Vay Nesimi Can Nesimi

Bazı insanlar yaşadıkları çağın içine sığmazlar. Onların sözü yalnızca kendi zamanlarına değil, yüzyıllar sonrasına da ulaşır.
Alevi-Bektaşi yolunun Yedi Ulu Ozanlarından Nesimi de böylesi bir hakikat yolcusudur. Bağdat’ın Nesim kasabasında yetişen, Anadolu’nun ve Mezopotamya’nın kadim kültürleriyle yoğrulan bu büyük ozan, insanı Hakk’ın tecellisi olarak gören düşüncesi nedeniyle dönemin egemenleri tarafından hedef alınmış, Halep’te derisi yüzülerek katledilmiştir.

Ancak tarihin bize öğrettiği bir gerçek vardır: Hakikati söyleyenlerin bedenleri yok edilebilir ama sözleri yok edilemez. Nesimi’nin sesi de susturulamadı. O ses yüzyıllar boyunca deyişlerde, nefeslerde, cemlerde ve halkın belleğinde yaşamaya devam etti. Çünkü onun sözlerinde yalnızca bir şairin duyguları değil, boyun eğmeyen insanın vicdanı vardı. Dünyanın malına, makamına ve hükümdarların kudretine minnet etmeyen bir duruş vardı.

Bu nedenle Nesimi’nin hikâyesi yalnızca bir kişinin hikâyesi değildir. O, zulüm karşısında hakikatin, korku karşısında cesaretin ve inkâr karşısında insan onurunun hikâyesidir. Halep’te derisi yüzülen beden, aslında düşüncenin ve özgür vicdanın cezalandırılmak istenmesiydi.

Aradan yüzyıllar geçti. Şehirlerin isimleri değişti, iktidarlar değişti, çağlar değişti. Fakat hakikatten korkan karanlık zihniyet değişmedi. Bu yüzden Halep’ten Sivas’a uzanan yol, yalnızca iki şehri birbirine bağlayan bir yol değildir. Bu yol, aynı acının, aynı direncin ve aynı hafızanın yoludur. Bir tarafta Nesimi’nin derisini yüzenler, diğer tarafta insanları düşüncelerinden, inançlarından ve kimliklerinden dolayı hedef alanlar vardır. Tarih farklı sahneler kursa da oynanan oyunun özü çoğu zaman değişmez.

Alevi halkının kolektif hafızasında Nesimi, Pir Sultan ve Sivas’ta yitirdiğimiz canlar birbirinden ayrı düşünülemez. Çünkü onların her biri aynı yolun farklı duraklarında karşımıza çıkar. Her biri insanın insan kalma mücadelesinin, zulme karşı direnmenin ve hakikati savunmanın sembolüdür.

Bugün Sivas katliamının dönümüne yaklaşırken, yüzyılların içinden gelen bir ses yeniden kulağımıza değiyor. O ses bize yalnızca geçmişi hatırlatmıyor; aynı zamanda vicdanın, eşitliğin ve insanlık onurunun savunulması gerektiğini de hatırlatıyor. Halep’te başlayan ağıt, Sivas’ta yeniden yükselirken, Nesimi’nin sözü hâlâ yaşamaya devam ediyor.

Vay Nesimi can Nesimi… Senin derin acın yalnızca bir dönemin değil, yüzyıllardır süren bir belligin acısıdır. Ve belki de bu yüzden Halep’ten Sivas’a uzanan o uzun yolun her durağında senin sesin duyulur.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Yazarın Diğer Yazıları

İlgili Yazılar

Alevi Deyişleri Mafya Anlatısının Parçası Değildir

Alevi deyişlerinin mafya dizilerinde kullanılması masum, rastlantısal ya da yalnızca estetik bir tercih değildir. Bu kullanım, Alevi inancının, tarihsel hafızasının ve ahlaki öğretisinin bilinçli...

Munzur Baba’ya Dokunmayın!

Kutsallarımıza, inancımıza, adaletimize el uzatmayın! Munzur, yalnızca bir dağ, bir gözeden süzülen su değildir. Munzur, Dersim’in kalbidir; Alevilerin yüzyıllardır Hakk ile, doğayla, insanlıkla kurduğu rızalık...

Tırpanın Sesiyle: Fakir Baykurt’un İzinde Edebiyatı Sevmek

Her Ekim ayı geldiğinde, yüreğimde bir tırpan sesi duyarım. Fakir Baykurt’un tırpanı bu — köylünün alnındaki teri, öğretmenin sabrını, kadının direncini biçen bir tırpan....