Ana Sayfa Blog Sayfa 97

Pir Bektaş Piroğlu’nun Hakk’a Yürüyüşünün 7. Yılı: Bir Ömür Yolda

Pir Bektaş Piroğlu’nun Hakk’a yürüyüşünün üzerinden 7 yıl geçti. Musa-i Kazım Ocağı evlatlarından olan Piroğlu, Alevi toplumu içinde derin bir sevgi ve saygıyla anılan bir dedeydi. Taliplerine her daim kapısını açan, onlara yol erkanını öğretip rehberlik eden Piroğlu, hayatı boyunca birçok insanın yüzünü iyiye, doğruya, güzele çevirmeyi başardı.

Bektaş Piroğlu, 7 yıl önce Manisa’nın Turgutlu ilçesine bağlı Çepnidere köyünde, aşure paylaşıldığı bir sırada geçirdiği kalp krizi sonucu Hakk’a yürüdü. Vasiyeti üzerine Manisa’nın Dilek köyünde deyiş ve semahlarla anıldı. Piroğlu, dedelik göreviyle sadece Anadolu’da değil, Balkanlar ve Avrupa’da da Alevi inancına hizmet etti; 79 yaşında hayatını kaybetti.

Pir Bektaş Piroğlu, 1938 yılında Antep’in Nizip ilçesine bağlı Köseler köyünde dünyaya geldi. Alevi Bektaşi İnanç Kurulu üyesi olan Piroğlu, uzun yıllar boyunca Türkmen ve Çepni Alevilerin post dedesi olarak önemli bir rol üstlendi. Onun öğretileri, Alevi inancının yayılmasına ve yaşatılmasına büyük katkılar sağladı.

Her yıl anma etkinlikleri düzenlenerek Piroğlu’nun hatırası yaşatılmakta ve onun bıraktığı miras, yeni nesillere aktarılmaktadır. Pir Bektaş Piroğlu, toplumun hafızasında sevgi, saygı ve özlemle yer almaya devam ediyor.

Alevilik Tek Dile ve Tek Kimliğe Sığmaz HURİYE KABAYEL

Geçtiğimiz günlerde sanatçı Sebahat Akkiraz’ın Talat Paşa’ya övgüler dizmesi, Alevi toplumu açısından derin bir yara açmıştır. Talat Paşa, Türk devletinin hâlen sürdürdüğü soykırımcı politikanın mimarlarından ve İttihat ve Terakki’nin önde gelen şeflerinden biridir. Onun adı, Cemal Paşa ve Enver Paşa ile birlikte 1915 soykırımıyla, sürgünlerle ve Kürt Alevilere yönelik asimilasyon politikalarıyla anılmaktadır.

Bir Alevi sanatçının, hele de bir kadın sanatçının, insanlığa karşı suç işlemiş bir soykırımcıyı övmesi daha da acı vericidir. Çünkü Alevi inancı, kadın eksenli bir inançtır; kadına değer veren, onu yücelten tek inançlardan biridir. Böyle bir inancın mensubu olan bir kadının Talat Paşa’yı yüceltmesi, Alevi inancına aykırıdır ve Alevileri derinden yaralamıştır. Halkların celladını bir kahraman gibi anmak, Alevi yoluna ihanettir. Zira Alevilik, zulme karşı mazlumdan yana saf tutmayı emreder. Talat Paşa’yı sahiplenmek, mazlumların değil zalimlerin yanında yer almak demektir. Bu, Aleviliği devletin tekçi ideolojisine yamalamaktır.

Sebahat Akkiraz’ın açıklamalarının hemen ardından bu kez müzisyen Erdal Erzincan, “Aleviliğin ibadet dili Türkçedir, Kürt Alevi ya da Türk Alevi yoktur” sözleriyle gündeme geldi. Bu söylem, devletin yıllardır Alevilere dayattığı asimilasyoncu politikanın yeniden üretilmesinden başka bir şey değildir.

Doğrudur; Aleviliğin “hal dili” evrenseldir, gönüllerin ortak dilidir. Ancak bu gerçek, halkların anadillerini yok saymanın bahanesi olamaz. Dersim’de, Koçgiri’de, Maraş’ta Kürtçe ve Zazaca nefesler söylenmiş; Arap Aleviler cemlerini kendi dilleriyle yürütmüş; Türkçe nefesler de aynı zenginliğin parçası olmuştur. “Aleviliğin ibadet dili yalnızca Türkçedir” demek, bu tarihsel mirası inkâr etmek ve tekçi zihniyeti meşrulaştırmaktır.

Alevi geleneği, yüzyıllardır iktidara karşı direnişin sembolü olmuştur. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e kadar katliamlarla, sürgünlerle, zorunlu iskânlarla yok edilmek istenmiştir. Buna rağmen yol; dille, nefesle, cemle, yani halkların çeşitliliğiyle bugüne taşınmıştır. Aleviliği tek dile, tek kimliğe indirgemek; bu direnişin özünü yok saymak anlamına gelir.

Kürt Aleviler tarih boyunca hem inançları hem de kimlikleri nedeniyle çifte baskıya uğradılar. Koçgiri, Maraş ve Dersim bunun en acı tanıklarıdır. “Kürt Alevi yoktur” demek, bu tarihsel gerçekliği yok saymak demektir. Bu inkâr, yalnızca devletin işine yarar; halkların birliğini değil, parçalanmasını derinleştirir.

Alevi inancı, hakikate yürümek demektir. Hakikat, devletin resmi ideolojisinde değil; halkların yaşamında, cemlerinde, dillerinde ve direnişinde saklıdır. Aleviliği tekleştiren her söylem, yolun hakikatinden sapmadır. Gerçek yol, halkların dilini, kimliğini ve inancını özgürce yaşamasını savunmaktır.

Bugün Aleviliğin dili sorulduğunda verilecek en doğru yanıt şudur: Aleviliğin dili, halkların kendi anadilidir. Türkçe de olabilir, Kürtçe de, Zazaca da, Arapça da… “Hal dili” elbette evrenseldir; fakat bu, anadilleri yok saymanın gerekçesi olamaz.

Kızılbaş geleneği, halkların çeşitliliğini kucakladığı ölçüde özüne sadık kalır. Talat Paşa’yı öven ya da Aleviliği tek dile indirgeyen her yaklaşım, iktidarın asimilasyoncu zihniyetine hizmet eder. Bizim yolumuz, bu zihniyete karşı hakikati savunmaktır. Ancak böyle olursa hem Alevilik hem de halklarımız özgürleşir.

DAD Gebze Şubesi, yeni yönetimiyle Alevi inancına güç katıyor!

Demokratik Alevi Derneği (DAD) Gebze Şubesi, 5. Olağan Kongresini gerçekleştirdi. Kongre, ana merkez olan Ana Fatma Cemevi’nde yapıldı ve Divan Başkanlığını Engin Güleser üstlendi. Kongreye, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu da katılım gösterdi.

Kongrede yapılan konuşmalarda, Barış ve Demokratik Toplum Süreci üzerine değerlendirmeler yapıldı. DAD’ın misyonuna vurgu yapılarak, inanç özgürlüğü ve eşit yurttaşlık temaları ön planda tutuldu.

Yeni yönetim, tek liste ile belirlendi. Yönetim kadrosunda şu isimler yer aldı: Şahismail Tohumcu, Süreyya Destegül, Yusuf Örnek, Sultan Aydın, Ali Karabulur, Bahar Gök ve Haydar Aydemir.

DAD Gebze Şubesi’nin yeni yönetimi, önümüzdeki dönemde toplumsal eşitlik ve hak mücadelesine daha etkin bir şekilde katkı sunmayı hedefliyor.

Şimal Deniz Hemen Serbest Bırakılsın, Adalet Bekliyoruz!

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Sarıyer Şubesi, şube saymanı Şimal Deniz’in gözaltına alınıp tutuklanmasına sert bir tepki gösterdi. Dernek, Deniz’in derhal serbest bırakılması çağrısında bulundu.

27 Eylül akşamı, siyasi şube polisleri tarafından gözaltına alınan Şimal Deniz’in, ertesi gün adliyede uzun süre bekletildiği ve ardından tutuklandığı ifade edildi. Dernek, bu tutuklamanın hukuksuz ve gayrimeşru olduğunu savunarak, Deniz’in daha önce de cemevi faaliyetleri nedeniyle benzer muameleye maruz kaldığını belirtti.

Açıklamada, “Şimal Deniz, zulme boyun eğmeyen bir geleneğin temsilcisi olarak her defasında faşizmi yenerek özgürlüğüne kavuşmuştur. Bugünkü tutuklama da aynı baskı politikalarının bir ürünüdür” denildi.

PSAKD, tüm şubelere ve kamuoyuna dayanışma çağrısı yaparak, Deniz’in kaldığı Bakırköy Hapishanesi’ne mektuplar yazılmasını ve kitaplar gönderilmesini önerdi. “Ona sahip çıkalım” ifadesiyle destek çağrısını yineledi.

Alevi kadınlar: Barışın inşasında öncü rol üstlenmelidir!

Alevi kadınların toplumsal barış sürecindeki rolü, özellikle son yıllarda yaşanan çatışmalar ve savaşlar bağlamında daha da önem kazanmıştır. Araştırmacı Yüksel Genç, Alevi kadınların barışın kurucu öznesi olmaları gerektiğini vurgulayarak, yaşanan travmalar karşısında kadınların kendilerini örgütlemesi ve barışa sahip çıkmasının bir zorunluluk haline geldiğini belirtiyor. Genç, Alevi kadınların, Suriye’deki vahşetlerin bir benzerini yaşamamak için demokratik toplum inşasında aktif rol alması gerektiğini ifade ediyor.

Yüksel Genç, savaşların kadınlar üzerindeki etkilerinin genellikle mağduriyetle tanımlandığını, ancak kadınların bu süreçte öz savunma ve hak talep etme alanlarını da geliştirdiğini dile getiriyor. Rojava örneğinde olduğu gibi, kadınların savaşın edilgen bir mağduru olmaktan çıkıp aktif birer özne haline gelmeleri, toplumsal inşa sürecinde önemli bir yer tutmaktadır. Kadınlar, savaşın getirdiği şiddete karşı durarak yeni yaşam tahayyüllerini gerçekleştirme çabası içinde olmalıdırlar.

Alevi kadınlar, inanç kimlikleri ve geçmişte yaşadıkları mağduriyetler nedeniyle daha zor bir dönemden geçiyorlar. Genç, Türkiye’deki Alevi kadınların, inançsal kimliklerini yeterince sahiplenme ve bu süreçte güç birliği oluşturma alanlarının sınırlı olduğunu vurguluyor. Ancak, Kürt kadın hareketinin örnekleri ışığında Alevi kadınlarının da benzer bir dayanışma ve direniş içinde olmalarının mümkün olduğunu ifade ediyor.

Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne kadınların etkin katılımı, barışın kalıcı hale gelmesi açısından kritik bir öneme sahiptir. Kadınların bu süreçteki rolü, sadece mağduriyetlerden kurtulmakla kalmayıp, aynı zamanda toplumsal değerlerin yeniden inşasında da belirleyici olacaktır. Yüksel Genç, Alevi kadınların, barış sürecinin en önemli öznesi olarak kendilerini konumlandırmaları gerektiğini ve bu sorumluluğun bilincinde hareket etmeleri gerektiğini vurgulamaktadır.

İsmail Pehlivan canın yazısına ilişkin… CEMAL TURAN

0

İsmail Pehlivan, halktv.com.tr’de yazılar yazıyor. Alevilerin birçok sorununu dile getiriyor. Katıldığım birçok yazısı da var, ancak Kemalist resmi tarihe, ideolojiye gelince iş değişiyor. Nedense 102 yıllık yanlışlara dokunmak istemiyor. Aleviliğin, Bektaşiliğin 30 Kasım 1925’te yasak edilmesine değinmiyor. Bilindiği gibi ‘Türbe, Tekke ve Zeviyelerin‘ yasağı özünde Alevi-Bektaşiliğin yasağıdır. Alevilerin nasıl ötekileştirildiği, yasaklandığı, belgelerde var. Aşık Veysel’in sazı bile Sivas valisi tarafından iki kez kırılıp, sobaya atılıldığını tarih yazıyor. Neyse ki bu konuda birçok yazar çizer yazdı, begeleri ortaya koydu. Bu konuda gerek Alevi, Kürt ve diğer azınlık inanç ve halklara ilişkin daha fazla veri var ellimizde.
Şimdi İsmail Pehlivan canın “Aleviler arasında boy gösteren linç kültürü alışkanlığı!“ yazınıza ilişkin bir iki eleştiri…

Merdan Yanardağ ve Erdal Erzincan’ın lince uğradığını söyleyen Pehlivan, “Linç kültürünü besleyen nedenler ne olursa olsun, Alevi inancının özü ile bağdaşmamaktadır.“ Diyor, ki doğrudur. Linç kültürü, Aleviye, gerçek demokrata, sosyaliste, çevreciye vs. de uymaz. Ancak biliniyor, Alevilerin üzerindeki asimilasyon çarkı ve parçalanmışlık, özünden uzaklaşmalara neden olmuş, oluyor. Buna karşı durmak, söz söyleme hakkını savunmak ve örgütlenme özgürlüğünü savunmak önemlidir. Küfür ve hakaret ise zaten kabul edilemez ve sahiplerine iade etmekte yarar var.

Kısaca yazının yazılması, sanatçı Erdal Erzincan’ın X’teki paylaşımı ve artından gelen tepkiler oluşturuyor. Ve yazının bütününe bakıldığında Erdal Erzincan’lı ile aynı yerde, aynı yanlışta duruyor: ‘Aleviliğin lisanı hal dilidir, ibadet dili ise Türkçe’dir. Gelenek bize bunu böyle aktarıyor.‘ Zaten zurnanın zırt dediği bu cümledir. Diğerleri doğru olsa, büyük hatayı örtmez.

Pehlivan, “…Bazı okuduğunu ve dinlediğini anlayamayan şahsiyetlerin saldırılarına maruz kalan sevgili Erdal Erzincan, Merdan Yanardağ ile aynı kaderi paylaştı! Her ikisi de küfürlere, hakaretlere, tehditlere ve çirkin sözlere muhatap oldular….“ Diye yazıyor. ‘Okuduğunu anlamayanlar’ı haraket ve küfür kullanalar için yazıldığını düşünayorum. Yoksa M.Aslan, C.Çelik, Hasan Hayri Ateş veya kendim de Türkçeyi, yazılanları iyi anladığımızı düşünüyorum.

Yine, “Her iki değerli ismin de sözleri, bazı STK’lar ile bir grup tarafından bağlamından koparılarak yargısız infaz aracı haline getirildi. Özellikle Erdal Erzincan’a yönelik Mikail Aslan, Cihan Çelik gibi bazı sanatçıların da bu kervanına katılması manidardır.“ Diyor.
Ee, niye M.Aslan ve C.Çelik, yaşadıklarını inkar mı etsin? Mikail, diyor ‘Annem Türkçe bilmiyor ve ibadet dili Türkçe değil‘, burada ne beis görüyorsunuz? “Annem bilmediği dilde ibadet etsin mi etsin!

İsmail can‚ ‘Aleviliğin lisanı hal dilidir, ibadet dili ise Türkçe’dir. Gelenek bize bunu böyle aktarıyor.‘ diyorsunuz. Nasıl ki E.Erzincan’a itiraz ettim ise size de ediyorum. Bu inkarcılıktır (inkarcılık kelimesi hakaret değil, yaşananları red etmiyor, inkar ediyor). Yüzyılık yok etme, inkar ve asimilasyon konusunda aynı düşünmediğimizi biliyorum. Bu konuda resmi tarih zaten sizin dediklerinizi yazıyor ve biz de buna itiraz ediyoruz. M.Aslan da gayet saygılı bir biçimde, görüşlerini aktarmış. Hakaret yok, ‘niye bu kervana katıldı‘ diyorsunuz?

“….Tarihi gerçek ve gelenek açıktır: Batıni felsefi Anadolu Aleviliği’nin geleneksel ibadet dili Türkçe’dir. Horasan’dan Anadolu’ya gelen coğrafi hat üzerinde, Kürtçe, Zazaca veya farklı dillerde konuşan canlarımızın hepsi, Cem ibadetlerinde Dedeler ve Zakirler deyişleri, semahları, duvaz imamları, mersiyeleri, miraçlama ve tevhitleri, gülbankları havalandırırken Türkçe’yi kullandıklarına tanıktırlar.”

Erdal Erzincan can veya siz, ‘Bugün Anadolu’da büyük oranda Türkçenin dışındaki diller asimile olmuş ve bugün Aleviler büyük oranda inanç dili Türkçeye dönüşmüş‘, derseniz anlaşılır ve doğrudur. Bu ayrı, ama ‘gelenekten gelen‘ derseniz, tabi ki gerçekliğe uymuyor.
Bir de ‘Horasan’dan Anadolu’ya…‘ söylemi, Türk – İslam ideolojisinin (İslam Türk demiyorum, şimdi ona dönüştü) bir söylemi ve artık bir temeli kalmadı. Faik Bulut, Selim Temo, Şoreş Reşi, Mehmet Bayrak gibi birçok araştırmacı yazar bu konuyu yeterince deşifre etti.

Ayrıca Ocak sistemini Ebul Vefa Kurdi’nin (1026 – 1107) kurduğunu araştırmalar gösteriyor. Ahmet Yesevi (1100-1066) ve Haci Bektaş Veli (1209-1271) gibi öncüller de ardından geliyor.

İsmail Pehlivan canın bunları bilmediğiniz düşünmüyorum, sadece tarihi bugüne bağlarken, yüklerimizden kurtulmamızda yarar var. En azından ben öyle yapmaya çalışıyorum.

Aşk ile…

MARDEF’ten Erdal Erzincan’ın açıklamalarına tepki: “Aleviliğin dili tek değildir”

Maraş Demokratik Dernekler Federasyonu (MARDEF), sanatçı Erdal Erzincan’ın sosyal medya hesabı X’te yaptığı “Aleviliğin ibadet dili Türkçedir” paylaşımına yazılı bir açıklamayla tepki gösterdi.

MARDEF, söz konusu ifadenin Alevi toplumu içinde kırgınlık yarattığını belirterek, Aleviliğin hiçbir zaman tek bir dilin tekelinde olmadığını vurguladı.

Federasyondan yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Alevilik; dil, din, ırk ayrımı yapmadan 72 millete aynı nazarla bakan, insanı merkeze alan, doğa ve hakikat inancıdır. Bugün Kürt Aleviler, Zaza Aleviler, Arap Aleviler ve Türk Aleviler vardır. Bu toplulukların büyük bölümü 1950’lere kadar Türkçe bilmeden cemlerini yapmış, nefeslerini kendi ana dillerinde söylemiştir. Hiç kimse onların Aleviliklerinden şüphe etmemiştir.”

MARDEF açıklamasında, “İbadet dili Türkçedir” ifadesinin tarihsel gerçekleri yok saydığını ve Aleviliğin evrensel özünü daraltan bir yaklaşım olduğunu belirterek, “Bu bakış açısı Türk ırkçılığını çağrıştırmaktadır” değerlendirmesinde bulundu.

Maraş’ın tarihsel olarak Kürt Aleviliğinin merkezlerinden biri olduğuna dikkat çekilen açıklamada, Aleviliğin özünün “Eline, diline, beline sahip olmak” düsturuna dayandığı hatırlatıldı.

Federasyon, sanatçı Erzincan’a çağrıda bulunarak, Alevi toplumundan özür dilemesi gerektiğini ifade etti.

Son olarak açıklamada, “Sanatçıların ve ozanların toplum önünde kırıcı değil, birleştirici sözler söylemesi en büyük temennimizdir. Aleviliğin lisanı hal dilidir, ibadetin dili ise canların gönlünden geldiği dildir” denildi.

Aleviler arasında boy gösteren linç kültürü alışkanlığı! İSMAİL PEHLİVAN

Alevi sivil toplum örgütleri (STK) ve Alevi bireyler arasında hızla boy gösteren linç kültürü alışkanlığı üzerinde durmak istiyorum. Bu eğilim, son dönemde Alevi toplumu içinde derin kutuplaşmalara yol açmakta ve inancımızın öz değerleriyle açıkça çelişmektedir.

Oysa batıni felsefi Anadolu Aleviliği, linç kültürüne tamamen kapalı bir inançtır. Yaradılan’ı Yaradan’dan ötürü sevmek esastır. İncinsen de incitmemek kamilliktir. Alevilik’te sorgulamak, eleştirmek, farklı düşüncelere hoşgörü göstermek varken; kişiyi yargısız infaz etmek, ötekileştirmek, itibarsızlaştırmak zulümdür. Zulüm, Alevi’nin sebep olacağı bir hal değildir ve bu ahlaki de, insani de değildir.

***

Bu linç kültürünün en güncel ve trajik örnekleri, Alevi edebiyatının sazlı-sözlü geleneğinin günümüzdeki en önemli temsilcilerinden biri olan Erdal Erzincan ve gazeteci Merdan Yanardağ üzerinden sergilendi. Her iki değerli ismin de sözleri, bazı STK’lar ile bir grup tarafından bağlamından koparılarak yargısız infaz aracı haline getirildi. Özellikle Erdal Erzincan’a yönelik Mikail AslanCihan Çelik gibi bazı sanatçıların da bu kervanına katılması manidardır.

***

Sevgili Erdal Erzincan’ın paylaşımı şuydu:

“Alevilik, 72 milleti içine alan kadim bir gelenektir. “Kürt Alevi” ya da “Türk Alevi” diye bir tabir yoktur; Kürtçe konuşan Alevi, Türkçe konuşan Alevi veya Zazaca konuşan Alevi vardır. Aleviliğin lisanı hal dilidir, ibadet dili ise Türkçe’dir. Gelenek bize bunu böyle aktarıyor. (…) İbadet dili derken; Aleviler, Cemler’inde bağlama eşliğinde söyledikleri deyişlerde Türkçe’yi kullanıyorlar. Bu, halkın kendi tercihi; benim kişisel görüşüm değil.”

Görüldüğü gibi Erdal Erzincan, sadece bir tarihi ve geleneksel gerçeğe parmak basmış, üstelik kişisel görüşü olmadığını da eklemiştir. Ancak rol kapmak isteyenler, bu açıklamanın içinden cımbızladıkları birkaç sözcük üzerinden kıyamet koparıp hemen saldırmaya, ahkam kesmeye başladılar.

***

Bu duruma kaygılanan ablası, araştırmacı yazar Kıymet Erzincan ise bu linç girişimine karşı çıkan güçlü bir ses olmuştur:

“Can karındaşım Erdal Erzincan’ın yaptığı paylaşımın bütününü okumadan, anlamadan bir cümleyi alarak onu linçlemek, hakaretler etmek, tehdit etmek ne korkunç… Varsayalım ki bu konuda yanlışları var. Yanlışını uygun bir eleştiri diliyle söylemek varken bu nasıl bir linç kültürü… Alevilikteki hoşgörü, eleştirel düşünme bu mu?”

Bu linç yöntemi, Erdal Erzincan’dan önce, 16 dakikalık konuşmasından üç sözcüğü bağlamından koparılan TELE 1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ’a da uygulanmıştı. Oysa Yanardağ, Alevi kurumlarının ve medyasının gelişiminde büyük emeği olan çok değerli bir isimdir. Sosyal medyada yürütülen bu linç girişimleri, kimden gelirse gelsin, Alevi inancının özünden kopuşu hızlandırır. Dolayısıyla sözümüzün esir olacağımızı unutmamalıyız. Kem söz sahibinindir!

***

Linç kültürünü besleyen nedenler ne olursa olsun, Alevi inancının özü ile bağdaşmamaktadır.

Elbette ki bu noktaya gelmemizin birçok nedeni var: Sosyal medyanın hızla kışkırtıcı etkisi, kariyerist STK yöneticilerinin yersiz çıkışları, kuruluşlarımızdaki şeffaflık eksikliği ve diyalog yerine kutuplaşmayı tercih etme kolaycılığı bu gidişatı besleyen temel nedenlerdir. Halbuki Alevi toplumu tarih boyunca muhabbetle, cemlerde gönülden gönül yol açarak ve cemal cemala niyaz olup konuşarak, rızalık anlayışıyla paylaşarak varlığını sürdürmüştür.

***

‘İbadet dili’ tartışmasını linç aracına dönüştürmek, Alevi toplumuna yapılacak en büyük kötülüktür.

Bazı çevrelerin, ibadet dili gibi bir konuyu bile linç aracı olarak kullanmaya çalışması anlamsızdır. Tarihi gerçek ve gelenek açıktır: Batıni felsefi Anadolu Aleviliği’nin geleneksel ibadet dili Türkçe’dir. Horasan’dan Anadolu’ya gelen coğrafi hat üzerinde, Kürtçe, Zazaca veya farklı dillerde konuşan canlarımızın hepsi, Cem ibadetlerinde Dedeler ve Zakirler deyişleri, semahları, duvaz imamları, mersiyeleri, miraçlama ve tevhitleri, gülbankları havalandırırken Türkçe’yi kullandıklarına tanıktırlar.

Ancak, inancın dil üzerinden sınırlandırılamayacağı, uluslararası hukukun ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 9. maddesi ile güvence altına alınmış evrensel bir insan hakkıdır. Günümüzde her dilde cem yürütülmesinin mümkün olduğu da artık bir gerçektir.

Tarihi ve hukuki gerçekler bu kadar açıkken, bu konuyu linç aracına dönüştürmek, özünde eleştiri değil, dogmatizme ve bağnazlığa hizmet etmektir.

***

Marifet ehli gönül şişesini kırmaktan imtina eder. Bugün ihtiyacımız olan, medeni insanlar gibi tartışabilmek ve eleştiriyi linç kültürüne dönüştürmeden sürdürebilmektir.

Niyet okumak yerine birbirimizi dinleyerek, anlamaya çalışmalıyız. Birimizin diğerlerinden farklı görüşleri olabilir, bu zenginlik olarak görülmelidir. Dedeler, Pirler ve STK yöneticileri, topluma yolun öz değerlerini hatırlatmalı, linç yerine muhabbeti büyütmelidir.

Çünkü Hakk Muhammed Ali Yolu’nun özü sevgidir, barıştır, doğadır, rızalıktır. Bu değerlere sahip olan Aleviler hep doğruluktan yana olmuşlar, hiçbir cana sözle dahi kıymamışlardır. Lakin bu kadim inancı iğdiş edip ideolojik anlayışlarına malzeme etmek isteyenler, doğruluktan yana olmaktan kaçınırlar. Onlar ki bu kadim ‘Yol’un hainleridir.

ilk halktv.com.tr adresinde yayınlanmıştır.

PSAKD Sarıyer Şubesi Saymanı Şimal Deniz Gözaltına Alındı!

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Sarıyer Şubesi ve Zeynep Yıldırım Cemevi Saymanı Şimal Deniz, dün akşam saatlerinde Küçükarmutlu Mahallesi’nde gözaltına alındı. Olayın detayları henüz netlik kazanmazken, Deniz’in gözaltına alınma gerekçesi hakkında bilgi verilmedi.

Şimal Deniz’in, bugün Çağlayan Adliyesi’nde mahkemeye çıkarılacağı öğrenildi. Gözaltı işlemi, dernek ve cemevi camiasında endişe yarattı. Alevi toplumu, bu tür uygulamaların inanç özgürlüğüne müdahale olarak değerlendiriyor.

Dernek üyeleri, Deniz’in gözaltına alınmasını kınayarak, bu durumun Alevi toplumunun haklarının ihlali olduğunu belirtti. İnanç özgürlüğü ve eşit yurttaşlık talepleri, daha fazla önem kazanmaya devam ediyor.

Esenler Cemevi’nden Gazze’ye destek: Sumud Filosu’na sahip çıkıldı

Esenler Cemevi, İsrail’in Filistin’e yönelik saldırılarını kınayarak, Sumud Filosu’na destek olmak amacıyla bir eylem düzenledi. Eylemde yapılan açıklamada, “Hristiyan, Yahudi, Müslüman bir ve ortaktır, adı Filistin’dir. Filistin Özgür olmalıdır! Emperyalist-siyonist işgal, saldırganlık ve soykırım son bulmalıdır!” ifadeleri kullanıldı. Esenler Cemevi Başkanı Cemal Özdemir, burada yaptığı konuşmada, Gazze’de yaşananların bir soykırım olduğunu belirtti.

Özdemir, Gazze’de çocukların açlık ve bombardımanlar nedeniyle hayatlarını kaybettiğini vurgulayarak, “Bu barbarlığı neredeyse bütün dünya izliyor. Sessiz ve tepkisiz kalıyor. Zulme karşı durmak, herkesin görevi olmalıdır” dedi. Filistin direnişini desteklemek için bir araya geldiklerini dile getiren Özdemir, “İzzetimizi, insan haysiyetimizi korumak zorundayız” ifadelerini kullandı.

İsrail’in saldırılarının durdurulması için her düzeyde ambargo uygulanması gerektiğini belirten Özdemir, Sumud Filosu’na selam göndererek, “Zulme biat etmeyiz, rıza göstermeyiz. Nerede mazlum varsa, ondan tarafız” dedi. Özdemir, uluslararası dayanışmanın önemine dikkat çekerek, Sumud Filosu’nun Gazze’ye ulaşma çabalarının takdir edilmesi gerektiğini ifade etti.