Ana Sayfa Blog Sayfa 1000

Türkiye çekilmeden anlaşma olmaz

Suriye’deki gelişmeleri gazetemize değerlendiren gazeteci Musa Özuğurlu: SDG ile Şam arasında görüşmeler sürüyor. Sonuç çıkmış değil ama anlaşma iradesini ortaya koydular. Kesinlikle Şam’ın SDG konusunda Türkiye ile aynı çizgide olmadığını söyleyebiliriz

Hüseyin Kalkan

AKP-MHP iktidarının yeni dış politika hamleleri tartışılıyor. Bir süre önce izlenen politik çizgiye tam ters yönde adımlar atılıyor. Suudi Arabistan ile barışıldı. Kaşıkçı davası unutuldu. Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) ‘darbecili’ği unutuldu, yeni parasal kaynak bulmak için bu ülkenin kapıları aşındırılıyor, dost ve müttefik ilan ediliyor. Mısır ile görüşmeye çalışılıyor, İsrail ile bazı adımlar atıldı bile. Sıra çoktan beri Suriye’ye gelmiş bulunuyor. Ancak Beşar Esad o kadar gönüllü değil. Bazı dostluk(!) adımlarının atılması için koşulları var. Bu koşullar nedeni ile Erdoğan’ın seçimlerden önce anlaşma isteği gerçekleşecek gibi görünmüyor. Suriye uzmanı Gazeteci Musa Özuğurlu ile Suriye cephesindeki gelişmeleri konuştuk.

‘U’ dönüşünün nedenleri

Özuğurlu, Suriye cephesindeki gelişmelerin nedenlerini şöyle sıralıyor: “Suriye politikasının değişmesini birkaç başlık altında görebiliriz. Birincisi bölge siyaseti açısından baktığımız zaman, Ortadoğu’da yeni bazı gelişmelerin olduğunu görürüz. Bazı devletlerin Suriye ile ilişkilerini düzeltme yoluna girdiğini görüyoruz. İkincisi iç politikada ülke seçime gidiyor. Erdoğan aslında kendisinin de sorun olarak gördüğü mülteciler meselesini hal edip, ‘Suriye’ye biz barışı getirdik’ mesajını vermek istiyor. Bunu iç kamuoyuna yönelik bir hamle olarak görebiliriz. Üçüncüsü ise Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile ilgili olarak ABD’den istediği cevabı alamıyor. Almayınca acaba bu sorunu Suriye yönetimi ile çözebilir miyim düşüncesi içerisinde. İşin bir de ekonomik tarafı var. Suriye barış yoluna girmişken, Suriye’nin imarı ve ticaretin açılması ile ortaya çıkacak ekonomik ranttan da faydalanmak istiyor. Bir şey daha var. Rusya bugüne kadar Esat ile Erdoğan arasındaki ilişkide Erdoğan lehine hareket etti. Suriye’nin İdlib’de bulunan ve terör örgütü olarak nitelediği örgütlere karşı harekete geçmesini önledi. Rusya, Ukrayna savaşının getirdiği sorunlardan dolayı, artık böyle bir sorunla uğraşmak istemiyor. İki liderin bir araya gelmesi Rusya açısından olumlu bir durum. Dolayısıyla bütün bunların sonucu Erdoğan böyle bir adım atmak istiyor.”

Mülteciler seçim konusu

Erdoğan, seçimlerden önce Suriye ile bir sonuca varmak istiyor. O zaman kendi tabanında bile rahatsızlık yaratan Suriyeli mülteciler sorununu çözdüğünün propagandasını yapacak, yeni bir dış politika başarısından söz edebilecek. Bunu seçimde önce yapmak istiyor. Böylece Suriyeli göçmen sorununu oya tahvil edebilecek. Musa Özuğurlu, seçimden önce bir anlaşma ihtimali ile ilgili şunları söylüyor: “Bu gelişmelere bağlı. Yine bunu da birkaç başlık altında görebiliriz. Birincisi tabi Türkiye şunu diyor; biz Suriye politikamızda aslında geri adım atmadık. Suriye yönetimi değişti. Kendi halkını dinlemek, demokrasiyi getirmek, siyaseti işletmek ve muhalif olan tarafları yönetime katmak gibi bazı çizgilere geldi diyebilmesi Erdoğan’a bir rahatlama getirebilir. Diğer taraftan Suriye’nin kırmız çizgileri var. Türkiye’nin kendi topraklarında çekilmesi. Suriye’nin terör örgütü olarak kabul ettiği El-Nusra gibi bir takım örgütlere desteğini çekmesi. Şimdi böyle başlıklar hep iç içe geçmiş durumda. Hem yerel dinamik olarak aktörleri var, hem örgüt olarak aktörleri var. Hem devletlerin de bu işe müdahil olduğunu görüyoruz. Masada görülmeyen ABD gibi tarafları da var. Bunların her biri masada bir zorluk çıkarıyor. Veya işi biraz daha karmaşıklaştırıyor. Bu nedenlerle ben hemen birkaç ay içinde bir çözüm bulunacağını inanıyorum. Erdoğan için avantaj sayılabilecek bir çözüm olacağını sanmıyorum. Çok hızlı bir şekilde olursa bir tarafın bir tarafa çok büyük taviz vermesi gerekir ki, böyle bir şey olursa zaman içinde görürüz.”

İdlib ve El-Nusra sorunu

Suriye ve Türkiye arasındaki başlıca anlaşmazlık konularından biri belki de en zoru Türkiye’nin desteklediği İdlib’deki silahlı gruplar. Özuğurlu bu grupları ikiye ayırıp incelemekten yana. Bu konuda şunları söylüyor: “Bu gruplar içerisinde El-Nusra’yı ayrı ele almak lazım. El-Nusra her durumda Şam-Ankara yakınlaşmasına karşı, böyle bir görüşmenin kendisi için iyi olmayacağını düşünüyor. Eğer Türkiye ile Suriye arasında bir anlaşma olursa El-Nusra yok olacak. Türkiye’nin milli ordu adı altında tanzim ettiği diğer örgütlere baktığımızda onların Türkiye ile bir işbirliği içinde olduğunu görüyoruz. Bu örgütlerin tavrı biraz da Türkiye’nin tavrına bağlı. Bu örgütlerini hepsi Türkiye ile Suriye’nin yakınlaşmasına karşı. Çünkü böyle bir anlaşmanın Suriye yönetiminin siyasal olarak meşrulaştıracağını, hem de pratik olarak o bölgedeki otoritesini tekrar eski haline getireceğini biliyorlar. Bu nedenle de bir yakınlaşmaya karşılar. Ama bu örgütlerin bundan sonra nasıl bir hareket tarzı izleyeceği Türkiye’nin tutumuna bağlı. Çünkü Suriye’nin değiştireceği bir politikası yok. Suriye zaten bunları terör örgütü olarak görüyor. Türkiye ile Suriye arasında bu örgütlerini ne olacağı, nasıl olacağı konusundaki ihtilaflar hala giderilemedi. Bu konunun nasıl halledileceği noktasında bir adım atılabilmiş değil. Bir adım atılmış olsaydı bu örgütlerden en azında olumlu anlamda bir tavır gelirdi. Dikkat edersek Türkiye ile Suriye arasındaki yakınlaşma adımları da hız kesmiş gibi, bunun nedeni de başta bu örgütlere karşı tavır olmak üzere bazı pürüzlerin giderilmemesi olduğunu düşünüyorum. Bir de şöyle bir şey var. Bu örgütler içerisinde Suriye yönetimi ile oturup en azında görüşen var. Bu Suriye açısında kolay bir süreç değil. Ama ben bunun daha çok Türkiye’nin problemi olduğunu düşünüyorum. Çünkü Suriye zaten bu örgütlerle savaş halinde. Eğer bu örgütler ihanete uğradıklarını düşünürlerse -zaten bunun kaygısını taşıyorlar- Türkiye’ye karşı harekete geçebilirler. Türkiye ve Suriye’de Türkiye’nin varlıklarına karşı bir takım eylemler gerçekleştirebilirler. Bu açıdan baktığımız zaman bu sorunu çözmek zorunda olanın Türkiye olduğunu görüyoruz.”

Türkiye çekilmek zorunda

Kritik konulardan birisi de Türkiye’nin işgal ettiği Suriye toprakları. Suriye tarafı kamuoyuna yaptığı açıklamalar, ‘Türkiye bu topraklardan çekilmeden bir anlaşmanın olamayacağı’ yönünde. Kapalı kapılar ardında neler konuşuluyor bu konu da henüz netleşmiş değil. Özuğurlu, Türkiye’nin oralarda sanki hiç çıkmayacakmış gibi bir tutum içerisinde olduğunu belirtiyor ve şunları ekliyor: “Bu elbette Türkiye için bütün bu yatırımlar yapıldıktan sonra geri çekilmek kolayı değil. Türkiye fiili olarak o bölgede kalmak isteyecektir. Ama çekilmese Suriye ile anlaşmanın başka bir yolu yok. Sonuç itibari ile uluslararası hukuk açısından baktığınızda da orası Suriye toprağı. Türkiye ‘Suriye’nin toprak bütünlüğü, Suriye’nin egemenliği’ gibi bir takım vurguları yapmaya devam ediyor. Dolayısıyla buna uymak zorunda kalacak. Burada çekilip çekilmeme pratiği şuna bağlı. Diğer konularla ilgili Türkiye istediğini alacak mı almayacak mı? Bunların başında da SDG ile ilgili pazarlık geliyor bence. Suriye işte burada Türkiye’nin çizgisine ne kadar yanaşır ne kadar yanaşmaz o konuda şu anda bir tahminde bulunmak çok kolay değil. Ama kesinlikle Suriye’nin SDG konusunda Türkiye ile aynı çizgide olmadığını söyleyebiliriz. Bence şu ana kadar en azından bir çekilme takvimi ortaya koymaması bile bunun bir göstergesi. Dolayısıyla Türkiye’nin Suriye’den ne alacağı, ne istediği ile ilgili bir durum olarak ortaya çıkacak.”
Musa Özuğurlu Suriye ile bir anlaşma arayışlarının seçimden sonra da süreceğini düşünüyor. Bu yaklaşımını şöyle gerekçelendiriyor: “Çünkü bu sadece Erdoğan’ın seçim süreci ile ilgili bir süreç değil. Suriye’de bölgesel gelişmelere bağlı bir süreç başladı. Bu süreç durdurulmaz. Bunun seçimlere bağlı bir yönü var ama aynı zamanda seçimlerden bağımsız bir yönü de var. Devletin kararı olacak şekilde bir tarafı var. Dolayısı ile ben seçim sonrasında da en azından girişlerin süreceğini düşünüyorum.”

Her iklimde Kürtlere karşı

Türkiye, Suriye’de de Kürt kazanımlarını ortadan kaldırmak istiyor. Şam yönetimi ile anlaşmak istemesinin en önemli nedeni bu. Özuğurlu iki başkent arasında yaklaşım farkı olduğunu söylüyor: “İki başkent arasında arasında SDG konusunda görüş ayrılığı var. Erdoğan SDG’ye karşı Şam ile anlaşmak istiyor. Ankara, çok radikal bir biçimde bu meselenin hal edilmesine taraftar. Fakat Şam’a baktığınız zaman onların aynı düşüncede olmadığını görüyorsunuz. Elbette Şam için de her zaman bir askeri seçenekte söz konusu ama tercih etmek istemedikleri bir seçenek. Çünkü yönetim açısından da bir dezavantaj oluşturacak bir durum. Bu nedenle siyasi süreci işletmek istiyor, Suriye yönetimi. Askeri yönteme başvurmaları durumu farklı bir boyuta taşıyabilir, siyasi çözümü sekteye uğratır. Bu nedenle Erdoğan’ın şartları Suriye tarafından kabul edilmiyor. Çünkü dediğim gibi Suriye bu meseleyi Türkiye’den bağımsız olarak ele almak istiyor. Türkiye’nin istediği çerçevede, Türkiye’nin istediği üzere ele almak istemiyor. Zaten uzun süredir SDG ile Şam arasında görüşmeler devam ediyor. Daha birkaç gün önce bir heyet vardı Şam’da. Bir sonuç çıkmış değil. Ama iki taraf da anlaşma iradesini ortaya koydular. Dolayısıyla ben Suriye’nin Türkiye ile bir araya gelip doğurdan Kürtlere karşı bir hareket içerisinde olacağını düşünmüyorum.”

Özerkliğe farklı yaklaşım

Kürtler, sorunları Suriye’nin toprak bütünlüğü içinde hal etmek istediklerini deklare ediyorlar. Buna rağmen Şam ile bir anlaşmaya varılamıyor. Bu farklı yaklaşım konusunda Musa Özuğurlu şunları söylüyor: “İki taraf da Suriye’nin toprak bütünlüğü konusunda aynı fikirdeler. Ama SDG bu toprak bütünlüğü içinde daha bağımsız bir şekilde hareket etmek isteğinde. Siyasi özerklikten yana. Ancak, Şam yönetimi siyasi özerkliği kabul etmiyor. İkincisi yönetim Suriye bayrağının her yerde olmasını istiyorlar. İdari özerklik verebileceğini söylüyor. Dolayısıyla Suriye yönetimi ile SDG arasındaki makas açık hala. Ama bütün bunlara rağmen iki taraf arasında görüşmeler sürüyor. İki taraf da birbirlerini kaybetmemek ve kendi çizgisine çekme düşüncesi içerisinde. Yani hem bir fikir ayrılığı söz konusu hem de iki tarafta hala birbirleri ile görüşebileceklerini düşünüyorlar.”

#Türkiye #çekilmeden #anlaşma #olmaz

‘Ekoloji Hareketleri Konferansı’nın ortaya çıkardığı örgütlenme ihtiyacı

Doğan Kılıçkaya

Ekoloji hareketlerinin gerçekleştirdiği konferansın açığa çıkardığı büyük coşku ve geleceğe dönük daha da umut verici sonuçları elbette çok tartışılacaktır. Tartışmak ve sürekli gündemde de tutmak gerekiyor. Çünkü sonuçta bu işten ekoloji hareketleri sorumlu olsa da toplumda öyle anlaşılmış bir toplumsal ekoloji bilinci yok. Bu bilinç yaygınlaşıp özümseninceye kadar da elbette tartışılacaktır. Onun için daha baştan belirtelim ki, ekoloji hareketleri bir konferansla süreci tamamlamış olamazlar. Konferansın da açığa çıkardığı sonuçlar bakımından düzenli, istikrarlı ve kararlı bir biçimde tartışmak gerekmektedir.

Elbette tartışmanın da bir yol ve yöntemi vardır. Ama esas yöntemi de konferansa katılım yapan ve bu konuda çok güçlü tanımlama ve belirlemelerde bulunan analar göstermiştir. Hiç de cafcaflı sözler aramadan kendi doğal, akışkan dilleriyle bunu gerçekleştirmişlerdir. Bunu söylerken entelektüel bilgiyi yadsıdığımız veya küçümsediğimiz anlaşılmamalıdır. Söylemek istediğimiz halk gerçekliğimizi doğru anlamak ve onun anlayacağı dille ona gitmektir. Öğrenme ve öğretmenin en basit yolu budur.

Nitekim konferansa katılan akademik ünvana sahip birçok kişi de anaların o sade ve yalın dillerinden büyük bir hoşnutluk almışlardır. Zaten konferansın dışına yansıyan moral ve motivasyonda da bu hoşnutluk kendisini muazzam yansıtmış, toplumda geleceğe dönük çok güçlü bir umut yaratmıştır.

Konferansa damgasını vuran anaların rolü kadar büyük bir istekle vurgusu yapılan ekoloji hareketinin örgütlülük düzeyindeki parçalılığı aşma iradesi de umudu büyüten faktörlerden olmuştur.

Bu bakımdan mevcut Ekoloji Hareketi veya hareketleri ile gerçekten doğa dostu bütün kurum ve organlara çok büyük sorumluluklar yüklemiştir. Onun için konferansın açığa çıkardığı bu büyük irade birliğini hızla örgütlemek gibi ağır sorumlulukla karşı karşıyayız. Ki, ahlaki politik toplum olmanın da gerekleri buradan geçmektedir. Toplumun açığa çıkardığı temel ölçü ve değerlere aykırı tutum alan hiçbir kurum ya da birey toplumla buluşmayı gerçekleştiremez. Ekoloji kavramı da en genel anlamda toplum ve doğa bütünselliğini amaçladığı için ekoloji hareketlerinin bunu sadece bir görev olarak değil yaşam ilkesi olarak içselleştirip özümsemesi gerekmektedir. Öyle olmadığı zaman yaşamın hızlı değişken gündemleri de insanı alıp kendi akışında sürükler. Ekolojik yaşamın ilkeselliği de bunun için gereklidir. Toplumsal ekoloji sorunu diğer toplumsal sorunlardan daha çok kendini dayatmaktadır.

Yani hiçbir toplumsal sorun, toplumun ekoloji sorunu kadar kendisini dayatmamaktadır. Ekoloji her an her dakika SOS işareti vermektedir. Hatta ekoloji sorununun diğer toplumsal sorunlar kadar farklı farklı sınıf ve katmanları etkilediği gibi ekoloji sorunu hiçbir ayrım yapmaksızın toplumun tümünü etkisi altına almaktadır. Zengininden yoksuluna kadar tüm toplumsal kesimler ekoloji sorunundan etkilenmektedir. Herkes için temiz hava ve temiz su gereklidir.

Dolayısıyla sorunun tanımlanması kadar etkilediği toplumsal çevre ve katmanların hepsini bir arada tutmak da temel bir sorundur. Onun için de başta sorunun kaynağını doğru tanımlamak çözümün de büyük ortağını açığa çıkarır ve çözümü de kolaylaştırır.

Tüm doğayı sermayenin ve kârın kaynağı olarak gören zihniyet ekolojik felaketin de kaynağı olduğundan geri kalan tüm toplumsal kesimleri aynı ilkesel yaşam içerisinde örgütlemek gerekmektedir. Onun için ekoloji hareketini salt homojen bir sınıfın veya katmanın sorunu olarak örgütlemeye kalkarsak sorunun çözümüne hizmet etmiş olamayız. Reel sosyalizm bunu yaptı ve başaramadı. Ekolojist ve feminist hareketleri “burjuva liberal akımlar” olarak tanımlayıp kendisinden uzak tuttu. Ama kendisi burjuvalaşmaktan kurtulamadı.

Kaskatı örgütlendirilmiş bir bürokratik yapı olarak kendilerini geliştirdikleri için reel sosyalizm çözülmek zorunda kaldı. Bu tarihsel tecrübenin bize kazandırdıklarıyla doğru bir örgütlenme anlayışı geliştirirsek sorunun çözümüne de katkı sunmuş oluruz.

Bu bağlamda konferansın geliştirdiği tartışmalardan Ekoloji Hareketleri Konferderalizmi en doğru ve en güçlü seçenek olmaktadır. Yani her yerelden doğru meclisler oluşturarak, meclisleri yerellerin temel karar ve uygulama gücü kılarak mahalle ve köyden ilçeye, ilçeden il ve bölgeye göre kademe kademe kendisini yatay bir örgütlülüğe kavuşturmak zorundadır.

Aslında toplumlarımız bu örgütlenme modeline yabancı da değildir. Yeter ki tarihin derinliklerinde kalmış olan toplumsal kültürümüzü açığa çıkarmayı başaralım. Bu başarılınca göreceğiz ki, toplum tarihsel olarak da muazzam bir Konfederal örgütlenme modeline sahiptir. En yalın haliyle imece kültürü bile böyle bir toplumsal örgütlenme modelidir.

Konferansın seçim ön gününe gelmesinden hareketle, Ekoloji Hareketleri Konferansı’nın açığa çıkardığı bu hayati derecedeki sorunumuzu seçim gündemlerinin hay huyuna kurban etmeden, hatta kendi örgütlenme modelimizi geliştirirken bile kendi seçme kriterlerimizi de örgütlemiş oluruz. Bu da bir tartışma ve toplumsal olarak kendini var etme biçimidir. Başkalarının gündemine takılıp giden değil, kendi gündemimizle başka gündemleri de bütünleştirerek işlersek konferans kararlarına anlam kazandırmış oluruz.

 

 

 

 

 

 

 

#Ekoloji #Hareketleri #Konferansının #ortaya #çıkardığı #örgütlenme #ihtiyacı

Öztürk: Tecride karşı neresi olursa olsun alanda olmalıyız

HDP ve DBP tarafından Sancaktepe’de halk buluşması gerçekleştirildi. Buluşmada söz alan DTK Eşbaşkanı Berdan Öztürk, tecride değinerek, ‘Tecride karşı neresi olursa olsun alanlarda olmalıyız. Demokrasi isteyen tüm halklar da buna karşı olmalı’ dedi

Sancaktepe’de birçok yurttaşın katılımıyla Halkların Demokratik Partisi (HDP) ve Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) tarafından halk toplantısı yapıldı. Toplantıya Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı Berdan Öztürk, Sancaktepe HDP ilçe Eşbaşkanı Aslan Demir, DBP Parti Meclisi (PM) Üyesi Ayşe Sarıca ve çok sayıda yurttaş katıldı.
Halk buluşmasında söz alan DTK Eşbaşkanı Berdan Öztürk, iktidarın annelerin barış ve adalet çığlıklarını duymadıklarını ifade ederek, “Bu sorun sadece annelerimizin değildir. Adalet herkes için adalettir. Siz arkadaşlarımızı tutuklayıp, cezaevlerine atıyorsunuz. Orada da büyük bir işkence yapıyorsunuz. Bu işkenceye ne diyeceksiniz? Annelerimizin ağıtlarına nasıl cevap olacaksınız? Bize bunlardan bahsedin. Siz bunlardan bahsederseniz yeni bir gelecek inşa edebiliriz” dedi.

‘Yaşayacağımız başka bir yol yok’

“Biz sadece Erdoğan gitsin, başkaları gelsin demiyoruz” diyen Öztürk, sistemin kökten değişmesi gerektiğini ifade ederek, “Bu yüzyıllık bir sistemdir. Kürtlerin yok oluşu üzerine inşa edilmiştir. Derdimiz sadece Tayip Erdoğan’dır, o gitsin değildir. Net olacağız. Başka gelenler, siz de o bilinçle giderseniz, sizin de sonunuz AKP-MHP’den beter olur. Çünkü devam ettireceğiniz bir sistem kalmadı. Ekonomi, tecrit ve savaş. Savaştan dolayı ekonomileri dibe vurmuş. Şunu söylüyoruz, bu sistemin değişmesi lazım. Bu sistem devam ettiği sürece, halkımızın direnişi de devam edecek. Çünkü bizim için başka yol yok. Yaşayacağımız başka bir yol yok” dedi.

‘Bu sistemin değişmesi lazım’

Ana dilin önemine de değinen Öztürk, “Halkımız çok büyük bedeller ödemiş, hala ödüyor. Biz bunlara bir doğruyu göstereceğiz. Erdoğan ve MHP bu sistemin temsilidir. Bunları yenmeliyiz, bu önemlisidir. Fakat muhalifte şunu iyi bilsin. Derdimiz Erdoğan değildir, derdimiz sistemdir. Bu sistemin kesinlikle değişmesi lazım. Ne Kürt halkı için ne de Türkiye halkları için bu sistemi artık kullanmazlar” diye belirtti.

Tecrit günlük siyasete alet edilecek bir şey değil

Tecridin dört parça Kürdistan’da sürdürüldüğünü belirten Öztürk, Kürt halkına yönelik kirli savaşın devam ettiğini vurguladı. Öztürk, “Tecrit, dört parça Kurdistan ’da sürdürülüyor. Ekonomi bugün bu haldeyse, Kurdistan halkının üstünde devam kirli savaş yüzündendir. Tecride karşı neresi olursa olsun alanlarda olmalıyız. Demokrasi isteyen tüm halklar da buna karşı olmalı. Çünkü tecrit sadece günlük siyasete alet edilecek bir şey değildir. Fakat bizim halkımızın üstüne çok şey düşüyor. Çünkü bugün özgürlük savaşı veren halkımızdır. Sayın Öcalan’ın fiziki özgürlüğü sağlanmadan Türkiye’de kimsenin özgürlükten, demokrasiden, adaletten, hukuktan bahsetmesi mümkün değildir. Kaynak orasıdır. Bu yüzden ağırlığı oraya vermek lazım.”

Toplantı daha sonra basına kapalı olarak devam etti.

İSTANBUL

#Öztürk #Tecride #karşı #neresi #olursa #olsun #alanda #olmalıyız

Êzidilerin yaşadığı Keberto kampında yangın çıktı

Êzidilerin yaşadığı Keberto kampında yine yangın

Duhok’ta bulunan Êzidi mültecilerin yaşadığı Keberto kampında yangın çıktı. Akşam saatlerinde Êzidi göçmenlerin kaldığı Keberto kampında bulunan bir çadırda yangın çıktı. Çıkan yangında çadır tamamen yanarken, yangında maddi zarar meydana geldiği belirtildi.

Yangının nasıl çıktığı henüz belirlenemedi.

HABER MERKEZİ

#Êzidilerin #yaşadığı #Keberto #kampında #yangın #çıktı

Pakistan’da camiye saldırı: En az 44 ölü, 150 yaralı

Pakistan’ın Peşaver kentindeki camiye yapılan bombalı saldırıda en az 44 kişi hayatını kaybetti

Pakistan’ın Peşaver şehrinde bir camide bombalı saldırı gerçekleşti. Bomba yüklü bir saldırganın camiye girerek saldırıyı gerçekleştirdiği ifade edilirken, bir polis sözcüsü en az 44 kişinin öldüğünü bildirdi.

Pakistan’ın Dawn gazetesinin resmi bilgilere dayanarak verdiği habere göre, yaklaşık 150 kişi de yaralandı. Ülkenin kuzeybatısındaki kentte bulunan cami, çok sayıda polis binasını da içeren yüksek güvenlikli bir bölgede yer alıyor. Saldırganın bombayı patlatmadan önce namaz kılanların arasına karıştığı belirtildi.

Henüz üstlenen yok

Çok sayıda kişinin de enkaz altında kaldığı düşünülüyor.

Saldırıyı henüz üstlenen olmazken, komşu Afganistan’daki İslamcı Taliban hükümetinden bağımsız olarak faaliyet gösteren Pakistan Talibanı, geçen yılın sonunda, İslamabad’daki hükümetle ateşkesi iptal etmiş, o zamandan bu yana da birkaç saldırının sorumluluğunu üstlenmişti.

HABER MERKEZİ

#Pakistanda #camiye #saldırı #ölü #yaralı

Altılı Masa’ya İstanbul Sözleşmesi tepkisi: Sözleşmeyi imzalamayana oy yok

Altılı Masa’nın mutabakat metninde İstanbul Sözleşmesi’nin yer almamasına sanal medyadan tepki geldi

Mayıs ayında yapılacağı tahmin edilen seçimler için hazırlıklar devam ediyor. Bu kapsamda Altılı Masa olarak anılan CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti, DEVA Partisi ve Gelecek Partisi bir mutabakat metni yayınlandı.

Tepkiler yükseldi

Altılı Masa’nın açıkladığı “Ortak Politikalar Mutabakat Metni”nde Millet İttifakı’nın seçimlerden kazanarak çıkması halinde uygulanacak hükümler arasında İstanbul Sözleşmesi’ne yer verilmemesi tepkilere yol açtı.

Bile isteye yazılmadı

Metinde İstanbul Sözleşmesi’nin yer almamasına tepki gösteren çok sayıda kişi, sanal medyada paylaşımda bulundu.

Kaos GL yaptığı paylaşımda, “Altılı masanın ortak politikalar mutabakat metninden LGBTİ ’lara hiç çıktı! 240 sayfalık altılı masa ortak politikalar mutabakat metninde ne LGBTİ+ hakları var ne de toplumsal cinsiyet ve İstanbul Sözleşmesi” ifadelerini kullanırken, Onur Öncü, “Geleceğin hükümet programı açıklanıyor ama içinde değil 1 sayfa bir cümle bile LGBTI+, Toplumsal cinsiyet ve İstanbul Sözleşmesi yok. Nasıl olacak bu iş?” diye sordu.

Sanal medyada yapılan kimi paylaşımlar şöyle:

*Özlem Akcan: “Aynı saatlerde ortak mutabakat metnini açıklayan millet ittifakı, İstanbul Sözleşmesi’ne dair tek laf etmiyor, edemiyor.”

*Yıldız Tar: “Ayrıca Ankara gazetecileri kulislerden biliyoruz ki İstanbul Sözleşmesi’ni mutabakata ekletemediler, bile isteye açıkça İstanbul Sözleşmesi yazılmadı.”

*Şiar: “240 sayfalık ortak mutabakat metninde olmayanlar; Kürt sorununun demokratik çözümü için yol haritası, laiklik vurgusu, LGBTİ hakları, İstanbul Sözleşmesi…”

*Dilber: “Millet ittifakının İstanbul Sözleşmesi hakkında kararı nedir? Kadınlar sözleşmeyi imzalamayana oy vermeyecek.”

*Helin: “İstanbul Sözleşmesi’ni tekrar yürürlüğe koymayı ve 6284’ü uygulayacağını, tarikat ve cemaat yapılanmaları ile top yekün mücadeleyi garanti etmeyen hiçbir mutabakata mutabık değilim…”

İSTANBUL

#Altılı #Masaya #İstanbul #Sözleşmesi #tepkisi #Sözleşmeyi #imzalamayana #yok

İran’da gözaltında işkence ve cinsel saldırı

Uluslararası Af Örgütü, İran’da devam eden halk isyanında tutuklanan 3 kişinin işkenceye maruz kaldığını ve üç kişiden birinin cinsel saldırıya maruz kaldığın açıkladı

İran ve Rojhilat’ta 5’inci ayında tüm saldırılara rağmen devam eden halk ayaklanmasında rejim saldırılarını şiddetlendirdi. Uluslararası Af Örgütü yaptığı açıklamada, Kürt kadın Jîna Emînî’nin katledilmesine karşı gerçekleştirilen protesto gösterilerinde gözaltına alınan 3 kişinin işkenceye maruz kaldığını ve Mehdi Muhammedifard’ın da gardiyanlar tarafından cinsel saldırıya uğradığını açıkladı.

Hepsinde işkence izleri var

Raporda, 2 Ekim’de gözaltına alınan 19 yaşındaki Muhammedifard’ın vücudunda ciddi darp ve cinsel saldırı izlerine rastlandığı ifade edildi. Raporda ayrıca, eylemlerde gözaltına alınan 31 yaşındaki Cevad Ruhi’nin de kırbaçlanarak işkenceye maruz bırakıldığı belirtildi. Ayrıca raporda 18 yaşındaki Arshia Takdastan’ın da işkenceye maruz kaldığına yer verildi.
Uluslararası Af Örgütü’nün hazırladığı raporda, işkenceye maruz kalan eylemcilerin avukat seçme haklarının da ellerinden alındığına dikkat çekildi.

HABER MERKEZİ

#İranda #gözaltında #işkence #cinsel #saldırı

Finlandiya: Türkiye’nin söylemi değişebilir ama biz plana sadığız

Erdoğan’ın Finlandiya için ‘Farklı bir mesaj verebiliriz’ sözlerine karşı Finlandiya Cumhurbaşkanı Sauli Niinistö, bu açıklamaların NATO’ya üyeliklerine ilişkin yaptığı açıklamanın üyelik politikalarını değiştirmeyeceğini belirtti

AKP iktidarının sık sık bir koz olarak kullandığı Finlandiya’nın NATO üyeleiğine desteği için Finlandiya Cumhurbaşkanı Sauli Niinistö’den açıklama geldi. AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın, Finlandiya’nın NATO’ya üyeliğine ilişkin yaptığı “Farklı bir mesaj verebiliriz” açıklamasının ardından Niinistö de bir açıklamada bulundu. Niinisto, konuya dair kendisinin ve Finlandiya Dışişleri Bakanı Pekka Haavisto’nun Ankara’yla temasa geçtiğini açıkladı.

‘Plana sadık kalacağız’

Finlandiya ve İskandinav’da yayınlanan Helsingin Sanomat gazetesine verdiği röportajda Niinistö, Erdoğan’ın açıklamasını “muğlak” olarak yorumladı. Erdoğan’ın açıklamasının Finlandiya’nın NATO’ya üyelik politikasını değiştirmediğini dile getiren Niinistö, “Kabinem, Erdoğan’ın danışmanı ile Haavisto ve Türkiye Dışişleri Bakanı ile ilk istişareler yapıldı. Bu açıklamalar üzerinden koşullandırmalarla yorum yapmak doğru değil. Türkiye’deki genel tablo bu açıklamalarla birlikte değişmemiştir ve hala olduğumuz yerdeyiz. Bu yorumlar, Türkiye’nin değişen söyleminin gelişimini temsil ediyor ve sahip oldukları değer bu. Bu nedenle biz plana sadık kalacağız” açıklamasını yaptı.

‘İsveç NATO ülkesi’

İsveç ile birlikte hareket ettiklerini ifade eden Niinistö, “Finlandiya’nın NATO üyeliği faydasının bir kısmı, İsveç’in NATO üyesi olması gerçeğinden kaynaklanıyor. Bu belirleyici bir nokta değil ancak dikkate alınması gereken bir nokta” dedi.

Ne olmuştu?

Erdoğan, İsveç’te Kuran yakılması konusunda Finlandiya’yı İsveç ile aynı hatayı yapmaması konusunda uyarmıştı. Finlandiya’ya “farklı bir mesaj verebiliriz” diyen Erdoğan, “Bu mesajı verdiğimiz zaman İsveç şok olacak” demişti.

HABER MERKEZİ

#Finlandiya #Türkiyenin #söylemi #değişebilir #ama #biz #plana #sadığız

Barış Akademisyeni Demirkent için göreve iade kararı

OHAL dönemindeki KHK ile Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden ihraç edilen akademisyen Dinçer Demirkent için göreve iade kararı verildi

15 Temmuz 2016’dan sonra ilan edile OHAL ve sonrasında çıkarılan Kanun Hükmünde Kararname (KHK) binlerce insan işinden edildi, tutuklandı. O süreçte özellikle muhaliflere yönelik “cadı avı” ile onlarca emekçi işinden edilmişti.. Onlardan biri olan ve KHK ile Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden ihraç edilen Dinçer Demirkent hakkında yargı göreve iade kararı verdi.

6 yıl sonra görevine dönecek

İdare Mahkemesi, OHAL Komisyonu’na yaptığı başvuru olumsuz sonuçlanan ve süreci yargıya taşıyan Demirkent’in davasında ihlal kararı verdi. Demirkent, kararın kesinleşmesi durumunda tam altı yıl sonra görevine dönebilecek. Demirkent için verilen karar, Prof. Dr. Özdemir Aktan’ın ardından ikinci göreve iade kararı olmuş oldu.

Kararı sosyal medyada duyuran Demirkent’in de üyesi olduğu Eğitim Sen Ankara 5 Nolu Şube, “Bu daha başlangıç, haksız ve hukuksuz biçimde ihraç edilen tüm hocalarımız geri dönecek! #GeriDöneceğiz” dedi.

İkinci kişi oldu

“Bu suça ortak olmayacağız” bildirisini imzalamalarının ardından OHAL dönemindeki KHK’lerle ihraç edilen Barış İçin Akademisyenler’in hukuki mücadelesini sürdüyor. Ankara 21’inci İdare Mahkemesi, bu davalarda bir ilke imza atmış ve Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi iken ihraç edilen Prof. Dr. Özdemir Aktan için göreve iade kararı vermişti. Demirkent, ikinci göreve iade kararı olmuş oldu.

ANKARA

#Barış #Akademisyeni #Demirkent #için #göreve #iade #kararı #Yeni #Yaşam #Gazetesi

Êlih’te 7 yaşındaki kız çocuğu ölü bulundu

Êlih’in Beşevler Mahallesi’nde bir kız çocuğunun cansız bedeni bulundu

Êlih’in (Batman) Beşevler Mahallesi’nde 7 yaşındaki bir kız çocuğunun cansız bedeni kömürlükte bulundu. Edinilen bilgiye göre, teyzesinin evine ait kömürlükte 7 yaşındaki kız çocuğunu hareketsiz gören akrabaları durumu yetkililere bildirdi.

Olay yerine sevk edilen sağlık görevlilerinin yaptıkları incelemede kız çocuğunun hayatını kaybettiğini belirledi. Çocuğun cenazesi, otopsi için Batman Eğitim ve Araştırma Hastanesi morguna götürüldü.

Polis ekiplerince çocuğun babası şüpheli olarak gözaltına alınırken, soruşturma başlatıldı.

ÊLIH

 

#Êlihte #yaşındaki #kız #çocuğu #ölü #bulundu #Yeni #Yaşam #Gazetesi