Alevi Gazetesi – Bordeaux Alevi Kültür Merkezi, kuruluşunun 20. yılını Le Rocher de Palmer salonunda düzenlenen konserle kutladı. Etkinlikte Özlem Taner, Cemali Kaya, Ayaz Güler ve Okan Pehlivan sahne alırken; Kadın Korosu, Semah Grubu ve Saz Kursu öğrencileri de programa katkı sağladı.
Bordeaux Alevi Kültür Merkezi Yönetim Kurulu, etkinliğin ardından yaptığı açıklamada, bu gecenin sadece bir konser olmadığını, 20 yıllık bir emeğin, dayanışmanın ve dostluğun hikâyesi olduğunu belirtti.
Etkinlikte Alevi kültürünün yaşatılması ve Alevi kurumlarının güçlendirilmesi konularında çağrılar yapıldı. Eşit Başkanlar Şilan Hezer ve Mekan Sarıkaya, Bordeaux’da yaşayan tüm canları kültür merkezine sahip çıkmaya davet etti.
Gecede, FUAF Eşit Başkanı Semra Ayyıldız da konuşarak, Alevilerin daha güçlü bir birliktelik oluşturması gerektiğini vurguladı. Etkinliğe farklı bölgelerden Alevi kurum temsilcileri de katıldı.
Program müzik ve deyişlerle devam ederken, semah gösterileri ve halaylarla coşku büyüdü. Yönetim Kurulu, etkinliğe katkı sunan tüm canlara teşekkür etti.
Deyiş — Toplumlar, yaşadıkları deneyimleri, acıları, sevinçleri, göçleri, yıkımları kültürel malzemeler yoluyla geleceğe aktarır ve kendi toplumsal belleklerini oluşturur, bu sayede varlıklarını sürdürürler. Ritüeller, ayinler, törenler, ibadetler toplu katılımın gerektirdiği, toplumsal bağların pekiştirildiği, bireyin toplumda yaşamak için toplum düzenine bağlılığına vurgunun yapıldığı kültür aktarımıdır. Toplu gösteri ve törenler toplu gerçekleri canlandırır. Ritüeller de toplu gösterilerdir, bir arada yapılır, katılanları canlandırır, kışkırtır, korur, yeniden yaratır. Kişiye kutsal olguları, olaylar karşısında nasıl davranacağını gösterir. Törenlerin nitelikleri, amaçları ne olursa olsun hepsinin işlevi bireyleri bir araya getirmek, aralarındaki bağları çoğaltmak, yakınlaştırmak, birbirleriyle daha içli dışlı olmalarını ve toplumun ortak bilincine ulaşmasını sağlamaktır. Bireyler birlik içindeki yerlerini ve topluluk bakımından duygularını yenilemiş olurlar (And 2003, 308).
Can — Nişanyan’ın etimolojik sözlüğüne göre “can” kelimesi, “yaşam” anlamına gelen Farsça jān sözcüğünden gelir ve bu da, “ruh” anlamına gelen Sanskritçe vyāna sözcüğünden türetilmiştir. Türk ve Fars tasavvuf edebiyatında can kavramı, Kur’an kaynaklı Arapça ruh kavramına ek olarak, “bedene canlılık kazandıran unsur”u adlandırmak için kullanılmıştır (Uzun 1993). Divan edebiyatında can, etten ve deriden oluşan maddi bedene yaşam veren, görünmez ve maddesel olmayan bir unsur olarak kabul edilir. Bu şiirlerde can, aynı zamanda sevgiliden sevgiliye “Ey can” hitabında olduğu gibi aşk duygusunu da besleyen bir bileşen olarak görülür. Tasavvuf terminolojisinde, örneğin Mevlana’nın Mesnevi‘sinde, insanın doğumla birlikte ortaya çıkan ve ilahi kökenini nübüvvet nurunda bulan ebedi ruhunu tanımlamak için de kullanılmıştır. Sufi eserlerde can kelimesi zaman zaman Allah, Peygamber Muhammed, sufi şeyhi ya da melekleri ifade etmek için de kullanılmıştır. Bu nedenle Mevlevi ve Bektaşi tarikatı dervişleri birbirlerine hitap ederken bazen bu terimi kullanmışlardır. Günlük yaşamda ise Türkçedeki can kelimesi oldukça yaygın bir biçimde kullanılır: canlı (“yaşayan, hayat dolu”) sözcüğünde ya da sevgi ifadesi olarak kullanılan canım (“canım, hayatım”) gibi.