Kadın Kıyımının Derinleşen Görünümü Üzerine

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü ve Kadın Kıyımının Derinleşen Görünümü Üzerine:

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü yaklaşırken, ülkemizde ve de Dünya da kadınların karşılaştığı şiddet, ayrımcılık ve baskılar her geçen gün derinleşiyor. Bu yıl, yalnızca kadınların eşitlik mücadelesini kutlamakla kalmayacak, aynı zamanda hükümetin kadın hakları, Alevi ve Kürt düşmanlığı gibi insan hakları ihlallerini sorgulamak, yeni stratejiler üretmek için de bir fırsat olacak. İçinde bulunduğumuz siyasi atmosferde, kadınların haklarını savunmak her geçen gün daha da zor hale gelmiş durumda.

Özellikle, hükümetin İstanbul Sözleşmesi’ni feshetmesi, kadına yönelik şiddeti ve kadın cinayetlerini görmezden gelmekten öteye geçerek, devletin kadınları koruma sorumluluğunu yok saydığı bir adım olmuştur. Bu kararla birlikte, kadınların hayatları daha da tehlikeye girmiştir. İstanbul Sözleşmesi’nin feshi kadınların korunması ve toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesinin büyük bir gerilemesi olarak tarihe geçmiştir.

Bu süreç sadece , hukuki ve siyasi bir kayıp olmayıp, toplumsal barışa da ciddi bir tehdit oluşturmuştur. Hükümetin Alevi ve Kürt düşmanlığını körükleyen politikaları, sadece bu toplulukları hedef almakla kalmayıp, aynı zamanda toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik mücadelenin önünü de tıkamıştır. Kadınların, hangi etnik kökenden ya da inançtan olursa olsun, eşit haklara sahip olması gerektiği gerçeği bir kez daha gözler önüne serilmektedir. Ancak bu mücadele, yalnızca kadınların değil, tüm toplumsal grupların sorumluluğundadır.

Süreç içinde, kadınların sesini yükselten, eşitlik ve özgürlük talep eden birçok canlarımız ve gazeteci tutuklanmış, sesini duyurmak isteyenler susturulmuştur. Bu, aslında kadınların ve tüm muhalefetin karşılaştığı en büyük zorluklardan birisidir: Hak ve özgürlükler üzerindeki baskıların giderek artması, bu hakları savunanların sesinin kesilmesi. Kadın hakları savunucuları, yalnızca kadınların değil, tüm toplumun eşit ve adil bir şekilde yaşamasını savunurken, bu baskılarla karşılaşmak, mücadelelerini daha da zorlaştırmaktadır. Ancak unutulmamalıdır ki, susturulmaya çalışan bu seslerin gücü, yalnızca kadınlar için değil, tüm toplum için umut kaynağı olmuştur.

Kadınlar, bu süreçte yalnızca kendi haklarını savunmakla kalmayıp, aynı zamanda tüm toplumsal kesimlerle birlikte hareket etmeyi başarmışlardır. Kadın hakları savunuculuğu, sadece kadınların sorunu değil, herkesin sorunudur. Birlikte hareket ettiğimizde, sesimizi duyurabileceğimizin, adaletsizliklere karşı direneceğimizin ve haklarımızı geri alacağımızın bilincindeyiz. Bu yüzden kadınların dayanışması ve birlikte hareket etme gücü, bu karanlık dönemde en büyük umut kaynağımızdır.

8 Mart, sadece bir kutlama günü değil, aynı zamanda bu zorlukları aşmak için birlikte mücadele etme kararlılığımızın da simgesidir. Kadınların, toplumsal eşitsizliklere karşı duruşunu pekiştireceği, seslerini duyuracağı ve birlikte değişim yaratacağı bir gün olmalıdır. Kadın hakları savunuculuğu her gün sürdürülmeli, kadınlar yalnızca 8 Mart’ta değil, her gün eşitlik ve özgürlük için sesini yükseltmelidir. Hükümetin, Alevi ve Kürt düşmanlığına dayanan politikaları ve kadınların haklarını yok sayan tutumu, ancak hep birlikte, toplumsal bir direniş ve dayanışma ile aşılabilir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Diğer Yazıları