Tarih Bilinci ve Kendini Yenileme Cesareti Özlem Akgül

İnsan; değişen, gelişen ve sürekli öğrenen bir varlıktır.

Dünyaya geldiğimiz andan itibaren edindiğimiz bilgiler, yaşadığımız deneyimler ve içinde büyüdüğümüz çevre bizim belirli düşünceler kazanmamızı sağlar.

Ancak gelişim dediğimiz şey, sahip olduğumuz fikirleri sorgulayabildiğimiz ve kendimize dışarıdan bakabildiğimiz zaman başlar. Bunu yapabilmek zorlu bir süreçtir, ciddi bir yüzleşme ve çaba gerektiriyor ki insan çoğu zaman da konfor alanından çıkmak istemez bildiklerine tutunmayı tercih eder.

Bu bağlamda inançlarımızı, kabullerimizi ve düşüncelerimizi zaman zaman yeniden gözden geçirmek, bilime sadık kalarak yenilemek ve değiştirmek bir zayıflık değil, aksine bir olgunluk göstergesidir.

Tarih bilinci de bu noktada büyük önem taşır. Çünkü geçmişi bilmek, yalnızca yaşanmış olayları öğrenmek değildir; o olayların bugünü nasıl şekillendirdiğini anlayabilmektir.

Bu bilinçten yoksun olanlar tarihi bir nostalji tadında anılıp geçilecek nir mevzu gibi algılarlar. Hatta yaşanmış katliamları anmanın ve nesillere aktarmanın bir kurban rolü olduğunu dile getirirler. Bir nevi öğrenilmiş çaresizlik gibi… Ancak bu doğru nir yaklaşım değildir.

Örneğin “Kerbela” insanlığın vicdanında açılmış bir yaradır hala ve her dönem şu soruyu sorar: “Zulüm karşısında nerede duruyorsun”? adaleti, vicdanı, sorgulamayı ve doğru olanın yanında durma sorumluluğunu hatırlatır. Bu yönüyle yalnızca geçmişimizi değil, bugünümüzü ve geleceğimizi de şekillendiren yüksek bir bilinçtir.

Bu noktada Geleceği inşa ederken bu gün yaşanan katliamlara, haksızlıklara, sesiz kalmadan boyun eğmeden “ Hüseyni duruş” sergilemek insan olabilmenin gereğidir. Geçmişten ders çıkarmak, daha iyiye ve daha doğru olana yönelmektir. Bu nedenle insan kalabilmenin en büyük erdemlerinden biri, öğrenmeye açık olmak ve eksiklerini fark ettiğinde bunları düzeltme cesaretini gösterebilmektir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Diğer Yazılar