Kürde Küfür Etmek Kimseyi Kahraman Yapmaz

Son dönemde ağzı olan konuşuyor. Konuştukça da, Kürt hareketinin uzlaşı ve barış politikası üzerine kusuyor kinini, öfkesini. Sanki elli yıldır süren bir savaşın bedelini ödeyen taraf onlarmış gibi bir pervasızlıkla, en ağır sözleri sarf ediyorlar. Oysa bu topraklarda kanayan yara, onların değil, sözünü ettikleri barış da, onların cömertliğinden doğmadı.

Bayım at gözlüğünü takmış, dünyanın kendi etrafında döndüğünü sanıyor. Küresel güçlerin geleneksel faşist doktrinle dünyayı yeniden dizayn etmeye çalıştığını görmezden geliyor, yan sokakta oturmuş, kibrinden geçilmiyor. Oysa tarih, at gözlüğüyle okunacak kadar basit değildir. Kendi mahallesinin gürültüsünü dünyanın tek sesi sanan bu bakış açısı, aslında bir körlüğün de itirafıdır.

Yağmur gibi bomba yağdığı zamanlarda ortalıkta görülmeyenler, şimdi kalkmış, göğsünü kurşuna gerenleri, ölümden büyük olduğunu bizzat bedeniyle kanıtlayanları ihanetle suçlayabiliyor. Guernica’ya bomba yağdıranların torunları nasıl ki bugün hala hesap veriyorsa, bu coğrafyada da bir gün hesap sorulacaktır. Ama o hesabı, cephede hiç durmamış olanların sorması, adaletin değil, küstahlığın dilidir.

Kürdün payına hep ölüm düşmesinden zevk alıyorlar, fırtına dindiğinde, Kürde nefes almayı bile çok görüyorlar. Tıpkı Franko’nun generalleri gibi, “yaşasın ölüm, yaşasın ölüm” diye bağırıyorlar. Oysa bir halkın “artık ölmek istemiyoruz” demesi, tarih boyunca hiçbir celladın bağışlayamadığı bir cüret olagelmiştir. Çünkü barış isteyen halk, artık korkutulamayan halktır.

Savaşanlar, “artık savaşmak istemiyoruz” diyor. Bize düşen, onlara akıl vermek, hakaret ve küfür etmek değildir. Kürtler bu coğrafyada büyük acılar yaşadı, gözlerinden kan aktı. Bunca acıya rağmen barış diyorlarsa, bu bir zaaf değil, erdemdir, teslimiyet değil, olgunluktur. Belki de yaşamla ölüm arasında yapılmış zorlu bir tercihtir. Dünyamız artık iki kutuplu 70’lerin dünyası değil, kim, kimin safında olduğunu yeniden tarif etmek zorunda.

Efendim, dün bağımsızlık derlerdi, devlet derlerdi, bugün başka bir şey derler, devleti önemsemezler, diyorlar. Değişim doğanın bir kanunudur. Değişmemek, hayatın doğasına karşı direnmektir, nehrin akışına karşı durup, “ben hep aynı suyum” demeye benzer. Oysa ırmak da aynı ırmak değildir artık, her an yeniden akar.

Bildiğim kadarıyla solcu ve sosyalist kuramdan beslenenlerin kıblesi devlet değildir. Devletsiz yapamayan, burjuvazidir. Değişim, Fransız filozofun dediği gibidir: “Var olmak, hep değişmek demektir, değişmek, olgunlaşmak demektir, olgunlaşmak da kendini durmadan yeniden yaratmaktır.” Hayat durağan bir süreç değildir, aksine sürekli bir inşadır. Bu inşayı reddedenler, aslında hayatın kendisini reddetmiş olur.

Dün direnenlere, büyük bedel ödeyenlere karşı harcadığınız mücadeleyi, tükettiğiniz enerjiyi, demokrasi güçlerinin örgütlenmesine harcamış olsaydınız, bu ülke bugün bu halde olmazdı. Öfkenizi doğru adrese yöneltemediğiniz için, bugün hala yanlış adreste öfkeleniyorsunuz.

Herkes boy aynasını alıp önce kendine bakmalı, kendi gerçekliğiyle, kendi yaşam anlayışıyla, varsa siyasal tercihi ve o tercihin gerçekliğiyle yüzleşmelidir. Kürde küfür etmek, Kürt hareketine hakaret etmek, elli yıllık bir devlet politikasının basit bir tekrarından ibarettir, kimseyi kahraman yapmaz. Barışı savunmak ise, kahramanlık payesine değil, ona ihtiyaç bile duymayan bir olgunluğa işaret eder.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Yazarın Diğer Yazıları

İlgili Yazılar

Aleviler Örgütlü mü, Yalnız mı?

Alevi kurumları bugün, Hatay Yayladağı sınır kapısında bir araya gelerek Suriye’deki Alevi katliamına tepkilerini ortaya koydular. Bu yapılması gereken bir eylemdi, değerlidir. Ançak şöyle...

Ortadoğu’da Faşist Şiddet ve Irkçılığın Dönüşümü

Ortadoğu, faşist şiddetin coğrafyası hâline geldi. Faşizmin sadece bazı ırkçı partilerden ibaret olmadığı bilinir. Öyle olsaydı Mussolini yok olur, Hitler’in partisi de tarihe karışırdı....

1 Mayıs’ı Kutlarken

1 Mayıs'ı kutlarken, işçi sınıfının örgütsel sorununun yanında öncü örgüt sorunu da tartışılması gereken bir sorundur. Kuşkusuz 1 Mayıs, kapitalizmin bir armağanı değildir. İşçi...