Ana Sayfa Blog Sayfa 974

Amed’te kriz masası kuruldu: Kurtarma ekiplerine yardımcı olalım

Pezercix’ta (Pazarcık) meydana gelen ve onlarca yurttaşın hayatını kaybettiği depremin ardından yardım çağrıları ve kriz masaları kuruldu.

Halkların Demokratik Partisi ve Diyarbakır Kent Koruma ve Dayanışma Platformu, Amed’te kriz masası kurdu.

Kriz masasından yapılan açıklamada, halkı toplama alanlarında beklemeye çağırdı. Sağduyu çağrısını yapan kriz masası, herkesi kurtarma ekiplerine yardımcı olmaya davet etti. Yapılan açıklamada, “Kentimize başta olmak üzere depremden etkilenen yurttaşlarımıza destekte bulunmak isteyen yurttaşlarımız, Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası’na ulaşabilir” diye belirtildi.

Biden’den destek talimatı

Yaşanan deprem için uluslararası alanda da yardım açıklamaları geliyor. ABD  Başkanı Joe Biden’in de deprem bölgelerine destek talimatı verdiği belirtildi.

HABER MERKEZİ

#Amedte #kriz #masası #kuruldu #Kurtarma #ekiplerine #yardımcı #olalım

Dîlok’ta 7.5 şiddetinde deprem!

Dîlok’ta (Antep) Kandilli Rasathanesi’ne göre, 7.5 şiddetinde deprem meydana geldi. Deprem bir çok kentte hissedildi.

Ayrıntılar geliyor…

#Dîlokta #şiddetinde #deprem

Alman Sol Parti ÖHD ve Amed Borusu’nu ziyaret etti

Alman Sol Parti Eş Genel Başkanı Janine Wissler, Amed’de ÖHD ve Amed Borusu’nu ziyaret etti

Alman Sol Parti (Die Linke) Eş Genel Başkanı Janine Wissler ve beraberindeki Sol Parti Milletvekili Hakan Taş, bir dizi temaslarda bulunmak üzere Amed’e geldi. Wissler ve Taş, ölümle tehdit edilen Amed Barosu Başkanı Nahit Eren ve Özgürlük İçin Hukukçular Derneği’nin (ÖHD) yöneticileriyle görüştü.

Görüşmenin başında ÖHD’nin neden kurulduğunu ve nasıl bir mücadele verdiğini anlatan Eş Genel Başkan Bünyamin Şeker, “2011 yılından bu yana Sayın Öcalan’ın avukatlarıyla görüşü fiili olarak engelleniyor. 2019 yılına kadar hiçbir avukatın kendisiyle görüşmesine izin verilmedi. 2019 yılında avukatları kendisiyle görüşe bildi. Türkiye yasaları içerisinde bir mahkûmun avukatlarıyla görüşünün engellenmesi diye bir yasal düzenleme yok. Ancak ada hapishanesi olmasından kaynaklı birçok fiili gerekçeyle avukat görüşleri yasaklanıyor. Ancak şu anda o gerekçeler de bahane edilmiyor ve gerekçesiz bir şekilde Adalet Bakanlığı 2019 yılından itibaren avukatlarıyla görüşüne izin vermiyor” dedi.

Kişiye özel hukuk

Türkiye’de PKK Lideri Abdullah Öcalan için ayrı bir hukuk sisteminin oluşturulduğunu ifade eden Şeker, “İmralı Hapishanesi, Guatemala Hapishanesi’ne benzetildi ancak orada bile savunma açısından avukatların görüşmesi hiçbir zaman kısıtlanmadı. Dünya genelinde bu izolasyon sadece İmralı Ada Hapishanesi’nde Sayın Abdullah Öcalan üzerinde uygulanıyor. Kişiye özel bir hukuk sistemi uygulanarak bir insan toplumdan izole ediliyor. Öcalan ile görüşler kedi çıkarları olunca oluyor ama son 22 aydır hiçbir şekilde görüşmeye izin verilmiyor” diye anlattı.

Cezaevi alanında çalışan Avukat Fırat Taşkın da, şunları belirtti: “Cezaevlerinde yaşanan ihlallerin en başında hasta tutsaklar geliyor. Cezaevlerinde sağlığa erişim konusunda ihmallerden kaynaklı olarak birçok hasta tutsak yaşamını yitirmekte ve son yıllarda bu sayı gittikçe artmaktadır. Bu durum, politik tutsaklara Adli Tıp Kurumu (ATK) denilen kurumun politik yanlı yaklaşımından kaynaklanıyor.”

Amed Barosu Başkanı Nahit Eren ile yapılan görüşme ise basına kapalı gerçekleşti.

HABER MERKEZİ

#Alman #Sol #Parti #ÖHD #Amed #Borusunu #ziyaret #etti

Kürt sorunu çözülmeden demokratik cumhuriyet olmaz

Demokratik Cumhuriyet Konferansı’na katılan eski bakan Ziya Halis ile konuştuk: Bizim talebimiz gerçekten demokratik bir Cumhuriyet, Millet İttifakı ise AKP’nin bu süreç içindeki yaptığı hatalar ve yanlışları düzeltmeye dönük, devlete yönelik bir restorasyon yapmak istiyor

Nezahat Doğan

Türkiye’nin seçim sath-ı mailine girdiği bu dönemde partiler de ittifaklarla birlikte seçim çalışmalarına hız veriyor. Bu aşamada Millet İttifakı’nın açıkladığı mutabakat metni kamuoyunun gündeminde yerini aldı. Metinde önemli başlıkları yer alıyor. Ancak demokratik bir cumhuriyet için elzem olan Kürt sorunu ve çözüme yönelik bir başlığın olmaması, anadilde eğitim konusu, erkek şiddetine karşı İstanbul Sözleşmesi’ne yer verilmemesi çok temel eksiklikler… Bu eksiklikler, Millet İttifakı’nın siyasal hedefinin yeni bir anayasa ile birlikte demokratik bir cumhuriyeti yeniden oluşturmak yerine var olan sistemi revize etmeye yönelik olduğu yorumlarını beraberinde getirdi. Oysa bu tarihi seçim, demokratik bir yeni anayasa ile halkların eşitliğini temel alacak, temel hak ve özgürlükleri hayata geçirecek demokratik bir cumhuriyet yolunda belki de son fırsatı barındırıyor. Hal böyle iken, Millet İttifakı bir yandan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi denen, tüm iktidarın tek elde toplandığı, otokratik bir rejime karşı, güçlendirilmiş parlamenter sistemle Türkiye’nin demokratik değişimini ve dönüşümü hedeflediğini ifade ediyor. Diğer yandan Alevilerin sorunlarını, kadınların sorunlarını, Kürt sorununu görmezden geliyor; emekçileri teğet geçiyor. HDP ve diğer sol demokratik parti ve yapıları yok sayıyor. Elbette bu çelişkili hal, Millet İttifakı’nın demokratik cumhuriyet konusundaki iradesini zedeleyen önemli bir unsur olarak belirginleşiyor.

Bu aşamada HDP hafta sonunda önemli çalışmayı hayata geçirdi ve Demokratik Cumhuriyet Konferansı düzenledi. Yoğun bir katılım olduğu ve çok güçlü başlıkların yer aldığı konferansta, cumhuriyetin kuruluşundan bugüne kadar uzanan değişimler; devlet yapısının Kürtleri ve ezilenleri yok sayarak, milliyetçiliği esas alan, otoriter bir yapıya evrilmesi süreci ve nedenleri sorgulandı. Demokratik bir cumhuriyet için izlenmesi gereken yol ve gereksinimler değerlendirildi. Konferansa pek çok katılımcı önemli fikir ve analizlerle katkı sağladı. Konferansta, Kürtlerin olmadığı bir yerde demokratik güçlendirilmiş parlamenter sistem olamayacağı da bir kez daha vurgulandı. Biz de konferansı ve Millet İttifakı’nın açıkladığı mutabakat metnini eski bakan ve milletvekili Ziya Halis ile konuştuk.

  • Seçim sürecine giderken ne görüyorsunuz?

Özellikle 2015’en sonra AKP yönetimi MHP ile koalisyon kurarak Türkiye’de tam bir faşizan dönem yaşattı. Bu aşamada ülkemiz son derece kötü bir döneme girdi. Demokrasimiz yerlerde sürünüyor. Toplumumuzun daha fazla zarar görmemesi için bir kere her koşulda AKP’nin öncelikle cumhurbaşkanlığı seçiminde yenilmesi ve iktidarına son verilmesi gerek.

Burada Millet İttifakı ile Emek ve Özgürlük İttifakı’na son derece önemli görevler düşüyor. Ancak Millet İttifakı’nın mutabakat metninde bir restorasyon görüyoruz sadece.

  • Mutabakat metnindeki eksikler neler?

Kadın sorunlarından bahsetmiyor, İstanbul Sözleşmesi’nden sadece dolaylı olarak bahsediliyor. Aleviler yok, Kürt sorunu yok, bunlar büyük eksiklikler. Ama buna karşın dolaylı olarak bir takım açıklamalar var. AB diyor, kayyumlar diyor ve benzerleri… Bazı ışık tutucu noktaları da var. Bizim için değerli olan şudur. İki ittifakın bir şekilde birleşerek Tayyip Erdoğan zulmünden bizi kurtarmasıdır. Mutabakattaki eksiklikleri önemsemeyebileceğimiz durumlar da var ama en önemlisi de bu iktidarın gitmesidir.

  • Millet İttifakı’nın mutabakat metninde HDP’nin 2021’de açıkladığı tutum belgesinde yer alan bazı başlıklar da var. Ancak içinde Kürt meselesinin çözüm adımı olmayan bir demokratik açılım olabilir mi?

CHP çok çekingen ve ürkek bir politika izliyor. Bütün bu hatalara rağmen Türkiye’nin öncelikle bu iktidardan kurtulmanın yolunu, birlikteliğini bulması ve aynı hedefe nişan alması gerekiyor

CHP çok çekingen ve ürkek bir politika izliyor. Bütün bu eksikliklere ve hatalara rağmen Türkiye’nin öncelikle bu iktidardan kurtulmanın yolunu, beraberliğini, birlikteliğini bulması ve aynı hedefe nişan alması gerekiyor. Hedef, bu ülkeyi Tayyip Erdoğan’dan kurtarma hedefidir.

  • Millet İttifakı’na baktığınızda parti başkanlarının tutumunda ne görüyorsunuz?

Çok şey söylenebilir ama biz şu an bir karanlıktayız. Şimdilerde belki bir alacakaranlık görebiliyoruz. Alacakaranlığa gelmiş olmak demokrasi mücadelesi verenler, demokratik cumhuriyet mücadelesi verenler için bir kolaylık sağlayacaktır. Bu onların bize bir lütfu değil, zaten olması gereken durum budur. Bizim talebimiz gerçekten demokratik bir cumhuriyet, onlar ise AKP’nin bu süreç içinde yaptığı hatalar ve yanlışları düzeltmeye dönük, devlete yönelik bir restorasyon yapmak istiyor. Ben AB sürecini son derece önemsiyorum ve ülkemiz açısından çok yararlı, mücadelemiz açısından da çok gerekli olduğunu düşünüyorum. Ama bakın nereden nereye geldik? Tayyip Erdoğan’ın ilk yıllarında AB süreci için gitmediği, görüşmediği, uçmadığı ülke kalmamıştı. Artık öyle bir süreç kalmadı. Şimdi Millet İttifakı AB sürecine de atıfta bulunuyor, yargı ile ilgili, yerel yönetimlerin güçlendirilmesiyle ilgili açılımları ifade ediyor. Ama bunlar bizim için yetmez.

  • Yetmesi için ne olmalıydı? Eksik olan ne?

Kürt sorunu çözülmeden Türkiye’de demokratik cumhuriyet kurulamaz. Aleviler ve kadınların sorunları ülkenin hayati konuları. Bizim Kürt olarak, Alevi olarak ‘üvey evlat’ olmaktan çıkmamız lazım

Kürt sorunu çözülmeden Türkiye’de demokratik cumhuriyet kurulamaz. Aleviler ve kadınların sorunları çok önemli ve ülkenin hayati konuları. İstanbul Sözleşmesi’nden bahsetmiyor ancak dolaylı olarak şöyle diyor; “uluslararası sözleşmelerde kesinlikle tek imzayla olmaz, mutlaka parlamentonun kararı sağlanacaktır.” Bunu ben şöyle anlıyorum; eğer Millet İttifakı iktidar olursa ve bunda da demokrasi güçlerinin katkısı olduğu anlaşılırsa, İstanbul Sözleşmesi cumhurbaşkanının yetkisiyle nasıl bir günde kaldırıldıysa tekrar bir günde yürürlüğe girer diye düşünüyorum. İptal kaldırılmazsa Millet İttifakı da verdiği söze ihanet etmiş olur. Madem ki uluslararası sözleşmeler parlamento kararıyla olacak, o zaman bunu parlamentoya getirmeleri lazım. Getirmezlerse büyük hata…

Bunun dışında birçok tutuklu var. Selahattin Demirtaş, Osman Kavala gibi. Serbest bırakacaklarını açıkça söylüyorlar. Bizim “ya hep ya hiç” gibi bir lüksümüz yok. Demokratik cumhuriyet meselesi bir süreç işi, bugüne kadar biz gerçekleştirmeyi bırak, geri geri gitmişiz. Bir seçimle biz bunları hemen bugün kazanalım, bunları sağlayalım dersek hayalci davranmış oluruz. Objektif düşünerek, bu sürece hepimizin destek olması gerek.

  • Seçimler yaklaşırken Millet İttifakı ile Emek ve Özgürlük İttifakı açısından dengeler ya da ortaklaşmalar nasıl değişkenlik gösterir? Temel ilkelerde bir adım sağlanır mı?

Ben bu anlaşmanın zımnen yapıldığını düşünüyorum.

Millet İttifakı mutabakat metni aynı zamanda bir seçim beyannamesidir. Yerel özerklikler, yerel yönetimlerim güçlendirilmesi, kayyumların kaldırılması, yargı süreci, Anayasa Mahkemesi kararları, İnsan Hakları Mahkemesi kararları; bunların hepsi bizim yaptıramadığımız ve bu iktidarın da yapmadıklarıdır. Cumhurbaşkanı adayı belirlendikten sonra mutlaka Emek ve Özgürlük İttifakı’yla oturup konuşacakladır. Bundan hiç şüphem yok. Birinci turda sorunun çözülmesi daha kolay görünüyor. Bizim seçimi ikinci tura bırakmamamız lazım. Benim CHP ve bu ittifakla hiçbir bağlantım yok. Ben bağımsız olarak değerlendiriyorum. Ben CHP’nin üyesi bile değilim. Yirmi yıl önce CHP’den ayrıldım, CHP’nin beni siyaseten tatmin eden bir kurum olmadığını gördüm ve ayrıldım. Hala dönüp bakmıyorum. O başka bu süreç, bu durum başka…

Seçimde birinci turda tek aday üzerinde uzlaşılması lazım… Türkiye’nin ve halkımızın içinde bulunduğu sıkıntıların ve sorunların kısmen de olsa çözülmesi için bu iki ittifakın bir arada olması gerekiyor.

Gönül istiyordu ki HDP yani Emek ve Özgürlük İttifakı da o masanın bir bileşeni olsun. Ama onlar bunu yapmaktan imtina ediyorlar. Kendilerine göre bir açıklamaları var; İyi Parti’nin tutumu..

  • Diğer partilerin tutumu İyi Parti’nin tutumundan farklı diyebilir miyiz?

Evet… İyi Parti bu açılımı engelliyor. Bakın Ali Babacan burada çok cesurca davrandı. Kısmen de olsa, bu açılımından ötürü hayranlık duyduğumu söyleyebilirim. Seçim süreci yaklaşırken her türlü yeni gelişmelerin olabileceğini, siyasetin ilkeleri çerçevesinde her an her şeyin değişeceğini de unutmamak ve bu sorumlulukla hareket etmek gerekir.

  • Ziya Halis’in derdi nedir?

Bizim Kürt olarak, Alevi olarak “üvey evlat” olmaktan çıkmamız lazım. Bu ülkenin demokrasiye kavuşması ve demokrasiyle bütünleşmesi lazım… Cumhuriyet’e meşruiyetini yukardan bir güç değil, halk ve toplum veriyor. Eşit yurttaşlık temelinde bir çözüm gerekiyor. Eğer başarabilirsek ben bu çözümünün bu ülke için çok önemli olduğunu düşünüyorum. Benim derdim bu.

#Kürt #sorunu #çözülmeden #demokratik #cumhuriyet #olmaz

Demokratik Cumhuriyet Konferansı sona erdi

İki gün süren Demokratik Cumhuriyet Konferansı sona erdi. Konferansın son oturumunda ‘Azınlıklar ne istiyor?’ başlığında sunum yapan yazar Pakrat Estukyan ‘Burası vatan olma özelliğini çabuk yitiriyor. Almanya’ya, Kanada’ya gidenler, bir daha geriye dönüp bakmıyor’ dedi

Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) İstanbul Cem Karaca Kültür Merkezi’nde düzenlediği “Demokratik Cumhuriyet Konferansı”, ikinci gününde “Nasıl bir gelecek, nasıl bir cumhuriyet” konulu ikinci oturumla devam etti.

Bu oturumda moderatörlüğü Şebnem Oğuz yaptı.

HDP Gençlik Meclisi Yürütme Kurulu üyesi Livan Orman “Gençler ne istiyor?” başlığında sunum yaptı. Orman, kavramların topluma hizmet etmesi gerektiğinin altını çizerek, “Gençlik kavramı da bu çerçevede doğru tanımlanmıyor. Gençlik, egemen sistemlerin biçtiği rollerle tanımlanıyor. Topluma hizmet edecek tanım yapılmıyor. Gençlik toplumsal bir olgudur. Kadın kimliği sadece biyolojik bir mesele değil, toplumsal bir mesele olduğu gibi, gençlik de böyle. Bunun tarihsel bir geçmişi var. Gerçek bilgi ve tecrübeden uzak bırakılmasından savaş kurbanı yapılmasına kadar, kapitalist sermayenin reklam ve cinsel objesi olarak görülmesi, gençliğin hakikatini ifade ediyor” dedi.

Gençliğin özgürlük arayışı

Gençliğin karakter özelliklerini tanımlanması gerektiğini dile getiren Orman, “Bu, sürekli bir yenilenme, sonsuz bir yenilenme sürecine girdiği, yeniyi inşa etme anlayışının olduğu, büyük hedef sahibi olduğu bir dönemdir. Gençliğin özgürlük arayışı söz konusu. Gençlik bu kimlik çerçevesinde toplumu değiştirme konusunda kendini büyük bir hizmetçi olarak görüyor. Dışarıdan bir müdahale beklemeden, öz örgütlüğüne dayanıp bir mücadele açığa çıkarması gerekiyor. Toplumun öncüsü gençliktir” diye belirtti.

‘Tek tip bir gençlik yaratılmak istendi’

Gençlik politikalarının Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan itibaren demokrasiyle buluşmadığını ifade eden Orman, “Türk ulus devleti, toplumun demir kafese almaya çalışan, içerisindeki renkleri yok etmeye çalışan bir inşa süreciydi. Gençliğe yaklaşımın da demokratik olmasını beklemek gülünç olur. Türk devleti tek tip üzerine kendini inşa ederken, gençlik kurucu bir özne olarak görülmedi. Tek tip bir gençlik yaratılmak istendi. Türk gençliği güçlü olmalı, militarist olmalı, yeni oluşacak ulus devlet için canını gözünü kırpmadan feda etmeli ve erkek olmalı. Cumhuriyetin kuruluş döneminde yürütülen savaşlarda, ihtiyaç duyulanı genç erkekler karşılayacaktır. Genç kadınların emeği, toplumsal yaşama katkıları, erkeğe, cepheye, savaşa hizmet etme çerçevesinde sınırlandırılmıştı. Her savaşta olduğu gibi Türk ulus devletinin oluşumunda da gençler savaş cephelerinin en ön saflarına gönderildi” dedi.

Gençlik rolünün farkında

Türk ulus devleti gerçekliğinin gençleri kontrol altına almayı amaçladığını söyleyen Orman, şunları söyledi: “Dünya demokratik uygarlık tarihi toprağa düşen genç bedenlerin kemiklerinin üzerine inşa edilmiştir. Yüzyılda böyle bir deneyim yaşandı. Bugün esas konumuz olan demokratik cumhuriyet kapsamında gençliğin rolü nedir? Bunu tanımlamak gerekiyor. Biz toplumun kurucu özneleri isek, bir pozisyon sahibi olduğumuzu da bilmemiz gerekiyor. Gençlik rolünün farkında. Gençlik gerçek deneyim ve tecrübeden sürekli uzak tutuldu. Bu egemenler tarafından ortaya çıkarılan özel savaş yöntemleriydi. Gençliği bağımlı hale getiren bir politikaydı.”

Orman, “Savaşta gençler çarpışır, yaşlılar konuşur. Bu devletçi uygarlığın açığa çıkardığı bir söz. Bu sözün tam tersine, gençlerin sözünü kurduğu, iradesini oluşturduğu, kültürel faaliyetlerden sosyal yaşama bir bütünen toplumsal ve politik yaşama katılan, toplumun kurucu öznesi olan bir yerde duruyor. Demokratik cumhuriyet buna ışık tutuyor. Gençler toplumun kurucu öncü rolünü oynuyor” ifadelerini kullandı.

Orman, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın “Umutların ve özlemlerin sınırları olmadığı gibi, gerçekleşmesinin önünde de insanın kendisinden başka engel yoktur. Yeter ki biraz toplumsal namus, biraz da aşk olsun” sözleriyle konuşmasını bitirdi.

‘Ekolojik toplum imkanı’

Ardından “Ekolojik toplum imkanı” başlığında konuşan akademisyen Ecehan Balta, ekoloji hareketlerine kulak verilmesi gerektiğini söyledi. Balta, “Ekolojik yıkımın içinde olduğumuz kabul ediliyor. Türkiye bile Paris Anlaşması’nı imzaladı. Bunun nedenleri ve çözümü konusunda ciddi bir ayrım söz konusu. Bunun yanında ekoloji hareketleri homojenleşti” diye belirtti.

Ekoloji siyasi bir mesele

Balta, ekoloji hareketlerinin artık özü itibariyle anti kapitalist hareketlere dönüştüğünü belirterek, “Kapitalistler, çok uluslu şirketlerde bunu gördüler. Yeşil boyamanın artık işe yaramadığını, kapitalistlerde çok net biliyorlar. Yeşil boyamayı kullandıkları yer, orta ve üst sınıflara yeni mallar satmak. Sonuç olarak ekoloji meselesi son derece siyasi bir mesele. Ekolojik yıkımın gelinen boyutu itibariyle diğer tüm meseleleri içinde barındıran bir mesele. Ancak siyasi hareketleri harekete geçirme noktasında güçlük çekiyoruz. Ekolojiyi her konunun içine sığdırmak, ekolojik mercekten bakmaları konusunda zorluk çekiyoruz” ifadelerini kullandı.

Estukyan: HDP hiçbir partinin almadığı sorunu ele aldı

“Azınlıklar ne istiyor?” başlığında sunum yapan yazar Pakrat Estukyan, cevabının basit olduğunu söyledi. Estukyan, azınlıkların yalın taleplerinin olduğunu aktararak, konferans ile HDP’ye yöneltilen “Türkiye partisi olacak mısınız” sorusuna sert bir şekilde cevap verildiğini söyledi. Estukyan, “Bu soru şimdiye kadar kimseye sorulmadı, özellikle MHP’ye sorulmadı. HDP çıkışı itibariyle bir Kürt partisi, Kürt siyasetinin bir geleneği var. Bir süreklilik sunan akıl var. Türkiye İşçi Partisi’nden süre gelen bir damar var. Bütün bu gelenek ortadayken, HDP Kürt partisi olarak kuruldu, kucaklayıcılığı arkamda kurulan panoda yer alıyor. Bu duygu coşku verdi bana. HDP hiçbir partinin almadığı sorunu ele aldı. Geçmiş yüz yılı ele alırken, gelecek yüz yıla dair önerileri tartışıyor” dedi.

Müslümanlık ayrıcalık imal etti

Estukyan, Müslümanlığın kendiliğinden doğal olarak ayrıcalık imal ettiğini belirterek, ekledi: “İnsanlar bunu gerçek sandılar. Kendi kişisel değerini ölçmedi. Muhasebe yapmadılar. Bu anlayışın en doğal yansıması da benim de muhatap olduğum ‘gavur’ ifadesidir. Beni ötekileştirmek çok kolaydı. Osmanlı’da bu kadar kolay değildi, cumhuriyette çok kolaydı. Azınlıklar aslında eşit vatandaşlık istiyor. İstiyor da bu memlekette vatandaşlık yok ki. Vatandaşlık bilinci yok. Devleti vatandaşa karşı koruyacak bir anayasa yaptılar. Bunun karşılığı insanlığa karşı suçtur. Bu devletin tanımını anlayamamaktır. Bu anlayışa göre devlet öyle bir kutsallığa konumlandırılmıştır ki onu korumak gerekiyor.”

Vatan, yurt, memleket kavramı azınlıklardaki tezahürü

Kendisine “Beşinci kol” ve “İçimizdeki düşman” tanımı yapıldığını belirten Estukyan, “Burası vatan olma özelliğini çabuk yitiriyor. Almanya’ya, Kanada’ya gidenler, bir daha geriye dönüp bakmıyor. Arjantin’deki Ermeni için öyle değil. Oradan Maraş’ı merak ediyor. Vatan, yurt, memleket kavramı azınlık toplumlarda başka türlü tezahür ediyor” diye konuştu.

15 Temmuz sonrası çökme kültürü

Estukyan, Türkiye Cumhuriyeti’nin siyasi algısında azınlıkların geri dönmesinin sakıncalı olduğunu ifade ederek, şöyle dedi: “Azınlıklar ne istiyor? Ta başından beri bir arada yaşamak istiyoruz. O da kendi üretimleriyle, çocuklarını geçindirmek istiyorlar. Ancak son birkaç yıl içerisinde FETÖ’nün sözde darbe girişimi olarak tanımlanan 15 Temmuz darbesi, sonrasında 20 Temmuz darbesinden sonra çökme kültürü başladı. Şu anda azınlıklar bunun da mağduru. Ürettiğinin ne kadar değerinin olduğunun farkında değil. Bu olgu sadece azınlıklar için söz konusu değil. Herkes için olabilir.”

‘Demokratik katılımcı ekonominin imkanları’ sunumu

Akademisyen Haluk Levent de, “Demokratik katılımcı ekonominin imkanları” başlığında sunum yaptı. Levent, toplumsal gelişmelerin temelinde dip dalgalar olduğuna dikkat çekerek, “Uçurumun kıyısından ayrılmış durumdayız. Bu ciddi durumu terse çevirmemiz gerekiyor. Ekoloji ve iklim hareketlerinin politikleşmesi bunun örneğidir” dedi.

Levent, şöyle konuştu: “Şirketleşme, insanlık başına gelen en büyük bela. Burada oluşan kurumsallaşma, kapitalist devlet olarak görülür. Bu şirketleşmenin kendi içerisinde ürettiği hiyerarşi ile bütün yönleriyle açığa çıkarılmalı. Teknolojik dalgalanmanın yarattıkları üzerine düşünülmeli. Bunun ulaştığı boyutları da pas geçmek zorundayım. Alan olarak geniş bir alan. İnsanın artık kendi evrimini programlaması mümkün. İkinci olarak, teknolojiyle herhangi bir türün, insan dahil bir alt bileşenin toptan silinmesi mümkün. İnsanlarda yapılmaması için hiç neden yok. Mutantlar oluşturmak çocuk oyuncağı. Düzenleme olmadığı için büyük bir süratle oluşuyor. Bunu üretim sürecine dönüştürmek gerekiyor derken, canlı emeğin üretim sürecinin dışına itildiği bir noktaya geldik.

Yeni bir müdahale oluşturulmalı

Böyle bir dünyadayız. Katılımcı ekonomiyi nereye konumlandırabiliriz. Bütün bu gelişmelere karşı bir tepki yaratmamız gerekiyor. bir yandan içinde bulunduğumuz düzeni tasfiye edecek yada o süreci kolaylaştırabilmeli. Katılımcı ekonomi toplumsal katılımı birincilik olarak kabul eder. Kaynak tahsisi, devletin yağmacı karakteriyle özdeştir. Onunla birlikte meta temelli bir biçimdir. Bizim arayışımız, yeni bir toplum oluşturacaksak, yeni bir müdahaleyi oluşturmamız gerekiyor. Bir kaynak tahsisi içeriyor. Temel değerler nedir? Eşitlik, dayanışma, çalışanların yönetime katılması, özellikle üretim kararlarının alınmasında son derece önemli, verimlilik ve yeterlilik. Yok etmeyen, bu anlamda sürdürülebilirin temel olan bit yönetim biçiminden söz ediyoruz. Bugün artık büyümeden söz edemiyoruz. Tek yol bölüşümü yeniden düzenlemek.”

Konferans, son oturumun ardından sona erdi. Konferansın sonuç bildirgesi ise önümüzdeki günlerde açıklanacak.

#Demokratik #Cumhuriyet #Konferansı #sona #erdi

Doğan: 6’lı masadaki zihniyet, Alevilerin sorunu dahil hiçbir sorunu çözemez

6’lı masada yer alan muhalefet partilerinin yayınladıkları mutabakat metnini değerlendiren DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, “100 yıllık Cumhuriyet tarihine baktığımızda o masadaki zihniyetler bu ülkenin son 20 yılını AKP iktidarına teslim eden, onun yolunu açan ve Türkiye’yi bu noktaya getiren siyasi yapıların temsilcileridir. Türkiye Cumhuriyeti’nin genetik kodları, kurucu kodları o masada mevcuttur. Hiçbir sorunu çözemezler” dedi.

Özellikle demokrasi ve hukuksuzluklar yönünden iktidarı eleştiren 6’lı masada yer alan muhalefet partileri de ortak mutabakat metni yayınladı.

Yayınlanan metinde İstanbul Sözleşmesi’nin yer almaması, Aleviler ve Kürtler başta olmak üzere toplumun bazı kesimlerinin taleplerinin görmezden gelinmesi eleştirilere neden oldu.

Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, 6’lı masada yer alan muhalefet partilerinin yayınladıkları mutabakat metnine dair konuştu.

“6’LI MASA BU ÜLKENİN SORUNLARINI ÇÖZEMEZ”

Doğan konuya ilişkin şunları dile getirdi:

“Mutabakat metninden çok bir şey beklemiyorduk. Ne yazık ki toplumumuzun hafızası zayıf olduğu için fazla beklentiye girdiler. Kişisel olarak tüm taleplerin yer aldığı bir metin ben beklemiyordum zaten. Çünkü 100 yıllık Cumhuriyet tarihine baktığımızda o masadaki zihniyetler bu ülkenin son 20 yılını AKP iktidarına teslim eden, onun yolunu açan ve Türkiye’yi bu noktaya getiren siyasi yapıların temsilcileridir. Türkiye Cumhuriyeti’nin genetik kodları, kurucu kodları o masada mevcuttur. O masada mevcut olan zihniyetler zaten bugüne kadar ne Kürt dilini ne Kürt kimliğini ne Alevi inancını ne kadının özgürlüğünü ne toplumsal eşitliğini savunan bir yerde olmadılar.

“AKP’NİN BIRAKTIĞI YERDEN DEVAM EDECEKLERDİR”

İktidara gelmek, iktidarın nimetlerinden yararlanmak için bugün demokrasi havarisi kesilmiş durumdalar. Hatırlarsınız AKP de aynı söylemlerle iktidara gelmişti ve sonuçları görüyoruz. Yoksulluğun bu kadar artmasının, ahlaki değerlerin bu kadar çökmesinin sebebi olanlar hiçbir sorunu çözemez. 6’lı masanın bu ülkeye verebileceği en ufak bir vaadinin olduğunu da söylemek mümkün değil. Geçmişte yaptıklarını bu partiler revize ederek önümüze sundu. AKP’nin bıraktığı yerden devam edeceklerdir diye düşünüyorum.”

Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

ABF Başkanı Aslan: Demokratik cumhuriyet için Alevilerin sorunlarını herkes sahiplenmeli

HDP’nin düzenlediği Demokratik Cumhuriyet Konferansı, “Nasıl bir gelecek, nasıl bir cumhuriyet” başlıklı oturumda “Aleviler ne istiyor?” başlığında konuşan ABF Genel Başkanı Mustafa Aslan, sistemin Alevilerin örgütlü mücadelesine kulak tıkadığını belirterek, “Demokratik cumhuriyetin oluşması için Alevilerin sorununu herkesin sahiplenmesi gerekiyor” dedi. 

HDP’nin düzenlediği Demokratik Cumhuriyet Konferansı’nda, Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan, “Aleviler ne istiyor?” başlıklı konuşmasında, “Bu ülkede Aleviler ne istediğini örgütlü yapılarıyla beraber her fırsatta dile getiriyor. Aleviler, cumhuriyetin ilk yüzyılında sürekli yok sayılan, inkar edilen, asimile edilen, katledilen bir süreç yaşadı” dedi.

Sistemin Alevilerin örgütlü mücadelesine kulak tıkadığını belirten Aslan şöyle devam etti:

“Aleviler hep bir güvenlik problemi olarak görüldü. Alevilerin bu ülkede yaşamsal anlamda bir güvenlik sorunu vardı. Aleviler her zaman “Bizi tarif etmekten, tanımlamaktan vazgeçin. Bizi biz olduğumuz gibi kabul edin” dedi. Devlet, Alevilere hep bir elbise biçti. Devletin Alevilik ile ilgili bir sorunu var. Sayısal olarak azalmış olabilir ama inanç bu topraklarda filizlenmeye devam ediyor. Torba yasa ve cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kuruldu. Aleviliği yok edemeyen sistem devletin içine alarak yok etmeye çalışıyor.”

“BİR BİRİMİZİN ELİNDEN NE KADAR TUTTUK?”

Aslan, Alevilerin sınıf siyasetinin, Kürt özgürlük hareketinin bir öznesi olduğunu ifade ederken, “Demokratik bir cumhuriyette birlikte yaşamı savunuyorsak bunu konuşmak gerek. Herkes sadece kendisini öne çıkarırsa mücadelenin bir ayağı sakat kalacak. Alevilerin taleplerine yeterince ses çıkarılmadı. Ya da Aleviler kendisini yeterince anlatamadı. Kürt’ün acısını içselleştiremedik. Alevinin inançsal olarak yaşadığı acıyı paylaşamadık. Sistemin tekçi anlayışına karşı biz ne yaptık? Birbirimizin elinden ne kadar tuttuk? Söz konusu inanç olunca bu ülkede demokrasiden bahseden bizler bu topraklarda yaşayan onlarca inanca karşı yeterince söz kurmadığımızı düşünüyorum. Aynı acıları bir kez daha yaşamamak adına geçmişte eksik bıraktığımız noktaları görerek, birbirimize güç katarak yol almalıyız. Demokratik cumhuriyetin oluşması için Alevilerin sorununu herkesin sahiplenmesi gerekiyor” diye konuştu.

PİRHA/ İSTANBUL 

AABK: Kılıçdaroğlu’na yönelik oluşturulmak istenen olumsuz tutum ve girişimleri kınıyoruz

AABK, yaptığı yazılı açıklamada,”Bilinçli ve hesaplı bir şekilde Alevi ve Dersim kimliği üzerinden sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik oluşturulmak istenen olumsuz tutum ve girişimleri kınıyoruz. Milletvekilliği seçimlerinde ise Emek ve Özgürlük İttifakı başta olmak üzere Sol İttifak’ın güçlü bir şekilde meclise girmesi konusunda demokratik dayanışmamızı sunacağız” dedi.

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Türkiye’de 14 Mayıs’ta yapılması planlanan seçimlere dair açıklama yayınladı. Yapılan açıklamada, kritik bir seçimin yaşanacağına dikkat çekilerek, “Zalime, yolsuza, hırsıza, uğursuza, hukuksuza hak ettikleri dersi hep birlikte verelim” denildi.

“KEMAL KILIÇDAROĞLU’NUN ADAYLIĞI BİR AN ÖNCE AÇIKLANMALIDIR”

Açıklamanın devamında şunlara yer verildi:

“Türkiye 20 yıldır iktidarda olan AKP hükümetleri tarafından yönetiliyor. 2015 yılından bu yana da küçük ortağı MHP ile bu iktidarı sürdürüyor. Özellikle son 7 yıldır AKP-MHP ortaklığı dinci, faşist, neoliberal politikaları ile Türkiye halklarını ekonomik ve siyasi bir çöküntüye ve çürümüşlüğe sürükledi. Halklarımızı bir yandan yoksulluğa, açlığa ve sefalete mahkûm ederken, diğer yandan başta Aleviler, Kürtler ve Sosyalistler olmak üzere en küçük bir muhalif sese bile tahammül etmeyerek gözdağı, şiddet, tutuklama ve baskıları temel politikası haline getirdi.

Torba yasalarla her türlü hukuksuzluk, inkâr ve adaletsizlik kural haline getirilirken, biz Alevilerin eşit yurttaşlık ve eşit haklar talebi yok sayılarak, inkar edildi.

“DEMOKRASİ, EŞİT YURTTAŞLIK VE ADALET İÇİN OY VERMEYE!”

Bu önemli ve kritik dönemde temel görevimiz en geniş şekilde toplumumuzu seçimler konusunda bilgilendirmek, oy kullanmalarını sağlamak olmalıdır. Bu ceberut koalisyonu yani Cumhur İttifakı’nı gönderme zamanı gelmiştir. Türkiye’de yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimleri ile ilgili tavrımız açık ve nettir: Eşit yurttaşlık ve demokrasi talep ediyoruz!

Bazı çevrelerin bilinçli ve hesaplı bir şekilde Alevi ve Dersim kimliği üzerinden Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik oluşturmak istenen olumsuz tutum ve girişimleri kınıyoruz. Alevilik haktır, hakikattir. Bu vesile ile hiç zaman kaybetmeden Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığı bir an önce açıklanmalıdır. Biz Aleviler açısından bu hassas bir konudur. Kılıçdaroğlu’nun adaylığı durumunda onu destekleyeceğimizi buradan açıkça ifade etmek istiyoruz. Başka bir adayın gösterilmesi durumunda ise, Alevileri yaralayacak olan bu tutum karşısında tavrımızı yeniden gözden geçireceğimizin de bilinmesini istiyoruz.

Milletvekilliği seçimlerinde ise Emek ve Özgürlük İttifakı başta olmak üzere Sol İttifak’ın güçlü bir şekilde meclise girmesi konusunda demokratik dayanışmamızı sunacağız.”

Bu süreçte AABK ve bileşenlerine de önemli görevler düştüğünün ifade edildiği açıklamada, şunlar dile getirildi:

“Ortak mücadele ve bağımsız çizgimizle herkesi görev başına çağırıyoruz.

Her AKM-Cemevi’mizde her ülke federasyonlarının bilgisi dahilinde seçim komisyonları oluşturulmalıdır. Kurumumuzun bilgisi ve onayı alınmaksızın oluşturulan seçim komisyonları, kurumumuzu bağlamamaktadır.Federasyon ve bölgelerin durumu dikkate alınarak paneller, tanıtım toplantıları ve muhabbetler örgütlenmelidir. Bu çalışmalarda ittifaklar arasında eşit temsiliyet ilkesi esas alınmalıdır.Cemevlerimizin bulunduğu şehirlerde çevremizdeki dost kurum ve kuruluşlarla birlikte en geniş kitlelerin oy kullanmalarını sağlamak için pratik çalışma ve dayanışma içinde olunmalıdır.Seçim listelerindeki sorunları takip etme ve çözüm bulabilmek için bilgi bankası oluşturmalıdır.Bunlarla birlikte en önemli konulardan birisi ise bağımsız çizgimiz etrafında kurumsal davranarak; seçim sürecinde ve sandık görevlisi olacak sorumlu canlarımızın AKM- Cemevleri’mizde yönetim kurumlarının bilgisi dahilinde olması sağlanmalıdır. Özellikle bu seçim süreci boyunca kurumlarımızı ve zamanımızı gereksiz tartışmalarla meşgul etmeden, birbirimizi ötekileştirmeden başarılı bir mücadele süreci diliyoruz. Birliğimiz daim olsun! Emeklerimiz, mücadelemiz, demokrasi, adalet ve eşit yurttaşlıkla taçlansın”

(HABER MERKEZİ)

Şirnex’te şüpheli kadın ölümü

Hezex’te, 46 yaşındaki Ayşe Ekti şüpheli bir şekilde yaşamını yitirdi

Şirnex’in Hezex (İdil) ilçesine bağlı Zergûze Xwar köyünde yaşayan Ayşe Ekti (46), evinde şüpheli bir şekilde yaşamını yitirmiş halde bulundu. 4 çocuğu olan Ekti’nin intihar ettiği ileri sürüldü. Olayı fark eden ailenin sağlık ekiplerine haber verdiği ve yaşamını yitiren kadının cenazesinin İdil Devlet Hastanesi morguna kaldırıldığı belirtildi.

HABER MERKEZİ

#Şirnexte #şüpheli #kadın #ölümü

Avusturya ve İsviçre’de çığlarda 10 kişi öldü

Avusturya ve İsviçre’de, düşen çığlarda 10 kişi hayatını kaybetti.

Kar yağışının etkili olduğu Avusturya ve İsviçre’de çığ düşmesinden kaynaklı ölümler yaşandı. Avusturya polisi tarafından yapılan açıklamaya göre, son 2 günde 8 kişi düşen çığ nedeniyle yaşamını yitirdi.

İsviçre’de ise Graubuenden Kantonu’nda 56 yaşındaki bir kadın ve 52 yaşındaki bir erkeğin düşen çığ nedeniyle hayatını kaybettiği belirtildi.

DIŞ HABERLER

#Avusturya #İsviçrede #çığlarda #kişi #öldü