Türkiye’nin Kısır Döngüsü, Devlet Aklı ve Kürt Direnişinin Tarihsel Eşiği

Türkiye, kendi içine kapanmış bir kısır döngüde, sürekli kendini tekrar eden bir ülke görünümündedir. Bu döngünün merkezinde yer alan devlet aklı, tarihsel olarak kötücül ve paranoyak bir karakter taşır. Toplumsal sorunlara yaklaşımda belirleyici olan da tam olarak bu akıldır. Sorunları çözmek yerine, tehdit olarak kodlayan, bastırmayı ve kontrolü esas alan bir zihniyet egemendir.

Siyasal gerçeklikler üzerine ahkâm kesen, hatta kendini toplum mühendisliğine soyunmuş sayan birçok “aydın” figür ise, aynı ideolojik havuzdan beslenmektedir. Nasıl ki balık susuz yaşayamazsa, bu çevreler de milliyetçilik denizinden kopamazlar. Milliyetçilik onlar için yalnızca bir fikir değil, varoluşsal bir ihtiyaç, bir oksijen kaynağıdır. Onsuz nefes alamazlar, onsuz düşünemezler.

Daha da kötüsü, bazıları Kürtlerin acısını sahipleniyor gibi görünerek, gerçekte direniş dinamiğine karşı özel savaşın bir aparatı hâline gelmiştir. Küresel güçlerin Ortadoğu’daki çıkarlarını, dayanaklarını ve uzun vadeli politikalarını bilinçli biçimde görmezden gelirken; Kürtlere dayatılan imha ve soykırım politikalarına kör, itibarsızlaştırma kampanyalarının gönüllü korosunda yer almışlardır. Bu tutum, cehalet değil; bilinçli bir saflaşmadır.

Oysa Suriye sahasında önceden kararlaştırılmış bir politika vardı. İslami terör örgütü HTŞ’ye bir devlet armağan edilecek, Kürtlere ise tasfiye ve imha dayatılacaktı. Plan buydu. Kürtler bu plana boyun eğmeyip direnişte karar kılınca, besledikleri vampirleri donatıp Kürtlerin üzerine saldılar. Halep’te yaşananlar, bu politikanın sahadaki çıplak pratiğinden başka bir şey değildir.

Ancak Kürtlerin sömürgeci sınırları aşan, parti duvarlarını tanımayan birlik iradesi, bu politikayı şimdilik askıya aldırmış, küresel aktörleri yeniden düşünmeye zorlamıştır. Ortadoğu’yu dizayn etme girişimleri elbette sürmektedir. Fakat tam da bu noktada şunu açıkça söylemek gerekir. Varlığı ve geleceği hedef alınmış bir halka, yani Kürtlere, bir hançerle ya da yumrukla “benden” demek yiğitlik değildir. Bu, en hafif ifadeyle ahlaki çöküştür.

Gerçek yüreklilik; HTŞ gibi terör örgütlerini devletle ödüllendiren, bölgeyi kan ve kaos üzerinden yeniden şekillendiren küresel güçlerin politikalarına karşı durabilmektir. Kürtler bugün tam da bu mücadelenin temel dinamiği konumundadır.

Kürtlerin durduğu yer, Dostoyevski’nin şu sözlerinde anlamını bulur “Duvarları yıkmaya gücüm yetmiyorsa kendimi parçalayacak değilim elbette; ama önümde duvar var diye boyun eğmeyi de kabul edemem.”

Kürtler tam olarak bu eşiğin üzerindedir. Bu bir son değil, tarihsel bir geçiş anıdır. Evi başına yıkılmış bir halka kabadayılık yapmak, çamur atmak; distopik güçlerle yan yana durmak, zulmün ve kötülüğün safında yer almaktır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Yazarın Diğer Yazıları