Kürtler bugün büyük bir komployla karşı karşıyadır. Büyük güçlerin ve özellikle Türkiye’nin örgütlemek istediği ihanet, dünden beri ahlaksız bir biçimde sürdürülüyor. Bu, yalnızca askeri bir hesap değil, aynı zamanda vicdanı hedef alan bir saldırıdır.
Savaşın sonucunu zaman gösterecek. Kazanıp kazanamayacaklarını güç dengeleri belirleyecek. Fakat savaş dediğimiz şey sadece “kim kazandı?” sorusu değildir. Asıl soru şudur, Kim, hangi yerde durdu?
Kürtler, bütün kuşatılmışlıklarına rağmen bir şeyi kaybetmedi. Onurlarını. Birlikte mevzi aldıkları insanları arkadan vurmadılar. Tam tersine, savaşın en sert anlarında bile dünyaya şunu gösterdiler. Güç eldeyken bile zulme dönüşmemek mümkündür.
Bu kanıtlandı. Kürtler, güç ellerindeyken kimseye katliam ya da soykırım dayatmadılar. Bu tutum bir “propaganda” değil, bir halkın derin adalet duygusudur. Bugün Kürtlerin elindeki en büyük kazanım, tam da buradadır. Ahlaki üstünlük.
İhanet ise insanın düşebileceği en iğrenç çukurdur. Üstelik çoğu zaman “siyaset” diye meşrulaştırılır, “çıkar” diye süslenir. Oysa ihanetin hiçbir gerekçesi yoktur. İhanet, yalnızca hedef aldığı kişiyi değil, ihanet edeni de çürütür.
Bu yüzden asıl kaybedenler Kürtler değildir. Savaşı kaybedebilirler, ama insanlıklarını kaybetmediler. Asıl kaybedenler, vicdanlarını ve ahlaklarını kaybedenlerdir.