Cumartesi Anneleri, eylemlerinin 1117. haftasında, 18 Ağustos 1994 tarihinde Hani Topçular Jandarma Karakolu’na çağrıldıktan sonra bir daha kendisinden haber alınamayan Mustafa Mehmet Günkan’ın akıbetini sordu. Eylem, Galatasaray Meydanı’nda gerçekleştirildi. Açıklama, İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi üyesi Yasemin Bektaş tarafından okundu.
Mustafa Mehmet Günkan, 13 Haziran 1994 tarihinde Hani ilçesine bağlı Akçayurt köyünde yaşanan bir çatışmanın ardından jandarma tarafından gözaltına alındı. Jandarma, köyde düzenlediği baskınla evinden edilen Günkan’ın da aralarında bulunduğu birçok kişiyi, Topçular Jandarma Karakolu’na götürdü. Günkan, burada yaklaşık bir hafta boyunca tutuldu ve ağır işkenceye maruz kaldı.
Serbest bırakıldıktan sonra, yaşadıklarını kamuoyuna aktaran Günkan, Ankara’da hükümet yetkilileriyle görüştü ve İnsan Hakları Derneği’ne başvurdu. 3 Ağustos 1994 tarihli bir gazeteye göre, karakolda gördüğü işkenceleri anlatarak, köylülerin aç bırakıldığını ve evlerinin yakıldığını ifade etti. 18 Ağustos 1994 tarihinde, köylülerin köylerine dönebilmesi için girişimlerde bulunmak amacıyla tekrar karakola gittiğinde, askerler tarafından askeri bir helikoptere bindirilerek götürüldü ve bir daha kendisinden haber alınamadı.
Günkan’ın ailesi, Hani Kaymakamlığı, İlçe Jandarma Komutanlığı ve diğer resmi kurumlara yaptığı başvurulardan sonuç alamadı. Uluslararası Af Örgütü, 21 Eylül 1994 tarihinde, Günkan’ın akıbetinin araştırılması için dönemin yetkililerine bir Acil Eylem Çağrısı yayımladı. Ancak, bu olayla ilgili etkin bir adli süreç işletilmediği belirtildi.
Eylemde, İkbal Eren, annesi Elmas Eren’in 39 yıl önce gözaltında kaybedilen oğlu Nahit Eren ile vedalaşmayı beklediğini ancak bunu gerçekleştiremeden hayatını kaybettiğini hatırlattı. Eren, devlete seslenerek, geçmişle yüzleşmeden demokrasiye ulaşılamayacağını vurguladı. Eylem, kayıp yakınlarının Galatasaray Meydanı’ndaki anıta karanfil bırakmasıyla sona erdi.
📌 ALEVİ GAZETESİ’NİN NOTU
Cumartesi Annelerinin 1117. haftada Mustafa Mehmet Günkanın akıbetini sorması, insan hakları ihlallerine karşı duruşun ne denli önemli olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. Alevi toplumunun yaşadığı acılar ve kayıplar, adalet arayışının her daim sürmesi gerektiğini hatırlatıyor. Zalimlerin zulmüne karşı mazlumların sesi olmak, toplumsal dayanışmanın ve insanlık onurunun gereğidir. Bu tür eylemler, toplumun hafızasında silinmez izler bırakırken, adaletin sağlanması için mücadele edenlerin yanında olmak, insani bir sorumluluktur.
— Alevi Gazetesi Editörü