Zulmün Olduğu Yerde Direniş, Karşısında İkrarımız Vardır

Bizler, Pir Sultan’ın asmadığı, Hızır Paşa’nın susturamadığı, Kerbela’dan bugüne her türlü zulme karşı hakikatin yolunda yürüyenleriz. Bizler, mazlumun sesi, hakkın gür sedası, dara durduğunda bile eğilmeyenlerin soyundanız. Bugün Türkiye’de halkın iradesi yok sayılıyor, seçilmiş canlarımız cezaevlerine gönderiliyor, yanı başımızda Suriye’de Alevi köyleri talan ediliyor. Zulmün eli her yerde. Ama biz biliyoruz ki zulmün olduğu yerde direniş de vardır. Çünkü yaşam, ancak direnerek var olur.

Bir halkın iradesini hiçe saymak, onu yok saymak demektir. Bugün seçilmiş belediye başkanlarımızın haksız ve hukuksuz şekilde cezaevlerine gönderilmesi, tam da bu yok saymanın bir sonucudur. Oysa bizler, halkın rızalığıyla yol yürüyenleriz. Bizim yolumuzda zorbalık yoktur, rıza vardır. O yüzden zorla, zulümle alınan irade, ne halkın ne de hakkın nezdinde kabul görmez.

Bu topraklarda kaç kez dara çekildik? Kaç kez sürgünlere uğradık? Kaç kez ocaklarımızı söndürmeye kalktılar? Ama bizler her defasında küllerimizden doğduk. Bugün de aynı zulüm, farklı ellerle yeniden karşımıza çıkıyor. Halkın seçtiği, halkın razı olduğu yöneticiler bir gecede zindanlara gönderiliyor. Kayyumlarla, baskılarla, zorla bizim rızamız alınamaz. Çünkü bizim yolumuz hakikat yoludur, zulme rıza göstermeyenlerin yoludur.

Yanı başımızdaki Suriye’de, Alevi köylerine yönelik saldırılar sürüyor. Kerbela’da nasıl susuz bırakıldıysak, bugün de Alevi çocukları, kadınları, yaşlıları katlediliyor. Bu topraklar Pir Sultan’ı dara çekenlerin de, onu unutmayıp yolundan yürüyenlerin de şahididir. Şimdi soruyoruz. Hak, adalet, insanlık diyenler nerede?

Alevi köyleri talan edilirken, kutsal mekanlarımıza saldırılırken dünya sessiz. Oysa biz susarsak, hak da susar. Biz susarsak, mazlumun feryadı duyulmaz. Zalimleri tarih yazar ama mazlumları insanlık yaşatır. Bugün de bu zulmü yazanlara karşı ses çıkarmak, haksızlığa karşı yan yana durmak boynumuzun borcudur.

Suriye’de Aleviler yalnızca fiziksel olarak değil, inançlarıyla, kültürleriyle de yok edilmek isteniyor. Peki, biz bunu tanımıyor muyuz? Bu coğrafyada kaç kez cemlerimiz yasaklandı, kaç kez nefeslerimiz susturulmak istendi? Ama biz buradayız! Biz, her yasaktan sonra semaha durduk, her sürgünden sonra cem olduk, her zulümden sonra hakikate tutunduk.

Zalimin zulmü varsa, mazlumun duası vardır. Bugün cezaevlerine atılan belediye başkanlarımız için de, Suriye’de katledilen canlarımız için de, direniş bizim ikrarımızdır.

Alevi toplumu olarak, hakikati haykırmak bizim yolumuzdur. Bu yol, baş eğmeyenlerin, dara durduğunda bile zalime biat etmeyenlerin yoludur.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Yazarın Diğer Yazıları

İlgili Yazılar

Zeytin Ağaçlarına ve Kadına Olan Düşmanlık

Bir ülke düşünün ki ağaçlara da kadınlara da aynı şekilde davranıyor. Onlar üzerinde eril bir tahakküm kuruyor, onlara şiddet uyguluyor. Ne ağacı rahat bırakıyor,...

Demokrasinin Tüm Kurumlarıyla İşlediği Demokratik Bir Cumhuriyet…

12 Eylül darbesinin üzerinden dile kolay 42 yıl geçti o dönem gözaltına alınan ve bir daha aramıza dönemeyen yoldaşlarımızı hangi siyasi yapıdan olursa olsun...

Dersim’in Kayıp Mezarları Seyit Rıza’nın Onurlu Direnişi ve Bitmeyen Yüzleşme

Dersim’in tarihi, bir halkın yok sayılması ve köklerinden koparılmaya çalışılmasıyla şekillendi. 1938, Dersim halkı için yalnızca bir yıl değil, soykırımın iz bırakan ve yıllarca...