteahhitlik sistemine yine yurttaşlardan zorunlu olarak toplanan vergiler aktarılmaktadır. Depremin yaşandığı bölgede hepimizin şahit olduğu gibi ölen yurttaşların sayısı ile depremin şiddetini açıklamakla yetinmekteler. Depremin yaşandığı saatlerin hemen ardından borsada çimento şirketlerine yönelinmiş olması sistemin nasıl çalıştığının en önemli göstergesidir.

Kurulu bulundukları bölgelerde canlı yaşamı zehirleyen ve her türden atığında yakılmasının sağlandığı çimento sermayesi, deprem sonrası borsa da değer kazanması sistemin iğrenç yüzünü ortaya koydu

Çimento sanayisi ve borsa

Yaşanan depremde enkaz altında çok sayıda yurttaş yardım beklerken, borsada çimento şirketlerinin hisselerinde yükselme yaşanması sistemin çalışma mekaniğini göstermekte. Borsa İstanbul’da işlem gören Bursa Çimento’nun hisseleri yüzde 4,53, Çimsa’nın yüzde 4,51, OYAK Çimento’nun yüzde 9,90 artış kaydetti. Afyon Çimento, Baştaş Başkent Çimento, Batı Söke Çimento, Konya Çimento, Nuh Çimento gibi şirketlerin hisselerinde de yükseliş yaşandı.

Makineler kalıcı olmak için

Bu durum yaşanan yıkım karşısında ellerini ovuşturan rantçıların depremden beklentilerini ortaya koymaya yetti. İnşaat rantına dayanan iktidar politikalarının sonuçları sermayenin bir kısmında heyecan yarattığı muhakkak.

Deprem sonrası ortaya çıkan tepkiler ve yapılan çağrılar sonrası Cengiz İnşaat gibi şirketlerin iş makinelerini bölgeye yollamalarının yurttaşa bir desteği içermediği muhakkak. İş makinelerinin bölgede nasıl olsa kalıcı olacağı düşüncesinin şirketlerin motivasyonu olduğunu belirtmek gerekiyor.

Çimento şirketleri

Türkiye’de yaşamı zehirleyen çimento üretimi uluslararası sermaye ve yerel ortakları ile inşaat şirketlerini besleyen özelliğe sahip. Türkiye Çimento Sanayicileri Birliği (TÇMB) verilerine Türkiye’de 74 adet çimento ve öğütme, onlarca da beton fabrikası bulunuyor. Sektör yabancıların ya da yabancı ortakların kontrolü altında. Dünya çimento tekelleri arasında yer alan Fransız Vicat-Parficim, Ankara ve Konya’da 2 fabrika işletiyor. Taiwan Cement Corporation ile ortak olan Oyak Çimento ise 6 fabrika ile üretim yapıyor. Sektörün büyük üreticileri arasında bulunan ve Muğla Çimento’nun sahibi ADOÇİM Yunanistan merkezli Titan Çimento ile ortak. AKÇANSA ise İngiliz HeidelbergCement ve Sabancı ortaklığı olan şirket, üç fabrikasında çimento ve klinker üretimi yapıyor. 12 ülkede faaliyet gösteren İspanya merkezli Votorantim şirketinin Türkiye’de 5 fabrikası ve 14 hazır beton tesisi var. İtalyan Cimentir ise 2001 yılında Çimentaş’ı satın alarak Türkiye’ye giren firma 5 fabrikada söz sahibi. 6 fabrika ve çok sayıda beton üretim tesisi olan Sabancı Grup’a ait Çimsa’da İngilizlerle ortak.

#İnşaat #Resulullah

 Deprem ve kontrol kaybı: Depremin psikolojik riskleri

Bir depremin insan uygarlığına verdiği zarar, fiziksel, psikolojiksel ve antropojenik faktörlere bağlıdır… Psikolojik faktörler, daha çok travma ve daha sonrası depresyon, korku ve kronik birçok hastalıklardır.

Dr. Abdullah Polat

Pazarcık ve çevresinde hissedilen 7,7 büyüklüğündeki depremle akabinde meydana gelen sarsıntılar, Mısır, Lübnan, Irak ve Kıbrıs adasını etkilerken, 10 yıldan fazla bir süredir iç savaşla mücadele eden Suriye, Türkiye özelde Kürdistan ile birlikte depremden en fazla etkilenen ülke oldu.

Bir depremin insan uygarlığına verdiği zarar, fiziksel, psikolojiksel ve antropojenik faktörlere bağlıdır. Fiziksel faktörler, depremin büyüklüğünü, depremin süresini ve depremin merkez üssüne olan mesafeyi içerir. Psikolojik faktörler, daha çok travma ve daha sonrası depresyon, korku ve kronik birçok hastalıklardır. Antropojenik (insan) faktörler, deprem bölgesindeki yerleşim yoğunluğunu ve hakim inşaat yöntemlerini içerir. Ülkedeki karar vericilerin koruyucu önlemler alıp almadığı ve uyarı sistemleri (örneğin tsunamilere karşı) kurup kurmadığı da önemlidir.

Deprem ve kontrol kaybı: Kürdistan bölgesi açıkça sürekli sismik risk altındadır. Sivil koruma ve kurtarma çalışanlarının bunu iyi bilmelerinde yarar vardır.  Bir depremin yarattığı travma çok derin bir şeydir, insanların kimliklerine, bir hayatın kesinliklerine, artık var olmayan bir günlük rutine, geleceğin belirsizliğine bağlıdır; Aslında deprem ani ve beklenmediktir, kontrol duygumuzu alt eder, potansiyel olarak ölümcül bir tehdit algısı içerir, duygusal veya fiziksel kayba yol açabilir.

Burada en başında depremin yarattığı psikolojik etkiler ve risklerin nelerin olduğudur. Bu tür korkunç olayların neden olduğu stres, hormon düzeylerini (kortizol ve katekolaminler ve kadınlarda östrojen) değiştirebilir, uyku düzenini değiştirebilir ve uzun vadede yüksek tansiyona, hızlı kalp atışına ve bazen kalp krizlerine yol açabilir. Ancak yetişkinlerde ve çocuklarda stres algısı arasında da bir ayrım yapılmalıdır. Deprem, onu yaşayan insanlarda uyandırdığı duyguların arasında, anksiyete, korku ve panik ataklar gelmektedir. Korku genel olarak iki yönlü bir duygudur: Bir yandan uyum sağlayarak bireyi elinden gelenin en iyisini yapmaya yönlendirebilir; diğer yandan, bireyin varlığını daha savunmasız hale getirerek sınırlayabilir. Araştırmalar, bir depremden sağ çıkmak gibi dramatik durumlarda bile, mağdurların olumsuz duygular kadar yoğun ve kalıcı olumlu duygular yaşayabileceğini göstermiştir. 2008 yılında Çin’in bir bölgesinde hayatta kalanların manyetik rezonans görüntüleme çalışmaları, depresyon ve travma sonrası stres bozukluğu gelişimine zemin hazırlayan değişen beyin fonksiyonlarını ortaya çıkardı. Burada ihtiyaç duyulan psikolojik destek çok büyük bir önem arz etmektedir. Kurslar ve tekniklerin kullanıldığı özel eğitim yoluyla, bireylerin kendi duygularını bilmeleri ve afet öncesi dönemde aşikar olan davranış ve ruh sağlığı üzerindeki etkilerini kontrol etmeleri için güçlendirildiği birincil korumaya ihtiyaç vardır. Ancak bunu deprem sonrası psikolojik destek önlemlerinin planlandığı ikincil koruma takip etmelidir.

En çok sorulan sorulardan birisi de bir kişinin Travma Sonrası Stres Bozukluğundan (TSSB) muzdarip olduğunda nelerle karşılaşabileceği konusudur. İkiz Kuleler’e yapılan terör saldırısından ve 2002’de Molise’de ve 2009’da Abruzzo’da meydana gelen depremlerden sağ kurtulan insanlar üzerinde yapılan araştırmalar, incelenen insanların yaklaşık yarısının bu bozukluğu geliştirdiğini gösteriyor. Genel olarak, kişi travmatik olayı “yeniden yaşama” ve aniden gerçeklikle bağını kaybetme eğilimindedir. Bu reaksiyonlar aylar veya yıllar içinde ortaya çıkabilir. Bu rahatsızlıkla başa çıkmak için genellikle tavsiye edilen: Fazla zaman geçirmemek için travmadan sonraki ilk birkaç gün içinde tedaviye başlanan bilişsel davranışçı terapi kullanılır. Bu da Türkiye, özelde Kürdistan gibi bir ortamda siyasal, sosyal ve uzman tedarik etme konusunda zor olacağını da beraberinde getirmektedir.  Uzmanlar depremin gerçekten travmatik bir olay olarak görülebileceğini bu konuda şöyle belirtmektedirler: “Bir olay, aniden ve beklenmedik bir şekilde meydana geldiğinde ve kişi tarafından yaşamını tehdit ediyor olarak algılandığında ve yoğun bir korku duygusu uyandırdığında, travmatik olarak tanımlanır. Çaresizlik, kontrol kaybı, yok olma” (Mitchell 1996). Travmatik bir deneyim yaşayan herkesin aynı şekilde tepki vermediği göz önüne alındığında, geniş bir tepki yelpazesi, tamamen iyileşme ve kısa sürede normal yaşama dönüşten, kişiyi hayatta tutan daha karmaşık tepkilere kadar değişebilir. Olaydan önceki gibi yaşar.

Depremlere verilen duygusal tepkiler

Özellikle depremlerin harap ettiği ülkelerde yaşayan insanların duygusal tepkileri alanında yapılan araştırmalar, korku, dehşet, şok, öfke, çaresizlik, duygusal uyuşukluk, suçluluk, sinirlilik ve çaresizlik hissinin depreme verilen baskın tepkiler olduğunu göstermektedir.

Duygusal tepkinin şiddetini ve bunun sonucunda ortaya çıkan psikolojik sıkıntıyı ve travma sonrası belirtileri etkileyen faktörler arasında kesinlikle depreme daha fazla maruz kalma, merkez üssüne yakınlık, katılım ve kontrol düzeyi, algılanan tehdit düzeyi, sosyal ağ bozulması, travma öyküsü yer alır veya duygusal sorunlar, maddi kayıp, kadın cinsiyet, düşük eğitim düzeyi, olaydan hemen sonra sosyal desteğin olmaması, ayrıca arkadaşlardan, meslektaşlardan ve aileden destek alamama ve yer değiştirme.

Kadınların travmatik olaylara maruz kaldıktan sonra travma sonrası stres bozukluğu veya diğer bozuklukları geliştirme riskinin arttığını öne süren birkaç çalışma vardır (Steinglass ve diğerleri, 1990; Breslau ve diğerleri, 1997); ayrıca okul çağındaki çocukların daha küçük çocuklara göre daha savunmasız olduğu görülmektedir (Green ve diğerleri, 1991). Özellikle ebeveynlerin davranışları, sıkıntı düzeyleri ve aile ortamı çocukların travma sonrası tepkilerini etkilemektedir (Vila ve ark. 2001).

Depremin tipik bir travma sonrası stres bozukluğu tepkisine yol açıp açmadığını anlamak için aşağıdaki belirtilerin olması gerekir.

Kişi travmatik olayı tekrarlayan anılar ve imgeler aracılığıyla ve titremeden sonraki anlardan itibaren müdahaleci ve istemsiz bir şekilde “yeniden yaşama” eğilimindedir;

Kişinin travmatik olaydan belirli sahneleri yeniden yaşadığı, tekrarlayan rüyaların varlığı, sadece kabuslar; Güçlü psikolojik veya fizyolojik yakınmalarla (uykuya dalma güçlüğü veya uykusuzluk, sinirlilik, konsantrasyon güçlüğü, artan uyanıklık ve abartılı alarm tepkileri) depremi andıran olaylara (gerçek veya sembolik) tepki verme. Deprem gibi büyük bir acil durumdan sonra psikolojik müdahaleler çok önemlidir. Amaç, trajedinin işlenmesine yardımcı olmak, artık yaşanmadıkları noktaya yavaş yavaş gelmek amacıyla duyguları “yönlendirmek”. Bu psikolojik müdahale, anında müdahale konusunda uzmanlaşmış psikologlardan oluşan bir ekip tarafından yerinde gerçekleştirilir.

En savunmasız iki kategori çocuklar ve yaşlılardır.

Çocuklarla, ebeveyn ve öğretmenlerle de uygulanan psikoterapi, çocuğun etrafında gerçek bir ağ oluşturarak iyileşmesine yardımcı olmaya devam ediyor. Önleme ve tedavi travmatik olaydan bir ay sonra özel bir travma tedavisi uygulanabilir. İyileşme mümkündür, ancak mağduru anlayan ve cesaretlendiren arkadaş ve ailenin desteği çok önemlidir. Bilişsel-davranışçı terapi, Dpt’lerin bir veya daha fazla semptomu varsa, tedaviye travmadan sonraki ilk birkaç gün içinde başlanarak önerilir.

Genel olarak, psikolojik açıdan bakıldığında, en savunmasız iki kategori çocuklar ve yaşlılardır. İlk durumda, iyileşme sürecinde çocuğa yardımcı olmak için çocuğun etrafında gerçek bir ağ oluşturmak için ebeveynler ve öğretmenlerle birlikte psikoterapi de uygulanır.

Yavaşça ama vakit kaybetmeden yapılması gereken bir iştir. Acil müdahale yapılmazsa düzeltilmesi zor olan şiddetli travma mağduru çocuklarda fiziksel ve bilişsel gelişimde gecikme riskini vurgulayan araştırmalar vardır.

#Deprem #kontrol #kaybı #Depremin #psikolojik #riskleri

HDP Eş Genel Başkanları’ndan internet kısıtlamasına tepki: Vicdansızlıktır

HDP Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ve Mithat Sancar, depremden sonra insanların en önemli haberleşme ağı olan Twitter’a getirilen kısıtlamaya tepki gösterdi: Vicdansızlıktır, zulümdür

Mereş Bazarcix merkezli 7,7 ve 7,6 büyüklüğündeki depremlerin Kurdıstan’da yarattığı yıkımın etkileri sürerken önce OHAL ilan eden iktidar ardından sanal medya platformu Twitter’a erişim kısıtlaması getirdi. Erişim engelinin ardından siyasetçiler ve halk Twitter’ın depremzedeler için önemine değinerek tepki gösterdi. HDP Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ve Mithat Sancar da sanal medya hesaplarından yaptıkları paylaşım ile söz konusu duruma tepki gösterdi.

‘Vicdansızlıktır’

İktidara OHAL ilan edilmesinin ve sanal medya kısıtlamasının faydasının kime olacağını soran Buldan, “Halkın yardım çığlıklarını, feryadını bu tür yöntemlerle engellemek vicdansızlıktır. Bir an önce iletişimin ve dayanışmanın önünü açın. Gölge etmeyin bari!” paylaşımında bulundu.

‘Dayanışmayı engelleyemezsiniz’

İktidarın sosyal medyayı kısıtlamasını eleştiren Mithat Sancar ise “On binler enkaz altındayken, yüz binler buz gibi havada aç susuz destek ve yardım beklerken, milyonlar yakınlarından haber almaya çalışırken sosyal medyayı susturmak zulümdür. Halkın dayanışmasını engelleyemezsiniz” açıklamasında bulundu.

HABER MERKEZİ

#HDP #Eş #Genel #Başkanlarından #internet #kısıtlamasına #tepki #Vicdansızlıktır

Beştaş: Yardım için izne ihtiyacımız yok, insani görevimizdir

Deprem bölgesinde bulunan HDP Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, yardımların engellenmesine tepki göstererek ‘Deprem bölgesine yardım götürmek için hiç kimsenin iznine ihtiyacımız yok. Tamamen insani görevimizdir’ dedi

Yaşanan büyük fekaletten en çok etkilenen kentlerden biri de Meletî. Günlerdir olumsuz hava şartları altında arama kurtarma çalışmalarının sürdüğü Meletî’de, enkaz altında kalan yurttaşların yaşam mücadelesi veriyor.

Mezopotamya Ajansı’ndan Fırat Can Arslan’ın aktardığına göre kent halkıyla dayanışmayı sürdüren Halkların Demokratik Partisi(HDP) Grup Başkanvekilli Meral Danış Beştaş, merkez, ilçe ve köylerde depremzedeleri ziyaret etti. Beştaş, ziyaretler sonrası kentteki izlenimini paylaştı.

‘Afeti çözmek yerine halkı tehdit ediyor’

Depremzedelerle dayanışma ziyaretleri gerçekleştirdiklerini söyleyen Beştaş, çok acı bir olayla karşı karşıya kaldıklarını belirtti. Felaketin her geçen gün daha fazla büyüdüğüne dikkat çeken Beştaş, arama kurtarma ekiplerinin çok yetersiz olduğunu belirterek, “Birçok yerde elektrik ve sular kesik. İktidar bu süreçte OHAL ile halkı tehdit ediyor. İnsanlar kış koşullarında kalabilecek bir yer dahi bulamazken, diğer bölgelerden halkın gösterdiği dayanışma ile gönderilen yardımlarda kesiliyor. Biraz önce gittiğimiz yerde yurttaşla, belediyenin hiçbir şekilde bir destekte bulunmadıklarını bizlere aktardılar. Üniversite kapılarının dahi açmadığını belirttiler. Şu an da Malatya ölü bir kent durumuna dönüşmüştür. Bütün marketler, dükkanlar kapalı. Benzincilerde sayısızca kuyruk var. Ve bunları çözmek yerine, bu afeti çözmek yerine, acil ihtiyaçları gidermek yerine, halkını, toplumunu tehdit eden bir cumhurbaşkanı var bu ülkede. Deprem anında bile insanlar yakınlarını kaybetmişken, bu tehditlerinin ve OHAL ilanının karşısında her zaman duracağız” dedi.

‘Yardımlaşmak için izne ihtiyacımız yok’

Deprem bölgesinde arama kurtarma ekiplerinin yetersiz olduğuna dikkat çeken Beştaş, “Arama kurtarma ekiplerinin eksikliğini yurttaşlardan duyuyoruz ve bunu görebiliyoruz da. Dünden bugüne gelen yardımlar engellenmeye çalışılıyor. Bir kente su, ekmek, battaniye, yiyecek, içecek götürmek için hiç kimsenin iznine ihtiyacımız yok. Tamamen insani görevimizdir. Dayanışma için her ilden yüzlerce insan var, dayanışmayı büyütmemiz gerekiyor. İktidar bunun önüne de geçmek istiyor. Buradan çağrımdır; yardımların gelişini engellemeyin. Engellediğiniz sürece aç ve susuz kalan herkesten sorumlusunuz. Bu aynı zamanda bir suçtur. Bütün yurttaşlarlalar birlikte dayanışmamızı büyütelim. Çünkü deprem bölgelerinde her şeye ihtiyaç var. Hava çok soğuk, herkesin duyarlılıkla yaklaşmasını bekliyoruz” diye seslendi.

HABER MERKEZİ

#Beştaş #Yardım #için #izne #ihtiyacımız #yok #insani #görevimizdir

Nurdağı’nda yurttaşlar: Kepçe kiralayıp cenazelerimizi çıkarıyoruz

HDP heyetinin enkaza dönen Nurdağı’na yaptığı ziyarette konuşan yurttaşlar cenazelerini kendilerinin çıkararak defnettiğini söylerken, ‘Ana akım medya sadece çalışma olan yerleri kameralara alıyor. Sonrada ‘her yerde çalışma var’ diyorlar’ dedi

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Kadın Meclisi Sözcüsü Ayşe Acar Başaran, Dîlok Milletvekili Mahmut Toğrul, Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) Eş Genel Başkan Yardımcısı Beycan Taşkıran ve Özgür Kadın Hareketi (TJA) aktivistleri, depremin büyük enkaza dönüştürdüğü Dîlok’un Nurdağı ilçesi ve kırsal mahallelerini ziyaret etti.

Yurttaşlar cenazelerini kendileri çıkardı

Mezopotamya Ajansı’ndan(MA) Müjdat Can’ın aktardığına göre heyet ilk olarak ilçe girişindeki Keferdiz, Satırhöyük, Gedikli mahallelerini ziyaret etti. Neredeyse tamamı yıkılan evlerin enkazının çevresinde bekleyişini sürdüren yurttaşlar, yardım gelmediğini söyledi. Keferdiz Mahallesi’ndeki yurttaşlar, heyete yaşadıklarını anlattı. Yurttaşlar cenazelerini kendilerinin çıkararak defnettiğini söylerken, yine kendi imkanlarıyla kiraladıkları kepçelerle enkaz altından cenazeleri çıkardıklarını belirtti. Kendilerine herhangi bir yardımın gelmediğini, arama kurtarma ekiplerinin henüz mahallelerine uğramadığını ifade eden yurttaşlar, “Yardım etmiyorlar. Kim ne yapıyorsa burada kendi tırnaklarıyla yapıyorlar. İnsanlar kendi cenazelerini kendileri çıkarıyorlar. Susuzuz, açız, soğuktayız. Yetkililer yok” diye anlattı.

‘Zengine yardım ediyorlar’

Yine diğer kırsal mahallelerde de yurttaşların yardımda bulunduğunu, yetkililerin kendilerini ziyaret dahi etmediklerini aktaran depremzedeler, “Ana akım medya sadece çalışma olan yerleri kameralara alıyor. Sonrada ‘her yerde çalışma var’ diyorlar. Elektrik yok, çadır yok, sabaha kadar ateş yakıp ısınmaya çalışıyoruz. Söyledikleri yalan, dolandır. Kimse bizlere ulaşmadı. Zengine yardım ediyorlar fakir olanı görmüyorlar” diyerek dert yandı.

Yine birçok mahallede arama kurtarma ekiplerinin gelmemesinden kaynaklı yurttaşların yıkım aşamasındaki duvarları iplerle bağlayarak çekip yıkdığı görüldü.

Heyet, kırsal mahallelerin ardından neredeyse sağlam binanın kalmadığı, büyük tahribatın yaşandığı Nurdağı ilçe merkezine geçti. Trafik yoğunluğunun giriş çıkışları zorlaştırdığı ilçede, yıkılan binaların bir kısmında çalışmalar yapıldı.

HABER MERKEZİ

 

#Nurdağında #yurttaşlar #Kepçe #kiralayıp #cenazelerimizi #çıkarıyoruz

Kurdistan Bölgesi Hükümeti’nden yardım kampanyası

Kurdistan Bölgesi Hükümeti, Rojava ve Kurdistan’daki depremzedeler için yardım kampanyası başlattı

Kurdistan Bölgesi Bakanlar Kurulu, bugün Kurdistan Bölgesi Başbakanı Mesrur Barzani başkanlığında toplandı.

Kurdistan Bölgesi Bakanlar Kurulu, Kurdistan Bölgesi Hükümeti’nin ilk yardım konvoyunu depremden Kuzey ve Doğu Suriye ve Türkiye’ye gönderdiğini belirterek yardımların gönderilmeye devam edeceğini açıkladı. Kurul ayrıca konvoyların Suriye’deki deprem bölgelerine ulaşması için gerekli tüm tedbirlerin alınacağını da belirtti.

Açıklamada, Kurdistan Bölgesi valilikleri ve bağımsız idarelerin yöneticilerinin depremzedeler için kapsamlı bir insani yardım kampanyası başlatmakla görevlendirildiğine yer verildi.

HABER MERKEZİ

#Kurdistan #Bölgesi #Hükümetinden #yardım #kampanyası

Depremzede yakınları e-Nabız’dan bilgi alabilecek

Depremden etkilenenlerin birinci ve ikinci derece yakınlarının e-Nabız üzerinden bilgi alabilecekleri belirtildi

Cep telefonları için geliştirilen e-Nabız uygulaması üzerinden yapılan bilgilendirmede, depremzede yakınlarının sağlık durumlarını söz konusu uygulama üzerinden öğrenebileceği ifade edildi.

Bilgilendirmede, “Depremden etkilenen birinci ve ikinci derece yakınlarınız hakkında bilgiye https://enabiz.gov.tr üzerinden ulaşabilirsiniz” denildi.

HABER MERKEZİ

#Depremzede #yakınları #eNabızdan #bilgi #alabilecek

HDP Amed tüm kadroları ile deprem bölgelerinde

HDP Amed İl Örgütü’nün tüm kadroları, deprem bölgesinde 24 saat ihtiyaç sahipleriyle dayanışma içinde

Mereş merkezli 7,7 ve 7,6 şiddetindeki depremlerden etkilenen Amed’te tüm kadrolarını harekete geçiren Halkların Demokratik Partisi (HDP) İl Örgütü, ihtiyaç sahiplerine tek tek ulaşmaya çalışıyor. Milletvekilleri Sezai Temelli, Murat Sarısaç, yerine kayyım atanan Sur Belediye Eşbaşkanı Filiz Bulutekin ve beraberindeki bir heyet de Rezan (Bağlar) ilçesinin Sento Caddesi üzerinde bulunan Işık ve Akar Apartmanı , Elazığ Caddesi üzerinde bulunan 12 katlı Diyar Galeria İş Merkezi, Tesisler Semti’nde bulunan Cengizler Apartmanı ve Yenişehir ilçesi Ofis semtinde bulunan Sözel Apartmanı’nda yakınlarını kaybeden ailelere sık sık dayanışma ziyaretlerinde bulunuyor.

‘Yardım yerine polis yığmışlar’

Depremzede yakınlarına geçmiş olsun dileğinde bulunan milletvekilleri, halkın yaşadığın sorun ve sıkıntıları dinleyerek, çözüm olmaya çalıştı. Devletin ilgili kurumlarından yeterince destek göremediklerini belirten depremzedeler, gönüllülerin imkanlarıyla ayakta kalabildiklerini söyledi. Alandaki bir depremzede yakını tepkisini şu sözlerle dile getirdi: “Buraya polis ekibi yığmışlar, yardım ekibi yığmamışlar. Biz buna karşıyız. Lütfen bunların hesabını sorun, sesimiz olun.”

HABER MERKEZİ

#HDP #Amed #tüm #kadroları #ile #deprem #bölgelerinde

Avşar Otel enkazından 6 kişi kurtarıldı

Meletî’de depremin etkisiyle yıkılan Avşar Otel enkazından 6 kişi çıkarıldı

Meletî’nin Yeşilyurt ilçesinde deprem nedeniyle yıkılan Avşar Otel’de, bugün 6 kişi enkaz altından çıkarıldı. Çıkarılan yurttaşlardan 5’inin yaşamını yitirdiği öğrenildi. Arama kurtarma çalışmalarının sürdüğü Avşar Otel enkazında, hala 12 kişi bulunduğu belirtildi.

‘Bunca yıl AKP’ye oy verdik, şimdi neredeler?’

Mezopotamya Ajansı’ndan (MA) Fırat Can Arslan’ın aktardığına göre enkaz çalışmalarında AFAD ekiplerinin sayı ve ekipman yetersizliği dikkat çekerken, bu durum otel önünde yakınlarını bekleyen ailelerden de tepki topladı. AKP Malatya İl Başkanı Özlem Pelitoğlu’nun enkazı ziyaret etmesi sonrası, oğlunun enkazdan kurtulmasını bekleyen bir anne, “Bunca yıl AKP’ye oy verdik, şimdi neredeler?” diyerek tepki gösterdi.

3 gündür yoğun kar yağışına rağmen yurttaşlara yapılan gıda yardımının yetersiz olduğu otelde, yurttaşların çabalarıyla sürdürülen arama kurtarma çalışmaları devam ediyor.

HABER MERKEZİ

#Avşar #Otel #enkazından #kişi #kurtarıldı

Erdoğan iktidarı eleştirenlere hakaret ettti, TOKİ’den bahsetti

Erdoğani ‘deprem bölgelerinde devlet yok’ eleştirisinde bulan yuttaşlara hakaret ederek yine TOKİ ve müteahhitlerden bahsetti

AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Mereş Bazarcix merkezli 7,7 ve 7,6 büyüklüğündeki depremlerin ardından zarar gören kentlere ziyaretlerde bulundu. Bu sabah ilk olarak Mereş’te açıklama yapan Erdoğan, ardından Hatay’a geçerek açıklamalarda bulundu. Erdoğan, “deprem bölgelerinde devlet yok” eleştirisini yapanlara yönelik hakaret etmesi dikkat çekti. Erdoğan, “Bazı namussuz kişiler kampanya yaparak, Hatay’da asker, jandarma, polis göremedik gibi yalan yanlış iftiralar atıyorlar” dedi.

Erdoğan, üç gündür hala enkaz altında binlerce kişinin olmasını ve bir çoğuna halen hiç yardım gitmemesini görmezden gelerek, “Gereken her adımı atarak kimseyi yıkıntılar altında bırakmayacak, kimseyi mağdur etmeyecek bir afet yönetimi yürüteceğiz. Devlet-millet omuz omuza vererek, afetin yol açtığı yıkıntıları da kaldıracağız, hiçbir vatandaşı sahipsiz bırakmayacağız.” ifadelerini kullandı.

İktidarı eleştirenlere hakaret eden Erdoğan, yine TOKİ ve müteahhit firmalardan bahsetti:

“10 vilayetimizin 10’unda, TOKİ’nin yönetimindeki müteahhit firmaları devreye sokarak, enkaz kaldırma ve konut yapımını hızlandıracağız.

Şu an itibarıyla Hatay’ımızda asker, jandarma, polis, toplamda 21 bin 200 personel görev ifa ediyor.

Bazı namussuz kişiler kampanya yaparak, Hatay’da asker, jandarma, polis göremedik gibi yalan yanlış iftiralar atıyorlar.”

HABER MERKEZİ

#Erdoğan #iktidarı #eleştirenlere #hakaret #ettti #TOKİden #bahsetti