Ana Sayfa Blog Sayfa 975

Pakistan’da bombalı saldırıda 8 kişi yaralandı

Pakistan’ın Belucistan eyaletinde düzenlenen bombalı saldırıda 8 kişi yaralandı

Pakistan’ın Belucistan eyaletindeki Quetta kentinde, bombalı saldırı düzenlendi. Saldırıda yaralanan 8 kişi, Quetta Sivil Hastanesi’ne kaldırıldı.

Ülkenin Hayber Pahtunhva eyaletine bağlı Peşaver kentinde de 31 Ocak’ta polislerin bulunduğu camiye düzenlenen intihar saldırısında 100 kişi hayatını kaybetmiş, 200’den fazla kişi yaralanmıştı.

DIŞ HABERLER

#Pakistanda #bombalı #saldırıda #kişi #yaralandı

Temel: Kürtlerin varlığı kabul edilmeli

HDP’nin ‘Demokratik Cumhuriyet Konferansı’nda ‘Kürtler ne istiyor?’ başlıklı sunum yapan Temel, ‘Kürt varlığı üzerine politikaların terk edilmeli…İnkarın son bulması için varlığın kabul edilmesi gerekiyor. Anadil çok önemli’ ifadelerini kullandı

Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) İstanbul Cem Karaca Kültür Merkezi’nde düzenlediği “Demokratik Cumhuriyet Konferansı”, cumhuriyetin ikinci yüz yılı üzerine tartışmalarla sürüyor. Konferans, ikinci gününde “Nasıl bir gelecek, nasıl bir cumhuriyet” başlıklı üçüncü oturumla devam etti.

Oturumun moderatörlüğünü üstlenen Onur Hamzaoğlu, sınıf kimliğini oluşturan öznelerin başka aidiyetlerinin olduğunu ifade ederek, ‘Hangisinin bu topraklarda çözülebileceğini bugün bir kez daha konuşacağız’ dedi.

Sosyo Politik Saha Araştırmaları Merkezi yöneticisi ve Kürt kadın hareketinden Yüksel Genç, “Kadınlar ne istiyor?” başlığında sunum yaptı. Maya kadınlarının “Zamanın anlamına dokunan kadınlar, bitki çaylarını yudumlarken adaleti ve özgürlüğü konuşur” sözünü hatırlatan Genç, “Biz kadınlar adalet sokaklarda, kurumlarda, aile içinde konuşuyoruz. Ama her konuşmamızın bedelini ödüyoruz. Dolayısıyla onca direniş dolu öykülerinden çıkan bizlerin, konuşmaktan daha fazlasını hak ettiği zamanlardayız. Konuşmak için de gülmek için de sokağa çıkmak için de hep bir bedel ödemek zorunda kaldık. Her bedel kendini yaratacak düzenle kendini telafi edebilirdi. Aradığımız eşitliği ve özgürlüğü alternatif, biz diyen bir yerden konuşmak en çok biz kadınların hakkı” ifadelerini kullandı.

‘Toplumsal cinsiyet hiç konuşulmadı’

“Bu coğrafya nasıl biz olacak?” sorusuna yanıt aranması gerektiğini dile getiren Genç, “Türkiye Cumhuriyeti’nin yüz yıllık öyküsü, içinde nasıl güçlü bir devlet olduğunun öyküsü değil. Bu güce feda edilenlerinde öyküsünü taşıyor. O feda edilenlerin direnişini taşıyor. Yüz yıllık öyküde Türkiye Cumhuriyeti’nin yaslandığı kapitalist moderniyete ilişkin kaçınılmak bir tıkanma yaşıyoruz. Bundan çıkış için her anlayış kendi çeperinden yanıtlar oluşturuyor. Geçmişi bugüne taşımak, bazı tahribatları onarmaktan geçiyor. Türkiye Cumhuriyeti yüz yıl önceden bugüne kadın özgürlüğünü, eşitliğini konuşan bir yerden gelmiyor. Çok ciddi bir ataerkil süreçte yaşıyoruz. Sorun kadının bir cins olarak yer alması değil, kadın bakış açısıyla sürecin nasıl inşa edildiğiyle ilgili. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu, kadının içinde yer almasına karşın tipik ulus devlet formlarını hiç aşamadı. Tüm dünyada ulus devlet inşası, militirazmin içerisinde kendini inşa etti. Toplumsal cinsiyet hiç konuşulmadı” şeklinde konuştu.

Demokratik cumhuriyet ve kadın

Kadın özgürlükçü bir yerden sistemin dayanaklarını yeniden kurmanın, toplumu buradan kurmanın tüm formlarını yeniden konuşulması gerektiğini söyleyen Genç, “Demokratik cumhuriyette kadını nerede konumlandıracağız. Demokratik cumhuriyetin bir seçenek olduğunu söylemek mümkün ama toplumsal dokunun yönetici bir forma dönüşmesi süreci, kesinlikle toplumsal cinsiyet rejimiyle olur. Kadınlık yada toplumsal cinsiyet meselesi, aynı zamanda mevcut içinde yaşadığımız egemenlikçi sistemin patriyarkal sürecinin kendini sürdürmesine yol açıyor. Toplumsal cinsiyetle yüzleşme, demokratik cumhuriyet sisteminin başarılı olarak çıkmasında elzem olarak görülüyor. Toplumsal cinsiyetçilikten beslenen milliyetçiliği aşamadan, demokratik bir cumhuriyet inşası olasılığı ıskalanmış oluyor” dedi.

Türkiye Cumhuriyeti güçlü bir patriyarka rejimini inşa ettiğini belirten Genç, “Kurulan bu rejim, bütün savaşlar, sınır rejimlerini, güvencesizleştirmeyi, ekolojik yıkımı ve kadın kırımını da çok rahat ve meşru hale getirecek şekilde hayatın olağan haline getirmiş durumda. Bu noktada kadın özgürlükçü toplumun kendine yer bulabildiği ortamda demokratik cumhuriyetin ideal alanı olur” diye konuştu.

‘Toplumsal cinsiyetçiliğin aşılması kurucu bir hedef olmalı’

“Kadınlar için nasıl bir yaşam öngörüyoruz” diye soran Genç, “Demokratik Cumhuriyeti oradan kurgulamak anlamlı olabilir. Demokratik cumhuriyet cinsiyetçilikle mücadelede, kadını örgütlü ve eylemli kılacak bir düzen olmak zorunda. Demokratik Cumhuriyette toplumsal cinsiyetçiliğin aşılması kurucu bir hedef olmalı. Demokratik anayasa, ancak farklılıkları tanığında, kapsadığı farklılıkların sözünü içerdiğinde söz konusu olabilir. Kadının sözünü, eylemini merkezine alan bir sözleşme olmayı başarabilirse, demokratik bir anayasa söz konusu olabilir. Kadınların demokratik cumhuriyet süzgecinden en önemli beklentisi, toplumsal sözleşme sürecindeki etkin katılımıyla ilgili demokratik anayasa beklentisi olacaktır. Cumhuriyet demokratikleştirilecekse, erkeklik ittifakından vazgeçmeli” diye belirtti.

‘Aleviler ne istiyor?’

Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan “Aleviler ne istiyor?” başlığında yaptığı sunumda, cumhuriyetin birinci yüz yılında Alevilerin yaşadıklarına değinerek, Aleviler açısından “Nasıl bir Demokratik Cumhuriyet?” sorusuna yanıt aradı.

Alevilerin bu ülkede tehlikeli görüldüğü bir sürecin yaşandığını belirten Aslan, “Alevler bu ülkede güvenlik sorunuymuş gibi görüldü, katliamlara maruz kaldı, sürüldü. Aslında Aleviler güvenlik sorunu değildi. Alevilerin bu ülkede güvenlik sorunu vardı. Hep katliamlara maruz kaldılar, hep inkar edildiler. Aleviler şunu istedi: Bizi tarif etmekten vazgeçin. Bizi olduğumuz gibi kabul edin. Ama devlet sürekli bize bir elbise biçmeye çalıştığı gibi, Kürtlere, Türkiye’nin dinamiklerine biçtiği gibi” dedi.

Alevilere biçilmek sitenen elbise

Alevilerin Cem evleriyle ilgili sorunu olmadığını belirten Aslan, devletin ve sistemin Alevilerle sorunu olduğunu söyledi. İktidarın son dönemdeki Alevi politikasına işaret eden Aslan, “Son günlerde gündemde, torba yasa çerçevesinde iktidar Alevilere elbise biçmeye çalıştı. Cumhurbaşkanı kararnamesiyle, katliamlarla yok edemedikleri inancı devletin kurumunun içine alarak, bu inancı yok etmeye çalışıyorlar. Bu topraklarda yaşayan halklardan halen söz edilemiyor. Sistem yıllardır yok edemediği Alevileri, kurumların içine alarak yok etmeye çalışıyor” dedi.

‘Alevilerin hassasiyetleri konuşulmuyor’

Aslan, şöyle devam etti: “Cumhuriyetin ikinci yüzyılında Aleviler nasıl bir demokratik cumhuriyet istiyor sorusu tam da burada. Birinci yüzyılda inkar eden, yok sayan anlayışa karşı bu acıları yaşamamak adına, bir birimize karşı eksikliklerimizi bir kenara bırakarak, bir birimize sahip çıkarak yapmalıyız. Son dönemlerde seçimler tartışılıyor. Bu ülkede Kürtlerin, Sünnilerin, muhafazakar kesimlerin hassasiyetini konuşuyor; Alevilerin hassasiyetleri konuşulmuyor. Alevilerin tüm kesimler tarafından sahiplenilmesi gerekiyor. Demokratik cumhuriyet çok renkli olacaksa, bunun sözde değil, uygulamada tek bir sesle haykırmaya ihtiyacımız var.”

Temel: Kürtler var olduklarını ispat etmeye çalışıyorlar

HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Tayip Temel “Kürtler ne istiyor?” başlıklı sunum yaptı. Temel, Kürtlerin istediklerinin farklı bir boyut taşıdığını ifade ederek, “Kürtler mücadele ederken, bir el açma, isteme, dilenme halinde değiller. Kürtler inkar edilen, yok sayılan, bu durumun yaygın bir şekilde bir toplum düşüncesine dönüşen, yok saymaların toplumun da desteğini alan bir rejim gerçeğine karşı ve buna rağmen direnerek, kıt imkanlarla, zor koşullarda her türlü dezavantaja rağmen ısrarla kendi varlıklarını ispatlama, var olduklarını ispat etmeye çalışıyorlar. Kürtler son yüzyılın çoğunda, ağırlıklı olarak son 45 yılda varlık, varlığını kabul ettirme mücadelesi yürüttüler” dedi.

Varlık müadelesi verirken güncel görevini yerine getirdi

“Kürtler varlık mücadelesi yürütürken, kendi güncel görevlerini de sürekli yerine getirmeyi esas aldılar” diyen Temel şöyle devam etti: Kürt siyasi hareketi, Kürt toplumu, Kürtlerle yan yana mücadele eden topluluklar, bu anlamda Sayın Öcalan’a borçlu. Bu metodolojiyi ısrarla dayattığı için, içeride zıddına benzeşmeme, kendi karşıtına dönüşmeme mücadelesini yaza yaza bunu sağladığı için Kürt siyasi hareketi şanslı. Tam da buna karşı cumhuriyetin demokratikleşmesi görevi, misyonunu kendine görev edinen bir hareket açısından ciddi bir şans ve imkan. Neredeyse Ortadoğu’nun en büyük sorunu, diyalog, birlikte yaşam ve birlikte inşa anlayışlarından uzak, körü körüne ulus devletçi çözümlere sağlanıp kalmış bir coğrafyanın merkezinde yaşıyoruz”

Kürt sorunu çözülmeden demokratik cumhuriyet olamaz

Demokratik cumhuriyet önemli kavramlardan biri olduğunu söyleyen Temel, bu gerçekleşmeden, Kürt sorununun çözümünün mümkün olmadığını söyledi. Temel, “Kürt sorununun çözüm bulmaması, demokratik yollarla Kürt sorununun çözümünün tamamlanmaması, demokratik bir cumhuriyetin oluşmasına olanak tanımaz. Birbirini tersten etkileyen bir etmenle karşı karşıyayız. Özgürleşen Kürt halkı, belli yönleriyle statü sahibi olmuş Kürt halkı ve demokratikleşen Türkiye. Birbirini besleyen kavramsallaştırma, Türkiye’deki demokratik cumhuriyet fikrini, inşa mücadelesini hayati kılıyor. İlk kez Kürt halkının talepleriyle, Kurdistan toplumunun Türkiye’deki toplumla talepleri örtüşmüştür. Birine demokratik rejim elzem olarak kendini dayatırken, diğeri varlık mücadelesiyle bir yere geldikten sonra kendi özgürlüğünü sağlaması, Türkiye’nin demokratikleşmesine olanak sunmasıdır. Bu çerçeve HDK ve HDP fikriyatının üzerine inşa edildiği, çoklu kimlik, toplumsal renkliliği, temsil eden fikriyatın kendisidir. Bu kadar hedef haline getirilmesi de bu yüzdendir. 45 yıllık acı bir tabloya sebep olan bir sorundan söz ediyoruz. İnsanların günlük toprağa düştüğü bir sorunun çözümünden söz ediyoruz” diye konuştu.

Kürtler kendilerine ait olanı tekçi rejime kaptırdı

Kürtler inkar edilirken, imhaya karşı mücadele ederken, muhalefete “birlikte kazanalım, birlikte kuralım, ortak vatanı demokratikleştirelim” çağrısını yaptığına dikkat çeken temel konuşmasına şöyle devam etti:

“Muhalefete de çağrı bu. Bizimle yol arkadaşlığı yapan kıymetli siyasi çizgilere, topluma da çağrıdır bu. Demokratik cumhuriyette budur, birlikte inşa, birlikte yaşam, ortak yaşamda çözüm. Bu fikriyatın esasını oluşturuyor. Kürtler yitirdiklerini neye kaptırdı. Kendilerine ait olanı kime kaptırdı, tekçi rejime kaptırdı. Cumhuriyet denilse bile elit tekçi rejime kaptırdılar, gasp edildi. Varlıkları inkar edilmekle kalınmadı, kaba bir imhaya tabi tutuldu. Sayın Öcalan ve Kürt hareketi rejimin anti demokratik karakteriyle bu kadar uğraşmalarının kaynağı da budur; kaybettikleri yerde arıyorlar. Nerede kaybettiler, tekçi ulus mantığında, tekli sistemin sac ayaklarına kaybettiler. Bunları çoğulcu bir karaktere kavuşturmaya çalışıyorlar.

Değişmez tunç yasası: Kürt inkarı

1921 Anayasası hariç, Türkiye’de değişmez ama yazılmayan tunç yasası, Kürt’ü inkardır. Bu değişmez. Rejim yeşil faşizme de bürünse değişmez, Turancı zihniyete teslim edilse de değişmez. Bunu başaramayanlar, tasfiye oldu. Kendilerine verilen görevi yerine getiremedi. Ateşkesler, 2015’e kadar denendi. Bu süreçlerde neredeyse bütün çözüm denemeleri tasfiye aracına dönüştürüldü. Tunç yasası, her zaman galebe gelmiştir. Klasik rejim ve iktidarlar yenildi. Cumhuriyetin kurucu partisi başka bir çizgide seyretme devam ediyor. O dahil asimilasyon ve inkarı başaramayan, her iktidar bir şekilde mevcut rejimin yazılmayan yasasına göre değişmiştir. İttihat Terak-i zihniyeti her zaman iktidarın alternatifi olan adresi kuşatmış, ona göre şekillendirmiş, değişimin toplumlar, Kürtler, kadınlar lehine olmasını darbelemiştir.

Bı sefer kazanabiliriz

CHP, sonrası diğer partilerin başaramadığı inkar ve imha siyaseti AKP’ye devredilmiştir. AKP inkar siyaseti sürdürmeye çalışmış ve bir şekilde şu noktaya geldi. AKP-MHP’nin karşı karşıya olduğu temel şey, Kürt inkarını sonuca erdirme ve Türkiye’de tekçiliği kurma. 2023 hedefi Kürt’ü tasfiye etme, içeride demokratik siyaseti tasfiye etme, dayanışanı Kobanê davasında olduğu gibi yargılama. Konsept yenileniyor. Kürtler inkar yasasına, ötekileştirme politikasına maruz kalmıştır. Bu sefer kazanabiliriz. Devrimcilerin, Kürtlerin, kadınların, farklı cinsel tercihlerin tümünün karşı karşıya kaldığı politikaların tümüyle toplum da karşı karşıya.

Kürtlerin varlığı kabul edilmeli

Kürtler ne istiyor. Kürt varlığı üzerine politikaların terk edilmesi, Kürt varlığının tanınması, inkarın devam ettiği her yerde imha devreye girer. İnkarın son bulması için varlığın kabul edilmesi gerekiyor. Anadil çok önemli. Kürtçe gazete nedeniyle yargılandım, mahkeme salonlarında bilinmeyen bir dille PKK propagandası yapıldığı söylendi, Bilinmeyen ise propaganda nasıl tespit edildi? Cevabı yok, zihniyet sorunu. Özgürlük mücadelesinde yer alan ve tutsak edilenler serbest bırakılmalı, savaş siyaseti, düşman siyaseti terk edilmeli, mücadele örgütleri yasaklanmamalı, yasal statüye kavuşturulmalı. HDP şuan bu tehditle karşı karşıya.

Kürtlerin önder kabul ettiği, çözüm önerileri destek gören Sayın Abdullah Öcalan’ın özgür koşullarda bu mücadeleyi yürütmesi, çözüm yolunun açılmasının tek yolu. Bu madde en başa alınmalıdır. Kürtler bu hakların tümünü kendisi gibi ötekileştirilen herkes için talep etmekte. Kürtler mücadeleye çağırıyor, inşaya, kazanmaya, zafere çağırıyor.”

HABER MERKEZİ

#Temel #Kürtlerin #varlığı #kabul #edilmeli

Amed’de yarıyıl tatili bir gün uzatıldı

Amed’de 2 gündür etkili olan kar yağışı nedeniyle yarıyıl tatili bir gün uzatıldı

Pazartesi günü yarıyıl tatilinin sona ermesiyle milyonlarca öğrencinin ders başı yapması beklenirken, Amed’de yoğun kar yağışı nedeniyle okullara bir gün ara verildi. Vali Ali İhsan Su, 2 gündür etkili olan kar yağışı nedeniyle okulların il genelinde 6 Şubat Pazartesi (yarın) 1 günlüğüne ara verildiğini duyurdu. Vali Su, ayrıca hamile ve engelli kamu personellerinin de idari izinli sayılacağını belirtti.

AMED

#Amedde #yarıyıl #tatili #bir #gün #uzatıldı

‘Demokratik moderniteyi inşa etmek gerek’

Demokratik Cumhuriyet Konferansı’nın bugünkü ikinci oturumunda yazar Can Soyer Cumhuriyet kavramına değinirken, yazar Nuray Sancar toplumsal sözleşmelerin eşitlik ilkesine üzerine, yazar Ferda Koç, HDP Danışma Kurulu üyesi Kenan Kalyon ve gazeteci yazar Haydar Ergül ise Demkratik Cumhuriyet inşasına dair konuştu

Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) düzenlediği Demokratik Cumhuriyet Konferansı’nın ikinci gününde, ikinci oturum “Demokratik Cumhuriyet ve siyasal-toplumsal güçlerin mücadele arayışı” başlığı ile devam etti.

Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP) Sözcüler Kurulu üyesi Perihan Koca’nın moderatörlüğünde gerçekleştirilen ikinci oturumda, ilk olarak söz alan yazar Can Soyer “Cumhuriyet ve ötesi: İkinci yüzyıl için mücadele” başlığında sunum yaptı.

Cumhuriyet kavramının tarihsel gelişimi üzerinde duran Soyer, cumhuriyet kavramından ortak öz ve mücadele çıkarmanın Türkiye’de zor olduğunu dile getirdi.

Yeni cumhuriyet elitlere değil halkın öz gücüne dayanmalı

Konuşmasında halkların kendilerini yönetmesi gerektiğine değinen Soyer’in konuşmalarından bazı başlıklar şöyle:

“Dünya tarihine baktığımızda, bir cumhuriyet biçiminin formunun inşa edilmeye çalışıldığını görüyoruz. Sosyalistler açısından baktığımızda, her türlü cumhuriyet eleştirisi, bize içsel bir olgunun eleştirisi olmak zorunda. Halkın kendi kendini yönetmesi ilkesinin hayata geçirilmesi şeklinde formüle ettiğimizde, farklı bir cumhuriyet talebini dile getiriyoruz. Burada sadece bir fikri değil, bir tarihi de konuşuyoruz. Bu içsel eleştiri ancak ve ancak şimdiye kadar yaşadığımız deneyimleri aşarak olabilir.

Geçmiş cumhuriyet deneyimleri, bugünün siyasal konjonktörüne ayak basarak, fırsatlar ve riskler konusunda bir doküman çıkaralım. Türkiye’de cumhuriyetin tarihi, sermaye sınıfının cumhuriyetten kurtulmasıdır. Bazen yükselen, bazen azalan şiddetle, sermayenin cumhuriyetten kurtulma çabası içinde olduğunu görebiliyoruz.

Bu rejim cumhuriyet olarak adlandırmayı hak etmiyor. 2017 referandumuyla beraber yaşanan rejim değişikliği, bu tartışmayı yeni bir düzeleme taşıma olarak görülebilir. Cumhuriyet tasfiye edilirken, toplum içerisinde oluşan cumhuriyetçi birikimin, talebin, isteğin özgürleşmiş olmasıdır. Rejimin geçirdiği radikal dönüşümle birlikte maddi bağını kaybetti. Bir hayalet gibi Türkiye’de dolaşmakta.

Sosyalistler açısından bakıldığı zaman bir ilke tartışmasından çıksın, siyasal programın nasıl inşa edileceğinden plan yapmaya, örgütlenmeye yönelmelidir. Böyle bir cumhuriyet tartışması, halkın geniş kesimlerini, emekçi katmanlarını birlikte kurucu öğe olarak görmek, yeni bir cumhuriyetin kuruluşunda halka dayanmalıdır. Siyasal elitlerin inşa edeceği bir cumhuriyet değil, halkın mayasına dayanan bir biçimde, halkın öz gücüne dayanarak, halkı vasıflandırarak cumhuriyet olmalıdır.”

Cumhur ittifakı ile Altılı Masa arasında fark yok

“Katılımın ötesinde: Halkın demokrasisi, halk cumhuriyeti için sınıfsal çerçeve” başlığında sunum yapan yazar Nuray Sancar ise, toplumsal sözleşmelerin güçlerin eşitliği üzerine kurgulanması gerektiğine işaret etti.

Bunun aksi durumunda bu kelimenin hayali bir kavram dışında bir şey temsil etmediğini belirten Sancar şunları dedi:

“Toplumsal sözleşme güçlerin eşitliği üzerinden bir kavram olarak kurgulanmadığı zaman, hayali bir kavram dışında bir şey temsil etmiyor. Bu durumda bize Millet İttifakı’nın vaat ettiği toplumsal sözleşmenin de bir ütopya olduğunu görüyoruz. Toplumsal sözleşmenin tek taraflı olduğunu gösteriyor. Bu da Cumhur İttifakı ile Altılı parti arasında hiçbir fark olmadığını gösteriyor. Onun dışında yer yer demokratik bir takım hakların verildiği, bunların da eşitsizliğinden kullanılamadığı görülüyor. Pazarlık süreçlerinin ortadan kaldırıldığı bir metin ne Kürtlere ne Alevilere ne farklı kimliklere ne emekçilere gelecek vaat edecek bir durumda değil.”

Cumhuriyetin nasıl demokratikleşeceği üzerine sunum yapan araştırmacı yazar Ferda Koç, sosyalistlerin Demokratik Cumhuriyet mücadelesinden vazgeçmeyeceklerini ifade etti.

Sıfırdan başlama irademiz var

Demokratik ulus inşasının demokratik esaslara göre inşa edilmesi gerektiğine işaret eden Koç’un konuşmalarından bazı satır başları şöyle:

“Bugünkü siyasi düzeni, demokrasinin uzağına götüren devlet var. Cumhuriyet bir form olarak eridi. Bizim sıfırdan başlama irademiz var. Ama önce odanın ortasında kocaman fili görmek gerekiyor: Devlet. Özünde bir zorbalık aygıtı olarak şekillenen, onun siyasi iradesinin oluşumuna ilişkin tartışmasını derinleştirip, başka bir noktaya sıçramayı tartışıyoruz. O fili ortadan kaldırmadan, demokratik cumhuriyet inşasını tartışmak mümkün değil.

Bugün ki rejim faşizmin krizinin ürünü

Bugünkü rejimi herkes başka tanımlayabilir. Başkancı faşist rejim olarak tanımlarsak, bu rejim tanzimattan bugüne çizilen cumhuriyet doğrusunun en ucunda yer alan bir olgunlaşma ürünü olarak kabul edilemez. Esasen, Türkiye’de ikinci dünya savaşının ardından inşa edilen devlet krizinin ürünü. Faşizmin krizinin ürünü olan bir sonuç. Egemen sınıflar adına bulunacak çarelerden birini temsil eden rejim yapısıyla karşı karşıyayız. Filin adı, 50-60 yıldır faşizmdir.

HDP bir dinamik ortaya çıkardı

Kitle muhalefetinin önünü açacak, akacağı mecralar açmaya yetecek yollar ve muhalefet gerekiyor. Kürtler genelde en olmadık zamanlarda bu enerjiyi ortaya koydular. HDP adayını belli eder etmez ortaya çıkan dinamiklere bakın. Pek çok dinamik sarsıldı. Bu ve benzeri dinamiklerin çoğaldığı bir toplumsallıkta çok daha fazla şey değişecektir. Önümüzde tarihsel fırsat var. 14 Mayıs seçim sandığı ile değil, 15 Temmuz anında doğmuştur bu. Toplumda Sol’un en büyük güç noktasında olduğu bir süreçteyiz. Fakat fili odadan çıkartmadan, kurucu rol oynayamayız.”

Demokratik Cumhuriyet anayasal bir bağdır

“Demokratik Cumhuriyet ve üçüncü yol siyaseti” üzerine sunum yapan HDP Danışma Kurulu üyesi Kenan Kalyon ise Demokratik Cumhuriyet için uzun mücadeleler gerektiğine işaret etti.

Kalyon’un konuşmalarından bazı satır başları şöyle:

“Demokratik Cumhuriyette yurttaşlık bağı anayasal bağdır. Demokratik Cumhuriyet, bütün din ve inançlar karşısında nötrdür, bunu cemaatlere havale eder. Devleti dinden arındırır. Demokratik Cumhuriyet, politik birliğini mümkün olan en geniş özerklik üzerine kurar. Demokratik Cumhuriyetin birliği, gönüllü bir birliktir. Demokratik Cumhuriyeti oluşturan özerk birimlerin ayrılma hakkı mahfuzdur. Demokratik Cumhuriyet, yukarıdan resmi bir dil dayatmaz. Genel anlaşma dilinin nasıl olması gerektiğini, kendi haline bırakır.

Kürt özgürlük hareketinin ifade ettiği gibi, ayrılma hakkı, özerklik, sadece bir etnik gruba mahsus olarak düşünülmemiştir. Bununla yetinilebilir mi? Bunlar asli karakterleridir. Elbette bununla yetinilemez. Hak mücadeleleri var. Demokratik Cumhuriyet, bütün uluslararası sözleşmesi hak içerisinde işlemek zorundadır. Aynı zamanda günümüzde ekolojik bir sözleşme olmalıdır. Kadın kurtuluş mücadelesinin bütün kazanımlarını içermek zorundadır. LGBTİ haklarını da içermek zorundadır. Hayvan haklarını da içermek zorundadır.

Üçüncü yol ezilenlerin tarihsel blokunun inşasıdır

İktidarın seçeneği belli. Millet İttifakı’nın seçeneği belli. Bunlar tadilat önerileridir. HDP’nin Demokratik Cumhuriyet seçeneğinden bakacak olursak, dışında, ötesinde ve karşısındadır. Üçüncü Yol sadece buradan ifade edilmedi. Bu egemen sınıfların, iki kutuplu gelişimi, yarılması, çoğu kez toplumsal muhalefeti kendine yedeklemesiyle ilgili tarihsel arka planı var. Tarihten de baktığımızda hayır diyoruz, onun dışında başka bir yol izleyeceğiz. Üçüncü yol, ezilenlerin tarihsel blokunun inşasıdır.”

Oturumun son konuşmasını ise gazeteci-yazar Haydar Ergül, “Demokratik Cumhuriyet halklara ne vadediyor” başlığı üzerine gerçekleştirdi.

Üniversite karşılaştığı ırkçı söylemlerden örnek vererek konuşmasına başlayan Ergül, “O dönem ‘Kurdistan sömürgedir’ tartışmalarımız var. Eve geldi, şunu sordu: Haydar arkadaş, Kürtlerin kuyruğu varmış diyorlar. ‘Hayır sen Kürt olamazsın’ diyor. Bana Kürt olmadığımı söylüyor. Yüz yıllık, 1850’lerle başlayan, Osmanlı’nın dağılmasıyla birlikte ortaya çıkan yeni Türkçü akımın o günkü tezahürüdür. Zihniyet dünyasında yaratılan nedir? Kürt kuyrukludur. Beni gördü, kuyruksuz” diye anlattı.

Cumhuriyet kurulduğunda halk toplulukları olduğunu zamanla Türkleştirildiğini ifade eden Ergül, “Burası Osmanlı bakiyesidir. Herkes Türk yapıldı. Kürtlerin hali de biraz farklı. Daha büyük bir topluluk, dörde parçalansa da Lozan’da, kendi coğrafyasında kök salmış. Zihin dünyası kolay kolay sökülüp atılamıyor. Varlık işin ideolojisidir. Asimile edilen Kürtler ilk olarak özgürlük mücadelesini başlattı” dedi.

Kürt düşman olmayı ret etti

Ergül’ün konuşmasından bazı satır başları şöyle:

“Mevcut Türkiye toplumları, yüz yıl sonra nasıl yol alacak. Mevcut yapıyla mı yol alacaklar? Bu soruya seçimler katkı olacaktır. Ama sorunları köklü çözemez. Çözüm farklı yerde. Varlık homojen değildir. Tartışma, diyalog, müzakereler varlığın özünde vardır. İktidar, devlet bunu inkarıdır. Özellikle ulus devletler varlığın inkarıdır. Halkları birbirine düşman ettiler. Herkesi Türk tanımladılar, Kürt bunu reddetti. Sorun bir kişinin neyi savunduğu değil, nasıl düşündüğü ve pratikleştirdiği önemlidir.

Krizli kişilikler yaratıldı

Özgürlükçü güçler, her türlü fırsatı değerlendirmesi doğrudur. Ama egemenlerin etkisine girmeden. Egemenlerle pazarlık yapılmalı. Ama halklar arasındaki diyalogdur. Günümüz dünyası küresel merkezi kapitalist sistem yaşamıyla her yere girmiştir. Sistem, tarihin en derin yapısal krizini yaşıyor. Yapısal kriz sadece devlet yapılarında değil, tek tek kişilikler krizli hale getirmiştir.

Varlığı tanımazsak, bireyi de tanımayız

Halkların hakikati bütündür, parçalı ele alınamaz. Çünkü toplumsal varlık, 3 bin yıl öncesine dayanır. Tarih anlayışına göre Sümer öncesi yoktur. Bu doğru değil. Sümer devleti bir tarihi milattır ancak toplumsal yapıyı parçalayan, sınıflaştıran, çatıştıran bir yapıdır. Bunun ideolojik yapısını da kurandır. Toplumsal varlık bir başlangıç değildir. Toplumsal varlığın saptırılmasıdır, tarihin yönünün kaldırılmasıdır. Adını böyle koymazsak, bilim diye tartışılır. İdeolojiler önemli. Varlığı tanımazsak, bireyi de tanımayız. Varlık kolektiftir, birey bireyseldir.

Demokratik moderniteyi inşa etmek gerek

Günümüzdeki Demokratik Cumhuriyete yönelebilmek için, halkların gasp edilen haklarının iade edilmesi için, ideolojik mücadele esastır. Kapitalist Moderniteye alternatif, Demokratik Moderniyeti inşa etmek lazım. Nasıl yaşıyorsan, öyle düşünüyorsundur. Teorik önemli değil. Kürt özgürlük hareketinin başarılı olması, buradan gelir. Üçüncü Yol, Demokratik Cumhuriyet, demokratik ulus paradigmasını geliştiren PKK Lideri Abdullah Öcalan’dır. Türkiye halkları özgür olmak istiyorsa, Öcalan’a sahip çıkmak zorundadır. Sahip çıkmazlarsa, daha çok yol var.”

*Oturumun ilk bölümü: https://yeniyasamgazetesi4.com/demokratik-cumhuriyet-konferansi-ikinci-gununde/

Kaynak: MA

#Demokratik #moderniteyi #inşa #etmek #gerek

Almanya’da Abdullah Öcalan’a yönelik komploya karşı yürüyüş

PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın uluslararası bir komplo ile Türkiye’ye getirilişinin yıl dönümü nedeniyle Almanya’da gençler öncülüğünde yürüyüş başlattı

PKK Lideri Abdullah Öcalan’a dönük 15 Şubat 1999’da gerçekleşen uluslararası komplonun 25’inci yılına girmesi dolayısıyla Avrupa kentlerinde eylemlerin startı verildi.

Almanya’da bir araya gençler, 6 günlük yürüyüş başlattı. Heilbronn kentinde “2023 zafer yılında Önder Apo’nun fiziki özgürlüğünü sağlayacağız” şiarıyla düzenlenen yürüyüşe, Avusturya, İngiltere, Fransa, İsviçre, Hollanda ve Almanya’dan çok sayıda genç katıldı.

Heilbronn Theresienwiese Meydanı’nda gençler, demokrasi ve özgürlük mücadelesinde yaşamını yitirenleri andı. Ardından Zekiye Doğan, Abdullah Öcalan’ın 20 yıldır tecrit altında olduğunu belirtti ve tecride karşı mücadeele edeceklerini söyledi.

“Öcalan’a Özgürlük” yazılı yelekler giyen gençler, ardından yürüyüşe başladı. Gençler, bugün 16-17 kilometre yol kat edecek. Gençler, akşam saatlerinde Heilbronn DKTM’de akşam programında bir araya gelecek.

Kaynak: MA

#Almanyada #Abdullah #Öcalana #yönelik #komploya #karşı #yürüyüş

Habur Sınır Kapısı’nda şiddette uğrayan Özdemir: Aynı yerde bir kadın daha şiddete uğradı

HDP’li heyet, Habur Sınır Kapısı’nda şiddete maruz kalan Yıldız Özdemir’i ziyaret etti. Ziyarette Özdemir başından geçenleri anlattı

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Şirnex milletvekilleri Nuran İmir, Hasan Özgüneş ve Silopiya (Silopi) Belediyesi Eşbaşkanı Adalet Fidan’ında aralarında bulunduğu heyet, 30 Ocak’ta Habur Sınır Kapısı’ndaki gümrük muhafaza memurları ve güvenlik görevlilerinin şiddetine maruz kalan Yıldız Özdemir’i evinde ziyaret etti.

Ziyarette konuşan Özdemir başından geçenleri anlattı. Şiddetin teşhir edilmesi gerektiğini belirten Özdemir “Saat 11.00 civarlarında Habur Sınır Kapısı’nda idik. İlkin eşyalarımızı aramadan geçirdiler. Sonra da darp etmeye başladılar. Bu esnada ayrıca hakaretlere maruz kaldık. Sonra eşim gelip tepki gösterince ona da saldırmaya başladılar. Kendimi korumak istedim ama yapamadım. Orada bir genç vardı ve şiddeti telefonuyla kayda aldı. Daha sonra gündem oldu. Böyle durumlarda insanlar şiddeti kaydetmeli ve teşhir etmeli. Benden öncede aynı yerde bir kadın şiddete maruz kaldı, baygınlık geçirdi. Ama kimse görmedi duymadı. Bu durumlar kayda alınmalı ki herkes görsün” diye belirtti.

ŞIRNEX

#Habur #Sınır #Kapısında #şiddette #uğrayan #Özdemir #Aynı #yerde #bir #kadın #daha #şiddete #uğradı

Mûş’ta eğitime 2 gün ara verildi

Mûş’ta olumsuz hava koşulları nedeniyle okullara 2 günlük ara verildi

Mûş’ta devam eden yoğun kar yağışı nedeniyle il genelinde okullara 2 günlük ara verildi. Muş Valiliği’nin yaptığı yazılı açıklamada, kentte buzlanma, fırtına ve kuvvetli yağış uyarısı yapıldı. Kar yağışı sonucu oluşan olumsuz hava koşulları nedeniyle il genelindeki okullarda 2 günlük tatil verildiği belirtilen açıklamanın devamında, “Her ikisi de çalışan anne ve babalardan lise çağından küçük çocuğu olup bakacak kimsesi olmayanların istekleri halinde ebeveynlerinden biri, kurumlarınca idari izinli sayılacak, kurum amirlerince bu hususta gerekli tedbirler alınacaktır. Ayrıca, kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan hamile ve engelli personelin 6-7 Şubat pazartesi ve salı günleri idari izinli sayılmaları uygun görülmüştür” denildi.

Kentte etkisini sürdüren kar yağışı nedeniyle 298 yerleşim birimine ulaşım sağlanamıyor.

MÛŞ

#Mûşta #eğitime #gün #ara #verildi

Die Linke Eş Genel Başkanı DBP Eş Genel Başkanı ile görüştü

Alman Sol Parti Eş Genel Başkanı Janine Wissler, Amed’de DBP Eş Genel Başkanı Saliha Aydeniz ile bir araya geldi ve daha sonra TJA’yı ziyaret etti

Alman Sol Parti (Die Linke) Eş Genel Başkanı Janine Wissler ve beraberindeki Sol Parti Milletvekili Hakan Taş, bir dizi temaslarda bulunmak üzere Amed’e geldi. Wissler ve Taş, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Danışma Bürosu’nu ve Özgür Kadın Hareketi’ni (TJA) ziyaret etti.

İlk olarak DBP’yi ziyaret eden Wissler, burada DBP Eş Genel Başkanı Saliha Aydeniz tarafından karşılandı. Sol Parti Eş Genel Başkanı Wissler ise, “DBP’yi ziyaret etmek bizim için önemliydi. Bizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz” dedi. Wissler, DBP’ye destek olmak için fikir alışverişi yapmak istediklerini belirtti.

Tecrit ile Kürt halkına tasfiye uygulanıyor

Aydeniz ise, gözaltı, tutuklama ve baskılara değindi. Aydeniz, tecridin artan baskılardaki rolüne değinerek, “Toplumsal, sosyal bu krizlerin hepsinin nedeni tecrittir. Sayın Abdullah Öcalan’ın bu sorunlara çözüm perspektifi var. Tecrit kırılsın, görüşleri halka ulaşsın diye Kürtler ve dostları her dönem kitlesel eylemlerde bulunuyor. Devlet ise, Kürt halkına karşı düşmanlığını bu tecritle sürdürüyor. Tecrit ve tasfiye ile Kürt halkına işkence uygulanıyor” diye konuştu.

Tecridin uluslararası bir suç olduğuna vurgu yapan Aydeniz, şunları söyledi: “Tecride karşı uluslararası komploda yer alan devletler sessiz kalarak buna ortak oluyorlar. CPT’nin son görüşmesinin Sayın Öcalan ile yapılmadığı açıklaması bizde kaygıya neden oldu. Kürt halkı, bu nedenle CPT gibi sorumlu kurumları tarafsız olarak göremiyor. Kürt halkı bu tecridi, bu işkenceyi kabul etmediği için mücadelesini yürütüyor. Sadece Öcalan’ın görüşmeleri değil, fiziki özgürlüğü için de Kürt halkı ve dostları mücadelesini yükseltiyor.”

Wissler, daha sonra TJA’yı ziyaret etti. Ziyaret, basına kapalı gerçekleşti.

Kaynak: MA

#Die #Linke #Eş #Genel #Başkanı #DBP #Eş #Genel #Başkanı #ile #görüştü

Tütüncüler eylemde: Ya 100 lira verin ya tütün yok

Girdi maliyetlerinin yüzde 300 artmasına rağmen 100 lira istedikleri tütünün kilosunun 70 liradan alınmasına karşı tütün üreticileri, tütün satmama kararı aldı

Tütünün kilosunun 100 liradan alınmasına karşı mücadele eden Ege bölgesindeki tütün üreticileri talepleri için eylem yaptı. Üreticiler daha önce şirketlerle yaptıkları sözleşmeyle tütün fiyatını 55 liradan 70 liraya çıkarırken, bunun da yetersiz kalmasına karşı dün Denizli ve Uşak’ta bugün de Aydın, Muğla ve Manisa’da tütün satmama eylemi yaptı.

Üreticiler eylemde

Muğla Menteşe ilçesi Yörükoğlu köyü, Manisa Alaşehir ilçesi Örencik köyü ve Aydın Karacasu’da bulunan tütün üreticileri, tütün firmalarının verdiği ücretin maliyetlerini kurtarmadığını söyleyerek, ürünlerini satmadı. Üreticiler, bazı bölgelerde tütünlerini satmaktansa yakacaklarını ifade etti.

Maliyetlere yüzde 300 zam

Konuya dair Mezopotamya Ajansı’na bilgi veren Manisa Akhisarlı tütün üreticisi Özgür Keleş, tütün üretim maliyetinin 82 lira, şirketlerin verdiği fiyatın ise 70 lira olduğunu kaydetti. Üretim öncesinde yaptıkları sözleşmede ise kilonun 55 liradan sayıldığını aktaran Keleş, maliyetin altına ürünlerini satmayacaklarını söyledi. Ton başına 12 bin lira zararda olduklarını vurgulayan Keleş, amaçlarının yılı kurtarmak olduğunu söyledi.
Ürünlerin daha fidelikte iken sözleşme yaptıklarını belirten Keleş, ancak girdi maliyetlerine yüzde 200-300 gibi zam geldiğini belirtti. Gübre, mazot ve diğer girdilere 3 katı kadar zam geldiğini belirten Keleş, “2021 yılında mazotu 7, bir top naylonu 800 liraya alırken, bu sene mazot 30 liraya ve naylon 5 bin liraya çıktı. Fidelikte kullandığımız ot ilacı 2021 Ocak’ta 300 lirayken, 2023 Ocak ayında 2 bin liraya aldık” bilgilerini paylaştı.

Direniş pes dedirtecek

Eksperlerin bu direnişi görünce pes edeceğini vurgulayan Keleş, bu sefer büyük patronların devreye girmek zorunda kalacağını ifade etti.

MANİSA

 

#Tütüncüler #eylemde #lira #verin #tütün #yok

KBG: Bu iktidarın kadınlara vereceği bir şey yok

Kadınlar Birlikte Güçlü tarafından yapılan ‘Kadınların isyanı değiştirecek’ forumunda bir araya gelen kadınlar, kadın düşmanı iktidarlara karşı mücadele edileceği vurgulandı

Kadınlar Birlikte Güçlü (KBG), “Kadınların isyanı değiştirecek” şiarıyla “İstanbul Kadın Forumu” gerçekleştirdi. Şişli Belediyesi Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Evi’nde yapılan forum öncesi KBG’nin mücadelesini ve kadın eylemlerini konu alan sinevizyon gösterimi yapıldı.
Forumda ilk olarak konuşan KBG üyesi Selin Top, KBG’nin kuruluş sürecine ilişkin hatırlatma yaparak, çalışmalarına 2 Şubat 2017’de başladıklarını belirtti.

Yapılan çalışmalar anlatıldı

O günden beri çok sayıda kadınla KBG’yi devam ettirdiklerini dile getiren Top, çalışmalarına dair şu bilgileri verdi: “Referandum dönemini çok hareketli geçirdik net bir hayırımız vardı. Müftü nikahına karşı Türkiye’nin birçok kentinde eylem yaptık. Bize iller arası ağ ve ilçelerde örgütlenmeler bıraktı. Çocuk istismarına, kadın cinayetlerine karşı, Kürt illerindeki kayyumlara karşı sokakta olduk. Savaşa karşı barışı savunduk. Hem kendimiz gözaltılarla alındık hem de gözaltılarlla ve cezaevlerindeki hak ihlallerine karşı mücadele yürüttük.”

Haklarımızı savunmaya devam ediyoruz

Top’un ardından söz alan KBG’den Rüya Kurtuluş da, tartışmalar sonucunda somut bir plan oluşturmak istediklerini söyledi. Kadınlara yönelik saldırılara karşı birlikte durulması gerektiğine vurgu yapan Kurtuluş, şu ifadeleri kullandı: “Özel bir dönemin içine girdik. Önümüzde dinci AKP-MHP iktidarının oylanacağı seçim var. Bu seçimin olağan geçmeyeceğini, olağan koşullarda olmayacağını Erdoğan’ın iktidarda kalmak için her türlü yolu deneyeceğini konuşuyorduk. Bu yolların üzerinde tabii ki kadın düşmanlığı içinde kurulan bir rejimin kadınlara, LGBTİ+’lara dönük saldırıların tuhaf olmadığını, beklediğimizi söylüyorduk. İstanbul Sözleşmesi’nden çekinildiğinde bizim için bitmedi demiştik ve gerçekten bitmedi. O günden bu yana bu iktidarın, faşizmin dayatmalarına karşı kendi hayatlarımızı, haklarımızı savunmaya devam ediyoruz. Etmeye devam edeceğiz.”

Mücadele AKP’den sonra da sürecek

Erkek egemenliğine karşı mücadelenin AKP’den sonra da devam edeceğini belirten Kurtuluş, fiili bir OHAL sürecinde olduklarına değinerek, HDP’ye yönelik saldırıları, Gezi direnişçilerinin tutsaklığını, TTB Merkez Konseyi Başkanı Şebnem Korur Fincancı’nın tutsak edilmesini, TTB’ye yönelik saldırıları “faşizm” ve “saldırganlığa” örnek olarak gösterdi.

Öncelikli amaç hedef belirlemek

Seçim sürecinin oy kullanmaktan ibaret olmadığını vurgulayan Kurtuluş, kadın düşmanı bütün iktidarları göndereceklerini vurguladı. Son olarak devlet şiddeti karşısında direnmenin zorunluluk olduğuna işaret eden Kurtuluş, öncelikli hedeflerin belirlenmesi ve nasıl mücadele yürütüleceğinin planlanması gerektiğinin altını çizdi.

Açılış konuşmalarının ardından forum basına kapalı devam etti. Kadınlar formun deklarasyonunu daha sonra kamuoyuyla paylaşacak.

İSTANBUL

 

#KBG #iktidarın #kadınlara #vereceği #bir #şey #yok